Ana Sayfa Blog Sayfa 2802

103 kadın fotoğrafçıdan toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı imza kampanyası

103 kadın fotoğrafçı, fotoğraf alanında kadınların yetersiz temsiline itiraz etmek için ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı bildiri yayınlayarak imza kampanyası başlattı.

Geçmişten bu yana Naciye Suman, Maryam Şahinyan, Semiha Es, Eleni Küreman ve daha birçok kadın fotoğrafçının yok sayıldığı erkek egemen anlayışla kuşatılmış fotoğraf dünyasına dikkat çekmek isteyen kadın fotoğrafçılar bildirilerinde “Kadınların yaşam alanlarını daraltan, kadın bedenini fotoğraflarında nesneleştiren, kadının özne olduğunu ısrarla görmezden gelen eril bakış açısının değişmesi için emek vermekten vazgeçmeyeceklerini” belirttiler.

“Kadınların erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü her yerde olduğu gibi fotoğraf alanında da yetersiz temsili, yüzyıl önce nasılsa bugün de gündemimizde. Üretim kriteri ile baktığımızda, kadın fotoğrafçılar her alandalar ve üretiyorlar. Fakat karar verici konumlarda, sergilerde, yayınlarda yok denecek kadar az temsile/görünürlüğe sahipler veya hiç yoklar! Durum böyleyken hemen hemen tüm erkek fotoğrafçılar, küratörler, akademisyenler, kurum yöneticileri bu konudaki eleştirilere hak verdiklerini ve bu konuda hassas olduklarını ifade ediyorlar. Öyleyse, nasıl oluyor ve ne oluyor da, sonuç böyle oluyor?” diye soran kadın fotoğrafçıların bildirilerinde şu ifadeler yer aldı:

“Fotoğrafla ilişkilenen, fotoğrafı bir ifade biçimi olarak kullanan veya fotoğraf çekerek hayatını kazanan bizler; kadınların yaşam alanlarını daraltan, kadın bedenini fotoğraflarında nesneleştiren, kadının özne olduğunu ısrarla görmezden gelen eril bakış açısının değişmesi gerektiğini biliyoruz. Bunun için emek vermekten vazgeçmeyeceğiz.

“Bizler, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlik ve ayrımcılığı dert edinen; cinsiyetçiliğin, hiyerarşinin, ırkçılığın, milliyetçiliğin kullandığı dil dışında bir dil üretmeye çalışan; ikili cinsiyet sisteminin tanımları ve algılarıyla sınırlanmayı reddeden fotoğrafçılar olarak buradayız ve fotoğraf alanındaki bu eşitsizliğin takipçisiyiz.

Bundan böyle fotoğraf alanında;

* Her türlü kurumsal yapılanmada (dernek, vakıf, kulüp, federasyon vb.),

* Organizasyon yönetimlerinde (karma sergi, çalıştay, sempozyum, festival, konferans vb.),

* Planlanan faaliyetlere davet edildiğimizde (sergi, panel, konferans, çalıştay, sempozyum, festival, jüri grupları, akademi vb.),

* Fotoğrafa konu edilen kadınlık ve toplumsal cinsiyet temsillerinde, cinsiyet kimlikleri ve yönelimlerine dönük eşitlikçi ve pozitif ayrımcılık içeren yaklaşımı açıkça göremediğimiz durumlarda bu ayrımcı, dışlayıcı faaliyetleri ve dili teşhir ve protesto ederek ayrımcılık giderilene kadar takipçisi olacağız. Gerektiğinde kurucu, yönetici, katılımcı veya izleyici olmamayı seçerek boykot edeceğiz.

* Fotoğraf alanındaki faaliyetlerde bugüne kadar hassasiyet gösterilmeyen cinsiyet kimliği ve yönelimine dayalı eşitsizliği giderecek politikaları ve mekanizmaları hayata geçirmek, ortak çalışma ve üretme kültürünü geliştirmek, fotoğraf dünyasının ilk gündemi olmalıdır.”

Bildiriye katılmak isteyen kadın fotoğrafçılar  variz.buradayiz@gmail.com e-posta adresine dayanışmayı büyütmek için katılımlarını bildirebiliyorlar.

İmzacı kadın fotoğrafçılar: Akça Acar Kaya, Aliye Gümüş, Arzu Arbak, Arzu Demirci, Arzu Filiz Güngör, Arzu Yayıntaş, Aslı Narin, Aslı Öktener, Aslıhan Güçlü, Ayla Onat, Aylin Kızıl, Aylin Ünal, Ayten Ünal, Banu Kaplancalı, Barbara Yoaf, Bengi Kanat, Cansu Alkaya, Cansu Korkmaz, Cansu Yıldıran, Çiğdem Mahsunlar, Çiğdem Sakine Namlı, Çiğdem Üçüncü, Damla Atak, Denef Huvaj, Derya Deniz Pekkıyıcı, Desislava Şenay Martinova, Didem Mahsunlar, Dilara Arısoy, Dilara Kızıldağ, Eda Çekil, Elçin Turan, Emine Kart, Esra Sirek, Eylem Akgün, Fatma Çelik, Figen Ekti, Gül Nurhan Doğan, Gülnaz Bingöl, Gülşin Ketenci, Günseli Baki, Hale Güzin Kızılaslan, Hatice Ataç, Helin Bozarslan, Hülya Akkaya, İpek Çınar, Jivan Güler, Kıvılcım Güngörün, Kibar Suvari, Lara Özlen, Leman Erdemir, Melike Güngörer, Meltem Ulusoy, Meryem Güldürdak, Nadire Günday, Nehir Çolakoğulları, Necla Çoruh Devecioğlu, Nergiz Ovacık, Neriman Polat, Neslihan Koyuncu, Nesrin Ermiş, Nihayet Bizsel, Nilüfer Demir, Nilgün Yoldaş Atilla, Nilgün Yurdalan, Nilüfer Gökeşmeoğlu Zwart, Oylum Bülbül, Özge Baykan, Özge Sebzeci, Petek Arıcı, Pınar Gediközer, Raziye Köksal Kartal, Sedef Özge, Selma Eroğlu, Semra Bayar, Semra Yeşil, Senem Sinem, Serpil Polat, Serra Akcan, Sevgi Haftacıoğlu, Sevim Gündoğdu, Sevtap İnal, Sevtap Yıldırım, Silva Bingaz, Simru Hazal Civan, Sine Boran Art, Sinem Parlak, Suderin Ersoy, Sultan Aşkın, Sultan Güner, Suzan Orhan, Şehlem Kaçar, Şule Tüzül, Tuğçe Boyacı, Tülin Safi, Tulya Çavuşoğlu, Türkan Kılıç Pınar, Uğur Günay Yavuz, Yıldız Özlütaş Tutal, Yusra Seven Kıran, Zehra Soydan, Zeliha Doğan, Zeynep Özcan, Zibe Polat.

 

(Yeşil Gazete)

Kara güneş, ekolojik çöküş, insanlığın intiharı… – Murat Bjeduğ

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

Bu yazı bir cinayetle aramızdan alınan, Alman Yeşiller partisinin unutulmaz sözcüsü, 68 aktivisti sevgili Petra Kelly’e ithaf edilmiştir…

Quo Vadis? Nereye böyle… Nereye ?

Özel mülkiyetin, toplumsal iş bölümünün, sınıfların olmadığı Ütopyaya yapılan ekolojik çağrıyı küçümseyip aşağılayan endüstriyel-kalkınmacı, prodüktivist – ilerlemeci anlayış, küresel çöküşe doğru zincirlerinden boşanmışçasına koşuyor.

Petra Kelly

Sanayi Devrimi’nden itibaren dinsel inançlar ve ideolojiler, kendilerini ilk ifade ediş manifestolarıyla çelişkiyi umursamadan endüstriyel barbarlığı toplumsal gelişme olarak vazeden bir yörüngede döneniyorlar. İlk varoluşlarında, dini kuran, yayan, tebliğ eden peygamberler; ilk inanlılar, iman edenler; havariler, sahabeler salt Söz’ ün yeniliği ve ideolojik gücünün yanı sıra, gündelik hayatta da karşı yaşam kültürünü kurarak, var olanın ve karşı çıkılanın alternatifini de sundular.

Otantik ve mütevazi yaşamlarıyla Söz’ ün gücünü, etkileyiciliğini çekici kılabildiler.

Semavi dinlerin başlangıç dönemleri, örnek hayat menkıbeleri ile dalga dalga yayılmalarında ve kitlesel kabul edilişlerinde belirleyici rol oynarken, benzer mecralardan geçtiler.

Ancak; güçlenip çoğunluğu ele geçirdikten sonra, yönetim erkinin başına geçilmesi veya yenisinin ihdas edilmesiyle beraber, Devlet – iktidar olgusu, yıpranmalarında belirleyici etmen olurken ısrarla kaçındıkları sefahat ve şaşaa, iç çürümelere ve iktidar mücadelelerinin yıpratıcılığına da yol açtı. Giderek birçok bakımdan karşıtına dönüşmenin başlamasına da tanık olundu. Bu evreye kadar, ekoloji ve görece taban demokrasisine dayalı –  dönemin koşullarına göre müstesna bir – yol izlediler.

Benzeri gelişmeler, büyük ideolojilerde de görülür. Teori ve pratiğin uyumu, birbirini tamamlaması, önderler ve önderliklerin hayat biçimlerinde de tevazu, azla yetinmeyi bilen kanaatkârlık, lokmasını bölüşme gibi hasletlerle cereyan etti. İnsan yaşamı ve bireyin mutluluğu önde gelen meşguliyet sahası idi; önerilen hayat tarzları, göreli olarak kurulu ve işlemekte olana güçlü alternatifler üretiyordu. Hem düşünsel hem de pratik hayatlardaki tutarlılıklar, birer çekim merkezi haline gelmelerinin de yollarını açtı ve döşedi. Bu seyir izlenirken sanayileşerek kalkınma yegane gerçeklik olarak tartışmaya mahal verilmeksizin benimsendi, gerekleri de yapıldı.

Taa ki 68 patlayana, 70’lerde Yeşiller ve radikal ekolojistler seslerini duyurana dek… Katılımcı taban demokrasisini, şiddetsiz , ekolojik toplumsallığı varoluş ilkesi olarak deklare eden Die Grünen hareketi – Yeşillerin güçlü ve şaşırtıcı çıkışlarını yapana dek. Doğanın adeta intikam alırcasına peş peşe gelen ve dinmeyen durulmayan infilakları; kitlesel ölümler, savaşlarla eş zamanlı bir seyir izledi. Günümüzde artık kanıksanan ekolojik çöküşlerin düşünsel önceli olan Yeşiller, evet modern kassandra gibiydiler . O yüzden felaket tellallığı ile itham edildiler.

Geçtiğimiz yüzyılın son dönemecinde Ukrayna – Çernobil’ de patlayan nükleer santralin korkunç etkileri hala sürüyor. Görmek için ekolojik komünalist militan ya da Yeşiller hareketinin radikal aktivisti olmak gerekmiyor. Son yirmi yıldan bu yana televizyon izleyen, gazete okuyan her insan bu felaket hakkında bilgi sahibidir.

Sanayi burjuvazisinin yer kürenin her nimetini hunharca yok etme pahasına paraya tahvil etmekle meşguliyeti had safhaya ulaştı. Canlı türleri yok oluyor, sular kirlenip içilmez hale geliyor; insanlar anti-depresanlara kelepçelenip yarı uyuşmuş beyin ve bedenleriyle iktidarların tepkisiz, edilgen boyun eğenleri derekesine getirildi.

Hayatlar; doğanın her türden imkânı altın tepsiler içinde bahşediyor olmasına rağmen hak edilmeyen mutsuzluklar, korkular, yabancılaşma ile tahammül edilmez yaşanır vaziyete geldi. Gaia’ya karşı en hoyrat ve vahşi ve tek bir tür olan insanoğlu sorumlusudur bu kara güneşin doğmasından.

Bu optikten bakınca, insanın hangi coğrafyada yaşadığı önemini yitiriyor. Çünkü her yer aynılaştı.

G-7, G-20, Şanghay Beşlisi, Avrupa Birliği, ulus devletler liberal demokrasi, seçimler, farizalar… Devasa sahnede oynanan tuluatlat gibi görünüyor; ki bu gerçekliğin ta kendisidir.

Füzeler, silah ticaretinin vardığı boyutlar, nereden ve neden çıktığı muamma olan savaşlar, kitlesel imhalar, sevgisizlik, zehirli yiyecekler ile kuşatılan gezegen yetmiyor gibi uzayda başlayan ve maliyeti şimdilik 3 milyar doları bulan kirlenme yepyeni yükler getirecek. Çaresiz ödeyeceğiz, kim bilir nasıl ?

Diyetler sağaltmıyor; pet-shoplardan alınan terrierler, sevgisizliğin boşluğunu kapatamıyor; psikiyatristler, depresyonlara çözüm bulamıyor; uzak destinasyonlara üç-beş günlük kaçışlar yenik düşmüşlüğe çare olamıyor; çıkmazlar, deizmle de telafi edilemiyor; Buda’nın ayak izlerinin takibiyle yapılan yolculuklar sırasında yaşanan huzur, içsel yolculukların müsekkin olması şehirlere dönünce sönümleniyor…

Dünya, endüstriyel mütegallibenin aç gözlülüğüne terk edilemeyecek güzellikleri, her şeye rağmen canlılara sunma potansiyelini tamamen yitirmiş değil.

Eğer istersek ve mücadele etmeyi göze alırsak bu savaşı kazanabiliriz…

 

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

 

 

Murat Bjeduğ

2026 Dünya Kupası’nın ev sahipleri ABD, Kanada ve Meksika

2026 Dünya Kupası’nı ABD, Kanada ve Meksika ortaklaşa düzenleyecek. 2018 turnuvası ise yarın (14 Haziran) organizasyona ev sahipliği yapan Rusya ile Suudi Arabistan takımları arasında oynanacak maç ile başlıyor. Kupanın 2022’deki ev sahibi ise Katar.

İlk kez üç ülke birden turnuvaya ev sahipliği yapacak. Dünya Kupası’nın diğer ev sahibi adayı Fas’tı.

3 Kuzey Amerika ülkesi 134, Fas 65 oy aldı. 2026 Dünya Kupası’nda ilk kez 32 yerine 48 takım mücadele edecek. 34 gün sürecek turnuvada 80 maç oynanacak.

Daha önce hem Meksika (1970 ve 1986) hem de ABD (1994) Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmışlardı.

Kanada ise 2015’te Kadınlar Dünya Kupası’nı organize etmişti.

 

(BBC Türkçe, Yeşil Gazete)

Sinemacılardan tacize karşı açıklama: Asistan arkadaşımızın yanındayız

Yapımcı ve yönetmenler, oyuncu Talat Bulut’un taciz ettiği kostüm asistanının yanında olduklarını açıkladı; “Sektörümüzde kadına yönelik şiddet, taciz ve istismarın takipçisiyiz, kamera önündeki ve arkasındaki bütün kadın arkadaşlarımızın yanındayız” dedi.

Talat Bulut

Yasak Elma dizisinin başrol oyuncusu Talat Bulut, birlikte çalıştığı birden fazla kadın tarafından ifşa edilmiş, Bulut ile avukatı iddiaları inkar etmişti.

Bulut’un kendisini taciz ettiğini açıklayan kostüm asistanının suç duyurusu üzerine Bulut hakkında dava açıldı.

Aralarında Pelin Esmer, Ahu Öztürk, Tolga Karaçelik, Emin Alper gibi isimlerin de yer aldığı 50’ye yakın yapımcı ve yönetmen, bugün yazılı bir açıklama yaparak, setlerdeki taciz ve istismar olaylarının son bulması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

Kostüm asistanı ifşa etmiş, Hande Ataizi desteklemişti

19 yaşındaki kostüm asistanının Bulut’u ifşa etmesinin ardından oyuncu Hande Ataizi de 18 yıl önce “Melekler Evi” filminde birlikte rol aldığı Bulut’un kendisini taciz ettiğini açıklamıştı.

Ataizi “Dünyada tacize karşı bir ayaklanma var. Kadınlar artık daha cesur. Ben de o dönem o tarz şeyler yaşadım. Bu emekçi kız, korkmamış dava açacağını söylemiş, helal olsun” demişti.

Bulut, Ataizi’nin açıklamasına “Bunları ara sıra tuvalet penceresine sıkışmış görebiliriz” sözleriyle karşılık verirken,  avukatı ise kostüm asistanının iddialarını Bulut’un “bir genç kız babası olduğunu” söyleyerek inkar etmişti.

Türkiyeli yapımcı ve yönetmenler tarafından yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:

“Türkiye sinema sektörüne emek veren yapımcı ve yönetmenler olarak, ülkemizde her alanda olduğu gibi, sektörümüzde de kadın çalışanlara yönelik taciz ve istismar olayları yaşandığını biliyoruz ve setlerimizde bu olayların son bulması için elimizden geleni yapıyoruz.

Yasak Elma adlı televizyon dizisinin başrol oyuncusu Talat Bulut’un, sette bir kostüm asistanını taciz ettiğini, kostüm asistanı genç kadının süreci yargıya yansıtma kararıyla birlikte öğrendik.

Bizler, Türkiye toplumunda taciz ve istismar vakalarını ifşa etmenin kadınlar için ne kadar zor olduğunu biliyoruz, ‘kadının beyanı esastır’ ilkesine inanıyoruz.

Yargıya taşınmakta olan bu taciz vakasında, kostüm asistanı arkadaşımızın yanında olduğumuzu, bundan sonra filmlerimizde adı tacize karışmış isimlere yer vermeyeceğimizi kamuoyu önünde açıklıyoruz.

Sektörümüzde kadına yönelik şiddet, taciz ve istismarın takipçisiyiz, kamera önündeki ve arkasındaki bütün kadın arkadaşlarımızın yanındayız.

İmzacılar:

Ahu Öztürk (Yönetmen), Ali Vatansever (Yönetmen), Anna Maria Aslanoğlu (Yapımcı), Aslı Erdem (Yapımcı), Aslı Filiz (Yapımcı), Ayşe Ayben Altunç (Yönetmen), Ayşe Toprak (Yönetmen), Belma Baş (Yönetmen), Belmin Söylemez (Yönetmen), Berrak Samur (Yapımcı)/(Yönetmen), Beste Yamalıoğlu (Yapımcı), Bilge Elif Özköse (Yapımcı), Birol Akbaba (Yapımcı), Bülent İşbilen (Yönetmen), Ceylan Naz Baycan (Yapımcı), Ceylan Özgün Özçelik (Yönetmen), Çiğdem Mater (Yapımcı), Deniz Koçak (Yönetmen), Derya Durmaz (Yönetmen), Dilde Mahalli (Yapımcı), Diloy Gülün (Yapımcı), Ekin Çalışır (Yapımcı), Emin Alper (Yönetmen), Emine Yıldrırım (Yapımcı), Emre Akay (Yönetmen), Enis Köstepen (Yapımcı), Ferit Karol (Yönetmen), Filiz Gülmez Pakman (Yönetmen), Gökçe Işıl Tuna (Yapımcı), Güliz Sağlam (Yönetmen), Haşmet Topaloğlu (Yapımcı), Kaan Müjdeci (Yönetmen), Kenan Tekeş (Yönetmen), Korkut Akın (Yönetmen), Melek Özman (Yönetmen), Mine Özerden (Yönetmen), Mizgin Müjde Arslan (Yönetmen), Müge Özen (Yapımcı), Nadir Öperli (Yapımcı), Nedim Hazar Bora (Yönetmen), Nefes Polat (Yapımcı), Nesra Gürbüz (Yapımcı), Oya Özden (Yapımcı), Pelin Esmer (Yönetmen), Ramin Matin (Yönetmen), Selcen Ergun (Yönetmen), Selin Vatansever Tezcan (Yapımcı), Seren Yüce (Yönetmen), Sevil Demirci (Yapımcı), Seyhan Kaya (Yapımcı), Su Baloğlu (Yapımcı), Suzan Güverte (Yapımcı), Tolga Karaçelik (Yönetmen), Yasemin Akıncı (Yönetmen), Yunus Ozan Korkut (Yönetmen), Zeynep Koray (Yapımcı).”

 

Gündemden bir taciz vakası: Yanlış anlaşılan samimiyet – Gökçe Aydoğan

 

(Bianet)

Toprakta organik madde eksikliği hangi sorunlara yol açıyor, nasıl çözebiliriz?

Türkiye’de toprakların korunması konusunda çalışmalar yürüten sivil toplum örgütü olan TEMA Vakfı, süt sektörünün öncü kuruluşlarından Sütaş ile işbirliği yaparak önemli bir projeye imza attı.

Ali Ekber Yıldırım Tarım Dünyası’nda yer alan haberine göre sosyal sorumluluk projesi olarak düzenlenen Organomineral Gübre Çalıştayı’nda yapılan sunumlar bir kitapta toplandı.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç tarımdaki üretim şeklinin toprağı nasıl bozduğunu, tarımın son 70-80 yılda önemli bir değişimden geçtiğini, yoğun toprak işleme, kimyasal gübre ve pestisit (zirai ilaç) kullanımının da yaygınlaştığını anlattı.

Kitapta yer alan sonuç ve öneriler ise 5 maddede özetlendi.

1-) Tarım toprakların fiziksel, kimyasal, biyolojik özelliklerinin ve verimlilik potansiyellerinin istenen düzeylerde olabilmesi için organik madde içeriği toprak ağırlığının en az yüzde 3’ü kadar olmalıdır. Son yıllarda yapılan toprak analizi sonuçlarına göre topraklarımızın yüzde 99’u bu değerin altında organik madde içermektedir.

2-) Toprakların organik madde eksikliğini gidermek üzere hayvan dışkıları, tarımsal bitki artıkları, kentsel organik atıklar, leonardit, yeşil gübreleme, mezbaha ve et kombinası atıkları, humik asit ve diğer organik materyaller olmak üzere çok sayıda kaynak mevcuttur. Ancak bu kaynaklar ülkemizde, büyük ölçüde doğru değerlendirilememekte ve israf edilmektedir.

3-) Toprak kalitesinin en önemli göstergesinden biri olmasına rağmen, bugün toprak organik maddesinin önemi yeterince bilinmemektedir. Bu nedenle üreticiler, toprağın organik madde içeriğinin önemi, topraklarında kullanabilecekleri hayvansal ve bitkisel organik madde kaynakları ve bunların kullanma şekilleri hakkında bilgilendirilmelidir.

4-) Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, organik madde düzeyinin yükseltilmesi ve toprak verimliliğinin artırılmasına yönelik uygulamalara teşvikler vermeli , bu yönde önemli katkıları olan iyi tarım uygulamalarının yaygınlaşması ve ciddiyetle uygulanması konusunda daha aktif ve etkin olmalıdır.

5-) Toprakların korunması,tarım ve gıdanın sürdürülebilir kılınması için devlet, çiftçi, sanayici, tüketici,sivil toplum kuruluşları, herkes sorumluluğunu bilmeli ve gelecek için toprağa sahip çıkmalıdır.

 

(Tarım Dünyası)

Seferihisar’da zeytin dallarını yedikleri bahanesi ile 24 keçi öldürüldü

İzmir’in Seferihisar ilçesi hayvan katliamına sahne oldu.

Olay 11 Haziran’da 17.30 sıralarında, Tepecik Mahallesi Bahadır Mevkii’nde meydana geldi.

İddiaya göre E.T. (45), hazineden kiraladığı zeytinliğe aynı mahalleden Hasan Büyükdere’ye (35) ait keçi sürüsünün girdiğini görünce öfkelendi.

Zeytinleri yiyerek ürünlerine zarar verdiği gerekçesiyle otomatik av tüfeğiyle defalarca ateş açan E.T., sürüdeki aralarında hamilelerin de bulunduğu 24 keçiyi öldürdü.

Ayrıca olayda 3 hayvan da yaralandı.

Olayın ardından jandarma tarafından gözaltına alınan E.T., ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu olayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Olayın şokunu yaşayan sürü sahibi Hasan Büyükdere, şikayetçi olduğunu belirterek, “Daha önce E.T.’nin kiraladığı zeytinliğe yine mahalleliye ait keçiler girmiş. Benim keçilerim ilk defa girmişti. Keçiler, zeytinleri yediği için öfkelenmiş. Halbuki ağaçlar büyük, zeytinleri hayvanlar yiyemez. Damızlık hayvanlarımdı. 150 bin liralık zararım var. Şikayetçiyim” dedi.

 

(ABC Gazetesi)

Demirtaş’ın halka sesleneceği HDP’nin İstanbul Mitingi’nin yeri ve saati belli oldu

HDP İstanbul mitingini 17 Haziran Pazar günü Bakırköy Halk Pazarı’nda gerçekleştirilecek.

Miting saat 17.00’da başlayıp 21.00’da sona erecek.

MA’dan Yasin Kobulan’ın haberine göre, mitingin bitmesine 10 dakika kala ise HDP’nin hapisteki cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş seçmenlere seslenecek.

Demirtaş’ın Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden çekilen TRT konuşması miting alanından yayınlanacak.

Miting Demirtaş’ın konuşması ile son bulacak.

Mitingde, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin Eşbaşkanı Ahmet Türk, partinin İstanbul milletvekili adayları da konuşmacı olarak yer alacak.

24 Haziran’da hangi oylar geçerli, hangileri geçersiz sayılacak?

 

(mezopotamyaajansi)

BBC Türkçe’den seçmenlere interaktif hizmet: 24 Haziran seçimleri sözlüğü yayında

Türkiye, 24 Haziran’da milletvekilleri ve cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidiyor.

Seçime sayılı günler kala BBC Türkçe seçmenler için dikkat çekici bir çalışmaya imza attı.

İnteraktif seçim sözlüğünde seçim kampanyası döneminde gündeme gelen tartışmalar ve yeni düzenlemelerde yer alan kavramların açıklamaları yer alıyor.  Kullanımı da ücretsiz.

Aradığınız kelimeyi arama çubuğuna yazıyorsunuz, arama butonuna bastıktan sonra sözlükteki açıklaması önünüze geliyor.

İrem Köker, Osman Kaytazoğlu, Alice Grenie, Josh Rayman ve Leoni Robertson tarafından hazırlanan sözlük 12 Haziran’da kullanıma açıldı.

Sözlüğe ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz 

 

(Yeşil Gazete)

Pasifik’te Türkiye’nin 2 katı büyüklüğündeki çöp yığınının temizliği için yeni sistem devrede

Dünyanın en büyük çöp yığınlarından Büyük Pasifik Çöp Girdabı’nı temizlemek için bu yaz yeni bir sistem devreye girdi.

Hollandalı genç mucit Boyan Slat’in geliştirdiği okyanus temizleme sistemi ile Hawaii ve Kaliforniya arasındaki dev çöp yığınının yarısının 5 yıl içerisinde temizlenmesi planlanıyor.

Toplanan atıklar geri dönüştürülecek.

Okyanuslar üzerinde 5 büyük çöp yığını bulunuyor.

Bunlardan Büyük Pasifik Çöp Girdabı Türkiye’nin neredeyse iki katı büyüklüğünde.

The Ocean Cleanup Kurucusu ve CEO’su Boyan Slat, “Sistem otomatik olarak en fazla çöpün biriktiği alanlara yönelecek. İşi verimli kılan bu yöntemle Pasifik’teki çöp yığınının yarısını 5 yıl içerisinde toplayabileceğiz” diyor.

24 yaşındaki girişimcinin projesi için 30 milyon doları aşkın bağış toplandı.

Her gün 10 milyon ton plastik çöp denizlere karışıyor.

Tüketici alışkanlıkları değişmediği sürece okyanuslardaki çöp sorunu çözüleceğe benzemiyor.

 

(DW Türkçe)

Seçimin dijital galibi İYİ Parti

Sabah kalktınız, hala akşam gördüğünüz rüyanın etkisindesiniz… Son zamanlardaki siyasi angajmanları sizi kendisinden uzaklaştırsa da İbrahim Tatlıses’in bir şarkısı dilinize takıldı. Sözlerinin birazını hatırlıyorsunuz ve kalanını dinlemek istediniz… Ya da ev arkadaşınızla bulaşık kavgası yapmaktan artık sıkıldınız ve kendinize kalacak yer arıyorsunuz. Artık bunların hepsinin yolunun internette tek adresten geçtiğini biliyorsunuz. Google’a girdiniz. Rüyada güneş görmek yazdınız. İbrahim Tatlıses yazdınız. Boş oda yazdınız. Hepsinde en üstte aynı reklam çıktı. www.iyiparti.org.tr Her aramaya yönelik esprili bir dille hazırlanmış cümlesiyle beraber partinin internet sitesinin adresi. Artık sizde o gün birbirinden bağımsız gibi görünen binlerce insan ile birlikte aradığınız bir kelime sayesinde son dönemin en çok ses getiren dijital siyasal pazarlama/propaganda kampanyasının içerisindesiniz.

Görüntünün olası içeriği: yazı

Canınız biraz müzik dinlemek istedi. Spotify’ı açtınız. Kafanız pek net değil ne dinleyeceğiniz konusunda. Hazırlanmış listelere bakayım dediniz. En üstte bir şarkı var. Grubun ismi “İyi Olacak”. Şarkının da ismi “Yüzünü Güneşe Dön”. Sözleri bir ülke hayalini anlatıyor. Kimi yerlerine katılıyorsunuz kimi yerlerine katılmıyorsunuz ama on binlerce kez dinlenmiş ve klasik seçim şarkılarına benzemeyen bu şarkıya kayıtsız kalamıyorsunuz. Spotify gibi bir, itunes gibi mecraların bu şekilde kullanılmasına pek de alışık değilsiniz ama İYİ Parti oradan da sizi bir şekilde yakalıyor. Duvara bakmanızı ya da patlak hoparlörü ile geçen otobüse kulak kabartmanızı beklemiyor. Size, sizin kullandığınız mecralardan sesleniyor

Otomatik alternatif metin yok.
 Son bir örnek… Star Wars hayranısınız. Serinin “Son Jedi” isimli filmini günler öncesinden bekliyorsunuz. Biletinizi aldınız. Koltuğa kuruldunuz. Bir reklam başlıyor. Star Wars’ın alışılmış jenerik akışı ile bir siyasi metin akıyor ekrandan. En sonunda da “Güç Seninle Olsun İyi Parti” yazısı ekranda beliriyor. Bir film için özel hazırlanmış, üzerine düşünülmüş ve doğrudan hedefe, hedefin ayağına giderek sunulan bir reklam.

Örnekler bunlar. Sosyal medya üzerine, dijital siyasal pazarlama/propaganda üzerine konuşulduğunda her zaman olumlu özellikler bölümünün başına aynı kelimeler yazılır. İnternet ve sosyal medya eşitlik sağlamıştır; daha önce sözünü açıktan kitlelere duyurma şansı bulamayan tek tek insanlar artık bu araçlar sayesinde seslerini duyurabilecektir ve bu platformun yarattığı eşitlik imkânı ile oluşan “dijital agora’da” herkesin sözü eşit hale gelecektir. Bunun yanında klasik propaganda yöntemleri büyük maddi kaynakların gerektiği araçlar olarak kalmıştır. Bir gazetenin arka sayfasına reklam vermek ve o gün o gazeteyi alanların görmesini ummak ya da boca edilmiş kelimeleri bir açık hava panosuna yapıştırarak yoldan geçenlerin ilgisini çekmeyi beklemek artık hem maliyetli hem de verimsiz yöntemler olarak yaşamlarını sürdürmektedir.

Fakat işler teoride olduğu kadar olumlu gitmedi. Öncelikle dijital agoramız çok kalabalıktı (Ve sadece gerçek kişiler de yoktu. Herkesin sınırsız sayıda hesabı olabilirdi) ve o kalabalıktan bir sesin genele ulaşabilmesi için diğerlerinden çok ama çok farklı olması gerekiyordu. Daha sonrasında bu araçları her ne kadar ücretsiz olarak kullansak da hepsinin amacı doğal olarak para kazanmaktı. Para girdiği her yerde olduğu gibi katalizör etkisi yarattı ve para harcayanların sesi daha çok çıkmaya başladı. Agoramız da gerçek dünyanın kaotik bir kopyası haline geldi.

Şu anda internette gördüğümüz mücadele resminin temel sebepleri bunlar. Bir tarafta dijital agoranın duvarını baştan sona afişle kaplamaya çalışanlar var. Diğer tarafta da zekâ ve düşük maddi imkânlarla bu tek tipleşmeyi kırmaya çalışan insanlar ve gruplar var. Yukarıda sıraladığım örnekler işte bu ikinci kesimin en başarılı örnekleri. Hepsinin adresi aynı… İYİ Parti.

Seçim sonuçları nasıl ortaya çıkar henüz kimse bilmiyor. Kimse iddiam az da demiyor. Fakat ilerde bu seçim sürecinin bir değerlendirmesi yapıldığında 16 yıllık yorgun ve heyecan vermeyen bir iktidarı; hitabet gücü ile mizahi bir dili birleştirip meydanlardan aldı güçle kampanyasını sürükleyen Muharrem İnce’yi; Dünya demokrasi tarihine kara harflerle yazılacak olan hapishaneden propaganda yapma mecburiyetini ve Selahattin Demirtaş’ı; 77 yaşında olmasına rağmen “ortamın” en muhafazakâr partisine getirdiği yenilik rüzgarı ile Temel Karamollaoğlu’nu ve son olarak da seçimin dijital galibi olan Meral Akşener ile onun ülke için yenilikçi kampanyası yazılacak.

 

 

Koray Doğan Urbarlı