Ana Sayfa Blog Sayfa 2873

Mahalleli birleşerek maden ocağının “ÇED gerekli değildir” kararını iptal ettirdi

Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Dedeyazı Mahalle halkı, Kolan mezrasına MARTUT Madencilik AŞ tarafından yapılmak istenen maden ocağına karşı “ÇED gerekli değildir” kararının iptali için idare mahkemesinde açtığı davayı kazandı.

Karara rağmen maden şirketinin bölgeden gitmemesi nedeniyle direnişlerini sürdüren mahalleli, jandarmanın şirket yetkililerini korumasından şikayetçi.

Dedeyazı Dayanışma Derneği Üyesi Hüseyin Emre, madenin kapatılması için imza topladıklarını ancak iş makinelerinin dava kararına rağmen hâlâ arazide beklediklerini söyledi.

Geçtiğimiz hafta çıkan karar ile çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporuna  ilişkin olarak önceden verilen izin iptal edilmiş oldu.

Davanın avukatlığını yapan Tayfun Çakır da konuya ilişkin yaptığı açıklamada, ÇED raporuna ilişkin olarak önceden verilen iznin iptal edildiğini, mahkeme kararının gecikmeksizin uygulanması gerektiğini belirtti. Kararın yazıldığını, ancak taraflara henüz tebliğ edilmediğini aktaran Çakır, “İdare mahkemesinin bu kararı ile Dedeyazı köyü olarak madene karşı verilen hukuk mücadelesi nihayet başarıya ulaşmıştır” dedi.

Dedeyazı Mahallesi sakinlerinden Recep Çakır, “Biz köylüyüz; İşimiz tarımla, toprakla, suyla. Bu maden ocakları arazilerimize, su kaynaklarımıza büyük zararlar veriyor” diye ifade etti. Yaşananlara ilişkin seslerini duyurmaya çalıştıklarını söyleyen Çakır, “Onlar istedikleri kadar vazgeçmesin, biz köyümüze maden ocağını yaptırmayacağız” sözleri ile tepkisini dile getirdi. İlk günden bu yana maden ocağına karşı olduklarını aktaran Meryem Aslan, eskiden çevre köylerden insanların köylerine su almaya geldiğini belirterek, “Maden ocağı yapılırken artezyen su kuyusu yaptılar buraya. Su değil zehir içiriyorlar bize. Hiç bir şey yapamaz hale geldik. Sağlığımızı kaybettik. Uyuyamıyoruz, nefes alamıyoruz, çamaşır yıkayamıyoruz, çocuklarımız, yaşlılarımız hep hasta. Dedeyazı’nın doğasını bitirdiler. Kimsenin, bizim suyumuzu zehirlemeye hakkı yok” diye ifade etti.

 

(Evrensel)

Mermer ocağına festivalli tepki: Isparta’da Kuzukulağı Doğa Sporları Festivali

Isparta Dedegöl Dağı’ndaki Kuzukulağı Yaylası’nın mermer ocaklarına kurban edilmemesi için bölge halkı ve doğaseverlerin mücadelesi sürüyor.

20-24 Haziran 2018 tarihleri arasında Dedegöl Dağı’nın ve Kuzukulağı Yaylası’nın önemine dikkat çekmek amacıyla Kuzukulağı Doğa Sporları Festivali düzenlenecek.

Dedegöl ve Kuzukulağı’nın korunan alan ilan edilmesinin talep edileceği festival programının detayları ilerleyen günlerde paylaşılacak.

İp cambazlarından “Kuzukulağı Yaylası’nı mermer için yok etmeyin” çağrısı

Dünyada sadece 5 ülkede bulunan kaya tırmanma parkuruna ev sahipliği yapan Dedegöl ve çevresini korumak adına bir tepki de ip cambazlarından geldi.

Gazeteci Yusuf Yavuz’un kişisel bloğunda yayınladığı habere göre, Antalya’nın Konyaaltı ilçesindeki kaya tırmanışı bölgesi Geyikbayırı’nda bu yıl 6. kez düzenlenen Türkiye İp Cambazları Festivali’ne katılan dünyanın dört bir yanından sporcular, Kuzukulağı Yaylası’nın mermer için yok edilmemesi çağrısında bulundu.

33 farklı ülkeden katılımın olduğu festivalde sporcular, dağcılık ve mağaracılık kulüplerinin açtığı pankartla doğa sporları ve eko-turizm merkezi olan Kuzukulağı Yaylası’nın korunmasını istedi.

İp cambazları, kayalıklar arasına yerden 50 metre yüksekliğe kurulan ve uzunlukları 20 ila 200 metre arasında değişen ip hatlarında yürüdüler.

Engel olunmazsa efsane kayalıklar kesilerek satılacak

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM), Kuzukulağı kayalıklarını da içine alan bölgede 100 hektarlık alanda mermer arama ruhsatı verdi.

Batı Asya Madencilik Gıda Su Ürünleri İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. adlı özel bir şirkete verilen mermer arama ruhsatının süresi 17 Ekim 2017’de bir yıl daha uzatıldı.

Kuzukulağı Yaylası ve yılkı atları

Kamuoyunda büyük tepkilere neden olan Kuzukulağı Yaylası’ndaki mermer ocağı ruhsatından geri adım atılmazsa, ilgili kurumların da onayını alan firma dünyanın en önemli dağcılık merkezlerinden biri olmaya aday bölgeyi tonu 90 ila 300 dolar arasında değişen fiyatlarla ham madde olarak Çin’e satılan mermeri çıkarmak için devasa kayalıkları kesmeye başlayacak.

Eldere ve Karacahisar köylüleri

Su kaynakları, hayvancılık ve bölgenin biyolojik zenginliği mermer ocağı yıkımıyla baş başa kalacak.

Eldere ve Karacahisar köylüleri de su kaynaklarını yok ederek hayvancılığı etkileyecek olan mermer ocağına karşı tepkili.

Köylüler ve doğa sporları kulüpleri, ruhsatın iptali için ilgili kurumlara yazılı başvuruda bulundular. 

Dünyada sadece 5 ülkede bulunan kaya tırmanma parkuruna maden arama ruhsatı çıktı!

Türkiye Dağcılık Federasyonu’ndan çağrı: Maden arama ruhsatı iptal edilsin!

Dünyada sadece 5 ülkede bulunan kaya tırmanma parkuruna taş ocağı açacaklar!

 

(Gazeteci Yusuf Yavuz, Yeşil Gazete)

Organik tarım için Brüksel’de çalışacak Türkiye’den gönüllüler aranıyor

IFOAM EU (Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu – Avrupa), 1 yıl boyunca Brüksel’deki ofislerinde çalışacak Türkiye’den gönüllüler arıyor.

Gönüllülerin konaklama, yemek, şehir içi ulaşım masrafları IFOAM tarafından karşılanacak, ayrıca gönüllülere cep harçlığı verilecek.

IFOAM EU’nun Avrupa Gönüllü Hizmeti projesi kapsamında yaptığı duyuru yalnızca Türkiye, Almanya, Finlandiya, İngiltere ve Portekiz’den gönüllüleri kapsıyor.

Başvuracak gönüllülerin 18-30 yaş aralığında olmaları ve organik tarımın geliştirilmesi konusunda duyarlı olmaları bekleniyor.

Başvurmak isteyen gönüllü adaylarının 19 Mart’a kadar başvuru formunu doldurup, [email protected] adresine e-mail olarak göndermeleri gerekiyor.

Başvurular kısa süre sonra değerlendirilecek ve gönüllüler Mayıs-Haziran 2018 tarihlerinde Brüksel’de çalışmaya başlayacaklar.

Başvuru formunu buradan indirebilirsiniz.

Konuyla ilgili daha detaylı bilgiyi ise buradan edinebilirsiniz.

 

(Buğday Derneği)

Fransa’dan Uluslararası Güneş ittifakına 700 milyon Euro’luk destek

Uluslararası Güneş İttifakı’nın (ISA) gerçekleştirdiği etkinliğe katılan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın ittifaka 700 milyon Euro vereceğini taahhüt etti.

Fransa böylece ittifaka ve temiz enerjiye olan bağlılığını yinelemiş oldu.

Konferansta konuşan Macron, Fransa’nın ittifaka olan taahhüdünü üç katına çıkardığını ve ittifaka toplam mali katkısının 1 milyar Euro’ya ulaştığını söyledi.

Etkinliğe, üye ülkelerin liderleri dışında, güneş enerjisi ile ilgili anlaşmalar imzalaması beklenen Asya Kalkınma Bankası ve Afrika Kalkınma Bankası gibi büyük kalkınma bankalarının liderleri katıldı.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

ISA’nın genel müdürü Upendra Tripathy Reuters’a yaptığı açıklamada ise kuruluşun ana hedefinin, finansman maliyetini azaltmak ve üretim, proje geliştirme ve depolama da dahil olmak üzere tedarik zincirindeki yatırımları teşvik etmek olduğunu ifade etti.

Macron’un dört gün süren Hindistan ziyaretinde EDF, Dassault Aviation, Schneider Electric ve Suez gibi Fransız şirketlerinden oluşan bir heyet de Fransa Cumhurbaşkanı’na eşlik etti. Macron, aynı zamanda Uttar Pradesh’te bulunan ve Engie firması tarafından inşa edilen güneş santralının açılışını da gerçekleştirdi.

ISA kimlerden oluşuyor?

Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından 2015 yılında başlatılan anlaşma temelli örgüt, dünya genelinde, gelecekteki güneş enerjisi üretimi, depolaması ve teknolojisi için 1 trilyon dolarlık fonu harekete geçirmeyi amaçlayan hükümetlerarası bir kuruluş olma özelliğine sahip.

İttifak 121 ülkede güneş enerjisini tanıtmayı amaçlarken, ISA Çerçeve Sözleşmesi Marakeş’te düzenlenen COP 22 sırasında imzaya açıldı.

Bu zamana kadar 61 ülke ISA Çerçeve Sözleşmesi’ni imzaladı, 32 ülke ise anlaşmayı imzaladı ve onayladı.

 

(İklim Haber)

İstanbul Film Festivali’nde kahramanı güçlü kadınlar olan filmler, ‘Çiçek İstemez’ bölümünde

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen, İstanbul Film Festivali, bu yıl 37. kez izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 6-17 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan festivalde Türkiye ve dünya sinemasının en nitelikli ve başarılı örneklerinin yanı sıra usta sinemacılarla söyleşiler de yer alıyor.

37. İstanbul Film Festivali dünya sinemasının en yeni örnekleri, kült yapıtlar, usta yönetmenlerin son filmleri, yeni keşifler ve gizli hazinelerin aralarında olduğu 198 uzun metrajlı ve 12 kısa filminden oluşan zengin programıyla festival takipçileriyle buluşuyor.

Anahí Berneri’nin yönettiği Arjantin filmi “Alanis” de Çiçek İstemez bölümünde gösterilecek

12 günde 43 ülkeden 210 film

Festival kapsamında 12 günde, 18 bölümde, 43 ülkeden 218 yönetmenin toplam 210 filmi gösterilecek.

Festivalde gösterimlerin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek sohbetler, konserler ve özel etkinlikler de yer alacak.

Festivalde bir ilk: Çiçek İstemez

Festivalin bu yılki yeni bölümlerinden Çiçek İstemez (No More Flowers), kahramanı güçlü kadınlar olan filmleri bir araya getiriyor.

Çiçek İstemez bölümü kapsamında, kendi ayakları üzerinde duran kadınların hikâyelerini anlatan 10 film yer alıyor.

Bu filmler; Korkunç Anne, Nigar, Bir Numara, Gizemli Dil, Erkeklere Bakmak, Madeline Madeline’i İzliyor, Ava, Hakim Hanım, Alanis ve Bikini Moon.

Çeşitli film karakterlerinin minyatür tekniğiyle resmedildiği afiş sanatçı Murat Palta’nın imzasını taşıyor.

İstanbul Film Festivali’nin bu yılki gösterimleri Beyoğlu’nda Atlas Sineması (iki salon), Beyoğlu Sineması, Pera Müzesi, Nişantaşı’nda Cinemaximum City’s (iki salon), Gayrettepe’de Cinemaximum Zorlu ve Kadıköy’de Rexx Sineması ve Kadıköy Sineması olmak üzere 9 salonda yapılacak.

Festival gösterimleri 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30 saatlerinde yapılacak.

Festivalin geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da öğrencilere bir hediyesi olacak.

Festivalde bu yıl da hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seanslarının öğrenci biletleri 1 TL üzerinden satışa sunulacak.

Festival programına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

BM mutluluk raporu: En mutlu Finlandiya, Türkiye sıralamada geriledi

Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı tarafından yayınlanan Dünya Mutluluk Raporu’na göre Türkiye mutluluk sıralamasında 156 ülke içinde 74 sırada yer alıyor.

Vatikan’da bulunan Papalık Bilim Akademisi’nde dün açıklanan rapora göre dünyanın en mutlu ülkesi Finlandiya.

Finlandiya’yı sırasıyla Norveç, Danimarka, İzlanda, İsviçre, Hollanda, Kanada, Yeni Zelanda, İsveç ve Avustralya takip ediyor.

Türkiye ise Belarus ile Pakistan’ın arasında 74. sırada yer alıyor. Türkiye geçen yıl aynı listede 69. sıradaydı.

Rapora göre en mutsuz ülke ise listenin sonunda yer alan Burundi.

Burundi’yi Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Tanzanya, Yemen, Ruanda, Suriye, Liberya, Haiti ve Malavi izliyor.

Raporda ayrıca bu ülkelerde yaşayan yabancıların mutluluk seviyesi de sıralandı.

Başka ülkelerde doğanların en mutlu olduğu ülke yine Finlandiya oldu. Bu sıralamada sonuncu Suriye olurken, Türkiye 53. oldu.

Mutluluk seviyesi nasıl belirlendi?

Mutluluk seviyesini belirlemek için, kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla, sosyal destek, sağlıklı ömür beklentisi, yaşam tercihlerini yapabilme özgürlüğü, cömertlik, yolsuzluk algısı gibi kriterler değerlendirildi.

Örneğin “sosyal destek” göstergesi olarak katılımcılara “Bir sorun yaşadığınızda, ihtiyacınız olduğunda güvenebileceğiniz akraba ya da arkadaşlarınız var mı?” sorusu soruldu.

Yolsuzluk algısını belirlemek için de hem ülke yönetiminde hem de işyerinde yolsuzluğun yaygın olup olmadığı soruldu.

 

(Gazete Karınca, BBC Türkçe)

Tanrı’nın aklından geçenler ve Stephen Hawking – Pınar Doğu

Bu yazı t24.com.tr sitesinden alındı

Stephen Hawking 14 Mart 2018’de hayata gözlerini yumdu. 14 Mart manidar bir gün, hem Tıp Bayramı hem de Pi günü. Malum pi sayısı sonsuza gider, o da sonsuzluğa yolcu oldu.

8 Ocak 1942’de, Galileo’nun 300. ölüm yıldönümünde doğması da tesadüf değildi belki.

Henüz 21 yaşındayken motor nöron hastalığı ALS teşhisi konulan Stephen Hawking’e doktorlar iki yıl ömür biçmişlerdi. Nöronların kaybı, kaslarda zamanla güçsüzlük ve erimeye yol açsa da zihinsel faaliyetler ve hafıza bu durumdan etkilenmiyor. Hastalar günümüzde bile, teşhis konulduktan sonra 3 ila 5 yıl yaşayabiliyorken, S. Hawking’in azmi ve dirayeti sayesinde ömrünü 76 yaşına dek sürdürebilmesinde özenli bakımın ve aile sevgisinin payı yadsınamaz muhakkak. Ancak bu durum,  asıl mucizenin; yani insanın düşünce gücünün, yaşama sevincinin, sonuna dek gidebilme kararlılığının bilimsel ispatı değilse nedir?

Bugün kuantum fiziği ve kara delikler söz konusu olunca akla ilk onun adı geliyor. Hatta her şeyin başlangıcının bir tekillik olduğunu ispatladığı için dini içerikli eserlerde açıklamalarına en çok yer verilen, adı en sık geçen bilim insanı aynı zamanda. 1962’den beri çalışmalarına Cambridge Üniversite’sinde devam eden S. Hawking’in 24 yaşındayken yazdığı 134 sayfalık doktora tezi erişime açık hale getirildikten sonra iki milyondan fazla kişi tarafından okunmasına aslında şaşırmamalı.

25 Aralık 1999’da Larry King kendisiyle yaptığı bir röportajda Tanrı’ya inanıp inanmadığını sormuştu. “Evet,” demişti Stephen Hawking, “Eğer Tanrı’yla kastedilen evrenin kurallarının bir bütünüyse, ona inanıyorum.”

Bir başka röportajda ise, bunca yıllık çalışmaları boyunca Tanrı’nın varlığına dair bilimsel bir ipucu elde edip edemediğini, Tanrı’yı görüp görmediğini sorduklarında şu cevabı vermişti: “Hayır, evrende Tanrı’yı görmedim… Ama hissettim!”

Nüktedan kişiliği manidar sözlerine de yansımıştı daima: “Dikkat ettim de, her şeyin kaderde yazılmış olduğunu ve kaderi değiştirmek için hiçbir şey yapamayacağımızı iddia edenler bile, karşıdan karşıya geçmeden önce sağa sola bakıyor,” derken de  “Tanrı zar atmaz” diyen Albert Einstein’a “Tanrı evrenle zar atmakla kalmaz, bazen de zarları bizim göremeyeceğimiz yerlere atar”  diyerek nazire yaparken de o hep önem verdiği ilkenin adeta altını çiziyor, bir bilim insanı olarak herkesin anlayabileceği dille konuşmaya özen gösteriyordu.

“Her şeyin Teorisi” adını verdiği, diğer adıyla M- teorisi üzerinde uzun yıllardır çalışıyordu. Aynı adlı kitabında herkesin anlayabileceği bir dille anlatmıştı. Makro evrende Einstein’in görelilik ve kütle çekim teorisi geçerli olduğu halde planck ölçeğinden daha küçük olan mikro evrende Newton ve Einstein’ın fizik kuralları geçerli değil. Bu duruma açıklık getiren iki teoriden biri sicim teorisi, diğeri de atomsal kütle teorisi ve ‘her şeyin teorisi’ ise bu iki teoriyi birleştirip geçerliliğini kanıtlama çabasını ifade ediyor aslında. Böylece her şey açıklanmış olacak.

Her teori biraz hayalperestlik, çokça muamma ve her daim huzursuzluk barındırır, ta ki peşin hükümlü itirazcıların, sessiz kalıp burun kıvıranların ağzını tıkayacak ve geçerliliğini/ doğruluğunu görmeyi cılız bir ümitle zamana bırakanların yüreğine su serpecek o bilimsel ispat bulununcaya dek.

Bunun içindir ki, yerleşik algının dışına çıkabilmek, uçsuz bucaksız bir imgelem yetisine sahip olmak, şüphe ve kararlılığı elden bırakmayıp çalışmaya devam etmek gerekir. Bilim, çağlar boyunca ayağına takılan tüm taşlara rağmen bazen ağır aksak bazen akıl almaz bir hızla hatırı sayılır bir yol kat etti. Zaman zaman yanlışa düştü, bazen kötüye kullanıldı, ama insanlığın başındaki kutsal bir hale olarak varlığını koruyup hükmünü her şeye rağmen sürdürdü.

Her şey bir toz bulutuyla başladı, evet. Ve ‘o toz bulutunun’ gizemini çözmek, insanlığın tüm kutsal değerlerini yerle bir edecekti belki. Skolastik düşünce yerini pozitivizme bırakmış gibi görünse de kutsal kitapların ve onların bağnaz savunucularının toplumu şekillendirmedeki üstün başarısı, bugün gösteriyor ki, teknoloji ve bilim, insanlığın akıbetini belirlemede umulduğu kadar başat olamadı. Çünkü dogmatik bakış açısı, eleştirel düşüncenin hâlâ önünü tıkıyor. Hem de tarih boyunca hiç olmadığı kadar belki.

Bugün hepimiz Stephen Hawking’in adını çok iyi biliyoruz da Dünya’nın döndüğünü bulan ilk bilim adamı Beyruni’yi, Batı’ya tedavi metotlarını öğreten Ali Bin Rıdvan’ı, çubuklu Güneş Saatini bulan Cabir Bin Eflah’ı, maddenin en küçük parçası atomun parçalanabileceğini bundan tam 1200 sene önce söyleyen Cabir Bin Hayyan’ı, ilk cebir kitabını yazan Harizmi’yi kaç kişi tanıyor? İbni Rüşd’ün, İbni Sina’nın adını kaç kişi anıyor?

Yakın tarihe bakalım. “Genelleştirilmiş İzafiyet Teorisi” adıyla yeni bir teori ortayan atan ve 2003’te hayata veda eden Behram Kurşunoğlu bilimsel çalışmalarını niçin doğup büyüdüğü topraklarda sürdürmedi? Forbes’un hazırladığı “30 yaşından küçük 30 bilim insanı” listesinde yer alan ve bir kalp çipiyle, cilt kanserini teşhis eden bir cihaz geliştiren Canan Dağdeviren’in bilime katkılarına kaç haber bülteni yer verdi?

Bilimsel keşifler söz konusu olunca, dünyanın Doğu’su neyse ki topyekun Batı’nın ağzına bakmıyor diyebileceğimiz gurur verici haberler bunlar ama Doğu’dan Batı’ya beyin göçü, bugün de devam ediyor. Batı’nın imkânlarından yararlanmadan bilimsel alanda bir arpa boyu yol almak mümkün değil artık. Zaten AKM’yi yıkıp yeniden yapmakla modernleşmek mümkün değil, akademisyenleri KHK ile görevden uzaklaştırmakla, haksız yere işten çıkartmakla, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi üyelerini gözaltına almakla ilerleme kaydedilemez.

*****

Evrenin sınırları olmadığını ispatlayan Stephen Hawking, Zamanın Kısa Tarihi adlı yapıtında şöyle bir anektoda değinerek şunları söylemişti

“Günlerden bir gün ünlü bilimci (söylentiye göre Bertrand Russell) Gökbilimi üzerine söylev vermektedir. Dünyanın güneş etrafında döndüğünü, güneşin de galaksi denen uçsuz bucaksız yıldızlar kümesi etrafında nesil devindiğini anlatır. Konuşmasının sonunda salonun en arkasında oturan ufak tefek yaşlı bir bayan ayağa kalkar ve “Bütün söyledikleriniz saçma sapan şeyler. Aslında, dünya dev bir kaplumbağanın sırtında bir tepsi gibi durmakta” der. Bilimci ise yüzünde esaslı bir gülümseme ile yanıtlar: “Peki, ya kaplumbağa neyin üstünde duruyor?”

“Sen çok akıllısın delikanlı, çok akıllı” der yaşlı bayan, “Ama ondan aşağısı hep kaplumbağa!”

Günün birinde eksiksiz bir birleşik kuram bulursak, bu, yalnızca birkaç bilimci tarafından değil, genelinde herkes tarafından anlaşılabilir olmalı. İşte o zaman biz hepimiz, feylesoflar, bilimciler ve sokaktaki adam, biz ve evren niçin varız?” sorusunu tartışabileceğiz. Hele bunu yanıtlayabilirsek, insan aklının en yüce zaferi olacak, çünkü o zaman Tanrı’nın aklından neler geçtiğini bileceğiz.”

Dünyanın doğal kaynaklarını hızla tükettiğimizi, genetik kodlarımızın bencil ve saldırgan içgüdüler taşıdığını, uzun vadede var olmak için tek şansımızın uzaya yayılmak olduğunu ifade etmişti çok defa.

2015’te Avustralya’daki bir konferansa 3D teknoloji kullanılarak hologramla gerçek zamanlı olarak katıldığında “İnsanlığın geleceği için uzayı keşfetmeye devam etmeliyiz. Başka gezegenlere gitmeden, üzerinde yaşadığımız bu hassas gezegende bin yıl daha var olabileceğimizi sanmıyorum,” demişti.

Eğer uzaya yayılma imkânı doğarsa, bu fırsata ilk başta zenginlerin sahip olacağını tahmin etmek zor değil. Teknoloji ve bilim alanındaki gelişmeler geçtiğimiz yüzyıldan beri oldukça ivme kazanmasına rağmen, halen bazı bilinmezler açıklığa kavuşturulamıyorsa, bunda bencil ve acımasız insanoğlunun ‘neslini devam ettirme’ şansını hak etmemesinin de payı yok değil zannımca.

Sağlık ve eğitim alanındaki fırsat ve hizmet eşitsizliği, özgür ifade hakkının engellenmesi, şiddetin meşrulaşması, sanatın kolaycılığı prensip edinmiş yığınların zevkine bırakılması vs. Dünyanın 800 yıl içinde tükeneceğini, özellikle yapay zekanın bu yok oluşu hızlandıracağını söyleyen S. Hawking, başka gezegenlerde yeni yaşam alanları bulmamız gerektiğini üstüne basa basa söylemişti. Belki yapay zekadan evvel, insanın kötücül zekası insanlığın sonunu getirecek, kimbilir!

Ne de olsa, gün be gün büyüyen bir kara delik insanlığın vicdanını, sağduyusunu, eşitlik anlayışını, dayanışma ruhunu ve birbirine saygısını yutuyor.

Yoksulluğun, işkencelerin, tecavüzün, cinayetlerin önüne geçilemezken Tanrı’nın aklından geçenleri merak etmemek elde değil.

Çünkü dünya kimsenin birbirini görmediği, duymadığı, anlamadığı bir toz bulutundan farksız hâlâ.

Pınar Doğu – T24.com.tr

İngiltere – Rusya ilişkileri zehirlendi

Eski Rus çifte ajan Sergey Skripal ve kızı Yulya’nın 4 Mart’ta İngiltere’de uğradıkları sinir gazı saldırısında zehirlenmeleri nedeniyle Londra ile Moskova arasında yaşanan gerilim tırmanıyor. İngiliz hükümetinin, 23 Rus diplomatın sınır dışı edilmesi kararına Rusya tepki gösterdi. NATO’dan da İngiltere’ye destek veren bir açıklama geldi.

İngiltere Başbakanı Theresa May Moskova ile ilişkilerin askıya alındığını ve 23 Rus diplomatın ülkeden sınır dışı edildiğini açıkladı.

May, Çarşamba günü Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada, Rusya ile bütün üst düzey diplomatik ilişkilerin dondurulduğunu belirtti. Söz konusu 23 diplomatın “Rus istihbarat çalışanı” olduğuna dikkat çeken May, ülkeyi terk etmeleri için bir hafta süre tanındığını kaydetti. İngiltere’de 59 Rus diplomat görev yapıyor.

May, Rusya’da yapılacak Dünya Kupası’na hükümet üyeleri ile Kraliyet temsilcilerinin katılmayacağını da sözlerine ekledi.

May konuşmasında, eski çifte ajan Skripal ve kızı Yulya’ya yönelik saldırıdan bir kez daha Rusya’yı sorumlu tuttu. “Rus devleti cinayet girişiminden sorumludur” diyen May, “Bu Rus devleti tarafından İngiltere’ye karşı yasa dışı yollardan şiddete başvurulması anlamına geliyor” ifadesini kullandı.

May, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Moskova’ya olayla ilgili izahatta bulunması için Salı gününün sonuna kadar süre tanımıştı. İngiliz hükümet yetkilileri, eski çifte ajan Skripal ve kızına yönelik saldırıda Soğuk Savaş döneminde Ruslar tarafından üretilen Noviçok adlı zehirin kullanıldığını tespit etmişti.

Rusya’nın tepkisi

İngiliz hükümetinin yaptırım kararına sert tepki gösteren Moskova ise misillemede bulunacağını duyurdu. Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Moskova’nın en kısa zamanda buna yanıt vereceği belirtildi. Açıklamada, İngiltere Başbakanı’nın sözleri açık bir provokasyon olarak değerlendirilerek, May’in çatışmayı tercih ettiği kaydedildi.

Rusya’nın Londra Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada da karar “kesinlikle kabul edilemez, haksızlık ve basiretsizlik” olarak değerlendirildi.

May’in konuşması öncesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözcüsü Dimitri Peskov, Rus hükümetinin “İngiltere’deki kaza ile hiçbir bağlantısı olmadığını” vurgulayarak, iddiaların “kanıtlara dayanmayan nedensiz suçlamalar” olduğunu ifade etmişti.

NATO’dan Londra’ya destek

NATO ise Londra’ya destek vererek, Rusya’ya İngiltere’nin saldırıyla ilgili bütün sorularını yanıtlaması için çağrıda bulundu. NATO’ya üye 29 ülke tarafından yayımlanan ortak açıklamada, söz konusu saldırının “uluslararası kural ve anlaşmaların açık bir ihlali” olduğu belirtildi. Açıklamada, NATO’ya üye ülkelerin İngiltere ile dayanışma içinde olduğuna vurgu yapılarak, olaya ilişkin yürütülen soruşturmada Londra’ya desteğin tam olduğu ifade edildi.

Açıklamada, İngiltere’nin soruşturma hakkında NATO’yu bilgilendirdiği belirtilerek, Londra’nın saldırıda “Rusya tarafından üretilen, askeri amaçlarla kullanılan sinir gazının kullanıldığını tespit ettiğine” dikkat çekildi.

NATO ülkeleri açıklamada Rusya’dan Noviçok olarak bilinen bu tip sinir gazına ilişkin programını “tam olarak açıklamasını” talep etti. Bu çerçevede 1997 yılında yürürlüğe giren Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ni hatırlatan NATO, buna göre “kimyasal silahların geliştirilmesinin, nakliyatının ve kullanımının yasak olduğuna” vurgu yaptı.

Skripal ve kızının durumu kritik

Moskova’nın sırlarını İngiltere’ye satmaktan hapse giren eski Rus ajanı Skripal, 2010 yılındaki iki ülke arasında yapılan casus takasında İngiltere’ye taşınmıştı. İngiltere’nin Salisbury şehrinde yaşayan Sergey Skripal ve 33 yaşındaki kızı Yulya, 4 Mart Pazar günü kentteki bir alışveriş merkezinin dışındaki bir bankta bilinçsiz vaziyette bulunmuştu. Hastaneye yatırılan baba ve kızın sağlık durumu ciddiyetini koruyor.

( Deutsche Welle)

Mülteci yardımına onay, Schengen vizesi başka bahara

Avrupa Birliği Avrupa Komisyonu, Suriyeli mültecilere yardım için Türkiye’ye 3 milyar Euro’luk ikinci yardım paketine yeşil ışık yaktı.

Üç milyar Euro’luk ilk yardım paketini daha çok mültecilere yönelik projelere ayıran AB, ikinci paketin ise mültecilerin Türkiye’de yerleşme imkanlarını iyileştirmeye dönük olacağı belirtildi.

Mart 2016 yılında Türkiye ile AB arasında yapılan anlaşma kapsamında Brüksel, Türkiye’ye yardım konusunu karara bağlamıştı. İkinci 3 milyar Euro’luk paketin üye ülkeler tarafından da onaylanması gerekiyor.

Avrupa Komisyonu’nun göç idaresinden sorumlu üyesi Dimitris Avramapoulos, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada komisyonun ikinci dilimi onayladığını belirterek, ilk dilimde olduğu gibi ikinci dilimde de 1 milyar Euro’luk ödeneğin komisyon tarafından ödeneceğini kalanın da üye ülkeler tarafından aktarılacağını söyledi.

İlk üç milyar Euro’luk ödenek eğitim ve sağlık alanlarındaki 70 ayrı projeye ayrılmıştı. AB Komisyonunun resmi verilerine göre 2017 yılı sonu itibariyle Türkiye’ye 1,85 milyar Euro ödendi.

Mültecilere yardım konusunun mart ayı sonunda yapılacak Türkiye – AB zirvesinde gündeme gelmesi bekleniyor.

Vizesiz Avrupa başka bahara

AB, Schengen vizesi başvuru ücretinin de 60 eurodan 80 euroya çıkarılmasını isterken vize kolaylığı lafta kaldı. Vize politikalarında başvuranlar için bazı önemsiz kolaylaştırıcı değişikliklere gideceği söyleniyor. AB Komisyonu’nun kabul ettiği önergeye göre, Schengen bölgesine seyahat etmek isteyenlerin vize başvurularının sonuçlandırılmasının 15 günden 10 güne indirilmesi planlanıyor. Önergenin yasalaşması halinde vize başvuruları seyahatten şu anda 3 ayken değişiklikle 6 ay öncesine kadar elektronik ortamda yapılabilecek.

(Euronews – Yeşil Gazete)

AB’den Türkiye’ye: Afrin’den askerlerinizi çekin

20 Mart’ta Varna’da toplanacak Türkiye – AB zirvesi öncesinde Türkiye- AB ilşikilerini gerecek yeni bir gelişme yaşandı.

Suriye’deki durumu ele alan Avrupa Parlamentosu (AP), Ankara’yı çok kızdıracak bir ortak karar tasarısını bugün Strasbourg’da oylamaya hazırlanıyor. Tüm siyasi grupların desteğini alan karar tasarısında, Türkiye’nin şu ana kadar çok sert tepki verdiği vurgular yinelendi. AP karar taslağında, Türkiye’den Afrin’e yönelik olarak sürdürdüğü Zeytin Dalı Operasyonu’na son vererek askerlerini çekmesi talep ediliyor.

Hürriyet’ten Güven Özalp’in haberine göre Türkiye’nin yürüttüğü askeri operasyonla Suriye’deki çatışmaya yeni bir boyut eklediği ve bunun iç dengeler ile çözüm çabaları üzerinde olumsuz etki yarattığı da belgenin vurguları arasında yer aldı. Daha önce Avrupa Birliği tarafından da sıkça dile getirilen insani kaygılara da belgede yer veriliyor.

AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, AP’deki Suriye oturumunda AB’nin, ‘Suriye’de aklın sesi tek taraf’ olduğunu savundu. Zeytin Dalı Operasyonu, AP’de söz alan parlamenterler tarafından da yoğun şekilde eleştirildi. Ortak metin olması nedeniyle taslak metnin mevcut vurgularla kabul edilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

( Hürriyet, Yeşil Gazete)