Ana Sayfa Blog Sayfa 2785

Soma davasında karar 9 Temmuz’da açıklanacak

3 yıldır süren Soma Davası’nda sona yaklaşılıyor.

Davanın karar duruşması 9 Temmuz’da Manisa Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Haziran ayındaki 22. duruşmada, sanıklardan son sözleri istenmiş, karar 9 Temmuz’a ertelenmişti.

3 yıldır adalet bekleyen Soma Madenci Aileleri ve Sosyal Haklar Derneği ortak bir açıklama yaparak, herkesi davanın karar duruşmasına davet etti.

“3 yıldır süren Soma Davası’nda artık sona gelindi. Karar Duruşması 09.07.2018 Pazartesi günü Manisa-Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacak. Soma Türkiye’dir. Türkiye ise Soma! Soma için, Türkiye için, 301 can için; tüm hukuksuzluklara ve iş cinayetlerine karşı ADALET için tüm yurttaşlarımızı Soma Davası’na sahip çıkmaya çağırıyoruz. 9 Temmuz’daki karar duruşması için Akhisar’da buluşalım. #SomayıUnutmaUnutturma”

Ne olmuştu?

Manisa’nın Soma İlçesi’nde 13 Mayıs 2014’teki maden kazasında, 301 madenci hayatını kaybetti.

Faciadan sonra başlatılan adli süreçte, Soma Kömür İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan, Genel Müdür Ramazan Doğru ile İşletme Müdürü Akın Çelik‘in de aralarında bulunduğu sekiz kişi tutuklandı.

İddianamede, tutuklu sekiz sanık için için, “olası kastla öldürme” suçundan 301 kez 20-25 yıl arasında hapis cezası isteniyor.

Geçtiğimiz Aralık ayında görülen duruşmada üç sanık, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

 

(Yeşil Gazete)

Yeni KHK yayımlandı: Bakanlar Kurulu’nun yetkileri Cumhurbaşkanı’na devredildi

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ilk KHK’sı yayımlandı.

Yürürlükteki kanun ve KHK’lerin yürütme maddelerinde Bakanlar Kurulu ve bakanlara yapılmış atıflar Cumhurbaşkanına yapılmış sayılacak.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili düzenlemeleri içeren yeni KHK, Cumhurbaşkanının yemin ederek göreve başladığı tarihte yürürlüğe girecek.

Resmi Gazete’de yayımlanan 477 Sayılı Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik düzenlemeler yer aldı.

477 sayılı kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması, 7142 sayılı kanunun verdiği yetkiye dayanılarak 2 Temmuz’da Bakanlar Kurulunca kararlaştırıldı.

Cumhurbaşkanı’na devredildi

Söz konusu KHK’de yer alan 74 madde ve geçici 2 madde ile bazı kanunlarda yer alan Bakanlar Kurulunun bazı görev ve yetkileri Cumhurbaşkanına devredildi.

Yeni KHK ile 1924 yılından 1960’a kadar çıkarılmış bazı kanunlarda yer alan “İcra Vekilleri Heyeti” ibaresi ile 1963-2017 yıllarındaki bazı kanunlarda geçen “Bakanlar Kurulu” ve “Başbakanlık” ibareleri, “Cumhurbaşkanı” ve “Cumhurbaşkanlığınca” olarak değiştirildi.

Bakanlar Kurulu’na yapılan atıflar Cumhurbaşkanı’na yapılmış sayılacak

Söz konusu düzenlemeyle, yürürlükte bulunan kanun ve KHK’lerle 10 Mayıs 2018 tarihli ve 7142 sayılı kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan KHK’lerin yürütme maddelerindeki Bakanlar Kurulu ve bakanlara yapılmış olan atıflar, Cumhurbaşkanına yapılmış sayılacak. Bu KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihten önce, değişiklik yapılan kanunların ilgili maddeleri gereğince yürürlüğe konulmuş tüzükler, nizamnameler, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikler ile diğer işlemler yürürlükten kaldırılmadıkça geçerliliğini sürdürecek.

– Yeni düzenleme yemin töreninin yapılacağı gün yürürlüğe girecek

Yemin sonrası yürürlüğe girecek

Yeni KHK’deki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne ilişkin düzenlemeler, 24 Haziran’da birlikte yapılan Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının yemin ederek göreve başladığı tarihte yürürlüğe girecek.

Bu arada, KHK’de yer alan bir başka düzenleme ile Başbakanlık merkez teşkilatında “uzman yardımcısı” kadrolarında görev yapan ve iki yıllık süre sonunda hazırladıkları uzmanlık tezi kabul edilenler, en az üç yıl çalışma şartı aranmaksızın yeterlilik sınavına girmeye hak kazanacak.

 

(Cumhuriyet)

“Sakin Şehirler” Göynük’teki Cittaslow Festivali’nde buluştu

14 sakin şehir (Cittaslow), 29 Haziran-1 Temmuz 2018 tarihleri arasında Bolu Göynük’te düzenlenen Cittaslow Festivali’nde bir araya geldi.

Göynük tarafından ilki düzenlenen Cittaslow Festivali’ne, Gerze Belediyesi’nin yanı sıra aralarında Seferihisar, Şavşat, Eğridir, Mudurnu ve Halfeti’nin de bulunduğu 14 sakin şehir katılım gösterdi.

Oldukça renkli bir programa sahip olan festivalde, sakin şehirler yöresel ürünlerini sergiledikleri standlar açtılar.

Gerze Belediyesi tarafından açılan ve ahşap oyuncakla gemi maket gibi ürünlerin yer aldığı stant ziyaretçiler tarafından büyük beğeni topladı.

Festivale aynı zamanda Göynük Halk Oyunları Topluluğu’nun da gösterisi damga vurdu.

Resim atölyeleri, mutfak atölyeleri, festival yürüyüşü ve tatlı yarışmalarının düzenlendiği festival aynı zamanda Cittaslow Belediye Başkanları ve temsilcileri tarafından düzenlenen toplantıya da ev sahipliği yaptı.

Kentlerin 1 yıl boyunca yaptıkları faaliyetler değerlendirilirken, yakın gelecekte izlenecek stratejiler ve hayata geçirilecek projeler hakkında da fikir alışverişinde bulunuldu.

 

(Gerze Belediyesi)

İran’da temiz su krizi halkı sokağa döktü: 11 yaralı

İran’da 30 Haziran’da su krizi nedeniyle başlayan protestolar bugün dördüncü gününe girdi.

Huzistan eyaletine bağlı Hürremşehr ve Abadan kentlerinde yaşanan temiz su kıtlığı halkı sokağa döktü.

Su ve Kanalizasyon İdaresi yetkilileri iki kentte belli bir süre su verilmeyeceğini açıklamış, ancak 30 Haziran’dan itibaren hayatın ‘normal’ seyrine döneceğini duyurmuştu.

Yetkililer Cumartesi günü sorunun kısmen çözüldüğünü açıklamış olsa da protestocular suyun hala tuzlu olduğunu belirterek sokakta tepkilerini dile getirdiler.

Görgü tanıkları polisin barışçıl gösterilerde bulunan kitleye gerçek mermiyle saldırıda bulunduğunu belirtirken, temiz su talebinin yerine getirilmesi için tepkiler giderek büyüyor.

Polisin saldırısıyla çatışmaya dönüşen olaylarda en az 4 kişinin yaşamını yitirdiği iddia edilirken, onlarca kişinin gözaltına alındığı belirtiliyor.

Fox News’a göre gösterilerde şimdiye kadar 11 kişi yaralandı.

Ayrıca ‘su krizi’nin yaşandığı bölgelerde en az 350 kişinin zehirlendiği iddia edildi.

İran İçişleri Bakanı Rahmani Fazli su kesintileri ve kirlilik nedeniyle düzenlenen protestolarda göstericilerden hayatını kaybedenlerin olduğu yönündeki iddiaları yalanladı.

Gösterilerde 1 protestocu ve 10 polisin yaralandığını açıklayan İçişleri Bakanı, Hürremşehr ve Abadan kentlerinin su sorununu çözmek için 1992 yılında başlayan ve Devrim Muhafızlarına bağlı Hatemul Enbiya Yapı Karargahı’nın üstlendiği Gadir Projesi’nin 6 Temmuz Cuma günü devreye gireceğini ve bölgede musluk suyu sorunun kalmayacağını ifade etti.

Ülkenin farklı noktalarında temiz su talebiyle yapılan protestoların dışında da grev ve eylemler sürüyor.

Geçtiğimiz yılın son günlerinde halkın ekonomik taleplerle başlayan protestosu ülkenin birçok kentine yayılan hükümet karşıtı protestolara dönüşmüştü. Protestolarda, en az 25 kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi ise gözaltına alınmıştı.

 

(Gazete Karınca, FOX News, Al Monitor, Yeşil Gazete)

YouTube LGBTİ+’lardan özür diledi

LGBTİ+’ların videolarını gizlediği için uzun süredir eleştirilen video platformu YouTube, geçtiğimiz günlerde resmi Twitter hesabından yayınlanan bir flood ile özür diledi.

Gözde Demirbilek’in Kaos GL’de çıkan haberine göre reklam ve gelir politikalarını gözetmeye çalışırken LGBTQ’ların yaşadığı hayal kırıklığı için “Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak için çalışacağız” dedi.

YouTube’un yayınladığı özür metni şöyle:

“Onur Ayı’nın son gününde LGBTQ topluluğuna seslenmek istedik. Platformumuzdaki LGBTQ seslerden ve bu seslerin gençlerin hayatında oynadığı önemli rolden dolayı büyük bir onur duyuyoruz. Ancak, LGBTQ topluluğunu uygunsuz reklamlar ve gelir politikamızı nasıl uygulayacağımıza dair endişelerimiz ile hayal kırıklığına uğrattık. Üzgünüz ve daha iyisini yapmak istiyoruz. Politikalarımızı ihlal eden reklamlarla ilgili harekete geçtik ve uygulamalarımızı sıkılaştırıyoruz. Bu politikaların nasıl uygulandığına dair endişeler duyduğumuzda bunu ciddiye alır ve iyileştirme yoluna gideriz. LGBTQ topluluğunun, YouTube’da güvende, eşit, desteklendiğini ve hoş karşılandığını hissetmesi bizim için çok önemli. Yaptığınız iş oldukça değerli ve bu hakkı elde etmek için sizinle çalışmaya kararlıyız.”

Video merkezi hâline gelen YouTube’un “kısıtlı mod” özelliği bir nevi “aile filtresi” olarak kullanılarak, platformun prosedürleri gereği “sakıncalı” bulunan içerikleri gizliyor.

Kısıtlı modun, özellikle çocukların eriştiği hesaplar tarafından yaygın kullanıldığı iddia ediliyor.

Ancak “kısıtlı mod” LGBTİ+ içerikli videoları gizleyerek aynı zamanda bir görünmezliğe de sebep oluyor.

 

(Kaos GL)

Suriye’den yeni göç dalgası: 270 bin Suriyeli evini terk etti

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’nin güneydoğusunda ordu güçleri ve silahlı muhalif gruplar arasındaki çatışmaların yoğunlaşması nedeniyle, son 2 hafta içinde 270 bin Suriyelinin evlerini terk ettiğini açıkladı.

Suriye ordusu, 2 hafta önce ülkenin bu bölgesinde yeni bir operasyon başlatmıştı.

Dera ve Kuneytra eyaletlerinin sakinlerinin büyük bir bölümü, çatışmalar nedeniyle Ürdün sınırına ya da İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’ne doğru gitti.

Ancak hem Ürdün hem de İsrail, Suriyeli göçmenleri sınırları içine kabul etmeyeceğini söylüyor.

Bu durum ise yeni bir insani kriz olasılığını ortaya çıkarmış durumda.

Suriye ordu güçleri operasyonlarını Rusya’nın hava desteğiyle gerçekleştiriyor.

Ürdün: Daha fazla mülteci kabul edemeyiz

Ürdün, ülkede hali hazırda kayıtlı 660 bin mülteci dışında Suriyeliyi kabul etme kapasitesinin bulunmadığını söylerken İsrail ise Suriyelilerin sınırlarını geçmesine izin vermeyeceğini açıkladı.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler yetkililerinin, Ürdün sınırındaki Suriyelilere yardım ulaştırmak için çalışmalarını sürdürdüğü aktarılıyor.

Bu arada Rusya, Suriye yönetimi adına silahlı muhalif gruplarla geniş çaplı müzakereler yürütüyor. Ancak bazı grup liderlerinin, güvenliklerinin sağlanması karşılığında silahlarını bırakma teklifini kabul etmediği belirtiliyor.

 

(BBC Türkçe)

İstanbul Aydos Ormanı’nda yangın

Kartal’daki Aydos Ormanı’nda saat 04.30 sıralarında bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı.henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Gelen son dakika bilgisine göre, yangın yaklaşık 2 saat süren müdahalenin ardından kontrol altına alındı.

Aydos Ormanı’nda sabaha karşı henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye gönderilen Orman İşletme Müdürlüklerinden 60, çevre belediyelerden 50 kişilik itfaiye ekipleri alevlere müdahale etti.

Orman Genel Müdürlüğüne ait bir itfaiye helikopteri de yangın söndürme çalışmalarına destek verdi. Alevleri yaklaşık 2 saatte kontrol altına alan ekipler soğutma çalışmasına başladı. Bölgede 5 yaşındaki sahil ağaçlarından oluşan 2 hektar ormanlık alanda zarara yol açan yangının çıkış nedeninin ise araştırıldığı belirtildi.

 

(Hürrriyet, Milliyet, Haber Sol)

 

Cop24 iklim müzakerelerine giden yolda 10 önemli adım

Climate Change News ‘da Soila Apparicio imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü Selenge Tümtürk’ün çevirisi ile paylaşıyoruz.

***

Geçen G7’de liderler, Paris Anlaşması’nın geleceğini şekillendirmede belirleyici olacak olan altı aylık diplomatik görüşmeleri başlattılar. 2018, Paris İklim Anlaşması’nın yapılmasından bu yana iklim müzakerelerinin en önemli yılı. İlk beş ay ise pek de iyi gitmedi.

Paris İklim Anlaşması’nı yürürlüğe koymak için gereken araçları sunmak, önümüzdeki Aralık ayında Polonya’da gerçekleşecek olan Cop24’e katılacak olan ülkelerin karşısındaki en büyük zorluk olacak. Ancak Mayıs ayında görüşmelerin hızı kesildi ve bu durum, önümüzdeki altı ay için bir siyasi ve teknik tartışma ortamı oluşturdu.

3-14 Aralık tarihleri arasında Polonya’nın Katowice adlı kömür madeni şehrinde gerçekleşecek olan BM İklim Konferansı, Paris Anlaşması’nın henüz yazıya dökülmemiş kurallarının belirlenmesi için son tarih.

Bu durum oldukça önemli, çünkü zayıf kurallar demek, ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele etmek için daha az çaba harcayacakları anlamına geliyor.

2018’in son yarısı, bu görüşmelere ivme kazandırabilecek ya da negatif etkileyebilecek bir dolu toplantıyla geçti. İşte dikkate değer olan bazıları…

1- G7 Zirvesi, Quebec, 8-9 Haziran

ABD’nin iklim hareketine olan bağlılığından geri döndüğü göz önüne alındığında, G7’den büyük beyanlar beklenmiyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Genel Sekreteri Patricia Espinosa, G7 zirvesinden önce bir açıklama yaparak gruba iklim hareketi için açık bir işaret sunulmasını istedi. Espinosa, “G7, iklim hareketini hızlandırmak ve 2018’in herkes için başarılı bir sonuç vermesini sağlamak adına büyük katkı sağlayan çok etkili bir grup” dedi.

2- Petersburg İklim Diyaloğu IX, Berlin, 18-19 Haziran

Gayriresmî uluslararası bir konferans olan ve her yıl düzenlenen Petersburg İklim Diyaloğu (Petersberg Climate Dialogue) 2010 yılından bu yana hükümetlere iklim politikaları deneyimlerini paylaşma fırsatı sunuyor.

35 ülkeden bakanlar ve delegeler, Polonya’da düzenlenecek olan bir sonraki BM müzakerelerine hazırlanmak üzere Berlin’de bir araya gelecek. Dialog bu yıl, iddialı eylemlerin ertelenmesinin, herkes için adil bir geçiş sağlanmasının ve iklim finansmanının etkileri üzerine odaklanacak.

Delegeler, “kural kitabı” olarak bilinen Paris Anlaşması çalışma programını nasıl tamamlayacaklarına da bakacaklar. Cevaplanması gereken sorular arasında “sistemin çalışması için ana esaslar neler olmalıdır?” ve “yoksul ülkelerin harekete geçmesine yardımcı olmak için neler yapılmalıdır?” bulunuyor.

3- 2. İklim Hareketi üzerine Bakanlar Toplantısı (Second Ministerial on Climate Action/Moca), Brüksel, 20-21 Haziran

Bazı bakanlar, iklim eylemiyle ilgili daha fazla görüşmeye katılacaklar. Donald Trump, ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekileceğini açıkladıktan yaklaşık bir yıl sonra Moca, Çin’in, Avrupa Birliği’nin ve Kanada’nın iklim şefleriyle ikinci toplantısını yapacağı açıklandı.

Eylül 2017’de üçü, Paris Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasına ilişkin görüşmeleri ilerletmek ve iklim eylemine olan bağlılıklarını yeniden teyit etmek için bir araya geldi. Bu yıl AB ve Çin’in Paris anlaşmasının kurallar kitabına dair büyük fikir ayrılıkları yaşamasıyla dünya, bu toplantıyı uzlaşmalar için bir aracı olarak görüyor. ABD-Çin ilişkileri, Paris Anlaşmasının inşasının anahtarıydı. Ancak, dünyanın bir diğer güçlü ekonomisi olan Avrupa’yla benzer bir bağın kurulup kurulamayacağına yönelik sorular devam ediyor.

Bir AB kaynağı bunun Kaliforniya’daki iklim zirvesi dikkate alındığında kritik olabileceğini söylese de, Ekim ayında bir başka toplantının yapılması ihtimali söz konusu.

4- BMİDÇS (UNFCCC) İklim Değişikliği Konferansı, Bangkok, 4-9 Eylül

Mayıs’ta Bonn’da gerçekleşen ve pek umut vermeyen müzakerelerden sonra toparlanmaya başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), Eylül ayında Bangkok’ta ekstradan birkaç iklim görüşmesi yapacak. Ek müzakere oturumu, Katowice’de yapılacak olan anlaşma için taslak oluşturacak. Diplomatların görüşmelere temel oluşturabilecek bir “müzakere metnine” ihtiyacı var ve bunun ortaya konabilmesi için Bangkok’a baskı yapılıyor. Aralık ayından önce başka bir oturum gerçekleşmeyecek.

5- İklim içim Ayağa Kalk Yürüyüşleri, Uluslararası, 8 Eylül

Küresel İklim Eylemi Zirvesi öncesinde, dünyanın dört bir yanından binlerce insan iklim değişikliği konusunda örgütlenmeyi amaçlayan İklim için Ayağa Kalk (Rise for Climate) kampanyasının bir parçası olarak yürüyüşlere katılmayı planlamaktadır.

Avustralya’da kıtasal bir eylem günü düzenlenmesi, Afrika’da yerel yenilenebilir enerji zirveleri, Portekiz ve Doğu Asya’daki yürüyüşler, planlanan yüzlerce etkinlikten sadece birkaçı.

6- Küresel İklim Eylemi Zirvesi, Kaliforniya, 12-14 Eylül

Kaliforniya valisi Jerry Brown tarafından düzenlenen İklim Zirvesi, ABD’li yetkililerin ve devlet dışı aktörlerin, ülkenin iklim anlaşmasından ayrılma niyetine rağmen iklim değişikliğini önlemek için çalışabileceklerini gösterme kararlılığını ifade ediyor.

Kaliforniya, ulus altı yönetimlerden, işletmelerden, yatırımcılardan ve sivil toplumdan temsilcileri bir araya getirecek. Organizatörler, zirvenin ülkelerin anlaşmayı gerçekleştirmesine yardımcı olacağını ve Cop24’te başarılı bir sonuç elde edilmesini sağlayacak bir “dünya çapında daha derin taahhütler için fırlatma rampası” olacağını umuyor.

7- Varşova Uluslararası Mekanizması (WIM), Bonn, 18-21 Eylül

BMDİÇS (UNFCC), 2016 yılında Varşova’da, uluslararası toplumun iklim değişikliğinin fiziksel ve finansal etkileri ile başa çıkabilmeleri için gelişmekte olan ülkelere neler yapabileceğine bakmak adına Varşova Uluslararası Mekanizması’nı kurdu.

Yaklaşan toplantı, ekonomik açıdan daha az gelişmiş olan ülkeler tarafından ne tür bir eylem ve desteğe ihtiyaç duyulduğuna, bilgilendirmeye ve diyaloğu güçlendirmeye odaklanacak. Mekanizma, politikanın görüşülmesini ve küresel ölçekte bu etkilere uyum sağlama çabalarının yeterli olmaması durumunda hükümet ve hükümet dışı aktörler tarafından ele alınacak iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini göz önünde bulunduruyor.

8- BM Genel Kurulu ve İklim Haftası, New York, 18-30 Eylül

Dünya liderleri, aynı şehirde İklim Haftası’na paralel olarak gerçekleşen BM Genel Kurulu’nda New York’ta buluşuyor. Ekvador Dışişleri Bakanı María Fernanda Espinosa Garcès, 73. oturuma başkanlık edecek ve bu görevi üstlenen 4. kadın olacak.

Kar amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluş olan İklim Grubu (The Climate Group) tarafından düzenlenen New York İklim Haftası, küresel iklim hareketinin ivmesini sürdürme ihtiyacını ortaya koymak için iş dünyası, hükümet ve sivil toplumdan uluslararası liderleri bir araya getirecek.

Genel kurulun yanı sıra 2019’da, Genel Sekreter António Guterres, dünya liderleri için Paris Anlaşması kapsamında yapılan taahhütleri gözden geçirme amaçlı bir iklim zirvesine ev sahipliği yapacak.

9- IPCC 1.5C Raporu Lansmanı, Incheon, 8 Ekim

Ekim ayında BM’nin Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), küresel ısınmaya dair özel raporunu resmen sunacak.

İklim değişikliği üzerine yapılan bilimse çalışmaları inceleyen BM organı, BMİDÇS tarafından sanayi öncesi düzeylerin üzerindeki 1.5 C’lik küresel ısınmanın etkileri hakkında özel bir rapor yazması için davet edildi. Bu rapor, Paris Anlaşması’nın 1.5 C ve 2C sıcaklık hedefleri arasındaki maliyet ve güçlük farkını ortaya çıkaracak.

Raporun lansmanı, fakir ülkeler ve Katowice’i daha ileriye taşımak için daha büyük bir azimle çalışılması gerektiğini düşünenler için politik bir an yaratması üzerine kurgulandı.

Climate Home News, bu yılın başlarında politika yapıcılar için ilk taslak özetin bir kopyasını aldı. Taslaktan elde edilen bulgular, küresel toplumun 1.oC ısınma hedefini tutturamaması durumunda açlık, göç ve çatışmanın daha da kötüleşeceğini göstermektedir. Kısacası, pek fazla zamanımız yok.

10- G20 Zirvesi, Buenos Aires, 30 Kasım – 1 Aralık

G20 ekonomileri, dünya ticaretinin yaklaşık %80’ini, enerji kaynaklı CO2 emisyonlarının %82’sini, küresel nüfusun üçte ikisini ve dünya arazi alanının yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. Bu karışıma daha çok şey eklenmesine rağmen, ABD’nin Paris Anlaşması’ndaki mevcut konumunu sürdürmesi halinde zirve, G7’ye benzer engelleri atlamak zorunda kalacak.

Zirve, Katowice’deki konferansın başlamasından iki gün önce dünya liderlerini bir araya getiriyor.

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabir: Soila Apparicio

Yeşil Gazete için çeviren: Selenge Tümtürk

 

(Yeşil Gazete, Climate Change News)

İstanbul Onur Yürüyüşü “sınır” tanımadı – Gizem Derin

Bu sene 26.sını gerçekleştirdiğimiz İstanbul Onur yürüyüşü “Sınır” tanımadı.

İstanbul Onur Yürüyüşü son 3 yıldır şiddetli polis müdahalesine maruz kalıyor. Valiliğin izin vermediği, polislerin orantısız biçimde şiddete başvurduğu bu atmosferde biz LGBTİ+’lar kazandığımız alanları terk etmemekte ısrarcıyız. Arzularımızdan, aşkımızdan, varoluşumuzdan, onurumuzdan ödün vermeyeceğiz.

Direnmeye devam edeceğiz.

Bu direngenlik ve ısrarla bu sene yine “sınır” ları tanımayarak “Taksim’den vazgeçmiyoruz” dedik.

Bu sene Taksim’de neler yaşadık bakacak olursak;

LGBTİ+ olduğunu “düşündükleri” kişileri İstiklal’e almadılar. İstiklal’de turlayan yine LGBTİ+’ları İstiklal’den zorla çıkardılar. Hakaret ettiler.

Mis Sokak’ta yapılan basın açıklaması sonrası kitleye köpekler, plastik mermiler, biber gazı ve hakaretlerle müdahale ettiler. Gözaltılar oldu.

Buna karşı vazgeçmeyen lubunyalar Odakule’de pankart açarak basın metnimizi okudu. Sonra “dağıldı”.

Cihangir paperon savaşçıları LGBTİ+

Ardından Cihangir için organize olarak yeniden sürprizler yapmak üzere bir araya gelindi. Sert müdahaleler ile birçok kişi gözaltına alındı. Cihangir sokaklarında küçük lubunya grupları spontane eylemsellikler yaptı. Basın metni okudu. Dağıldı ve sınırları dağıttı.

Seneye yaşanacakları merak ederek bu prideı ardımızda bırakıyoruz.

Mersin Pride’ında görüşmek üzere..

 

 

Gizem Derin

Ülkemize ithal edilen gıdaların kontrolü nasıl yapılıyor? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi geçtiğimiz hafta Suriye’den ithal edilen patateslerde insan sağlığına zararlı kimyasal maddelerin kalıntılarının bulunabileceğini belirten bir açıklama yapmıştı.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bir süre önce piyasada aşırı yükselen patates fiyatlarını düşürmek için ithalat kararı almıştı.

Bakanlık Gıda Mühendisleri Odası’nın ithal patateslerde ağır metal, pestisit gibi insan sağlığı için problem oluşturacak kimyasal maddelerin kalıntı analizlerinin yapılıp yapılmadığı sorusuna ise net bir yanıt vermedi.

Patates ile ilgili tartışmalar vesilesiyle ithal edilen gıda ürünlerinde yapılması gereken kontrol çalışmalarının durumuna yakından bakalım.

İthal gıda ürünleriyle ilgili olarak zaman zaman kamuoyuna yansıyan çeşitli skandallar var. Örneğin hafızalarda en çok yer eden skandallardan biri 2014 yılında piyasada satılan bazı bebek mamalarında GDO çıkmasıydı. O tarihlerde şimdi olduğu gibi bütünüyle kontrol altına alınamamış medyada geniş yer alan skandal “bebeklerin yediği yiyeceklerde durum buysa o zaman genelde durum nasıldır” sorusunu sormamıza neden olmuştu.

Son yaşanan patates tartışması ile bir kez daha gündeme gelen ithal gıda ürünlerinin kontrolüne yönelik işlemler nasıl yapılıyor; yapılan analiz çalışmaları yeterli mi sorularına kısaca yanıtlar vermeye çalışacağım.

Gıda ürünlerinde ithalat kontrolleri nasıl yapılıyor?

Ülkemizde geçerli gıda mevzuatı ithal edilen her gıda ürününün sağlığa zararlı bir nitelik taşıyıp taşımadığını belirlemek için kontrol edilmesini gerekli kılıyor.

Yapılan kontrol çalışmaları özetle, gümrükte bekletilen gıda ürünlerinden kontrol için örnek almak, alınan gıda örneklerini analiz etmek ve analiz sonuçları uygun çıkan gıda maddelerinin ülkeye girişine izin vermek şeklinde gerçekleşiyor.

Kolayca görülebileceği gibi yapılan kontrol çalışmalarının düğüm noktasını analiz çalışmaları oluşturuyor.

İthal edilen bir gıda ürünü gümrük kapısına geldiğinde analiz için örnek alınması ve yapılan analiz sonucu uygunsuz çıkan bir gıdanın yurda girişine izin verilmemesi gerekiyor.

İthal edilecek gıda maddelerinden kimlerin analiz için örnek alabileceği, o gıdalarda hangi analizlerin yapılacağı, bu analizleri hangi kurumların yapacağı mevzuatta belirlenmiştir.

Örnek alma yetkisi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda.

Bakanlığın her ilde bulunan Gıda ve Yem Şube Müdürlükleri bu işi yapmaktan sorumlu kamu kurumlarıdır. Bu müdürlükte çalışan yetkili personel dışında bir başka kişinin örnek alma yetkisi yok.

Gıda analizleri Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın laboratuvarları ile 2006 yılından bu yana analiz yapma yetkisi verilmiş özel sektöre ait laboratuvarlar aracılığı ile yapılıyor. Bir başka deyişle, analiz için alınan gıda örnekleri kamu laboratuvarlarına da özel sektöre ait laboratuvarlara da gönderilebiliyor.

Gerek kamu ve gerekse özel sektöre ait laboratuvarlar mevzuatça belirtilen analizleri yapmak zorunda. Ancak mevzuatta belirtilen analizlerin tamamı yapılmıyor. Hangi analizlerin yapılacağı ise örnek alım işini yapan kamu kurumunca belirleniyor.

Gıda maddesinin ne olduğuna bağlı olarak yapılması gereken analiz çalışmaları da farklılık gösteriyor. Et ürünlerinde yapılan analizlerle, hububat ürünlerinde yapılan analiz çalışmaları birbirinden farklı. Ama en nihayetinde bir analiz çalışması ile bir gıda ürününün besin içeriği açısından uygun bileşimde olup olmadığı ve insan sağlığına zararlı bir yönünün de bulunup bulunmadığı belirlenmeye çalışılıyor.

Analizler ne için yapılır?

Analiz çalışmalarında yanıt aranan sorulardan biri ithal edilen gıda maddesinin uygun bileşimde olup olmadığıdır.

Örneğin bir sıvı kahve ithalatı yapılıyorsa; kahvenin içerdiği kafein miktarının yasal mevzuata uygun olup olmadığına bakılması gerekir. Kafein kahvenin içinde doğal olarak bulunan maddelerden biri olsa da fazlası zarardır. Dolayısıyla belli bir eşik değeri aşıp aşmadığını anlamak önemlidir.

İthal edilen bir bebek gıdası olsaydı, bu durumda etiketinde belirtilen vitamin ve mineral miktarlarının doğru olup olmadığını belirlemek gereklilik olurdu. Bebeklerin doğru içeriğe sahip gıdalarla beslenmesinin ne kadar önemli olduğunu açıklamaya gerek yok sanırım.

Yanıt aranan bir başka soru ise ithal edilecek gıdalarda sağlığa zarar verici bir unsurun bulunup bulunmadığıdır.

Bu konuda yapılan çalışmalar gıdalarda mikrobiyolojik, fiziksel ya da kimyasal tehlike unsurlarının olup olmadığını ve varsa bir sorun yaratıp yaratmayacağını anlamaya yöneliktir. Bu amaçla yapılan çalışmalar hastalık oluşturabilecek mikroorganizmaların araştırılmasından pestisitler, ağır metaller, aflatoksinler gibi zehirli kimyasal madde kalıntılarının bulunup bulunmadığını araştırılmasına uzanan bir aralıkta büyük bir çeşitlilik gösterir.

Laboratuvarlar tarafından yapılan analizler sonucunda hazırlanan rapor Gıda ve Yem Şube Müdürlüğüne gönderilir. Müdürlük eğer gelen rapor olumluysa, yani insan ya da çevre sağlığı açısından sorun oluşturan bir durum yoksa gümrükte bekletilen gıda ürününe ülkeye giriş izni verir ve ithal edilen ürünler piyasaya sürülür.

İthal gıda ürünlerinin kontrolüne yönelik sistemin işleyişi özetle böyle.

Şimdi bu sistemin iyi işleyip işlemediğine, hangi noktalarda sorunlar olduğuna sorunların oluşumunda payı olan failleri de anarak bakalım.  Sorunların failleriyle birlikte tespiti aynı zamanda nelerin düzeltilmesi gerektiğine de işaret edecek.

Kamu kurumları

İlk sorun gıda örneklerinin konudan sorumlu kamu kurumunca alınması işinin mevzuata uygun biçimde yapılmamasıdır.

Gıda örneklerini almak işinden sorumlu kurum Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’dır. Ancak gıda ithalatı yapan firmaların çalışanları tarafından doğrudan bakanlık kurumlarına örnek getirilmesi sıklıkla rastlanabilen bir durumdur. Burada akla gelebilecek soru firma yetkililerinin getirmiş oldukları gıda örneğinin ithal edilen ürüne ait olup olmadığıdır.

Örneğin gümrükte bekleyen gemideki buğday aflatoksinli iken piyasadan aflatoksin içermeyen bir buğday örneği temin etmek ve analiz örneği diye bakanlık yetkililerine vermek çok mümkündür. Böyle bir durumda yapılacak analiz sonucunda ürün mevzuata uygun ya da temiz çıkacak ve sonuçta aflatoksinli bir ürün piyasaya kolayca sürülebilecektir.

Analizlerin kapsamı

Bir diğer sorun üründe yapılacak analizlerin kapsamını belirlemektir. Kapsam belirleme işi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının yetkisindedir.

Analiz kapsamı dar tutulduğunda ürünün gümrükten geçişi kolaylaşır; kapsam genişletildiğinde ise iş zorlaşır; gümrükte bekleme süresi uzar.

Örneğin buğdayda aflatoksin, pestisit kalıntısı, ağır metal kalıntısı gibi ürünün insan sağlığına uygun olup olmadığını belirlemeye yönelik pek çok analiz yerine sadece kül tayini gibi basit bir analiz yapılması talep edilebilir. Kül tayini yapılan ve sonucu uygun çıkan ürün pestisit ya da ağır metal açısından sorunlu olsa bile yurda giriş izni alabilecektir.

Dolayısıyla bir gıda maddesi sağlık için zararlı bir kimyasal madde kalıntısı içerse bile yurda giriş izni almak için yapılan analizlerde eğer o zararlı maddenin olup olmadığını belirlemeye yönelik bir çalışma yapılmamışsa ürüne temiz raporu almak ve o ürünü yurda sokmak mümkündür.

Ülkemizde ithal gıda ürünlerinde yapılan en önemli sahtekârlık budur. Oldukça da yaygındır.

2014 yılında patlayan GDO’lu bebek maması skandalı bu konuya verebileceğim somut örneklerden biridir.

Yetkili özel laboratuvarlar

Bir başka sorun özel sektöre ait laboratuvarların çalışma koşullarının kontrol ve denetimden uzak olmasıdır.

Bu laboratuvarlara çalışma izni Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından verilir. Bakanlık çalışma alanına giren konularda laboratuvara akreditasyon (bir analizi yapma konusunda yeterli uzmanlığa sahip olunduğunu gösteren bir kalite belgesi) koşulu getirmektedir.

Akreditasyon Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) tarafından verilir. Ancak gerekli analitik prosedürler oluşturulduğunda akreditasyon belgesi alınması zor bir şey değildir. Bir kez akreditasyon alan bir laboratuvar daha sonra yapacağı faaliyetlerde ciddi bir denetleme ve kontrole tabi tutulmamaktadır.

TÜRKAK tarafından yapılan takip denetimleri oldukça yetersizdir; kötüdür. Bütün bunlar ciddi bir sorundur.

Bir laboratuvarın çalışma koşulları hakkında doğru bilgi verecek kriterlerden biri o laboratuvarın uluslararası yeterlik testlerine katılmasıdır. Ancak bu tip testlere katılım çok enderdir ve elde edilen sınırlı sayıda sonuç da laboratuvarın iyi çalışıp çalışmadığı hakkında net bilgi vermez.

Bir laboratuvarda gerçekten analiz yapılıp yapılmadığı konunun uzmanı kişiler tarafından ciddi bir gözden geçirme yapılmadıkça da anlaşılamaz. Dolayısıyla analiz yapmadan rapor düzenlenmesi mümkündür.

Analiz yapmadan rapor düzenlemek ülkemizdeki özel laboratuvarların yapmış oldukları usulsüz işlerin başında gelir.

Sonuç

Yazıyı daha fazla uzatmamak için daha fazla detaya girmek istemiyorum. Yukarıda andığım olumsuz durumlar ithal gıda ürünlerinin yurda girişine izin verilmesi sürecinde yaşanabilecek en önemli usulsüzlükleri oluşturur.

Meseleye bu çerçevede baktığımızda bakanlığın ithal edilen patateslerde gerekli kontrolleri yaptık açıklaması doğruluk ve güvenilirlikten uzak bir açıklamadır.

Hangi kontroller, kim tarafından, kaç tane patates örneğinde yapıldı; hangi analizler yapıldı ve ne gibi sonuçlar elde edildi soruları havada durmaktadır; üstelik sadece patateslerle ilgili değil ithal edilen her gıda ürünü için.

İthal edilen gıdalarla ilgili meselelerin çözümü sadece iyi işleyen, toplumsal sağlığı gözeten bir kamu anlayışının hâkim kılınmasını değil aynı zamanda ve daha önemlisi gıda üretiminde kendine yeterliliği esas alan gıda ve tarım politikalarını gerektiriyor.  Ancak ülkemizin içinde olduğu siyasal atmosferde kamu sağlığını ve kendine yeterliliği gözeten politikalardan söz etmek olanaksızdır.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

 

Bülent Şık