Ana Sayfa Blog Sayfa 2987

Katalan bakanlar hapse atıldı

İspanya’da görevden alınan Katalan hükümetinin bakanları, çıkarıldıkları mahkemenin ardından cezaevine gönderildi. İfade vermeye gitmeyen Puigdemont ve eski dört bakan hakkında ise tutuklama emri çıkarılması istendi.

İspanya’da bağımsızlık ilanının ardından Madrid yönetimi tarafından görevden alınan Katalan hükümetinin dokuz bakanı hâkim karşısına çıktı.

Madrid’deki mahkemede hâkim, dokuz Katalan kabine üyesinin, duruşmalar başlayana kadar gözaltında tutulmasına karar verdi. İspanyol hâkim bu kararına gerekçe olarak, şüphelilerin yurt dışına kaçma ve delilleri yok etme riskini gösterdi. Mahkeme sadece eski bakan Santi Vila’nın kefaletle serbest bırakılmasının önünü açık tuttu. 50 bin Euro kefalet ücreti belirlenen Vila, bağımsızlık kararının açıklanmasından önce istifa etmişti.

Başsavcılık, Katalan Özerk Bölgesi eski Başkan Yardımcısı Oriol Junqueras ve diğer yedi eski bakanın ise kefaletle serbest bırakılmasına karşı çıkmıştı. Mahkeme, başsavcılığın bu talebini yerinde buldu. Yüksek Mahkeme, “isyancılıkla” suçlanan Puigdemont ve eski Katalan hükümeti üyelerini 2 Kasım Perşembe günü için ifadeye çağırmıştı. Ancak Belçika’da bulunan Puigdemont ve diğer dört kabine üyesi mahkemeye ifade vermeye gitmedi.

İspanya Yüksek Mahkeme Başkanı Carlos Lesmes de ifadeye çağrılmasına rağmen mahkemeye gelmeyen bir kişi hakkında tutuklama kararının çıkarılmasının normal olduğunu söylemişti.

Puigdemont ve söz konusu dört bakan, Madrid merkezî hükümetinin Katalan parlamentosunu ve kabinesini feshetme kararının ardından Belçika’ya gitmişti.

Bağımsızlık referandumu, Katalonya Özerk Bölgesi’nde, İspanya Anayasa Mahkemesi tarafından yasa dışı sayılmasına rağmen 1 Ekim’de bağımsızlık referandumu düzenlenmişti. Bunun üzerine yaşanan gerilimin ardından Katalonya tek taraflı bağımsızlık ilan etmiş, Madrid ise Anayasa’nın 155’inci maddesine dayanarak, Katalan parlamentosunu ve hükümetini feshetmişti.

 

(DW Türkçe)

BM’den IŞİD Musul’da en az 741 sivili infaz etti açıklaması

Birleşmiş Milletler, Musul operasyonu sırasında IŞİD’in en az 741 sivili “infaz benzeri yöntemlerle öldürdüğünü” duyurdu. Örgüt militanlarının, bu süre içinde insanları toplu halde kaçırdığı, sivilleri canlı kalkan olarak kullandığı, kasıtlı olarak evleri bombaladığı ve kaçan insanları hedef aldığı açıklandı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Raad el Hüseyin, “Bu iğrenç suçlardan sorumlu olanların hesap vermesi gerekiyor” dedi. Zeid, Irak merkezi kuvvetleri hakkındaki iddiaların da araştırılması gerektiğini söyledi.

BM’nin açıkladığı rakamlara göre, çoğu IŞİD saldırılarında olmak üzere, çatışmalarda toplam 2 bin 521 sivil hayatını kaybederken 1.673 kişi ise yaralandı. Açıklanan rapor, IŞİD’in Kasım 2016 tarihinden itibaren, Musul’da merkezi güçlerin eline geçen bölgeleri, düşman toprağı olarak gördüğünü ortaya koydu.

Örgütün buralarda yaşayan halka, megafonlar aracılığıyla, “Irak ordusuna karşı koymadıkları için meşru hedef olduklarını” duyurduğu belirtildi.

Rapor, uluslararası camiaya çağrı yaparak, savaş suçu gibi “uluslararası suçları” işleyenlerin yargı önüne çıkarılması gerektiğini de vurguluyor. Aynı zamanda Irak devletinin de bir an önce Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin yargı alanını kabul etmeye çağrıyor.

 

(BBC Türkçe)

Süheyla Doğan, Kazdağlarındaki halkın katılımı toplantısının arka planını anlattı

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği‘nin Balıkesir’in Havran ilçesinde siyanürle altın madeni açılması amacıyla Büyük Şapçı Köyü’nde dün (1 Kasım Çarşamba) gerçekleşen halkın katılımı toplantısı sonrası yaptığı açıklamaya gazetemizde yer vermiştik.

Süheyla Doğan

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nden Süheyla Doğan ilgili toplantıya değerlendirmelerini bu sabah Açık Radyo’dan da paylaştı.

Utku Zırığ’ın hazırlayıp sunduğu “Yeşil Bülten” programına konuk olan Doğan’ın izlenimleri şu şekilde:

“Maden şirketlerine altın aramak tepki çeker düşüncesi ile önce diğer madenler üzerinden izin alıyor”

Demirtepe Altın Madeni  Projesi’nin Halkın Katılımı Toplantısı için saat 14:oo’de Büyükşapçı Köyünde toplantının yapılacağı kahveye 11 dernek üyes olarak katıldık. Köyde maden isteyenler ve istemeyenler olarak iki ayrı grup varmış ve toplantıda maden isteyenlerin bulunduğu kahvede imiş daha sonra öğrendiğimize göre. Maden istemeyenlerin katılımı da bu nedenle engellenmiş oldu.

Toplantı çevre şehircilik müdürlüğünden yetkilinin konuşması ile açıldı. Biz de önceden itirazlarımızı yapmıştık. Proje tanıtımının ardından köylülerden hiç itiraz gelmeyince biz itirazlarımızı aktardık. Bu açıklamalarımız üzerine köyden gençler de bize katıldı ve itiraz etmeye başladılar.

Bu noktada Zırığ, “Süheyla Hanım, daha önce aynı alan için kuartz madeni için çed gerekli değildir kararı veriliyor, aynı alan bu değil mi, şu anda ise siyanürlü altın madeni için başvuru var, doğrudur değil mi?” sorusunu yöneltiyor.

 

Süheyla Doğan bu soruya, “Evet aynı alan, maden şirketleri arama aşamasında tepki çekmemek için altın demiyor başka bir maden üzerinden izin alıyorlar. Bakanlığın sayfasına baktığımızda kuartz araması başvurusu yazıyor. Kaz dağlarının diğer bölgelerinde de benzer süreç var.

“Proje temiz su kaynaklarını da tehdit ediyor”

Maden ruhsatının talep edildiği 6.800 dönümlük alan maden arazisinin %80i ormanlık alan. Karaçam ve Meşe ağaçları ile çevrili bir alan burası. Siyanürlü altın madenciliğinin tabiata etkileri de hepimizin malumu. Vahşi, açık alan madenciliğinin etkilerini de paylaştık toplantıda. Bütün itirazlarımız tutanağa geçirildi.

 

Bu proje bölgedeki temiz su kaynaklarını ve Havran Barajını da tehdit ediyor. Sizin de (Utku Zırığ’ı kastediyor) belirttiğiniz gibi Burçep sözcüsü Hatice Zengin, bu bölgede bir madenin faaliyete geçmesi etkisi yüzyıllara varan bir tahribata yol açacak.

Köye 1,5 km mesafede bir yerde yığın yapma planları var. Kışladağ sürecini, ordaki maden kazalarını daha çok yeni yaşadık. Çok fazla yağış sonucu o bölgedeki siyanür geniş alana yayılmıştı ve çok insan zehirlenmişti. Ben dün onu da vurguladım. Burda da bu çok olabilir bir şey. Şiddetli yağmur ve siyanürün ortaya çıkışı.

Tüm bu maden, termik santral projeleri ile tarımda yok olma aşamasında bölgede. Tarım arazileri içinde devlet tarım arazilerine maden yapmak yerine yeniden tarım alanları açılmasını teşvik etsin şeklinde bir öneride bulunduk. Köylülerin şu an mandıraları yok. Köylü sütlerini yok pahasına mandıra sahiplerine satıyor.

Tarım alanlarını satmayan köylüler ile de tanıştık. Kendi gıdamızı da yetiştiremez isek nereye gideriz diyorlar ama kaç kişi bu düşüncededir bilemiyorum tabi. Genelde sigortalı, güvenceli bir işi, iş tehlikeli olsa bir tercih ediyorlar.

“Ey çevreciler” diyen köylüler…

Termik santraller, altın madeni projeleri, bir bütün olarak ele alınmalı bu sorun. Ekosistemi nasıl etkilediği bütüncül olarak ele alınmalı. Buna bir dur denilmeli. Köylünün tarımdan vazgeçmesine neden olan sorunlar çözülmeli, projeler üretilmeli ki arazilerini satmasınlar, vazgeçmesinler yaşam haklarından, sularından, temiz havadan…

Şu anda kazdağlarında 16 tane termik santral projesi var. Çırpılar’da bir termik santral projesi var. Onun İDK (ÇED öncesi gerçekleşen inceleme değerlendirme kurulu) süreçlerini yakından takip ettik. ÇED nihai kararı çıktı ama henüz çed olumlu kararı çıkmadı. Onu da yakından takip ediyoruz.

Son olarak dün köylülerin bize yaptığı ve beni çok etkileyen bir itirazı da dile getireyim. “Ey çevreciler, daha önce niye gelmediniz? siz ortalığı mı karıştırmaya geldiniz?” dediler bize. Buna yanıt vermek zor ama hepsine nasıl yetişeceğiz konusu var… ki biz “Ona hayır, buna hayır” diyen bir STK da değiliz. Gittiğimiz yerlerden ve yaptığımız mücadeleden örnekler verdim onlara. Köylere sorun olduğu zaman değilde başka kırsal kalkınma çalışmaları için de gitmemiz lazım diye düşünüyorum.

 

(Yeşil Gazete, Açık Radyo)

Yenilenebilir enerjiye hızlı geçiş için kampanya: Kömürün Ötesinde Avrupa

Bugün 28 ülkeden sosyal toplum örgütü, iklim değişikliği ve hava kirliliğinin artan etkileriyle mücadele etmek için Kömürün Ötesinde Avrupa kampanyasını başlattı. Bu kolektif kampanya, kömürün terk edilip, temiz yenilenebilir enerjiye geçişin başlaması ve hızlandırılması amacını taşıyor.

Yenilenebilir enerjiye hızlı bir geçiş yapmanın öneminin altını çizen kampanyanın yayımladığı yeni sağlık etkileri modellemesi, 2015 yılında sadece Avrupa Birliği’ndeki kömürlü termik santrallerin tahmini 19 bin 500 erken ölüm ve 10 bin 000 yetişkin kronik bronşit vakasına neden olduğu ortaya koyuyor. Kömürün neden olduğu sağlık masrafları da 2015’de 54 milyar Euro’ya kadar çıkarak aynı derecede sarsıcı bir tabloyu gözler önüne seriyor.

Hava kirliliğinin Avrupa’da neden olduğu erken ölüm vakalarının maliyeti 54 milyar Euro 

Kömürün Ötesinde Avrupa Kampanyası Direktörü Kathrin Gutmann: “Avrupa’nın 2030 yılına kadar kömürü tamamıyla terk etmesi çalışmaları ivmesi kazanıyor ve bunun gerçekleştirilmesi, ve bir an önce gerçekleştirilmesi, için sivil toplum bir araya geliyor. Ülkelerin Paris İklim Anlaşması doğrultusundaki taahhütlerini gerçekleştirmeleri ve vatandaşlarının sağlığını korumaları için, kömürlü termik santrallerin şu andakinden daha hızlı kapatılmaları gerekiyor. Herhangi bir ülkedeki bir kömürlü termik santral, tüm Avrupa ve tüm gezegen için bir külfettir. Hükümetlere, şehirlere, şirketlere, bankalara ve yatırımcılara kömürden çıkış planlarını 2018’de Polonya’nın Katowice şehrinde gerçekleştirilecek uluslararası iklim toplantısından önce güçlendirmeleri çağrısını yapıyoruz. Önümüzdeki hafta Bonn’da başlayacak olan Birleşmiş Milletler iklim toplantısı, kömürün kademeli olarak terk edilmesine dair iddialı taahhütlerinde bulunulması için mükemmel bir fırsat sunuyor.”, açıklamasında bulundu.

Kampanyanın hedefi 293 kömürlü termik santralin kapatılması!

Kömürün Ötesinde Avrupa Kampanyası, 2016 yılından bu yana Avrupa’da 16 kömürlü termik santralin emekliye ayrılmasına yardımcı oldu. Hollanda, Birleşik Krallık, Finlandiya, Fransa, Portekiz ve İtalya hükümetlerinin ülkelerin en geç 2030 yılında kömürü tamamen terk edeceğini taahhüt etmeleriyle 39 adet kömürlü termik santral daha kapatılacak. Kampanya, bu hükümetlerin açıklamalarını eyleme dönüştürmeleri ve Avrupa’nın geriye kalan 293 kömürlü termik santralinin kapatılmasının hızlandırılmasına odaklanıyor.

Özellikle Almanya gibi iklim hedeflerine ulaşması kömür kullanımı tarafından engellenen ve Avrupa’nın en büyük sera gazı kirleticisi konumda olan Almanya gibi ülkeler için somut planlar özellikle gerekli. Almanya’daki kömürlü termik santrallerin 2015 yılında, ülke içi ve ülke dışında, 3.800 erken ölüm vakası ve 10.5 milyar Euro bedelinde sağlık masrafına yol açtı tahmin ediliyor.

Kömürün Ötesinde Avrupa Kampanyası, yeni Almanya hükümeti ve kömürden vazgeçmeyen tüm Avrupa ülkelerine kendi ülkelerinde ve Brüksel’de kömüre destek vermeyi durdurmaları, geçiş sürecinden etkilenecek işçiler ve kömüre bağımlı bölgeler için adil ve eşitlikçi bir geçiş sürecini sağlayacak ve kömür kullanımını kademeli olarak sonlandıracak çalışmalar yapmaları ve tüm Avrupa’yı kapsayacak temiz ve yenilenebilir bir enerji sistemini desteklemeleri çağrısında bulunuyor.

 

(Yeşil Gazete)

Doğa savunucusu Berta Caseres cinayeti aydınlanıyor

2 Mart 2016’da öldürülen Honduras yerli halk lideri, insan hakları savunucusu Berta Caceres cinayetinde yeni gelişmeler ortaya çıktı.

ABD üzerinden yayın yapan Democracy Now’a konuk olan New York Times muhabiri Elisabeth Malkin’in aktardığına göre doğa hakları savunucusu Caseres’in öldürülmesinin ardında uğruna mücade ettiği, Honduras doğasına vereceği zarar nedeni ile karşı çıktığı barajı inşa eden şirketin üst düzey yöneticileri bulunuyor.

Democracy Now yayınınıda bu sonuca nasıl ulaştığını da detayları ile aktaran Elisabeth Malkin, barajı inşa eden Honduras’taki dev enerji şirketi Desarrollos Energéticos’un (DESA)’nun cinayet ile bağlantısına dair 5 uluslararası alanda çalışan avukatın kanıt bulduğunu söyledi.

Elisabeth Malkin

Caseres’in kızı Bertha Zúniga ve Honduras Hükümeti içinden bağımsız temsilciler tarafından tutulan avukatlar yaklaşık 40 bin sayfalık dökümanı inceledikten sonra bu sonuca vardı.

Avukatların gerçekleştirdiği detaylı soruşturmanın vardığı diğer bir sonuç ise DESA’nın bölgedeki güvenlik sistemini de kontrol ettiği ve birçok güvenlik görevlisine maaş verdiği yönünde.

Berta Caseres, kendisi gibi doğa hakları savunucuları ile birlikte 1993 yılında National Council of Popular and Indigenous Organizations of Honduras’ı (COPINH – Handurasın Yerel Halkları ile Ulusal Konsey) kurmuştu. Yıllar boyunca kendisine yönelik tehdit ve tacizlere rağmen ata topraklarını felakete sürükleyecek maden ve barajlara karşı ölümüne değin mücadelesini sürdürmüştü. 2 Aralık 2016’da ise ikamet ettiği La Esperanza kasabasında silahla vurularak öldürüldü. Öldürüldüğü günlerde toprakları için mücadele ettiği yerli halkları Gualcarque nehri üzerine kurulan Agua Zarca Barajına direnmeye karşı örgütlediği, su şebekesine zehir sızdıracağı suçlamaları ile karşı karşıyaydı.

 

(Yeşil Gazete, Democracy Now)

90’lık Fatma Nine’nin mücadelesi: Kışlık odununu sel sularından topluyor!

Rize’nin İkizdere ilçesi Güneyce Köyü’ndeki evinde tek başına yaşayan 90 yaşındaki Fatma Yılmaz, kışlık yakacak ihtiyacı için sel sularının sürüklediği odunları topluyor. Fatma Yılmaz, Çarşı Mahallesi’nde aylık 350 liraya kiraladığı evde yalnız yaşıyor. Ölen eşinden kalan dul aylığı ile tüm ihtiyaçlarını kendisi gören Yılmaz, yemeğini yapıyor, sobasını yakıyor. Yakacak ihtiyacı için satın aldığı odunlarla kışı çıkaramayacağını düşünen Fatma Yılmaz, sel sularının sürüklediği ve kızının dere kenarında biriktirdiği odunları topluyor.

“8 evlat büyüttüm. Hepsini arkamda taşıdım”

5’i kız, 3’ü erkek 8 çocuk sahibi Fatma Yılmaz’ın, eşi gurbette çalışırken bağ bahçe işleri yapan Yılmaz’ın, evine giden yol olmadığı yıllarda sırtında taşıdığı erzaklarla çocuklarını büyüttüğü öğrenildi. 19 yıl önce eşini kaybeden Yılmaz’ın 11 yıl önce de oğullarından birinin intihar ettiği ortaya çıktı. Kızlarının evinde rahat edemediğini, gelinlerinin de kendisini istemediğini söyleyen Fatma Yılmaz, “Eşimden kalan maaşı alıyorum. Bunun 350 lirası kiraya gidiyor. Kızlarım evli, onlar evine beni alamaz. Gelinlerim de beni istemediği için oğullarımın da yanına gidemiyorum. Gelinlerim beni arayıp sormuyor. Kim bakacak bana? Mecbur ben de yalnız yaşıyorum. 8 evlat büyüttüm. Hepsini arkamda taşıdım. 50 yıl sırtımda su, erzak taşıdım. Hep çalıştım, onları büyüttüm. Eşim gurbete giderdi ve uzun süre gelemezdi. 5 tane ineğim vardı; sütten yağ, peynir yapardık” dedi.

Fatma Yılmaz’a odun yardımı sözü veren komşuları, Yılmaz’ın köye inip çıkamadığı için kızlarının yakınında ev kiraladığını söyledi. Komşular, Yılmaz’ın her ihtiyacını kendisinin karşıladığını belirtti.

 

(CNNTürk)

Türkiye’de mizah, kadın hareketi, futbol tarihi “Tarih Buluşmaları”nda tartışılacak

Nilüfer Belediyesi, Tarih Vakfı işbirliği ile kent kültürüne büyük katkı sağlayacak olan Tarih Buluşmaları’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Düzenlenecek buluşmalarda, kente değer katan isimlerin hayatlarından sosyal ve siyasi yaşam tarihine kadar pek çok konu tartışılacak.

“Bir Muhabbet Kuşu: Postmodern Gölgeler Işığında Zeki Müren” başlıklı söyleşiyle Bursa’nın yetiştirdiği en önemli sanatçılardan biri olan Zeki Müren’in hayatının ele alındığı Tarih Buluşmaları’nın ilk toplantısında katılımcılarla birlikte Türkiye’nin o dönemki toplumsal dönüşüm süreci tartışıldı. Yrd. Doç. Dr. Şeyma Ersoy Çak ile Prof. Dr. Namık Sinan Turan ve Yrd. Doç Dr. Z. Gülçin Özkişi’nin konuşmacı olarak katıldığı Tarih Buluşmaları’nda, “Bir Muhabbet Kuşu: Postmodern Göstergeler Işığında Zeki Müren” kitabının yazarlarından biri olan Prof. Şefika Şehvar Beşiroğlu da anıldı.

Akademisyenlerin ve araştırmacıların konuk olacağı “Tarih Buluşmaları” kapsamında;

9 Ocak Salı günü “İşçilerin Sınıf Olma Tarihi”

6 Şubat Salı günü “Türkiye ve Bursa’da Futbol Tarihi”

6 Mart Salı günü “Kadın Hareketinin Saklı Tarihi”

7 Mayıs Pazartesi günü “Osmanlı’dan Günümüze Darbelerin Tarihi”

8 Mayıs Salı günü “Türkiye’de Mizah ve Muhalefet” konuları ele alınacak.

 

(Yeşil Gazete)

Düşük fiyat nedeniyle 2 milyon kayısı ağacını kestiler

Malatya’da kayısı üreticisi, yüksek rekolte kaynaklı düşük fiyat ve kuruma nedeniyle ağaçlarını kesiyor. Battalgazi Ziraat Odası Başkanı Mehmet Başer, kuruma ve düşük fiyat nedeniyle yaklaşık, 2 milyon kayısı ağacının üreticiler tarafından kesildiğini söyledi.

Malatya’nın en büyük geçim kaynağı olan kayısıda, bu yıl rekoltenin de yüksek olması nedeniyle fiyatlar beklentilerin altına düştü. Kayısı üreticileri, kuruma ve düşük fiyat nedeniyle ağaçlarını keserek kışlık odun yaptı.

Kayısıyı kilosunu 5 liradan sattıklarını, işçiye ise 50 lira verdiklerini söyleyen Battalgazi ilçesinden üretici Gülizar Balta, “Ankara’da yetkililerle görüştük bir sonuç alamadık. Muhtarımıza, belediye başkanımıza, valiliğe, sulama birliğine gittik hiç kimse bu konuya bir çözüm bulmadı. Şimdi ağaçlar kurudu, 30 yıllık emeğimiz boşa gitti. Kayısıdan para kazanamıyoruz” dedi.

Kendi bahçesindeki ağaçları kestiğini açıklayan Mehmet Ali Balta ise “Susuzluktan dal kurumasından ve özellikle de kayısının para etmemesinden dolayı ağaç kesimleri hızlandı. Şu anda kendi bahçemdeki ağaçları kesiyorum. Yetkililerden ne bir bilgi, ne de bir yardım aldık. Bu konuda siyasetçilerden ve bürokratlarımızdan bilgi alamadık. Kayısı ağaçlarının kesimleri yaklaşık 1 milyonu geçti, 2 milyon civarında. Kimse kayısılarını silkelemedi, kayısı para etmediğinden dolayı kesimler oldu. Şu anda kayısı fiyatları 4-5 TL civarında. Odunları kendimize kışlık yakacak olarak kullanıyoruz, ağacın yapraklarını da hayvanlara yem olarak veriyoruz” dedi.

Kredi borçlarını ödeyemiyorlar

Bu sene bütün sorunların üst üste geldiğini ileri süren üretici Nevzat Şimşek de, “Susuzluk, dallarda hastalık, köklerde kanser olayından dolayı da kesmeler oldu. Fakat ağaçlarımızı kesmemize sebep veren en büyük pay kayısının para etmemesi. Bu konuya bir çare bulunmasını bekliyoruz. Şu an çiftçilerimizin bankalara kredi borçları yükseldi. Bu konuda da devletimizden yardım istiyoruz” diye konuştu.

 

(Birgün)

Öldürülen yaşam savunucusu Büyüknohutçu çifti Antalya’da anılacak

Antalya’nın Finike ilçesinde yaşayan ve Sedir ağacı ormanlarını korumak için bölgedeki taş ocaklarına karşı verdikleri mücadeleyle bilinen Ali ve Aysin Büyüknohutçu 9 Mayıs 2017’de öldürülmüştü. Büyüknohutçu çifti 4 Kasım Cumartesi günü Muratpaşa’da düzenlenecek etkinlikle anılacak.

Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Ayşin Büyüknohutçu çiftinin kızı Emine Büyüknohutçu sosyal medya üzerinden çağrı yaptı:

“Ali ve Aysin’in acısı hala içimizdeyken, üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen cinayet hala şaibeli, hala aydınlatılmadı. Yaşam savunucularına yapılan saldırılar ise devam etmekte. Tüm ülkede doğamız ve kentlerimiz sermaye dostu iktidar tarafından talan edilmeye devam ediyor.

Yaşam savunucularının ismi parka verilecek

Ali ve Aysin Büyüknohutçu çiftini, ve verdikleri örnek doğayı koruma mücadelesini unutmamak ve unutturmamak icin, 4 Kasım tarihinde Antalya – Muratpaşa’da buluşuyoruz. Onları, adlarını vereceğimiz parkta düzenleyeceğimiz anma etkinliğiyle ölümsüzleştireceğiz.

Tüm kent ve doğa mücadelesi veren kurumları ve bireyleri 4 Kasım 2017 tarihinde, tüm gün düzenleyeceğimiz etkinliğe davet ediyoruz.

Antalya’ya ulaşım için ücretsiz otobüsleri kullanmak isteyenler, bulundukları şehir, isim soyisim ve cep telefonu numaralarını [email protected] adresine yollayarak rezervasyon yaptırabilirler. Şu anda Antalya, İzmir, İstanbul ve Bursa’dan otobüs kaldırılacaktır. Yeterli başvuru olması durumunda diğer illerden de otobüs kaldırılacaktır. Son durumu https://www.facebook.com/events/1754852541475871 etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz.”

Otobüs hareket saatlerine ve noktalarına bakmak için:
https://goo.gl/UL8HDu

Etkinlik programına bakmak için:
https://goo.gl/985JPW

Twitter hesabı üzerinden etkinlikte kullanılacak etiketler işe şöyle:

#AliAysinİçin4KasımdaAntalya
#AysinAliYaşayacak
#AysinVeAliyiYaşatıyoruz
#AysinVeAliİçin

 

(Yeşil Gazete)

Yeşil Yol projesinde Sayıştay’ın itirazı ihmali ortaya çıkardı!

DOKAP 2014-2018 Eylem Planı’nda yer alan ‘Yeşil Yol Projesi’ ve ‘İmar Planı Yapım Projeleri’ yapılmaya başlanırken mevzuatça zorunlu kılınan ‘Çevresel Etki Değerlendirme’ (ÇED) raporu alınmadığı Satıştay raporlarına yansıdı.

Sayıştay Başkanlığı, ‘2016 yılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri Denetim Raporları’nı yayınladı. Her yıl yayınlanan denetleme mahiyetindeki raporlarda bu sene Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yapımı devam eden Yeşil Yol projesi kapsamlı olarak ele alındı. DOKAP, Sayıştay Başkanlığı tarafından yöneltilen 14 bulguyla soruşturuldu. 85 sayfadan oluşan raporda, 2014-2018 DOKAP eylem planında yer alan ve inşaat çalışmaları devam eden Yeşil Yol projesinin başlangıcında ÇED raporlarının alınmadığı tespit edildi.

Sayıştay Başkanlığı DOKAP’a, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Çevresel etki değerlendirmesi” başlıklı 10. Maddesi’ne dayanarak, projeye başlanmadan önce ÇED olumlu veya ÇED olumsuz raporu alınmadan bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyeceğini, proje için yatırıma başlanamayacağını ve ihale edilemeyeceğini hatırlattı.

ÇED zorunluluğuna uyulmadı!

Sayıştay, konuyla ilgili olarak raporunda “Turizm Master Planı Uygulamaları Projesi için ÇED Raporunun hazırlanması/hazırlatılması gerekirdi. Bununla birlikte, “Doğu Karadeniz Turizm Master Planının çevresel etki değerlendirmeleri yapılmadan planlandığı ve yürürlüğe konulduğu anlaşılmaktadır. Yeşil Yol Projesi planlamalarının çevresel etki oluşturabilecek unsurlarının değerlendirilerek ÇED raporlarına göre yapılması gerektiği ve projelerin yürütülmesi sırasında da ÇED raporlarına uygunluğun gözetilmesi gerekirken, bu zorunluluğa uyulmadığı değerlendirilmektedir.” ifadelerini kullandı.

50 milyon TL kaynak aktarıldı

Raporda, DOKAP’ın, büyükşehir belediyeleri ve il özel idarelerinin projelerinden 39’unu kabul ettiği bildirilirken, “Yeşil Yol” için 2016 yılında 50 milyon 403 bin lira kaynağın aktarıldığı belirtildi.​ DOKAP ise Sayıştay’a verdiği savunmada, Yeşil Yol Projesi’nin 1024 km’lik kısmının Karayolları, devam etmekte olan 675 km’lik kısmının ise Büyükşehir Belediyeleri ve İl Özel İdareleri gibi uygulayıcı kuruluşlar tarafından yapıldığını vurgulayarak ÇED ile ilgili yükümlülüğünde bu kurumlarda olduğu ifade etti.

“Köy yolu” denilerek yapılmamış

Ayrıca DOKAP, literatürde yayla yolu kavramı bulunmadığını, Yeşil Yol Projesi kapsamında yapılan yolların köy yolu (köylerin ünitesi veya mahallesi) kapsamına girdiğini, Yeşil Yol projelerinin mahalle ve köy yolları sınıfında yer aldığından ve bu yollar hariç tutulduğundan ÇED raporu alınmasına gerek duyulmadığı savundu.

ÇED önkoşul olmalı

Yeşil Yol gibi projelerde Çevresel Etki Değerlendirilme raporunun projenin yapılıp yapılmamasına karar verilebilmesi için planlamanın bir parçası olduğuna dikkat çekilen raporda Sayıştay, “ÇED, her türlü yatırım ve kalkınma projelerinin çevresel etkilerini belirleyerek, yatırıma başlanabilmesi için bir ön koşul olarak görülmektedir. ÇED süreci sonunda, “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı”, “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı” veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumsuz Kararı” alınabilmektedir. Yol imalatlarına başlanmadan önce ÇED raporlarının hazırlanıp hazırlanmadığının incelenmesi gerekirdi.” diyerek tamamladığı raporuyla Yeşil Yol tartışmalarına yeni bir boyut kazandırdı.

 

(Haber61)