Ana Sayfa Blog Sayfa 2722

SBF’den istifa eden Kerem Altıparmak: Akademi adına direnmek için

Ankara Üniversitesinde rektörlükçe kapatılan İnsan Hakları Merkezi İnsan Hakları öğretim üyesi, İnsancıl Hukuk, Uluslararası Ceza Hukuku, Anayasa ve İdare Hukuku uzmanı Kerem Altıparmak bir veda mektubu yayınlayarak istifa ederken akademinin ve ülkenin durumuna dair çarpıcı tespitlerde bulundu.

Çocukluktan yeni çıkarken emekli olarak ayrılmayı hayal ederek girdiği Cebeci Kampüsü’nden 27 yıl sonra SBF’nin hayal ettiği yerin çok gerisine düştüğü için istifa eden Altıparmak ayrılma gerekçesini şöyle dile getiriyor: “Üniversite ve akademi için direnmek ve dayanmak çok anlamlı olabilirdi ama geriye kalan şey öyle bir şey değil. Bu nedenle tam da akademi adına direnebilmek için üniversite dışına çıkmak gerektiğini düşündüğüm için ayrılıyorum”.

Altıparmak veda mektubunda dayanamayıp, yenik düştüğü için değil tam tersine hakikati daha özgürce savunabilmek için bilime daha yakın olabilmek için üniversiteden ayrıldığını, üniversite dışında yazmaya, çizmeye, imkan olduğunca da öğretmeye devam edeceğini söylüyor.

Kerem Altıparmak istifa ettiği kurumlara artık neden üniversite denemeyeceğini şu cümlelerle anlatıyor:

Çalışma alanım itibariyle akademik özgürlükle ilgili de yazdım, düşündüm. Aklımda olan ve sıklıkla sorduğum soru hep şu oldu “ifade özgürlüğünden ayrı bir akademik özgürlük kavramına neden ihtiyacımız var?” Eğer ifade özgürlüğü araştırmamız, öğrenmemiz ve yazmamızı güvenceye alıyorsa bir de akademik özgürlük gibi bir kavrama neden ihtiyacımız var? Bunun için akademik özgürlüğün bireysel özgürlük dışındaki boyutlarına da bakmak gerekiyor. Kısaca akademik özgürlüğün şu üç boyuttan oluştuğu söylenebilir:

  1. Akademisyenlerin araştırma, öğrenme ve öğretme, araştırma sonuçlarını yayımlama ve tartışma hakları. Bu yayınlama faaliyetleri şüphesiz yanılma hakkını da içermektedir.
  2. Kurumsal ve kolektif özgürlükler. Anayasa’da üniversitelerin özerkliğin düzenleyen 130. maddeden de anlaşılabileceği üzere, üniversiteler bilimsel hakikate ulaşmak için devlet veya üniversite dışı başka aktörlerden bağımsız hareket edebilmelidir. Bunun için de kararlarını, dışarıdan müdahale olmaksızın sadece akademik kurallara göre ve akademik özgürlükleri ihlal etmeyecek şekilde yetkili akademik kurullar aracılığıyla almalıdırlar. Bu nedenle akademik özgürlük sadece bireysel değil ve fakat aynı zamanda kolektif bir özgürlüktür.
  3. Bu özgürlüğün bir sonucu olarak kamusal yetki kullanan makamların, bu hakkın etkin kullanımın sağlamak ve desteklemek için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü vardır. Devlet hem akademisyenlerin araştırma, öğretme ve yayma özgürlüğüne hem de akademik kurulların karar alma süreçlerine saygı duymak durumundadır.

Bir başka deyişle, akademi özgürlüğü herkesin ifade özgürlüğünden ayıran asıl ikinci ve üçüncü özellikler; yani kurumsal ve kolektif bir özgürlük olması ve bu niteliğine kamusal yetki kullanan diğer kişilerin saygı göstermesi gerekmesi.

İşte bu yönüyle üniversite bilimin kalesi oluyor. Sadece bilimsel yöntem ve kararların çalıştığı, dışarıdan gelecek saldırılara karşı da kolektif bir savunmanın yükseldiği bir kale. Bu kaleyi savunmak, bu kaleye yapılacak her saldırıya karşı “direnmek” ve “dayanmak” o kolektif yapının her bir üyesinin ahlaki bir ödevi. Ben ve bir çok meslektaşım elimizden geldiği ölçüde bu anlamda “direndik” ve “dayandık”.

Ne var ki son bir kaç yılda geldiğimiz nokta bu kalenin hem içeriden, hem dışarıdan yıkıldığı önü alınamaz bir süreç haline dönüştü. Üniversitenin içinde bilimsel gerekçelerle alınması gereken kararlar, üniversite dışında ve tamamen bilim dışı gerekçelerle alınıyor. Üniversitede kimin çalışacağı, kimin hangi konuyu araştıracağı, hangi konularda toplantı/seminer vs. yapılacağı, kimin burs ve kadro alacağı tamamıyla bilimsel yöntemlerin dışında, konunun dışındaki kişiler tarafından karara bağlanıyor. İnsanlar sorgusuz sualsiz işlerinden oluyor, ülkenin en önemli sorunları hiç yokmuş gibi gözardı ediliyor. Üniversite dışarıdan gelen bu saldırıya kayıtsız kaldığı gibi içeride de özgür ve eşit bir ilişki ağı kurmak yerine, her şeyin tepeden karara bağlandığı hiyerarşik yapılarla işliyor. Ülkedeki durumdan farksız bir şekilde meslektaşların uzmanlıklarına göre karar aldıkları bilimsel kararların yerine tepedeki kişinin kararları tüm kararların yerini alıyor. Dahası o tepedeki kişi de artık meslektaşlarının seçtiği değil, siyasi bir kişinin atadığı bir amir.

Bu koşullarda bilimi savunacak bir kale olarak üniversiteden bahsetmek artık mümkün değil. Bununla birlikte, üniversiteye olduğundan daha fazla anlam yüklemek “direnmeyi” özünden, anlamından ayırmak anlamına gelebilir. Nihayetinde üniversite bir amaç değil araç. Bilimin, akademik özgürlüğün hayata geçirilmesinin en iyi aracı, sadece o kadar. Oysa akademik özgürlüğün amacı üniversite inşa etmek değil hakikate ulaşmanın yöntemlerini kullanılabilir kılmak. İçeriden ve dışarıdan zapturapt altına alınmış üniversite bunu gerçekleştirmek bir yana, imkansız kılıyor. Bu kıyım sürecinde baktığımda şunu çok net görebiliyorum; binbir zorluğa ve engele rağmen, üniversitenin dışına itilmiş meslektaşlarım hakikat arayışına, bizim gibi içeride kalanlardan daha yakınlar. İçeride kalanlar, isteyerek veya istemeyerek “aman ha başımıza bir şey gelmesin” diye görmüyor, duymuyor ve ne yazık ki susuyor.

 

(Yeşil Gazete)

Yunan basınının “hırsız” dediği tanınmış LGBTİ aktivisti Zak Kostopoulos öldürüldü

Yunanistan LGBTİ cinayetini konuşuyor.

Nikolaos Stelya’nın Gazete Duvar’da çıkan haberine göre, Atina’da bir kuyumcuda hırsızlık yaptığı iddia edilen bir kişi linç edilerek öldürüldü.

Ancak ana akım medyada yer alan ilk iddiaların ardından, öldürülen kişinin Yunanistan’ın ünlü LGBTİ aktivistlerinden Zak Kostopoulos olduğu ve olay sırasında dükkanda kilitli kaldığı için vitrini kırmak zorunda kaldığı ortaya çıktı.

Kostopoulos’un yakınları ve dostları Yunanistan medyasındaki “hırsızlık” iddialarının ardından elde ettikleri video görüntülerini yayınladı.

İlgili videoları internet üzerinden kamuoyuyla paylaşan aktivistler, Kostopoulos’un geçmişte de saldırılara maruz kaldığını, LGBTİ hakları konusundaki azimli duruşu ile birçok kesimde rahatsızlık yarattığını vurguladı.

 

(Duvar)

“Oğluna okul pantolonu alamadığı için intihar etti” haberini yapan gazeteciye gözaltı

Oğluna okul pantolonu alamadığı için intihar eden İsmail Devrim’in haberini ilk olarak Astakos Haber sitesinde yayınlayan gazeteci Ergün Demir gözaltına alındı.

Hereke’de ikamet eden İsmail Devrim, oğluna pantolon alamadığı için hayatını son vermişti.

Yaşanan acı olayı ortaya çıkartan ve ilk yazan gazeteci olan Ergün Demir gözaltına alındı.

astakoshaber.com haber sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Demir, ifade vermesi için İzmit İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne çağrıldı. Emniyet Müdürlüğü’ne giden Demir için Körfez İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından gözaltı işlemi başlatıldı.

Sağlık kontrolüne götürülen Demir, olayla ilgili soruşturmayı yürüten Hereke Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Demir’in ifadesinin alınacağı belirtiliyor.

‘Geçen yıl maddi sıkıntılar nedeniyle 233 kişi intihar etti’


(Cumhuriyet)

Çevre Mühendisleri Odası: Zonguldak daha fazla termik santrali kaldıramaz

Çevre Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan ve Zonguldak’ta tanıtımı yapılan “Zonguldak-Çatalağzı Hava Kalitesi Değerlendirme Raporu”, Çatalağzı’nda yapılan güncel hava kirliliği ölçümlerini ortaya koyuyor ve ÇED raporlarındaki eksik bilgileri gün ışığına çıkarıyor. Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Rapor Çatalağzı’nda yapılmak istenen yeni ünite ve santrallerin ÇED raporlarındaki önemli eksikliklerini de ortaya koyuyor. Mevcut ÇED raporlarında bulunan hava kirliliği değerleri hem Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın hava kalitesi ölçümleri, hem de Çevre Mühendisleri Odası’nın Bakanlık tarafından yetkili bir laboratuvara yaptırdığı ölçümlerle de çelişiyor.

Ana kaynağı kömürlü termik santral olan Çatalağzı’nın hava kirliliği değerleri, şimdiden başta Ulusal Sınır Değerler olmak üzere, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Avrupa Birliği Sınır Değerleri’nin tamamını aşıyor.

ÇMO raporunda ayrıca Zonguldak’ta bir hastanede çocuk onkolojisi bölümünün açıldığına da dikkat çekilirken yeni yapılacak kömürlü termik santrallere asla izin verilmemesi gerektiği de bilimsel verilerle desteklenerek söyleniyor.

ÇED Raporlarında Verilen Ölçüm Değerleri İle Mevcut Durumun Karşılaştırılması (Kaynak: *Türkiye’de Termik Santraller 2017, TMMOB Makina Mühendisleri Odası)

Rapora göre, Çatalağzı’ndaki PM10 değerinin yıllık ortalaması (72,33 μg/m3) Ulusal Sınır ve AB Sınır Değerleri’nin (40 μg/m3) neredeyse iki kat üzerinde, SO2 değeri (157,04 μg/m3) ise Ulusal Sınır ve AB Sınır Değerleri’nin (20 μg/m3) yedi kat üzerindeseyrediyor. Bu ölçümlerin aksine Zonguldak Çatalağzı’na yeni yapılmak istenen DETES projesinin ve ÇATES ilave ünite projesinin ÇED raporundaki ölçümlerde mevcut hava kirliliği tüm sınır değerlerin altındaymış gibi görünüyor.

Çatalağzı’nda Bulunan Termik Santrallerin Mevcut Kurulu Gücü ve Planlar (Kaynak: *Türkiye’de Termik Santraller 2017, TMMOB Makina Mühendisleri Odası)

Çevre Mühendisleri Odası’nın gerçekleştirdiği ölçümlerin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurduğu 06 DV 9975 plakalı mobil hava kirliliği ölçüm istasyonu ve sabit istasyonların verilerinin incelenmesi sonucu oluşturulan rapor; PM10 ve PM2,5 değerlerinin Zonguldak’ta insan sağlığına halihazırda ciddi etkiler oluşturan bir düzeyde olduğunu ortaya koyuyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin tam kapasite çalışmamalarına rağmen tüm sınırları aşan bir kirliliğe sebep olduğunun altını çizen Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, yaptığı açıklamada yeni yapılacak santraller veya kapasite artırımıyla Çatalağzı’nın ve şehrin tamamının hava kalitesine ölümcül bir darbe ineceğini ifade etti.

Mevcut Durum Elektrik Üretimleri (Kaynak: *Türkiye’de Termik Santraller 2017, TMMOB Makina Mühendisleri Odası)

Rapor tanıtım toplantısında, Türkiye’de her yıl kömürlü termik santrallerin sebep olduğu kirlilik nedeniyle en az 2 bin 876 erken ölüm ve 3 bin 823 kronik bronşit vakası yaşandığına da dikkat çeken Bozoğlu, Zonguldak’ın merkezindeki bir hastanede Çocuk Onkolojisi bölümünün açılmış olduğuna dikkat çekerek sözlerini noktaladı.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

KOS’tan Almanya’ya: Hambach Ormanından elinizi çekin!

Kuzey Ormanları Savunması ve yapılan çağrıyla gelen ekoloji aktivistleri, Taksim, Gümüşsuyu’ndaki Almanya Başkonsolosluğu önünde bir basın açıklaması okuyarak Almanya’nın, ülkesindeki Hambach Ormanı’nı linyit madenini büyütmek için katletmesini protesto etti.

Kuzey Ormanları katili 3. Havalimanı’nın en büyük “iş” ortaklarından olan Almanya, 13 Eylül’den bu yana binlerce polisin katıldığı operasyonla Hambach Ormanı’nda doğayla uyum ve barış içerisinde yaşama çabasındaki direnişçileri ormandan çıkarmak için şiddete başvuruyor. Geçtiğimiz günlerde polis müdahalesi sırasında uzun süredir direnişi belgeleyen ve destekleyen gazeteci Steffen Horst Meyn hayatını kaybetti.

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Prof. Dr. Zerrin Bayrakdar’ın okuduğu basın açıklaması sırasında “Ormanıma suyuma Hambach’a dokunma” sloganı atıldı.

Başkonsolosluk önünde okunan basın açıklamasının tam metni ise şöyle:

“Kuzey Ormanları katili 3. Havalimanı’nın en büyük “iş” ortaklarından Almanya, ülkesindeki Hambach Ormanı’nı linyit madenini büyütmek için katlediyor. Linyit madeni için %90’ı yok edilen 12 bin yıllık Hambach Ormanı’ndan geriye kalan yüzde 10’luk kısmı kurtarmak için beş yıldır mücadele eden dostlarımız, devlet müdahalesi ile ağaçlarından koparılmak isteniyor.

Doğayla uyum ve barış içerisinde yaşama çabasındaki direnişçileri ormandan çıkarmak üzere 13 Eylül’den bu yana binlerce polisin katıldığı operasyon devam ediyor. Polis müdahalesi sırasında uzun süredir direnişi belgeleyen ve destekleyen gazeteci Steffen hayatını kaybetti.

“Tanrı’nın Ormanı” olarak anılıp çevresinde yerleşik topluluklara yaşam sunan, ağaç kesmenin yasak olduğu Hambach ormanı, emperyalist şirketlerce satın alınarak kıyıma uğradı. Bugün yalnızca %10’u kalan orman, nesli tükenme tehdidinde olan 140 canlı türünün yuvası olarak tıpkı Kuzey Ormanları gibi direniyor.

Kuzey Ormanları katili 3. havalimanında, bedeli kamuoyuna açıklanmayan ancak tarihte görülmemiş büyüklükte olduğu söylenen siparişi alan Alman sanayi devi ThyssenKrupp ve bölgeye üşüşen diğer emperyalist şirketler Kuzey Ormanlarından eliniz çekin!

Binlerce yıllık ormanı, altındaki linyit için kesen RWE, Hambach Ormanından elinizi çekin!

Emperyalist şirketlerle ortaklık yaparak halklara ihanet eden tüm devletler elinizi ormanlardan çekin!

Hambach ormanında direnen dostlarımız, “Mumlarınızı yakın, şarkınızı söyleyin! Burada kimsenin pes etmediğini ona gösterin!

Kuzey Ormanları Savunması

 

Hambach Ormanı direnişçileri İstanbul’da

Hambach Ormanı Direnişi’ne polis saldırısı: Bir gazeteci hayatını kaybetti

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Hambach direnişçilerine destek eylemi

 

(Yeşil Gazete)

Eskişehir Çevre Şenliği’nden ortak ses: Alpu’da termik santrale geçit yok!

22 – 23 Eylül tarihlerinde Eskişehir Haller Gençlik Merkezi’nde “Alpu Termik Santrali” tehdidi altındaki kente destek amacıyla ülke çapında birçok ekoloji aktivistinin de katıldığı “Eskişehir Çevre Şenliği” düzenlendi. Şenlik Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Kent Konseyi, Yeryüzü Derneği, EkoIQ, Troya Enerji Kooperatifi ve Greenpeace ortaklığında gerçekleştirildi.

Tabiat Dörtlemesi’nin üçüncü kitabı “Hava”yı okurları ile daha çok yeni buluşturan Buket Uzuner ile iklim değişikliği tehdidini 20 yılı da aşan bir zaman zarfında gerek Açık Radyo’daki programlarda gerekse de katıldığı toplantılarda yıllardır dile getiren Ömer Madra’nın da ilk gününe katıldığı şenlik Eskişehirliler tarafından yeterli ilgiyi görmemiş olsa da ekoloji mücadelesinin yurdun pekçok yerine dağılmış aktivistlerinin biraraya gelmesine, ortak bir güzergah üzerinde doğa hakları savunusunun etkili şekilde sürdürülmesinin sağlanmasına katkı sağladı.

Şenliğin açılışını Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Oğuzhan Özen yaptı. Eskişehir’in termik santral mücadelesine destek veren tüm katılımcılara teşekkür ederek sözlerine başlayan Özen, Alpu Termik Santralin mücadelesiniden de ayrıntılar paylaştı. Çevre Şenliği programını ise Eskişehir Kent Konseyi Genel Sekreteri Ahmet Kapanoğlu açıkladı.

Hikaye anlatıcılığının önemi

Şenliğin ilk konuşmacıları Buket Uzuner ve Ömer Madra oldu

Açılış konuşmalarının ardından gerçekleşen ilk oturumda Buket Uzuner, “Edebiyat ve çevre; Dünyanın Nefesi HAVA” başlıklı sunumunu paylaşırken Ömer Madra, “İklim Krizi”nin bugününe değin örnekler paylaştı. Her iki konuşmacı da hikaye anlatıcılığının günümüzdeki önemine değindi. Tabiat Dörtlemesi’nde kaman (şaman) geleneğinden ve doğa ile içiçe yaşamayı hayat düsturu haline getirmiş atalarımızdan söz eden Uzuner, “”Kaman geleneğinde fazla tüketim yoktur. Bu çok büyük bir günah olarak görülürdü. Günümüzde biz bunu kaybettik. Kam’lar ağaç keserken ona sarılıp ağacın ruhundan özür dilerdi.” Şeklinde konuştu. Yerli halkların, toprakla bağı henüz kopmamış insanlanrın iklim krizinde mücadelenin ön saflarında mücadeleyi sürdürdüğünü kaydenen Madra ise, “Kanada’da first nations, kadim halklar, kızılderililer en büyük iklim mücadelesini veriyor. Bu doğal, çünkü onlar halen doğa ile bağlarını kaybetmemiş durumda” dedi.

Kardelen Afrodit Adsal, Ümit Şahin ve Artur Wyns

Eskişehir Çevre Şenliği’nin ilk günü dünya çapında termik santral mücadelesine ilişkin bilgi paylaşımında bulunulan ve Yeşil Gazete’den Ümit Şahin’in moderasyonunu üstlendiği “Avrupa’da Enerji Dönüşümü” oturumunda ise Climate Tracker adına Almanya’dan şenliğe iştirak eden Artur Wyns ile Danimarka’da yenilenebilir enerji üzerine çalışan Nordic Folkecenter for Renewable Energy’den Kardelen Afrodit Adsal konuştu. Artur Wyns, Almanya’da Türkiye’dekinin 5 katı sayıda 300 bin kişinin yenilenebilir enerji sektöründe istihdam edilidiğini kaydederken, Adsal, Danimarka’da zorlu kış şartlarına, Türkiye’deki ile kıyaslanamayacak düşük seviyede güneş enerjisi imkanlarına rağmen kış mevsiminde bile güneş enerjisinden faydalanabildiklerini, Türkiye kendi imkanlarını kullanabilse termik ve nükleere hiçbir ihtiyacın kalmayacağını dile getirdi.

Deniz Selkan Polatkan, Barış Doğru, Özgür Gürbüz ve Gamze Varol

Günün üçüncü oturumunda konu başlığı, “Güneş, Kömür ve İklim Krizi” olarak belirlenmişti. EkoIQ Dergisi’nden Barış Doğru’nun kolaylaştırıcı olduğu oturumun katılımcıları ise Temiz Hava Hakkı Platformu’ndan Gamze Varol, Birgün Gazetesi yazarı ve enerji analisti Özgür Gürbüz ile Motif Proje CEO’su, güneş elektriği uzmanı Deniz Selkan Polatkan idi.

Tekirdağ’dan Eskişehir’e gelen Gamze Varol, Temiz Hava Hakkı Platformunun kuruluşundan bu yana faaliyetlerini katılımcılar ile paylaşırken yenilenebilir enerjiye doğru geçişin tarihinden bahseden Gürbüz, “Biz rüzgar enerjisini ilk dile getirdiğimizde bizi eleştirenler, “fırıldaktan enerji mi üretilir?” diyorlardı ama rüzgar enerjisinin geldiği durum ortada. Bugünün “fırıldak enerjisi” ise güneştir. Yunanistan, ekonomik krizin pençesinde olduğu halde enerjisinin %8’ini güneşten elde etti. Türkiye de en yakın zamanda güneş enerjisinin payını artırmalıdır” dedi. Polatkan ise kendi imkanları ile Ankara Gölbaşı’ndaki evinde dakikada 3 kw-saat elektrik üretebildiğini, hedefinin kısa süre içinde 6, önümüzdeki sene ise 30 kw-sat üretmek olduğunu Türkiye’nin elindeki güneş enerjisi imkanları ile bu geçişten kaçınmasının mümkün olmadığını, “Bu iş öyle ya da böyle olacak. Buna şimdi direnenler ise altında ezilecek” sözleri ile vurguladı.

Eskişehir Çevre Şenliği’nin ilk gün son oturumunda ise sahne yerel çevre mücadelesinin oldu. “Yerel Hareketler ve Kazanımları” başlıklı oturumun moderasyonunu şenliğe Muğla’dan katılan Akdeniz Yeşilleri Derneği’nden Mustafa Tuncaelli üstlendi. Bursa’dan DOSAB Termik Santrale Hayır Platformu adına Nezahat Akişli, İskenderun’dan Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri adına avukat İsmail Atal, Çanakkale’den Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği adına Süheyla Doğan’ın konuşmacı olduğu oturumda Türkiye’nin farklı bölgelerinde devam eden mücadelelerinden örnekler verildi.

Çevre Şenliği’nin ilk günü bu oturum ile sona erdi.

Dans, Bisiklet ve Ekolojik Yaşam

Şenliğin ikinci gününde ise meydan gençler ve çocuklara bırakılmıştı. Haller Gençlik Merkezi Parkı’nda gerçekleşen ve gün boyu devam eden etkinliklerde mülteci kadınların dans gösterisinden, rol yapma oyununa, çocuklar için hayvan hakları atölyesinden bisiklet sürüşüne ne arasanız vardı.

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu ile de aynı güne denk gelen Şenliğin ikinci gününe Eskişehir VelESBID derneği çok geniş bir katılım gösterdi. “Bir Tur Versene” başlığı altında bisiklet sürüşü de gerçekleştirdiler.

İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı Eskişehir Şubesi’nin hayata geçirdiği ve mülteci kadınlardan meydana gelen Oldcity Afrikalı Dans ve Müzik Grubu ise Haller Gençlik Parkı’ndaki gösterisi ile beğeni topladı.

Şenliğin ikinci gününde Yeni İnsan Yayınevi, Yeryüzü Derneği, Greenpeace, EkoIQ, Eski Tiyatro Grubu, Sakin Okul Platformu, VelESBID derneği açtıkları stantlar ile şenlik katılımcılarına faaliyetlerine dair bilgi aktardılar.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Norveç’te yenilenebilir enerjiyle çalışan veri merkezi ile konut ve iş yerlerinin ısıtılması planlanıyor

Norveç’in Bergen kenti yakınlarında inşa edilmesi planlanan Lyseparken isimli kasaba, yeni kurulması planlanan bir veri merkezine ev sahipliği yapacak.

Bölgedeki işletmelerin ürettiği yenilenebilir enerjiyle çalışacak olan veri merkezinden çıkan enerji konutlara ve iş yerlerine aktarılacak.

Böylece Lyseparken dünyanın ilk “pozitif enerjili” şehri olacak.

Os Belediyesi adına projeyi yürüten Fredrik Seluissen, amaçlarının geri dönüştürülebilir kaynakları kullanarak kendi kendine yetebilecek bir alan oluşturmak olduğunu, bu sorun teorik olarak çözülebilirse, sıfır karbonlu bir sistem kurmaya vesile olabileceğini söylüyor.

Lyseparken’deki veri merkezinin 600 bin metrekare ofis alanı bulunan bir bölgede kurulması planlanıyor.

 

(Fastcompany, Yeşil Gazete)

Dünyadaki orman yangınları trendi: STK’lar bu konuda neler yapıyor?

Yanıyoruz. Ormanlarımız yanıyor. Hem de her geçen gün daha da şiddetlenerek, bir öncekinden daha fazla insan-hayvan canına, doğa tahribatına mal olarak.

Sivil Sayfalar ve Yeşil Gazete ortaklığında bu soruna el atalım, gündeme taşıyalım istedik.

Gezegen çapında sorunu kavramak, yerelde durum tespiti yapmak, kimlikler işin içine girdiğinde orman yangınlarına karşı tavırda değişim oluyor mu (bknz. Dersim Yangınları) araştırmak , uzmanlara danışmak ve en nihayetinde dosya konusunun bittiği an itibarı ile kapsamlı bir #OrmanDosyası içerik dizgesini önünüze sunmaktır ana gayemiz.

Bu hafta dosya kapsamında dünyadan örnekler ile orman yangınlarına karşı mücadele yöntemleri, sivil toplum kuruluşlarının çalışma üsullerini aktarmaya çalışacağız.

***

Globalforestwatch adlı blogtaki araştırmaya göre tropikal ormanlarda doğal yangınlar nadir olarak çıkarken, ekstrem sıcaklıklar ve kuraklıkla bağlantılı olarak insan eliyle çıkan yangınlar daha büyük pay alıyor.

Asya Kıtası

Hindistan

Worldwidejournals’taki bir araştırma yazısına göre Hindistan’da Satara Bölgesi’ndeki Sivil Toplum Kuruluşları, toplumun bu konudaki kör inançlarını, deneyimsizliklerini ve cehaletini gidermek için eğitim programları düzenliyor. Çevre üzerine çalışan yerel STK’lar film gösterimleri, belgeseller, afişler, slide gösterileri gibi çeşitli yollardan orman yangınlarını önleme, doğayı ve tüm canlıları korumaya katkı sağlamaya çalışıyor. Satara Bölgesi’nde çevreyi korumak için kurulmuş ayrı bir Orman Bakanlığı olmasına rağmen, iş gücü ve kaynak eksikliği nedeniyle orman yangınlarını önlemede yetersiz kalıyor.

Bugün çevreci organizasyonlar da orman yangınlarıyla alakalı bilimsel bilgiye sahip ve bu konuda farkındalık yaratmaya çalışıyor. Fakat hükümet yeterince kaynak ve iş gücü sağlamadığı için çalışmalar yine yetersiz kalıyor.

Satara Bölgesi’ndeki aktivistlerin görüşüne göre orman yangınlarının 6 nedeni var. Piknik, kamp, balıkçılık, avcılık, sigara içmek gibi aktiviteler, bölgedeki toprağın işlenmesi ve bitki yetiştirilmesi için bilinçli olarak yakılması, geleneksel arıcılık faaliyetlerinde arıların daha az agresif olmaları için ateş yakılarak duman kullanılması, katı atıkların kontrolsüz şekilde yol kenarlarında ve tepelerdeki ormanlık alanlarda yakılması şeklinde ana nedenlere ayırıyorlar.

Orman Bakanlığının ormanlık alanları koruma ve kontrolü gibi bir sorumluluğu olmasıyla beraber hükümet de ‘Vahşi Yaşamı Koruma Yasası 1972’ ile Satara Bölgesi’ndeki Mahabaleshwar, Panchgani, Koyana Sanctuary and Kas platosunu vahşi yaşamı korumak için bazı faaliyetlerin kısıtlandığı alanlar olarak ilan etti. Bu ayrıca Orman Bakanlığı için önemli bir hedef olarak görülüyor. Sahara Bölgesi’ndeki STK’ların ve Orman Bakanlığı’nın başlıca faaliyet konuları ormanların işletimi, orman yangınlarının kontrolü ve yönetimi ile turizm. Ormanların işletimi ve korunması için STK’lar ve yerel halk beraber çalışıyor. STK’ların orman yangınlarına karşı aldıkları önlemler arasında bireysel kontak kurmak en efektif yöntem olarak görülüyor. Orman yangınlarını önlemek, halkın anlayışı ve işbirliği ile çok daha kolay hale geliyor. Kitlesel medya araçları da kamusal eğitim ve bilinç üretmek için kullanılan en güçlü araçlardan biri.

Endonezya 

Yerel çevre savunucusu bir STK kuruluşu olan “Indonesian Forum for the Environment (Walhi)” Endonezya’daki yabancı şirketlerin, orman ve arazi yangınları üzerinde ne kadar payı olduklarını araştırıyor. Bu şirketlerin bazıları Malezya ve Singapur menşeili ve bu şirketlerin Endonezya’da kendilerine bağlı kuruluşları bulunuyor. Bununla beraber Malezya’daki şirketler Endonezya’da palm yağı üretimi için bitki yetiştiriciliği endüstrisinde büyük oranda hakimiyete sahip. Çoğu palm yağı şirketleri, bitki yetiştirmek için arazileri temizleme yöntemi olarak, kısa yoldan ormanları yakmayı tercih ediyor.

Walhi, ormanların yok edilmesi, nehirlerin kirlenmesi ve iklim değişikliğinden muzdarip olan kesimin haklarını sağlamlaştırmak; çevreye zarar veren uygulamalara alternatif geliştirmek gibi amaçları olan Endonezya’daki çevresel örgütlenme ağının en büyüğü. 28 ildeki ofisleriyle neredeyse tüm ülkeyi kapsayan bir çalışma ağı var. Kömür santralleri, yeni hava alanları, yapay adalara karşı protesto düzenleyen toplulukları destekliyor. Ayrıca yenilenebilir enerji ve doğal kaynakların daha sürdürülebilir yönetimi için arazi reformu yapılmasını savunuyor.

Endonezya’da Sumatra’nın doğusunda bulunan Riau’ya World Resources Institue (Dünya Kaynakları Enstitüsü) tarafından gönderilen bir ekip, burada çıkan yangınların kaynağını araştırmak üzere görevlendirilmiş. Nitekim WWF-Indonesia Central Sumatra Programme, Jikalahari (“Riau Forest Rescue Network”) ve Walhi Riau (Friends of the Earth Indonesia) gibi çevresel STK’ların birleşmesiyle oluşan Eyes on the Forest adlı koalisyonun verdiği bilgiye göre, 1990’da Riau’nun %63’ü doğal ormanlarla kaplıyken bu oran 2004 Haziran’ında %36’ya düşmüş. Yapılan görüşmeler, yerel medya raporları ve direkt gözlemler sonucunda yangınların kaynağının palm yağı, kereste ve odun şirketlerinin gelişimiyle doğrudan ilişki olduğu saptanmış. Küçük ve orta büyüklükteki şirketlerin ise yine arazileri kısa ve kolay yoldan temizlenmesi için illegal şekilde yangın çıkartma ihtimalleri üzerinde duruluyor. Hükümetin, şirketlerin ve STK’ların dahil olduğu, kapsamlı ve önceden hazırlanmış bir yangın önleme planının oluşturulması için çağrıda bulunuldu.

Endonezya Cumhuriyeti, Orman Bakanlığı, Center for Forestry Education and Training (Orman Eğitim ve Çalışma Merkezi) ve International Tropical Timber Organization (Uluslarası Tropikal Orman Organizasyonu) işbirliğiyle çıkarılan yedi farklı hedef grup için yedi adet modül çıkarılmış. Çevre meselesiyle ilgilenen ve ormanlık bölgelerde yaşayan toplulukları güçlendirmek için faaliyet gösteren STK’ların hedeflendiği bir modülde katılımcılara, orman ve arazilerde çıkan yangınları önlemek için gereken vasıf ve bilgiyi tedarik etmek ve bu yangınları önlemek için gösterilen çabanın farkındalığını ve sorumluluğunu artırmak amaçlanmış. Modülde ayrıca orman yönetimiyle ve orman yangınıyla alakalı hükümet politikalarının nasıl olması gerektiği üzerine de bir bölüm var.

Pakistan

IUCN (Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği), Pakistan’da orman yangını kontrol sistemi kurulması için yardım ediyor. Sistem, IUCN’in yürüttüğü Sustainable Forest Management (Sürdürülebilir Orman Yönetimi) adlı projenin bir parçası olarak, iğne yapraklı ağaçların bulunduğu ormanlarda çıkabilecek yangınları kontrol etmeye yardım amacıyla kuruldu. Proje, GEF-UNDP (Küresel Çevre Fonu-Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) fonuyla destekleniyor ve Pakistan Hükümeti İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından uygulanıyor. Bu proje kapsamında itfaiye ekiplerine çeşitli yangın söndürme ekipmanları tedarik ediliyor.

Lübnan

Pressreader haberine göre, 2007’de yangın sezonundan sonra The Association for Forest Development and Conservation adlı yerel bir STK, Lübnan hükümetiyle beraber  National Forest Management Strategy adlı yangınla mücalede stratejisi üzerine çalışmaya başladı. Çalışmanın sonucunda Tarım Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Savunma ve Bilgi Bakanlığı ile, Sivil Savunma, Ordu ve İç Güvenlik Kuvvetleri gibi kuruluşlarla ortak bir operasyon planlaması yapıldı.

Filipinler

“The Legal Rights and Natural Resources Center” adlı STK, Filipinler’in ormanlık alanlarında yaşamış olan yerlilerin haklarını, içlerinde bulunan insan hakları avukatları aracılığıyla savunarak daha geniş haklara sahip olmalarını sağlamaya çalışıyor. Böylece yerel insanların koruyup yönetebileceği orman alanlarının oluşturulmasının, uzun vadede çevreye yararlı olacağını savunuyorlar.

Avrupa Kıtası

Yunanistan

Farkındalık kampanyaları, medyada sürekli kılınan bir görünürlük ve çevresel eğitimlerle WWF, ormanları koruma üzerinden Yunanistan vatandaşlarını bilgilendirmeye ve beraber bu konuda çalışmaya davet ediyor.

Yunanistan’da çevre için çalışan birçok grup ve STK, WWF’in destekleri ve paylaşımları ile ilk kez ülke çapında orman yangınları ve ormanların korunması için çalışan gönüllü gruplara destek olmak ve bu grupları değerlendirmek adına bir program yaptı. 84 grubun katıldığı programda, 44 grup işletme ve koruma ekipmanları ile harekat maliyeti için  “J.S. Latsis Public Benefit Foundation” adlı kurumdan fon aldı. Böylece WWF’in Yunanistan ayağı, hali hazırda var olan ve ormanları koruyan aktif gönüllü grupları görünür kılarak, devletin bu konuda yarattığı boşluğu tamamlıyor.

Rusya

Worldbank ile yürütülen Russia Forest Fire Response Project ile orman yangınlarını yangın önleme,yönetme ve sürdürülebilir orman yönetiminin genişletilmesi amaçlandı. Projenin orman meselesinde halkın farkındalığı ve ve eğitim standartlarının yükseltilmesine orman yangınlarını önleme, kontrol etme ve orman yönetimi referans alınarak katkıda bulunması bekleniyor. Yangınla mücadelede ön tespit ve hızlı dönüşlerin daha verimli kılınması, insan kaynaklı çıkan yangınların farkındalığı artırarak ve çevresel eğitim verilerek azaltılması ve son olarak bunları uygulayacak olan Project Implementation Unit adlı birimin operasyon maliyetinin finanse edilmesi projenin kapsadığı alanlar olarak görülüyor.

İspanya

Asociacion pola defensa da ria (APDR) adlı bir STK’nın 23 Haziran 2018 haberine göre, doğal orman habitatının korunması ve geliştirilmesi ile orman yangınlarıyla mücalede yasa tasarısı  için ILP (referandum sistemi) sistemiyle toplanan 42 bin 328 imza Galiçya Parlementosu’na iletildi. Bu sayede birçok ülkeden binlerce insan ve yüzlerce grup, ormanların korunması için kurulan bu inisiyatife dahil olarak yasa tasarısının parlementoda değerlendirilmesinde büyük bir itici güç oldu.

Portekiz 

Aga Khan Foundation adlı STK, Portekiz’in merkezindeki Pedrógão Grande’de çıkan, 60’tan fazla insanın öldüğü ve daha fazlasının yaralandığı yangında mağdur olanlara 500 000 Euro yardımda bulundu.

Amerika Kıtası

Bazı çevreci STK’lar birleşerek “Scott Paper” adlı şirketin Endonezya’daki Irian Jaya’da bulunan bakir ormanlara, kağıt ve kağıt hamuru yapımı için kurmayı planladığı büyük bir fabrikaya karşı kamusal bir boykot planıyla cevap verdi. Yasal çalışmalar Birleşmiş Milletler’de en sık kullanılan stratejilerden biri.

Kanada

Red Cross adlı STK, Kanada’nın batı bölgesinde bulunan Manitoban eyaletinde yaşayan insanlara orman yangını sonucu çıkan dumanın zararlarından korunmaları için çalışmalar yürütüyor. Aynı bölgede bulunan ve 2016’da çıkan ve yangından dolayı tarihindeki en geniş çapta boşaltılmaya maruz kalan Alberta eyaletinde, yangından etkilenen insanlar için Red Cross, aile üyelerinin birbirini bulması, korunaklı alanların temin edilmesi, kalacak yer ayarlanması ve besin, su gibi temel ihtiyaçların karşılanması için yardımda bulunuyor. Özel yetiştirilmiş gönüllüler, özellikle travma geçiren insanlar için ilgi ve konfor sağlamak üzerine çalışıyor.

Okyanusya Kıtası

Fiji

Tarım Bakanlığı ve Orman Bakanlığı’nın, Secretariat of Pasific Community (SPC) adlı STK ile beraber organize ettiği National Forest Fire Management Workshop adlı atölye kapsamında, kırsal bölgelerde yaşayan halkın ulusal yangın stratejisi hakkında bilgi sahibi olması, Fiji’nin ulusal kaynaklarının, değerlerinin ve ekosisteminin en iyi metodlarla korunması ve genişletilmesi amaçlanmış. Bu sayede tarım sektöründe de çıkan yangınların azalacağı umuluyor. Ayrıca orman yangınlarına karşı bilincin ve eğitimin gelişmesi adına proje kapsamında birtakım videolar medyaya sunuldu. Bu videoların Fiji’de yaşayan topluluklara, karşı karşıya kaldıkları yangın tehlikesinin azaltılması için gereken bilgiyi sağlamaya yarım edeceği söyleniyor.

Global STK’lar

OMPE (World Organization for the Protection of the Environment), 2013’te kurulmuş Fransız menşeili çevreci bir STK. Çevresel meselelere global ölçekte yaklaşan bu kurumun orman yangınlarını önleme üzerine başlattığı  PFM (Plan of Mutualization of the Forces of Fires against the Global Fires) adlı projeye Avrupa, Kanada ve Amerika’dan birçok bilim insanı, yangınla mücadele ekipleri katıldı. 23 Ekim 2017’de başlatılan proje kapsamında, orman yangınlarından ve artan kuraklık dalgalarından etkilenen 21 ülkeye projeye dair bilgi ve katılım çağrısı yapıldı. UFFFES or Ultra Fast Forest Fire Extinguishing System (Ultra Hızlı Yangın Söndürme Sistemi) olarak geçen sistem yoluyla dünyadaki itfaiye ekiplerine, yangınla mücadelede modern ve efektif yollar öneriliyor. Ayrıca dünya çapında bir yasal uygulamayla kasıtlı orman yangını çıkarımlarına 10 yıla kadar hapis cezasının onanması üzerine çalışılıyor.

 

Bu derleme çeviri Aylin Gülüm, Emir Gürsoy ve Enise Küçük tarafından hazırlanmıştır

Bu içerik Sivil Sayfalar ve Yeşil Gazete işbirliği ile yayınlanmıştır

 

(Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete)

 

Yurttaşların hukuki mücadelesi zaferle sonuçlandı: Gümüşlük’teki taş ocağının izni iptal

Bodrum’un Gümüşlük Mahallesi Karakaya mevkiinde, İlker Akalan’a ait şirket tarafından bir süredir işletilen taş ocağına karşı yöre halkının sürdürdüğü hukuki mücadele zaferle sonuçlandı.

2015 yılında açılan ilk davayı kazanan yöre halkı, “ÇED Gerekli Değildir” raporuna karşı Muğla 2’nci İdare Mahkemesi’ne açtığı davayı kazandı.

Çevre ve Ekoloji Hareketi avukatı Tuncay Koç, “Gümüşlük’te deniz manzaralı, ekolojik değeri yüksek bir alana bu izinlerin verilmesi şaşılacak şey. Muğla Valiliği’nce, beş yıldız manzaralı taş ocağı hemen mühürlenerek, artık kapatılmalıdır” dedi.

Davacı yurttaşlar taş ocağının hemen kapatılarak, mühürlenmesi için Muğla Valiliği’ne dilekçeyle başvurdu.

 

(Cumhuriyet)

Tarihi Yedikule Bostanları otopark tehdidi altında

İstanbul’un sosyal ve kültürel tarihinde önemli yer tutan “Yedikule Bostanları” bu kez otopark tehdidi altında…

Daha önce imar hukuku mevzuatına aykırı bir şekilde yeşil alana inşa edilen Yedikule konaklarının ardından Fatih Belediyesi kamusal alanı otoparka dönüştürüyor.

Sitedeki yüzlerce dairenin otopark, çocuk parkı ve gezinti alanı olarak “kamu mülkü, yeşil alanı (geçici) yapıyoruz” denilerek işgal edildiğini söyleyen bölge sakinler konuyla ilgili İstanbul Büyükşehir Belediyesi Beyaz Masa birimine şikâyet dilekçesi yazdılar.

Dilekçede şu açıklamalara yer verildi:

“İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Halkla İlişkiler Müdürlüğüne

İstanbul ili Fatih ilçesi Hacı Evhaddin Mahallesi, 2454 ada 23 ve 35 parseldeki moloza gömülü tarihi bostan alanına Fatih Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü tarafından Yedikule halkının kullanacağı 1000 metrekarelik bir alana “geçici” olmak kaydıyla bir otopark yapılacağı, bu otopark inşaatı için geçtiğimiz Cuma günü bostanın müştemilatında oturan vatandaşa Fatih Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünün talimatıyla otopark yapılacağı iletilmiştir.

Vatandaş bu olup bitenleri telefon görüşmemizde tarafıma iletmiştir.

Ben bu alanın dünya miras listesinde olduğunu, yasal ve koruma statüsü sebebiyle koruma kurulunun bilgisi ve onayı olmaksızın otopark vs. hiçbir idari iş ve işlemin yapılamayacağını telefonda söyledim.

Telefonda konuştuğum vatandaş, belediyeden geldiğini söyleyen kişilerin ellerinde yazılı bir karar olmadığını, bu kararı aldırtabileceklerini tarafıma iletti. Telefon görüşmesinin üzerine cumartesi günü söz konusu alana gittim, Fatih Belediyesi Fen İşlerine ait bir kamyonetin alana asfalt (tam emin olamamakla birlikte) döktüğünü gördüm.

Aracın ve alanın fotoğrafını çektim. O esnada kamyoneti süren şoför benim fotoğrafımı çekti. Mahallede toplanan birkaç insandan ne olup bittiğini öğrenmeye çalıştım. Duyumlarımız üzerine Fatih Belediyesinin talimatıyla alana 1000 m2’lik bir otopark yapılacağını şifahen öğrendim. Yukarıda izah ve arz olunan durum sebebiyle

Yukarıda izah ve arz olunan durum sebebiyle

1-Söz konusu İstanbul ili Fatih ilçesi Hacı Evhaddin Mahallesi 2454 ada 23 ve 35 parseller kimin yetki ve sorumluluğu altındadır?

2-Alanın mülkiyet durumu nedir?

3-Fatih Belediyesi söz konusu alanda otopark yapabilir mi?

4-Fatih Belediyesi bu konuda İstanbul Büyükşehir Belediyesine yazılı veya sözlü bilgi vermiş midir?

5-Fotoğraflardan Fatih Belediyesine ait bir kamyonet tespit edilmesi sebebiyle gerçekleştirilen işlemin gerekçesi ve yasal dayanağı nedir?

6-Alanın yasal ve koruma statüsü sebebiyle inşaat ve düzenleme için koruma kurulu bilgilendirilmiş midir?

Yukarıdaki soruların 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve 27.04.2004 tarih ve 25445 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik gereği yazılı olarak cevaplandırılmasını, moloza gömülü söz konusu alandaki işlem ve uygulamalar hakkında tarafımın bilgilendirilmesini, duyumlarımız doğru olduğu takdirde otopark inşaatının hemen kaldırılmasını, alanın ivedilikle aslına rücu ettirilmesini, konuyla ilgili gereken işlemlerin yapılmasını arz ederim.”

 

(Fatihhaber)