Cumhuriyet Gazetesi davasının 3’üncü duruşması Çağlayan Adliyesi’nde görüldü.
Mahkemede Akın Atalay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dilekçeyi Alev Coşkun’un gönderdiğini kanıtladı. Savcı tutukluluğun devamını istedi. Mahkeme Kadri Gürsel’in tahliyesine, diğer gazetecilerin ise tutukluluklarının devamına karar verdi.
“Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıyla beşi tutuklu yargılanan Cumhuriyet yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki davanın üçüncü duruşmasında Cumhuriyet Yayın Danışmanı Kadri Gürsel’in tahliye edilmesine karar verildi. Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, köşe yazarı Kadri Gürsel ve muhabir Ahmet Şık, muhasebe çalışanı Emre İper ve “Jeansbiri” adlı hesabı kullandığı iddia edilen Kemal Aydoğdu’nun tutukluluk halinin devam etmesine karar verildi.
Duruşma öncesi Adliye önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Ortak basın açıklamasına okuyan Cumhuriyet Gazetesi Sorumlu Yazıişleri Müdürü ve DİSK/Basın-İş Başkanı Faruk Eren “Türkiye’yi bu karanlıktan aydınlığa çıkaracak olan hakikatin ışığıdır. Dışarıda kalan gazeteciler olarak hakikati dillendirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
İstanbul’daki Alman Konsolosluğu’nda yapılan sembolik seçimde Yeşiller birinci parti oldu.
Almanya Federal Cumhuriyeti’nde genel seçimlerin yapıldığı 24 Eylül Pazar günü Almanya’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda da sembolik bir seçim düzenlendi. 116 konuğun katıldığı oylamadan Sosyal Demokrat-Yeşiller koalisyonu çıktı.
Başkonsolosluk’ta yapılan oylamada Yeşiller yüzde 27,8’lik oy oranıyla birinci parti oldu. Hristiyan Demokrat Birlik oylamaya katılanların yüzde 27’sinin, Sosyal Demokrat Parti ise yüzde 21,7’sinin oyunu aldı. Hür Demokrat Parti konsolosluktaki oylamada yüzde 7 oranında oy alırken Almanya’da ana muhalefet konumuna gelen sağ popülist Almanya için Alternatif partisine ise sadece bir oy çıktı.
İstanbul Başkonsolosu Georg Birgelen Almanya’daki genel seçim sonuçlarını konuklara duyurduğu konuşmasında “demokrasinin bu sonucun da üstesinden geleceğinden emin olduğunu” söyledi. Almanya için Alternatif’in Almanya’da aldığı oy oranı, konsolosluktaki seçim davetine katılanlar arasında şaşkınlık yarattı. Oylamanın ardından davetlilere Alman siyasi partilerinin renkleriyle süslenmiş küçük tartlar ikram edildi.
Almanya’da Sosyal Demokrat Parti’nin (SDP) muhalefette kalacağını açıklamasıyla birlikte gözler yeni seçeneklere çevrildi. Hristiyan Demokrat lider Angela Merkel’in Yeşiller ve liberal FDP ile gitmesi öngörülen koalisyon seçeneğine partilerin renklerinden dolayı ‘Jamaika Koalisyonu’ adı verildi.
Almanya’da Federal Meclis seçimlerinde Angela Merkel liderliğindeki Hristiyan Demokratik Birlik (CDU/CSU) yaklaşık yüzde 33 oyla birinci parti haline gelmişti. Bir önceki dönemde hükümet ortağı Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) ana muhalefet partisi olacağını açıklamasından sonra koalisyon için farklı alternatifler dillendiriliyor.
“Merkel’siz hükümet yok”
CDU lideri Merkel, seçim sonrasında, “Biz en büyük gücüz, hükümeti kurma görevi bize verildi ve bir karşı hükümet kurulamaz” dedi. Sol cepheden beklenen bir diğer koalisyon seçeneği SPD, Yeşiller ve Sol Parti birlikteliğiydi. Ancak seçim sonuçları sonrasında üç partinin mecliste yeterli sandalye sayısına ulaşamaması, bu ihtimali geçersiz kılmakta. Yeşiller ve Sol Parti yüzde 1’in altında oylarını arttırmış olsa da, SPD’nin yüzde 5’in üzerinde oy kaybetmesi, koalisyon alternatifinin rafa kaldırılmasında önemli bir etkisi olduğu gözleniyor.
“Jamaika Koalisyonu”
SPD’nin ana muhalefeti aşırı sağcı Demokrasi için Alternatif’e (AfD) bırakmak istememesi sonucunda muhalefette kalmayı seçmesi, bir önceki seçimlerde kurulan CSU-SPD koalisyonunu da olanaksız kılmakta. Bu durumda Alman basınında en çok üzerinde durulan koalisyon ihtimali ‘Jamaika’ olarak adlandırılan seçenek belirtilmekte. Bu koalisyon seçeneği CSU’nun siyah, liberal Hür Demokratların (FDP) sarı, Yeşillerin ise yeşil parti renklerinin ‘Jamaika’ bayrağının renklerini çağrıştırmasından dolayı bu isim verilmekte.
İzmir’in Dikili ilçesindeki zeytinlik alanda, henüz belirlenemeyen bir nedenden çıkan yangında 7 dönümlük zeytinlik alan kül oldu. Yangın, Cumartesi saat 16.00 sıralarında Bademli Mahallesi İskelesi’nin arkasında bulunan zeytinlik alanda çıktı. Bölgeden yükselen dumanları gören çevredekiler durumu itfaiye ekiplerine bildirdi.
İhbar üzerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale ederek, çevredeki vatandaşların da yardımıyla alevleri söndürdü. Yangında herhangi bir can kaybı olmazken, 7 dönümlük zeytinlik alan alevlerden etkilendi. Yangının kesin çıkış nedenini belirlemek için başlatılan soruşturma sürüyor.
Ilısu Barajı nedeniyle yıkımın devam ettiği Hasankeyf’te biraraya gelen yaşam savunucuları, Hasankeyf’in insanlığın umudu olduğuna dikkat çekerek, “Yaşam ve Dicle, baraja rağmen tekrar özgür akacaktır” vurgusunda bulundu.
Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nin çağrısıyla aralarında sanatçılar, Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, 56’ya yakın çevre derneği, İstanbul ve çevre kentlerden gelen çok sayıda yurttaş, 2. Dünya Hasankeyf Günü kapsamında “Su olduk akıyoruz, Hasankeyf’te buluşuyoruz” sloganıyla biraraya geldi. Hasankeyf’le birlikte Silemani, Roma, Barcelona, Bilbao, Brighton, Cenevre, Berlin, Hamburg, Frankfurt, Hannover, Münih, PortTownsnd gibi dünyanın 13 farklı şehrinde eylem düzenlenirken, Hasankeyf’te bir araya gelen yaşam savunucuları ise tarihi El-Rızk Camisi önünde eylem gerçekleştirdi. Katılımcılar alkışlar eşliğinde, “Katil proje dursun, Hasankeyf yaşasın” pankartını açarak, “Durdurun ve Dicle özgür aksın Hasankeyf yaşasın” dövizlerini taşıdı.
Yaşam savunucuları adına açıklama yapan Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Federasyonu Başkanı Abdulhakim Taş, Hasankeyf’in sadece tarihi değil, mitolojik değerleri de barındırdığına işaret ederek, “Mitolojide güneş ve ateş özdeşleştirildiğinden, ateş suyla söndürülmez; kendi kendine sönmesi beklenirmiş. Bugün, Ilısu Barajıyla Hasankeyf (Heskîf) su altında bırakılmak bölge halklarının güneşi, Dicle Nehri’nin suları ile söndürülmek isteniyor” diye konuştu.
Hasankeyf Gönüllüleri’de 23 Eylül Dünya Hasankeyf Günü ilgili bir basın açıklaması yayınladı. Açıklama şöyle;
“Dicle özgür aksın, Hasankeyf yaşasın
Kadim halkların mitolojisinde güneş tanrısı Mitra, su tanrısı ise Anahita’dır. Güneşin ve suyun yaşamın kaynağı olduğunu düşünen halklar en önemli tanrılarını güneş ve su olarak belirlemişlerdi. Mitolojide güneş ve ateş özdeşleştirildiğinden,ateş suyla söndürülmez; kendi kendine sönmesi beklenirmiş. Bugün, Ilısu Barajıyla Hasankeyf (Heskîf) su altında bırakılmak bölge halklarının güneşi, Dicle Nehri’nin suları ile söndürülmek isteniyor.
Fırat ve Dicle nehirlerinin aktığı bölge olan Mezopotamya, insanların ilk yerleşim alanlarına ev sahipliği yapmıştır. Hasankeyf de bu bölgedeki bilinen en eski yerleşimlerinden biridir. 12 bin yıllık insanlık tarihine ışık tutacak, birçok arkeolojik veriyi içinde barındıran bölgenin sular altında kalmasıyla tüm insanları ve burada şuanda yaşayan tüm halkların, geçmişle olan bağlarının koparılması hedefleniyor.
Ilısu Barajı projeyle 250’ye yakın höyük, 5 binden fazla mağara ve çok sayıda kültürel varlık; 199 yerleşim alanı sular altında kalacak. 10 binden fazla insan göç etmek; masa başında imal edilmiş TOKİ’lere veya Ilısu Barajı’nı aratmayan, ölüm saçan projelerin kol gezdiği kentlere taşınmak zorunda kalacak. Dicle Vadisi’nin ekosistemi tahrip edilecek; rakamlarla ifade edilemeyecek kadar çok canlı bu süreçten etkilenecek; yaşam alanlarından sürülecek veya burada suların altında yok olmaya mahkûm kalacak. Bazıları sonsuza kadar bir tür olarak yeryüzünden silinecek.
Sadece Ilısu Baraj Gölü’nün kaplayacağı 331 km karelik alan değil; Dicle’nin güneye doğru özgürce aktığı her yer; benzer kaderi paylaşacak. Bir ceylan, tıpkı kendinden öncekileri gibi su içtiği yere gittiğinde Dicle Nehri’nin özgürce akmadığını görecek; sazlıkların arasında dolaşan balıklar susuzluktan ölecek; bostanlarını sulayamayan köylüler, kuruyan sebzelere bakacak… Veya tıpkı Atatürk Barajı gibi bir tehdit aracı olarak kullanılan kapaklarının açılmasıyla güneydeki her şey sular altında kalacak. Evet, çünkü bu proje bir tehdit aracı aynı zamanda. Bu yüzden de
siyasi bir proje.
İktidarlara bunları yaptıran tarihten bu kadar korkuyor olmaları ve kâr hırsı ile yaşama düşmanlaşan aç gözlülükleri midir?
Ekonomik olarak bölge halkı üzerinde yaratacağı tahribat,önümüzdeki binlerce yılların kaybı ile olacaktır
Evet; hem geçmişten korkuyorlar, hem de açgözlüler. Tüm doğal ve kültürel varlıkları, ekosistemleri sermayenin çıkarlarına bağlamak amacıyla yok etmek için adeta savaşıyorlar. Ve gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Dün Zeugma’yı bazı fresklerini sökerek sözde kurtardıklarını iddia ettiler. Allianoi’in balçıkla sıvanarak korunabileceğini söylediler.
Benzeri yalanları Hasankeyf’i için de söylüyorlar. Hâlbuki biz biliyoruz ki Hasankeyf bir bütündür; tarihten getirdikleriyle, yaşayan canlılarıyla ve ekosistemleriyle. Öyle masadan bir şeyi alıp bir yere koyuyoruz gibi taşınamaz.
Hasankeyf bir kaç on yıllık değil binlerce yıllık tarihin, emeğin ürünüdür. Bir kaç on yıllık ömürlü baraj için kadim halkların yaşam alanları ve miras aldıkları her şeyin bir çırpıda, geri dönüşü olmayan bir şekilde yok edilmesi kabul edilemez.
Su tutulduğunda, tıpkı diğer baraj alanlarında olduğu gibi, artık her şey için çok geç olacak. Tarih, yaşam alanları, ekosistem bir çamur yığının içinde boğulurken; yani gelecek yok olurken birileri zengin olacak. Evet, sermaye bu barajın yapımından, buralarda sözüm ona üretilecek, yurt dışına pazarlanacak enerjiden para kazanacak; sonra halklara karşı silah olarak kullanacak.
Yağmacı iktidar şunu bilmelidir; Hasankeyf bizim umudumuzdur, umudumuzu dinamitleyemezsiniz. Dinamitleriniz kendi yalanlarınızı gün yüzüne çıkarmaktan başka bir işe yaramaz. Her şeye muktedir değilsiniz. Yaşamı yok etme pahasına Munzur’da, Karadeniz’de burada kurduğunuz barajlar bir gün yıkılacak, oradaki ekosistem onarılmaya çalışılacak ve sular özgür akacak. Çocuklar yeniden nehir kenarlarında gülüp oynayacak, balıklar özgürce nehirde dolaşacak, topraklar yine suya kavuşacak, kuşlar ve binlerce canlı yine çevresine yuvasını yapacak, ağaçlar filizlenecek ve yaşam geri gelecek. Çünkü biz sizden daha güçlüyüz.
Ilısu Barajı Projesi durdurulsun, Hasankeyf yaşasın.
Antalya’nın Kumluca ilçesinde bulunan Alakır Vadisi’nde yaşayan Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal perşembeyi cumaya bağlayan gece saat 01.00’de yaşam alanlarına iki el silah sıkıldığı iddiası ile Altınyaka Jandarma Karakoluna suç duyurusunda bulundu. 14 yıldır Kumluca Alakır vadisinde yaptıkları Bioev’de yaşamlarını sürdüren Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal, vadiye yapılmak istenen HES projelerine karşı kendi yaşam alanlarını koruma mücadelesi veriyor.
Zaman zaman HES inşaatını üstlenen firmalar kendilerinin taciz edildiğini ve bulundukları alanın terk edilmesini islediklerini belirten Tuğba Günal “Bizler 14 yıldır bu alanda yaşıyoruz. Alakır Nehri üzerine yapılmak istenen HES projelerine karşı çevreci örgütler ve duyarlı vatandaşlarla beraber HES’lerin iptali için çeşitli davalar açtık.
Daha önce de silahlı taciz yaşandı
Açmış oldukları davaların, HES yapım firmalarını rahatsız ettiğini belirten Günal “İki yıl önce yaşam alanımızın çok yakınında birkaç kez havaya ateş açarak bizleri korkutmak istediler. Bizler bu olayla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Fakat savcı, ‘Avcılar ya da başka birileri ateş etmiştir. Size yönelik bir saldırı olduğu yönünde her hangi bir delil yok diyerek’ dava açmadı. Daha sonra 11 Ağustos 2016 günü saat 17.00 sıralarında Metamar/Dedegöl Enerji şirketine ait Kürce HES’in bekçisi Şaban Akkay bizleri tehdit ederek ‘Ayaklarınızı denk alın, yoksa bacaklarınızı kırarız’ deyince biz yine savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Davaya bakan Kumluca 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi, geçen hafta Şaban Akkay’a, Birhan Erkutlu’yu tehdit etmek suçundan 5 ay hapis cezası verdi. Bekçinin daha önceden de kasıtlı suçtan ertelenmiş cezası olduğu için hapis cezası ertelenmedi” dedi.
Cuma günü yine bir saldırı olduğu iddiası ile jandarmaya başvuran Tuğba Günal “Gece saat 01.00 sularında evin önünde oturuyorduk. Çok yakın mesafeden bu kez yaşam alanımıza silahla 2 el ateş açıldı. Silahtan çıkan ateşi gördük. Yakın bir mesafeden ateş ettiler. Bizler jandarmayı aradık jandarma olay yerine geldiğinde ‘Aramalarımız sonucu mermi kovanı bulamadık’ dediler. Bu gün aldığımız bilgiye göre savcılık Şaban Akkay’ın konu ile ilgili ifadesini alıyormuş” dedi.
“Hayatımızdan endişe ediyoruz”
Demokratik haklarını kullanarak Alakır Vadisi’nde yaşam ve çevre mücadelesi yaptıklarını belirten Tuğba Günal, “Bu mücadelemizi barışçıl yollardan yaparak hakkımızı korumaya çalışıyoruz. Bu bölge artık bizler için ciddi tehlikeler içerdiğini düşünüyoruz. Bizler gibi çevre mücadelesi veren Büyük Nohutçu çiftinin silahlı saldırı sonucu öldürülmeleri bizlerinde tehdit altında olduğumuzun işaretlerini veriyor. Fakat bu yer bizim evimiz ve yaşam alanımız. Bizler buraları terk etmeyeceğiz. Çevre dostu tüm insanlardan konu ile ilgili duyarlı olmasını ve bizlere destek vermelerini istiyoruz” dedi.
Dünya Otomobilsiz Kentler Günü kapsamında 2013 yılından bu yana Türkiye çapında düzenlenen Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’nun fikir annesi İzmir’den Sema Gür. Gür, Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’nu Pınar Pinzuti ile birlikte koordine ediyor.
Pınar Pinzuti (solda) 2017 turunda bisikletinin başında (Foto: İzzet Özkaya (İzmir Bir Sevdadır facebook sayfasından alınmıştır))
Pinzuti, 2016 yılındaki turun ardından, “Süslü kadınlar, belediyeden ne istiyorlar?” başlıklı yazısında amaçlarının ne olduğunu aktarmış ve turu 3 başlık altında özetlemişti.
“2013 yılında İzmir’de bir araya gelip eylem yaptığımızda 3 farklı konuyu gündeme getirmiştik:
1- Etkinlik Avrupa Hareketlilik Haftasında yapılacaktı. Ülkemizde bu haftanın varlığından haberi olmayanlar çoktu. Hareketlilik haftası kısaca, bir yerden başka bir yere motorla değil kendi gücünle git demektir.
2- Etkinlikte özellikle Dünya Otomobilsiz Kentler Günü‘nün altı çizilmişti. Ne demekti acaba? Merak edenler araştırmış ve çeşitli ülkelerde yılda bir gün kent merkezlerinin motorlu araçlara kapatılıp insanlara bırakıldığını öğrenmişti.
3- Bisikleti ulaşım amaçlı kullanan herkes için güvenli bisiklet yolları istemiştik.”
Süslü Kadınlar Bisiklet Turu: 2017 yılında eş zamanlı olarak 50 farklı şehirde
İlk eylemin 5 yıl sonrasında. 24 Eylül 2017 Pazar günü ise Yunanistan’ın Atina şehri ve Kıbrıs da içinde olmak üzere 50 şehirde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen turun bu seneki durakları Adana, Adapazarı/Sakarya, Alaçatı, Akçay / Edremit, Ankara, Antakya, Antalya, Artvin-Ardanuç, Atina / Yunanistan, Balıkesir, Bandırma, Biga, Burdur, Bodrum, Bursa, Çanakkale, Çorum, Dalaman, Denizli, Datça, Düzce, Didim, Edirne, Elazığ, Erdek, Eskişehir, Fethiye, Giresun, İskenderun, İstanbul, İzmir, Kadirli / Adana, Kayseri, Kırıkkale, Keşan / Edirne, Kıbrıs, Kocaeli, Konya, Krdz Ereğli, Lüleburgaz, Manisa, Marmaris, Mersin, Muğla, Ödemiş, Ordu, Ortaca-Köyceğiz, Samsun, Tekirdağ ve Urla- İzmir oldu.
Adana’da yaklaşık 250 kadın bisikletle şehir turu attı. Şık kıyafetleri ve başlarına taktıkları çiçekli taçlarıyla birlikte rengarenk süslenmiş bisikletlerine binen kadınlar polis eskortu aracı eşliğinde Galleria İş Merkezi önünden Taşköprü’ye kadar pedal çevirdi. Taşköprü üzerinde hatıra fotoğrafı da çektiren Süslü Kadınlar Bisiklet Grubu daha sonra aynı güzergahtan Galleria İş Merkezi önüne gelerek etkinliği sonlandırdı.
Süslü Kadınlar Bisiklet Turu Adana’nın koordinatörleri Kübra Aykın (solda) ve Ezo Uge
Ankara’da Çankaya ilçesi Kurtuluş Parkı Vedat Dalokay Evlendirme Dairesi önünde toplanan bir grup kadın, bisikletlerini balon ve çeşitli eşyalarla süsledi. Kızılay istikametinden Maltepe ve Anadolu Meydanı güzergahlarını izleyerek Beşevlere ulaşan grup, bisiklet turunu Bahçelievler Bahriye Üçok Parkı’nda tamamladı. Organizasyon sorumlusu Burçin Tarhan, etkinliğin sonunda yaptığı açıklamada, gerçekleştirilen ”Süslü Kadınlar Bisiklet Turu”nun Ankara dışında 50 ilde daha yapıldığını ifade ederek, etkinliğin İzmir merkezli bir organizasyon olduğunu kaydetti.
Çorum’da yaklaşık 200 kadın, bisiklet kullanımı yaygınlaştırmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla ”Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” etkinliğinde bir araya geldi. Valilik önünde toplanan yaklaşık 200 kadın, bisikletlerini, balon ve çeşitli eşyalarla süsledi. Daha sonra Gazi Caddesi üzerinden yaklaşık 3 kilometre yol kateden kadınlar, bisiklet turunu Yunus Emre Parkı’nda Atatürk Anıtı’nda tamamladı.
İstanbul’da Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa Heykeli önünde toplanan bir grup kadın, bisikletlerini balon ve çeşitli eşyalarla süsledi. Organizasyon sorumlusu Perran Yalçın Yavru, yaptığı açıklamada, Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’nu 5 yıl önce başlattıklarını söyledi.
Adana’da şehir turu
Artvin’de Ardanuç ilçesinde bu yıl ilk kez düzenlenen etkinlikte süslü kıyafetlerini giyip, balon, çiçek ve oyuncaklarla bisikletlerini süsleyen yaklaşık 100 kadın, bisiklet kullanımı yaygınlaştırmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla ”Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” etkinliğinde bir araya geldi. Yaklaşık 6 kilometre pedal çeviren kadınlara bazı erkekler de destek verirken, etkinliğe katılanlara ilçe halkı yoğun ilgi gösterdi. Süslü Kadınlar Bisiklet Grubu Sözcüsü Leman Albayrak, bu etkinliğin Türkiye çapında 50 şehirde eş zamanlı olarak süslü kadınlar bisiklet turu adı altında düzenlendiğini anımsattı.
Mersin’deki program kapsamında Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan kadınlar, süsledikleri bisikletleriyle alanda kısa bir tur attı. Turun Mersin koordinatörlüğünü daha önceki senelerde olduğu gibi Ebru Petek Budur üstlendi.
Mersin’de buluşma noktası Cumhuriyet Meydanı idi (Foto: Murad Düzgün)
Hatay’ın İskenderun ve Antakya ilçelerinde de kadınlar, “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” etkinliği için bir araya geldi. İskenderun’daki etkinliğin organizatörlerinden Hatice Ildıran Kara, Atatürk Anıtı Alanı’ndaki programda yaptığı açıklamada, 5 yıldır bir araya gelerek pedal çevirdiklerini söyledi.
Kayseri’de Cumhuriyet Meydanı Atatürk Anıtı önünde toplanan bir grup kadın, bisikletlerini balon, çiçek ve çeşitli eşyalarla süsledi. Rengarenk bisikletleriyle trafiğe çıkan kadınlara Kayseri Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Kayseri Şehir İçi Ulaşım Bisikleti (KAYBİS) birimi de destek verdi. Toplanma noktasından hareket eden yaklaşık 200 bisikletli, Cumhuriyet Meydanı Kartal Bulvarı istikametinden Talas ilçesine uzanan parkurda pedal çevirdi.
Mersin’de şehir turu (Foto: Murad Düzgün)
Edirne’de yaklaşık 150 kadın, bisiklet kullanımı yaygınlaştırmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu”nda pedal çevirdi. Bisikletlerini çiçek, balon ve renkli folyolarla süsleyen kadınlar, Saraçlar Caddesi’ndeki Atatürk Anıtı önünde bir araya geldi. Koordinatör Esranur Demircan, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, bisikletin sadece spor için değil, ulaşım için de kullanıldığını söyledi.
Tekirdağ’da da yaklaşık 60 kadın tur kapsamında bir araya geldi. Süslü bisikletlerine binen kadınlar, Süleymanpaşa ilçesi sahil dolgu alanından Tekirdağ Yelken İhtisas Kulübü önüne giderek, başlangıç noktasına kadar yalaşık 7 kilometre pedal çevirdi.
Samsun’un Atakum ilçesinde toplanan yaklaşık 100 kadın, farkındalık oluşturmak amacıyla “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” etkinliğinde buluştu. Çobanlı İskelesi önünde toplanan 100 kişilik grup, bisikletlerini, balonlar ve çiçeklerle süsledi. Bazı kadınların etkinliğe çocuklarıyla katıldığı görüldü. Bisikletleriyle 5 kilometre pedal çeviren grup, etkinliği Kurupelit Yat Limanı’nda sonlandırdı.
İzmir’de bisikletlerini balon, çiçek ve oyuncaklarla süsleyen, süslü kıyafetlerini giyen kadınlar Konak Meydanı’nda toplandı. Müzik eşliğinde dans eden grup bisikletlerine “Çocuklar için bas pedala”, “Bisiklete atla hayalini yaşa”, “Kadın sokağa çıkarsa hayatı değişir”, “Özgürlük bisiklette”, “Bisiklet en iyi psikologdur”, “Hayallerine sür” yazılı pankartlar astı.
Foto: İzzet Özkaya (İzmir Bir Sevdadır facebook sayfasından alınmıştır)
Denizli’de de kadınlar Demokrasi Meydanı’ndaki Forum Çamlık Alışveriş Merkezi önünden Çamlık Kent Ormanı’na kadar pedal çevirdi. Kadınlar yaklaşık 2 kilometrelik yolu bisikletle kat etti.
Araştırmalar su altı canlılarının davranışlarıyla ilgili bizlere yeni bilgiler sunuyor. Bilim insanları Trinidad’daki lepistes balıkları üzerine çalıştı. Araştırmanın sonucunda lepistes balıklarının potansiyel tehlikelere alışılmış tepkiler verdikleri iddiası çürütüldü.
Bazı balıkların diğerlerinden daha cesur davrandıkları saptandı. Exeter Üniversitesi araştırmacılarından Dr. Tom Houslay, lepistes balıklarının farklı karakterlere sahip olduklarını, yeni bir ortama bırakıldıklarında saklandıklarını, bazılarının kaçmaya çalıştıklarını, bazılarının da etrafı keşfe çıktığını söyledi.
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ile Yeşil Düşünce Derneği ortaklığında tarafından yürütülmekte olan ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nca desteklenen “Birlikte Yeşil Enerjiye” projesi kapsamında, proje ortağı Küçükkuyu Belediyesi ev sahipliğinde “Enerji Kooperatifleri Çalıştayı” gerçekleştirildi.
Çanakkale İçinde gazetesinde yer alan habere göre Küçükkuyu Zeytin Kültür Merkezi’de 23 Eylül 2017 tarihlerinde yapılan çalıştayda Türkiye’nin farlı üniversitelerinde bilim insanları, kamu görevlileri, yerel yönetim, Enerji Kooperatifleri ve Sivil Toplum Örgütleri temsilcileri konuşmacı olarak yer aldı.
Açılış konuşmalarını Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan ve Küçükkuyu Belediyesi proje sorumlusu Cansu Polat gerçekleştirdi. Her üç konuşmacı da iklim değişikliğinin yarattığı yıkıcı sonuçlardan bahsederek yeşil enerjinin ve yeşil enerji üretiminde de kooperatiflerin önemine değindi.
Çalıştaya katılan Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Ege ve Marmara Belediyeler Çevre Belediyeler Birliği Başkanı Cahit İnceoğlu da katılımcıları selamlayarak enerji kooperatiflerinin çoğalması ve bir an önce üretime geçmelerinin önemine değindi ve kamuyu da kooperatiflerin önünü açmak üzere göreve davet etti.
Çanakkale civarındaki 16 adet termik santral projesine de dikkatlerin çekildiği çalıştayda, ÇED süreçlerinin sonuna doğru gelinen Çırpılar ve Kirazlıdere Termik Santrallarine karşı daha aktif mücadele etme kararı alındı.
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği yönetim kurulu başkanı Süheyla Doğan “Birlikte Yeşil Enerjiye” projesi kapsamında gerçekleştirdikleri çalıştay sonrasında Bölgede bir enerji kooperatifi kurmak için girişimlere başlayacaklarını ve duyarlı tüm yurttaşları bu kooperatife üye olmaya ve destek vermeye çağırdı.
Menemen Emiralem’de İzmir Valiliği’nin “ÇED gerekli değildir” izniyle açılması planlanan maden ocağı, kırma – eleme, hazır beton tesisi projesiyle ilgili 18 Eylül 2017’de, saat 9.30’da, Menemen Belediyesi’nde bir toplantı yapıldı.
Menemen Belediye Başkanı Tahir Şahin’in yönettiği toplantıya çeşitli STK temsilcileri, Emiralem ve civar köy muhtarları, yöre öncüleri, avukat ve doktorlar katıldı. Toplantıda yurttaşlar söz konusu projenin tarım alanlarını etkileyeceklerini, imza kampanyasına başlayıp 1000 imzaya ulaştıklarını ve bir ay içinde avukatların da yardımıyla dava açacaklarını belirttiler.
Avukat Diler Bosut Güven, TCDD Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü’nün Emiralem Değirmendere ve Bağcılar bölgelerinde açılacak maden ocağı, kırma-eleme, hazır beton tesisi projesi hakkında şu ifadelere yer verdi:
Avukat Diler Bosut Güven
“TCDD Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü’nün Menemen–Manisa arasındaki demir yolunun iki ve üç hatlı hale getirilmesi ve rehabilitasyonu olarak tanımlanıyor. Bu projenin içinde hızlı tren ibaresi geçmiyor ve Manisa’yla sınırlandırılmış.
Faaliyet 36 hektarlık alandadır. Bu alanın bir kısmı meradır. Tesis alanı 1/100.000lik planda tarım arazisidir. Tesis Gediz Nehri’ne 50 metre, Manisa Karayolu’na 250-350 metre mesafededir. Projede derki yılda 1.600.000 ton bazalt kaya dinamitle patlatılacaktır. Bu patlatmalar gürültü, titreşim, toz oluşumuna neden olunacağını ifade etmişler. Firma saatte 206 kg toz çıkacağını belirtmektedir. Patlatmada yılda 6 bin kg dinamit, 432 bin kg anfo patlayıcıları kullanılacaktır. İki günde bir patlatmalar yapılacaktır.” Uygulanması planlanan söz konusu proje ile arazide 10 cm.’lik bitki ve toprak örtüsü sıyrılacak, kaldırılacaktır.”
Menemen Ziraat Odası BaşkanıA. Metin Karagöl toplantıda şu şekilde konuştu: “Menemen gerçekten iyi bir tarım havzası. Ziraat odasında bunu her zaman söylüyoruz. Ama bunun gibi tehlikelerle sürekli tehdit altında. Sanıyorum daha önce de Veli beyin başkanlığı döneminde taş ocağı tehdidi olmuştu. O zaman da mücadele edildi.
Ben bölgeyi şöyle bir değerlendirmek istiyorum: Çilekte coğrafi işaret aşamasında. Sera iklimi var. Yani Emiralem’in iklimi çok farklı. Çileğin yetişmesi için çok elverişli. Menemen’e dağılan suyun toplandığı yer şantiye olarak gösteriliyor. Eğitim kurumlarımız var aynı bölgede. Yerleşimin olduğu kalabalık bir bölge ve tarım alanı. Yani gerçekten burası korunması gereken bir alan”
Emiralem’de doğup büyüdüğünü ifade eden yöre halkından Emekli Albay Mehmet Çoban ise yöredeki diğer çevresel tehditlere dikkat çekti ve “Kuzeyimizde Aliağa’nın petrol ve demir – çelik tozu, doğumuzda da kireç tozu olursa Menemen ve Emiralem yaşanmaz hale gelecektir. Sözü edilen bölge Doğasıyla havasıyla çok çok güzel Karagöl’e 2 km uzaklıkta bir yerdir. Hem İzmir’in içme sularını, doğasını ve canlılarını etkileyecek bir noktadadır. Yakınında zeytinlikler, OÇEM (Otizmli Çocuklar Eğitim Merkezi), Karşıyaka Koleji vardır. Bu nedenle toplantıya katılan herkesten bu konuda bizlere destek vermesini istiyorum. Yargı konusunda en kısa zamanda gerekeni yapmış olacağız.” şeklinde konuştu.