Ana Sayfa Blog Sayfa 3107

Trump ve Putin buluştu, Suriye’nin güneybatısında ateşkes

Almanya’nın Hamburg kentinde düzenlenen G20 Zirvesi’nde ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ilk kez ikili bir görüşme yaptı. Görüşme yaklaşık 2 saat 20 dakika sürdü.

BBC’nin haberine göre Trump ve Putin Suriye’nin güneybatısında ateşkes ilan edilmesi için uzlaşmaya vardı.

Görüşmenin ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ve ABD’li mevkidaşı Rex Tillerson açıklamalarda bulundu.

Tillerson; ABD, Rusya ve Ürdün’ün Suriye’nin güneybatısında ateşkes sağlanması ve “çatışmasızlık anlaşması” üzerinde uzlaştığını açıkladı.

Tillerson, “Bunun, ABD ile Rusya’nın Suriye konusunda birlikte çalışabileceklerinin ilk işareti olduğunu düşünüyorum ve bu anlaşmanın neticesinde de, Suriye’de birlikte çalışarak çatışmasızlık alanları oluşturabileceğimiz diğer yerler konusunda da uzun bir değerlendirme yaptık” dedi.

Görüşmenin “yapıcı bir havada” geçtiğini belirten Lavrov ise ateşkesin 9 Temmuz Pazar günü yürürlüğe girmesinin planlandığını söyledi.

Lavrov ateşkesin denetimini “Ürdün ve Amerikalılar koordinasyon içerisinde” Rus askeri polisinin yapacağını belirtti.

Ürdün resmi haber ajansı Petra da Hükümet Sözcüsü Muhammed Momani’ye dayandırdığı haberinde, ateşkesin “Suriye hükümet güçleri ve onu destekleyen gruplar ile isyancılar arasında anlaşmaya varılan bir temas hattı üzerinde” ilan edildiğini bildirdi.

BBC

9 Temmuz, Barış ve Adalet Cephesi’nin doğum günü olsun – Oya Baydar

Bu yazı t24.com.tr sitesinden alındı

Tarihe geçecek bu uzun yürüyüş 9 Temmuz’da Maltepe’de sona mı erecek yoksa asıl o gün mü başlayacak? Sadece Kılıçdaroğlu’nun, CHP’nin değil hepimizin yakın gelecekteki kaderini bu soruya verilecek cevap belirleyecek.

CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun casusluk suçlamasıyla yirmi beş yıla mahkûm edilmesini bardağı taşıran son damla olarak değerlendiren CHP Genel Başkanı’nın Ankara’dan Maltepe’ye adalet yürüyüşü başlattığını açıklamasının hemen ardından “Adalet Yürüyüşü Edirne’ye uzanırsa neler olmaz” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bir hayalim ve bir temennim vardı. Kısmen gerçekleşti. Yürüyüşün Maltepe’ye ulaşmasına sadece bir gün kala umuda dönüşmesini temenni ettiğim bir hayalim var yine: Büyük yürüyüş fiilen Maltepe’de noktalansa da, 9 Temmuz miting meydanının Barış ve Adalet Cephesi’nin beşiği olması…

Yürümek insanı değiştirir

Yürümek yol aldırır. Yürüyüşün sonundaki siz, bedensel ve ruhsal  olarak ilk adımdaki siz değilsinizdir artık. Yol boyunca attığınız her adım, önünden geçtiğiniz her ağaç, rastladığınız her insan, birlikte yürüdüğünüz her kişi iz bırakır ve sizi değiştirir.

Ne Kılıçdaroğlu, ne partisi, ne yürüyüşe katılanlar, ne katılamayıp da yüreklerinden destekleyenler, ne de karşı çıkanlar, lanetleyenler bugün yirmi dört gün önce bulundukları noktada değiller. Budalaca bir iyimserlikle büyük hayaller kurmuyorum ama Adalet Yürüyüşü’nün bütün toplumu, hepimizi bir ölçüde etkileyip değiştirerek “Hayır Cephesi” nin “Barış ve Adalet Cephesi”ne dönüşmesine katkı sağladığını düşünüyorum.

Görülecek hesap çok; ama şimdi, Kılıçdaroğlu geçmişte şunu demişti, bunu yapmıştı, CHP Kemalist devletin partisiydi, HDP terörü lanetlememişti, dindarlar laik devletin altını oyuyorlardı, Kemalistler dindarlara zulmetmişti, vb., vb. demeden, her kesimin hatalar yaptığını ve her kesimin faşist heyula ve toplumsal yıkım karşısında silkinip kendine gelme durumunda olduğunu kavramak zorundayız. Bu yürüyüş, çoğumuzu değiştirip böyle bir frsat doğurdu.

Şimdi “Adalet” kavramının içini doldurma zamanı
Toplumun yüzde elliyi aşan bir kesiminde umut yaratan bu önemli toplumsal-siyasal olay, “Eh yürüdük, iyi oldu, bunca insan katıldı, partimize sempati arttı” ile biterse, gitgide daha derinlerine gömüldüğümüz bezginliği, umutsuzluğu artırmaktan başka işe yaramaz. Ne güzel bir seraptı, ne güzel bir filmdi diyerek hüzünle hatırlayacağımız bir olaya dönüşür. Bu aynı zamanda, Kılıçdaroğlu’nu da, CHP’yi de yürüyüşe başladığı noktaya bile değil, daha gerisine, toplumu da son umudu tüketmiş olma psikolojisine taşır.

İşte bu yüzden, 16 Nisan’ın -bırakın blok olmayı cephe bile sayılamayacak- hayırcılar topluluğu, hayır’ı aşıp neye evet dediğini somutlamak zorunda.

Soyut adalet, çok geniş, arkasına sığınılması, etrafında toplanılması kolay bir kavram. Şimdi adaletin içini doldurmak, soyuttan somuta indirmek gerekiyor. Yüzyıldır ve bugün, şu veya bu rejim, şu veya bu iktidar altında zulme uğratılmış, mağdur edilmiş herkes için: 27 Mayıs’tan 28 Şubat’a bütün darbelerin mağdurları için, 15 Temmuz’da darbeye karşı dururken öldürülenler için ama aynı zamanda FETÖ ile mücadele adı altında sürdürülen cadı avı sürecinde suçsuz günahsız tutuklanan, bir yıldır hapishanelerde yatanlar için, , işinden atılan, meslekten ihraç edilenler, bütün tutuklu siyasetçiler, yazarlar, gazeteciler, aydınlar; yani herkes için talep edilmeyen adalet, güzel bir söz olarak kalacaktır.

Hayır cephesi Barış ve Adalet Cephesi’ne dönüşmek zorunda
Kılıçdaroğlu ve CHP, Adalet Yürüyüşü’nün amacının sadece kendi milletvekilleri için değil “herkes” için adalet olduğunu baştan beri söylediler. HDP, yürüyüşü “herkese adalet” diyerek destekledi. Belki küçümseyenler vardır ama başta Ahmet Türk, HDP milletvekillerinin Kılıçdaroğlu ile birlikte attıkları adımlar, ilerde görülecek ki, bugün sandığımızdan fersah fersah büyük öneme sahipti. AKP kurucusu Fatma Bostan’dan eski Mazlumder başkanına, Cihangir İslam’dan İhsan Eliaçık’a, fotoğraf vermeyen ama yürüyüşe her aşamasında katılan, destekleyen Müslüman muhafazakâr kesimden demokrat, vicdanlı, adalet duygusuna sahip insanların birlikte yürüyüşleri, tek başına bir kazanımdır.

Ama Adalet Cephesi’nin sağlamca kurulması ve genişlemesinin olmazsa olmaz koşulu aynı zamanda barış birliğine, barış cephesine dönüşmesidir. Bu ülkede adaletsiz barış, barışsız adalet olmaz. Lafı dolandırmadan: Kürt halkının eşit yurttaşlık haklarının inkârı, faşizan Türk milliyetçiliğinin ektiği, bölünme fobisi,  Kürt düşmanlığı ve Kürt siyasal hareketinin şeytanlaştırılması temelinde ne adalet ne de barış sağlayabilirsiniz. Adalet yürüyüşü, herkes için ve Kürtler için adaleti içermezse, gerçekten de hem sözde hem de topal kalır.

9 Temmuz mitingi, Adalet Yürüyüşü’nü Barış ve Adalet Cephesi’ne dönüştürebilirse içinde bulunduğumuz karanlık tünelin sonunda gördüğümüz ışık parlayacak, hep birlikte aydınlıkta yol alacağız. Yoksa; iyi yürüdük, güzel yürüdük, CHP ve Kılıçdaroğlu güç kazandı, üç hafta biraz mutlu olduk, deyip üç hafta öncesinden de koyu bir karanlığa düşeceğiz.

Karar bizim.

Oya Baydar- t24.com.tr

BM üyesi 122 ülke nükleer silahsızlanma anlaşmasını onayladı, peki ya diğerleri?

7 Temmuz Cuma günü BM üyesi 122 ülke BM Konferansı’nda  nükleer silah sahibi ülkeleri şaşkınlığa uğratarak nükleer silahların yasaklanması yönünde bir anlaşma üzerinde ortaklaşmayı başardı.

BM Konferansına Nükleer silahsızlanma anlaşması için 124 ülkeden gönderilen temsilciler salonda oylama yaparken

Oylamada 1 red 1 çekimser 122 onay alan anlaşma bu sene Eylül ayında imzaya sunularak 122 ülkeden 50’sinin imzasıyla hayata geçirilecek.

Sadece Hollanda’nın ret oyu verdiği Singapur’un çekimser kaldığı değerlendirmeye  Kanada  temsilci göndermezken, İran ise anlaşmayı  destekleyen ülkelerden oldu. Nükleer Silahsızlanma Anlaşmasına varılmasında  3 Temmuz’da Kuzey Kore’nin nükleer ve balistik füze denemeleri yapmış olmasının etkili olduğu düşünülüyor.

Nükleer silahsızlanma Anlaşmasına onay veren ülkeler (+) işareti olanlar

1945 yılında Atom Bombasının Hiroşima ve Nagasaki’ye atılmasından itibaren “Tüm dünya bu yasal zeminin oluşturulması  için 70 yıldan fazla bir süredir bekliyor” diyen BM Konferans Başkanı Elayne Whyte Gomez “Böylece İlk Çoktaraflı nükleer silahsızlanma anlaşmasının nihai kabulü 20 yıl sonra mümkün oldu” yorumunu yaptı.

Çok taraflı Nükleer Silahsızlanma Anlaşması  Eylül ayında imzaya sunulacak ve 50 ülkenin imzasıyla onaylanmış olacak.  

BM üye devletleri, geçen yıl Aralık ayında nükleer silahları yasadışı ilan edecek bir anlaşmanın yapılması için nükler silah sahibi devletlerin karşı çıkmasına ve bileşenlerinin görüşmelere katılmayı reddetmesine rağmen ezici çoğunlukla görüşmeleri başlatmayı başarmıştı.

Dünyadaki 193 ülkeden 129’unun taslak anlaşmada imzasının bulunması üçte iki çoğunluk  anlamına gelirken Hollanda dışındaki tüm nükleer devletler ve NATO üyeleri ise görüşmelere iştirak etmedi. Topraklarında  ABDye ait  nükleer silahlara yer veren Hollanda ise  parlamentosunun  görüşmelere temsilci göndermesi konusunda ısrarcı oldu.

ABD, İngiltere ve  Fransa ise ortak bir bildiri yayınlayarak “Bu anlaşmayı onaylamayı ve ya parçası olmayı doğru bulmuyoruz . Çünkü her hangi bir caydırıcılığı yok” , “Bu anlaşma hiçbir ülkenin güvenliğini ya da barış koşullarını arttırmayacağı gibi tam tersi etki de yapabilir.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Nükleerin tehdit amaçlı kullanımını yasaklamak

Anlaşma,  onu kabul eden ülkelerin “hiçbir şart ve koşulda test, üretim, geliştirme veya nükleer mühimmatı veya nükleer patlayıcı oluşturmama” şartlarını yerine getirmesini  bekliyor, nükleer silahların ve nükleer mühimmatın sevkiyatını, kullanımını ve tehdit amaçlı  kullanılmasını da yasaklıyor.

Bu anlaşma  ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin’in nükleer silah kullanımını engellemek için yapıldığı ifade edilebilir. Zira anlaşma, nükleer silah sahibi olmayan imzacı ülkelerin, nükleer güç sahibi olan bu 5 ülke ile nükleer silah alışverişi yapmasını yasaklıyor.

Bununla beraber Nükleer silahsızlanam Anlaşması nükleerin barışçı kullanımına ise karşı değil fakat, şu var ki nükleer enerji üretiminin temelinde nükleer silah üretimi bulunuyor. Nükleer santrallerin ortaya çıkışı 1955 yılında ABD Başkanı Eisonhower’ın Atom bombası gibi yıkıcı bir enerjinin “Barış için Atom” ambalajı içinde yapıcı bir enerjiye çevrilmesi  teklifine dayanıyor.

(cbca.ca,Yeşil Gazete)

 

 

 

 

 

Avrupa Yeşiller Partisinden insan hakları aktivistlerini serbest bırakın çağrısı

Avrupa Yeşiller Partisi eş sözcüsü Monica Frassoni Türkiye’de insan hakları savunucularının gözaltına alınmaları ile ilişkili bir basın açıklaması yaparak Af Örgütü direktörü İdil Eser’in ve diğer aktivistlerin derhal ve koşulsuz serbest bırakılmasını istedi.

Açıklama şöyle:

İnsan hakkı ihlalleri konusunda zaten çok kötü bir sicili olan Erdoğan Hükümeti insan hakları aktivistlerini, gazetecileri ve siyasetçileri hapse atarak bir kırmızı çizgiyi daha geçti. Avrupa Birliği  göçmen anlaşmasına sığınarak Erdoğan’ın otoriteryan politikalarını finanse etmeye devam ediyor.

Af Örgütünün başkanı Taner Kılıç’ın tutuklanmasının üzerinden daha bir ay bile geçmeden İdil Eser’in göz altına alınması Türkiye’de sivil topluma ve Hükümete muhalefet eden veya eleştiren kişilere yönelik bir şiddettir.

Türkiye’de göz altındaki veya tutuklu tüm siyasi suçluların bir an önce serbest bırakılmalarını  talep ediyoruz.

Muhalif kesimleri baskı altına alan hükümetlere açık kapı politikası uygulamayan  Avrupa Parlamentosunun müzakereleri dondurma kararını destekliyoruz. Türkiye’yi demokrasi dünyasına geri getirme mücadelesi veren sivil toplum güçleri ve siyasi partileri le dayanılma içinde olmaya devam ediyoruz.

Yeşil Gazete

Tekirdağ’da başlayan kaya gazı sondaj çalışmaları meclis gündeminde

CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, Tekirdağ’da kaya gazı çıkarılması için yapılan sondaj çalışmalarının çevre ve insan sağlığını tehdit edeceğine yönelik iddiaları Meclis gündemine taşıdı.

Tekirdağ yerel gazetesi Haber 59’un haberine göre Yüceer, Tekirdağ’da iki şirkete kaya gazı çıkarılmasına dair lisans ve sondaj izni verilmesini Meclis gündemine taşıdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na yazılı soru önergesi veren Yüceer, kaya gazı çıkarılmasının yer altı ve yerüstü su kaynaklarına ve tarım arazilerine etkilerine ilişkin iddiaların kaygı verici olduğunu söyledi.

Deprem kuşağında yer alan Tekirdağ’ın kaya gazı çıkarılması sürecinden nasıl etkileneceğine ilişkin deprem risk analizinin mutlaka yapılması gerektiğini söyleyen Yüceer, “Tektonik tabakalara yakın derin katmanlarda biriken kaya gazının çıkarılması sürecinin depremi tetikleyeceğine ve deprem riskini artırdığına yönelik iddialar da araştırılmalıdır’ dedi.

CHP PM Üyesi Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, Bakan Berat Albayrak’a şu soruları yöneltti:

CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer

-Kaya gazı çıkarılmasının yer altı ve yerüstü su kaynaklarına ve tarım arazilerine etkilerine ilişkin Bakanlığınızca yapılmış herhangi bir araştırma/inceleme mevcut mudur? Böyle bir araştırma yapılmadı ise yapılmama gerekçesi nedir? Buna ilişkin bir araştırma yapılması düşünülmekte midir?

-Deprem kuşağında yer alan ve büyük bir deprem riski taşıyan Tekirdağ’ın söz konusu kaya gazı çıkarılması sürecinden nasıl etkileneceğine ilişkin deprem risk analizi yapılmış mıdır? Tektonik tabakalara yakın derin katmanlarda biriken kaya gazının çıkarılması sürecinin depremi tetikleyeceğine ve deprem riskini artırdığına yönelik iddialar araştırılmış mıdır?

-Bakanlığınız tarafından kaya gazı çıkarılması sürecinde doğabilecek olası risk ve tehlikeler ile halk sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin kamuoyu bilgilendirme toplantısı yapılmış mıdır? Sivil Toplum Örgütleriyle Konuyla ilgili istişari olarak yapılan bir toplantı mevcut mudur? Bu toplantıların yapılmama nedeni nedir?

-Kaya gazı çıkarılması sürecinde kullanılan hidrolik çatlatma sıvısının içeriğinde yer alan 600’den fazla kimyasalın büyük kısmının kanserojen madde içerdiğine ilişkin uzmanlar tarafından öne sürülen iddialar Bakanlığınız tarafından araştırılmış mıdır? Söz konusu kimyasalların toprak, su ve atmosfer üzerinde yaratacağı etki ve kirlilik konusunda Bakanlığınızca yapılmış bir araştırma mevcut mudur?

-Hidrolik çatlatma sıvısı içeriğinde yer alan kimyasallara ilişkin Bakanlığınıza Kaya gazını çıkaracak iki firma tarafından bilgi verilmiş midir? Ticari sır olduğu gerekçesiyle bu bilgilerin Bakanlığa verilmediği iddiaları doğru mudur?

-Gerekli risk analizleri yapılmadan kaya gazı çıkarılmasına yönelik proje yürütülmesi 3154 Sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 9’uncu Maddesi 1’inci Fıkrası (E) Bendinde yer alan “Madencilik faaliyetlerinin çevre ve kaynak koruma ilkesine uygun olarak yürütülmesini, ilgili kuruluşlar ile işbirliği içinde izlemek ve gerekli tedbirleri almak” göreviyle örtüşmekte midir?

 

(Haber 59)

KHK mağduru akademisyenlerin dayanışmasından doğan sahaf: Sofa Kitap

Yayımlanan KHK ile Kocaeli Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilen Adem Yeşilyurt, Kadıköy Misak-ı Milli Sokak’ta ‘Sofa Kitap’ adında bir sahaf açtı.

Sofa Kitap’ın kurulma hikayesi geçtiğimiz yıla dayanıyor. Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan 672 sayılı KHK, 1 Eylül 2016 tarihinde yayımlandı. Bu KHK ile on binlerce kamu personeli meslekten ihraç edildi. İhraç edilenler arasında ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız Barış için Akademisyenler’ bildirisine imza atan akademisyenler de vardı. Bildiriye imza attıkları gerekçesiyle ihraç edilen Kocaeli Üniversitesi’nden 19 imzacı akademisyen, çok kısa bir süre sonra Kocaeli Dayanışması Akademisi (KODA)’ni kurdu.

Üniversiteler arasında ilk kurulan dayanışma ağı olma özelliğini taşıyan KODA, ‘kenti ve öğrencilerimizi terk etmeyeceğiz; kent ve kamu yararına üretmeye devam edeceğiz’ düşüncesi ile yaklaşık bir yıldır faaliyet gösteriyor. KODA’da sağlanan dayanışma, Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde Ar. Gör. görevinden ihraç edilen Adem Yeşilyurt’un Kadıköy Misak-ı Milli Sokak’ta sahaf açmasına vesile oldu.

Aynı üniversitenin Mimarlık Fakültesi’nden ihraç edilen Doç. Dr. Gül Göksel Köksal ve halen Felsefe bölümünde Sosyolog olarak görev yapan Doç. Dr. Aslı Kayhan’ın destekleriyle kurulan Sofa Kitap’ın öyküsünün geri kalanını bizim de bu haberi alıntıladığımız Gazete Kadıköy’den okuyabilirsiniz.

 

(Gazete Kadıköy)

Köyceğiz’de “Mikrobiyoloji Çobanlığı” eğitimi düzenlendi

Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde, Anadolu Meraları Onarıcı Tarım Eğitimleri kapsamında “Onarıcı Tarım için Toprak Gıda Ağını Güçlendirmek: Mikrobiyoloji Çobanlığı Sanatı” eğitimi gerçekleştirildi.

Anadolu Meraları ve Köyceğiz Ekoloji Platformu tarafından, Köyceğiz Belediyesinin desteği ile Ağla Yaylasında, Amerikalı eğitmen Molly Haviland eşliğinde yapılan eğitimlerde toprak gıda ağı, toprak mikrobiyolojisi, kompost çayı ve toprak mikroskopisi konuları ele alındı.

Eğitimler ile onarıcı tarımı toprak gıda ağı ölçeğinde algılamayı hedeflediklerini söyleyen eğitmen Molly Haviland, “Türkiye’nin birçok yerinden gelen katılımcılarla, sahada ve mikroskop başında verimli ve uzun saatler gruplar halinde çalışıldı. Yerel ölçekte faydalanılması planlanan özel kompost yöntemleri, çay ve özütleri hazırlandı.

Önceden belirlenen uygulama alanlarına tatbik edilen ve edilmeye devam edecek bu uygulamalarla; Toprakta organik madde miktarının arttırılması, toprağın su tutma kapasitesinin arttırılması, hastalıklar ve zararlılarla karşı direncin arttırılması, toprak stabilizasyonu, ardıllığın sağlanarak istenmeyen otların azaltılması hedefleniyor. Toprak gıda ağında denge ve çeşitliliği sağlayan bu doğal yöntemler ile konvansiyonel tarım pratikleri ile fakirleşmiş büyük ölçekli arazilerin iyileştirilmesi de mümkün” dedi.

Köyceğiz Belediye Başkanı Kamil Ceylan ise, “Toprağımızı daha verimli kullanıp bölgemize ait bir çok mantar ve bitki türünden doğal tarımsal çözümler üretmek ve geliştirmek üzere bu tarz projelerin içinde olmak bizi mutlu ediyor” dedi.

Fotoğraflar Köyceğiz Ekoloji Platformu facebook sayfasından alınmıştır

 

(Milliyet)

Tekirdağ’da binlerce ölü balık kıyıya vurdu: Yetkililerden ‘ölü balıkları sakın yemeyin’ uyarısı

Şarköy’deki Çokal Barajı’nda binlerce sazan, kızılkanat ve turna balığı ölüsü kıyıya vurdu. Barajda milyonlarca balık ölüsü olduğu ve sudaki oksijen oranının sıfır olduğu belirtiliyor. Yetkililer ise bölge halkını, “Ölü balıkları toplayıp yemeye kalkışmayın!” diyerek.

Tekirdağ’ın Şarköy İlçesi’nde ‘Trakya’nın GAP’ı’ olarak nitelendirilen Çokal Barajı’nda binlerce balık ölüsünün kıyıya vurması bölge sakinlerini tedirgin etti. Nedim Özcan, Tekirdağ Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü yetkilileri tarafından alınan numunede sudaki oksijen miktarının sıfır çıktığını ve balık ölümlerinin bu nedenle yaşandığını söyledi.

Trakya Bölgesi’nin büyük bir bölümünün içme suyu ihtiyacını karşılamak üzere Orman ve Su İşleri Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılan ve ‘Trakya’nın GAP’ı’ olarak nitelendirilen Çokal Barajı’nda balık ölümleri yaşanıyor. Kıyıya vuran binlerce sazan, kızılkanat ve turna balığı ölüsü bölgede tepki ve şaşkınlık yarattı.

Bölge sakini Ferruh Boz sosyal medyadan duruma tepki göstererek, “Trakya’nın GAP’ı diye adlandırılan, bir ucu Çanakkale Gelibolu’da diğer ucu Tekirdağ Şarköy’de olan, oksijen deposu doğa harikası Çokal Barajı’nda milyonlarca ölü balık var ve yapılan su tahlilleri sıfır oksijen çıkmış. Daha yapımı biteli beş yıl bile olmamış Trakya’nın içme suyunu karşılayacak barajda kirlilikten milyonlarca balık öldü. Bu katliamdır, doğaya ihanettir” dedi.

Sudaki oksijen oranı sıfıe

Nedim Özcan ise Tekirdağ Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü yetkilileri tarafından alınan numunede sudaki oksijen miktarının aldıkları sıfır çıktığını ve balık ölümlerinin bu yüzden gerçekleştiğini söyleyerek, “Bölgedeki vatandaşların kıyıya vuran bu balıkları toplama girişimleri var. Elimizden geldiğince biz bu konuda uyarılarda bulunduk. Ancak balıkların neden öldüğü belli değil. Bu balıklar tüketilir ise kötü sonuçlar doğurabilir” diye konuştu.

 

(KOS Medya)

Muğla’da kuraklık uyarısı

Muğla’da kuraklık uyarısı verildi. Kış mevsiminde yağışların az olması ve sıcaklıkların mevsim normallerinin üstünde olması sonucu yeraltı ve yerüstü su kaynakları ciddi oranda azalan Muğla’da, barajlardaki su miktarı kritik seviyelere düştü. Su seviyesi bu yıl son 5 yılın en düşük düzeyine geriledi.

Birgün’de yer alan habere göre, kış mevsiminde düşen yağış miktarının önceki yıllara göre az olması nedeniyle Muğla’daki Mumcular ve Geyik Barajları’nda doluluk oranı 2012 yılından bu yana en düşük düzeye geriledi. 2016 yılının haziran ayında yüzde 41 doluluk oranına sahip olan Mumcular Barajı’nda bu oran 2017 yılının aynı ayında yüzde 27’ye gerilerken, yüzde 56 dolu olan Geyik Barajı’nda ise yüzde 44 olarak ölçüldü.

Bunun yanı sıra yeraltı ve yerüstü su kaynaklarında da ciddi azalma olduğu tespit edildi.

Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürü Baki Ülgen: ” Yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımızda da ciddi oranda azalmalar tespit ettik. Ekiplerimiz tüm su kaynaklarında gerekli çalışmaları yapıyor ve bulabildiğimiz bütün sağlıklı suyu şebekeye dahil etmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

 

(T24)

İzmir 5. İdare Mahkemesi’nden, ‘Zeytinlik alana RES dikilemez’ kararı

İzmir 5. İdare Mahkemesi, Karaburun’da Rüzgar Enerjisi Santrallerinin (RES) yürütmesini zeytinlikleri gerekçe göstererek durdurdu.

Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre Çalık RES Üretim Şirketi tarafından yapılması planlanan Sarpıncık RES projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 13 Ocak 2015’te ÇED Olumlu kararı verdi. EPDK’dan 49 yıllığına üretim lisansı alan şirketin alanla projesinin uygulanabilmesi için alanla ilgili imar planları da yapıldı. Planların askıda olduğu süre içerisinde bölgede zeytinlikleri olan köylüler dava açtı.

Köylüler 2007’de hazineden kiraladıkları alanda zeytin ağaçlandırması yaparken, RES şirketinin projesi sonrası 15.208 metre karelik alan için kira sözleşmesi feshedilerek RES şirketine verildi. Ağaçlandırılmak üzere kiralanan alanların başka bir amaç için kullanılamayacağı hükmüne rağmen yapılan bu işlem, aynı zamanda yetiştirilen zeytinlerin de zarar görmesine neden olacaktı. Bölge imar planlarına göre “Çayır-mera alanı“ ve “tarım alanı“ olarak görülürken, alanın bu özelliği yerel mahkeme kararı ve Ziraat mühendisleri Odasının raporlarıyla da onaylanmıştı.

İzmir 5. İdare Mahkemesi bölgedeki RES’lerle ilgili verdiği yürütmeyi durdurma kararında Zeytincilik Yasasına atıfta bulundu. Yerel mahkeme ÇED Yönetmeliğinin uygun olması koşuluyla, zeytinlik sahalarda, yenilebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerini kurulabilmesine olanak tanıyan maddesinin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından yürütmesinin durdurulduğuna işaret etti.

Mahkeme, herhangi bir parselin projesine uygun olarak zeytincilik amacıyla ağaçlandırılması durumunda bu parselin imar planı kararıyla başka bir amaca ayrılmasının planlama ilke ve esasları ile imar mevzuatına aykırı olacağının altını çizerken, zeytinlik yapılan alanda inşa edilmek istenen RES türbini ve erişimi sağlayan yolun hukuka uygun olmadığını dile getirdi. Mahkeme, “RES planlarının uygulanmasına geçilebileceği göz önüne alındığında, telafisi güç ve imkansız zararların doğabileceği de açıktır” diyerek işlemin yürütmesini durdurdu.

 

(Evrensel)