Ana Sayfa Blog Sayfa 2714

[Yaşadım Diyebilmek] “Sen enayi misin yahu?..” – Şahin Tekgündüz

3 Mayıs 1985… Sevgili Betûl Mardin’le birlikte bir hafta süren hummalı bir çalışmadan sonra, isim babası olduğum Vestel’in, Manisa’daki, bugün bir deve dönüşen fabrikası anlı şanlı bir törenle dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından açılıyor ve ben Merkez Ajans’taki son görevimi tamamlamanın huzuru içinde, ertesi günkü feribotla İstanbul’a dönüyorum.

İşsizim ve birikmiş yıllık izinlerimi kullanıyorum. Kurucu ortağı olduğum Merkez Ajans’tan ayrılma nedenim, ortaklık yapısında yapılmak istenen değişiklik. İşten ayrıldığımı, Ajans dışında ailem ve Ersin Salman’dan başka kimse bilmiyor. Ersin’e de, daha sonra, benim niçin haberim olmadı, siteminde bulunmasın diye bilgi veriyorum. Ersin, kendinden beklenen büyük bir incelikle, Ajans Ada’da yerimin hazır olduğunu söylüyor ve yurt dışına yapacağı iş gezisine birlikte çıkmamızı öneriyor. Bu iki öneriyi de nezaket daveti saydığım için teşekkürle karşılıyorum.

Ne zaman kuruyorsun?

Yıllardır yaşamadığım hoş bir avareliğin tadını çıkarıyorum. Merkez Ajans’tan ayrıldığım haberi hızla yayılıyor ve peş peşe teklifler geliyor. Kimi dostlarım da “ne zaman kuruyorsun?” diye soruyorlar. Ajansından ayrılanın kendi ajansını kurma alışkanlığı o yıllarda yeni başlamış durumda. Ajans kurma fikri aklımın köşesinden bile geçmiyor. Ne yapacağıma karar vermekte zorlanıyorum. Yirmi beş yıl yaşadığım Ankara’dan işimi gücümü bırakıp dört yıl önce ailece İstanbul’a yerleşmişiz. Onca zamana karşın, İstanbul’da hâlâ Ankaralı gibi yaşıyorum. İşsiz kalmam, kendimi sudan çıkmış bir balık gibi hissetmeme neden oluyor.

Merkez Ajans’tan ayrılmamı gerektiren durumun bir benzeriyle karşılaşma korkusu, iş önerilerine soğuk bakmama neden oluyor. Orta boy bir ajansın ortaklığı ve yönetim kurulu başkanlığı, bir büyük ajansın genel müdürlük, dost birkaç ajansın ise ortaklık önerileri önümdeki seçenekler arasında. Görüşmelere gidiyorum ama, ücret söz konusu olduğunda, reddedilmek için, kabul edilmesi mümkün olmayan paralardan söz ediyorum. Ajans kurma fikrine ısınmam ise olanaksız. Başaramayacağım ve ele güne rezil olacağım korkusu tüylerimi ürpertiyor.

Ajans kurmak kimin harcı?

Ayrıca o dönemde reklam ajansı kurabilmek kolay değil. Alaeddin’in Sihirli Lambası gibi bir internet, Güzel Sanatlar Akademisi gibi bir bilgisayar altyapısı, asıl mesleği şair, öykü yazarı, ziraat mühendisi ya da eczacı olmayan profesyonel reklamcılar, yıllarca pazarlama ve reklam eğitimi görmüşçesine bilgili ve doğru karar verebilen reklam verenler ve yozlaşan ama olağanüstü teknolojiyle donatılmış zengin bir medya, gelecek tasavvurumun tamamen dışında. Ve reklamcılıkta başarılı olabilmek hâlâ kişisel sezgiler, duyarlılıklar ve becerilerle mümkün. Böyle bir dönemde reklam ajansı kurmak kolay mı?

İki kocaman ay avarelikle geçiyor. Temmuzun başlarında eve gelen bir telefon, hayatımın akışını belirleyen gelişmelerin başlangıcı oluyor. Akşam eve döndüğümde kızım Elif, Mehmet Reşat adında birinin beni aradığını ve telefon numarası bıraktığını söylüyor. Arayan Mehmet Reşat Karamehmet, Mehmet Emin Karamehmet’in kuzeni ve Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası’nın genel müdür yardımcısı.

Uluslararası’nın Genel Müdürü Erol Aksoy altı ay kadar önce Denizli’de yerel bir banka olan İktisat Bankası’nı satın alıp İstanbul’a getirmiş ve banker krizinde kapanan Hisarbank’ın Zincirlikuyu’daki binasında faaliyete geçirmiş. İşin ilginç yanı, bina Hisarbank’ın kapanmasıyla, Uluslararası’nın sahibi olan Çukurova Grubu’na geçmiş. Aksoy, söylentileri yıllarca süren bir operasyonla hem bu binayı ele geçirmiş hem de Uluslararası’nın seçkin elemanlarından yaklaşık 200 kişiyi İktisat Bankası’na aktarmış. Uluslararası’nın başına da aynı gruba ait Yapı Kredi Bankası’nın Yönetim Kurulu Üyesi Vural Akışık getirilmiş.

Amerika’dan gelen teklif

Akışık o dönemde sık sık Merkez Ajans’a ziyaretimize geliyor ve Pamukbank’ın müşterimiz olmasına karşın, Uluslararası’na da hizmet vermemizi istiyor. Biz bunun mümkün olamayacağını anlatıyoruz ama sonuçta ısrarına dayanamayıp, bir toplantıda Pamukbank’ın Genel Müdürü İbrahim Betil ve yardımcısı Akın Öngör’e Vural Akışık’ın bu önerisinden söz ediyoruz. Bir anda hava elektrikleniyor ve Betil’le Öngör büyük bir tepkiyle, Akışık’ın bunu nasıl teklif edebildiğini ve bizim de bunu nasıl olup da onlara iletebildiğimizi soruyorlar. Sonuçta durum açıklanıyor ve bizim de Akışık’a bunun mümkün olamayacağını anlattığımızı söylüyoruz ve konu kapanıyor. Akışık’ın bu isteğini ve hizmet aldığı Ajans Ada’dan ayrılmak üzere olduğunu bildiğim için, Mehmet Reşat Karamehmet’in beni aramasını manidar buluyorum.

O gece gözüme uyku girmiyor. Ertesi gün öğleye doğru Mehmet Reşat Karamehmet’i arıyorum. Kısa bir sohbetten sora ağzındaki baklayı çıkarıyor. Merkez Ajans’tan ayrılış nedenimi ve şimdi ne yapmak istediğimi soruyor. Daha sonra da Vural Akışık’ın kendisini Amerika’dan aradığını ve benim Merkez Ajans’tan ayrıldığımı öğrendiğini, perşembe günü İstanbul’da olacağını ve mümkünse saat 17.30’da benimle görüşmek istediğini söylüyor. Benim ayrılmam haberini Amerika’da öğrenmiş olmasını bir türlü anlayamıyorum. Ve perşembe günü söz konusu saatte bankada olacağımı söylüyorum.

Sen enayi misin yahu?

O gün Vural Akışık’la aramızda ilginç bir görüşme geçiyor. Ayrılış nedenim konusunda bir kez daha kibarca sorgulanıyorum. Sonra Akışık ne yapmayı düşündüğümü soruyor. Birtakım teklifler aldığımı, fakat hiçbir fikrim olmadığını ve herhangi bir karar veremediğimi söylüyorum. Fazla beklemeden malum soru karşıma çıkıyor. Akışık “Niçin kendi ajansını kurmuyorsun?” diyor. Bana bir öneride bulunacağından eminim ama böylesine net olacağını beklemiyorum. Domuzluğum tutuyor, ajans kurmanın ve özellikle de müşteri edinmenin kolay olmadığını anlatmaya çalışıyorum. O, net ve kararlı bir tavırla, bir ajansın başlangıç yatırımının ne kadar olacağını soruyor. Tuzağa düştüğümün ve dönüşün kolay olmayacağının farkına varıyorum ve biraz düşündükten sonra işi yokuşa sürmek için yaklaşık 70-80 milyar (Bugünün parasıyla milyon) gerektiğini söylüyorum. “Şirketini hemen kur, ben sana yapacağın ilk işler için 37 milyar avans çıkaracağım, sen ödemelerini nasıl olsa vadeli yaparsın, bu para da senin işini görür” diyor. Bu kadarını hiç beklemediğim için aptallaşıyorum. İçinde bulunduğum ikilem anlatılabilir gibi değil. Bir yandan bana duyulan güvenin verdiği mutluluk, bir yandan ajans kurma fikrinin ürkütücülüğü…

Bir şeyler yapmam ve bu gelişmeyi engellemem gerektiğini düşünerek, konuşmayı başka bir mecraya sokuyorum. Ajans Ada’nın sahibi Ersin Salman’ın çok eski ve yakın dostum olduğunu, bu koşullarda ajans kurarsam, Uluslararası’nı onun elinden almış gibi olacağımı, bu davranışın Ersin’le hukukuma aykırı düşeceğini ve bunu da istemediğimi söylüyorum. Bunun üzerine Akışık, Ersin’in, benim Merkez Ajans’tan ayrıldığımı bilip bilmediğini soruyor. Bildiğini, hattâ ilk olarak ona haber verdiğimi söylüyorum. Bu defa ölçülü bir alaycılıkla şöyle devam ediyor: “Sen enayi misin yahu?.. Biz Ersin’le bir ay önce oturup birlikte kararlaştırdık ayrılmayı. Üstelik o bana ajans bulmamda yardımcı olacağını söyledi ve birkaç öneride de bulundu. Ersin madem bu kadar yakın dostun ve işinden ayrıldığını biliyor da niye senden bahsetmiyor bana, niye seni önermiyor?.. Boş ver bunları boş ver, dostluk başka, alışveriş başka… Sen kendi işine bak.” Edecek söz bulamıyorum. Vural Akışık’la el sıkışıyoruz. Bir an önce ajansı kuracağımı ve eylül ayında da medyaya çıkacağımızı vaat ederek ayrılıyorum.

İlişkilerimizin biraz buruk olmasına karşın, ilk işim Nazar’ı aramak oluyor. Merkez Ajans’tan ayrılırken onun bana “Ajans kurarsan ve uygun görürsen sana ortak olmak isterim, uygun görmezsen de her türlü desteği vermeye hazırım” şeklinde verdiği bir söz var… Nazar’la görüşmemiz sıcak geçiyor. Gelişmenin kendisini çok sevindirdiğini, ancak bana ortak olursa, bunun Pamukbank yönetimi tarafından yanlış, hattâ bir danışıklı dövüş olarak algılanabileceğini söylüyor. Peşinden hemen Ersin’i arıyorum, fakat hâlâ yurt dışında, ne zaman döneceği de belli değil. 

Üçlü ve güçlü yapı

Temmuzun ortasında koşuşturmaya başlıyorum. Bir yandan şirket kuruluşunu tamamlamak, bir yandan uygun bir yer bulmak, bir yandan da daha önce Merkez Ajans’ın, peşinden de Ajans Ada’nın tezgâhından geçmiş bir bankaya tatmin edici hizmet verebilmek… Günlerim uykusuzluk ve gerginlik içinde geçiyor. İlk işim, Ankara’daki şirketimden tanıdığım ve o dönemde OYAK’a bağlı Yatırım Finansman Şirketi’nde Genel Müdürlük yapan Tuncay Akoğlu ve Merkez Ajans’ın Art Direktörü Erkal Yavi ile görüşmek oluyor. Tuncay’a ortaklık öneriyorum, Erkal’dan ise, ortaklık olarak da alabileceğim bir art direktör bulmasını istiyorum. Erkal, bir yandan hoşuma giden, bir yandan da beni tedirgin eden bir öneride bulunuyor ve ajansı birlikte kurmamızı istiyor. Bunu uzun uzun düşünüyorum. Aslında idari ve mali konularda Tuncay’ın, yaratıcı grupta Erkal’ın varlığı, ajansın güçlü bir altyapıyla kurulmasını sağlayacak, ama Merkez Ajans’ın temel direklerinden olan Erkal’ı Nazar’dan nasıl isteyebileceğimi düşünemiyorum. Merkez Ajans’tan ayrılırken Nazar’ın söyledikleri bir kez daha aklıma geliyor. Erkal’a, bu önerisinin aramızda kalmasını, ben Nazar’la konuşmadan kimseye açmamasını söylüyorum. Tam Nazar’la görüşmeyi planlarken, Erkal bir akşam eve geliyor ve Nazar’la kendisinin konuştuğunu ve ona birlikte ajans kuracağımızı söylediğini anlatıyor. Beynimden vurulmuşa dönüyorum. O anda Erkal’la ilişkimi kesmek geliyor aklıma ama anlıyorum ki iş işten geçmiş. Bunu Nazar’a izah edebilmeyi düşünürken, ertesi gün Ana Basım’ın büyük ortağı Yücel Uzmen arıyor ve “Yahu sen ne halt ettin. Nazar’a bu kazık atılır mıydı?” diyor ve Nazar’ın ateş püskürdüğünü, “Şahin bunu nasıl yapar, anlayamıyorum, gelip benimle konuşamaz mıydı? Bundan sonra benim için Şahin Tekgündüz diye birisi yok” dediğini anlatıyor. Bu tepki karşısında Nazar’ın karşısına çıkmamın ve onunla konuşmamın mümkün olmadığını düşünüp işi oluruna bırakıyorum. Nazar’la dostluğumun tarihe gömüldüğünü düşünmek istemiyorum.

Bu oldubitti ve tatsızlığı çaresizlikle sineye çekip, Anadolu Yayıncılık’ta çalışırken tanıdığım Edip Kavuzlu’yu buluyorum. Kavuzlu, mâlî işler ve muhasebe konusundaki bilgi düzeyi ve güvenilir kişiliği ile bulunmaz birisi. Şirket kuruluşuyla ilgili işlemler sürerken, ajansın adı, kimliği çalışma ortamıyla ilgili koşuşturmalarım sürüyor. Mas Basımevi’nin sahibi Lokman Şahin’in yardımıyla, Teşvikiye Caddesi 73 numaradaki Varon Apartmanı’nın birinci katını kiralamayı başarıyorum. Bir üstümde ise dönemin ünlü art direktörlerinden Aydın Ülken var. Bu, bana büyük bir güven duygusu veriyor.

Megafonlu ajans

Büyük tereddütlerden sonra ajansın adının Pazarlama Araştırma Reklam sözcüklerinin ilk harflerinin oluşturduğu Parajans olmasına karar veriyorum ve hemen Bülent Erkmen’i arıyorum. Yıllarca Parajans’ın kimliğini oluşturan megafonlu adam amblemi onun armağanı. Daha sonra târihî apartmanın harap durumdaki dairesinin onarılması, Koleksiyon’a ısmarlanan mobilyaların tamamlanması, ajansı temsil edecek basılı malzemenin Mas Basımevi’nde hazırlanması birbirini izliyor. Bu arada bazen benim evimde, bazen de onarımdan uzak tuttuğumuz bir odada Uluslararası’nın yeni kampanyasını hazırlıyoruz.

Ağustos sonunda medyaya çıkıyoruz. İlk kampanyamız, Uluslararası’nın sektör içindeki yerini belirleyen ve işi dış ticaret olanların 1985’i nasıl bitirdiklerini sorgulayan ve Uluslararası’yla çalışanların yeni yıla başarıyla girdiklerini anlatan bir kampanya. Hemen peşinden gelen ikinci kampanyamız ise zengin vaatlerle dolu. Yılın son kampanyasında ise, Uluslararası’nın öteki bankalardan farkını, 12 Eylül’ün getirmeye çalıştığı Osmanlıca başlıklarla anlatmaya çalışıyoruz. Aklımda kalan başlıkların kimileri şöyle: “Âdem-i merkeziyet”, “Lisân-ı cârî”, “Hesâb-ı kat’î”, “Gayrı kabil-i rücu”, “Sürat-i intikal” vb.

Kampanya, başlıkları nedeniyle büyük ilgi görüyor. Kimi köşe yazarları, başlıkların Kenan Evren’in dayattığı Türkçe’yle dalga geçtiğini, kimileri ise unutulmaya yüz tutan terimleri gündeme getirdiğini yazıyor. Başlıkların Osmanlıca olmasına karşın her biri çağdaş işletmeciliği ve uzman bankacılığı tanımlıyor ve işini görüyor.

Küslük bitiyor ama…

Bu arada Ersin’in yurtdışından döndüğünü öğreniyorum ve ısrarla arıyorum. Üst üste aramalarıma karşın telefonlarıma çıkmıyor. Aradan altı aya yakın zaman geçiyor. Ajans Ada’daki dostlarımı araya sokup, beni aramasını sağlıyorum. Sonunda, o günlerin ünlü lokantalarından Taşlık’taki Teras Restoran’da bir araya geliyoruz. Başlangıçtaki soğukluk ve resmiyet çok garibime gidiyor ve Ersin’le böyle mi olacaktık diye düşünüyorum. Bu duygu bir yandan hüzün verirken bir yandan da saçma bulduğum için gülmeme neden oluyor. Neden sonra hava sıcaklaşıyor, ben Vural Akışık’ın söylediklerini aktarıyorum, durumu açıklamak için kendisini ısrarla aradığımı ama yurtdışında olduğu için ulaşamadığımı anlatıyorum. Altı ay kadar süren kırgınlık sona eriyor, eriyor ama bir yıl sonra Reklamcılar Derneği’ne üye olmak için yaptığım başvuru, Asbaşkan Ersin Salman imzasını taşıyan bir yazıyla reddediliyor. Gerekçe olarak da Parajans’ın henüz kendini kanıtlamış bir ajans olmadığı gösteriliyor. Gülüyorum. Ama bu defa küsmüyoruz birbirimize, biz eski dostuz, izleyen yıl dernek üyeliğim kabul ediliyor.

 

Şahin Tekgündüz 

[email protected]

 

 

 

 

Nobel Barış Ödülü Şengalli Nadiya Murad ile Kongolu Denis Mukwege’ye

2018 Nobel Barış Ödülü’ne, Ezdi Kürd Nadiya Murad ve Kongolu doktor Denis Mukwege lâyık görüldü.

Murad ve Mukwege, “Silahlı çatışmalarda cinsel şiddetin bir araç olarak kullanılmasının bitirilmesi için yaptıkları çalışmalar” nedeniyle ödüle lâyık görüldüler.

IŞİD tarafından 2014’de kaçırılan Nadiya Murad, daha sonra örgütten kaçmayı başararak Almanya’ya gitmişti.

Şengal’de kaçırılan 6 bin 300 kadın ve genç kızdan biri olan Murad, aylarca örgüt mensupları tarafından Musul’da cinsel saldırı ve işkenceye maruz kalmıştı.

Nadia Murad, George Clooney’in eşi Amal Clooney ile BM’de yaşadıklarını anlatmış, bir kitap yazmış ve BM İyi Niyet Elçisi olmuştu.

Nadiya Murad, halen Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’ne (UNODC) insan ticareti mağdurlarının sorunları ile ilgileniyor.

Nadia Murad kimdir?

Nadia Murad

Nadia Murad 1993 yılında dünyaya geldi. IŞİD tarafından 2014’de 21 yaşındayken kaçırılarak ve 6 erkek kardeşi öldürüldü. Murad, Şengal’in yakınlarında IŞİD’in toplu katliam yaptığı Koço köyü sakinlerindendi. Nadia Murad 12 ay boyunca IŞİD’lilerin işkencesine maruz kalmış, Musul kurtarıldıktan sonra köyüne dönmüş, ardından tedavi amaçlı Almanya’ya gitmişti.

Nadia Murad, 22 Nisan’da ABD ordusunda tercüman olarak çalışan ve yeniden hayata dönmesinde büyük rol oynadığı belirtilen Abid Shamdeen ile nişanlandı.

Eylül 2016’da BM İyi Niyet Elçisi ilan edilen Murad, 2017’de Avrupa Konseyi tarafından düzenlenen Vaclav Havel Ödülü’ne layık görülmüştü. Özgür kalması ardından insan ticaretini durdurmak için mücadele veren Murad, BM’deki görevi sırasında ise özellikle insan ticareti mağduru mülteci kadın ve genç kızlar konusunda farkındalık oluşturmaya yönelik faaliyetlerde bulunuyor.

 

(imp-news)

Yeşil alan olacak denilen Beşiktaş’taki Jandarma Dikimevi arazisi satışa çıkarıldı

Askeri alanların yeşil alan olacağına dair tüm açıklamalara rağmen, kent merkezindekilerin satışı devam ediyor.

Kent merkezlerindeki askeri alanların taşınmasına yönelik kararın ardından hükümet yetkilileri “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı var, hepsi yeşil alan olacak. O konuda kimsede ters bir düşünce yok” söylemleriyle askeri alanların yeşil alan olarak korunacağını açıklamıştı. Ancak özellikle İstanbul’da kent merkezinde kalan askeri alanlar imara açılarak satılıyor.

Jandarma Genel Komutanlığı ile TOKİ arasında imzalanan protokolle TOKİ’nin devralarak Emlak Konut’a sattığı Barbaros Bulvarı üzerindeki 29 bin 750 metrekarelik Jandarma Dikimevi arazisi Emlak Konut tarafından satışa çıkarıldı. 15 Ekim 2018 tarihinde yapılacak ihalede muhammen bedeli KDV dahil 472 milyon lira olarak belirlendi.

Alana yönelik imar planı değişikliği TOKİ tarafından hazırlanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanmıştı. 4 Eylül’de askıya çıkarılan imar planına göre alan artık konut, cami, park ve yol olarak belirlendi. Konutlar en fazla 5 katlı olacak. Şu an alanda 12 yapı bulunuyor. İmar planı açıklama raporunda ise alanın çevresinde ticaret kullanımının yoğun olduğu ancak alanın konut kullanımına daha uygun olduğu belirtildi.

 

(KOS Medya)

“Ölçeği Büyüt” teması ile düzenlenen 6. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu 24 Ekim’de

WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler tarafından altıncısı düzenlenen Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu ile sürdürülebilir kentleşme ve ulaşım alanında çalışan farklı disiplinler ve kurumlar bir araya getirilerek, farklı illerden gelen karar verici ve uygulayıcılara daha sürdürülebilir ve yaşanabilir kentler inşa etme sürecinde destek verilmesi amaçlanıyor.

Geçtiğimiz yıllarda imzalanan Paris Anlaşması, Kentsel Gündem, Brasilia Yol Güvenliği Deklarasyonu ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri‘nin asıl tarafı ülkeler gibi görünse de, bu anlaşmaların gereği olan uygulamaları şehirler şimdiden hayata geçirmeye başladı.

Ölçeği Büyüt” teması ile hazırlanan ve 2013 yılından bu yana düzenlenen sempozyum programında yükselen şehirler, herkes için hareketlilik, hayat kurtaran yol güvenliği yaklaşımları ve karbon emisyonlarının azaltılması konularına değinilecek.

Sempozyuma bu yıl Türkiye’den ve dünyadan alanında uzman 25 konuşmacı katılacak.

Dört oturumda gerçekleşecek etkinlikte konuşmacılar; kentlerin gelişimi, yol güvenliği, karbon emisyonunun azaltılması ve hareketlilik konularını kapsayan iyi uygulama örneklerini sunarken, bu uygulamaların etkisinin ve ölçeğinin nasıl büyütüleceğine dair görüşlerini de paylaşacak.

İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde 24 Ekim 2018 Çarşamba günü 09.30–17.30 saatleri arasında gerçekleşecek olan sempozyuma yerel ve merkezi yönetimler, üniversiteler, özel sektör, uluslararası kuruluşlar ve STK’lardan temsilcilerin katılımı bekleniyor.

Etkinlik detayları ve katılım için buraya tıklayabilirsiniz 

“Bisikletin atık yönetiminde kullanılması devrim niteliğinde bir hareket olacak”

 

(Yeşil Gazete)

Erkekler Eylül ayında 45 kadını öldürdü

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2018 Eylül ayı raporunu açıkladı. Rapora göre Eylül’de 45 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Platform geçtiğimiz aya oranla bu ay kadın cinayetlerinde artış yaşandığını vurguladı.

Bir önceki ayın raporuna göre ise 41 kadın öldürülmüştü. Kadın cinayetlerinde bu ay 11’i şüpheli ölüm olarak kayda geçerken, 12 kadının neden öldürüldüğü tespit edilemedi. 13’ü ise kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü.

Rapordan öne çıkan diğer veriler şöyle:

Bu ay içerisinde en çok kadın cinayetinin işlendiği iller şu şekilde; İstanbul 7, Mersin 4, Ankara 2, Aksaray 2.

Öldürülen kadınların 16’sının faili meçhul, 11’i evli olduğu erkek tarafından, 6’sı birlikte olduğu erkek, 5’i akraba ya da tanıdığı kişiler tarafından, 2’si babası, 2’si tanımadığı erkek, 1’i ayrıldığı erkek, 1’i erkek kardeşi ve 1’i de imam nikahlı olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadınların 13’ü 36-65 yaş, 12’si 26-35 yaş, 1’i 19-25 yaş, 2’si 0-11 yaş ve 3’ü 66 yaş ve üzeri yaş aralığındaydı.

Çocuk istismarı ve cinsel şiddet

Çocuk istismarı ve cinsel şiddetin de geçen aya oranla artış gösterdiği belirtilen raporda, sadece basına yansıyan verilere göre Eylül ayında 27 kadın cinsel şiddete maruz bırakıldı.

Saldırıya uğrayan kadınların 18’i saldırganı tanımıyor.

Kadınların 6’sı evde, 18’i sokak, hastane, okul, otobüs gibi kamusal alanda, 1’i sosyal medyada cinsel şiddete maruz bırakıldı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun hazırladığı Eylül 2018 raporunun tamamına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Tekirdağ’daki geri dönüşüm tesisinin 2 kilometrelik gizli hatla Ergene Nehri’ni kirlettiği ortaya çıktı

Dünyanın en kirli nehrine dönüşen Ergene’nin kolu olan Çorlu Deresi fabrika atıklarından kaynaklanan kirlilik nedeniyle kırmızı akmaya başlamıştı.

Derenin Çerkezköy Veliköy Mahallesi kesiminden geçen bölümünün ise kırmızı, pembe tonlarında aktığı tespit edilmişti.

Gelişmeler üzerine Çerkezköy Kaymakamı Atilla Selami Abban, bölgeye gelerek incelemelerde bulundu.

Jandarma komutanlığı ekipleri de dere suyundan ve kenarda renkli tortulardan numune aldı.

Derenin renginin akan kesimlerde normale döndüğü, dere kenarlarında ise kırmızı ve pembe tortuların kaldığı gözlendi.

Kaymakam Abban, Tekirdağ Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü‘ne durumu bildirmesi sonrası jandarma ekipleriyle olay yerine geldiklerini söyledi.

Dereden numune alındığını ifade eden Abban, “Daha sonra tahkikata başlayacağız ve atığın nereden bırakıldığını da bu kapsamda belirleyeceğiz” dedi.

Tekirdağ Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ekipleri dereden aldıkları numuneyi seyyar laboratuvarda analiz etti.

Daha sonra ekipler, dereye atıkların bırakıldığı yeri tespit amacıyla yaya olarak dere boyunca 5 kilometrelik tarama yaptı.

Ekipler, bir bölümü toprak altında yaklaşık 2 kilometrelik döşenen beton büz hat tespit etti.

Hattın Kızılpınar Mahallesi’ndeki bir geri dönüşüm tesisine ait olduğu belirlendi. Kaymakam Abban, idari ve adli soruşturma başlatılması talimatı verdi.

Fabrika atıkları nedeniyle kirlenen Ergene Nehri’nin kolu Çorlu Deresi “kırmızı” akmaya başladı

“Ergene Nehri’nin kirli suyu boşaltılırsa Marmara Denizi 3 ay içinde kullanılmaz hale gelecek”

Ergene ve Dilovası’nda yapılan kanser araştırması sonuçları neden açıklanmıyor? – Bülent Şık

 

(Trakya Olay)

“Fizik erkekler tarafından inşa edildi” diyen CERN’de görevli bilim insanı açığa alındı

İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN), bir sunumunda “Fizik erkekler tarafından icat ve inşa edildi” açıklamasını yapan CERN çalışanı İtalyan bilim insanı Alsessandro Strumia’nın açığa alındığını açıkladı.

Dağ Medya’da yer alan habere göre, Pisa Üniversitesi’nden Strumia, tartışma yaratan yorumlarını CERN tarafından Cenevre’de düzenlenen cinsiyet ve yüksek enerji fiziğiyle ilgili bir workshopta yaptığı sunumda aktardı.

Strumia sunumunda, fiziğin erkek bilim insanlarına karşı cinsiyetçi hale gelmekte olduğunu da belirtti.

Bu yorumlar, ilk kez BBC bilim muhabiri Palla Ghosh tarafından haberleştirildi.

Haberin ardından bir açıklama yayımlayan CERN, Strumia’nın açığa alındığını ve hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Açıklamada, Strumia’nın yorumlarının CERN’in ilkeleri açısından kabul edilemez olduğu belirtildi.

Dünyaca ünlü İngiliz astrofizikçi Jocelyn Bell Burnell geçen ay BBC’ye, bilinçaltındaki tarafgirliğin kadınların fizik araştırma projelerinde yer almasını engellediğini düşündüğünü söylemişti.

 

(Dağ Medya)

İklim Haber’den ‘Küresel ısınma #bibucuktakalsın kalsın’ kampanyası

Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda özelleşmiş ilk ve tek haber sitesi olan İklim Haber, 1,5°C Küresel Isınma Özel Raporu çerçevesinde, kamuoyunu bilgilendirmek ve küresel ısınmanın 1,5 derecede kalmasına dair kamuoyu oluşturmak için birbuçukderece.com adında özel bir web sitesi hazırladı.

birbuçukderece.com‘da iklim krizinin dünyadaki ve Türkiye’deki son durumu gözler önüne seriliyor. Ayrıca, 1,5 derece raporu yayımlandığında, bulguları da bu siteden anında kamuoyu ile paylaşılmaya başlanacak.

Ayrıca sitede, son yıllarda Türkiye’deki son duruma dair bilgileri, farklı sıcaklık senaryolarının etkilerini, 1,5°C hedefinin ekonomik ve sosyal faydalarını detaylı olarak görebilmek de mümkün.

IPCC’nin 1,5°C Küresel Isınma Özel Raporu açıklandığında, Türkiye’den uzmanların  görüşleri de sitede yer alacak.

Bir buçuk derece.com’un ve ‘Küresel ısınma #bibucuktakalsın kalsın” kampanyasının  yaygınlaşması için bir change.org kampanyası da başlatıldı.

 

“1,5 Derece Küresel Isınma Özel Raporu” Güney Kore’deki IPCC Paneli’nde tartışılıyor

 

(Yeşil Gazete)

Engelsiz Filmler Festivali 6. kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor

Puruli Kültür Sanat tarafından TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali bu yıl 38 film ve birçok yan etkinlik ile sinemaseverleri bekliyor. Görme, işitme ve ortopedik engellilerin sinema keyfine rahat bir şekilde varabilmeleri için festival’in engelsiz mekanlarını ise Boğaziçi Üniversitesi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesi ve Goethe-Institute Ankara sağlıyor.

Yeşil Gazete’nin de medya sponsorları arasında yer aldığı ve bu yıl altıncı kez düzenlenen Festival, 8-10 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu (SineBu), 12 – 14 Ekim’de Eskişehir’de Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi (Kırmızı Salon), 17 – 21 Ekim’de ise Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut Ankara’da sinemaseverleri ağırlayacak.

Bu yıl 38 film erişilebilir olarak seyirciyle buluşuyor

Festival’de bu yıl Türkiye ve dünya sinemasının en iyi örneklerinden 38 film, “Engelsiz Yarışma”, “Türkiye Sineması”, “Dünyadan”, “Engel Tanımayan Filmler”, “Uzun Lafın Kısası”, “Çocuklar İçin”, “Sinema Tarihinden, “Otizm Dostu Gösterim” ve “Zebra” bölüm başlıkları altında izleyici ile buluşacak.

Festivaldeki tüm filmler göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar içinse işaret dili ve ayrıntılı altyazıile gösteriliyor. Festival filmlerinin erişilebilirlik uygulamaları Sesli Betimleme Derneği tarafından hazırlanıyor.

Engelsiz Filmler Festivali’ndeki gösterimler sonrası film ekipleriyle yapılacak söyleşiler ve atölye çalışmaları işaret dili çevirmeni eşliğinde gerçekleşecek. Ödül Töreni’nde ise işaret dili çevirisinin yanı sıra sesli betimleme yapılacak ve böylece engeli olan, olmayan tüm sinemaseverler Festival’i bir arada takip edebilecekler.

Engelsiz Yarışma’da Bu Yıl

Tolga Karaçelik’in Sundance’tan ödülle dönen filmi “Kelebekler” de Engelsiz Yarışma’da yer alıyor

2017 yılının ses getiren yerli yapımlarından derlenen Engelsiz Yarışma’da bu yıl Pelin Esmer’in “İşe Yarar Bir Şey”, Emre Erdoğdu’nun “Kar”, Tolga Karaçelik’in “Kelebekler”, Ümit Ünal’ın “Sofra Sırları”, Tayfun Pirselimoğlu’nun “Yol Kenarı”filmleri yer alıyor.

Engelsiz Yarışma’nın bu yılki jürisinde ise Nursel Köse, yönetmen Ramin Matinve sinema yazarı Murat Özer bulunuyor.

Beyazperde’nin değerli isimlerinin belirleyeceği En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödülleri ve Braille alfabesi ile de basılan pusulalarla seyirciler tarafından oylanarak belirlenen Seyirci Özel Ödülü, 20 Ekim Cumartesi 19:30’da Goethe-Institut Ankara’da düzenlenecek Ödül Töreni’nde sahiplerini bulacak.

Engel Tanımayan Filmler

 

Engellilik hakkındaki algılarımız üzerine düşünmeye davet eden Engel Tanımayan Filmler seçkisinde bu yıl uzun ve kısa toplam 9 film beyazperdede seyirciyle buluşacak.

Engel Tanımayan Filmler seçkisinde bu yıl, yönetmen Jennifer Brea’dan “Altüst”, Isabel Morales Bondy’den “Bana Benzer Bir Kadın”, Alexis Morante’den “Falan Filan”, Kate Baxter ve Elizabeth Dixon’dan “Girdap”, Barbara Albert’den “Matmazel Paradis”, Daan Velsink’ten “Panik!”, Dariusz Kowalski’den “Sesleri Görmek”, Chris Overton’dan “Sessiz Çocuk”, Michael Achtman’dan  “Uyanık” filmleri yer alıyor.

Festival’in, yarışma dışı filmlerin yer aldığı Türkiye Sineması seçkisinde bu yıl, Onur Ünlü’nün prömiyerini geçtiğimiz yıl Uluslararası Adana Film Festivali’nde yapan “Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok” filmi ile Ceyda Torun’un ulusal ve uluslararası birçok festivalde ödül alan “Kedi” belgeseli sinemaseverlerle buluşacak.

Son yıllarda dünyada öne çıkan filmlerin yer aldığı Dünya Sineması seçkisinde geçtiğimiz yıl animasyon kategorisinde Oscar’a aday olan Nora Twomey’in “Pervane” adlı filmi, Nuremberg Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü alan, yönetmenliğini Christian Petzold’un üstlendiği “Transit”filmi ve Armando Lannucci’nin yönettiği SBKP lideri Joseph Stalin’in son günleri ve ölümünün ardından yaşananları anlatan “Stalin’in Ölümü”adlı film yer alıyor.

Festival’in yeni nesil sinemacılara esin kaynağı olmayı ve hayal kurdurmayı amaçlayan Çocuklar İçin seçkisinde David Alaux’tan “Orman Çetesi”, Nick Park’tan “Taş Devri Firarda” ve Árni Ásgeirsson’dan “Puloi: Asla Yalnız Uçmayacaksın” filmleri minik sinema severleri bekliyor.

Otizm Dostu Gösterim

Festival’in Otizm Dostu Gösterim bölümü otizm spektrum bozukluğu yaşayan çocuk ve gençlerin rahat bir şekilde film izleyebilmelerine imkan sağlıyor. İlk kez 2015 yılında gerçekleşen bu gösterim kapsamında bu sene Orman Çetesi adlı film seyircilerle buluşacak.

Orman Çetesi filmi loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gösterilecek. Herhangi bir tanıtım filmi ya da reklamın gösterilmeyeceği seansta, seyirciler gösterim sırasında salonda yiyecek ve içecek bulundurabilecek ve diledikleri gibi hareket edebilecekler. Böylece öğrenme güçlüğü ya da duyusal problemler yaşayan çocuklar ve yakınları bu gösterim sırasında birlikte film izleyebilecekler.

Otizm Dostu Gösterim İstanbul’da 9 Ekim Salısaat 12:00’de Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu SineBu’da; Eskişehir’de 14 Ekim Pazarsaat 12:00’de Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi Kırmızı Salon’da; Ankara’da ise 19 Ekim Cumasaat 12:00’de Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek.

İki Festival, Bir Seçki: ZEBRA

Bu yıl, Festival’in alışıldık program başlıklarının dışında bir seçki de Festival takipçilerinin beğenisine sunulacak. İki erişilebilir festival; Hamburg’dan Klappe Auf! Kısa Film Festivali ve Brighton’dan Oska Bright Film Festivali’nin Engelsiz Filmler Festivali için hazırladıkları ZEBRA seçkisinde Benden Başka Herşey, Celeste, Denizin Hatırlattıkları, Ev Ödevi, Küvet, Suskun ve Klappe Auf! 2017 Ekip Filmiadlı kısa filmler seyircilerle buluşacak.

Seçkinin gösteriminin ardından her iki festivalin temsilcilerinin de katılımıyla Türkiye, İngiltere ve Almanya’daki film festivallerinde erişimin nasıl tanımlandığı üzerinden kültürel hayata katılım konusunu tartışmaya açacak bir panel gerçekleşecek.

Tüm gösterim ve etkinlikler ücretsiz

Engelsiz Filmler Festivali’nin ana destekçisi Açık Toplum Vakfı. Festivalin diğer destekçileri arasında ise Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, ABD Büyükelçiliği, Avusturya Büyükelçiliği, Avusturya Kültür Ofisi, British Council, Fransız Kültür Merkezi Ankara, Goethe-Institut Ankara, İngiltere Büyükelçiliği ve İrlanda Büyükelçiliği bulunuyor

Engelsiz Filmler Festivali her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsizolarak seyircilere sunuyor.

Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir; Festival’in Facebook, Instagram, Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

Gösterim takvimi için bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Tarım ve Orman Bakanı un ile buğdayı birbirine karıştırdı

Son bir yıllık gıda enflasyonu yüzde 27.70 ile son 15 yılın en yüksek rakamına ulaştı.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli geçtiğimiz günlerde TBMM’de gazetecilerle gerçekleştirdiği sohbette enflasyona ilişkin açıklamalarda bulunurken buğday ile unu birbirine karıştırdı. Ali Ekber Yıldırım’ın sosyal medya hesabından dikkat çektiği hata bakanlık açıklaması ile de doğrulandı.

Bakan Pakdemirli, stokta 2 milyon ton un bulunduğunu, un ithalatı için ihaleye çıkılacağını ve böylece fiyatlarda düşme olacağını şu sözlerle dile getirdi:

“TMO olarak 1100 TL’den piyasaya un veriyoruz. 2 milyon tonun üzerinde stoğumuz var. İhale açtık yurt dışından da ürün getiriyoruz. Buğdayla ilgili bir sıkıntı yok. İhaleye çıktığımız duyulduğunda buğdayla ilgili fiyatlar düşmeye başladı. Şimdi un fiyatlarında da bir iyileşme bekliyoruz.”

2 milyon ton stokta olan un değil buğday”

Gazeteci Ali Ekber Yıldırım dün sosyal medya hesabından Bakan Pakdemirli’nin buğday ile unu karıştırdığını söyledi. Yıldırım, yapılan yanlışı şu sözlerle düzeltti:

“Bakan buğday ile unu karıştırmış. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli gazetecilerle sohbet ederken “un ithal edilecek,fiyatlar düşecek” demiş. Un değil buğday ithal edilecek. 2 milyon ton stokta olan un değil buğday. Biri, Bakan Pakdemirli’ye söylesin.”

Bakanlıktan ‘sehven oldu’ açıklaması

Bu gelişmenin ardından Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan açıklama geldi.

Bakanlık açıklamasında “Sayın Bakanımızın “1.100 liradan hâlâ piyasaya un veriyoruz” cümlesinde geçen “un” sözcüğünün sehven kullanıldığı açıkça görülmektedir. Bu sebeple Sayın Bakanımızın bahsettiği hususun “un” ile değil “buğday” ile alakalı olduğu nettir.” denildi.

 

(Yeşil Gazete)