Ana Sayfa Blog Sayfa 2803

ABD ve Kuzey Kore’den ‘kalıcı barış’ taahhüdü

ABD ve Kuzey Kore liderlerinin Singapur’daki zirvesi sonrası imzalanan anlaşmada Washington güvenlik garantisi verirken Pyongyang nükleer silahsızlanma taahhüdünde bulundu.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong Un Singapur’da bir araya geldi.

İki devletin başkanlarının tarihte ilk kez yüz yüze görüştüğü zirvede taraflar ikili ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik bir anlaşma imzaladı. Anlaşma metninde, “kapsamlı”, “derinlikli” ve “samimi” bir fikir alışverişinde bulunulduğu belirtildi.

ABD ve Kuzey Kore arasında “kalıcı” ve “sağlam” bir barışın oluşturulmasını hedefleyen anlaşmada ABD’nin “güvenlik garantileri” karşılığında Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan tamamen arındırılması öngörülüyor.

Zirve sonrası bir açıklama yapan Trump, Kim ile “çok özel bir bağ” geliştirdiğini ve Kuzey Kore liderini “kesinlikle” Beyaz Saray’a davet edeceğini söyledi.

Kim de görüşme sonrası “dünyanın büyük bir değişime tanık olacağını” ve “geçmişi geride bıraktıklarını” kaydetti.

“Savaş oyunları” sona erecek

İmza töreninden sonra bir basın toplantısı düzenleyen Trump, nükleer silahların iki ülke arasında ihtilafa neden olan unsurlardan birisi olmaktan çıktığı anda ABD’nin Kuzey Kore’ye uyguladığı yaptırımların kaldırılacağını söyledi.

ABD Başkanı ayrıca Güney Kore ile her sene düzenledikleri ve Pyongyang yönetiminin tepkisini çeken askeri tatbikatların da sonlandırılacağını söyledi. “Savaş oyunları pahalıya mal oluyor ve masrafların çoğunu biz ödüyoruz” diyen Trump, tatbikatları “oldukça provokatif” olarak nitelendirdi.

Tarihe geçti

Henüz birkaç ay öncesine kadar Kuzey Kore’ye “ateş ve öfke” yağdırmakla tehdit eden Trump ve bunun karşısında ABD’yi nükleer silahlarla vurma tehdidinde bulunan Kim arasındaki bu görüşme tarihe geçti.

1950 ile 1953 yılları arasında yaşanan ve Türkiye’nin de NATO’ya katılmak için asker gönderdiği Kore Savaşı’ndan bu yana teknik olarak hâlâ savaş halinde olan ABD ve Kuzey Kore arasında sadece bir ateşkes anlaşması bulunuyor.

 

(DW Türkçe)

İtalya ve Malta’nın reddi ile Akdeniz’de mahsur kalan 689 göçmen İspanya yolunda

İtalya ve Malta’nın limanlarını kapatması üzerine Akdeniz’de mahsur kalan Aquarius gemisindeki 689 göçmen İspanya’ya götürülüyor.

Göçmenlerin mahsur kalmasının ardından gemiye giren gazetecilerden Euronews muhabiri Annelise Borges, iki İtalyan teknenin, daha sonra gemiye yanaşarak, burada bulunan 500’e yakın göçmeni alıp, hep birlikte Valencia’ya doğru yol alacaklarını duyurdu.

Paketlerle yardım gitmeye başladı

Euronews muhabiri, sosyal paylaşım hesabından, İtalyan sahil koruma birliklerinin, gemideki göçmenlere yardım malzemesi dağıttığını bildirdi.

Göçmenleri taşıyan SOS Mediterranee France, kötü hava şartları nedeniyle, 4-5 günlük zorlu bir yolculuğa geminin hazır olmadığını söylemişti.

İspanya hükümeti yaptığı açıklamada, İtalya ve Malta’nın limanlarına yanaşmasına izin vermediği 600’den fazla göçmeni taşıyan gemiyi “insani nedenlerle” kabul etme kararı aldığını bildirmişti.

Sınır Tanımayan Doktorlar’dan açıklama

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Avrupa Birliği üye ülkelerine geçtiğimiz haftasonu Akdeniz’de kurtarılan ve şu anda, SOS MEDITERRANEE ile MSF’nin birlikte çalıştığı Aquarius gemisinde bulunan 629 kişinin acilen karaya çıkartılmasını kolaylaştırmaları için çağrıda bulundu.

İnsanların karaya çıkartılmasının daha fazla ertelenemeyeceğini söyleyen Aquarius’ta görevli MSF doktoru David Beversluis, “Önceliğimiz, 18 yaşından küçük olup yanlarında refakatçisi bulunmayan 123 kişi, 11 çocuk ve 6 hamile kadının da aralarında bulunduğu bu 629 kişinin tamamını acilen karaya çıkarmak olmalıdır. Gemide tıbbi açıdan durum şimdilik stabil olmakla birlikte, yolcularımız bitkin halde ve yoğun stres altındalar” dedi.

İtalya’nın yeni hükümeti girişe onay vermedi

İtalya’da sistem karşıtı iki parti Lig ve Beş Yıldız Hareketi’nin kurduğu yeni koalisyon hükümeti, SOS Mediterranee’nin Akdeniz’den kurtardığı 629 kaçak göçmeni taşıyan Aquarius gemisinin İtalya’ya girişini reddetmişti.

İtalya Başbakanı Guiseppe Conte, geminin Malta tarafından kabul edilmesini istedi. Ancak Malta hükümetinin “kurtarma operasyonuyla ilgisi olmadığını” söyleyerek talebi reddetmesi, Avrupa Birliği’nin iki üyesi arasında krize yol açmıştı.

 

(Bianet, Euronews, Yeşil Gazete)

Gagası plastik halka ile kapanan leyleği kurtarma seferberliği beşinci gününde

Hindistan’da vahşi yaşam tutkunları ve orman koruma görevlileri, gagası plastik bir halkayla kapanan, nadir görülen bir leyleği kurtarmaya çalışıyor. Kara boyunlu leylek, başkent Delhi’nin dışındaki sulak alanda bir grup kuş gözlemcisi tarafından 7 Haziran’da görüldü. Leylek, onu kurtarmak isteyenler tarafından beş gündür aranıyor.

Kuşun su içebildiği ancak gagasına takılan plastik halka nedeniyle beslenemediği düşünülüyor. Açlıktan ölmeden önce leyleğin bulunması için çabalar sürüyor.

Kuş gözlemcisi ve Delhi Kuş Vakfı üyesi Pankaj Gupta yaptığı açıklamada “Zayıf düştüğü için uzaklara gitmiş olamaz” dedi. Gupta plastik halkanın bir içecek kapağı olabileceğini ve büyük ihtimalle suda avlanırken leyleğin gagasına sıkıştığnı söyledi.

Leyleğin gagasındaki halka ilk olarak bir diğer kuş gözlemcisi Manoj Nair tarafından çekildi ve daha sonra Gupta’ya gönderildi. Daha sonra Gupta ve arkadaşları fotoğrafı sosyal medyada paylaşılınca bir kurtarma ekibi oluşturuldu.

Leyleği kurtarmak için Bombay Doğal Tarih topluluğu üyeleri ve orman koruma görevlileri harekete geçti.

Gupta, önce leyleği tuzak kurarak yakalamaya çalıştıklarını, ancak kuşun her seferinde kurtulmayı başardığını söyledi. Daha sonra bambu ağlar ve tutkal kullanılmaya başlandı.

Gupta’ya göre Hindistan, Endonezya ve Sri Lanka’da yaşayan kara boyunlu leyleklerin türü tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Delhi’nin dışındaki bataklık bölgelerde bu türden 50-60 tane kaldığına inanılıyor. Kara boyunlu leylekler bataklıklarda balık ve salyangoz avlıyor.

 

(BBC Türkçe)

Turizm bacasız sanayi midir? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Antalya’nın Kemer ilçesine bağlı Tekirova Mahallesi Tabiat Parkı sınırları içinde bulunan ve halkın mesire yeri olarak kullandığı Kleopatra Koyu, turizm yatırımlarına açıldı.

Geçmişte SİT alanı olan koy, yasal statüsü değiştirilerek tabiat parkı ilan edildikten iki ay sonra açılan bir ihale ile Fettah Tamince grubuna ait olduğu belirtilen bir şirkete tahsis edildi.

Yapılan tahsis sonrası tabiat parkına turistik tesisler yapılması planlanıyor.

Antalya’daki sivil toplum kuruluşları ve inisiyatifler dün yaptıkları bir eylemle, hem tahsise ve hem de koya yapılacak turizm ve inşaat yatırımlarına karşı olduklarını belirttiler.

Antalya ülkemizin bir numaralı turizm kenti ve Alanya’dan başlayıp Kumluca ilçesine uzanan sahil şeridinde yatırımlara açılmamış bir kıyı bölgesi ya da koy bulmak neredeyse olanaksız. Kleopatra koyuna da eğer engel olunamazsa kısa sürede bir turistik tesis yapılacağına kesin gözüyle bakılabilir. Oysa doğal hayatı mahveden yatırımlardan mutlak surette kaçınılması gereken bir sürece doğru yol alıyoruz.

Turizm sektörünü bacasız sanayi olarak nitelemek bir efsane gibi dilden dile dolaşan, geniş kabul görmüş bir düşünce. Ancak bu bacasız sanayi efsanesine biraz yakından bakmak gerekiyor. Yeryüzünde yaşayan her canlının hayatına bir şekilde değen, onsuz hayatın neye benzeyeceğini bilme şansımızın olmadığı bir fiziksel varlık olan su üzerinden bu efsaneye bakmaya çalışacağım.

Turizm bacasız sanayi midir?

Değildir.

Turizm sektörünün küresel karbon emisyonları içindeki payı yüzde 5 civarında. Karbon emisyonlarının önemli bir kısmı uçakla seyahatten kaynaklanıyor. Karbon emisyonlarına aşırı su kullanımı nedeniyle oluşan zararlar, okyanuslar ve denizlerdeki kimyasal kirlilikte önemli payı olan yolcu gemileri atıkları da dâhil edildiğinde temiz sektör efsanesi epeyce yara alıyor.

Turizm sektörü aşırı ve gereksiz su tüketimine çok iyi bir örnek oluşturuyor. Büyük oteller, tatil köyleri ve golf oyununa imkân sağlayan otellerde olağanüstü büyük miktarlarda su tüketimi söz konusu. Örneğin 18 delikli golf oyunu oynama imkânı sunan tek bir golf otel 60 bin nüfuslu bir ilçenin yıllık su tüketimine eşdeğer miktarda su tüketebiliyor. Geniş alanların çimlendirilmesi için harcanan tonlarca kimyasal gübre, pestisit ve herbisit gibi tarım zehirlerinin sularda yol açacağı kimyasal kirlenme de cabası.

Turistik yatırımların yeraltı sularında azalmaya; tatil esnasında kullanılan kozmetik ürünlerin, temizlik malzemelerinin ve farmakolojik preparatların sularda kimyasal kirlenmeye yol açtığına dair çok sayıda akademik çalışma var. Ancak güzide ülkemizde bu konularda yapılmış tek bir çalışma bile yok. Antalya bölgesinde bu konuda geniş ölçekli bir çalışma yapılmasına ise büyük bir ihtiyaç var.

İklim krizi nedeniyle önümüzdeki 20-30 yıl içinde Antalya ilinin de içinde yer aldığı Akdeniz bölgesinin ikliminde ciddi değişimler olacak. Bu bölgenin ikliminin Suriye ya da Irak gibi ülkelerin kurak bölgelerine benzeyeceği söylenebilir. Akdeniz bölgesinin nihai kaderi çölleşmedir.

Antalya ilinde olduğu gibi büyük ölçekli otel ve tatil köyü yatırımları aşırı miktarda su kullanmaya dayalı yatırımlardır. Su kullanımının büyük bir kısmı yeraltı sularından karşılanıyor. Oysa yeraltı suları kuraklık ya da susuzluk durumu için bir güvence olarak görülmeli ve normalde kullanılmamalı. Bu suların şimdi olduğu gibi aşırı miktarda kullanımı yakın bir gelecekte Antalya ilinde yaşanacak su krizini derinleştirecektir.

Sözün özü, Kleopatra Koyu gibi kıyı alanlarının boş bırakılması, turistik yatırımlara açılmaması bir gerekliliktir. Dahası mevcut turizm yatırımlarının su kullanım miktarları ve yol açtıkları kimyasal kirlilik açısından bir değerlendirmeye tabi tutulması, önümüzdeki yıllarda yaşanacak su kıtlığı sorununu derinleştirmemek için ne gibi “turistik” önlemler alınabileceği üzerinde de dikkatle durulmalıdır.

Bütün bunların yapılabilmesi için bambaşka bir siyasal iktidara su gibi ihtiyaç olduğu da aşikârdır.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

 

Bülent Şık

Demirtaş seçmenlere sesli WhatsApp mesajı ile seslendi: Herkesin içi rahat olsun

HDP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, HDP Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir aracılığıyla sesli bir WhatsApp mesajı gönderdi.

Demirtaş’ın mesajını Ziya Pir, Twitter hesabından paylaştı: “Herkesin içi rahat olsun. Biz burada çok moralliyiz, sağlıklıyız, kendimize çok iyi bakıyoruz. Dışarıdan gelen haberlerle daha mutlu oluyoruz, daha da coşuyoruz. Bizim için dışarıdan gelen her haber, her sevinçli haber bir moral gıdasıdır. Bizim sağlığımızın yegane garantisi de halkımızdır. Herkesin içi rahat olsun. Herkes sadece seçim çalışmasına kendini katmaya çalışsın.”

Demirtaş için Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne 15 Mayıs günü Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne tahliye başvurusunda bulunulmuştu. Ancak mahkeme adli kontrol şartlarının bu aşamada yetersiz kalacağı gerekçesiyle Demirtaş’ın tahliye talebini yerinde görmeyerek tutukluluğunun devamına karar vermişti.

 

(Diken)

‘Küçük Prens’in baobab ağaçları aniden kurudu: Olağan şüpheli ise iklim değişikliği

Afrika’nın 2 bin yıllık dev baobab ağaçlarının ani ölümü bilim dünyasını şaşırttı.

Romanya’daki Babeş-Balyai Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre, baobab ağaçları iklim değişikliğinin kurbanı oldu.

Zimbabve’de bulunan Afrika’nın en eski baobab ağacı 2 bin 500 yaşındaki Panke 2011 yılında tamamen ölmüştü

Araştırmacılar, “Bin yıllık ağaçların bizi terk ettiğine şahit olmak şok edici bir deneyim” diyor.

Yaşları 1100 ila 2500 arasında değişen baobab ağaçları Antoine de Saint Exupéry’nin Küçük Prens kitabında da anlatılıyordu.

Kitapta Küçük Prens her sabah elini yüzünü yıkadıktan sonra sonra dev baobab ağaçları istila etmesin diye gezegenini temizliyordu.

Bazı baobab ağaçları 3 bin yaşına kadar hayatta kalabiliyor.

Bu ağaç türü hem insanları hem hayvanları meyveleriyle beslerken, önemli de bir su kaynağı görevi görüyor.

 

(Newscientist)

Diyarbakır’da, ‘Muharrem İnce’ sesleri

CHP Cumurbaşkanı adayı Muharrem İnce 84. mitingini Diyarbakır’da gerçekleştirdi. Bu aynı zamanda CHP’nin Diyarbakır’daki yaptığı ilk kalabalık mitingdi.

BBC Türkçe’den Hatice Kamer’in haberine göre sıcak havaya karşın her yaştan insanın toplandığı miting alanında en fazla atılan slogan ise “Selo’ya özgürlük” oldu.

İstasyon Meydanı’nda İnce’yi izlemeye gelenlerin çoğu HDP tabanındandı. Miting meydanında, Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret eden tek aday olduğu için Muharrem İnce’ye minnet duyduklarını ifade eden birçok izleyici ile de konuşan Hatice Kamer, özel haberinde ilk turda HDP ve Demirtaş’a oy vereceğini söyleyen çok sayıda kişinin seçimin ikinci tura kalması halinde oylarını İnce’ye vereceklerini söylediklerini de belirtti.

Miting katılımcılarından Ferhat Bağ, barışı dillendirdiği ve Kürt sorununu çözmek için samimi olduğuna inandığı için Muharrem İnce’yi desteklemeye geldiğini söyleyerek ekledi, “Barış umudunu hayata geçirmek amacıyla bize uzanan elleri boş bırakmayız. Mevcut partiler içinde barış umutlarını diri tutan tek parti CHP. Benim oyum HDP ve Demirtaş’a ama ikinci turda HDP ve CHP anlaşırsa oyumuzu Muharrem İnce’ye vereceğiz”

Renas adındaki genç de Cumhurbaşkanı Erdoğan dışında yeni siyasetçiler görmek istediğini söylüyor ve devam ediyor: “16 yıl oldu, artık gömlek değişiminin zamandır. Benim gönlümde yatan aday Demirtaş, oyum ona olacak ama ikinci turda Muharrem İnce’yi desteklememiz gerekiyor.”

Perihan isimli bir başka katılımcı da İnce’nin umut olabiliceği görüşünde:

“Bizim de umudumuz, Türkiye’nin geleceğinin daha güzel olması. Çok zor bir zamandan geçiyoruz. Bir sürü haksızlık oldu, insanlar işinden, aşından oldu. Hepimizin demokrasiye ihtiyacı çok fazla. CHP’nin adayı bu konuda umut veriyor. Benim gönlüm hala HDP’den yana ama eğer İnce seçilirse, belki Kürtler ve HDP üzerindeki baskı azalır.”

Cumhurbaşkanı adayı İnce’nin Kürt sorunu ile ilgili ne söyleceği de Diyarbakır mitingi öncesi merak konusuydu.

İnce’nin bu başlıkta şu sözleri alkış alıyor, “Kürt sorununu nasıl çözeceğiz, biliyor musunuz? Barışacağız.”

Muharrem İnce, Diyarbakır’da da üç dil vaadini de tekrarladı ve “çocuklarınıza resmi dil, anadil ve bir yabancı dil öğreteceğiz” dedi.

“Erdoğan Beyaz Türk, ben bu ülkenin zencisiyim” diyen CHP’nin cumhurbaşkanı adayı İnce, “Gündüz bedava kek isteyen Erdoğan’a oy versin; İş isteyen aş isteyen bana oy versin’ diyerek sözlerini sürdürüyor.

Beyaz güvercinlerin uçurulması ile sonlanan mitingi nasıl bulduğu sorulan, İpek adındaki bir katılımcı, İnce’nin konuşmasını çok beğendiğini söyledi ve ekledi,

“Herkesin bam teline bastı. Her konuşması bizi memnun etti. İnşallah bu coşku sandığa da yansır. Bugün bu mitinge geldim ve oyumu da CHP’ye vereceğim.”

Ulaş adındaki genç de daha önce bir başka parti ve adaya yakınlık duymadığını söylüyor.

“16 yıldır içinde bulunduğumuz karamsar günler geride kalacakmış gibi umutlu hissettim.

Konuşmasında kıraathane keklerden değil, bilimle alakalı, ülkenin geleceğiyle, burda yaşayan halkların kardeşliği ile alakalı birçok şey söyledi ve seçimde ona oy vericem”

 

(BBC Türkçe)

7 aydır tutukluluğu devam eden Osman Kavala’dan mektup var: “İnsanın ağırına gidiyor”

Silivri’de 7 aydır tutuklu bulunan Osman Kavala mektupla açıklama yaptı.

Kavala’nın iddianamesi 7 ay geçmesine rağmen hala hazırlanmadı ve bugüne kadarki tüm tahliye talepleri reddedildi.

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala, 18 Ekim 2017’de bir projenin toplantısından döndüğü sırada İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınmış, 1 Kasım’da da tutuklanmıştı.

Kavala 7 aydır tutuklu.

Kavala kaleme aldığı mektupta yaptıkları AYM ve AİHM başvurularından bahsediyor ve hukuksuzlukları dile getiriyor. Kavala ayrıca içinde yaşadığı duyguları “vatandaşı olduğunuz devletin özgürlüğünüze değer vermediğini beyan etmiş olmak insanın ağırına gidiyor…” diye nitelendiriyor.

“Vatandaşı olduğunuz devletin özgürlüğünüze değer vermediğini beyan etmiş olmak insanın ağırına gidiyor”

Osman Kavala’nın mektubu şu şekilde:

“Mayıs ayı sonu itibariyle Silivri’de ikametimin yedinci ayı tamamlanmış oldu. İddianamenin hazırlanmasını bekliyoruz. Tahliye taleplerimiz reddedildi. Emniyet sorgusunda gösterilenler somut delil mahiyetinde olmadığından, açıklama yapabilmek için, eğer varsa, dosyamda bulunan benimle ilgili delilleri görmek istemiştim. Bu talebe de cevap alamadık.

Anayasa Mahkemesi’nden sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduk. Avrupa Konseyi’nin bu organı, kapsadığı ülkeler ve bu ülkelerde yaşayanların hayatları üzerindeki etkisi bakımından sanırım Avrupa’nın en işlevsel kurumu. AİHM’in ulusal mahkemelere kıyasla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne daha vakıf olduğu, ulusal mahkemelerin kararlarını bu normlara göre değerlendirdiği ülkelerin vatandaşları gibi, hükümetleri tarafından da kabul ediliyor.

Benim AİHM’e başvurum –benim durumumda olan birçok başvuru gibi- haksız bulunan bir mahkeme kararına itiraz değil, mahkeme olmadan, uzun tutuklama uygulamasına itiraz. Bu durum masumiyet karinesinin tanınmamasıyla ve her şeyden önce insan özgürlüğüne verilen değerle ilgili.  AİHM’e başvurmak güven veren bir hak olsa da, vatandaşı olduğunuz devletin özgürlüğünüze değer vermediğini beyan etmiş olmak insanın ağırına gidiyor…

Tüm dostların ve tanıdıkların bayramını tebrik eder, sağlık ve huzur içinde geçirmelerini dilerim.”

Ne olmuştu?

İstanbul’da 19 Ekim 2017’de gözaltına alınan Kavala’nın, tutuklu ABD İstanbul başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz’la aynı soruşturma dosyasına dahil edildiği ortaya çıkmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan beş gün sonraki Meclis grubu konuşmasında Kavala için “Türkiye’nin Soros’u dedikleri kişinin bağlantıları çıkıyor ortaya. Gereken hesabı soracağız” demişti.

Kavala, 1 Kasım 2017’de ‘hükümet ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamasıyla tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti.

 

(Medyascope)

Akkuyu NGS için açılan lisans iptal davasına ret

Ankara’da enerji çevrelerinde, “20 milyar dolarlık dev dava” olarak nitelendirilen Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili açılan bir davada karar çıktı.

Mahkeme, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK), Akkuyu Nükleer Santralı’na verdiği “elektrik üretim lisansı”nın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davayı reddetti.

Gazete Habertürk’ten Olcay Aydilek’in haberine göre Türkiye Barolar Birliği, Adana Barosu, Adana Tabip Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Çevre ve Tüketici Koruma Derneği, Adana, Mersin Çevre Dostları Derneği, Antakya Çevre Koruma Derneği’nin de bulunduğu bir dizi kurum, kuruluş ve kişi, 18. İdare Mahkemesi’nde EPDK tarafından Akkuyu Nükleer Anonim Şirketi’ne verilen elektrik üretim lisansının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açmıştı. Mahkeme, bu talebi reddetti. Davacılar, bu karara itiraz etti. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesi, birkaç gün önce itirazı sonuçlandırdı. Mahkeme, söz konusu istemi reddetti.

Sinop NGS için kesenin ağzı daraldı, Itochu çekiliyor!

Akkuyu NGS temel atma törenine İstanbul NKP’den cevap: “Nükleerkondu temel tutmaz!”

Nükleer için medyada Türkiye hamlesi: Muzdaki potasyuma sığınmak!

Nükleer santralin ikiye böldüğü Ankara: Bir tarafta temel atma töreni diğer tarafta sivil toplumun tepkisi

7. yılında Fukuşima: Okyanusta artan radyoaktif kirlilik, “Kullan at” işçiler, geleceği çalınan çocuklar…

 

(Habertürk)

Kadıköy Moda’nın sembollerinden Tarçın’ın hatırası heykeliyle yaşayacak

Kadıköy’ün tarihi semti Moda ile bütünleşen, tüm mahalle sakinlerinin can dostu Tarçın, Mayıs 2016’da ters yönde giden otomobil tarafından ezilerek öldürülmüştü.

Hızla ters yönde giden araç Moda’nın maskotu haline gelen köpek Tarçın’ı uyurken ezip, sürüklemiş, araç sahibi olay sonrasında otomobiliyle kaçarak uzaklaşırken mahalleli ve esnafın yardımlarıyla veterinere götürülmek istenen Tarçın kurtarılamamıştı.

Yaklaşık 18 yaşında olan Tarçın, ismini tüylerinin renginden alıyordu.

Moda halkı ve esnafın Tarçın’a yoğun ilgisi ve sevgisi söz konusuydu.

Kaza sonrasında semtin tepkisi büyük oldu, Tarçın için basın açıklamaları yapıldı, 1 milyon tweet atıldı.

İskender Giray Tarçın’ın heykelini yaptı

“HES’ler, madenler ve termik santraller yapılarak hayvanlara yaşam alanı bırakılmıyor”

Semtin birçok noktasına, yaptığı heykelleri yerleştirmesiyle bilinen heykeltıraş İskender Giray Tarçın’ın yaptığı heykelle ölümsüzleştirdi.

İskender Giray, “Araziye, betona doymayan insanlık, topraklarını kendi arasında pay ederken başka hiçbir canlıyı dikkate almamıştır.”  diyerek ülkemizde de hayvanların yaşam alanlarına HES’ler, madenler ve termik santraller yapılarak onlara yaşam alanı bırakılmadığına dikkat çekti.

Giray, “Aslında gerçekte bizim olmayan beton yığınlarımızda onlara yer ayırmak, insanlığın onlara tanıdığı bir lütuf değil, insanlığın borcudur. Yaptığımız gaspın, işlediğimiz suçun infazıdır.” dedi.

 

(Gazete Kadıköy)