Ana Sayfa Blog Sayfa 2734

Kamusal Bilim 2: Tespit limiti (LOD) nedir? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Daha önce bianet’e yazdığım bir yazıda gıdalarda ve sularda bulunabilecek toksik kimyasal maddeler için mevzuatta belirtilen maksimum kalıntı limiti kavramının ne olduğunu açıklamaya çalışmıştım.

Maksimum kalıntı limiti bir kimyasal maddenin bir gıda ya da su örneğinde bulunabileceği miktara getirilen bir üst sınırdır. Bu sınırlar yasal mevzuatlarla belirlenir. Bir gıda ya da su örneğinde bulunması muhtemel bir toksik kimyasalın mevzuatta belirtilen yasal sınırları aşması durumunda sağlığa zarar vereceği, tüketilmemesi gerektiği kabul edilir. Ancak maksimum kalıntı limiti nedir yazısında da belirtiğim gibi bu durumun da bazı istisnaları vardır. Örneğin hormonal sistem bozucu kimyasallar maksimum kalıntı limitini aşmasa dahi zarar verici olabilmektedir. Dolayısıyla maksimum kalıntı limiti kavramı çerçevesinde şekillenen yasal mevzuatın yetersizlikleri, sınırları olduğu dikkate almak gerekir.

Bu yazıda gıdalarda ve sularda kalıntısı bulunması muhtemel pestisitler, ağır metaller, farmakolojik ilaçlar gibi çeşitli kimyasal maddeler için oluşturulan yönetmelik ve tebliğlerdeki maksimum kalıntı limiti değerlerinin yer aldığı çizelgelerde karşımıza çıkan “analitik olarak tespit edilen en düşük miktar” ya da tespit limiti kavramına bir açıklık getirmeye çalışacağım.

Analitik olarak tespit edilen en düşük miktarın ne olduğunu gıda mevzuatında yer alan glifosat üzerinden anlatacağım. Glifosat Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu tarafından muhtemel kanserojen olarak nitelenen ve son yılların en tartışmalı kimyasal maddelerinden biri.

Tablo 1, Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliği’nde glifosat için belirlenen hükümler dikkate alınarak hazırlandı. Yönetmelikte hangi pestisitin hangi gıda ürününde kullanılacağı ve kullanım sonrası son üründe ne miktarda kalıntı bırakacağı belirtiliyor. Bir pestisiti yönetmelikte belirtilen gıda ürünleri haricinde bir başka gıda ürününde kullanmak yasak.

Tablo 1’de mandalina ve portakalda bulunmasına izin verilen en yüksek glifosat kalıntısı miktarı 0.5 mg/kilogram olarak belirlenmiş. Yani bir kilo mandalina ya da portakalda bulunabilecek maksimum glifosat kalıntısı miktarı 0.5 miligramı geçmemeli. Miligram bir gramın binde biridir. Mandalina ya da portakal örnekleri laboratuvarda analiz edildiğinde üründeki glifosat kalıntısı miktarının 0.5 miligramı aştığı tespit edilirse o ürünlerin piyasaya sürülmemesi gerekir; bir başka deyişle ürünler tüketilmemelidir. Tüketilmemesini sağlamakla görevli kamu kurumlarının başında da Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimler gelir.

Yine Tablo 1’de domates, patlıcan, biber, hıyar, kabak ürünlerindeki glifosat kalıntısının 0.1 miligram/kilogram değerini aşmaması gerektiği belirtilmiş ancak bu değerin yanına “ * ” işareti konulmuş. Konulan * işaretinin ne anlama geldiğini anlamak için elimizdeki yasal dokümanın en sonuna bakmak gerekiyor ve oraya bakıldığında * işareti karşısında “analitik olarak tespit edilen en düşük miktar” ifadesinin yer aldığı görülecektir. Bu ifade laboratuvarda yapılan analiz çalışmalarında kullanılan tespit limiti kavrama gönderme yapan bir ifadedir.

Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliği’ne göre tespit limiti (Limit of Detection, LOD) “Analitik olarak geçerli kılınmış metotlarla tespit edilen ve değerlendirmeye esas en düşük kalıntı limiti” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımın ne anlama geldiğine yakından bakalım.

Bir gıda örneğinde bir kimyasal maddenin kalıntısının olup olmadığını anlamak için bir analiz yöntemi kullanmak gerekir. Kullanılan analiz yöntemlerinin her birinin belli bir hassasiyeti vardır. Bu hassasiyet çok özetle söylemek gerekirse bir kimyasal maddenin analiz cihazı üzerinde ürettiği sinyalin (Bu yazının kapak görselinde yer alan İngilizce SIGNAL sözcüğü Türkçede sinyal anlamına gelir) büyüklüğü anlamına gelir. Bir analiz cihazı analiz edilen örnekte bulunan bir kimyasal maddeye karşı sinyal üretme yeteneği olan cihaz olarak tanımlanabilir. Analiz edilen örnekte bulunan kimyasal maddenin kalıntısı ile cihazda oluşan sinyalin büyüklüğü arasında bir bağıntı vardır. Kimyasalın kalıntısı ne kadar çoksa analiz cihazında oluşan sinyalde o oranda daha büyük olur. Bu akıl yürütmeyi tersine yapalım: Bir analiz örneğinde bulunan kimyasal maddenin kalıntısı azaldıkça cihazda oluşan sinyalde küçülür. Belli bir eşik değerden sonra ise cihazdan analitik bir sinyal alamamaya başlarız. Güvenilir sinyal alabildiğimiz o eşik değer tespit limiti olarak nitelenir. Bir analiz cihazının hassasiyeti artırıldıkça daha düşük miktarlardaki kalıntıları tespit etme yeteneği de artar.

Bir örnek üzerinden konuya bakalım: Bir gıdada glifosat analizi yapıldığında eğer gıda maddesindeki glifosat kalıntısı miktarı tespit limitinden daha düşükse kullanılan analiz yöntemi glifosat kalıntısını belirleyemiyor demektir. Analitik olarak tespit edilen en düşük miktar ifadesinin gıda maddesinde kalıntı bulunmadığı anlamına gelmediğine analiz yöntemimizin hassasiyetinin belli bir sınır değerin altındaki glifosat kalıntısını belirleyemediği anlamına geldiğine dikkat edilmelidir.

Yukarıdaki tabloda domates için 0.1 miligram/kilogram değeri verilmiş ve bu değerin analitik olarak tespit edilen en düşük miktar olduğu notu düşülmüş. Bu durum domates 0.1 mg/kg değerinden daha az glifosat kalıntısı içeriyorsa mevcut analiz yöntemleri ile tespit olanaksızdır anlamına gelir. Bir başka ifade ile zamanla geliştirilebilecek daha hassas analiz yöntemleri ile 0.1 mg/kg değerinin altındaki glifosat kalıntılarını da tespit etmek mümkün olabilir diyebiliriz. Dolayısıyla bir gıda örneği analiz edildiğinde kalıntısı araştırılan kimyasal madde tespit edilemediğinde bu sonuç o kimyasal maddenin gıda örneğinde bulunmadığı anlamına gelmez. O nedenle de analiz sonuç raporlarına araştırılan kimyasal madde “yok” ya da “bulanamadı” değil “tespit edilebilir düzeyde bulunamadı” ifadesi yazılır.

Tespit limiti ifadesi aynı zamanda bir yasağa da işaret eder. Gıda mevzuatında bir toksik kimyasal, misal bir pestisit için LOD değeri verilmesi o pestisitin o gıdada kullanılmasının yasak olduğu anlamına gelir. Yani domateste 0.1 değerinden daha yüksek miktarlarda glifosat kalıntısı çıkması domates üretiminde glifosat kullanıldığı, yasal mevzuata aykırı bir iş yapıldığı anlamına gelecektir.

NOT: Tespit limiti kavramı ile ilişkili bir başka kavram ise gürültü ve ölçüm limiti kavramı; ancak oldukça dallı budaklı olan o kavramları başka bir yazıda ele almanın daha uygun olacağını düşünerek bu yazıya dâhil etmedim.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

 

Bülent Şık

İklim değişikliği kültürel mirasımızı da tehdit ediyor

Tüm dünyayı olumsuz olarak etkisi altına alan iklim değişikliği, tarihi eserlere de zarar veriyor.

Konu hakkında araştırma yürüten Heracles Araştırma Komitesi bilim insanları, uydu görüntülerini kullanarak toprak hareketlerini izledi ve yapılan sondaj çalışmalarında eserlerin inşa edildiği taşlarda kimyasal analizler yaptı.

Denis Loctier ve Mert Can Yilmaz’ın Euronews’te yer alan haberine göre, örneğin İtalya’nın Gubbio şehrinde 14. yüzyıl’da inşa edilmiş olan ve kentin en simgesel binası olarak sanat ve arkeoloji sergilerine ev sahipliği yapan binanın taş duvarlarının içinde çatlaklar oluşmuş durumda.

Uzmanlar bu çatlakların nedeninin, şehrin önceki dönemlere göre daha sık ve şiddetli yağış alması olduğunu söylüyor.

İklim değişikliklerinin özellikle Girit’de bulunan, Cenevizlilerin inşa ettiği Koules kalesi gibi deniz kenarındaki tarihi eserleri etkilediği belirtiliyor. 16. yüzyılda inşa edilen kalenin duvarları düzenli olarak çarpan dalgalar sebebiyle aşınıyor.

Yerel yetkililer de kalenin geleceğini ön görebilmek için araştırmacılar tarafından toplanan verileri kullanıyor.

Rüzgarın yönü ve dalga şiddeti de etkileniyor

İklim değişikliği rüzgar yönünü ve dalga şiddetini de etkileyen bir faktör.

Araştırmacılar, su altında, denizin taşlara yaptığı etkiyi ölçmek için sonar kullanıyor.

Araştırmalar sırasında sonar kullanmanın önemine vurgu yapan okyanus bilimcisi Stelios Petrakis, şunları söylüyor:

“Sonar sayesinde deniz tabanını gözlemleme şansımız oluyor. Taramalarda dipte oluşan boşlukları açıkça görebiliyoruz. Sürekli taramalar yaparak bu boşlukların zaman içindeki gelişimini takip edebiliyoruz. Böylelikle erozyonun verdiği hasarları gözlemleme şansımız oluyor.”

Deniz altında çalışma yapan araştırmacılar, deniz tabanına sürekli olarak su sıcaklığını ve dalga yüksekliğini kayıt altında tutan sensörler yerleştiriyor ve senede iki defa, bu sensörlerden veri almak için dalış gerçekleştiriyorlar. Veriler kopyalandıktan sonra, araştırmacılar sensörleri altı aylık yeni bir izleme için denizin dibine yeniden yerleştiriyor.

Sorunlar yeni çözümleri doğuruyor

Yunan mitolojisinde de geçen Minotor Labirenti’nin efsanevi Knossos sarayı, yüzlerce yıl önce betonarme kullanılarak kısmen restore edildi.

Ancak ağır hava şartları demirin paslanmasına ve çimentonun zayıflamasına neden oluyor. Bu yüzden de sarayı korumak için yeni bir çimento ve harca ihtiyaç duyuluyor.

Arkeolog Elisabeth Kavoulaki de bunun için yeni materyaller oluşturmanın çok önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Bilim insanlarının geliştirdiği yeni harcın hava direnci, nano ve mikro partiküller sayesinde daha yüksek. Geliştirilen yeni çimento ise havanın kolaylıkla nüfuz edemeyeceği daha az gözenekli bir yapıya sahip.

Modern sanat eserlerinin bakımı zorlaşıyor

Ayrıca heykel, tablo gibi sanat eserleri iklim değişikliğinin olumsuz yansımalarıyla karşı karşıya. Bunlardan biri de Venedik Kanalı’nda bulunan Peggy Guggenheim koleksiyonuna ev sahipliği yapan ünlü modern sanat müzesi.

Çağdaş sanatta kullanılan deneysel malzeme ve tekniklerin, eserlerin korunmasını özellikle zorlaştırabildiği belirtiliyor.

Müzenin müdürü Karole Vail, sanat eserlerinin, özellikle tabloların korunması konusunda yaşanılan zorlukları şöyle anlatıyor:

“20. yüzyıl eserlerinde birçok yeni malzeme kullanıldı. Bu da sanat eserlerini önceki dönemlere oranla biraz daha karmaşık hale getiriyor. Bu eserlerin korunması toplum ve gelecek nesiller açısından önemli.”

 

(Euronews)

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın’dan “karma eğitim” açıklaması: Tercihlerin çoğaltılması söz konusu

Milli Eğitim Bakanlığı, karma eğitimin sonlandırılmasına zemin hazırlanmasının kesinlikle söz konusu olmadığını ileri sürdü.

Cumhuriyet gazetesinin “Laik eğitim bitiyor” manşetine yönelik açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise, kabine toplantısının ardından MEB’in yönetmelik değişikliği ile “Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır” şartının kaldırılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Anayasa ve Milli Eğitim Temel Kanunu’ndaki karma eğitim zorunluluğunu unutan Kalın, ‘haremlik-selamlık’ okullara kapı araladı. MEB’in “zemin hazırlanması kesinlikle söz konusu değildir” açıklamasına karşın Kalın, karma eğitim zorunluluğunun kaldırılmasını ‘opsiyonları çoğaltmak’ ve ‘demokratik bir görev’ olarak değerlendirdi.

Kalın, “Bakanlığımız bu konuda açıklama yaptı. Bir mahkeme kararına istinaden bir düzenleme yapıldı. ‘Karma eğitim kaldırılıyor’ gibi propagandaya dönüştürüldü. Karma eğitim olduğu halde devam ediyor. Karma eğitimin ortadan kaldırılması gibi bir şey söz konusu değil. Fakat belli okullarda kız-erkek ayrımı şeklinde eğitim verilmesine imkân sağlayan bir karar da var ortada. Burada tercihlerin daraltılması değil çoğaltılması söz konusu. Demokratik toplumlarda aslolan vatandaşın bu tür taleplerini karşılayacak seçeneklerin arttırılmasıdır. Hiç kimse, hiçbir veliye karmaya ya da olmayana göndermek zorundasın diye bir şey empoze etmiyor. Ama alternatifleri sunuyoruz. Devletin yapması gereken de budur” dedi.

Kalın, “İsteyen bu seçeneklerden bir tanesini tercih edebilir. Karma eğitim sistemi devam ediyor. Bunun yanında karma olmayan eğitim de verilebilir. Bu tamamen gönüllülük esasına bağlı olarak eğitimi veren kurum açısında da oraya çocuğunu gönderecek aileler açısından. Burada opsiyonları çoğaltmak açısından demokratik bir görev yerine getirilmiş oluyor” ifadelerini kullandı.

Tepkiyi ölçmek için danışıklı dövüş

CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, karma eğitim tartışmasında MEB ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın açıklamalarına ilişkin “Çelişki değil danışıklı dövüş o. Cumhurbaşkanı başka, bakan başka açıklama yapıyor. Aslında toplumun tepkisini ölçmeye çalışıyorlar” dedi. Kaya, “Çok açık değiştirdikleri yönetmelikle istedikleri yerde keyfiyete dayalı, dindar, liyakata bağlı olmayan İl Milli Eğitim Müdürleri ve okul müdürlerinin insiyatifine bırakan bir uygulama bu. 12 Eylül bunu yapmaya çalıştı, 20 Temmuz darbesi ile bunu yapmaya çalıştılar, şimdi de yeni dikta rejimi ile yapmaya çalışıyorlar. Bunu şimdi göreve gelen eğitimci kökenli bir bakan ile yapmak istiyorlar. Bakana seslenmek istiyorum: ‘Ya bunu durdurun ya görevi bırakın” dedi.

‘Mesele bakan değil ideolojik bakış’

CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, MEB’in yönetmelikteki karma eğitim değişikliğine ilişkin “Karma eğitime yapılan saldırı, AKP’nin tarikatlara ve piyasaya dayanan eğitim politikasının devamıdır” tepkisini gösterdi. CHP’li Böke, sosyal medya hesabından açıklama yaparak “Bu, eşit ve özgür gelecek idealine ve cumhuriyet değerlerimize bir saldırıdır. Demek ki neymiş: Mesele Bakan meselesi değil, ideolojik bakış meselesiymiş. Laik-bilimsel-ücretsiz eğitim talebini örgütlemeden, sesimizi yükseltmeden umutlanmak boşunadır. Çocukların birlikte büyüyüp büyütecekleri bir aydınlık geleceğin mücadelesidir bu” dedi. Öte yandan CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi,  yönetmelikteki ‘karma eğitim’ değişikliğini soru önergesiyle Meclis’e taşıdı.

 

(Cumhuriyet)

Kayseri’de 2 mahalle şarbon hastalığı nedeniyle karantina altına alındı

Kayseri’nin Bünyan ve Pınarbaşı ilçelerinde iki mahallede şarbon karantinası uygulanmaya başladı. Kayseri İl Tarım ve Orman Müdür Vekili Ayhan Temiz, “İlk hayvan ölümünden sonraki 15 gün içerisinde başka bir sıkıntı yaşanmazsa karantina uygulaması sona erecek. Vatandaşlarımız açısından da bir sıkıntı yok” dedi.

Kayseri Veteriner Hekimler Odası Başkanı Akgün Ergül, şarbon hastalığı nedeniyle Bünyan ve Pınarbaşı’nda 2 bölgenin karantina altına alındığını açıkladı. Ergül, hastalığın görüldüğü hayvanların aşılamalarına başlanıldığını belirterek, “Tarım İl Müdürlüğümüzde  görevli veteriner hekim arkadaşlarımız hemen o bölgeleri karantina altına aldılar” diye konuştu.

“Kontroller yapılamıyor”

Son 6 aydır yurt dışından seçilen hayvanlarda kamudaki veteriner hekimlerin görevlendirilmesinin iptal edildiğini söyleyen Ergül, “Hal böyle olunca yurt dışında seçilen ithal hayvanlara veteriner hekimin kontrolü olmadan ülkeye giriş yapıyor. Umarım bu yanlışlık düzeltilecektir. Veteriner hekimlerin kontrolü olmadığı hiçbir şeyde ette olsun, canlı hayvanda olsun hastalıkların olma riski yüksek” dedi.

Şarbon hastalığına yakalanan hayvanların tedavi edilmediğini belirten Ergül, “Bu hastalığın hayvanlarda tedavisi yok. Sadece koruyucu aşılamayla önlenmeye çalışılıyor” şeklinde konuştu.

Kayseri İl Tarım ve Orman Müdür Vekili Ayhan Temiz, şarbon konusunda gerekli önlemlerin alındığını ve kontrollerin sürdüğünü söyledi.

İhbarlar sonucunda Pınarbaşı ve Bünyan ilçesinde şarbon hastalığına rastlanıldığını aktaran Temiz, “Ekiplerimiz söz konusu ihbarların ardından harekete geçerek gerekli müdahaleleri yaptı. Şu an Pınarbaşı ilçesi Üçpınar Mahallesi ve Bünyan ilçesi Büyüktuzhisar Mahallesi’nde karantina uygulaması başlattık. Bünyan’daki geçtiğimiz hafta yaşandı” ifadelerini kullandı.

Aşılamaların yapıldığını aktaran Temiz, “İlk hayvan ölümünden sonraki 15 gün içerisinde başka bir sıkıntı yaşanmazsa karantina uygulaması sona erecek. Vatandaşlarımız açısından da bir sıkıntı yok. Gerekli önlemleri aldık ve almaya da devam ediyoruz. Aşılamalar da yapıldı. Endişe edilecek bir durum yok” dedi.

Veteriner Hekimleri Birliği’nden ‘şarbon’ açıklaması: Bakanlık 6 aydır veteriner görevlendirmiyor

On soruda şarbon salgını – Bülent Şık

İstanbul’da 5 mahalle şarbon şüphesi ile karantinada

 

(Duvar)

Kamu atamaları işlemlerinde artık Cumhurbaşkanlığı’ndan izin alınacak

Tüm kamu kurum ve kuruluşlarına açıktan atama işlemleri için Cumhurbaşkanlığı’ndan izin alınacak.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan Cumhurbaşkanlığı genelgesine göre, TBMM İdari teşkilatı, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Kamu Denetçiliği Kurumu ve MİT ile hakim ve savcı adayları atamaları hariç olmak üzere diğer kamu kurumları, özel mevzuatları gereğince mesleğe özel sınava tabi tutularak alınacak personel için, sınav açmadan önce Cumhurbaşkanlığı’ndan izin alacak.

Aynı gazetede yayımlanan diğer bir Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle, kamuya ait taşınmazların vakıf, dernek, gerçek veya tüzel kişilere satış, kira, devir ve benzeri işlemleri, bakanlıklar ile bağlı kamu kuruluşlarında bakan yardımcısı, diğer kamu kurumlarında üst yönetici başkanlığında teşkil ettirilen komisyonlar kanalıyla yapılabilecek.

Bu komisyonlarca izin başvuru ve sonuçları Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarında Cumhurbaşkanlığına bildirilecek.

 

(T24)

Verimli tarım topraklarıyla doldurulan Karadeniz sahil şeridinde yeni çevre felaketleri yaşanabilir

119 kilometrelik sahil şeridinin 85 kilometresi doğal kumsal olan Trabzon’da büyük bir çevre faciası yaşanıyor. Trabzon ’un kumsal sahillerinin yüzde 86’sı denize dolgularla kaybedildi. Üstelik milyonlarca ton dolgu taş ve kayaç malzemesi yerine birinci sınıf tarım toprakları denize dökülüyor. Karadeniz dalgalarıyla denize akan verimli topraklar, çamur halinde balık üreme alanlarına çöküp, denizin dibini de çöle çeviriyor. 

Tematik alan için

Trabzon’un Kemerkaya Mahallesi’ndeki tünele kadar olan alanda yapılacak sosyal ve kültürel yaşam alanı için deniz dolgusu sürdürülüyor. 800 bin metrekarelik dolguda uygulanacak proje ile sosyal ve kültürel etkinliklerin düzenleneceği tematik alanlar oluşturulacak. 30 milyon liraya mal olacak proje dolgusunda kullanılan tarım toprağı tartışmalara neden oldu. Uzmanlar, dolguda tarım toprağı kullanılmasının zararlarına dikkat çekip, dolguda oluşturacağı risklere işaret etti. 

Çökmeler olabilir  

Peyzaj yapımında kullanılan toprağın dolgu olarak harcandığını kaydeden Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası Genel Merkez Yöneticisi Vildan Özmen projede çökmelerin olacağını öne sürerek, şunları söyledi: 

“Trabzon’da yapılan bütün dolgularda aynı problemler yaşanıyor. Burada yapılan dolguda, dolgu kriterlerine uygun çalışma yapılmıyor. Önce kayaç toprağını sermeleri lazım sonra üzerine bitkisel toprak dediğimiz örtü toprağını kesinlikle koruma altına almaları gerekiyor. Yumuşak toprakla dolgu yapılıyor. Zemin sağlamlaştırma yapılmazsa bu durum çökmeye neden olabilir. 

Akyazı’da olmuştu

Daha önceden de Akyazı dolgusunda odalar birleşip, orada yapılan dolgu çalışmasına karşı fikirlerini beyan etmişlerdi. Orada da ham zemin dolgu toprağı olarak kullanılan toprak örtü toprağı olarak kullanıldığı için daha sonra yapılan işlemlerde fore kazık sayısı artış gösterdi. Beşirli’den Ganita’ya kadar olan alanın doldurulması söz konusu. Bu alandaki deniz ekosisteminin ne kadar incelendiğini bilmek gerekiyor.”

Uyardılar: Kanun ‘koruyun’ diyor

Ziraat Mühendisleri Odası Trabzon Şube Başkanı Cemil Pehlivan da şunları söyledi:

“Trabzon sahillerinin 88 kilometresi çoğunlukla tarım toprağı ile dolduruldu. Burada acımasız bir katliam yaşandı. Hâlâ yürürlükte olan 5403 sayılı ‘Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na muhalefet ediliyor. Bu toprakların korunması gerekiyor. Yetkilileri bu konuda göreve davet ediyoruz. Kanun, ‘Tarım toprağını korumamız gerekiyor’ diyor. Tarım toprağı yok edilemez, tahrip edilemez. İnsanların yaşam kaynağı toprak. Bunun için kanun koyucular kanun çıkarmışlar. ‘Ne yapılabilir?’ dersek, Karadeniz’in Trabzon’una dökülen bu toprakları alıp atıl durumdaki alanlarda ıslah projeleri ile değerlendirsek inanın bütün Karadeniz’in sebze ihtiyacını karşılarız. Toprağın güzelliğine bakın. Bir daha 12 bin yıl sonra bu toprak oluşacak. Bu çok uzun bir süreç bunu insan ömrünün görmesi mümkün değil.”

 

(Cumhuriyet)

İslamabad’daki bir çöplükte bulunan plastik yiyen mantar çöp krizine çare olabilir mi?

Pakistan’ın başkenti İslamabad’daki bir çöplükte bulunan plastik yiyen bir mantar türünün, her geçen gün büyüyen plastik kirliliğine bir çözüm olabileceği belirtildi.

Londra’daki Royal Botanic Gardens’ın (Kraliyet Botanik Bahçeleri) yayınladığı rapora göre mantar doğada çözünmesi yüzyıllar alan plastiği haftalar içinde çözüyor.

İngiltere’de yayınlanan The Times gazetesinin aktardığına göre konuyla ilgili 18 ülkeden 100’den fazla bilim insanı bu hafta Londra’nın batısında yer alan botanik bahçesinde bir araya gelerek bu mantardan yola çıkarak nasıl araştırmalar yapılabileceğini tartışacak.

Mantarın salgıladığı enzimler polyester poliüretan gibi plastikleri çözebiliyor.

Bilim insanları şimdi bu enzimin yaratılmasından hangi genlerin sorumlu olduğunu tespit etmeye çalışıyor. Gen tespit edildikten sonra bu enzimin endüstriyel miktarda üretilip üretilemeyeceği araştırılacak.

The Times’a konuşan Royal Botanic Gardens’tan Dr. Ilia Leitch, bu genin okyanuslardaki deniz mantarlarına da aktarılarak o bölgelerdeki plastik kirliliğinin de azaltılabileceğini söyledi.

Leitch büyük şirketlerin de bu mantarla ilgilendiğini ve mantarın beş yıl içinde plastik sorununa yanıt olma potansiyeli taşıdığını belirtti.

Dünyadaki mantar türlerinin yalnızca yüzde 5’inin tespit edildiği tahmin ediliyor. İnsanların tırnaklarından hayvanların ciğerlerine kadar çok çeşitli yerlerde farklı boyutlarda ve özelliklerde yetişebilen mantarlar, en geniş çeşitliliğe sahip canlılar arasında yer alıyor.

 

(BBC Türkçe)

Yönetim değişikliği sonrası Cumhuriyet gazetesinden ayrılanların sayısı 26’ya yükseldi

Cumhuriyet gazetesinin sahibi konumundaki Cumhuriyet Vakfı’ndaki yönetim değişikliğinin ardından gazetenin yazarlarından Kadri Gürsel de istifa ettiğini duyurdu.

Gürsel, sosyal medya hesabı Twitter’dan istifa haberini şu mesaj ile paylaştı:

“Cumhuriyet Vakfı yönetiminde geçen cuma meydana gelen değişikliği izleyen haftanın ilk iş gününde gazeteye gönderdiğim istifa dilekçemin bugün alındığı, personel müdürlüğü tarafından teyit edildi.”

İstifa edileceği konuşulan Özgür Mumcu ise yazılarına ara vereceğini duyurdu.

Twitter’dan bir açıklama yapan Mumcu, “Bir süredir yazmakta olduğum roman ve akademik çalışmalar sebebiyle köşe yazmaya ara vermek istiyordum. Bu düşüncemi hayata geçiriyorum. Cumhuriyet’i, hep olduğu gibi her gün almaya devam edeceğim” dedi.

Gazetenin gıda sorunları ve halk sağlığı ile ilgili yazıları ile bilinen isimlerinden Bülent Şık ve Twitter’dan son yazısını paylaşarak “Elveda” diyen Müjde Yazıcı Ergin de ayrılan isimler arasına katıldı.

Eski kurul üyelerinden Alev Coşkun’un, cuma günü yapılan toplantıda Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçilmesinin ardından Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği’ne Murat Sabuncu’nun yerine, Haber Koordinatörü Aykut Küçükkaya getirildi. Gazetenin yayın kurulunda da değişiklikler oldu. Şimdiye kadar gazeteden ayrılanların sayısı 26’ya ulaştı.

Bu gelişmelerin ardından gazetede işten çıkarmalar ve istifalar başladı. Şimdiye kadar gazeteden ayrılan isimler şöyle:

1-) Bülent Özdoğan

2-) Faruk Eren

3-) Murat Sabuncu

4-) Aydın Engin

5-) Çiğdem Toker

6-) Hakan Kara

7-) Musa Kart

8-) Melis Alphan

9-) Ahmet Tulgar

10-) Güray Öz

11-) Tayfun Atay

12-) Erdem Gül

13-) Kemal Can

14-) Bülent Mumay

15-) Ceyda Karan

16-) Mirgün Cabas

17-) Barbaros Şansal

18-) Mahir Ünsal Eriş

19-) Binnaz Saktanber

20-) Zeynep Miraç Özkartal Taner

21-) Ahmet İnsel

22-) Kadri Gürsel

23-) Aslı Aydıntaşbaş

24-) Bağış Erten

26-) Bülent Şık

26-) Müjde Yazıcı Ergin

Yönetim değişikliği sonrası Cumhuriyet gazetesinde ayrılıklar sürüyor

Cumhuriyet gazetesi ve vakfında yönetim değişikliği: Vakıf başkanlığına Alev Coşkun getirildi

 

(T24)

Gözaltına alınan Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu serbest

Dün gözaltına alınan Oda TV Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu serbest bırakıldı.

Terkoğlu, hakkında yakalama kararı bulunduğu gerekçesiyle gözaltına alınarak Fatih Şehit Teyfik Fikret Erciyes Polis Merkezi’ne götürülmüştü.

Terkoğlu’nun, Beşiktaş Belediyesi hakkında yayınlanan bir haber nedeniyle İstanbul Anadolu 10’uncu Asliye Mahkemesi’nde açılan dava kapsamında gözaltına alındığı bildirilmişti.

Adliyeye sevk edilen Terkoğlu ifade verdikten sonra dün serbest bırakıldı. Terkoğlu ifadesinde şunları söyledi:

“Ben bu konu ile ilgili olarak emniyette ifade verdim. Suçlamayı kabul etmiyorum. Ben Oda TV haber müdürüyüm. Bahsi geçen haberi de basın özgürlüğü çerçevesinde yazdım. Yazı tamamen belgelere dayanmaktadır. Tekel bayi Birol Şahin ile Tekel Gazete Bayiileri ve Kuru Kahveciler Odası Başkanı Ferihan Karasu, Beşiktaş Belediye Başkanlığı’na şikayette bulunmuşlar. Ben de bu şikayet ve belgelere istinaden konuyu haber yaptım. Yaptığım haberden sonra da günümüzün yedi-sekiz ay kadar öncesinde hem Beşiktaş belediye başkanı hem de müşteki başkan yardımcısı görevlerinden uzaklaştırıldı. Bu konuda Sayıştay’ın raporu da vardır. Dolayısıyla benim doğru haber yaptığım ve hakaret kastımın olmadığı bu şekilde de doğrulanmıştır. Beraatimi talep ederim.”

Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu gözaltına alındı

 

(Diken)

Mücadele zafer getirdi: Tilkicik Koyu’nda ÇED süreci sonlandırıldı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bölge sakinlerinin itirazlarını dikkate alarak Akdeniz fokları ve Posidonia çayırları gibi koruma altındaki türlere ev sahipliği yapan Bodrum Tilkicik Koyu’na Epique Island Marina (Yat Limanı) projesinin Çevresel Etki Değerlendirmesi ( ÇED) sürecini sonlandırdı.

Hazal Ocak’ın Cumhuriyet’te çıkan haberine göre bölge sakinleri “Bodrum Tilkicik Koy’larında deniz dolgusu ve marina/yat limanı yapılamayacağı hususu tescil olmuştur” dedi.

Bakanlığa sunulan dosyaya göre denize 9 bin 250 metrekarelik dolgu yapılmak isteniyordu. Kazıklı yüzer beton şeklinde dalgakıran ve 3 yüzer iskele planlanıyordu. Marina alanının kara tarafında yapılacak 55 bin 850 metreküplük kazı fazlası malzeme de dolgu malzemesi olarak kullanılacaktı.

Bodrum Tilkicik Koyları Girişimi adına konuşan bölge sakini Murat Kaynar ve Avukat Mehmet Horuş “Projenin deniz ekosistemine zarar vereceği ve mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle ÇED Raporu iptal edilmiştir. Böylece, Bodrum Tilkicik Koy’larında deniz dolgusu ve marina/yat limanı yapılamayacağı hususu tescil olmuştur” dedi.

 

(Cumhuriyet)