Ana Sayfa Blog Sayfa 2867

Facebook’tan itiraf geldi: Hata yaptık!

Mark Zuckerberg, 50 milyon kullanıcı profiline ait verilerin Cambridge Analytica veri şirketi tarafından usulsüz kullanıldığının ortaya çıkması üzerine olayla ilgili yaptığı ilk açıklamada “Hata yaptık” dedi.

Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, Facebook’tan yaptığı yazılı açıklamada yaptıkları hataların, kullanıcıların verilerinin analiz şirketinin eline geçmesine neden olduğunu belirtip “Verilerinizi koruma sorumluluğumuz var, eğer bunu yapamıyorsak sizi de hak etmiyoruz demektir” mesajını paylaştı.

Açıklamada, “Tam olarak ne olduğunu anlamak ve tekrar yaşanmasına engel olmak için neler yapılması gerektiğini inceliyordum. İyi haber, buna engel olmak için gerekli adımlar yıllar önce zaten atılmıştı. Ama yine de hata yaptık” dendi.

Zuckerberg, verileri elde etmek için Facebook’ta kişisel bir test uygulaması açan ve bu verileri daha sonra Cambridge Analytica’ya veren akademisyen Aleksandr Kogan’ın yaptıklarından Guardian gazetesi aracılığıyla haberdar olduğunu, kullanıcıların izni olmadan veri paylaşımının şirket politikalarının ihlali sayıldığını söyledi.

Zuckerberg, Kogan’ın erişiminin kesildiği ve Cambridge Analytica ile Kogan’dan bu verileri silmelerini istediklerini, verilerin silinmediğini ise geçen hafta Guardian, New York Times ve Channel 4’un haberlerinden öğrendiklerini ifade etti.

“Aleksandr Kogan, Cambridge Analytica ve Facebook arasındaki güvenin suiistimal edildiğini” söyleyen Zuckerberg bunun aynı zamanda “Facebook ve verilerini Facebook’la paylaşan kullanıcılar arasındaki güvenin de suiistimal edilmesi” anlamına geldiğini yazdı.

 

(Gazete Duvar)

Financial Times: Doğan Grubu’nun satılması, Türkiye medyası için büyük bir darbe

İngiliz Financial Times (FT) gazetesi, Doğan Medya Grubu’nun Demirören Grubu’na satılması ile Türkiye’de “hükümet yanlısı gazete ve televizyonların ağırlığı altındaki” medyanın “büyük bir darbe” alacağını yazdı.

“Türk medya kralı Erdoğan müttefiğine medya ordusunu satmayı kabul etti” başlıklı haber, FT’nin Ankara’daki muhabiri Laura Pitel imzasıyla yayınlandı. Haberde Doğan Grubu’ndan bir yetkilinin şu sözlerine yer verildi: “Bu Türk medyası için tarihi bir an. Bunlar zor zamanlar. Herkes üzgün. Ama bence insanlar bunun kaçınılmaz olduğunun farkındaydı.”

Doğan Grubu içindeki kaynaklar da satış konusunda anlaşma sağlandığını doğrulamıştı. Satışla ilgili İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’na bir açıklama yapılması bekleniyor.

Aydın Doğan’ın sahibi olduğu şirketin bünyesinde, Hürriyet, Posta, Kanal D, CNNTürk ile Doğan Burda Dergi grubu gibi kuruluşlar yer alıyor. FT’nin haberinde, medya kuruluşlarının “hükümet yanlısı agresif bir çizgi” izlediği bir dönemde bu gelişmenin yaşandığı vurgulandı.

Haberde şu ifadelere yer verildi:

“2016’daki darbe girişimi sonrası zaten çok sınırlı olan muhalif basına hızla el kondu. 100 kadar gazeteci parmaklıklar ardında.

“Doğan, (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan’la uzun süredir ihtilaf halindeydi ama geçtiğimiz yıllarda holdingi ve medya grubu hükümetin ağır baskısı altında kalınca, dikkatli, zaman zaman hükümet yanlısı bir çizgi takındı.

“Ancak satılmaları Erdoğan’ın yakın çemberinde sayılmayan az sayıda medya sahiplerinden birinin gidişi anlamına geliyor.”

‘Bir devrin sonu’

Haberde 1990’lı ve 2000’li yıllarda Doğan grubu için çalışmış olan gazeteci ve basın özgürlüğü savunucusu Andrew Finkel’in de Doğan’ın “eski günlerden geriye kalan az sayıda gruptan biri olduğu” görüşüne yer verildi. Finkel, gelişmeyi “bir devrin sonu” diye niteledi.

Demirören Grubu’nun, Doğan’ı bir ortakla birlikte satın alabilebileceği konuşuluyor. 2011 yılında Demirören, yine Doğan Grubu bünyesindeki Milliyet ve Vatan gazetelerini 74 milyon dolara satın almıştı.

 

(BBC Türkçe)

Hollanda yerel seçimlerinde Yeşiller damgası: Amsterdam ve Utrecht’te kazanan Yeşil-Sol

Hollanda’da yerel seçimler dün yapıldı. Toplam 17,2 milyon nüfuslu ülkede kayıtlı 12,5 milyon seçmenin seçimlere olan ilgisinin arttığı açıklandı.

Henüz kesin sonuçların alınmadığı 2,7 milyon nüfuslu başkent Amsterdam’da ve 1,2 milyon nüfuslu Utrecht’te belediye yönetimlerini, oylarını büyük ölçüde artıran Yeşil Sol Parti (GroenLinks) kazandı. Yeşiller, sandık çıkış anketi sonuçlarına göre Amsterdam belediye meclisinde sandalye sayısını 6’dan 11’e çıkardı.

Dün GroenLinks Amsterdam bürosunda seçim sonuçları açıklanıyor

Merkez parti D66 ve İşçi Partisi Amsterdam’da büyük oy kaybı yaşadı. Amsterdam’daki sonuçlara göre çeşitli sol partiler arasında Yeşil-Sol öncülüğünde bir koalisyon kurulması mümkün hale geldi. Amsterdam’da seçimlere katılım bir önceki seçimlere göre arttı ve %50,3’den %55,3’e çıktı.

Utrecht’te de belediye meclisindeki sandalye sayısını 9’dan 12’ye çıkartan Yeşil Sol Parti seçimlerin kazananı oldu. D66 ve İşçi Partisi’nin oy kaybı yaşadığı kentte Amsterdam’da olduğu gibi Yeşiller öncülüğünde sol bir koalisyon kurulması mümkün hale geldi.

Rotterdam ve Lahey’de ise aşırı sağcı yerel partiler Leefbaar Rotterdam ve Mos Grubu birinci sırada yer aldı.

Sandıkların tamamına yakınının açıldığı seçimde, ülke genelinde oylarının yüzde 32,5’ini yerel partilerin, yüzde 13,5’ini koalisyon ortakları CDA’nın, yüzde 13,2’sini ise VVD’nin aldığı belirtildi. Koalisyonun diğer ortağı D66’nın oyları yüzde 11,9’dan yüzde 9’a, PvdA’nın oyları ise yüzde 10,3’den yüzde 7,3’e geriledi.

Önemli kentlerden Rotterdam ve başkent Amsterdam’da üçer meclis üyesi çıkaran Hollanda’da yaşayan Türklerin kurduğu Denk Partisi, ilk kez katıldığı seçimde 14 belediyenin 13’ünde toplam 24 meclis üyeliği elde etti. Üyelerinin çoğunluğunu Türk ve göçmenlerin oluşturduğu Denk Partisi ayrıca Rotterdam ve Amsterdam gibi büyük kentlerde ırkçı parti PVV’den daha fazla meclis üyesi çıkarmayı başardı.

Geçen yıl Mart ayında yapılan genel seçimlerde de en büyük başarı Yeşiller’in olmuştu. Yeşil Sol Parti 4 olan vekil sayısını 14’e çıkarmıştı. Jesse Klaver 2015’te partinin liderliğini devraldıktan sonra sosyal medyadaki küçük buluşma etkinlikleri ile takipçilerinin sayısını hızla artırmıştı.

(Yeşil Gazete, NL Times, Hürriyet)

İnternet yayınlarına RTÜK denetimi yasalaştı

İnternet yayınlarına, Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) denetimini getiren tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilerek yasalaştı.

Çarşamba akşam saatlerinde torba yasa kapsamında meclisten geçen tasarıya göre radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini sadece internet ortamından sunmak isteyen medya hizmet sağlayıcıları RTÜK’ten yayın lisansı, bu yayınları internet ortamından iletmek isteyen platform işletmecileri de yine RTÜK’ten yayın iletim yetkisi almak zorunda.

Torba yasada internete RTÜK denetimi haricinde işsizlik sigortası kanununda düzenlemeden doğalgaz ithalatına kadar birçok farklı konuyu bulunuyor.

Yayın hakkı ya da lisansı bulunmayan ya da bu hak ve lisansları iptal edilen yayınlara ilişkin, RTÜK’ün talebi üzerine sulh ceza hakimi tarafından içeriğin çıkarılması ya da erişimin engellenmesine karar verilebilecek.

Sulh ceza hakimi RTÜK’ün talebini en geç 24 saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlamak ile yükümlüyken, erişimin engellenmesi kararının da internet sitesinin tümüne yönelik değil sadece ihlalin gerçekleştiği yayına yönelik uygulanacağı belirtildi.

Habere göre tasarıda yapılan son dakika önerge değişikliğiyle, bireysel iletişim ile görsel işitsel içerik paylaşılabilen video paylaşım ve sosyal medya platformları düzenleme kapsamına alınmadı.

 

(Deutsche Welle Türkçe, Hürriyet)

Fosil yakıt teşviklerine hayır – Erinç Yeldan

Bu yazı cumhuriyet.com.tr sitesinden alındı

“İklim değişikliği mücadelesi her zamankinden daha acil. Dünya üzerindeki sağlıklı yaşamı korumak için küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 2 derece altında tutmamız gerekiyor. 2015 Paris Anlaşması’nın bu temel hedefine ulaşmamız ancak küresel emisyonlardaki artışı 2020 yılından önce durdurmamızla mümkün.”

“Fosil yakıtlara verilen kamu teşviklerinin sonlandırılması, Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmanın en etkin yollarından biridir. Teşviklerin kaldırılması aynı zamanda G20 ülkeleri tarafından 2009 yılında verilen ama halen tutulmamış bir sözdür.”
Yukarıdaki satırlar Sağlık ve Çevre Birliği (Health and Environmental Alliance – HEAL) örgütünün 2017 Ekimi’nde yayımlamış olduğu “Gizli Maliyet: Fosil Yakıt Teşviklerini Sonlandırmanın Sağlık Faydaları” başlıklı raporundan alındı. HEAL, çevre kirliliğinin ve özellikle karbondioksit ve diğer sera gazlarının insan sağlığı üzerine etkileri konusunda çalışmalar yürüten, Avrupa’nın önde gelen sivil toplum kuruluşlarından birisi. Yetmişi aşkın üye kuruluşuyla birlikte Avrupa’nın sağlık çalışanlarını, yurttaşlarını ve çevre uzmanlarını temsil ederek, sağlık ve çevre kirliliği üzerine sürdürmekte olduğu bağımsız çalışmalarla tanınıyor.

HEAL’in 2017 raporu, G20 üyesi ülkelerin 2014 yılında fosil yakıtlara tanımış olduğu teşviklerin kamu maliyetinin 444 milyar doları bulduğunu, ancak fosil yakıt kullanımının yarattığı hava kirliliği nedeniyle yaratılan sağlık maliyetlerinin 2.76 trilyon dolara (teşviklerin altı katı!) ulaştığını vurguluyor. Türkiye’de fosil yakıt teşviklerinin yarattığı yıllık sağlık maliyetleri 19.4 milyar dolar, iklim değişikliği maliyetleri ise 13.2 milyar dolar olarak hesaplanmış. Bu rakam ölçülebilen teşvik miktarının on misline ulaşmakta olup Türkiye’nin 2014 itibarıyla genel devlet bütçesinden yaptığı 22 milyar dolarlık sağlık harcamasını aşıyor.
Fosil yakıt teşviklerinin sonlandırılmasının gerekçeleri raporda net olarak açıklanmış. Rapordan okumaya devam edelim: “… fosil yakıtların kullanılması havayı solunamaz hale getirirken hava kirliliği birçok yeni hastalığa ya da var olan hastalıkların kötüleşmesine, erken ölümlere neden oluyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 6.5 milyon insan hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybediyor. Fosil yakıtların neden olduğu hava kirliliği ayrıca kayıp işgünlerine, çalışma veriminde düşüşe ve hastalıkların tedavisi için harcanan yeni sağlık maliyetlerine neden oluyor. Bu olumsuz sonuçlardan en fazla çocuklar, hamile kadınlar, yaşlılar ve yoksullar etkileniyor.”

***

Dünya Enerji Ajansı verilerine göre gezegenimizin atmosferine bir yılda salınan CO2 emisyonu yaklaşık 30 giga ton (bin milyar ton). Bu sonucu ülkeler düzeyinde değil de, küresel üretim zincirinin baş aktörleri olan ulus-ötesi şirketler açısından değerlendirdiğimizde, aslında sadece yirmi adet enerji üreticisi ve dağıtıcı tekelin bu rakamın yüzde 30’undan sorumlu olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki tablo ilk dört şirket itibarıyla bu durumu bir çırpıda özetliyor.

[Haber görseli]

Kapitalizmin merkezindeki ulus-ötesi tekeller, fosil yakıt teşviklerinin sürüp gitmesinden en fazla kazançlı çıkan ana aktörler. “Her ne pahasına olursa olsun daha fazla kâr” dürtüsüne dayalı kapitalist birikim sistemi, yaklaşmakta olan çevre felaketinin suçlusu olduğu gibi, bedelini de tüm insanlığa ödetmekte…

Erinç Yeldan – Cumhuriyet

“Göbekli Tepe’ye beton döküldü” paylaşımına Bakanlıktan açıklama

1994’te kazılarına başlayan ve Şanlıurfa Göbekli Tepe’ye ün kazandıran Alman arkeolog Klaus Schmidt’in eşi arkeolog Çiğdem Köksal Schmidt dün (21 Nisan) sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Göbekli Tepe kazı alanına iş makinelerinin sokularak beton döküldüğünü fotoğraflarıyla beraber kamuoyuna duyurmuştu.

Alman arkeolog Klaus Schmidt ve eşi arkeolog Çiğdem Köksal Schmidt

Göbekli Tepe değil “Betonlu Tepe”

Neolitik dönem insan topluluklarını tanımak için büyük önem taşıyan Göbekli Tepe’deki kazı çalışmalarının başkanlığını yapan ve 4 yıl önce kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Klaus Schmidt’in eşi Çiğdem Köksal Schmidt, beton dökülmesi olayıyla ilgili “Benden başka kimsenin canı acımıyor mu?” diyerek Instagram hesabından şu açıklamayı yapmıştı:

“Burası Göbekli Tepe. Taze beton dökülen alanın yanıbaşında görülen F yapısı( Kaya tapınağı) adını verdiğimiz alan, üzerinde iş makinalarının eze eze bitiremediği alan da hemen bu neolitik döneme ait mimari kalıntıların üç metre ilerisinde, orada yüzeyde bir şey görmeyince altında da bir şey yok sanıyorlar ama orada da 15 cm. derinlikte anakaya üzerinde neolitik döneme ait izler var.

“Klaus hayattayken ‘asfalt yapmayız’ demişlerdi”

2013 yılında başlayan ahşap yürüme yolu projesinin bir kısmını sökmüşler, neden, başka bir güzergah saptamışlarmış. Yeni saptanan güzergah tam da Klaus’un ziyaretçi yoğunluğu yönelmesin diye ferah tuttuğu bir alanda. Eski tren yollarından kalma ahşaplarla yürüme yolunu aşağıdaki ziyaretçi merkezinin oraya kadar kesintisiz yapacağız, SİT alanına kesinlikle beton dökmeyiz, asfalt yapmayız demişlerdi Klaus hayatta iken. Onun yapılmasını istemediği, Göbekli Tepe’yi tahrip edeceğini bildiği her şeyi koştura koştura yapıyorlar.

Bu sabah Göbekli Tepe’yi ziyaret ettiğimde nasıl hızlı bir tahribat vardı anlatamıyorum. Ben tahribat diyorum, onlar Doğuş yol yapıyor, proje böyle diyorlar. Bir tane arkeolog, Bakanlık temsilcisi, müze görevlisi yok alanda. Bir arkeolog neredeyse çevre gezisi yaparken bile ancak Bakanlık Temsilcisi ile hareket edebilirken, ihale alan inşaat şirketlerine SİT alanlarında süresiz dolaşım ve ne istersen onu yap izni mi veriliyor?”

“Ben gördüğümü belgeleyip yazdım, iddia falan etmedim”

“Özlemimiz, önceliğimiz, koruma arzumuz bu görüntü için olmalıydı… Plansız programsız keyfi uygulamalardan bahsediyorum, yazıktır diyorum hala benim paylaşımımı bana karşı kullanıp bana saldırıyorlar. Beton dökülmeden önce altına bir şey serilmiş onun için tahribat yokmuş. Göz kararı ile şuraya da şunu yapalım yapbozunu Göbekli Tepe den uzak tutmaya çalışan kimse yok. Herkes yapılanı savunmakla ve hayır diyeni linç etmekle meşgul. Güya arkeoloji haberleri veren bir site bile kendini zorlaya zorlaya haber yapmış ve Çiğdem Köksal-Schmidt beton döküldüğünü iddia etti, daha önce de iddialarda bulunmuştu yazmış. Ben gördüğümü belgeleyip yazdım, iddia falan etmedim.

“Doğuş Holding’in planladığı açılış partisi için Güney Afrika’dan getireceği dansçılar için mi bu hazırlık”

Birisi de gitsin kendisi incelesin, sonra Koruma Kurulu’na, Alman Arkeoloji Enstitüsüne, kazı ekibi’ bilimsel danışma kurulu’nda yer alan üç hocaya, UNESCO komisyonlarına sorsun hangi plan çerçevesinde yapılıyor bu çalışmalar, Kurul’dan nasıl geçti. SIT alanı içersinde yapılaşmayı ve yoğunluk yaratacak her türlü üniteyi asgariye indirmek için SIT’in hemen dışında ziyaretçi merkezi yapılmışken, niye buraya da betondan, kesme taştan yeni platformlar yapmalar, masalar yerleştirmeler. Doğuş Holding’in planladığı açılış partisi için Güney Afrika’ dan getireceği dansçılar için mi bu hazırlık. Birisi de Doğuş Holding ile Kültür Bakanlığı arasındaki anlaşmayı sorsa, incelese. Bir arkeolojik araştırmanın yayın ve araştırma hakları orada çalışmayı yapan kişiye verilir. Klaus’un aramızdan ayrılmasının hemen ardından Göbekli Tepe’nin tüm pazarlama ve tanıtım haklarını Doğuş’a veren bir anlaşma varmış. Pazarlama ve Göbekli Tepe kavramlarını yan yana getiren ve başka örneği olmayan bu anlaşmayı irdeleyen olacak mı bir gün?

Dünyanın en eski tapınağına iş makinesi sokup beton döktüler

İş makinelerini ve asfalt dökümünü görüntüleyen Köksal çektiği fotoğrafları Instagram hesabından paylaştı.

Bakanlıktan “Göbekli Tepe” açıklaması

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, bir süredir özellikle sosyal medyada yer alan “Göbeklitepe Ören Yeri Yol Islahı ve Yaya Yolu Güzergahı Revizyonu” ile ilgili asılsız, maksatlı paylaşım ve haberlere ilişkin kamuoyunun bilgilendirilmesi gereği doğduğu ifade edildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Göbeklitepe’de gerçekleştirilen tüm çalışmalar, Kültür ve Turizm Bakanlığı gözetimi altında yapılmaktadır. Sosyal medya paylaşımlarında ve bazı basın yayın organlarında yer alan haberlerde iddia edildiği gibi, alandaki tarihi yapılara zarar verilmesi gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. İddialar mesnetsiz ve bilimsellikten uzaktır.

Bakanlığımız, en kısa sürede uzmanlar ve gazetecilerden oluşan bir heyetle Göbeklitepe’deki çalışmaları yerinde inceleyerek, söz konusu iddiaların asılsız olduğunu kamuoyunun bilgisine sunacaktır.”

 

(Duvar, AA, Yeşil Gazete)

Doğan Medya Grubu Demirören’e satıldı!

Türkiye medyasının en büyük grubu olan Doğan Medya Grubu’nun satışı için anlaşmaya varıldığı öğrenildi. Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan, Mayıs 2011’de Milliyet ve Vatan’ı sattığı Erdoğan Demirören’le Doğan Medya Grubu’nun satışı konusunda anlaştı.

Satın almanın arkasında başka bir medya grubu var iddiası

T24 haberinde bünyesinde Hürriyet, Fanatik ve Posta gazeteleri ile Kanal D ve CNN Tük kanallarını da bünyesinde bulunduran Doğan Medya Grubu’nu satın alan Demirören grubunun, bu satın almada arkasında başka bir sermaye grubunun da bulunduğu iddiasında da bulundu.

Doğan Medya Grubu bünyesinde bulunan kuruluşların tamamı şöyle:

Kanal D, CNN Türk, tv2, Dream TV, Dream Türk, Hürriyet, Posta, Fanatik, Hürriyet Daily News, TME, Doğan Burda Dergi, Doğan Egmont, Doğan Kitap, Dergi Pazarlama ve Planlama.

 

(T24)

Acarlar Longozu kurtuldu: Sanayi bölgesi kurulmasına ilişkin ÇED raporuna iptal

Sakarya İdare Mahkemesi, Kaynarca’nın Güven Köyü’nde kurulmak istenilen ve Kuzey Ormanları’nın en eşsiz parçalarından biri olan Acarlar Longozu ve bölgedeki tarım havzalarını tahrip edecek olan “Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi”nin ÇED raporunu oy birliğiyle iptal etti.

Kuzey Ormanları Savunması’nın destek verdiği bölge halkı projenin iptal edilmesi için pek çok eylem ve etkinlik düzenlemişti.

Sakarya’nın Kaynarca ilçesi Güven Köyü sakinleri köylerine yapılması planlanan Makina Organize Sanayi Bölgesi(OSB)’nin tarım topraklarını etkileyeceği gerekçesi ile ilgili fabrika için alınan olumlu Çevresel Etki Değerlendirme(ÇED) raporunun ve yer seçimin iptali için Sakarya İdare Mahkemesine dava açmıştı. Mahkeme bilirkişi raporları doğrultusunda yaptığı değerlendirmede, oy birliğiyle ÇED Raporu’nun iptaline karar verdi.

 

(Kuzey Ormanları.org)

 

Ekolojik tarım üzerine faaliyet gösteren 21 STK’dan, ‘Kazık değil, güvenilir gıda’ açıklaması

Güvenilir gıda kapsamında çalışmalar yürüten 21 sivil toplum kuruluşundan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın, son üç yılda organik tarım mevzuatına aykırı davrandığı tespit edilen, organik ürün üreten ve pazarlayanlara 509 bin TL idari para cezası uygulandığına dair açıklamasının bazı medya kuruluşları tarafından organik üretimin güvenilir olmadığı şeklinde yorumlanıp, “organik kazık” başlıklarıyla yansıtılması üzerine açıklama geldi.

İçlerinde Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Yeryüzü Derneği, Çukurova Organik Tarım Derneği, Doğu Anadolu Tarımsal Üretciler ve Besiciler Derneği ile Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği’nin de bulunduğu 21 STK tarafından ortak bir basın açıklaması yapılarak verilen para cezalarının neye karşılık geldiği ifade edildi.

Açıklamada söz konusu cezaların bir kısmı ise sadece sahtekarlık ve hile yapan üretici veya pazarlamacılara değil, belgelendirme ve bildirim gibi konularda çeşitli kusurlara yönelik verilen cezalar olduğu vurgulanırken, “Bakanlıkça yapılan denetimler sonucu kesilen cezalar, gıdada kontrol ve denetim mekanizmalarının ne denli gerekli olduğunu ve organik sektöründeki denetimlerin ciddiyetini ortaya koyuyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre, 2011 – 2016 yılları arasında İl Müdürlüklerince organik tarım mevzuatları çerçevesinde çiftçi, firma, pazar ve satış yerlerinde 30 bin 80 ayrı denetim yapıldı. Bu sayı yılda ortalama 5 bin denetim anlamına geliyor. Sonuç olarak son üç yılda yapılan yaklaşık 15 bin denetimde kesilen toplam cezanın 509 bin lira olması, cezaların yüksek meblağlar olduğu göz önüne alındığında, sahtecilik yapan veya kusurlu bulunan üretici ve satış noktasının az olduğunu ortaya koyuyor” denildi.

21 STK tarafından yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Kazık değil, güvenilir gıda!

TBMM’de verilen soru önergesi, organik tarım sektöründe yapılan denetimlerin ciddiyetini ortaya koydu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, organik ürünlerin satışının yapıldığı dükkân, süpermarket/hipermarket vb. mağazalar ile semt pazarlarında yapılan denetimler sonucunda son üç yılda organik tarım mevzuatına aykırı davrandığı tespit edilen, organik ürün üreten ve pazarlayanlara 509 bin TL idari para cezası uygulandığını açıkladı.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in organik ürün satışı yapılan yerlere ve ürün satışının denetimine ilişkin soru önergesini yanıtlamak üzere yapılan açıklamada denetimlerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl Müdürlükleri kontrol görevlilerince yapıldığı belirtildi.

Verilen para cezası ne ifade ediyor?

Denetimler sonucu verilen para cezalarının bir bölümü, organik tarım ile ilgisi olmayan, organik ürünlerin popülerliğinden faydalanarak tüketiciyi yanıltmaya çalışan, organik adı altında konvansiyonel ürün pazarlayan kişi veya firmalara kesildi. Söz konusu cezaların bir kısmı ise sadece sahtekarlık ve hile yapan üretici veya pazarlamacılara değil, belgelendirme ve bildirim gibi konularda çeşitli kusurlara yönelik verilen cezalardı.

Elma hasadı

Bakanlıkça yapılan denetimler sonucu kesilen cezalar, gıdada kontrol ve denetim mekanizmalarının ne denli gerekli olduğunu ve organik sektöründeki denetimlerin ciddiyetini ortaya koyuyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre, 2011 – 2016 yılları arasında İl Müdürlüklerince organik tarım mevzuatları çerçevesinde çiftçi, firma, pazar ve satış yerlerinde 30 bin 80 ayrı denetim yapıldı. Bu sayı yılda ortalama 5 bin denetim anlamına geliyor. Sonuç olarak son üç yılda yapılan yaklaşık 15 bin denetimde kesilen toplam cezanın 509 bin lira olması, cezaların yüksek meblağlar olduğu göz önüne alındığında, sahtecilik yapan veya kusurlu bulunan üretici ve satış noktasının az olduğunu ortaya koyuyor.

Haksız yargılar!

Fakıbaba’nın yanıtının, bazı medya kuruluşları tarafından organik üretimin güvenilir olmadığı şeklinde yorumlanıp, “organik kazık” başlıklarıyla yansıtılması da tüketiciyi yanlış yönlendirip kafa karışıklığına neden oluyor. Oysa şu sorulara vereceğimiz yanıtlar, haksız yargıları ve kafa karışıklığını giderebilir: Hiçbir denetimin yapılmadığı ya da hiçbir cezanın kesilmediği bir gıda sektörü mü daha güven verici, yoksa İl müdürlükleri tarafından hem üreticilere, hem pazarlama noktalarına yönelik yapılan habersiz denetimlerde hile yapanların tespit edilip cezalandırıldığı bir gıda sektörü mü?

Yapılan denetimlerde kesilen cezaların bir bölümünün organikle ilgisi olmayan ve organiğin adını kullanan sahtecilere yönelik olması, tüketicilere de sorumluluk yüklüyor. Alışverişlerde her organik denilene kanmamak, ambalajlı ürünlerdeki etikette bakanlığın organik tarım logosu ile sertifika firmasının logosunu aramak, taze sebze meyve gibi tezgahtan satılan ürünlerde ise organik sertifikayı ve faturasını sormak gerekiyor.

Denetimler nasıl yapılıyor?

Ekolojik (organik, biyolojik) tarım -en basit tabiriyle- üretiminde ve işlenmesinde insan ve çevre sağlığına zararlı kimyasallar, işlemler ve yöntemler kullanılmayan üretim şeklidir. Türkiye’de ekolojik tarım sektörüne yönelik uygulamalar ve kurallar, 5262 sayılı “Organik Tarım Kanunu” ve “Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik” ile belirlenmiştir. Ülkemizde organik tarım yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler bu yönetmelik hükümlerine uymak zorundadır. Bu konudaki denetimler, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca yetkilendirilmiş kontrol ve sertifika kuruluşlarınca ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı İl ve İlçe Müdürlükleri tarafından haberli/habersiz şekilde gerçekleştirilmektedir.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş, sayısı 30’u aşan kontrol ve sertifikasyon kuruluşu, çiftliklerde ve üretimin her aşamasında haberli ve habersiz denetimler yaptıktan, ürünlerden numune alarak laboratuar analizleri yaparak ekolojik ürünlerde yönetmeliğe aykırı herhangi bir maddenin kullanılmadığından emin olduktan sonra ekolojik ürün sertifikasını veriyor. Her üreticinin üretimine yönelik tohum, fide, yetiştirme teknikleri, kullanılan organik sertifikalı gübreler ve preparatlar, arazi, depo, hasat ve stok verileri kayıt altında tutuluyor; her bir parti satış çiftlikten satış noktasına kadar ayrıca belgelendirilerek tam bir izlenebilirlik sistemi uygulanıyor. Tüm ekolojik ürünlerin bu sıfat ile işlenmesi, taşınması, depolanması, etiketlenmesi ve pazarlanabilmesi için süresi geçerli organik ürün sertifikasının bulunması gerekiyor.

Organik üreticiler zorlu şartlara rağmen vazgeçmiyor

Denetimlerde kesilen cezaları, organik sektörün güvenilir olmadığı şeklinde yorumlamak, her geçen gün yaygınlaşan bütün bir organik ürün sektörünü ve sayısı 70 bine yaklaşan dürüst organik tarım üreticisini zan altında bırakıyor. Aynı zamanda üreticilerin maddi-manevi zarara uğramasına neden oluyor.

Ayrıca, organik üretimin yaygınlaşması ve herkesin sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi için çabalayan, bu konuda farkındalık yaratmaya çalışan sivil toplum örgütlerinin ve organik pazar açarak vatandaşları sağlıklı ürünlerle buluşturan yerel yönetimlerin emeğini değersizleştiriyor.

Olumsuz örnekler sektöre mal edilmemeli!

Her üretim ve hizmet sektöründe kötüye kullanmalar, hatalar, kusurlar, gözden kaçanlar vardır. Ama birkaç kişi veya kurum yüzünden koskaca bir sektörü hedef almak, birçok insanın sağlıklı beslenmesinin güvencesi olan bu ürünlere yönelik güveni sarsmak, sektöre, dürüst üreticilere ve sağlıklı beslenmek isteyen tüketiciye zarar verir. Üstelik gerçek ve sağlıklı gıdaya ulaşmak bu kadar zorken, piyasada pek çok ürünün nereden geldiği, içeriğindeki katkı maddeleri, GDO’lu olup olmadığı tartışılırken, tezgâhlar tonlarca zirai ilaç kullanılan ürünlerle doluyken, limiti aşan kimyasal kalıntılar nedeniyle yurt dışından iade edilen ürünler söz konusuyken, gıda ürünlerinde tağşiş bu kadar yaygınken; talep eden herkesi kapsayacak bir alternatif sunmadan, ekosisteme, toprak, su ve canlı sağlığına verilen desteği, insanlarda haksız yere şüphe yaratarak engellemek, doğa dostu üretim ve kullanım yolunda verilen çabalara zarar veriyor.

Ekolojik tarım sektörünün gelişimi ve yaygınlaşması gelecek kuşaklara da yaşanabilir bir dünya, ekosistem, toprak ve su kaynağı bırakmak anlamına geliyor. Gerçek belge ve bilgilere dayanarak ve bunları tarafsızca sorgulayıp yorumlayarak yapacağımız tercihler, gelecek nesillerin hayatı demektir.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Ankara Organik Üreticiler ve Müteşebbisler Derneği, Çukurova Organik Tarım Derneği, Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Derneği, Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği, Ekolojik Yaşam Derneği – Bursa, Erzurum Organik Güvenilir Gıda Üreticileri Derneği, GAP Organik Küme Derneği, Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği, Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği, Kocaeli Ekolojik Yaşam Derneği, Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşları Derneği, Konya Organik Tarım Derneği, Mersin Organik Muz Üreticileri Birliği, Niksar Organik Meyve Üreticileri Birliği, Organik Sürdürülebilir ve İyi Tarım Organizasyonu Derneği, Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği, Organik Yaşam Derneği, Sürmeli Mahallesi Derneği Organik Üreticileri, Ulupınar Çevre Koruma Geliştirme ve İşletme Kooperatifi Organik Üreticileri, Yeryüzü Derneği

 

 

(Yeşil Gazete)

 

Bakırköy’de 65 dönümlük yeşil alan imara açıldı

İstanbul’a bir yeşil alan daha imara açıldı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Bakırköy Şenlik Mahallesi’nde yaklaşık 65 dönümlük donatı alanını imara açtı.

Eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi Üyesi İbrahim Doğan, “Siyasi iktidar yaşam alanlarını yapılaşmaya açarak yok ediyor” ifadelerini kullandı.

Uğur Şahin’in Birgün’de çıkan haberine göre, söz konusu alan mevcut planda spor alanı ve çocuk parkından oluşuyor.

Bakanlığın hazırladığı plan değişikliği ile birlikte alan yapılaşmaya açılacak.

İnşaat mühendisi İbrahim Doğan, plan değişikliğinin bölgeye nüfus yoğunluğu getireceğini vurguladı.

“Bakanlık tarafından yapılan plan tadilatı ile yapılaşmaya açılarak donatı alanı yok edilmiştir” diyen Doğan, şöyle devam etti: “Bu düzenleme ile bölgeye yeni yapı yoğunluğu getirilmiştir. Oysa bölgede yeterince yoğunluk var ve esas itibari ile altyapıya ve donatı alanlarına ihtiyaç vardır.”

Doğan, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Siyasi iktidar yaşam alanlarını yapılaşmaya açarak yok etmektedir. Yapılan bu düzenleme yasalara ve imar mevzuatına aykırıdır. Bakanlık aslı görevini bırakmış, İstanbul’da bir ilçede parsel bazında plan tadilatı yapmıştır. Bu nasıl bir anlayıştır? Bu uygulamalar kamu yararı taşımıyor.”

 

(T24, Birgün)