Ana Sayfa Blog Sayfa 2869

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan kaliforniyum açıklaması

Ankara’da ele geçirilen ve 70 milyon dolar değerindeki kaliforniyum olduğu iddia edilen madde ile ilgili Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan son dakika açıklaması yapıldı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“19.03.2018 tarihinde Basın- Yayın kuruluşlarında yer alan haberde, Polis operasyonu neticesinde yaklaşık 1,5 kg Nükleer maddenin (Calforniyum) ele geçirildiği belirtilmiştir.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na (TAEK), Ankara Emniyet Müdürlüğünden konunun aktarılmasının hemen ardından, TAEK uzmanları yakalanan maddeye ilişkin ilk ölçümlerini mobil detektör kullanarak yapmış ve maddenin radyoaktif bir özellik göstermediğini tespit etmişlerdir.

Duruma ilişkin olarak ilgili Emniyet birimleri bilgilendirilmiştir. Akabinde maddeden alınan numune TAEK’in son teknolojik imkanlarının bulunduğu Sarayköy Nükleer Araştırma Merkezinde detaylı analize tabi tutulmuştur.

İlk FTIR analizi sonuçlarına göre ele geçirilen maddenin (poly(sodium 4-styrenesulfonate)) olduğu tespit edilmiştir.

Bu madde organik tabanlı bir madde olup nükleer ve radyoaktif herhangi bir özellik taşımamaktadır. Madde ile ilgili detaylı analizlere devam edilmektedir.

Kamuoyuna duyurulur.”

Kaliforniyum maddesinin gramı 4 milyon dolar değerinde

Ne olmuştu?

Ankara’da dün operasyon düzenlenmiş, 1 kilo 441 gram kaliforniyum maddesi ele geçirildiği iddia edilmişti.

Olayla ilgili 4 kişi gözaltına alınırken şebeke üyelerinin maddenin satışıyla ilgili 72 milyon dolara anlaştıkları iddiası ajanslara yansımıştı.

Operasyonun ardından Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na (TAEK) uzmanları özel cihazlarla Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne gelerek maddeyi incelemek üzere merkeze götürmüşlerdi.

Maddenin nereden, nasıl getirildiği ve satış için kimle anlaşıldığına yönelik araştırmalar sürüyor.

Kaliforniyum maddesi adını 9 Şubat 1950’de Amerikalı kimyagerler Gleen T. Seaborg, Albert Ghiorso, Stanley G. Thompson ve Kenneth Street tarafından sentezlendiği Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nden alıyor.

 

(Hürriyet)

Türkiye’den ABD’ye Afrin yanıtı

TSK ile Türkiye destekli grupların Afrin kent merkezinde kontrolü sağlamasının ardından ABD ile Türkiye arasında yaşanan gerginlik büyüyor.

Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, ABD’nin harekâtın nedenlerini “anlamadığını veya anlamak istemediğini” söyledi.

Bozdağ, “Bilinmelidir ki; Zeytin Dalı Harekâtı, masum sivillere veya Kürtlere karşı bir harekat değildir; terör örgütlerine karşı bir harekâttır; bölgeyi terörden arındırmayı, halkı terörün baskı ve zulmünden kurtarmayı, bölgeye huzur, barış, güven/istikrar getirmeyi hedefleyen bir harekâttır” diye ekledi.

Fransız haber ajansı AFP, Özgür Suriye Ordusu üyelerinin yağma yaptığını görüntüledi

Dışişleri de tepki gösterdi

Dışişleri Bakanlığı adına açıklama yapan Sözcü Hami Aksoy da “ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Afrin’deki durum hakkında bugün yaptığı açıklama, ABD makamlarının Zeytin Dalı Harekâtı’nın gerekçesini, amacını ve mahiyetini hâlâ idrak edemediklerini veya maalesef anlamak istemediklerini göstermektedir. Zeytin Dalı Harekâtı, bir terörle mücadele harekâtıdır. Harekât, kesinlikle sivil halkı hedef almamakta, bilakis sivil halkı bir terör örgütünün baskı ve tahakkümünden kurtarmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, sivillerin zarar görmemesi için gerekli tüm önlemler alınmış, sivil halka insani yardım erişimi sağlanmıştır” dedi.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yazılı olarak yayımlanan açıklamada Afrin operasyonunun IŞİD ile mücadeleyi zayıflatabileceği yönündeki iddialara da yanıt verildi.

Açıklamada, “Afrin’de teröristlere karşı yürütülen harekatın DEAŞ ile mücadeleye zarar vereceği iddiası da her türlü temelden yoksundur. Suriye’de terörizmle mücadeleye asıl zarar veren yaklaşım, terörist bir gruba karşı bir başka terör örgütünün kullanılması ve bu terörist grubun kendi bölücü gündemini ilerleterek sahada oldubittiler yaratmasına, demografik değişiklikler yapmasına göz yumulmasıdır” ifadeleri kullanıldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, dün Washington yönetiminin Afrin’de yaşanan gelişmelerden “derin endişe” duyduğunu açıklamıştı.

Açıklamada, Afrin büyük çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı şehir olarak belirtilirken, Türk ordusunun ve Türkiye destekli muhaliflerin saldırı tehdidi karşısında nüfusun çoğunluğunun kaçtığı ifade edildi.

Menbiç gerginliği

Türkiye ile ABD arasında Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekâtı’nı genişletme isteğine ilişkin yaşanan görüş ayrılığı da sürüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yeniden Zeytin Dalı Harekâtı’nın genişletilebileceği sinyali verdi.

Erdoğan, Afrin’in ardından TSK’nın Suriye’nin kuzeyindeki harekatını Menbiç, Kobani, Tel Abyad, Resulayn ve Kamışlı ile sürdüreceğini açıkladı. Erdoğan daha önce de ABD’yi “Menbiç’i boşaltmaya” çağırmıştı.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Türkiye’nin bu taleplerine de yanıt verdi.

Pentagon Sözcüsü Albay Robert Manning düzenlediği haftalık basın toplantısında ABD birliklerinin Menbiç’ten çekilmeyeceğini belirtti. Manning, Türkiye’nin Menbiç’e bir saldırı düzenlenmesi hâlinde ABD öncülüğündeki koalisyonun Suriye Demokratik Güçleri’ni koruyup korumayacağı sorusuna yanıt olarak buradaki ABD varlığının tüm taraflara “açık bir biçimde ifade edildiğini” söyledi.

“Bildiğiniz gibi Menbiç’te ABD güçleri var. Afrin’de, Batı Suriye’de yok ancak Menbiç’te ABD güçleri var” diyen Pentagon Sözcüsü, “Orada ABD güçlerinin bulunduğu tüm taraflar açısından açık. Ve çatışmanın yaşanmaması için tüm tedbirleri alacağız” diye konuştu.

Suriye’deki gelişmelerle ilgili olarak Türkiye ile “yakın temas” hâlinde olduklarını söyleyen Manning, “Türkiye ile diplomatik görüşmelerde kullandığımız hedef odaklı bir mekanizmaya sahibiz” dedi.

Suriye rejimi Afrin’i BM’ye taşıdı

Öte yandan Türkiye’nin Afrin operasyonuyla ilgili Suriye rejiminden de açıklama geldi. Suriye Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Genel Sekreteri’ne gönderdiği yazılı mesajlarda, “Türkiye rejiminin başkanının kendi işgal birliklerinin Afrin’i kontrol ettiği yönündeki açıklamaları hukuka aykırıdır” ifadeleri kullanıldı. Suriye yönetimi, Türkiye’nin birliklerini “derhal” geri çekmesini istedi.

Birleşmiş Milletler ise uluslararası toplumdan çatışma bölgesindeki sivillere acil yardım malzemesi gönderilmesini istedi. Şam’da bulunan BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nden yapılan açıklamada insanların “yorgun, aç, travmaya maruz kalmış ve korku içinde” olduğu belirtildi. Afrin ve Doğu Guta’da on binlerce kişinin “feci bir durumun” içinde olduğu belirtildi.

Çeşitli kaynaklarda Türkiye ordusu ile TSK destekli güçlerin Afrin’i kuşatması sonrasında 200 binin üzerinde sivilin Afrin’i terk etmek zorunda kaldığı belirtiliyor.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy gözaltına alındı

Fransa’nın eski cumhurbaşkanlarından Nicolas Sarkozy gözaltına alındı.

Reuters’a konuşan bir adliye kaynağı, Sarkozy’nin seçim kampanyasının fonlarında yolsuzluk yaptığına ilişkin soruşturma kapsamında sorgulandığını söyledi.

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi 2007’de Sarkozy’yi ülkesinde ağırlamıştı

Sarkozy’nin 2007 seçimlerindeki kampanyasının Libya üzerinden usülsüz yollarla finanse edildiği öne sürülüyordu.

Merkez sağcı siyasetçi bu seçimleri kazanmıştı.

 

(Duvar)

Afrin ve ötesi – Kadri Gürsel

Bu yazı cumhuriyet.com sitesinden alındı

Ankara’nın Rusya’yla vardığı mutabakat ve TSK’nin üstün ateş gücü, Afrin harekâtının neticesini tayin eden iki faktör oldu.
Netice öngörülmüştü, YPG’nin TSK karşısında tutunması imkânsızdı. Dolayısıyla TSK harekâtın zamanlamasını dilediği gibi yönetti. O kadar ki, Afrin şehir merkezine girilip yönetim binasına Türk bayrağının çekilmesi, Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü olarak kutlanan 18 Mart tarihine kolayca denk getirildi. İktidarın, Afrin harekâtı ile Çanakkale savunması arasında bir özdeşlik tesis ederek, kendisini desteklemenin her türlü muhalefetin ötesine geçen bir milli görev olduğu yönünde verdiği mesaj, 18 Mart zamanlamasıyla adeta taçlandırıldı.

TSK’nin kullandığı yüksek teknoloji ve ateş gücü karşısında YPG, kırsalda ve yerleşim merkezlerinde mevzi savaşı sürdürmenin imkânsızlığını görerek hızla çekilmek zorunda kaldı.

Bu arada Afrin’de yaşayan sivillerin önemli bir kısmı açık bırakılan koridordan bölgeyi terk ettiler. Raco, Cinderes ve son olarak Afrin şehir merkezi gibi yerleşimler yakılıp yıkılmaktan kurtuldu.

YPG ilerleyen TSK ve ÖSO karşısında meskûn mahalde direnmeyi tercih etseydi sonuç yine değişmezdi. TSKÖSO ittifakı her durumda kazanırdı, fakat bugünkünden çok daha ağır bir insani kriz tablosu ortaya çıkardı.

Afrin’de yenilen YPG/PKK, Fırat’ın doğusu ve batısındaki Kürt bölgelerini bir şekilde birleştirme şansını tarihsel olarak yitirdi. Dahası, Afrin’den Kürt göçü etnik yapının değişerek bölgenin Araplaşması sonucunu da doğurabilir.

Cevabı enteresan olabilecek bir soru, PYD’nin 2012’de Şam’dan savaşmadan teslim aldığı Afrin’i Şam’a geri vermeyip neden Türkiye’ye savaş yoluyla kaybetmeyi tercih ettiğidir.

Rusya’nın, “Zeytin Dalı Harekâtı”ndan birkaç gün önce YPG/PKK’ye, Afrin’i Şam’a terk edip ağır silahlarını da bırakarak tamamen çekilmelerini önerdiğine dair muhtelif mecralarda haberler çıkmış ve bunlar yalanlanmamış idi. YPG/PKK’nin bu şartları ağır bularak reddettiği, bunun üzerine Rusya’nın Ankara’ya harekât için yeşil ışık yaktığı belirtilmişti.

Afrin’den mevcut konjonktürde yeni bir “Kobani” yaratılamayacağı belli iken…

YPG/PKK’nin Rus teklifini reddedip, Afrin’de Türkiye’ye karşı kendi yenilgisiyle sonlanacağı kesin olan bir savaşı göze alması, nasıl açıklanabilir?

Türkiye’nin Kürt meselesini uluslararasılaştırma hesabıyla mı?

Yoksa, Şam rejiminin Afrin’i de alarak güçlenmesindense, hamisi olduğu YPG/PKK’nin bu bölgeyi Türkiye’ye kaybetmesini tercih edeceği varsayılan ABD’nin telkiniyle mi?

Ya da ikisi birden mi?

Neticede, Suriye’deki PYD/PKK bölgeleri değişen konjonktürün neticesinde ortaya çıkmışlardır ve akıbetlerini yine konjonktürdeki değişim belirleyecektir.

Afrin’de olduğu gibi…

2012’nin temmuz ayında Şam rejimi, biraz da Ankara’nın kendisini devirmeyi hedefleyen Suriye politikasına tepki olarak Kürtlerin yoğun olduğu Afrin, Kobani, Amude, Derik gibi bölgeleri PYD/PKK’ye terk etmiş ve böylece Türkiye’yi stratejik tehdit algıladığı bir durumla karşı karşıya bırakmıştı.

Uzun lafın kısası, 2012’den bugüne konjonktür çok değişti; önce “Kürt kantonları”, derken IŞİD’in ortaya çıkışı, ardından Kobani, ABD’nin PYD/PKK’yle IŞİD’e karşı ittifaka gitmesi, Türkiye’de “çatışmasızlık dönemi”ne 2015 yazında son verilmesi, Suriye’ye Rus müdahalesiyle rejimin lehine yeniden kurulan denklem ve IŞİD’in yenilmesi…

Türkiye de değişen konjonktür neticesinde Afrin’e müdahale etmiştir.

Şimdi Afrin üzerinden “Fırat Kalkanı” bölgesi ile İdlib arasında kara bağlantısı kuruluyor. Türkiye’nin Suriye’deki nüfuz alanını genişletmesi, Rusya’dan bağımsız hareket edebilen İran’ı ve tabii ki Şam rejimini rahatsız edecektir. İdlib’deki gelişmeleri biraz da bu mercekten izlemekte fayda olacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Saray’da hâkim ve savcılara hitap ederken “Bir gece ansızın Sincar’a da girebiliriz” dedi. Irak’taki Kandil ile Suriye’deki PYD/PKK bölgeleri arasındaki karasal ilişkiyi Sincar’a uzanarak kesmenin bundan sonraki öncelikli hedef olacağı anlaşılıyor.

Suriye’deki PYD/PKK ise Türk- Amerikan ilişkilerindeki başlıca gerilim kaynağı ve bir iltihaplı sorun olmayı öngörülebilir bir gelecekte de sürdürecekmiş gibi görünüyor.

Kadri Gürsel – Cumhuriyet

Ekolojik, politik, katılımcı ve şenlikli ama bu seferki 3. İstanbul Tohum Takas Şenliği

On bir yıldır İstanbul’da düzenlenen Kent Bahçeleri Eğitimleri, üç yıldır tohum takas şenliğiyle başlıyor. Bu yıl üçüncüsü yapılacak olan şenlik sonunda doğru yerini buldu, Kuleli Emek Mahallesi Meydanı’nda ve bu kez daha çok paydaşlı, daha katılımcı olacak.

Yeşil Gazete’den aşina olduğumuz slogan ile söyler isek, “Şenlikli, ekolojik, katılımcı ve politik, ama bu sefer Yeşil Gazete değil, 3. İstanbul Tohum Takas Şenliği.”

Bol yokuşlu, sakin, temiz Kuleli Emek Mahallesi’nde neredeyse her yerden böyle bir manzarayla karşılaşabilirsiniz.

Bütün evleri bahçeli olan mahallede sebze meyve yetiştiren kalmamış, kendileriyle tanışmamız da bu sebeple oldu aslında, mahallede sebze meyve yetiştirmeyi bilen kalmamış. Şimdi permakültür teknikleri ile bahçeleri ekip dikebilmek için kent bahçeleri eğitimlerine katılacaklar.

Koca bir mahallede tarım yapmayı bilen kimse kalmaması artık gerçeklerimizden biri sanırım. Pek çok bilinçli-bilinçsiz politikanın yanında GDO’lu tohum da, sağlık, etik, insani ve ekonomik yıkımlarının üstüne, insanın doğadan kopuşunu, üretimden uzaklaşmasını destekleyen parçalardan oldu. Ürettiği bitkiden tohum alıp saklayan, üretime devam etmek için birincil malzemesi ve sebebi olan, elde edeceği ürünü tanıyan insanlar, her yıl üretime hem ekonomik hem psikolojik olarak yeniden başlamak zorunda kaldı.

Çiftçilikle geçinen bölge ve ailelerde, tohumu toplama ve saklama genelde kadına ait bir alandı, biyolojik olarak aynı cinse, türe hatta aleme ait olmayan organizmalarının genlerinin karışmasıyla elde edilen GDO’lar tabi ki üreme özelliği olan varlıklar olmadığı için, tohum alabilme ve saklayabilme ortadan kalkınca kadının da tarımdaki alanı ve özgürlüğü daralmış oldu.

Milyonlarca yılda bir bütün olarak evrilen, doğal seleksiyonla birlikte var olmaya en uygun organizmaların hayatta kaldığı bir sistemi bir anda soğukta donmayan domates ve balık yağı üreten fasulyeye çeviren GDO endüstrisi, üretim tekniğini patentlemekle yetinmedi, ürettiği canlı varlıkları da bisiklet ya da çatal gibi patentledi.

Artık çok rahat ulaşılamayan, ticareti yasaklanmış atalık tohumların varlığını devam ettirmesi için ekilmesi, bakılması ve çoğaltılması gerek. Hem atalık tohumların sürdürülmesini desteklemek hem de toprağa dokunmamış nereden başlayacağını bilmeyenlere başlangıç fırsatı sağlamak için Kent Bahçeleri etkinliğini ve tohum takas şenliği güzel bir fırsat.

Tohum almak için sizin de tohum getirmeniz gerekmiyor ama isterseniz ve yapabilirseniz bu yıl aldığınız tohumu yetiştirip ondan tohum toplayarak gelecek yıl tohum getirebilirsiniz.

Tohumların nasıl ekileceğini bilmiyorsanız kent bahçeleri eğitimi çok yakında bu sorunu da çözecek, siz tohumunuzu hazırlayın. Kent bahçesi için bahçeye ihtiyacınız yok, saksı ve eski çaydanlık da güzel oluyor.

Etkinlik ayrıntıları ve şimdilik katılımcıları için bu linke tıklamanız kafi.

Tabi ki katılımcı olmak isteyen, stand açmak isteyen herkese meydanda yer var.

Sağlıklı beslenme, yaşamı sürdürme gibi temel güdülerin yanında GDO’ya karşı mücadele ve bu mücadeleyle de yan yana duran kent bahçeleri ile gıda toplulukları, sisteme ve tekellere karşı çok verimli ve kıymetli örgütlenme biçimleri.

Üstelik sessizce ve çok hızlı büyüyen bu mücadelenin içinde yaşayana kadar kıymeti anlaşılmayan toprakla bağ kurma, gerçek dünyada, gerçek besin üretme hazzı da var.

“Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?” Sorusunun cevabını henüz bilmesek de başlangıç için yüksek binalı kentlerde, saksıdan bahçeler tahmin ettiğinizden çok daha fazla domates ve salatalık üretebiliyor, dalından domates koparmak insanın dünyasını değiştirebiliyor.

Bu Pazar bekleriz, bardağını getirene çay da var.

 

Elif Cansu İlhan

 

Diyarbakır Valiliği Newroz başvurusunu kabul etti, İstanbul’dan henüz resmi yanıt yok

Bu yılki Newroz kutlaması için yapılan başvurular, Diyarbakır Valiliği de dahil birçok kentin yetkililerince kabul edildi. İstanbul Valiliği ise henüz Newroz kutlamasıyla ilgili resmi bir bildirim yapmadı.

Diyarbakır Valiliği, Newroz Tertip Komitesi’nin 21 Mart’ta Diyarbakır’da kutlanacak Newroz için yaptığı başvuruyu kabul etti. Diyarbakır’daki kutlama, “Newroz direniştir, faşizme karşı halkların baharıdır” şiarıyla 21 Mart Çarşamba günü düzenlenecek. Karara göre program saat 11.00 ile 15.00 saatleri arasında olacak.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Valiliğin kararı polislerce Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Eşbaşkanı Mehmet Şerif Camcı’ya önceki gün tebliğ edildi.

Bu yılki Newroz kutlaması 40 merkezde gerçekleştirilecek. 17 Mart’ta Silvan’da başlayan kutlamaların finali 21 Mart’ta Diyarbakır ve İstanbul’da gerçekleşecek.

Adana, Mersin, Tekirdağ, Şırnak’ın Cizre ile Mardin’in Nusaybin ilçelerinde de 21 Mart’ta yapılacak Newroz kutlamasına ilişkin yapılan başvuruya olumlu yanıt verildi.

Adana Newroz Tertip Komitesi, 21 Mart’ta ” Mimar Sinan Açık Hava Tiyatrosu’nda yapılacak kutlamaya ilişkin Adana Valiliği’ne yapılan resmi başvuruya olumlu cevap verildiğini açıkladı. Kutlama, saat 10.00-18.00 arasında HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen ve HDP PM Üyesi Serpil Kemalbay katılımıyla yapılacak.

Mersin Newroz Tertip Komitesi de, 21 Mart’ta Tırmıl Miting alanıyla ilgili Valiliğe yaptığı resmi başvurunun olumlu sonuçlandığını bildirdi.

Şırnak’ın Cizre ilçesine bağlı Konak Mahallesi’nde (Banê Xanê) de yine 21 Mart için Kaymakamlığa yapılan başvuruya şu yanıt verildi: “Konak Mahallesi Bozalan Yolu, Yeni Şırnak Yolu ve Kiriş Caddesi arasında kalan (Yeni TOKİ konutları karşısı) kamuya ait boş alanda 21 Mart 2018 günü saat 11.00-15.00 saatleri arasında uygun görülmüştür.”

HDP Tekirdağ İl Örgütü’nün 18 Mart’ta Ergene ilçesinde düzenlemek istediği Newroz kutlamaları için yapılan başvuru, Ergene Kaymakamlığınca reddedilmişti. 21 Mart için tekrar yapılan başbvuru ise kabul edildi. Tekirdağ Newrozu 21 Mart’ta 10.00-16.00 saatleri arasında Ergene’nin Yeşiltepe mahallesinde bulunan Shell Benzinliği karşısındaki alanda kutlanacak.

Kent kent Newroz programı ise şöyle belirlendi:

17 Mart: Silvan, Kızıltepe, Konya, Siirt, Kocaeli, Antalya, Bingöl, Ardahan.

18 Mart: Batman, Mardin, Suruç, Antep, Bursa, Dersim, Bitlis, Maraş.

19 Mart: Muş, Hakkari, Iğdır, Adıyaman, Ağrı, Ergani.

20 Mart: Malatya, Doğubeyazıt, Manisa, Karakoçan, Kars, Hatay/İskenderun, Ankara.

21 Mart: Diyarbakır, Van, Urfa, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Nusaybin, Cizre, Yüksekova.

 

(Mezopotamya Haber Ajansı, Bianet)

Klavye mi kalem mi: Tabletle büyüyen çocukların kalem tutma becerisi köreliyor iddiası

İngiltere’de pediatrik terapist olarak çalışan Sally Payne, elektronik cihazlar çağının içine doğan çocukların okula başladıklarında kalem tutabilmek için ihtiyaç duydukları el kaslarının yeteri kadar güçlenmediği yönünde kanıtlar gördüklerini söylüyor.

BBC Türkçe’nin Guardian’dan alıntıladığı habere göre Payne, “Okula başlayan çocuklara kalem verildiğinde artan sıklıkta, çocukların yeterli kas hareketi yetisi olmadığı için kalemi tutamadıklarını görüyoruz. Kalemi tutabilmek ve hareket ettirebilmek için parmaklarınızdaki küçük kasları güçlü bir şekilde kontrol edebilmelisiniz. Çocuklar bu yeteneklerini geliştirmek için çok sayıda pratiğe ihtiyaç duyar.” şeklinde konuşuyor.

Payne bu durumdan akıllı telefon ve tabletlerin çocukların hayatlarındaki yerinin artmasını sorumlu tutuyor ve ekliyor “Bir çocuğa iPad vermek, Lego, kağıt-makas veya ip atlama gibi faaliyetlere göre daha kolay.”

İngiltere İletişim Denetleme Ofisi’ne (Ofcom) göre İngiltere’deki evlerin yarısından fazlasında tablet, yüzde 76’sında da akıllı telefon bulunuyor.

Elle yazmak hafıza için de faydalı

Kalemle yazmanın önemi üzerine kampanya yürüten Write Your Future’dan (Geleceğini Yaz) Dr. Jane Medwell, çocukların bir yandan evlerdeki elektronik aletler nedeniyle kalem kullanmadığını, diğer yandan da ailelerinden gördükleri alışkanlıkların da değiştiğini söylüyor.

2005 yılında Aix-Marseille Üniversitesi’nde 3-5 yaş arası 76 çocukla yapılan bir deney sonucunda harfleri elleriyle yazmayı öğrenenlerin klavyeyle yazmayı öğrenenlere kıyasla harfleri daha iyi hatırladığını ortaya koydu.

2016’da Psychological Science dergisinde yayınlanan bir araştırma da TED konuşmalarından elle not alan öğrencilerin daha seçici olduğunu, klavyeyle not alanların ise duyduğu çoğu şeyi yazdığını bulmuştu. Araştırmaya göre kalemle not tutanlar, konuşmadaki kavramlarla ilgili sorulan sorulara daha iyi yanıtlar vermişti.

2014’te yapılan bir araştırmaya göre yetişkinlerin üçte biri el yazısı yazmadan 6 ay geçiriyor. Fakat eğitim sürecinde el yazısı hâlâ büyük öneme sahip.

İngiltere’deki Ulusal El Yazısı Birliği Başkan Yardımcısı Melissa Prunty de tabletlerle el yazısı arasında bir bağlantı kurma konusuna ise ihtiyatla yaklaşıyor.

Dünyadan örnekler

2015’te Finlandiya el yazısını zorunlu ders olmaktan çıkaran ilk ülke oldu. Bu hamle, yeni nesil için klavyedeki yeteneklerin el yazısından çok daha önemli olduğunun anlaşılması sonrasında atıldı.

Öte yandan ABD’nin Illinois eyaleti de 2017’de çıkardığı bir yasayla el yazısı öğretmeyi zorunlu hale getirdi.

 

(BBC Türkçe, Guardian)

Pembe Hayat’ın gösterimi yasaklanan filmler ile ilgili başvurusuna “incelenemezlik” kararı

KuirFest, Pera ve British Council ortaklığı ile gerçekleştirilmesi planlanan, 12 Ocak’a ertelenip ardından yasaklanan “Kuir Kısalar” gösterimi ile ilgili Pembe Hayat derneğinin Kamu Denetçiliği başvurusuna incelenemezlik kararı geldi.

KuirFest, Pera ve British Council ortaklığı ile 25 Kasım’da  gerçekleştirilmesi planlanan “Kuir Kısalar” gösterimi, Kaymakamlık tarafından Pera Müzesi’ne ulaşan tebligatla daha sonraki bir tarihe ertelenmişti. Ardından, 29 Aralık’ta yine Pera’ya giden bir tebligatla, 12 Ocak’a ertelenen etkinlik, “huzur ve güvenliğin kişi dokunulmazlığının tasarrufuna yönelik olarak, kamu esenliğinin sağlanması” gerekçesi ile yasaklandı.

Yasaklamanın ardından 4 Ocak tarihinde Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği adına Av. Emrah Şahin, gerçekleştirilmesi planlanan “Kuir Kısalar” gösteriminin hukuka aykırı bir şekilde yasaklandığı, yasak kararının son gün bildirilmesi ile birlikte hukuki yollara başvurulması hakkının ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmesi, “iyi yönetim ilkelerini” ihlal etmesi nedeniyle Kamu Denetçiliği’ne başvurdu.

 “Amaç kamu düzenini korumak ve suç işlenmesini önlemek.”

Beyoğlu Kaymakamlığı’nın savunmasında, gerçekleştirilmesi planlanan “Kuir Kısalar” etkinliğinin terör örgütleri tarafından hedef alınabileceği ve bu durumun geri dönülemez bir iç savaşa sürükleyebileceğini belirtti. Amaçlarının LGBTİ+ bireyleri ötekileştirmek ya da hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasının olmadığını ifade eden Kaymakamlık, tamamen kamu düzenini korumak ve suç işlenmesini önlemek için alınmış bir karar olduğunu bildirdi.

Etkinliğin son gün yasaklanmasına ilişkin herhangi bir neden belirtmeyen Kaymakamlık, inceleme kararının reddini istedi.

Kamu Denetçiliği makamı ise, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın savunmasının ardından, Kamu Denetçiliği kurumunun “görev alanına girmediği” gerekçesi ile kararın incelenmesine yönelik başvuruyu reddetti.

Kamu Denetçiliği’nden gelen ret kararı üzerine görüşlerini bildiren Av. Emrah Şahin ise gösterilen gerekçelerin Onur Yürüyüşü için verilen yasak kararının genelgesi ile aynı olduğunu, konu üzerinde özensiz davranıldığını söyledi.

 

(Pembe Hayat)

Ankara’daki polis operasyonunda 70 milyon dolar değerinde nükleer madde bulundu

Ankara’da düzenlenen nükleer madde operasyonunda, değeri 70 milyon dolar olan kaliforniyum maddesi ele geçirildi.

Ankara Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele polisleri ihbar sonucu önceden takibe aldıkları bir gruba yönelik operasyon düzenledi. Pursaklar ilçesinde durdurulan bir araçta yapılan aramada, değeri yaklaşık 70 milyon doların üzerinde olduğu belirtilen “kaliforniyum” maddesi ele geçirildi.

Dünyanın en pahalı maddelerinden biri olan kaliforniyum, nükleer silah başlıklarında ve atom enerjisi santrallerinde kullanılan nadir bir nükleer madde. Gramı 4 milyon dolar olduğu belirtilen madde, sadece ABD ve Rusya’da üretiliyor.

Ankara’da düzenlenen operasyonda 4 kişi gözaltına alındı. Sorgusu devam eden şüphelilerin, maddenin satışıyla ilgili 72 milyon dolara anlaştıkları öğrenildi. Maddenin nereden, nasıl getirildiği ve satış için kimle anlaşıldığına yönelik araştırmalar ise devam ediyor.

Kaliforniyum maddesi adını 9 Şubat 1950’de Amerikalı kimyagerler Gleen T. Seaborg, Albert Ghiorso, Stanley G. Thompson ve Kenneth Street tarafından sentezlendiği Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nden alıyor.

 

(İleri Haber)

 

“Munzur özgür akacak!” diyenler Kadıköy’de buluştu

Dersim’in Munzur ve Pülümür vadilerinde yapımı planlanan baraj ve hidroelektrik santral (HES) projelerine karşı Dersim Dernekleri Federasyonu’nun çağrısıyla bini aşkın kişi Kadıköy’de yürüdü.

Süreyya Operası önünde bir araya gelerek “HES yapma boşuna, yıkacağız başına”, “Munzur özgür akacak”sloganlarıyla Rıhtım’a yürüyen kent ve doğa savunucularına CHP Milletvekili Gürsel Erol ve HDP Milletvekili Erdal Ataş da destek verdi.

Rıhtım’a gelinmesinin ardından yapılan ortak açıklamada Dersim’in son yıllardaki en ağır ve yoğun saldırılar ile karşı karşıya olduğu belirtildi. Yargı kararlarına karşın projelerin son sürat sürdüğü, maden ve taş ocağı faaliyetlerine hız verildiği, ıslah ve sulama bahanesiyle tahrip edilen derelerin peşkeş çekilmeye çalışıldığı, askeri operasyonlar nedeniyle de ormanların yakıldığı, kayyum atanan belediyenin halkın festivalini gasp ettiği peş peşe sıralandı.

“Paranın gücüne tapanlar, doğamıza ve yaşam alanlarımıza el koymak istiyor!” diyen Dersimliler, mücadelelerini dün olduğu gibi bugün ve yarın da büyüterek sürdüreceklerini söyledi.

Açıklama şu ifadelere yer verildi:

“Sularımıza, derelerimize, vadilerimize, ovalarımıza, yaşam alanlarımıza yapılan vahşi saldırıları durdurmak için ayaktayız.

Egemenlerin doğamıza karşı yönelttiği hegemonyaya karşı, doğa haklarını anayasal güvenceye kavuşturmak için ayaktayız.

Yaşamın çağrısına kulak verenlerle birlikte bütün temel haklarımız için, barış içinde insanca yaşam için, eşit, özgür, demokratik bir ülke için ayaktayız.

İnsanca yaşamı savunmak, emekçilerin, ezilenlerin, mağdurların, yoksulların, işsizlerin, kadınların, gençlerin, çevrecilerin, barış yanlılarının sesine ses katmak için ayaktayız ve her zaman da ayakta olacağız.”
 

(Sendika62.org)