Ana Sayfa Blog Sayfa 2786

‘İklim değişikliğinin en büyük sorumluları sadece 90 şirketten ibaret’

Sciencemag’da Douglas Starr imzasıyla yayınlanan makaleyi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Cansu Yılmaz’ın çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Bu “karbon muhasebecisinin” ifadesine göre, iklim değişikliğinin büyük bir çoğunluğundan sadece 90 şirket sorumlu

Kaliforniya Rodeo’daki bir rafinerinin çıktısı Richard Heede’in karbon envanterinin sadece küçük bir parçası

Geçtiğimiz ay, coğrafyacı Richard Heede, Bilim, Uzay ve Teknoloji Komitesi Temsilciler Meclisi Başkanı olan Vekil Lamar Smith’den (R-TX) gelen bir mahkeme celbi aldı. Bir iklim değişikliği şüphecisi olan Smith, bazı ülkelerin başsavcıları, ExxonMobil’in bilim insanlarının bile gerçekleştiğini bildiği iklim değişikliği hakkında şüpheler yayarak düzenbazlık yapıp yapmadığı konusunda soruşturma başlattığında endişeye kapıldı. Kongre üyesi, başsavcılar ile çevre savunucuları arasında bir komplo olduğundan şüphelendi ve aralarındaki tüm iletişim kayıtlarını görmek istedi. Tahmin edileceği gibi, hedefleri arasında Greenpeace, 350.org ve Union of Concerned Scientists (Endişeli Bilim İnsanları Birliği) gibi örgütler yer alıyordu. Ayrıca buna, Kaliforniya’daki San Francisco Körfezi’nde kiralık bir yüzer evinde çalışan Heede’yi de dahil etmişlerdi.

Heede, birlikte çalıştığı diğer bilim insanlarından daha az bilinse de, onun işi fosil yakıt endüstrisine azımsanmayacak bir tehdit oluşturuyor. Heede, karbonu yer altından çıkarıp ardından atmosfere salmaktan kimin sorumlu olduğunu belirleyen devasa büyüklükte bir veri tabanı derledi. Kesin olmayan fonlarla, tek başına çalışarak, Endüstri Devriminden bu yana her büyük fosil yakıt şirketinin yıllık üretimini bir araya getirmek ve onu karbon salımları verisine dönüştürmek için yıllarını harcadı.

Karbon Büyüklerinden Gelen Karbondioksit Salımları

Heede’nin araştırması gösteriyor ki; antropojenik (doğaya insanların neden olduğu etkiler) karbon salımlarının neredeyse üçte ikisi, sadece 90 şirket ve hükumet tarafından işletilen endüstrilerden kaynaklanıyor. Bunlar arasında, −aşağıda yıllık ve kümülatif karbon salımlarına göre sıralanmış olan− en büyük sekiz şirket, Endüstri Devriminden bu yana fosil yakıtların ve çimento üretiminden kaynaklanan dünya karbon salımlarının yüzde 20’sini oluşturmaktadır. Hareketli grafikleri izlemek için “oynat” tuşuna tıklayınız. Spesifik bir tarihi görüntülemek için animasyonu durdurunuz ve tekil çizelgeler üzerinde kalınız (cep telefonu kullanıyorsanız çizelgelerin üzerine tıklayınız).

Grafik J. YOU/SCIENCE; Veri kaynağı RICHARD HEEDE

Sonuçlar, (fosil yakıt kullanımı, metan sızıntıları ve çimento imalinin neden olduğu) büyük endüstriyel sera gazı salımlarının yaklaşık üçte ikisinin dünya ölçeğinde yalnız, ya karbonu kendisi çıkaran ya da sonucunda tüketiciler ve endüstri tarafından salınan karbonu tedarik eden 90 şirketten kaynaklandığını göstermektedir. The Guardian gazetesine verdiği demeçte, Heede bu şirketlerin tüm karar vericilerini ve CEO’larını bir çift Greyhound otobüsüne alıp sığdırabilirsiniz, dedi.

Çalışma, 2013’te yayınlandığı zaman fosil yakıt endüstrisini adaletsiz bir şekilde milyarlarca tüketicinin yaşam tarzı tercihlerinden sorumlu tuttuğu yönündeki bazı şikayetler eşliğinde tartışmaya neden oldu. Berkeley, California Üniversitesi’nden (UC), ticaret ve kamu politikası uzmanı olan Severin Borenstein bir blog yazısında, “Bir yüzyıldan fazla süredir talep ettiğimiz ve faydalandığımız ürünlerin üreticilerini suçlamak bir bahanedir,” diye yazdı.

Bununla birlikte, diğerleri bu çalışmayı iklim değişikliği için sorumluluk paylaşımı tartışmasında bir dönüm noktası olarak gördü. Nehir kirliliği veya zehirli atık gibi geleneksel çevre sorunlarında daima düzenleme ve uygulamayı yerine getirmesi için hedef alınabilecek faillerin kimliğini saptamak mümkündü. Fakat her yerde yanmayı içeren her işlemde sera gazları yayılır. Washington D.C.’deki Uluslararası Çevre Hukuku Merkezinin (Center for International Environmental Law) başkanı ve CEO’su olan ve Heede ile birlikte kurduğu kar amacı gütmeyen bir kuruluşun yönetim kurulunda görev yapan Carroll Muffett, “On yıllardır herkesin sorumlu olduğuna dair devam eden bir mit söz konusu ama herkes sorumlu ise o halde hiç kimse sorumlu değil demektir” ifadesinde bulundu. Ve “Rick’in çalışması, ilk defa farklı davalılar sınıfını belirliyor” diye ekledi.

Heede’nin karbon muhasebesi, halihazırda iklim değişikliği davaları ve politikalarında yeni bir bölüm açmakta, iklim değişikliğinden zarar gördüklerine inanan davacılara tazminat talebinde bulunmaya hazırlanmalarında yardımcı olmaktadır. Yoksul haklarını savunan Washington D.C. merkezli bir hukuk grubu olan EarthRights International’ın genel danışmanı Marco Simons, “Rick’in çalışmaları noktaların birleştirilmesine gerçekten yardımcı oluyor” diyor. “O, hiçbir zaman ilgi çekmeye çalışmadı fakat çalışmasının muazzam ölçüde önemli olduğunu düşünüyorum.”

Karbon Sayımı

Heede, karbonun takıntılı ölçüde çetelesini tutuyor. Boston’dan, yüzer evini demir attığı California, Sausalito’ya uçma planım üzerine konuştuğumuzda, hızlı bir hesaplama yaptı ve uçuşlardaki payımın atmosfere 716 kilogram karbon bırakacağını söyledi. “Ve eğer ortalama bir araba sürseydin, yolculuk 1,78 ton CO2 olacaktı” diye ekledi, görünüşe göre kendi takıntısını tekrarlıyordu. Ziyaretim sırasında, öğle yemeğinde erişte yapmak için su kaynatırken tencerenin üzerine bir kapak yerine bir kızartma tavası koyduğunu fark ettim –bunu tavayı önceden ısıtmak için yapıyordu, böylece onu yüksek ateşte kızartacağı tavayı ısıtmak için daha az yakıt harcamış olacaktı. “Bu, benim enerji kullanımını nasıl en aza indirebileceğimi anlamak için yaptığım bir pratik.”

Heede, Norveç’te kendi titizliğine katkıda bulunabilecek eski bir saat yapımcılığı geleneği içine doğdu. 15 yaşında, o ve ailesi Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Babası bir danışman mühendisti, fakat genç Heede “ilk etapta yaratılmaması gereken sorunları düzeltmek” konusunda hevesli değildi” – ki bu da, kendisinin de kabul ettiği gibi, bugünlerde tam olarak yaptığı şeydir.

Heede, hayatının büyük bir kısmını Colorado’da geçirmiştir ve dağlarda çok zaman geçirmiş birinin sağlam yapısı ve yıpranmış yüzüne sahiptir. O, Boulder’daki Colorado Üniversitesi’nde coğrafya lisans ve yüksek lisans derecelerini almış ve ardından Boulder’daki Rocky Mountain Institute’un kurucu ortağı olan hafif enerji (soft energy) gurusu Amory Lovins ile güçlerini birleştirmiştir. Ronald Reagan henüz yeni başkan seçilmişti ve yönetimi ekonomik açıdan rekabetçi olmadıkları iddiasıyla alternatif enerji kaynakları için devlet desteğini geri çekmeye yöneldi. Heede, kömür madenciliğine bağlı siyah akciğer hastalığına yakalanan işçilerin tedavi maliyetini de içerecek şekilde, kömür ve petrol endüstrilerine gizli devlet desteğini tespit etmek amacıyla federal bütçeyi analiz ederek bu iddiayı test etti.

Reagan yönetiminin iddialarının aksine, Heede federal enerji desteklerinin çok büyük ölçekte bir miktarının geleneksel enerji kaynaklarına gittiğini gösterdi. O, Kongre’ye sunduğu bir rapor kaleme aldı ve The Wall Street Journal’da bir köşe yazısı yazdı. “Sonuç olarak herhangi bir çağrı aldığımı hatırlamıyorum” diyor. Bu, onun için belirsizlik içinde çalışmanın ilk tecrübesiydi.

O, 2003 yılında sera gazı salımlarının araştırılması ve azaltılması konusunda uzmanlaşmış bir danışmanlık firması olan Climate Mitigation Services’i kurmak için Rocky Mountain Institute’dan ayrıldı. İlk müşterileri arasında, liderleri salımları azaltmak için kararlı bir şekilde hareket etmek isteyen zengin ve ilerici bir kayak kasabası olan Aspen, Colorado vardı. Onlar, Heede’yi mümkün olan en geniş kapsamda bir sera gazı envanteri ana hattı çıkarması için işe aldı – bu, sadece şehirdeki aktiviteleri değil, yüz binlerce turisti getiren otomobil ve uçakları da kapsıyordu. Kısacası, Heede, “Aspen’in varoluşunun bir sonucu olarak enerjiyi kullanan her şeyi,” diye anımsıyor.

Heede’nin dediğine göre bu çalışma ilginç sorular ortaya attı: “Bir topluluk nedir ve sınır nedir? Her yerde sızıntı mevcut: uçaklar, kamyonlar, arabalar, ziyaretçiler. Bu şeyleri nasıl ölçersiniz?”

Heede, havalimanı yöneticileriyle röportaj yaptı ve hangi uçağın yıllık 178.000’den fazla yolcuya hizmet verdiğini öğrenmek için onların günlüklerini kontrol etti ve her uçuş için yakıt tüketimini ve salımları hesapladı. Aspen’e giriş için kullanılan ana köprüde saatlerce durup, oradan geçen arabaları kategorize etti –sedan’lar, SUV’lar, kamyonlar ve kamyonetler. Daha sonra, otomatik sayaç ile her gün çizelgeye kaydettiği 13.000 araçtan kaynaklanan salımlara dair tahminde bulunmak için kayıtlarını kullandı. Sonunda, Aspen’in 2004 yılı itibariyle 840.000 tondan fazla karbon salımından sorumlu olduğunu saptadı –“bu, tahminen daima son süratte çalışan dizel motorlu geniş bir uçak gemisine eşdeğer.” Bu ve daha sonraki raporlar, artan nüfus ve ekonomiye rağmen kentin salımlarını azaltmasını sağladı.

Karbon Dalgalanmaları

Aspen, Heede’nin bilgi toplama ve bariz sınırların – yani her bir projeden son derece birbirine bağlı atmosferi etkileyen görünmez dalgaların – ötesine geçme yeteneğinin erken bir testiydi. 2000’li yılların başında, örneğin bir Avustralya firması Kaliforniya sahilinin yakınlarında sıvılaştırılmış bir doğal gaz terminali inşa etmeyi önerdi. Bu, düşük karbonlu “köprü” yakıtına geçiş için iyi bir yol gibi görünüyordu. Ama Heede’nin dediğine göre, “Onlar yaşam döngüsü salımları üzerinde herhangi bir çalışma yapmamıştı.” O, – Avustralya’daki gaz sondajından Kaliforniya’daki dağıtıma kadar – tüm doğrudan ve dolaylı salımların sayımını yaptığında, projenin tahmin edilenin yaklaşık üçte birinden daha fazla karbon üreteceğini tahmin etti. Onun analizi, Kaliforniya’nın resmi yetkililerini oylamaya ikna etmesine yardımcı oldu.

Heede, ardından daha büyük olmakla birlikte daha dağınık dalgalanmalar üreten hedefleri ele aldı. Birkaç ABD şehri ve çevre grubu, Birleşik Devletler’e ait Export-Import Bank ve Overseas Private Investment Corporation’a (Yurtdışı Özel Yatırımlar Kurumu) dava açarken, bu kurumların Dünyanın iklimine zarar verecek projeleri finanse ettiğini iddia ediyorlardı. Davacılar, Heede’yi, Orta Afrika’daki bir gaz projesinden Polonya’daki bir kömür madenine kadar, bankaların dünya çapındaki kredileri ve yatırımlarından kaynaklanan karbon salımlarını analiz etmesi için tutmuştu. O, bu projelerin, doğrudan ve dolaylı olarak yılda yaklaşık 2 milyar metrik CO2 saldığını, bunun da dünya salımlarının yaklaşık % 8’ini oluşturduğunu tespit etti. Davacılar kazandı: Bankalar çevresel etki açıklamaları yürütmeyi, karbona duyarlı politikalar oluşturmayı ve yenilenebilir enerji projelerine ayırdıkları finansmanı artırmayı kabul etti.

Bu sırada çevre hukuku topluluğunda yeni bir fikir bütünleşiyordu. Yıllar boyunca, avukatlar yoksul insanların orantısız olarak kirliliğe maruz kaldıkları gerçeğini telafi etmek için bahsedilen çevresel adalet davaları için mahkemeye başvurmuştu. 2000’li yılların başlarında, yoksulların da iklim değişikliğinin en ağır etkileriyle karşı karşıya kalacağı anlaşılıyordu. 2000’li yılların başlarına gelindiğinde, yoksulların iklim değişikliğinin en ağır etkileriyle de karşı karşıya kalacağı açık hale geliyordu. Ama tüm dünya karbon ekonomisinde yer aldığında, bir sorumluluk durumunu nasıl yapılandırırsınız? Kasabası su altında kalmış bir Pasifik Adalı 7 milyar insanı dava edebilir mi? Daha spesifik suçluları araştırmak üzere, Londra’daki Greenpeace International İklimsel Adalet Programı başkanı Peter Roderick, ExxonMobil’i incelemeye ve şirketin tarihi boyunca toplam sera gazı salımlarını ölçmesi için Heede’yi görevlendirdi.

Heedee, iç içe geçen toplu bir yol izlemeliydi. 1870 yılında John D. Rockefeller tarafından Standard Petrol olarak kurulan şirket, Yüksek Mahkemenin onu birkaç “bebek standart”a böldüğü 1911 yılına kadar, dünyanın en büyük çokuluslu şirketlerinden biri haline gelmişti. Onlarca yıl sonra, bu firmaların en büyüklerinden ikisi ExxonMobil’i oluşturmak için birleşti. Heede, iki kıtadaki üniversite arşivleri arasında dağınık halde bulunan yıllık raporlardakinin yanı sıra mahkeme belgeleri, haber raporları ile akademik ve endüstri belgeleriyle desteklediği üretim rakamlarının izini sürdü. Ardından bu üretim miktarlarını CO2 ve metan birimine dönüştürdü. O, buna mesela şirketin faaliyetlerini yürütmek için kullanılan yakıtlardan kaynaklanan doğrudan salımları ve ürünlerinin yanmasıyla ortaya çıkan dolaylı salımları dahil etti.

On beş aylık bir araştırmadan sonra Heede, ExxonMobil ve öncülerinin doğrudan veya dolaylı olarak 20,3 milyar metrik CO2 ve 199 milyon metrik metan yaydığı sonucuna vardı. Friends of Earth kuruluşu, 1882’den beri insanlığın endüstriyel sera gazı salımlarının % 4.7 ila % 5,3 arasında temsil ettiği miktarı hesapladı.

“Düşündüm de, ‘Bu aklımdaki gibi bir şeydi, ‘” diyor Roderick. “Ama bunun sadece büyük resmin küçük bir parçası olduğunu biliyordum.”

Büyük Lig

Roderick, Heede’yi tüm fosil yakıt endüstrisine bakması için görevlendirdi. Projeyi kullanışlı hale getirmek için, bunu yılda en az 8 milyon ton karbon üreten şirketlere, yani “karbon majörleri” olarak sınırlandırdılar. Bu araştırma sekiz yıl sürdü. Başlangıçtaki hibe parası tükendi ve 2008 yılı küresel ekonomik krizinin ardından Heede’nin danışmanlık işi çöktü. Kredi kartının limitini arttırdı, Colorado’daki evi karşılığında ödünç para aldı ve birçok ülkedeki lisansüstü öğrencilerinden fotokopi çekmeleri ve bir saat üreticisinin hassasiyetiyle kontrol ettiği ve yeniden kontrol ettiği kâğıtları ona göndermeleri için yardım sağlayarak ucu ucuna geçindi. Raflarını, bilgi ciltleri ile doldurdu ve binlerce saatini elektronik tablolara girerek ve sık sık tek başına gece yarısına kadar çalışarak harcadı. Heede, “Bu tür şeylerden zevk alıyorum” diyor. “Detaylara dikkat etmeyi seviyorum.”

Yüzer evinin kaptan kabinindeki ikili monitörleri önünde oturan Heede, beni sonsuz renk-kodlu diziler ve çapraz indeksli elektronik tablolar biçiminde görünen veri setinde bir gezintiye çıkarıyor. Her bir sayfa, ham petrol, doğal gaz ve kömür çeşitleri gibi ürünler için yıllık ve toplam üretim miktarlarını gösteren sütunlarla yüzlerce girişi listeliyor. Bir şirketin adına tıklamak, şirketin yıllık üretimiyle birlikte ek e-tablolar ve doğrulama için yıllık raporlarının ekran görüntülerini açar.

Bir şirketin adına tıklandığında, şirketin yıllık üretimiyle birlikte ek e-tablolar ve doğrulama için yıllık raporlarının ekran görüntüleri açılıyor. Renk kodlu akış çizelgeleri, şirketlerin ayrıldığı veya birleştiği süreçlerin evrimini gösteriyor. Rusya’nın akış şemaları, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra şirketlerin geçirdiği dönüşümü içerdiklerinden dolayı, özellikle renklidir. (Heede, Sovyet şirketleri için Merkezî İstihbarat Teşkilatı [CIA] analizlerinden ve Uluslararası Enerji Ajansından [IEA] üretim verileri aldı.) Detaylı dipnotları, yöntemlerini ve hesaplamalarını ortaya koyuyor. Bu çizelgelerin yapısı, böylesine çok katmanlı ve birbirine kenetlenmiş biçimdeki karmaşıklığı içinde neredeyse Orta Çağa özgü görünürken Heede ise onu derlemeye olan bağlılığıyla keşiş gibi bir görüntü sergiliyor.

Climate Change’te gözden geçirilen ve yayınlanan sonuç, sadece 90 şirketin 1751 ile 2010 yılları arasında küresel olarak yayılan sera gazlarının %63’üne katkıda bulunduğunu gösterdi. Bu salımların yarısı, –NASA’dan James Hansen’in, Kongre’ye artık küresel ısınmanın başladığı konusunda herhangi bir şüphenin kalmadığı yönünde ifade verdiği yıl olan– 1988’den sonra meydana geldi.
Harvard Üniversitesi’nde bir bilim tarihçisi ve bilime dair şüpheleri gündeme getirme çabalarında fosil yakıt endüstrisini tütün endüstrisiyle kıyaslayan Merchants Of Doubt (Şüphe Tüccarları) kitabının yazarlarından biri olan Naomi Oreskes, veri hakkında “beni şoke etti” ifadesinde bulunuyor. “Herkes bu konudan Sanayi Devrimi’nden beri var olan bir sorun olarak bahsediyor, ama şimdi bunun yanlış olduğunu düşünüyorum” diyor. Heede, sorunun köklerinin daha yakın geçmişe ait ve daha kolay izlenebilir bir durumda olduğunu göstermiştir. 2011 yılında Oreskes, Heede’ye, kendini fosil yakıt şirketlerinin iklim değişikliğine katkı payını ölçmek ve bilimi gizlemeye yönelik iddia edilen girişimlerini araştırmaya adamış bir kar amacı gütmeyen kuruluş olan Climate Accountability Institute’ü (İklimsel Sorumluluk Enstitüsü) kurmak amacıyla katıldı.

Suç Paylaşımı

Diğer insanlar bu işi aşırı basit ve naif olmakla eleştiriyor. San Diego’daki California Üniversitesi’nde bir siyaset bilimci ve enerji politikası uzmanı ve 2015 yılında gerçekleşen Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli raporunun ortak yazarı olan David Victor, Heede’nin bulduğu sayıları sorgulamıyor ancak yaklaşımının yanlış olduğunu söylüyor. “Bu, kötü adamlar yaratmaya çalışmaya çalışan; üreticileri sorundan sorumlu olanlar ve diğer herkesi kurbanlar olarak kabul eden sınırlar çizme yönündeki daha büyük bir anlatının parçasıdır. Açıkçası hepimiz birer kullanıcıyız ve bu yüzden de hepimiz suçluyuz. Problem çözmenin aksine toplu suçluluk içeren bir anlatı kurmak hiçbir şeyi çözmeyecektir.”

Heede, sorumluluğun paylaşıldığına katılıyor. “Bir tüketici olarak kendi arabamın sorumluluğunu taşıyorum, vb. Ama seçimler yaptığımızı düşünüyorsak bir yanılsamayı yaşıyoruz demektir, çünkü altyapı sistemi bu seçimleri bizim adımıza büyük ölçüde yapıyor.” O, fosil yakıt şirketlerine odaklandığını söylüyor, çünkü (git gide daha çok mil üzerinden hesaplanan standartlara sıkı sıkıya bağlı hale gelen otomobil endüstrisi gibi) bir yan ürün olarak sera gazı üreten endüstrilerden farklı olarak, fosil yakıt şirketlerinin görevi doğrudan karbonu yer altından çıkarmak ve ticarete dahil etmektir.

Onun verileri, belirli bir fırtına, sel ya da ısı dalgasının insan kaynaklı salımlarla ne kadar ilişkili olduğunu ayırt etmek için bilgisayar modellerini kullanan yeni geliştirdiği bir araştırma çizgisiyle birlikte, şimdi iklim değişikliği sorumluluğunu paylaştırmak için çaba sarf ediyor. Örneğin geçtiğimiz sene, Filipinler’deki bazı sivil toplum örgütleri, ülkenin İnsan Hakları Komisyonu’yla birlikte bir imza kampanyası yaptı. İklim değişikliğinin bir sonucu olarak kötüleşmiş olabilecek yıkıcı fırtınalara maruz kalan, adalardaki tayfun mağdurları adına “karbon büyüklerini” iyileştirici önlemler almaya davet ediyor. Greenpeace’in Toronto, Kanada’daki Küresel İklim Adaleti ve Sorumluluk Projesine ilişkin dava avukatı olan Kristin Casper, “Heede’nin raporu, kampanyamızı biçimlendirmemize yardımcı olan kritik önemdeki bilim ve araştırma parçalarından biridir” diyor. Temmuz ayı sonlarında komisyon, dünyanın en büyük yatırımcı işletmesi olan fosil yakıt şirketlerinden 47’sine, dilekçedeki insan hakları suçlamalarına yanıt vermeleri talebinde bulundu. Benzer eylemler ve davalar diğer birkaç ülkede halen devam etmektedir.

Şimdi, Heede, karbon muhasebesini geleceğe doğru genişletiyor ve gelecekteki fosil yakıt arama çalışmalarından kaynaklanan potansiyel karbon salımını ölçüyor. Temsilci Smith’in mahkeme çağrısının diğer muhatapları gibi, kendisinin ifadesiyle “bizi sindirme ve bilimsel araştırmaları durdurma kampanyasına” boyun eğme niyetinde değildir. Aynı zamanda, o çoğunlukla en zorlu ortamlarda “insanlığın iyileştirilmesi için kaynak bulma amacında olağanüstü çabalar” göstermiş olan fosil yakıt endüstrisine hayranlık duyduğunu da itiraf ediyor. Diyor ki, “Öyle iyi bir iş çıkardılar ki; beklenmedik sonuçları üzerine durup bir an bile düşünmedik. Ve şimdi hepimiz bu sonuçla başa çıkmak zorundayız.”

 

Makalenin İngilizce orijinali

Haber: Douglas Starr

Yeşil Gazete için çeviren: Cansu Yılmaz

 

(Yeşil Gazete, Sciencemag)

Halkın karar alma süreçlerine katılımında STK’lar sözlerini duyurup savunamıyor

WWF-Türkiye 28-29 Haziran 2018 tarihlerinde, İstanbul’da, “sivil toplumun karar alma süreçlerine katılımı” konulu, uluslararası bir toplantı düzenledi.

Toplantıya Türkiye ile birlikte Balkanlar ve Kafkaslar’daki yaklaşık 15 ülkeden sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.

Toplantıda Türkiye’de halkın ve sivil toplumun çevresel karar alma süreçlerinde güçlenmesi için örnekler paylaşıldı. Erken dahiliyet ve şeffaflık konusunda yol gösterici stratejilerin de tartışılarak konuya, Aarhus Sözleşmesi, yargıya erişim, medyanın rolü ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi perspektiflerden yaklaşıldı.

Etkinlikte halkın karar alma süreçlerine katılımında medya ve iletişimin rolü tartışıldı.

“Ana akım medya kendine zıt fikirlere elindeki beyzbol sopasıyla vuruyor”

Etkinliğe Bulgaristan’dan katılan BlueLink Foundation Genel Yayın Yönetmeni Pavel Antonov, ülkesinde sivil toplum aktivistlerinin iletişimi için yaptıkları çalışmaları ve ülkesindeki gazeteciliği anlattı.

Bilgi teknolojilerini stratejik olarak kullanarak çevresel sivil toplumu desteklediklerini söyleyen Antonov, aktivistlerin iletişimi için bir platform oluşturduklarını,  500 üyeleri olduğunu ve herkesin birbirini tanıdığını ifade etti.

Ana akım medyanın geldiği noktayı eleştiren Antonov, “Son yıllarda ana akım medyada çarpıtmalar çok fazla. Ana akım medya kendine zıt fikirlere elindeki beyzbol sopasıyla vuruyor. Bulgaristan’da buna topuz medyası diyoruz. Mafya olarak da düşünülebilir” dedi.

STK’lar sözlerini duyurup savunamıyorlar”

Antonov’dan sonra söz alan gazeteci Özgür Gürbüz katılımcılara Türkiye’deki halkın katılımını toplantılarından örnekler verdi.

Türkiye’de alanında uzmanlaşmanın ana akım medyada bilinçli şekilde yok edildiğini söyleyen Gürbüz, akreditasyon sorunu yaşayan çok gazetecinin olduğunu, yeni gazetecilere gazeteci değil, ayaklı teyp olduğunun öğretildiği eleştirisini getirdi.

Türkiye’de haber almanın çok zor hale geldiğini ifade eden Özgür Gürbüz, “Türkiye medyasında mutlak bir özgürlükten söz edemiyoruz. Kutuplaşma söz konusu. Muhalifseniz toplantılara alınmıyorsunuz. Şirketler kötü şeyler yapıyorsa gazetecilere konuşmamayı tercih ediyorlar. Sansürün dışında otosansür başladı. Genç muhabir arkadaşlar haberi nasıl olsa girmeyecek diye yapmıyorlar. STK’lar sözlerini duyurup savunamıyorlar. Sosyal medya güçlendi ama birçok insan onlara yalan bilgi veren kanalları izliyor” dedi.

“Enerji demokrasisi varsa kadınlara gelmiyor”

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bağlamında Katılımcılık” başlıklı oturumda ise Dr. Nuran Talu ve Dr. Barış Gençer Baykan sunum yaptı.

İklim değişikliği konularında kadınlarla ilgili veri tabanının çok az olduğunu aktaran Küresel Denge Derneği’nden Dr. Nuran Talu, Türkiye’nin akıllı iklim politikalarında kadın olarak yerimiz yok. Enerji demokrasisi varsa kadınlara gelmiyor. Erkeklere oranla kadınlar daha düşük karbon ayak izine sahipler” dedi.

Yeditepe Üniversitesi’nden Barış Gençer Baykan yaptıkları araştırmada 2000-2017 tarihleri arasında Türkiye’den BM iklim müzakerelerine katılan 900 kişinin %19’u (kadın) ve %81’i (erkek) yönetici kademesinde olduğunu, teknik ekibin ise %44’ü kadın, %56’sı erkek olduğunu bilgisini paylaştı.

Etkinliğin ilk gününde WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Nilüfer Oral, WWF Birleşik Krallık Uluslararası Kalkınma Politikaları Yöneticisi Dominic White, Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Fikret Adaman, Bilgi Üniversitesi’nden Dr. Nilüfer Oral, Karadağ Hükümet Danışmanı Brankica Cmiljanovic, ABD Oregon Senatosu’ndan Senatör Prozanski’nin Danışmanı Kevin Moore, WWF Adria’dan Branka Spanicek ve Marija Kukec, WWF-Türkiye’den Yaprak Arda, Gazi Üniversitesi’nden Doç. Süheyla Alıca ve İstanbul Barosu’ndan Can Atalay; ikinci gününde ise Bulgaristan’dan Pavel Antonov, Birgün gazetesinden Özgür Gürbüz, Küresel Denge Derneği’nde Nuran Talu, Yeditepe Üniversitesi’nden Dr. Barış Gençer Baykan, WWF-Kafkasya ofisinden Bölgesel Kaynak Geliştirme ve Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Mariam Zabakhidze, WWF-Türkiye Çevre Politikaları Kıdemli Uzmanı Aslı Gemici, Bosna Hersek’ten Djordje Stefanovic ve Udruga Dinarica konuşmacı olarak yer aldı.

 

Haber ve fotoğraflar: Merve Damcı

(Yeşil Gazete)

İstanbul’un ilk ve tek botanik bahçesine tahliye kararı

Prof. Dr. Alfred Hilbron tarafından 1935 yılında kurulan ve şu anda İstanbul Üniversitesi bünyesinde bulunan, şehrin ilk ve tek botanik bahçesi müftülük hizmetlerinde kullanılmak için tahliye edilecek.

Uluslararası Botanik Bahçeleri’ne kayıtlı iki bahçeden İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’nin Diyanet’e devri nedeniyle tahliyesinin 28 Haziran’da kesinleştiğini söyleyen İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Muammer Ünal, “Milli servetimize kıymasınlar. Müftülük her yere taşınabilir ama bizim tahliye edilmemiz demek bitkilerimizi öldürmek demek” dedi.

14 bin 878 metrekarelik alan üzerine kurulu bahçenin aynı zamanda öğrenciler tarafından kullanıldığına dikkat çeken Ünal, taşınması durumunda 400’e yakın farklı ağaç türü ve 5 bin bitki türünün yok olacağını söyledi.

İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi geçen yılın ağustos ayında Diyanet’e bağlı İstanbul müftülüğüne devredilmişti.

Aradan geçen zaman boyunca ağaç, çalı, otsu, tropik ve subtropik yaklaşık 5 bin bitkinin bulunduğu bahçenin akıbetinin ne olacağı kesinlik kazanmadı.

Diken’in ocak ayındaki sorusu üzerine bilgi veren Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER), alanın müftülüğe tahsis edildiğini, ancak teslim alınmadığını bildirmişti.

Cevapta, burada nasıl bir uygulama yapılacağı ya da nasıl projelendirileceği konusunda bilgi olmadığı da belirtilmişti.

Türkiye’den Uluslararası Botanik Bahçeleri’ne kayıtlı iki bahçeden biri olan İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi, hem lisans öğrencilerinin hem de ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinin eğitiminde kullanılıyor.

 

(Diken)

Yusufeli’nde oluşan çöp göleti yurttaşları harekete geçirdi

Limak firmasının yaptığı Artvin’deki Yusufeli Barajı’na malzeme sağlamak amaçlı kurulan beton santrali ve taş ocaklarının bulunduğu bölgede; pet şişeler, plastikler, borular, iş elbiseleri ve benzeri çöpler derenin önüne kurulan setten dolayı oluşan gölet üzerinde tabaka oluşturdu.

Çöplük göletini gören yurttaşların verdiği bilgiye göre, bu kirlilikten rahatsız olanlar belediyeyi ve DSİ’yi arayarak durumdan haberdar etti.

Fakat konuyla alakalı hiçbir dönüş yapılmadığı ve konunun üstlenilmediği aktarıldı.

 

(Artvinden.com)

Yoğurtçu Kadın Forumu’ndan Flormar çalışanları için eylem çağrısı

Kozmetik bakım ürünleri fabrikası Flormar işçilerinin, firmanın Gebze Organize Sanayi Sitesi’ndeki fabrikası önündeki eylemleri bugün 49’uncu gününe girdi.

Yoğurtçu Kadın Forumu sendikalaştıkları için işlerine son verilen Flormar işçileri için yarın (3 Temmuz) saat 19.30’da İstanbul Kadıköy’deki Yves Rocher ve Flormar önünde sessiz eylem çağrısı yaptı.

Yarın, direnişin 50. gününde, Yves Rocher ve ve Flormar mağazaları önünde 15’er dakika sessiz eylem gerçekleştirilecek.

Boykot sosyal medyada #FlormarVeYvesRochereBoykot #BizİstersekYaparız #FlormarDeğilDirenişGüzelleştirir etiketleriyle sürüyor.

Ne olmuştu?

Flormar’da çalışan işçiler daha iyi koşullarda çalışmak için beş ay önce Petrol-İş Sendikası’na üye olmaya başlamış, sendika işyerinde çoğunluğu sağlayarak yetki belgesini alınca sendikalı işçiler işten atılmıştı.

İşten atılan çoğunluğu kadın 115 işçinin fabrika önündeki eylemine alkışla destek veren işçiler de “mola saatlerinde ve muhtelif zamanlarda yasadışı eylem yapan kişilere destek vermeniz, çalışma ortamında huzuru bozmanız, doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunduğunuz tespit edilmiştir” gibi tebligatlarla işten çıkarıldı ya da istifaya zorlanmıştı.

Eylemin 11. gününde, Flormar yetkilileri eylemdekilerin içeridekilerle iletişimini engellemek için fabrika önüne branda ve tel örgü de çekmişti.

 

(Yoğurtçu Kadın Forumu, Yeşil Gazete)

Tunceli sarımsağı koparana yaklaşık 49 bin TL ceza

Doğa Koruma ve Milli Parklar Tunceli Şube Müdürü Ali Haydar Gürsönmez, yaptığı açıklamada, Tunceli sarımsağının (Alium Tuncelianum) Munzur Dağları ile Ovacık, Hozat, Pertek ve Pülümür ilçelerinde ortalama 1100 ila 2000 rakımda doğal ortamda yetiştiğini, son yıllarda vatandaşlar tarafından tarlada yapılan deneme ekimlerinin de başarıyla sonuçlandığını söyledi.

“Tunceli sarımsağı endemik bir bitki”

Tunceli sarımsağını diğer sarımsaktan ayıran en önemli özelliğinin tek dişli oluşu ve yumurta kadar büyüyebildiğini anlatan Gürsönmez, Tunceli sarımsağının aynı zamanda kokusunun az olması ve güçlü aromasıyla nadir bulunan endemik bir tür olduğunu belirtti.

Tunceli sarımsağının endemik bir bitki olduğunu ve yurttaşlardan  kaçak toplayıcılara izin vermemelerini ve kendilerine bildirmelerini söyleyen Gürsönmez, “Tunceli sarımsağını doğadan kontrolsüzce söken veya satışa yönelik toplayanlara Çevre Kanununun 20. maddesinin K bendine göre 48 bin 600 lira para cezası uygulanacaktır.” dedi.

 

 (Dokuz8)

Mazlum Çimen’den Sivas Katliamı kurbanları anısına albüm: Usta Malı

Mazlum Çimen, babası Nesimi Çimen’in de katledilenler arasında yer aldığı Madımak katliamı’nın 25. yılı için hazırladığı albümde şarkıları babasının cura ve bağlamasıyla seslendirdi.

Mazlum Çimen, Sivas’ta babası Nesimi Çimen’le birlikte katledilenler anısına bir albüm hazırladı.

Katliamın 25. Yılı için hazırladığı albümde 24 parçayı eki 24 eseri, babasının cura ve bağlamasıyla seslendirdi. Albüme Ender Balkır, Erdal Güney, Hazal Kaçmaz, Erdal Erzincan, Nilüfer Akbal ve Murat Ak Gufrani de destek verdi.

“Usta Malı” bugün yani 2 Temmuz 2018 günü tüm dijital platformlarda ve müzik marketlerde satışa çıktı. Ayrıca 25. Yıl dolayısıyla Long Play olarak da çıkacak. Bu özel çalışma 1993 artı 33 plak olarak limitli bir sayıda numaralı olarak satışa sunulacak. Artı 33 plak da ise katledilen 33 kişinin isimleri, her plakta bir isim olarak özel baskıyla işlenecek.

 

(Bianet)

 

Cinsel suçlara karşı hadım cezası gündemde

Cinsel saldırıya maruz kalan ve cinayete kurban giden 8 yaşındaki Eylül’ün ölümüyle ilgili konuşan Başbakan Yardımcısı Bozdağ, bu tür suçlara karşı “cinsel kastrasyon” yönteminin devreye sokulacağını söyledi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “cinsel kastrasyon”, yani  hadım yönetiminin cinsel suçlara karşı yeni dönemde cezai tedbir olarak devreye sokulacağını söyledi.

Bozdağ’ın bu açıklaması, Ankara’da 22 Haziran’da kaybolan ve Cuma günü cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Eylül Yağlıkara’nın cinayete kurban gittiğinin anlaşılmasının üzerine geldi.

Otopsi raporunda cinsel istismara uğradığı ve boğulduğu belirtilen Eylül’ün ölümüyle ilgili konuşan Bozdağ, “Vahşice bir cinayet. Türkiye olarak bu tür cinayetleri önleme konusunda ciddi tedbirler aldık bugüne kadar” dedi.

Bazı ülkelerde belirli koşullara bağlı olarak uygulanan kastrasyon, kimyasal ya da cerrahi nitelikte olabilir.

Eylül Yağlıkara’nın Ankara’nın Polatlı ilçesine bağlı Uzunbeyli köyündeki komşuları Uğur K. tarafından cinsel istismara uğradıktan sonra öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Eylül’ün cesedi, köyün dışındaki elektrik direğinin dibinde gömülü bulunmuştu. Otopsisinde vücudunda kesici, delici alet izlerine rastlanan küçük kızın cinsel istismar sonrası boğularak öldürüldüğü belirlenmişti.

 

(DW Türkçe)

Meksika seçimlerinde zafer solcu lider Andrés Manuel López Obrador’un

Devlet Başkanlığı seçimlerinin düzenlendiği Meksika’da sandık çıkış anketleri, solcu lider Andrés Manuel López Obrador’un açık ara önde olduğunu ortaya koydu.

Andrés Manuel López Obrado Mexico City’nin eski belediye başkanı

Parametria adlı kamuoyu araştırma şirketi, sandık çıkış anketlerine göre başkent Mexico City’nin eski belediye başkanı Obrador’un en az yüzde 53 oy elde ettiğini açıkladı. Diğer şirketlerin verileri de Obrador’un en yakın rakiplerinin ilerisinde olduğunu gösteriyor.

Obrador’un rakibi, iktidardaki Kurumsal Devrim Partisi’nin (PRI) adayı José Antonio Meade, seçimleri Obrador’un kazandığını kabul ettiğini ve kendisine başarılar dilediğini söyledi.

PRI, ülkenin son yarım asırlık tarihinin önemli bir bölümünde iktidarı elinde tutuyordu.

Muhafazakar çizgideki Milliyetçi Eylem Partisi (PAN) adayı Ricardo Anaya da Obrador’un zaferini kabul ettiğini ve kendisini tebrik ettiğini açıkladı.

Yolsuzluklarla mücadele sözü

Andrés Manuel López Obrador’un destekçileri

Birçok Meksikalı’nın, PRI partisinden Devlet Başkanı Enrique Peña Nieto’nun ekonomi yönetimi ve yolsuzluklarla ilgili politikalarından rahatsız olduğu aktarılıyor.

Kampanyasının merkezine yolsuzlukla mücadeleyi koyan Obrador, ücretleri ve emekli maaşlarını artırma sözü vermişti.

Rakipleri ise onu ekonomi konusunda güvenilmeyecek bir popülist olmakla suçlamıştı.

‘Kanlı seçim’

Pazar günü düzenlenen seçimler, ülke tarihindeki en kanlı seçimlerinden biri oldu. Kampanya süresinde 130’dan fazla aday ve parti çalışanı öldürüldü.

64 yaşındaki Obrador bundan önceki iki seçimde de aday olmuştu.

Obrador şimdi, PRI ve PAN’ın siyaset üzerindeki hakimiyetini kırmış görünüyor.

Obrador, iki partiyi de “aynı mafya iktidarının parçası” olarak değerlendiriyordu.

 

(BBC Türkçe)

Bursalı köylülerden biyokütle enerji santrali nöbeti

Bursa’nın dağlık ilçelerinden Büyükorhan’ın kırsal Karaağız Mahallesi’nde yaşayanlar, bölgede yapılması planlanan biyokütle enerji santraline yönelik tepkilerini sürdürüyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca söz konusu tesis için bir süre önce ‘ÇED gerekli değildir’ raporu verildi.

Kararı protesto amacıyla eylem yapan bölge halkı, bu kez santrali yapacak şirketin bölgeye TIR’larla malzeme göndereceği bilgisi üzerine harekete geçti.

Mahalleli, TIR’ların bölgeye getirilmesini engellemek amacıyla günlerdir yol girişinde nöbette.

Bakanlığın ‘ÇED gerekli değildir’ raporu vermesi üzerine tesise tepki amacıyla bir süre önce yüksek katılımlı eylem gerçekleştirdiklerini belirten bir yurttaş şunları söyledi:

“Bize, bu santralde şeftali çekirdeği, tarımsal atıklar, ormandan toplanan ağaç parçaları ve mısır koçanlarının yakılarak enerji üretileceği söylendi. Bu tesis yenilenebilir enerji tesisi olarak tanıtılsa da aslında orta büyüklüğe yakın bir termik santraldir. Yatırımcı şirket, yakacak olarak orman ürünleri ile mısır koçanı, zeytin dalı, domates sapları, şeftali çekirdeklerini göstermiş. Mahallemizin çevresinde ise yakacak sağlanması planlanan orman değil, korunan ardıç korulukları var. Bu santralin yakacağı kadar orman atığı üretimi yok. Şirketin TIR’larla malzeme göndereceği haberini alınca mahalle girişinde yol üzerinde toplu olarak nöbet tutmaya başladık. Amacımız, malzeme taşıyan araçların bölgeye girişine engel olmak.”

Nöbet eylemini günlerdir sürdüren Karaağız Mahallesi halkı, Bursa Valiliği, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bursa İl Müdürlüğü ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bursa İl Müdürlüğüne çağrıda bulunarak, bölgeye santral yapılmasının önüne geçilmesini istedi.

 

(Evrensel)