Ana Sayfa Blog Sayfa 2723

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Hambach direnişçilerine destek eylemi

Kuzey Ormanları Savunması (KOS) bugün 12.30’da, İstanbul Gumüşsuyu’ndaki Almanya Başkonsolosluğu önünde linyit madenciliği uğruna katledilmek istenen Hambach ormanını savunan ve son günlerde yoğun saldırılara maruz kalan direnişçilere destek eylemi yapıyor.

KOS, Hambach ormanı direnişçilerine destek vermek isteyenler için sosyal medya hesabından bir davet de  yayınladı.

Hambach Ormanı’nda ağaçların kesilmesine karşı direniş devam ediyor. Almanya polisinin direnişi sona erdirmek üzere gerçekleştirdiği saldırı sırasında bir gazeteci hayatını kaybetmiş, Kuzey Ren-Vestfalya yönetimi de operasyonu durdurma kararı almıştı.

 

(Yeşil Gazete)

Ukrayna’nın Lviv şehrinde Rusça şarkı söylemek ve dinlemek yasaklandı

Ukrayna’nın batısında milliyetçi eğilimlerin yüksek olduğu Lviv’de Rusçanın toplumsal yerlerde kullanılması yasaklandı.

Lviv Belediyesi, “Rusça kültür ürünlerinin” kullanılmasının yasaklanması kararını onayladı. “Rusya’nın Ukrayna işgali sona erene kadar” devam edeceği belirtilen yasak kapsamında, Lviv ili sınırları içerisinde halkın toplu halde bulunduğu yerlerde Rusça şarkı söylemek, dinlemek, Rusça televizyon programlarını izlemek yasak olacak.

Kimi internet siteleri, “kültür ürünü” tanımının çok geniş olduğuna, Rusça kitapların, toplum önünde Rusça yapılan konuşmaların, hatta sokakta Rusça konuşmanın bile yasak kapsamına dahil edilmesinin önünün açık olduğununa işaret etti.

Yasağın ihlal edilmesi halinde hangi cezanın uygulanacağı netleştirilmezken, Rusça gösterilere ve şarkılara yer veren işletmelerin lisanslarının iptal edilebileceği, Rusçayı kamusal yerlerde kullanan kişilere karşı yasal işlem başlatılabileceği belirtiliyor.

Lvivli yetkililer, yasağın Ukrayna genelinde uygulanmasını teklif ediyor.

Ukrayna, daha önce Rusça eğitimi yasaklamıştı. Rus sosyal paylaşım sitelerine erişimin engellendiği, medyada Rus dilindeki yayınların sınırlandığı ülkede, Dostoyevski, Tolstoy gibi Rus yazarlarının eserleri de okul müfredatlarından çıkarılmıştı.

Ruhi Su türkülerle anıldı

Ruhi Su, 1912 yılında Van’da dünyaya gelir. Çok küçük yaşta annesini ve babasını kaybeder. Oğlu Ilgın Su’nun anlattığına göre Ruhi Su, çocukluğundan kalan silinmeye yüz tutmuş anılarında, toz bulutları arasında, bilmediği bir dilde konuşan, bağıran-çağıran atlıları anımsar; bir de karnının çok aç olduğunu… Sonra bir atın terkisine atarlar onu ve …

Adana’da bir ailenin yanında büyür. Türkülerle de orada tanışır. Yaşam öyküsü herkesçe biliniyor. 20 Eylül 1985’te hayata veda ettiğinde geride yüzlerce türkü ve mücadeleyle geçen bir “inat öyküsü”nden, onurlu bir yaşamdan derin izler kalmıştı.

Öğrencileri, dostları, arkadaşları, yoldaşları onu 33 yıldan bugüne hiç unutmadılar. Her zaman ve özellikle her yıl 20 Eylül günlerinde onu ve geride bıraktığı değerleri ısrarla anımsatmaya, türkülerini söylemeye, çoğaltmaya devam ettiler.

Bu yıl da Ruhi Su’nun aramızdan ayrılışının 33. yıl dönümünde bir dizi etkinlik düzenlendi. İlk etkinlik 20 Eylül’de Zincirlikuyu’daki anıt mezarda gerçekleştirildi.

22 Eylül Cumartesi günü düzenlenen etkinliğin adresi bu kez Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi oldu.

Kalabalık bir izleyici katılımıyla gerçekleşen Mahsus Mahal etkinliğinin açış konuşmasını Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Ilgın Su yaptı. Şişli Belediyesi Başkan Danışmanı Ali Ülkü’nün konuşmasıyla devam eden etkinlik Ruhi Su’nun sesinden dinlenen bir Halim Şefik Güzelson şiiri yorumu olan “Kılıç Balığının Öyküsü” ile başladı.

Sanat Yönetmenliğini Emin İgüs’ün, sunumunu Orhan Aydın’ın üstlendiği etkinlikte Tuncer Tercan bağlamasıyla, Muammer Ketencoğlu da akordeonuyla türküler seslendirdiler.

Ruhi Su Dostlar Korosu, Emin İgüs yönetiminde klasik repertuvarından bir seçkiyle sahne aldı. Koroya bağlamasıyla Boran Mert eşlik etti.

Etkinliğin sürprizlerinden bir tanesi Muammer Ketencoğlu’nun akordeonu eşliğinde Emin İgüs’ün yorumladığı Yıldız Dağı türküsü oldu.

Ruhi Su Dostlar Korosu’nun Muammer Ketencoğlu’nun akordeonu eşliğinde ilk kez seslendirdiği, sözleri Ülkü Tamer’e, müziği Zülfü Livaneli’ye ait olan Memik Oğlan türküsü etkinliğin en çok alkış alan türkülerinden bir tanesi oldu.

Etkinlikte Ahmet Say’ın, Yaşar Kemal’in, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in, Abidin Dino’nun, Cevat Çapan’ın, Şükran Kurdakul’un, Nihat Behram’ın ve Aziz Nesin’in, Ruhi Su hakkında söyledikleri, Orhan Aydın’ın sesiyle izleyicilere ulaştı.

Aralıksız 2 saate yakın süren etkinlik Ruhi Su Dostlar Korosu ve konsere katılan sanatçıların hep birlikte söyledikleri Drama Köprüsü ile sona erdi.

Konserin video kaydını bu bağlantı üzerinden izleyebilirsiniz.

 

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

Önseçim kısıtlı, eğilim yoklaması geniş katılımlı

CHP’de Mart 2019’da yapılacak yerel seçimler için aday belirleme yöntemi olarak pek çok farklı yöntem tartışılırken, önseçimle belirlenecek adayların çok sınırlı düzeyde kalacağı belirtiliyor. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirler için özel stratejilerin uygulanacağı ve aday belirlenirken geniş kapsamlı bir eğilim yoklamasının yapılacağı dile getiriliyor.

Partide daha önce yapılan Parti Meclisi (PM) toplantısında önseçim yapılması yönünde görüş öne çıkmıştı. Aday belirlemesinde parti üyeleriyle STK ve derneklerin de görüşleri dikkate alınarak genişletilmiş bir önseçim yapılabileceği ifade ediliyordu.

Ancak PM ve yönetim kadrolarında önseçimin kısıtlı olması ve yalnızca CHP’nin kalesi olan bazı belediyeler için yapılması gerektiği görüşü tartışılıyor. Önseçimin sınırlı tutulmasıyla 24 Haziran’dan sonra başlayan tartışmaların tekrar başlamasının engellenmesi, seçim atmosferinde parti içi tartışmalara yer verilmemesi ve parti örgütlerinin seçime yönelik enerjilerinin bölünmemesinin amaçlandığı kaydediliyor.

Referandum ve 24 Haziran seçimlerinde CHP’nin oy artırdığı bölgeler için özel stratejiler uygulanacağı belirtilirken, özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir adaylarının, kentlerin profiline göre belirlenmesi planlanıyor. Bu kapsamda büyük ihtimalle üç büyük kent için eğilim yoklamasının yapılacağı ifade ediliyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kentlerde diğer partilerle dirsek temasları yaşanabileceğini daha önce açıklamıştı. Parti içinde doğrudan diğer muhalefet partileriyle masa başında bir ittifak yapılması gündemde değil. Bunun yerine farklı parti tabanlarının bir araya geleceği ‘şehir ittifakları’nın kentler düzeyinde gerçekleşebileceği konuşuluyor. Bunun doğal bir süreçte gerçekleşebileceği, seçmenlerin CHP’nin adayı etrafında birleşmesine yönelik özel çalışmaların yapılacağı ifade ediliyor.

Bölge toplantıları

Yerel seçimlere yönelik hazırlık kapsamında geçen hafta başlayan bölge toplantılarında partililere yerel seçimlere ilişkin görüşleri ve önerileri soruluyor. 27-30 Eylül günlerinde yapılacak milletvekili kampında da yerel seçimlere ilişkin stratejilerin ele alınması bekleniyor

‘Geçen yıl maddi sıkıntılar nedeniyle 233 kişi intihar etti’

Kocaeli’nin Körfez ilçesinde İsmail Devrim adlı vatandaşın girdiği ‘ekonomik’ bunalım sonucu yaşamına son vermesinin ardından bir rapor hazırlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, geçen yıl “maddi sıkıntılar” nedeniyle 233 kişinin yaşamına son verdiğini bildirdi.

İlgezdi’nin raporunda, resmi verilere göre 2017 yılında tam 3 bin 69 yurttaşın yaşamını sonlandırdığını ortaya koyan raporda, bu intiharların 233’ünün sebebinin, ‘geçim zorluğu’ olduğu vurgulandı.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, geçim zorluğu nedeniyle intihar ile gerçekleşen ölümlerde ilk üç sırayı 34 ölüm ile İstanbul, 20 ölüm ile İzmir ve 14 ölüm ile Bursa aldı. Ankara’da 13 kişi, Antalya’da 12 kişi, Mersin’de 9 kişi, Konya’da 8 kişi, Antep ve Adana’da ise 7’şer kişi bu nedenle yaşamlarını sonlandırdı.

‘15 YILDA 44 BİN İNTİHAR’

Geçen yıl ‘canına kıyan’ yurttaşların 2 bin 368’inin erkek, 701’inin ise kadın olduğunu ifade eden İlgezdi, raporunda, “Son 15 yılda ölümle sonuçlanan toplam intihar sayısı 44 bin 277’ye ulaştı” dedi.

2017 yılı intihar sebeplerinin detaylı olarak incelendiğinde ‘sebebi bilinmeyen’ intiharlar sayısının bin 248 olduğuna dikkat çeken İlgezdi raporunda, “Bu nedenle ‘geçim zorluğu sebebiyle intihar’ başlığı altında açıklanan 233 ölümün, buzdağının sadece görünen yüzü olduğu, bu nedenden intihar edenlerin sayısının daha fazla olduğu değerlendiriliyor” ifadelerine yer verdi.

Vatandaşların intiharlarının nedenlerine göre incelendiği raporda ayrıca 653 kişinin ‘hastalık’, 128 kişinin ‘aile geçimsizliği’, 86 kişinin ‘istediği kişi ile evlenememe’, altı kişinin ‘ticari başarısızlık’, üç kişinin ‘öğrenim başarısızlığı’ nedeniyle yaşamına son verdiği belirtildi. 712 intihar ise ‘bu nedenlerin dışında’ gerçekleşti.

Asgari ücret artışı yüzde 25’i bulabilir’

Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, asgari ücrette yaşanacak artışın yüzde 25’i bulabileceğini söyledi.

Ekonomide neredeyse tüm kesimlerin zorda olduğunu belirten Aktaş, “Asgari ücret artışı yüzde 25’i bulabilir” başlığıyla yayımlanan yazısında “Bu yıl için asgari ücret net 1.603 lira olarak uygulanıyor. Bu asgari ücretin işverene maliyeti ise 2.385 lira” hatırlatmasında bulundu.

“Asgari ücretin genellikle TÜFE kapsamındaki gıda grubunda ortaya çıkan yıllık artış dolayında yükseltildiği biliniyor” diyen Aktaş, şöyle devam etti:

“Ama kimi yıllar siyasi partiler arasındaki rekabet çalışanlara yarıyor ve asgari ücret enflasyonun çok çok üstünde artırılabiliyor. Örneğin 2016 yılındaki yüzde 30’luk artış gibi. Yeni ekonomi programında (YEP) bu yılın TÜFE gerçekleşmesi yüzde 20.8 olarak tahmin ediliyor. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda ağustos sonu itibarıyla yıllık yüzde 20’ye yakın artış var ve bu oranın yıl sonunda yüzde 25’e yaklaşması şaşırtıcı olmayacak.”

‘PEK İHTİMAL VERİLMİYOR’

Aktaş, yüzde 20 ve 25’lik oranlar uygulandığında 2019 yılının net asgari ücretinin 1.924 ile 2.004 lira arasında oluşacağını kaydetti.

“Psikolojik yönü de düşünülerek asgari ücretin net 2 bin liranın üstünde belirlenmesi olasılığı güçlü görünüyor” diyen Aktaş, devamında şu görüşü dile getirdi:

“Ancak biz net ücretin küsuratsız 2 bin lira olarak belirleneceğini pek sanmıyoruz, çünkü bu tutar daha önce CHP tarafından dile getirilmişti. Zaman farklı olsa bile ‘CHP’nin önerdiğine gelindi’ dedirtmemek için asgari ücretin net 2 bin lira olarak belirleneceğine pek ihtimal verilmiyor.”

BES zorunlu hale geliyor: 3 yıl boyunca sistemden çıkış yok

Hürriyet yazarı Noyan Doğan, Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) dair ayrıntıların da yer aldığını söyledi. Buna göre BES zorunlu hale getirilecek ve çalışanlar üç yıl boyunca sistemden çıkamayacak.

Noyan Doğan, “YEP’te otomatik BES zorunlu oluyor” başlığıyla yayımlanan yazısında “Otomatik BES uygulaması zorunlu hale getirilecek” dedi.

45 yaş altı tüm çalışanların işverenleri tarafından BES’e dahil edilmesini sağlayan otomatik katılım uygulamasının 2017 yılı başında başladığını hatırlatan Doğan, “İki sene içinde 12 milyona yakın çalışan sisteme giriş yaptı, bunların yüzde 60’a yakını sistemden çıktı; 5 milyon çalışan ise kalarak, tasarruf etmeye başladı. Çıkışların bu kadar fazla oluşu ise ekonomi yönetimini memnun etmedi” diye yazdı.

Doğan şöyle devam etti:

“İşte, Yeni Ekonomi Programı’nda yer alan otomatik BES’in yeniden yapılandırılarak daha sürdürülebilir hale getirilecek olmasından kasıt, uygulamanın zorunlu hale getirilmesi. Malum, otomatik katılım, zorunlu bir sistem değil; isteyen dilediği zaman sistemden ayrılabiliyor. Yeni düzenleme ile çalışanlar sistemden ayrılamayacak. Ne kadar süreyle? Öğrendiğime göre üç yıl süreyle. Daha açık bir anlatımla, çalışanlar, işverenleri tarafından sisteme dahil edilecek ve üç yıl boyunca da sistemden çıkamayacak; her ay maaşlarından belli bir miktar kesilip, tasarruf için emeklilik şirketlerine gönderilecek.”

İddia: TripAdvisor’da her üç yorumdan biri sahte

Dünya çapında milyonlarca kişinin yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerini planlarken karar vermek için başvurduğu TripAdvisor sitesindeki her üç yorumdan birinin sahte olduğu öne sürüldü. TripAdvisor bu suçlamaya sert tepki gösterdi.

İddia, internetteki sahte yorumları ortaya çıkaran Fakespot isimli siteye ait. Yorum yapanların dil, yorum yapma alışkanlığı ve hesap ayrıntılarına dair bir algoritma kullanan site, otel işletmecilerinin TripAdvisor’daki notlarını manipüle ettiğini savunuyor. İddiaya göre, oteller üçüncü taraflara para ödeyerek kendilerine beş yıldız veren, rakiplerini de eleştiren yorumlar yazdırıyor; TripAdvisor ise bu sahte yorumları yayımlıyor.

Fakespot, en yüksek nota sahip otellerin iki kat daha fazla sahte yoruma sahip olduğunu da öne sürüyor. Şirketin kurucusu Saoud Khalifa Daily Mail gazetesine açıklamasında, “TripAdvisor kullanıcılarına okudukları her yorumu şüpheyle yaklaşmalarını tavsiye ederim” dedi.

TRIPADVISOR: SAHTE YORUMLARLA ÇOK İYİ SAVAŞIYORUZ

TripAdvisor ise bu iddiayı ‘hatalı, yanlış yönlendirici ve güvenilmez’ diyerek reddetti; Fakespot’un yönteminin hatalı olduğu belirtildi. Açıklamada, “Bu hatalı ve yanlış yönlendirici bulguları tamamen reddediyoruz. Sitemizi yüz milyonlarca kullanıcı arasında popüler kılan şey, TripAdvisor’daki içeriğin kullanışlı olması ve doğruluğudur. Sahte yorumlarla böylesine sert bir şekilde mücadele ediyor olmamızın nedeni de budur. Sahte yorumlara dair iddialar, hatalı tekniklere dayanıyor” denildi.

Bugün günlerden Süslü Kadınlar Bisiklet Turu – Pınar Pinzuti

Günaydın,

bisikletizm‘den en son tam bir yıl önce yazı göndermişim. Bir yıl boyunca bisikletle ilgili çok güzel gelişmeler oldu ama benim yazıp paylaşmaya hiç fırsatım olmadı. Bisikletizm.com‘daki yazılarımı ihmal ediyorum farkındayım, ama mazeretim var:  İtalyan bikeitalia‘nın yazarıyım ve tek kadın yazarak olarak ele almam gereken çok fazla konu var.  Avrupa’da spor yazarlarının %90’ı erkek ve spor yazılarının %85’i erkeklerle ilgili. Bisikletin daha çok kadına ihtiyacı var!

2013 yılında İzmir’de başlayan Süslü Kadınlar Bisiklet Turu, bugün 23 Eylül’de (bugün) eş zamanlı olarak 6 ülkede 70 şehirde eş zamanlı olarak yapılacak. Anadolu’da giyilen şalvarın ABD’deki bisikletli kadın hareketi ile bağlantısı olduğunu biliyor musunuz? Aradan 100 yıl geçti ve İzmir’de doğan bir etkinlik global bir kadın hareketine dönüşüyor.

Hangi şehirlerde etkinlik var ve benim hangi şehirde tura katılacağım sorularının cevabı bu yazının alt kısmında.

Bir kaç kadının buluşup birlikte bisiklete binmek için valilik/emniyet gibi kurumlardan izin almak için yalvarmak zorunda olmadığı, polis eşliğine gerek kalmadan sokaklarda özgürce ve güvenli bir şekilde bisiklete binebileceğimiz günlerin gelmesi dileğiyle.

***

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu İstanbul’dan Diyarbakır’a Sinop’tan Antakya’ya Türkiye’nin bir çok şehrinde gönüllü kadınlar tarafından eş zamanlı olarak düzenleniyor. Şehir listesi ve etkinlik buluşma yer ve saat bilgisi burada.

Fancy Women Bike Ride – Türkiye ile birlikte eş zamanlı olarak Milano’da Fancy Women Bike Ride yapıyorum dediğimde beni nasıl bir sürecin beklediğini bilmiyordum. İtalya’daki etkinlik haberimiz bir anda diğer Avrupa ülkelerine yayıldı ve yarın tur eş zamanlı olarak Köln ve Bern’de de yapılıyor. bilgi burada

Biz, bisikletli kadınlar ne istiyoruz? 

Kimseye ve hiç birşeye bağımlı olmadan şehir içindeki ulaşımımızı bisikletle sağlamak, güvende hissetmek ve sokaklarda nasıl istersek öyle var olmak istiyoruz. Olduğumuz gibi kabul edilmek ve saygı görmek.

İyi Pazarlar

Bu yazı, yazarının da onayı ile tarafımıza gönderilen mailden aynen alıntılanmıştır

 

Pınar Pinzuti

bisikletizm.com

Bilimsel yayıncılık dolandırıcılıktır: Araştırmaları finanse edenlere bedava olmalıdır

The Guardian’da George Monbiot imzası ile yayınlanan makaleyi yazarımız Sezai Ozan Zeybek‘in aracılığı ile yazıyı dilimize kazandıran Nesin Matematik Köyü sosyoloji öğrencileri Karya Ayyıldız ve Özge Kiraz Aslan‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz.

***

Bilgiye fiyat biçen küresel ağlara karşı çıkanlar hırsız değil, kahramanlardır.

Azimli birinin gücünü asla hafife almayın. Kazakistanlı genç bilim insanı Alexandra Elbakyan, Carole Cadwalladr’ın Facebook’a ve büyük veriye, Edward Snowden’ın Devlet Güvenlik Tesisi’ne yaptığını,, bilgiye ödeme duvarları ören milyar dolarlık sanayiye yapmıştır. Elbakyan’ın korsan ağ servisi Sci-Hub, devletlerden daha fazlasını yaparak modern zamanların en büyük dolandırıcılığıyla, yani kamuca finanse edilmiş araştırmaların kamuya açık olmaması ile mücadele etmiştir. Öğrenmek özgür olmalı, bilgi ise olabildiğince yaygınlaştırılmalıdır. Kimse bu düşünceye açıkça karşı çıkmaz. Buna rağmen devletler ve üniversiteler büyük akademik yayınevlerine bu düşünceye karşı çıkma hakkını tanımışlardır. Akademik yayın işi oldukça sıradan ve köhne bir mesele gibi gelebilir fakat diğer bütün sektörlerde olduğu gibi en acımasız ve kazançlı iş modellerinden birini kullanmaktadır.

Bu iş modelinin öncüsü dolandırıcılıkta ün yapmış Robert Maxwell. Bilim insanlarının kendi alanlarındaki tüm önemli gelişmelerden haberdar olmaları gerektiğini, akademik yayın yapan her derginin bir tekel kurabileceğini ve bilginin aktarımı için fahiş miktarda bir ücretlendirme yapabileceğini fark etti. Söz konusu olan keşfine, “daimi finans makinesi” ismini verdi. Başkalarının emeğini ve kaynaklarını, karşılıksız ele geçirebileceğini fark etti. Devletler, şirketi Pergamon’ın bastığı bilimsel makaleleri finanse ederken, bilim insanları bu makaleleri yazıyor, gözden geçiriyor ve bu dergiler için ücretsiz hakemlik yapıyorlardı. İş modeli, ortak ve kamuya açık kaynakların tekelleşmesine dayanıyordu. Bunun teknik tabiri güpegündüz soygun!

Diğer girişimleri sıkıntıya girdiğinde, şirketini Hollanda menşeili yayın devi Elsevier’e sattı. Elsevier bu modeli günümüze kadar getirmiş, diğer büyük rakipleri gibi halen daha inanılmaz kârlar elde etmeye devam ediyor. Dünyada yürütülen araştırmaların yarısı bu beş şirketten yayınlanıyor: Reed Elsevier, Springer, Taylor & Francis, Wiley-Blackwell ve American Chemical Society. Üniversite mensubu olmayanların tek bir makale okumaları için 20, 30 hattâ bazen 50 dolar ödemeleri beklenirken, kütüphaneler birkaç derginin yer aldığı paketlere servet ödemek zorundalar.

Erişime açık dergilerin sayısı hızla artarken, araştırmacılar hâlâ ticarî dergilerdeki ücretli makaleleri okumak zorundalar. Çalışmaları, yayınladıkları dergilerin etkisine göre onları finanse edebilecek, ödüllendirecek veya tanıtabilecek kişiler tarafından değerlendirildiği için, çoğu kişi araştırmalarını bu şirketlere teslim etmekten başka bir seçenek düşünemiyor. Bilimden sorumlu kişiler ise bu soygun hakkında tek bir söz söylemiyorlar.

Bu sene kanser olduğumu öğrendim. Önüme birkaç tedavi seçeneği sunuldu. Bilerek karar vermek istedim. Bunun için bilimsel makaleler okumam gerekliydi. Sci-Hub tarafından sağlanan çalıntı materyalleri kullanmamış olsaydım bu bana binlerce sterline mal olacaktı. Bundan dolayı, tıpkı birçok insan gibi, böyle bir parayı karşılayamayacağım için, tam anlamıyla bilgi sahibi olamadan vazgeçebilirdim. Elbakyan’la hiç tanışmadım,  o makaleleri okumasaydım kararım nasıl değişirdi diye ancak tahminde bulunabilirim. Ama Elbakyan’ın, hayatımı kurtarmış olması mümkün.

Bursların yeterince finanse edilmediği birçok ülkedeki insan gibi, Elbakyan da nörolojik bilim araştırmasını korsan makaleler olmadan tamamlayamayacağını fark etti. Dergilerin bilgiye kilit vurmalarına öfkelenerek, hackleme becerilerini makalelerin paylaşımını yaygınlaştırmak için kullandı. Sci-Hub, para ödememiz beklenen 70 milyon makaleye erişim sağlamakta.

2015’te Elsevier Elbakyan’a dava açmış, telif hakkı ihlalinden 15 milyon dolar kazanmıştı, aynı şekilde 2017’de American Chemical Society’nin açtığı davada Sci-Hub’a 4,8 milyon dolar ceza verilmişti. ABD mahkemeleri, Sci-Hub’ın yaptığını telif hakkı ihlali ve bilgi hırsızlığı olarak nitelendirmiş olsa da bana kalırsa bu site bize ait olan ve parasını ödediğimiz kamu mülküne yeniden erişim sağlıyor. Çoğu zaman yayınlanan makaleler, vergi ödeyenler tarafından finanse edilmiş oluyor. Makalelerin yazılması, gözden geçirilmesi ve yapılan hakemlik üniversitede çalışanlar tarafından, yani kamu harcaması ile yürütülmekte. Buna rağmen kamuya ait olan zaptediliyor, paketleniyor ve olağanüstü ücretlerle bize geri satılıyor. Dolayısıyla vergisini verenler bu hizmete iki kere para ödemek durumunda kalıyor. İlk seferde çalışmaları [vergileriyle] destekleyerek, ikinci seferde ise finanse ettikleri makaleyi indirebilmek için. Bu yapılanın yasal gerekçeleri olabilir; fakat yapılan iş etik değil.

Alexandra Elbakyan, ABD mahkemelerinin uzanamayacağı bir yerde gizlenerek yaşıyor ve Sci-Hub kapatıldıkça alan adlarını değiştiriyor. Kendisi büyük yayıncılar ile mücadele etmiş ilk insan değil elbette. Public Library of Science isimli site, yalnızca bilgiye erişimin kısıtlanmasına değil; aynı zamanda bilimsel araştırmaları geri bırakan yavaş, çağdışı ve beceriksiz yayıncılık modeline de itiraz etmiş araştırmacılar tarafından kurulmuş. Seçkin dergiler hazırlamak için para ödemeye gerek olmadığını ispat etmiştir. Stevan Harnad, Björn Brembs, Peter Suber ve Michael Eisen gibi avukatlar kamuoyunda hakim olan havayı değiştirmişlerdir. Online âlemin parlak yenilikçilerinden Aaron Swartz, 5 milyon bilimsel makaleyi kamuya açmak için çabalamış; fakat Bu özverili hareketi nedeniyle ABD federal hapishanesinde on yılları bulacak bir ceza alabileceğini öğrenince intihar etmiştir.

Şimdilerde kütüphanelerin büyük yayıncılar karşısında elleri daha güçlü. Kullanıcılarının para bariyerini aşabilecekleri başka yollar olduğundan, şirketlerle sözleşmelerini yenilemeyi reddedebiliyorlar. Sistemin sarsılmaya başlamasıyla, devletin finanse ettiği bu kurumlar yıllar önce yapmaları gerekeni, yani bilginin demokratikleşmesini talep etme cesaretini en sonunda gösterebildiler.

Geçen hafta, içinde Birleşik Krallık, Fransa, Hollanda ve İtalya’dan araştırma kurumlarının da dahil olduğu bir Avrupalı yatırımcılar konsorsiyumu, “S” ismini verdikleri bir plan yayınladı. 2020 itibariyle, vergilerimiz aracılığıyla ödemesini hâlihazırda yapmış olduğumuz araştırmaların bundan böyle “her hakkının mahfuz” olmayacağı iddia ediliyor. Bu konsorsiyumdan para alan her araştırmacı, çalışmasını yalnızca açık erişimli dergilerde paylaşmak zorunda.

Yayıncılar çıldırmış durumda. Springer Nature bu planın “tüm akademik yayın sistemini sarsabilme potansiyeline sahip” olduğunu ileri sürdü. Evet, amaç da bu zaten. Science serisinin yayıncıları, böyle bir kararın “bilimsel iletişimi aksatacağını, araştırmacılara zarar vereceğini ve akademik özgürlüğe zarar vereceğini” söyledi. Elsevier ise, “bilginin ücretinin olmaması gerektiğini düşünüyorsanız, Vikipedi’ye gidin” dedi. İstemeden ticari ansiklopedilere neler olduğunu biz hatırlatmış oldu.

“S” planı mükemmel değil elbet; ama Maxwell’in rezil mirasını bitirecek bir başlangıç olmalıdır. Siz bu plan yürürlüğe girene kadar, prensip olarak, akademik bir makaleyi okumak için bir kuruş dahi ödemeyin. Yapabileceğiniz etik seçim, Sci-Hub’ın yayınladığı çalıntı materyalleri okumak.

 

Makalenin İngilizce orijinali

Yazar: George Monbiot

Yeşil Gazete için çeviren Nesin Matematik Köyü sosyoloji öğrencileri:  Karya Ayyıldız ve Özge Kiraz Aslan

 

(Yeşil Gazete, The Guardian)