Ana Sayfa Blog Sayfa 3108

Büyükada’da toplantı halindeler iken gözaltına alınan insan hakları savunucularını tanıyalım: Kim kimdir?

İnsan hakları savunucuları İstanbul, Büyükada’da eğitim toplantısında 5 Temmuz’da gözaltına alındı.

Gözaltına alınan 10 kişinin ne zaman, nasıl gözaltına alındığı ve nerede tutulduğu 6 Temmuz saat 14.30’a kadar açıklanmadı. Yedi gün gözaltı süresi verildi.

Bugüne kadar yaptıkları çalışmaları ortada olan hak savunucuları, gözaltına alınmalarının ardından iktidara yakın medya tarafından “suçlu”, “ajan” ve “terörist” olarak gösterildi.

Bianet, nedensiz ve hukuksuz biçimde gözaltına alınan insan hakları savunucularının kim olduklarına dair kısa biyografilerini yayınladı.

Aynen paylaşıyoruz.

İdil Eser

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü.

Ortaokul ve Lise eğitimini Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nde tamamladı. Lisans eğitimini İ.Ü. İşletme Fakültesi’nde, yüksek lisansını ise Columbia Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yaptı. Bu iki programın arasında Marmara Üniversitesi’nde AB Yüksek Lisans Programı’nın derslerini de tamamladı. Chicago Üniversitesi’nde Rus Tarihi doktorası yaparken, annesinin rahatsızlanması üzerine Türkiye’ye döndü. Daha sonra sivil toplum kuruluşlarında çalışmaya başladı. TEMA Vakfı, Tarih Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği gibi kuruluşlarda insan haklarının değişik veçheleri üzerinde raporlar yazma, projeler yürütme, strateji ve program geliştirme imkanı buldu. Sivil Toplum-Kamu İşbirliği (SKIP) projesinde ağ oluşturma uzmanı olarak çalıştı. Bilgi Üniversitesi’nin yürütülen STK Yüksek Lisans Programı’nın pilot projesi kapsamında sivil toplum kuruluşları çalışanlarına proje bütçesi hazırlama dersleri verdi. Helsinki Yurttaşlar Derneği’nde (hYd) tekrar çalışmaya başladığında, proje ve stratejik gelişim bölümünde çalışmanın yanısıra, Sınır tanımayan doktorlar (MSF) nezdinde Helsinki Yurttaşlık Derneği (hYd) temsilciliği görevini de üstlendi. 2 Mayıs 2016 tarihinde Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Direktörü olarak göreve başladı. Serbest çevirmen olarak çalışıyor. Daha önce çevirdiği Küresel Kalkınma ve Piyasa Güçleri adlı eser Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı.

Gözaltına alındıktan sonra Maltepe Cumhuriyet Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

Özlem Dalkıran

Yurttaşlık Derneği üyesi.

Çevirmen, yazar ve aktivist. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi kurucu üyesi ve Yurttaşlık Derneği (eski adıyla Helsinki Yurttaşlar Derneği) üyesi.

Özlem Dalkıran uzun yıllar çeşitli örgütlerde insan hakları mücadelesinde bulundu. Uluslararası Af Örgütü Türkiye kolunun kurucu üyesi olan Dalkıran, kurulduğu tarihten itibaren örgütün basın sözcülüğü görevini yerine getirmenin yanı sıra iki dönem de başkanlığını yaptı. 2002’nin sonundan itibaren Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Danışmanlık Kurulu üyeliğinde bulunuyor. Şu anda Türkiye’de iki proje üstünde çalışıyor: Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde namus bahanesiyle işlenen cinayetleri sanat ve toplumsal kampanyalarla engellemek ve Türkiye’deki insan hakları farkındalığını arttırmak için Türkiye’yi dolaşan “Sinema ve İnsan Hakları”.

bianet eski çalışanı ve yazarlarından.

Gözaltına alındıktan sonra Kartal Şehit Aslantepe Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

İlknur Üstün

Kadın Koalisyonu üyesi

Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitenin kadın çalışmaları yüksek lisans bölümüne özel öğrenci olarak devam etti. Çeşitli kadın örgütlenmeleri içinde aktif yer alıyor. Ankara KADER Başkanlığını yaptı; Avrupa Kadın Lobisi Türkiye Koordinatörlüğünü ve Kadın Koalisyonu Koordinatörlüğünü yürüttü. Toplumsal cinsiyet ve yerel siyaset üzerine çalıştı.

2015’te yayın hayatına son veren Amargi Derginin editörlerinden biriydi.

Halen Kadın Koalisyonunun yürüttüğü yerel eşitlik izleme çalışmalarında yer alıyor ve yerel yönetimlerin çalışmalarının cinsiyet eşitliği açısından izlenebilmesi için özgün bir model geliştirmek için uğraşıyor.

İlknur Üstün yerel siyaset çalışmalarını ayrıca bianet’te “Yerelden Yerel Seçime, Adaletten Barışa” adlı makalesinde paylaştı.

Kitapları: “Sıcak Aile Ortamı”: Demokratikleşme Sürecinde Kadın ve Erkekler (Aksu Bora ile TESEV Yayınları, 2005); Bir de Buradan Bak: Cinsiyet Eşitsizliği Bir “Kadın Sorunu” Değil Toplumun Sorunudur” (S. Sancar, S. Acuner, A. Bora ile, 2006, KADER Yayınları); “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Hesaba Katabiliyor muyuz?” (2011, STGM Yayınları)  “Boşuna mı Okuduk?” (Aksu Bora, Necmi Erdoğan, Tanıl Bora ile, 2011, İletişim); Trabzon’u Anlamak (Yücel Demirer ve Güven Bakırezer editörlüğünde, 2009, İletişim)

Gözaltına alındıktan sonra Maltepe Cumhuriyet Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

Nalan Erkem

Yurttaşlık Derneği üyesi.

Avukat. 2002 -2004 dönemi İzmir Barosu yönetim kurulu üyesi olarak AB’nin desteklediği “İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü” projesini yürüttü. Rusihak’ın psikiyatri hastanelerinin ve bakım merkezlerinin insan hakları bakımından izlenmesi projelerini yürüttü. Baro’nun yürüttüğü çocuk cezaevlerindeki şiddetin önlenmesi çalışmaları, İHD’nin İşkenceye Sessiz Kalma projesi, İHOP’un yürüttüğü kadına karşı şiddetin izlenmesi, yargının izlenmesi, ayrımcılığın izlenmesi projelerinde uzman olarak görev yaptı, bu çalışmalar kapsamında izleme rehberleri hazırlayarak yayınladı.

Nalan Erkem bianet yazarlarından.

Gözaltına alındıktan sonra Kartal Şehit Aslantepe Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

Günal Kurşun

İnsan Hakları Gündemi Derneği Yönetim Kurulu üyesi.

Akademisyen, hukukçu. Ceza Hukuku dersleri verdiği Çukurova Üniversitesi’nden 29 Ekim gecesi yayınlanan 675 sayılı kanun hükmünde kararname ile ihraç edildi. Akademik olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) üzerine ilk çalışan akademisyenler arasında yer aldı. Türkiye’nin UCM’ye katılması ve nefret suçları üzerine sivil toplum faaliyetleri yürüttü. Uluslararası Af Örgütü aktivisti ve İnsan Hakları Gündemi Derneği üyesi.

Gözaltına alındıktan sonraTopselvi Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

Veli Acu

İnsan Hakları Gündemi Derneği Yönetim Kurulu’nda sayman.

Aktivist. 1988 yılında Siirt’te doğru. Gazi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi lisans bölümünü bitirdi. Halen Gaziantep Üniversitesi’nde İngiliz Dil ve Edebiyatı bölümünde öğrenimine devam ediyor.

Gözaltına alındıktan sonra Topselvi Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

Nejat Taştan

Eşit Haklar İzleme Derneği Genel Koordinatörü.

1986’dan bu yana insan hakları savunuculuğu yapıyor.

Irk, etnik köken, din ve inanç ayrımcılığı, engelli hakları, barışçıl toplantı ve örgütlenme özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı başta olmak üzere birçok hak ve özgürlük alanında çalışıyor.

İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD) üyesi. Bağımsız Seçim Platformu 12 Haziran 2011 XXIV Dönem Milletvekili Genel Seçimi Gözlem Raporu, Türkiye’de Irk ve Etnik Kökene Dayalı Ayrımcılığın İzlenmesi Raporu, (İstanbul Bilgi Üniversitesi ) ve Türkiye’de Engellilere Yönelik Ayrımcılık ve Hak İhlalleri Raporu’nun (ESHİD Yayınları) hazırlanmasında yer aldı.

Kurucu üyesi olduğu Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nde 2010 yılından beri genel koordinatörlük görevini sürdürmektedir.

Taştan’ın bianet’te yayınlanmış “YSK’Dan Sandıkta Kürtçe Tercüman Kararı” bir makalesi bulunuyor.

Gözaltına alındıktan sonraPendik Esenyalı Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

Şeyhmuz Özbekli

Hak İnisiyatifi temsilcisi.

İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği’ne (MAZLUMDER) Mart 2017’de kayyum atanması ve ardından 24 şubesinden 16’sının kapatılmasının ardından kurulan Hak İnisiyatifi’nin Diyarbakır Şubesi temsilcisi.

Gözaltına alındıktan sonra Pendik Esenyalı Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

Ali Garawi

İsviçre vatandaşı insan hakları eğitimcisi

Gözaltına alındıktan sonra Büyükada Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

Peter Steudtner

Almanya vatandaşı insan hakları eğitimcisi.

Barış işçilerini ve insan hakları savunucularını anlaşmazlıkları dönüştürme, şiddete dayalı olmayan eylem, zarar vermeme yaklaşımı ve bütünsel güvenlik eğitimleri vererek destekleme alanında 20 senelik tecrübesi bulunan bir belgesel film yapımcısı ve aktivist.

Bütünsel Güvenlik El Kılavuzu’ nun ortak yazarlarından ve Dijital Bütünlük Bursu süresince gazeteci ve insan hakları savunucularına Kenya, Mozambik ve Angola’da uzun vadeli eşlik edilmesi şuanki projeleri arasında.

Gözaltına alındıktan sonra Büyükada Polis Merkezi Amirliği’ne götürüldü.

 

(Bianet)

Dört Arap ülkesi Katar’a yeni yaptırımlar uygulayacak

Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, Katar’ın 13 maddelik talep listelerini kabul etmemesi nedeniyle Doha’ya karşı yeni yaptırımlara gideceklerini açıkladı.

Çarşamba günü (5 Temmuz) biraraya gelen dört Arap ülkesinin dışişleri bakanları (Soldan sağa): Sameh Şükri (Mısır), Halid bin Ahmed el-Halife (Bahreyn), Adel el-Cübeyir (Suudi Arabistan) ve Abdullah bin Zayed el-Nahyan (Birleşik Arap Emirlikleri).

Katar, kendisini terörizme destekle suçlayan ve ambargo uygulayan dört ülkenin taleplerini kabul etmemişti.

Arap ülkeleri yaptıkları ortak açıklamada, Katar yönetiminin bu kararla sorunu diplomatik yollarla çözme çabalarını sabote ettiğini ifade etti.

Açıklamada, ‘Katar’ın bu kararla bölgeyi istikrarsızlaştırmayı hedefleyen politikalarına devam edeceğini kabul ettiği’ belirtti.

Yaptırımların ‘ekonomik, siyasi ve hukuki’ olacağını belirten ‘Arap ülkeleri, yeni yaptırımların içeriğine ve ne zaman hayata geçirileceklerine dair bilgi vermedi.

Tillerson Kuveyt’i ziyaret edecek

Bu arada ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın krizin çözümüyle ilgili görüşmeler yapmak üzere Kuveyt’e gideceği açıkladı.

Kuveyt, krizin çözülmesi için arabuluculuk yapıyor.

Nauert, ABD’nin krizle ilgili git gide daha fazla kaygılandığını belirtti.

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis’in ise, Katarlı mevkidaşı Halid el-Attiye ile yaptığı telefon görüşmesinde ‘krizin dindirilmesinin önemini ele aldığı’ açıklandı.

Dört Arap ülkesi geçen ay, Katar’la diplomatik ilişkilerini kesmişti.

Bu ülkeler iki hafta önce ise 13 maddelik bir talepler listesi yayımlamış, ambargonun kaldırılması için bu taleplerin kabulünü şart koşmuştu.

Talepler arasında Katar’daki Türk askeri üssünün kapatılması, medya kuruluşu El Cezire’nin yayınını durdurması, İran’la ilişkilerin zayıflatılması ve Yemen’deki isyancı Husilere desteğin sonlandırılması da bulunuyordu.

Doha, bu talepleri gerçekçi ve uygulanabilir olmadıkları gerekçesiyle reddederken sorunun çözümü için uygun şartlarda diyaloğa girmeye hazır olduğunu belirtmişti.

Olay, on yıllardır Körfez’de yaşanan en büyük kriz olarak değerlendiriliyor.

 

(BBC Türkçe)

St. Pauli kulübü stadyumunu G20 protestocularına açıyor

Hamburg’daki futbol kulübü St. Pauli, , G20 zirvesini protesto etmek için gelen göstericilere destek veriyor. Stadyumda yatacak yer sunan kulüp yönetimi böylelikle “absürt kamp yasaklarına” tepki gösterdiğini de açıkladı.

Hamburg’daki St. Pauli futbol kulübü, sol alternatif taraftarlarıyla ünlü bir futbol kulübü. Kulüp yönetimi bu nedenle, şehirde düzenlenen G20 zirvesini protesto etmek için gelen göstericilere stadyumda yatacak yer sunulacağını açıkladı. Millerntor Stadı’ndaki tribünlerin altında 200 kişiye yatma imkanının verilebileceğini bildiren St. Pauli yönetimi, ayrıca protestocuların burada tuvalet ve banyo ihtiyaçlarını gidermesinin de mümkün olduğunu duyurdu. Ayrıca protestoların organizatörleri tarafından stadyumda mobil mutfak kurulacağı bildiriliyor.

“İfade özgürlüğü için bir işaret”

G20 zirvesi öncesinde Hamburg’a gelen protestocular için hala yatacak yer açığı var. Kulüp yönetiminden “Yes we camp” (Evet, kamp yapıyoruz) başlığıyla yapılan basın açıklamasında bu karar ile “insan hakları, ifade özgürlüğü ve toplanma hakkı konusunda bir tavır sergilemek” istedikleri dile getirildi. St. Pauli futbol kulübünün canlı bir kültürü simgelediği ve desteklediği belirtildi.

Hamburg Balık Pazarı’ndaki G20 karşıtı “Welcome to Hell” adlı gösteriye binlerce kişi katıldı.

Çarşamba gününden bu yana alternatif bir basın merkezine de ev sahipliği yapan Millerntor Stadı, G20 Zirvesi’nin yapılacağı Hamburg fuar alanına sadece birkaç yüz metre uzaklıkta. Şehirde daha önce kiliseler ve Hamburg tiyatrosu da göstericilere yatacak yer sunmuştu.

G20 zirvesini protesto için şehre gelen göstericilerin konakladıkları kamplar, günlerdir tartışma konusu oluyor. Güvenlik yetkilileri, parklarda çadır kampları kurulmasını engellemiş, Hamburg Yüksek İdare Mahkemesi ise Çarşamba günü iki parkta 600 çadır kurulmasına izin vermişti.

 

(DW Türkçe)

Dünyayı yönetenler, Hamburg cehennemine hoşgeldiniz! – Armağan Kargılı

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

G20 Liderler zirvesine bu yıl, 7 Temmuz cuma ve 8 Temmuz cumartesi günleri Almanya’nın en büyük liman kenti Hamburg ev sahipliği yapıyor. Hamburg, dünya isyan tarhinde önemli bir yere sahip. Daha şimdiden 2017 G20 zirvesi de protestolarıyla bu tarihteki yerini alacak gibi görünüyor. Dünya, artık gelir adaletsizliğine ve yönetenlerin yönetilenler üzerindeki diktasına daha fazla göz yumacak gibi görünmüyor.

G20 nedir?

Önce biraz G20’yi tanıyalım. G20’yi, dünya ekonomisinin yüzde 80’ini, dünya nüfusunun yüzde 65’ini elinde bulunduran dünyanın en büyük 20 ekonomisine sahip ülkesi oluşturuyor. Önceleri bu ülkelerin maliye bakanları ve merkez bankası başkanları ile ekonomi kurmayları biraraya geliyordu. 2008’de başta Batılı ülkeler ve gelişmiş ekonomileri etkileyen büyük ekonomik krizin ardından liderlerin biraraya gelmesinin sorunların çözümüne katkıda bulunacağı düşünüldü. Böylelikle de G20 toplantılarına, liderler zirvesi de eklendi. G20, ABD, Almanya, Arjantin, Avustralya, Brezilya , Çin Halk Cumhuriyeti, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Rusya Federasyonu, Suudi Arabistan ve Türkiye’den oluşmaktadır. Bu ülkelerin yanı sıra, AB Dönem Başkanlığı, IMF Direktörü, Dünya Bankası Başkanı, IMF Uluslararası Para ve Finans Komitesi ve Dünya Bankası Kalkınma Komitesi Başkanları da G-20 toplantılarına katılmaktadır. İspanya ve Singapur G20’nin düzenli misafiri sayılıyor. Norveç ve İran gibi G20 ülkeleri standartlarının üzerinde milli gelire sahip olmalarına karşın grubun üyesi olmayan ülkeler de var.

Aslında G20 bir örgütten çok, bir forum niteliğinde. G20’nin bir yönetim merkezi ya da bir sekreteryası bulunmuyor. Her yıl değişen dönem başkanı ülke, gündemi ve toplantının daimi üyeler dışındaki katılımcılarını belirliyor. Evsahibi Almanya, 2017 zirvesine; Afrika Birliği Dönem Başkanı ve Gine Devlet Başkanı Alpha Conde, Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Norveç Başbakanı Erna Solberg, Afrika’nın Kalkınması İçin Yeni Ortaklık Dönem Başkanı ve Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall ile Asya Pasifik İşbirliği Örgütü Dönem Başkanı ve Vietnam Başbakanı Nguyen Xuan Phuc’u davet etti.

G20 ülkeleri her ne kadar dünya ekonomisinin yüzde 80’inden fazlasını ellerinde bulundursalar da bugün ülkelerinde başta yolsuzluk ve gelir dağılımında adaletsizlik olmak üzere bir çok sorunla boğuşuyorlar.

Bataklığın çöküşü

Önce, G20 zirvesinde bir kez daha ortaya çıkacak sorunlara göz atmakta fayda var. Liderler Zirvesinden önce, Mart ayında Almanya’nın Baden Baden kentinde toplanan G20 bakanlar zirvesi ve geçtiğimiz ay İtalya’nın Sicilya adasındaki Taormina kentinde toplanan G7 liderler zirvesi çözümsüzlükle sonuçlandı. Aslında neoliberalizmin çöküş sıkıntıları diye tanımlanan bu çözümsüzlüğün başında Amerika ve Avrupa arasındaki çelişkiler geliyor. Tartışmaların odağında NATO var. ABD Başkanı Donald Trump, Amerika’nın 2. Dünya Savaşı’ndan sonra NATO’da üstlendiği Avrupa’yı koruma rolünü daha fazla sürdürmek istemediğini her fırsatta dile getiriyor. İşte son günlerde en çok konuşulan Trump’ın 5. Maddeye bağlılığını ifade etmekten kaçınması da buradan kaynaklanıyor. Çünkü, 5. Madde, üye devletleri, saldırıya uğradıklarında diğerlerine yardım etmekle yükümlü kılıyor. Trump ise Avrupalıların NATO’ya söz verdikleri Gayri Safi Milli Hasılalarının yüzde 2’sini savunma bütçelerine ayırmaları taahhütlerini yerine getirmezlerse bu rolü sürdürmek istemiyor.

Bir diğer tartışma da Trump’ın açıkladığı, ABD’nin Paris İklim Konferansı’ndan çekilme kararı. Trump, ABD’deki ekonomik büyümeyi kısıtladığı gerekçesiyle İklim Anlaşması’na karşı çıkıyor ve dünyayı en çok kirletenlerden birisi olarak bunun faturasını ödemeye razı olmuyor.

Bir de serbest pazar konusu var. ABD başta otomotiv ve çelik endüstrisi olmak üzere Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin kendi pazarına hakimiyetinden son derece rahatsız. Trump, ulusal pazarların korunmasından açıkça sözedemiyor, neoliberalizmin temel ilkesi denilen korumacılığa da alenen direnemiyor. Bir ihracat ülkesi olan ABD’nin bundan en çok etkilenecek ülke olduğunu da biliyor. Ama “Önce Amerika” sloganından da geri adım atmıyor. Örneğin G7 toplantısının sonuç bildirgesinden, “korumacılığa direnme” maddesinin çıkarılmasını sağladı.

G20’nin evsahibi Almanya Şansölyesi Angela Merkel, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada aslında bu sorunu şu sözlerle özetledi:

“Başkalarına tamamen güvenebileceğimiz zamanlar, bir dereceye kadar sona erdi. Biz Avrupalılar yazgımızı kendi ellerimize almalıyız.”

Bu sözler aslında, Avrupa ve Kuzey Amerika’yı içine alan Batlılık kavramının da çöküşü anlamına geliyor.

İşte bu kırılmanın G20 zirvesinde daha da net ortaya çıkması bekleniyor.

Neo-Liberalizmin sonu mu?

Sorunlar sadece Avrupa-ABD ilişkileri ile sınırlı değil, çok daha derinde. Aslında dünya, neoliberal ekonominin çöküşünü özellikle de 2008 krizinin ardından daha yüksek sesle konuşmaya başladı. Bu krizin aşılıp aşılmadığı, aşıldıysa nasıl aşıldığı genellikle gündeme getirilmiyor. Ancak o günden bu yana bilinen bir gerçek, dünyanın hızla silahlandırıldığı ve başta iç savaşlar olmak üzere dünya üzerindeki savaşların arttığı. SIPRI raporlarına göre silahlanma harcamaları, 2011’den başlayarak yeniden artış trendine girdi. 2008’den bu yana da, 300 milyar dolardan fazla arttı. Tek başına bir kalemde Suudi Arabistan ile ABD arasında 110 milyar dolarlık silah anlaşması gözönüne alındığında bu rakamın 2017 yılında çok daha artacağını söylemek zor değil. Silahlanma harcamalarının artması neden neoliberalizmin sonunu getirsin diye soranlara da bazı ekonomistlerin yanıtı şu: Birincisi, savaş sürdürülebilir bir politika değil, yani ancak bazı ekonomilere dönemsel bir rahatlama sağlayabilir. İkincisi de yarattığı göç, neoliberalizmin serbest dolaşım üzerine kurulu sistemini yerle bir ediyor. Ülkeler birbiri ardına sınırlarını yeniden hem de bu kez duvarlar örerek inşa ediyorlar. Para ve meta ile birlikte insanların da serbest dolaşımını ilke edinen örneğin Avrupa Birliği, bir süredir çöküş sinyalleri veriyor. Ulus devlet çıkarlarının üzerinde bir birlik olmayı hedefleyen Avrupa Birliği’nin ne yazık ki bu hedefine varamadığı birçok ekonomist ve toplumbilimci tarafından ortaya konuyor. Birlik içerisinde olmasına rağmen ulusal çıkarlarından neredeyse bir adım bile geri adım atmayan ne Euro ne de Schengen anlaşmasını kabul etmeyen Britanya sonunda birliği terk etmeye karar verdi. Ama ne bu terkedişin nasıl olacağı ne de birliğin geleceği konusunda kimse bir şey söyleyemiyor.

Kemer sıkma politikaları yandı bitti kül oldu

Bütün bunların yanısıra krizin faturasını yoksullara çıkaran ve öncülüğünü Angela Merkel’in yürüttüğü kemer sıkma politikalarının iflası konusu da var. Bu politikalar sayesinde dünyanın en zenginleri giderek daha da zenginleşti. Geçtiğimiz yılın verileri, dünyanın en zengin 8 kişisinin servetinin, dünyanın yoksul yarısından daha fazla olduğunu ortaya koydu. Bu politikalar, önce Yunanistan’da sonra da İspanya’da çöktü. Kemer sıkma politikalarını bu ülkelere dayatan Merkel, bu yolla kendisine bağımlı iki ülke yaratmış oldu. Britanya’da da önce David Cameron ardından da Theresa May hükümetleri tarafından acımasızca uygulanan bu politikalar, Londra’nın en zengin semtindeki belediye gökdeleni Grenfell’le yandı, bitti, kül oldu. Bu politikaları yerden yere vuran İşçi Partisi’nin sosyalist Lideri Jeremy Corbyn oldu. İktidarda olmasa da kamuoyu yoklamaları, şu anda onu İngiliz politikasının en güvenilir başbakan adayı olarak öne çıkartıyor.

Ve neoliberalizmin çöküşünün en temel göstergesi olarak da son dönemlerde artan milliyetçilik gösteriliyor. Bu dalga, Avrupa’daki merkez sol ve merkez sağ kalelerinin birer birer yıkılmasına yol açtı. Bunun İspanya’dan sonraki örneği de Fransa oldu.

G20 liderler zirvesinde muhtemelen neoliberalizmin çöküşü konuşulmayacak. Bu çöküşü bir çok kişi görmesine rağmen yerine neyin konulacağını bilmiyor. Çünkü elektronik devrimin ve güneş enerjisi kullanımının nasıl bir sonuç yaratacağı henüz bir bilinmez. Bunları konuşmak yerine teknik çalışma gruplarınca hazırlanacak bir iyi niyet sonuç bildirgesi büyük olasılıkla kamuoyuna açıklanacak. Kamuoyu da zirveden çok, hangi lider kiminle görüştü meselesini konuşacak.

Zirvenin liderlerinin hepsi birbirinden sorunlu. İktidarlarını nasıl sürdüreceklerinin hesabı içindeler. Merkel, seçime hazırlanıyor, o nedenle zirvenin protestocularına bile sempatik olmak zorunda. Demir Leydi, eylül seçimi öncesinde en demokratik maskesini takarak zirvenin “çok sesliliğin ve protestoların şehri Hamburg”da yapılmasına izin verdi.

Trump, ülkesinde son derece ciddi seçim yolsuzluğu soruşturmalarıyla yüzyüze. ABD, Trump’ın seçim kampanyasına Rusya’nın verdiği destek tartışmasıyla çalkalanıyor.

İsyan ayakta

Yıllardır Putin’in yönettiği Rusya, başta Avrupa olmak üzere çeşitli ülkelere el atından müdahaleleriyle neoliberalizmin çöküşünü hızlandıran ülke olarak görülüyor. Eski istihbaratçı Putin, “diktatör” diye anılan liderlerin başında geliyor.

Arjantin, Brezilya , Meksika, Güney Afrika ve hatta Japonya gibi ülkelerin liderlerinin her biri yolsuzlukla suçlanıyor. Gelir adaletsizliği bu ülkelerle birlikte  tüm G20 ülkelerinin ortak sorunu. Türkiye, muhalifler için dünyanın en büyük açık hava hapishanesi. Çin Halk Cumhuriyeti, Suudi Arabistan gibi ülkelerde insan haklarından söz etmek bile neredeyse imkansız. Durum böyle olunca zirve kadar, zirveyi protesto edenler de öne çıkıyor. 2017 G20 Liderler Zirvesi’nin protestocularına Kürtler, anarşistler, anti kapitalistler ve çok sayıda sol gruplar, yeşiller,  kadınlar, LGBTİ’ler öncülük ediyorlar. Rojava modelinin de tartışılacağı alternatif zirveler var. Anarşistler, “Welcome to hell- Cehenneme Hoşgeldiniz” sloganıyla aslında dünyayı cehenneme çevirenleri karşılıyorlar. Bu liderlere dünyayı dar etmeye kararlılar. Ezilenler, azınlıklar, muhalifler, kısacası yönetilenler, dünyayı yöneten bir avuç diktatöre ve diktatör olma heveslisine karşı isyan bayrağını yükseltiyor.

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

 

Armağan Kargılı

Kadınlar Pippa Bacca’nın 8 yıl önce katledildiği yerden yürüdü: Erkek adalet değil, Gerçek adalet!

Türkiye’nin çeşitli illerinden kadın örgütleri, “erkek adalet değil gerçek adalet” sloganıyla 22. gününü tamamlayan Adalet Yürüyüşü’ne katıldı. Yürüyüşe, barış aktivisti Pippa Bacca’nın 8 yıl önce katledildiği Gebze’de dahil olan kadınlar, yasa önünde ve hayatın her alanında eşitlik vurgusu yaptı.

Gazete Duvar’dan Aynur Tekin’in haberine göre Adalet Yürüyüşü’nün 22. gününe katılan kadın örgütleri, “erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz” sloganıyla yürüdü. Korteje barış aktivisti Pippa Bacca’nın öldürüldüğü Gebze’de dahil olan kadınlar, eşitlik olmadan demokratik bir ortamın sağlanamayacağını ifade etti. Mola yerinde yapılan basın açıklamasında, kadınlara yönelen baskının OHAL’le birlikte arttığı belirtildi ve ihlallere karşı mücadele çağrısı yapıldı.

BÖKE: Yeni bir siyaset dili istiyoruz

Hiçbir mücadelenin toplumun tümünü kapsamadan kazanılamayacağını belirten CHP İzmir Milletvekili Selin Sayak Böke, Gazete Duvar’a değerlendirmelerde bulundu. Kadına adaletin olmadığı bir sistemin gerçek adaletle bir ilgisi olamayacağını belirten Böke, “Kadınların adalet talebiyle erkek egemen kültüre itiraz ediyor olması Türkiye’nin geleceği için çok önemli. Bugün Türkiye’de kadınlar sadece kadın oldukları için cinayetlere ve türlü ihlallere uğruyorlar. Buna ‘dur’ demenin tek yolu da kadınlar olarak adalet talebini ortaya koymak ve elde etmekten geçiyor. Adalet talebinin kendisi ‘ben siyasete yeni bir dil istiyorum, yeni bir siyaset biçimi istiyorum’ diyor.”

9 yıl önce Gebze’de katledilen barış aktivisti Pippa Bacca’yı anan Böke, farklı coğrafyalar ve kültürlerden kadınların evrensel barış talebinde birleştiğini vurguladı: “Yarım kalmış ve umudu kesilmiş olan yürüyüşlerin birlikte tamamlanması da yarının dünden daha iyi olacağının işareti; ama bugünün kötü olduğunu tespit etmemiz gerekiyor.”

‘‘Erkek adalet değil, gerçek adalet’ demek için buradayım”

Yürüyüşe annesiyle birlikte katılan HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, “Ben bugün kadınlarla birlikte ‘erkek adalet değil, gerçek adalet’ demek için buradayım” diye konuştu. Adalet Yürüyüşü’nün anlamlı bir eylem biçimi olduğunu ifade eden Kerestecioğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında daha önce başlaması gerekirdi. Belki 7 Haziran’dan sonra başlaması gerekirdi; ama bugün için hakikaten anlamlı; çünkü ülkenin neredeyse yarısının cezaevinde gibi yaşadığı ve hepsinin birden özgürlüklerden mahrum olduğu bir dönemde yaşıyoruz.”

İnsan hakları savunucusu Nimet Tanrıkulu, kadınların yüzyıllardır eşitlik ve adalet için yürüdüğünü belirterek şöyle konuştu: “Bugün, dünyada hala barış içinde yaşamanın mümkün olduğu söyleyen Pippa Bacca ve katledilen bütün kadınların sesi olmak için bu yürüyüşteyiz. Kadınların katledildiği bir dünyada gerçek eşitlikten gerçek özgürlükten bahsetmek mümkün değil. Kadınlar bugün yüzyıllardır yaptıkları yürüyüşlerinin bir yenisini gerçekleştiriyor. 22 gündür yapılan bu yürüyüşün anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Ancak herkes için adalet diyerek bu yürüyüşün başka biçimlerde de sürdürülmesini istiyoruz.”

Adalet Yürüyüşü’nün 22. gününe katılan 300’ün üzerinde kadın, eşitlik ve adalet taleplerini vurgulayarak dayanışma çağrısı yaptı.

 

(Gazete Duvar)

Adalet Yürüyüşü’nde 23. gün

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun öncülüğünde, partinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu‘nun tutuklanması sonrası başlatılan “adalet yürüyüşü”nde bugün 23. gün. 420 kilometrelik yürüyüşte bugüne dek yaklaşık 384 kilometre yol katedildi.

Dün yürüyüş öncesi açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, zaman zaman kortejin “protesto edildiğini” hatırlatarak “Biz Türkiye’nin en barışçıl eylemini yapıyoruz. 450 kilometreyi kimsenin burnu kanamadan, tek bir kötü söz söylemeden, bizim gibi düşünmeyenleri alkışlayarak yolumuza devam ediyoruz. Bazı çevrelerde ciddi endişeler yarattı bu” dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz, bu yürüyüşü adalet adı altında yapıyoruz. 80 milyon için yapıyoruz. Adalet ihtiyacı hepimizin orak ihtiyacı. Yine bazı çevreler ‘Siz yürüyorsunuz ama biz izin veriyoruz’ diyorlar. Ne demek sizin veriyorsunuz? Bu bizim anayasal hakkımız. Adalet istemek ne zamandan beri birilerinin iznine, lütfuna bağlı? Pazar gününe yaklaşıyoruz. İnşallah hiç kimsenin burnu kanamadan hep birlikte Maltepe’de olacağız. Bu yürüyüşü niçin yaptık, ne istiyoruz; bunları anlatacağız.”

Kılıçdaroğlu, 22. gün etabı sırasında iktidar kanadının “Biz izin veriyoruz”  şeklindekş açıklamalarına da tepki göstererek, “Adalet istemek ne zamandan beri birilerinin iznine bağlı oldu” ve niyetlerinin barışçıl geçen yürüyüşlerini pazar günü de barışla noktalamak olduğunu da sözlerine ekledi

Yürüyüşün 23. gün etabı ile İstanbul’a da giriş yapılmış olacak.

 

(T24)

Gözaltına alınan insan hakları savunucuları, Anadolu Yakası’ndaki karakollarda

İstanbul, Büyükada’da eğitim toplantısında bulunan insan hakları savunucuları dün gözaltına alındı, bugün Anadolu yakasındaki polis merkezlerine sevk edildi. Almanya ve İsveç vatandaşı olan iki eğitimci ise halen Büyükada’da tutuluyor.

Bianet’den Ayça Söylemez’in haberine göre Avkat Benan Molu’nun, gözaltında bulunan hak savunucuları ve götürüldükleri karakollar hakkında şu bilgileri verdi:

İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü) – Maltepe CumhuriyetPolis Merkezi Amirliği

İlknur Üstün (Kadın Koalisyonu) – Maltepe Cumhuriyet Polis Merkezi Amirliği

Nalan Erkem (Helsinki Yurttaşlık Derneği) – Kartal Şehit Aslantepe Polis Merkezi Amirliği

Özlem Dalkıran (Helsinki Yurttaşlık Derneği) – Kartal Şehit Aslantepe Polis Merkezi Amirliği

Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği) – Topselvi Polis Merkezi Amirliği

Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği) – Topselvi Polis Merkezi Amirliği

Nejat Taştan (Eşit Haklar İzleme Derneği) – Pendik Esenyalı Polis Merkezi Amirliği

Şeyhmuz Özbekli (Hak İnisiyatifi) – Pendik Esenyalı Polis Merkezi Amirliği

Ali Garawi (İsviçre vatandaşı insan hakları eğitimcisi) – Büyükada Polis Merkezi Amirliği

Peter Steudtner (Almanya vatandaşı insan hakları eğitimcisi) – BüyükadaPolis Merkezi Amirliği

Gözaltına alınmış olan otel müdürü ise serbest bırakıldı.

 

(Bianet)

‘Ben bir iklim bilimciyim ve tepeden aşağıya sızan cehaletin kazanmasına izin vermeyeceğim’

Ben Santer tarafından Washington Postta yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Ben Santer bir iklim bilimci ve Ulusal Bilimler Akademisi’nin üyesidir

Ömrümün büyük kısmında dağcıydım. Dağlar benim kanımda var. 20’lerimin başlarında Fransa’da tırmanırken, Aiguille d’Argentiére üstünde normal rotanın başında Milieu Buzulunda bir çatlağa düştüm. Yaralanmamıştım. Damarlı buzulun sonunda 120 fit yukarıda ince bir şerit olarak mavi gökyüzünü gördüm. Matematik basitti: 120 fit tırmanmak. Eğer mavi gökyüzünün göründüğü ince yarığa ulaşabilirsem yaşardım. Eğer başaramazsam karanlık ve soğuk içinde donarak ölürdüm.

40 yıl sonra şu an başka bir çeşit karanlığın içindeymişim gibi hissediyorum. Trump yönetiminin bilimsel cehaletinin karanlığı. Bu Milieu Buzulu’nun içindeki karanlık kadar gerçek ve yaşamı tehdit ediyor. Bu sefer tek başıma değilim. Bu cehaletin sonuçları gezegendeki herkesi tehdit ediyor.

Yeteneklerinize en çok uyan bir şeyi yapabilmek için tüm profesyonel hayatınızı harcadığınızı hayal edin. Bu tek şey benim için doğayı ve iklim değişikliğinin etkilerini çalışmak. Uzun bir çıraklık dönemi geçiriyorsunuz. İklim sistemini, iklim değişikliğinin bilgisayar modellerini ve iklim gözlemlerini öğrenmeye yıllarınızı harcıyorsunuz. Kompleks veri setlerinin analiz edebilmek için istatistik ve matematik metotlarla bir alet çantası dolduruyorsunuz. Gürültülü veri içerisinde elektrik mühendislerinin sinyalleri nasıl tespit ettikleri öğretilmiş size. Bu mühendislik kavrayışını Dünya’nın ikliminin doğal gürültüsünde gömülmüş insan kaynaklı ısınma sinyallerinin tespit etmek için uyguluyorsunuz. Sonunda insan faaliyetlerinin Dünya yüzeyini ısıttığını öğreniyorsunuz ve bunu uzman diğer araştırmacıların değerlendirmesinde yayınlıyorsunuz.

İklim biliminin ulusal ve uluslararası titiz değerlendirmelerine katılıyorsunuz. Tüm kişisel filtreleri, nesnel olabilmek için, diğer uzmanların, endüstri paydaşlarının ve hükümetlerin çeşitli bilimsel fikirlerini bağdaştırmak için bir kenara bırakmışsınız. Bu değerlendirmeler daha önce yaptığınız hiçbir şey gibi değil: bunlar yıllarınızı yiyen, streoid üzerine uzman değerlendirmeleri.

Bu değerlendirmelerin ilk sonuçları temkinli olur. 1995 yılında sonuç şöyledir: “Kanıtların dengesi görülebilir bir şekilde küresel iklim üzerinde insan etkisi olduğunu önermektedir.” Bu 12 kelimelik bölüm sizin birinci yazarı olduğunuz bir kısmın parçasıdır. Bu 12 kelime sizin hayatınızı değiştirir. Yıllarınızı “görülebilir insan etkisi” sonucunu tartışırken harcarsınız. Haklı bilimsel eleştirilerle karşılaşırsınız. Aynı zamanda size karşı hiçbir kişisel kin gütmeyen ancak öğrendiğiniz ve yayınladığınızı sevmeyen, akılsızlığın güçlü kaynaklarından bilimsel olmayan eleştiriler de alırsınız çünkü bu onların işi için kötüdür.

[EPA’nın iklim değişikliği internet sitesi üzerine çalışmıştım. Onun kaldırılması savaş ilanıdır.]

Çizim tahtasına geri dönersiniz. Eğer insan etkisiyle oluşmuş bir sinyal gerçekten varsa bunu iklim sisteminde sadece yüzey sıcaklıklarında değil birçok yerde görmeliyiz eleştirisini ele alırsınız. Atmosferin tepelerinden okyanusların derinlerine sıcaklıklara bakarsınız. Su buharı ve atmosferin en alçak tabakasının yüksekliğini incelersiniz. Çalışma arkadaşlarınız yağmurlarda, bulutlarda, deniz seviyesinde, nehir akış rejimlerinde, kar ve buzullarda, atmosferik devridaim modelleri ve aşırı doğa olaylarının davranışlarında insan etkisini araştırırlar. Baktığınız her yerde insan kaynaklı parmak izi bulursunuz.

Sizin uzman değerlendirmeleriniz en acımasız eleştirilerdir. Sürekli iyice incelemektedirler. Bize bu “görülebilir insan etkisinin” sonuçlarının Güneş’teki bir değişiklik ya da volkanik bir faaliyet ya da iklim sisteminin kendi iç döngüsü olmadığını göster. Sonuçlarının bu doğal etkenlerin bir kombinasyonlarından kaynaklanmadığını göster. Bizi insan etkisinin araç setindeki model, veri ya da istatistiksel metotlardaki belirsizliklere karşı hassas olmadığına ikna et. Sıcaklık kayıtlarındaki her bir hareketi açıkla. Bulgularında çelişen her bir iddiaya cevap ver.

Böylece engelleri aşarsınız. Özen gösterirsiniz. Her çıkmaz sokağa, her tavşan deliğine girersiniz. Zaman içinde küresel iklim değişikliği üzerinde görülebilir insan etkisi baskın hale gelir. Kanıtlar dâhili ve fiziksel olarak tutarlıdır. Zeminden, hava balonlarından ve uzaydan yapılan, dünya genelinde yüzlerce farklı araştırma ekibinin düzinelerce farklı iklim değişken ölçümleri içindedir. Daha çok makale yazar, daha çok belirsizliği araştırır ve daha çok bilimsel değerlendirme içinde yer alırsınız. Diğerlerine yaptıklarınızı, neler öğrendiğinizi, eğer salınımları azaltmazsak için hiçbir şey yapmazsak gelecek iklimsel şeylerin nasıl olacağını anlatırsınız. Sadece uzmanlar ile değil, bazılarının sizin ve yaptığınız her şey hakkında şüpheci olduğu çeşitli dinleyici kitleleriyle de konuşursunuz. Kamusal alana girer ve tekeffül edersiniz.

On yıllarca süren bilimsel kavrayışı arayışınız ardından gerçeklik değişir ve kendinizi yeniden cahilliğin soğuk karanlığında bulursunuz. Cahillik Başkan Trump ile başlar. Yalanlar ve alternatif hakikatler ile başlar. İklim değişikliğinin Çinliler tarafından üretilen bir aldatmaca olduğu yalanı gibi. “Aslında kimsenin” iklim değişikliği hakkında bir şey bilmediği alternatif hakikati gibi. Bunlar, idaredeki diğer üyeler için konuşma konusu hizmeti görür. Kariyerini iklim değişikliği bilimine karşı savaşarak geçirmiş Çevre Koruma Ajansı yöneticisinden, uydu verilerinin gösterdiğine göre geçen 20 yılda ısınmanın düzeldiğini öğreniriz. Enerji sekreteri iklim değişikliğinin “deniz suları ve içinde yaşadığımız çevreden” ötürü olduğu peri masalını anlatır. Cehalet başkandan idaresindeki üyelere yavaş yavaş akar, zamanla kamuoyuna filtrelenir.

[Trump göreve gelmeden önce neden federal iklim verisini korumaya çalışıyordum]

Bu metaforik karanlıktan çıkmamız zor olacak. Yönetim güçlü. Medya megafonlarına ve ahkâm kesilen kürsülere erişimi var. Uluslararası iklim antlaşmalarını iptal edebiliyor. Havamızı ve suyumuzu korumak için tasarlanmış yasaları zayıflatabiliyor. İklim bilimine meydan okuyabiliyor ve bizlere 30 yıllık bilimsel kavrayışın ve titiz değerlendirmelerin değersiz olduğunu söyleyebiliyor. İklim bilimcilerin bütünlüğünü ve motivasyonunu sorgulayabiliyor. Uydu görevlerini iptal edebiliyor ve uzaydan Dünya’nın iklimini takip etme kabiliyetimize zarar verebiliyor. İklim değişikliği hakkında gerçeklerin yer aldığı internet sayfalarını kapatabiliyor. Reddedebiliyor, erteleyebiliyor, bütçesizleştirebiliyor, saptırabiliyor, parçalayabiliyor. Gezegen yanarken vaktini boşa harcayabiliyor.

Karanlıkta bile ince bir şerit gibi mavi gökyüzünün olduğuna inanıyorum. İyimserliğim, bu ülkenin insanlarının itidal ve zekalarına çok içten inancımdan geliyor. Çoğu Amerikalının geleceğe yatırımı vardır, çocuğumuz ve torunumuzda, ve tek yuvamız olan gezegende. Çoğu Amerikalı gelecekte bu yatırımları önemseyecek; onların zarar görmesini önlemek istiyoruz. Bu bizim temel direktifimiz. Birçoğumuz bu direktifi yerine getirmek için küresel ısınmayı, yükselen deniz seviyelerini, geri çekilen buzullar ve karı, kuralık ve sellerin değişen yıkıcılığı ve sıkılığını göz ardı etmememiz gerektiğini anlıyoruz. İnsan davranışlarının iklim değişikliği probleminin bir parçası olduğunu göz ardı edemeyiz. Ve insan davranışları bu problemin çözümünün bir parçası olmak zorundadır. Gerçekliği inkar etmek hayatta kalmak için uygun bir strateji değildir.

Trump kendi yönetiminin üzerinde gezinen kara bulutlardan bahsetti. Benim gördüğüm en temel kara bulut, kendi yarattığı iklim değişikliği bilimini gönüllü yok saymak. Bu bulut çok açık ve hayatlarımıza tehdit oluşturuyor. Bu bulut başkanın kendisi tarafından kolaylıkla kaldırılabilir.

Benim tarafımdaysa, tüm hayatımı karanlık ya da aşağıya doğru sızarak yayılan bu cehaleti sessizlikle kabul ederek geçirmeye meraklı değilim. Milieu Buzulundaki yarıktan dışarıya bunun için tırmanmadım.

***

Haberin İngilizce orijinali

Yazı: Ben Santer

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil Gazete, Washington Post)

Karikatürist Galip Tekin hayatını kaybetti

Usta karikatürist Galip Tekin, hayatını kaybetti. Tekin, Arnavutköy’deki evinde ölü bulundu.

Tekin’in yaşamını yitirdiğini karikatürist Selçuk Erdem, “Çok çok üzgünüm, ustalarımızdan Galip Tekin’i kaybettik” ifadeleriyle duyurdu.

Tekin’in Arnavutköy’de stüdyo dairesinin bulunduğu apartman komşularından biri, Tekin’in dairesinin bulunduğu katta gürültü duyunca Tekin’in ablasına haber verdi. Daireye gelen abla Medret Tekin dairenin girişinde kardeşinin cansız bedeniyle karşılatı. Boyacıköy çıkmazındaki olay yerine polis de geldi.

Kariyerine “Gereksiz taramalardan kaçının” mottosuyla hareket Oğuz Aral yönetimindeki dönemin en çok satan mizah dergisi Gırgır’da başlayan Galip Tekin zamanla mizahtan uzaklaşıp bilim kurguya doğru kaydı.

20 Nisan 1958 Konya doğumlu Galip Tekin, fantastik ve bilim kurgu tarzdaki eserleriyle tanınan çizgi romancıdır.

Tekin, fantastik bilimkurguya yönelimini bir röportajında şöyle anlatıyordu:

“Ben kurgubilime mecburiyetten başladım. 12 Eylül 80 darbesinde her şey yasaktı. Bizim en büyük beslenme kaynağımız ise politikacılardı. O da yasaklanınca derdimizi kurgubilimle anlatmaya başladık. Mesela ben o dönemde inanılmaz işkence hikâyeleri çizdim ama tümü başka bir gezegende geçiyordu. O zaman da kimse bir şey demiyordu. Bizim kültürümüzde aslında korku hikâyeleri hep vardı. Gece olunca büyükler evde çocuklara oturup korku hikâyeleri anlatırlardı. Anadolu’da nereye gitseniz her bölgede böyle hikâyeler vardır. Bu nedenle bu hikâyeler uzak gelmedi okuyucuya. Fantastik bilimkurguyu sevdiler.”

 

(Birgün)

Avrupa Parlamentosu’ndan Türkiye kararı: Müzakereler dondurulsun!

Avrupa Parlamentosu, Türkiye Raporu’nu oylandı. Müzakerelerin askıya alınmasını öneren Türkiye Raporu kabul edildi. Rapor 466 oyla kabul edildi.

AP Türkiye raportörü Kati Piri tarafından hazırlanan raporda Türkiye ile üyelik müzakerelerinin askıya alınması çağrısı yapıldı.

Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Hollandalı parlamenter Kati Piri tarafından kaleme alınan taslak kararda, “16 Nisan anayasa değişikliği paketinin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde” Türkiye ile üyelik müzakerelerinin “derhal ve resmen askıya alınması” için AB devletleri ve Avrupa Komisyonu’na çağrıda bulunuluyor.

Bu karara Anayasa değişikliği paketinin kuvvetler ayrılığı ilkesi ve Kopenhag kriterleriyle uyumlu olmaması gerekçe gösteriliyor.

Avrupa Parlamentosu Kasım 2016’da aldığı bir diğer kararda da üyelik müzakerelerinin “dondurulması” çağrısında bulunmuştu.

Karar taslağında 15 Temmuz darbe girişimi ve Türkiye’de gerçekleşen terör eylemleri kınanıyor. Türk hükümetinin sorumluları hukuk devleti ve adil yargı hakkı çerçevesinde yargılama hak ve sorumluluğu olduğu belirtiliyor.

AB terör örgütleri listesinde olduğu hatırlatılan PKK’nın “yeniden şiddete başvurması” kınanıyor.

Raporun Kıbrıs sorunuyla ilgili bölümünde ise her yıl olduğu gibi büyük ölçüde Rum ve Yunan tezlerine yer veriliyor.

 

(T24)