Ana Sayfa Blog Sayfa 2676

Brezilya’da topraksız köylülerin aile çiftlikleri büyük sığır çiftliklerine karşı

Deutsche Welle’de yayınlanan Ciara Long imzalı haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Cansu Yılmaz’ın çevirisiyle paylaşıyoruz.

                                                                  ***

Bir grup Brezilyalı aile, terk edilmiş tarım arazilerini işgal ettiğinde, ellerinde yaşamdan yoksun toprak ve su vardı. Son on beş yıl içinde, onlar bu arazileri hayata geri döndürdü. Onların hikâyesi, Brezilya’nın çiftçilik geleceği üzerine yürütülen daha büyük bir savaşın parçasıdır.

Jonas de Souza, Brezilya’nın doğu kıyısındaki küçük tarım bölgesine vardığında çaresizdi. Cansız bitki örtüsü yakındaki nehir kıyısını kaplamıştı, böcek ilacı şişeleri zemine saçılmış ve toprak berbat bir haldeydi.[1]

“Toprak pek çok canlıyı bünyesinde bulundurur” diyor Souza. “Ama bu toprakta kurt ya da kurtçukları bulmak bile zordu. Ve nehir de aynı durumdaydı –içinde hiç balık yoktu– çünkü hepsi pestisitten (böcek ilacından) zehirlenmişti.”

2003 yılıydı ve o,  bir kısmını Atlantik yağmur ormanlarının kapladığı araziyi işgal etmek için diğer 19 aileyle birlikte araziye henüz varmıştı –burası aşırı derecede sömürülmüş ve biyoçeşitliliğini öyle hızlı bir oranda kaybeden bir orman ki, araştırmacılar kısa bir süre önce ona “yok oluş girdabı” adını verdi.

Araziler, bufalo çiftliği olarak kullanıldığı yıllarda aşırı ölçüde işlenmişti; ancak bir çiftçi olan Souza, toprağın kurtarılabilir olduğuna ve sürdürülebilir üretimin çevredeki orman ekosistemini yeniden canlandırabileceğine inanıyordu.[2]

15 yıl sonra bugün, ünlü bir Brezilyalı çevrecinin adının verildiği Jose Lutzenberger Kampı, pestisitler olmaksızın kahveden lahanaya her şeyi yetiştiriyor. Her ay ürettikleri 20 tonluk yiyeceğin yaklaşık yüzde 90’ı ücretsiz bir öğle yemeği programı kapsamında devlet okullarına gönderiliyor; geri kalanı ise ya yerel pazarlarda satılıyor ya da kamptaki aileleri beslemek için kullanılıyor.

Hayat sadece toprağa değil ağaçlara da geri döndü. Topluluk arazide jaguarlar tespit etti.

Doğayı Çiftçilik Yoluyla Canlandırma

Kampta yaşayan 20 aile, toprağı ekilebilir koşullara döndürmek amacıyla geleneksel topluluklar tarafından aktarılan bilginin yanı sıra yerel ekosistemleri destekleyici tarım teknikleri kullandı. Aileler, bölgede zaten yetiştiğini bildikleri inga ağaçları gibi türleri ekmeye başladı.

Bu ağaç, meyve dolu baklalar üretiyor ve ayrıca suya daha az ihtiyaç duyan kahve bitkileri için gölge sağlıyor. Daha önce arazide çalışan bufalo çiftçileri, ağaçların çoğunu çiftlik hayvanlarının otlaması için yerli olmayan otlak türlerine alan açacak şekilde kesmişti.

Hayvan yaşamı da yavaş yavaş bölgeye geri döndü ki, bu Souza’nın ifadesine göre ormanın sağlıklı olduğunun bir işaretidir. “Burada küçük domuzlardan farklı çok sayıda kuş türüne kadar her şey var. Hatta jaguarlar gibi daha büyük hayvanlardan ziyaret almaya bile başladık” diyor Souza. Ve yerliler bir zamanlar kirli olan nehirden artık tekrar içebilir.

Kampın bulunduğu eyalette bulunan Parana Eyalet Üniversitesi’nde bir çevre ve tarım hukuku profesörü olarak çalışan Katya Isaguirre, “Burası bugün eyaletteki en iyi korunmuş orman,” dedi.

2013 yılından beri kampı izleyen Isaguirre, “Burası insanları ve doğayı içinde barındırmayan, mekanize tarım manzaralarından çok farklı” diye ekledi.

Aile Çiftliklerine Karşı Çok Uluslu Şirketler

Lutzenburger kampı, tarımın nasıl uygulanması gerektiğine dair birbirine karşı konumda bulunan iki fikrin rekabet halinde olduğu Brezilya’daki daha büyük bir mücadelenin parçasıdır.[3]

Sektörün geleceği, bazıları tarafından latifundios’ta, yani ihracat için büyük ölçüde soya gibi[4] monokültür (tek türlü tarım) bitkileri üreten ve çoğunlukla çok uluslu şirketlerin sahip olduğu büyük ölçekli çiftliklerde görülüyor. Öte yandan diğerleri, Brezilya’nın gıda güvenliği geleceğinin, Brezilya Coğrafya ve İstatistik Enstitüsü‘ne (IBGE) göre, ülkedeki tüm çiftçilik işletmelerinin yüzde 84,4’ünü oluşturan aile işi çiftliklerde yattığına inanıyor.

Brezilyalı çevre örgütü ISA’da biyoçeşitlilik koordinatörü olan Nurit Rachel Bensusan, “Bu, üretim alternatiflerinin ama neredeyse daha da çok anlatılar arasındaki bir ihtilaftır” dedi.

Monokültürün yıkıcı etkileri bulunuyor. Yeryüzünü istikrarsızlaştırıyor ve dahası, hayvan ve böcek habitatını yok ediyor.

“Tarım işletmesinin ülkenin geleceği olduğuna dair bir inanış var, ama Brezilya’nın tabağındaki besinin yaklaşık yüzde 70’i aile çiftçilerinden geliyor. Gelecek, verili değil, yaratılan bir şeydir.”

ISA, arazi hakları aktivizminin yanı sıra, sürdürülebilir tarım ve koruma çalışmalarına yönelik 2017 yılında, Juliana Santilli‘nin açılış konuşmasının ardından Lutzenberger kampına tarımsal biyoçeşitlilik ödülünü veren bir değerlendirme panelinin parçasıydı.

Bensusan, “Bu insanlar, kurumsal zorluklardan ve itirazlardan haklarına ve gerçek şiddete kadar her şeye karşı savaştı.” diye belirtiyor.

İncil, Sığır eti ve Mermiler

Souza, Lutzenberger kampında yaşamakla beraber aynı zamanda kendisini Brezilya’nın en büyük sosyal hareketlerinden biri olarak adlandıran ve 1980’lerin ortalarından beri küçük çiftçilerin ve geçim çiftçilerinin varlığı için latifundios çiftliklerinin işgal edilmesi gerektiğini savunan Topraksız İşçi Hareketi (MST)‘nin  bir üyesidir.

MST aktivistleri, latifundios çiftliklerinin toprağın “toplumsal işlevine” en iyi biçimde sahip olmadığını; çevresel koşullara ve çalışma haklarına saygılı olan daha etkili yollarla kullanılabileceğini iddia ediyor. Böyle bir iddianın, Brezilya yasalarının topraksız insanlara verimsiz toprakları ya da bahsedilen toplumsal işlevini yerine getirmeyen arazileri işgal etme hakkı vermesinden dolayı, potansiyel olarak derin yasal içerimleri mevcuttur.

Bu işgaller, Brezilya Kongresi’nde –Evanjelik Hıristiyanları, çiftlik lobisini ve silah kontrolünü rahatlatmak isteyen yasa koyucuları bir araya getiren ve git gide büyüyen “İncil, sığır eti ve mermiler” grubunun yanı sıra– toprak sahipleri, tarım tüccarları ve politikacıların muhalefetiyle karşı karşıyadır. Bu gruptakiler, işgalleri ekonomik açıdan zarar verici bir problem olarak görüyor.

Muzlar, ailelerin sağlığına geri döndürdükleri topraklarda yetiştirdikleri düzinelerce üründen sadece bir tanesi.

Geçen yıl yapılan bir konuşmasında, bu ay başkanlık seçimlerinin ilk turunu kazanan ve Brezilya’nın kendi Donald Trump’ı olarak bilinen Jair Bolsonaro[5], MST “işgalcilerinin”, “tarım ticaretini kesintiye uğrattıkları” için “öldürülmesi” gerektiğini ileri sürdü.

Bu tür kamplar sık ​​sık yasal zorluklarla karşı karşıya geliyor ve arazi aktivistleri şiddet tehditleriyle karşılaşıyor. Ve varlığının ilk beş yılı boyunca, Lutzenberger kampı da bu kuralın bir istisnası değildi.

Daha önceden bu arazilere sahip olan bufalo çiftliği sahipleri[6], bu toprakların sosyal ve çevresel işlevlerini daha iyi yerine getirecek şekilde kullanılabileceği fikrine karşı çıktı. Çevreci STK’lar, onların işlerini daha da güçleştirmek amacıyla, insan sömürüsünden tamamen kurtarmak için arazinin parsellerini satın aldı.

Çevreyle ilgili yetkililer tekrar tekrar bölgeye çağrıldı ve onlar yolda yeni işgalcileri tutuklarken, bufalo çiftliği işçileri sığınaklarını yakmak için bu dikkat dağınıklığından yararlandılar. Bir avuç dolusu aile, yüzleştikleri sürekli tehditler ve olası düşük üretim nedeniyle sonunda pes etti.

Onlar korku içinde yaşarken, Souza saldırıların sadece tüm zorluklara rağmen fikirlerini savunmak için kalanların kararlılığını tetiklediğini söyledi. Souza; “Kalmak için savaşmamız gerektiğini biliyorduk, yapacak başka bir şey yoktu” dedi.

2008 yılı itibariyle, iyileştirme çabaları meyve ve ürünlerini vermeye başlamıştı. Balıkçı topluluklar ve yerli gruplar da dahil olmak üzere hayatını bu bölgede idame ettiren diğer halklar, değişimi fark ettiler ve kampı ve sakinlerini desteklemeye başladılar. Yerel görüş, kamplaşmanın lehine ilerledikçe, saldırılar sona erdi.

Şimdi diğerlerinin de kampa katılmak istediğini söylüyor Souza ve aktivistler 10 yeni aileyi daha kampa dâhil etmeyi düşünüyor.

Souza, “İstediğim gelecek, karşılaştığımız tüm zorluklarla bile, çevreyi korurken aynı zamanda bu alanlardaki gelişimi görmenin mümkün olduğunu diğer kampların görebilmesidir” diye ekliyor.

“Toplumumuzu değiştirebileceğimizi ve dünyayla, suyla ve ormanla farklı bir ilişki kurabilmemizin mümkün olduğunu görüyorum.”

[1] https://www.dw.com/en/why-healthy-soils-and-forests-are-key-to-climate-protection-and-prosperity/a-41873961.
[2] https://www.dw.com/en/forest-sos-earths-green-lungs-disappear/a-44908586.
[3] https://www.dw.com/en/nature-under-attack-in-brazil/a-40044539.
[4] https://www.dw.com/en/the-problem-with-soy/a-36041686.
[5] https://www.dw.com/en/brazil-elections-bolsonaro-to-face-off-with-fernando-haddad-in-second-round/a-45792636.
[6] https://www.dw.com/en/beef-and-burger-king-still-eating-away-at-forests/a-39485275.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Muhabir: Ciara Long

Yeşil Gazete için çeviren: Cansu Yılmaz

(Yeşil Gazete, Deutsche Welle)

Erkekler Ekim ayında 20 kadını öldürdü

Erkekler, Ekim’de en az 20 kadını ve iki çocuğu öldürdü. Kadınlardan yüzde 20’si barışma teklini reddettikleri için öldürüldü. Cinayetlerin yüzde 75’i evde işlendi. Öldürülen kadınlardan biri Suriyeli, biri de Özbekistanlıydı.

Bianet’den Evrim Kepenek’in haberine göre bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlerde, erkekler Ekim’de en az 20 kadını ve iki çocuğuöldürdü; dört kadına tecavüz etti; yedi kadını taciz etti, en az 93 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 27 kız çocuğuna ve bir oğlan çocuğa cinsel istismarda bulundu; 25 kadına şiddet uyguladı. Ayrıca, erkekler, üç kadını dijital yollardan taciz etti.

Ekim’de öldürülen 20 kadının yanında, Elazığ’da bir erkek karısını evde defalarca bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs etti. Hukuki süreç basına yansımazken, kadının hayati tehlikesi devam ediyor.

Ayrıca, 5 Ekim’de, İzmir’de 7 Haziran’da Melahat Mersinli isimli kadının öldürülmesinde sorumluluğu olan fail ortaya çıkartıldı ve tutuklandı.

Erkekler 2018’in ilk on ayında en az 203 kadın ve 12 çocuk öldürdü; 54 kadına tecavüz etti; 169 kadını taciz etti; 468 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 306 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 341 kadını yaraladı.

Bianet ayrıca Begüm Baki imzası ile yayınlanan haberde de Ekim’de basına yansıyan erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakalarının gün gün tam listesini de paylaştı.

 

(Bianet)

Antalya’daki bir parkta kesik halde köpek patileri bulundu

Antalya’da bir çocuk parkında bir köpeğin kesilmiş patileri bulundu. Olaya 5 yaşındaki oğlu ve parkta oynayan çocuklarla birlikte şahit olan kadın, parktaki tüm kaydıraklarda da kan izlerinin olduğunu söyledi.

Edinilen bilgiye göre, 5 yaşındaki oğlunu okuldan alan Ceren Köse, okuldan döndüğü sırada oğlunu Kepez ilçesi Yenidoğan Mahallesi 3110. Sokak’ta bulunan çocuk parkına getirmek istedi. Parka girer girmez bir hayvana ait kesilmiş pati ve bacakların olduğunu fark eden Köse, neye uğradığını şaşırdı. Kesilen pati ve bacakların bir köpeğe ait olduğunu anlayan Köse, parkın içerisindeki oyun aletlerinde bulunan kaydırakların tümünde de kan olduğunu görünce şok oldu.

Olayın şokunu atlatamayan Ceren Köse, “Biz ilk önce kedi patisi zannettik, eğilip baktığımızda köpek patisi olduğunu anladık. Etrafında kedi ve köpekler vardı. Buradaki parkta oynayan çocuklar da kaydırakta kan olduğunu söyledi. Gidip baktığımda tüm kaydıraklarda kan vardı. Bunu kim yaptı bilmiyorum ama bir hayvansever olarak yakalanmasını istiyorum. Bu vahşiliği yapan benim çocuğuma da, bir kadına da yapar. Bu akıl sır erdirilecek bir şey değil. Ben çocuğumu artık parka yollasam bile gözümün önünde olur. Hem çocukların sağlığı açısından da kötü. Bu parka kameraların takılmasını istiyorum ve bekçilerin gezmesini istiyorum” dedi.

Köse’nin durumu polise bildirmesinin ardından konuyla alakalı çalışma başlatıldı.

 

(Birgün)

Fransa’da 50 bin ‘sarı yelekli’ akaryakıt zammına karşı sokakta

Fransa’da otoyolları kapatan binlerce “Sarı Yelekli” eylemci akaryakıt zammına tepki gösterdi. Savoie’de otomobilin çarptığı bir gösterici hayatını kaybederken, ülke genelindeki olaylarda en az 47 kişi de yaralandı.

 

Fransa’da on binlerce kişi hükümetin akaryakıt zammını proteso etmek amacıyla çeşitli noktalarda otoyollorı kapattı. Sosyal medya üzerinden örgütlenen sürücüler havalimanlarına giden yolları, otoyol bağlantılarını, otoyol gişelerini ve kavkaşları bloke ediyor.

Araçlarda bulundurulması zorunlu olan reflektörlü sarı yelekleri giyerek eylem yaptıkları için “Sarı Yelekliler” olarak bilinen protestocular, “yeşil vergi” adı altında dizel yakıta yapılması planlanan yüzde 23 zam ile ile benzine yapılması planlanan yüzde 15 zamma tepkili.

Lyon yakınlarındaki Savoie bölgesinde otoyolda gösteri yapan bir eylemci otomobil çarpması sonucu hayatını kaybetti. Fransa İçişleri Bakanı Christophe Castaner, protestoya sahne olan otoyolda göstericilerin etrafını sarması üzerine otomobil sürücüsünün paniklediğini ve gaza bastığını aktardı. Castaner, sürücünün çarptığı kadın göstericinin hayatını kaybettiğini söyledi.

50 bin civarında kişinin katıldığı gösterilerde üçü ağır 47 kişinin yaralandığı açıklandı. Polis, olaylar nedeniyle 24 kişinin tutuklandığını, 17 kişinin ise halen sorgulandığını bildirdi.

Bazı bölgelerde kaos yaşanması üzerine polisin göstericilere müdahale ettiği bildirildi. Güvenlik güçleri Paris’te çevreyolunu kapatmak isteyen gruba izin vermedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ekonomi reformu kapsamında açıkladığı vergi artışlarıyla ülkenin fosil yakıt kullanımını azaltmak amaçladıklarını ifade etmişti.

 

(DW Türkçe)

‘Yokoluş İsyanı’ Londra’dan seslendi: İklim değişikliğini durdurun!

Kendilerini Extinction Rebellion yani Yokoluş İsyanı olarak tanımlayan Britanyalı grup, İngiltere hükumetinin fosil yakıtları azaltması için eylem yaptı. 6 binden fazla gösterici Londra’nın merkezindeki beş köprüyü trafiğe kapattı.

İngiltere’nin başkenti Londra’da kendilerine Yokoluş İsyanı adını veren bir gurup çevre aktivistinin düzenlediği protestoda, eylemciler kentin beş ana köprüsünü trafiğe kapatarak eylem yaptı.

Extinction Rebellion’i organize eden yetkililer, 6 bin kişinin gösterilere katıldığını duyurdu. Londra polisi, protestolarda “tedbir amaçlı” 70’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Guardian gazetesi, gösterileri ülkede “son on yıldır görülen en büyük barışçıl sivil itaatsizlik eylemi” olarak niteledi.

İklim değişimine karşı acil eylem çağrısı

Hükümetlerarası İklim Paneli’nin (IPCC) yayınladığı raporda küresel ısınmayı 1,5°C’de tutarak, 2°C ve üzeri sıcaklık artışlarına göre birçok önemli iklim değişikliği etkisi önlenebileceği belirtilmişti. Ancak rapora göre bunun için yalnızca 12 yıl var.

Raporun yayınlanmasının ardından, İngiltere hükümetine iklim değişikliğine karşı acilen çalışmalarını hızlandırması çağrısında bulunan göstericiler, 31 Ekim’de de Londra’da parlamento binasına giden yolları kapatarak eylem düzenlemişlerdi.

Cumartesi günü (17 Kasım) sabah saatlerinden itibaren Southwark, Blackfriars, Waterloo, Westminster ve Lambeth köprülerine doluşmaya başlayan göstericiler bu beş köprüyü trafiğe kapattı. Fosil yakıt karşıtı dövizler taşıyan eylemciler, köprülerde araçların geçişini engelledi.

Protestoların merkezi, uzun saatler boyunca parlamento binası yakınlarındaki Westminister Köprüsüydü. Ancak Thames nehrini kesen dört diğer simge köprüde de kalabalıklar uzun süre trafiği engelledi.

Gösteriyi düzenleyenler arasındaki Gail Bradbrook, gazetecilere yaptığı açıklamada “Bu, kitlesel bir sivil itaatsizlik eylemidir” dedi. Bradbrook, “Bu gördüğünüz, ekolojik kriz karşısında eyleme geçilememesini protesto eden uluslararası bir isyandır” diye konuştu.

Londra polisi ise, eylemcilerin “trafikte önemli aksaklıklara” neden olduğunu ve ambulansların geçişini zora soktuğunu söyledi.

Hedef, 2025’e kadar “Sıfır emisyon”

Gösterileri düzenleyen grup, iklim değişikliğinin önüne geçmek ve 2025 yılına kadar sera gazı emisyonunu sınırlandırmak için İngiltere hükümetine baskı yapmayı amaçladıklarını söylüyor.

İsyan Günü adını verdikleri bu eylemde, İngiliz polisinin verdiği verilere göre 70 kişiden fazla kişi gözaltına alındı. Hristiyan İklim Değişikliği Eylem grubundan çevre aktivisti Ruth Jarman bu hafta içinde dördüncü kere gözaltına alınmış oldu.

İngiltere’de 1990 ve 2016 yılları arasında sera gazı emisyonu yüzde 40 azaltıldı. Hükümet, 2050 yılına kadar emisyon oranını yüzde 80’e kadar indirme konusundaki taahhüdüne bağlılığı yineliyor. Ancak Extinction Rebellion’ın destekçileri, 2025 yılına kadar emisyonun sıfıra düşürülmesi talebinde.

 

(Bianet, BBC Türkçe)

Norveç, ormanların tahrip edilmesini yasaklayan ilk ülke oldu

EcoWatch’da yayınlanan Katie Pohlman imzalı haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Seçil Akın’ın çevirisiyle paylaşıyoruz.

                                                                                   ***

Norveç, ormanların tahrip edilmesini yasaklayan ilk ülke oldu. Norveç Parlamentosu’ndan 26 Mayıs’ta geçen yasa ile ormanların yok edilmesiyle elde edilen ürünler hükümetin kamu alımlarında yer almayacak.

Ormanların yok edilmesiyle elde edilen hiçbir ürün bu İskandinav ülkesinde kullanılmayacak. Yasa, “Doğal Çeşitlilik üzerine Eylem Planı”nın bir parçası olarak Norveç Parlamentosu Enerji ve Çevre Daimi Komitesi tarafından teklif edildi. Yağmur Ormanları Vakfı (Rainforest Foundation Norway) bu teklifin arkasındaki en önemli güce sahipti ve bunun gerçekleşmesi için yıllarca çalışmalar yaptılar.

Yağmur Ormanları Vakfı’nın ve kampanyanın başkanlığını yapan Nils Hermann Ranum, “Bu, yağmur ormanlarını korumak için kazanılmış önemli bir zafer,” diye belirtirken, “Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, birkaç şirket yağmur ormanlarının tahrip edilmesiyle ilişkisi olan ürünlerin tedarik edilmesini durdurmak için adımlar atmıştı. Şimdiye kadar hükümet tarafından böylesi bir adım söz konusu değildi. Bu yüzden, Norveç hükümetinin de artık buna uyum sağlayıp, kamu alımlarında aynı taleplerde bulunması oldukça olumlu bir durum teşkil ediyor” diye ekledi.

Fotoğraf: WWF

Norveç’in eylem planında aynı zamanda, hükümetin Norveç Fonu (Norway’s Government Pension Fund Global) yatırımlarıyla biyolojik çeşitliliğin korunması için gereken özeni göstermesiyle ilgili bir talep de bulunuyor.

Ranum, “Diğer ülkeler de Norveç’i bu konuda örnek alıp, aynı şekilde ormanların tahrip edilmesini önlemek için adım atmalılar,” diyor. “Bilhassa Almanya ve Birleşik Krallık, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi’ndeki ortak bildirimlerinde belirttikleri şekilde hareket etmeliler,” diye ekliyor.

Huffington Post haberine göre, 2014 yılı BM İklim Zirvesi’nde Almanya ve Birleşik Krallık, kamu alımları politikaları ve sürdürülebilir kaynaklara dayanan, palmiye yağı, soya, sığır eti ve kereste gibi ürünlerle “ormanların tahribine yol açmayan tedarik zincirlerini destekleyen ulusal taahhütleri teşvik etmek” konusunda Norveç ile aynı fikirdeydi.

2000 ile 2011 yılları arasındaki orman tahribinin yüzde 40’ı, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Paraguay, Endonezya, Malezya ve Papua Yeni Gine’deki sığır eti, palmiye yağı, soya ve ağaç ürünlerinden dolayıdır. Climate Action’a göre, bu yedi ülke karbon salınımının yüzde 44’ünden de sorumludur.

WWF’in konu ile ilgili hazırladığı videoya buradan ulaşabilirsiniz.

Doğru Yöne Bir Başka Adım

Norveç’in bu taahhüttü, ormanların tahrip edilmesini engellemek için bir diğer adım olarak karşımıza çıkıyor. İskandinav ülkesi aynı zamanda dünya çapında bazı projelere de yatırım yapıyor.

WorldWatch Enstitüsü (WorldWatch Institute) haberine göre, Norveç hükümeti Guyana’nın ormanlarını korumak için 250 milyon dolar yatırım yapacağını duyurmuştu. Bu Güney Amerika ülkesi, 2011-2015 yılları arasında dört yıllık bir sürede parayı aldı.

Guyana Dışişleri Bakanı Carolyn Rodrigues-Birkett, “Ülkemiz, nüfusun ne sanayileşen toplumlara göre daha az materyalist olduğu bir aşamadadır, ne de halk hayat kalitelerini artırmayı daha az istemektedir” şeklinde konuştu ve “Gelişimimizi sürdürmeye devam etmek istiyoruz, ancak bunu ödeme olmadan yapamıyoruz,” diye ekledi.

Bu ortaklık, BM tarafından 2008 yılında başlatılan, Orman Tahribi ve Bozulması Kaynaklı Salınımların Azaltılması girişiminin bir parçasıdır. Guyana, diğer ülkeler arasında kendine özgü bir yer tutmaktadır, çünkü ülkenin ormanları önemli ölçüde bir orman tahribi baskısı ile karşı karşıya değildir.

Fotoğraf: WWF

Mongabay’de yayınlanan habere göre, 2015 yılında Norveç, Amazon ormanlarının yüzde 60’ına sahip olan Brezilya’ya, orman tahribini önlemek için iki ülke arasındaki 2008 yılındaki bir anlaşmayı tamamladıklarından dolayı 1 milyar dolar ödeme yapmıştır. Brezilya’daki Amazon ormanlarının tahribi geçtiğimiz on yılda yüzde 75’ten fazla azalmıştır, ki bu yüzde o dönem içindeki tek en büyük salım azalışını temsil etmektedir. National Geographic’e göre, ödenen miktar 33,000 mil kareden fazla alanı kaplayan yağmur ormanlarını yok olmaktan kurtarmıştır.

Bu ortaklık, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından övgüyle karşılandı:

“Amazon Fonu ile Brezilya ve Norveç arasındaki bu ortaklık, geçtiğimiz yıllar boyunca gerçekleştirilen iklim değişikliğinin azaltılmasıyla ilgili çalışmalar arasında en etkili olanlardan biri için sarf edilen yoğun desteği göz önüne sermektedir. Bu, gezegenimizdeki sürdürülebilirliği sağlama almak için ihtiyacımız olan uluslararası bir iş birliğinin öne çıkan örneklerinden biridir.”

Dünya Vahşi Yaşam Fonu (WWF)’na göre, Amazon ormanlarındaki ağaçların yüzde 17’si geçtiğimiz 50 yıl içinde yok oldu.

TED konuşması Brezilya’nın amacına nasıl ulaştığını açıklıyor:

Norveç, yalnızca Güney Amerika ormanlarına odaklanmıyor. Ülke aynı zamanda Afrika ve dünyadaki diğer bölgeler için de çalışmalar yapıyor.

BBC haberine göre Liberya, Norveç’in yardımıyla Afrika’da yardım karşılığında ağaç kesilmesini durduran ilk ülke oldu. Norveç, Batı Afrika’daki ülkeye orman tahribatını durdurmak amacıyla 2020 yılına kadar 150 milyon dolar ödeme yapacak.

Norveç hükümeti siyasi danışmanlarından Jens Frolich Holte, “Liberya’nın salınımlarına engel olmasını ve aynı zamanda yoksulluğunun da azalmasını umut ediyoruz,” şeklinde konuştu.

Liberya, Yukarı Gine ormanlarının yüzde 43’üne, tükenmekte olan batı şempanzesi, orman filleri ve leopar nüfuslarına ev sahipliği yapmaktadır. Ülke, 2020 yılına kadar ormanlarının en az yüzde 30’nun koruma altına alacağını taahhüt etti.

Ormanların Tahrip Edilmesiyle İlgili Yasakların Sebebi

Ormanlar, yeryüzünün yüzde 31’ini kaplamaktadır. Ormanlar gezegenin akciğerleri gibidir, oksijen üretirler ve atmosferden karbondioksit emerler. Aynı zamanda, insanlara ve dünya üzerindeki vahşi yaşamın büyük kısmına yaşam alanı sağlarlar.


Merkez Kalimantan, Endonezya’da turba yosun alanında yangın. Fotoğraf: WWF

WWF’e göre; yiyecek, içilebilir su, kıyafet, ilaç ve barınma için ormanlara bağımlı olan 1.6 milyon insan bulunmaktadır. Ancak insanlar ormanları, yok etmeleri gereken bir engel olarak görmektedir. 46,000 ila 58,000 mil kare orman her yıl yok edilmektedir, bu her dakika yok edilen 48 futbol sahası büyüklüğünde alana eşittir.

Ormanların tahrip edilmesinin, tüm sera gazı salınımlarının yüzde 15’ini oluşturduğu tahmin edilmektedir. WWF’e göre, orman tahribatı yalnızca iklim değişikliğine sebep olmakla kalmayıp, aynı zamanda geçim kaynaklarına ve doğal döngüye de zarar vermektedir. Ağaçların yok edilmesi, bölgedeki su döngüsünü bozarak, yağışlarda ve nehir akışında değişikliklere yol açmakta ve erozyona sebep olmaktadır.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Muhabir: Katie Pohlman

Yeşil Gazete için çeviren: Seçil Akın

 

(Yeşil Gazete, EcoWatch) 

Gözaltındaki 6 isim daha serbest, Yiğit Aksakoğlu ise tutuklandı

Sivil toplum çalışanı ve akademisyenlere yönelik operasyonlarda gözaltına alınan Yiğit Ekmekçi, Hakan Altınay, Çiğdem Mater, Ayşegül Güzel, Filiz Telek ve Yusuf Cıvır serbest bırakılırken, sivil toplum uzmanı Yiğit Aksakoğlu tutuklandı.

Bianet’in aktardığına göre bu haberdeki fotoğraf Yasemin Bektaş’tan alındı

Sivil toplum çalışanları ve akademisyenlere yönelik operasyonlarda gözaltına alınan 13 kişi arasında yer alan Anadolu Kültür’ün Yönetim Kurulu Başkanvekili Yiğit Ekmekçi, Anadolu Kültür Yönetim Kurulu üyesi Ali Hakan Altınay, film yapımcısı Çiğdem Mater, sivil toplum çalışanı Ayşegül Güzel, sivil toplum çalışanı Filiz Telek ifade işlemlerinin ardından serbest bırakılırken, Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne  İstanbul Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Birimi Çalışanı, Diyalog ve Uzmanlaşma Derneği Kurucu Üyesi, Helsinki Yurttaşlar Derneği Üyesi Yiğit Aksakoğlu tutuklandı.

Mahkemeye sevk edilen diğer isim hak savunucusu Yusuf Cıvır da mahkemedeki savunmasının ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

16 Kasım 2018 Cuma günü düzenlenen operasyonla akademisyenler Prof. Dr. Betül Tanbay ve Prof. Dr. Turgut Tarhanlı,  Anadolu Kültür’ün Yönetim Kurulu Başkanvekili Yiğit Ekmekçi, Yönetim Kurulu Üyesi Ali Hakan Altınay, Genel Koordinatörü Asena Günal ve film yapımcısı Çiğdem Mater ile Meltem Aslan, sivil toplum çalışanları Yiğit Aksakoğlu, Filiz TelekBora SarıYusuf CıvırAyşegül GüzelHande Özhabeş gözaltına alınmıştı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada, bir yılı aşkın süredir hakkında iddianame düzenlenmeden hapishanede tutulan iş insanı Osman Kavala’nın Gezi eylemlerini organize ve finanse ettiğinin ileri sürülmüştü. Açıklamada, Kavala ile birlikte hiyerarşik bir düzen içinde hareket ettiği belirtilen İstanbul, Adana, Antalya ve Muğla’dan 20 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği ifade edildi. Gözaltına alınan 13 kişinin adları verilmişti.

 

(Bianet, Yeşil Gazete)

ABD: İfade özgürlüğüne saygı duyun ve keyfi şekilde gözaltına alınanları serbest bırakın!

Washington yönetimi, Anadolu Kültür girişimine karşı yapılan soruşturmada gözaltına alınan akademisyen ve sivil toplum temsilcilerinin serbest bırakılması için Türkiye’ye çağrıda bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı, tutuklu işadamı Osman Kavala’nın yönetim kurulu başkanı olduğu Anadolu Kültür girişimine yönelik Cuma günü düzenlenen operasyonda yapılan gözaltılara tepki gösterdi.

Bakanlık Sözcüsü Heather Nauert tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin Anadolu Kültür Derneği’yle ilişkisi olan akademisyen, gazeteci ve sivil toplum aktivistlerini gözaltına almasından büyük endişe duymaktadır” denildi.

“Şeffaflık, hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü ile dernek kurma özgürlüğü, her sağlıklı demokrasinin temel unsurlarıdır” denilen açıklamada iki ülkenin ortaklığının Türk demokrasisi başarılı olduğu takdirde en güçlü halinde olacağı vurgulandı.

Açıklamada, “Türkiye’ye, ifade, dernek kurma ve toplantı özgürlüğü, adil yargılama teminatı, yargı bağımsızlığı ve diğer insan hakları ile temel özgürlüklere saygı duyma, bunları garanti altına alma ve keyfi şekilde gözaltında tutulanları serbest bırakma çağrısında bulunuyoruz” ifadelerine yer verildi.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin Twitter hesabından paylaşılan mesajda da Türkiye’ye çağrıda bulunuldu.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Türkiye Büyükelçiliği’ne hitaben bir basın açıklaması yayınlayarak, “Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin Anadolu Kültür Derneği’yle ilişkisi olan akademisyen, gazeteci ve sivil toplum aktivistlerini gözaltına almasından büyük endişe duymaktadır. Şeffaflık, hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü ile dernek kurma özgürlüğü, her sağlıklı demokrasinin temel unsurlarıdır. A.B.D.-Türkiye ortaklığı, Türk demokrasisi başarılı olduğunda en güçlü olur. Türkiye’ye, ifade, dernek kurma ve toplantı özgürlüğü, adil yargılama teminatı, yargı bağımsızlığı ve diğer insan hakları ile temel özgürlüklere saygı duyma, bunları garanti altına alma ve keyfi şekilde gözaltında tutulanları serbest bırakma çağrısında bulunuyoruz.” açıklamasını yaptı.

 

(DW Türkçe)

Prof. Dr. Betül Tanbay serbest bırakıldı

Anadolu Kültür’e yönelik operasyonlarda gözaltına alınan 13 kişi arasında yer alan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Tanbay ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

Prof. Dr. Betül Tanbay

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında Anadolu Kültür AŞ’nin yöneticileri ve bazı akademisyenlerin de aralarında bulunduğu 20 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Soruşturma kapsamında 4 ilde gerçekleştirilen operasyonlarda Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Tanbay, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın da aralarında bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, operasyonun gerekçesinin Gezi eylemleri olduğu ve hakkında gözaltı kararı olan 20 kişinin “Osman Kavala’yla hiyerarşik ilişki içinde eylemleri organize ettiğini” ileri sürüldü.

İlk kadın başkan

Gezi Parkı eylemleri sırasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan
ile görüşen heyetin içinde de yer alan Betül Tanbay, Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

Tanbay, ünlü matematikçi Cahit Arf tarafından 1948 yılında kurulan Türk Matematik Derneği’nin 62 yıl sonra seçilen ilk kadın başkanı olmuştu. Tanbay, Avrupa Matematik Derneği (EMS) Yönetim Kurulu’na da seçilmişti.

Tarhanlı, Günal ve Sarı serbest bırakılmıştı

Gözaltı kararı verilenler için 4 günlük gözaltı süresi alındığı bildirildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Gezi Parkı Direnişi sırasında ‘sembol eylemler’ gözaltı kararına gösterilen gerekçelerden biri oldu. Prof. Tarhanlı, Anadolu Kültür’ün Genel Koordinatörü Asena Günal ve derneğin danışmanı Bora Sarı ifadelerinin ardından akşam saatlerinde yurtdışına çıkış yasağı konularak serbest bırakıldı.

 

(Cumhuriyet)

[İki Teker] Fransa Bisiklet Turu: Bisiklet sporu da doğayı kirletiyor mu? – Süleyman Erçalışkan

Bisiklet sporunu sporcuların sadece pedal çevirerek yarıştığı bir organizasyon olarak düşünebilirsiniz lakin organizasyonun bütününe baktığımızda çevre kirliliği ve karbon ayakizi değerleriyle şaşırtan rakamlara sahip. Yazımda bu konuya dair çarpıcı rakamları sizlerle paylaşacağım.

Fransa Bisiklet Tur’u büyük bir spor müsabakası. Dünya Kupası ve Yaz Olimpiyatları’ndan sonra dünyanın en fazla izlenen üçüncü spor etkinliği. Yol kenarında 15 milyon seyirci ile dünya genelinde 7,000 saatlik canlı yayınla 190 ülkede yayınlanmakta. Fakat aynı zamanda CO2 emisyonları açısından çevre üzerinde çok büyük etkiye sahip. Fransa Bisiklet Turu’nun 23 günlük karbon ayak izi değeri 341,000 tCO2-eq iken, 8 aylık Formula E sezonunun toplam değeri 13,500 tCO2-eq. Üstelik 3 haftalık tur boyunca 420 ton çöp de çevreye bırakılıyor.

Fransa Bisiklet Turu’nun çevresel sorunlar teşkil eden kısmını araçlar ve çevreye atılan çöpler oluşturuyor. Her etaptan önce “caravane” adı verilen sponsor araçlarından oluşan kortej geçiş yapıyor. Caravane’da bulunan 33 marka, hazırladıkları 16 milyon küçük hediyeyi geçiş sırasında yol kenarındaki izleyicilere fırlatıyor. Bu yıl caravane korteji 11 km. uzunluğundaydı. Geçişi 45 dakika sürüyordu. En büyük karavanın uzunluğunun 120 metre olduğunu belirtmeliyim.

2018 turunun caravane kortejinden 16 milyon ürün fırlatıldı. Bu ürünlerin plastik ambalajları Çin’de üretilen düşük kaliteli plastikten oluşuyor. Fırlatılan ürünlerde farklı çeşitller mevcut. 1.000.000 adet şişe su, 6 ton salam (430.000 paket sosis, 1,200 adet dilimlenmiş bütün sosis), 250.000 paket kahve ve frizbi gibi.

Tur aynı zamanda Fransa topraklarının tanıtımı içinde kullanıyor. Buda çöplerin ülkenin en güzel yerlerine atıldığı anlamına geliyor. Her etapta 20 ton çöp oluştuğu tahmin ediyor. 21 etaplık turdan sonra 420 ton çöp oluşuyor. Sadece bu çöpü toplamak için 100 bin çöp poşeti dağıtılıyor. Bu yıl açılış etabına ev sahipliği yapan Brest kentinde sadece şehir merkezinden 3.5 ton çöp toplandı.

Fransa turu, nadir hayvan türlerinin yaşadığı hassas alanlardan da  geçiyor. 2013 Fransa turunda Alpe D’huez tırmanışının “Col de Sarenne” yolundan yapılmaması için imza kampanyası başlatıldı. Çünkü önceki senelerde gerçekleşen Alpe D’huez tırmanışını 800.000 kişi izlemiş 30 ton çöp bırakmıştı. “col de sarenne” yolu çeşitli orman tavuklarının doğada nadir olarak yaşadığı bir bölge. Yasalarla bu yolda hız limiti 20km/h olarak sınırlanmıştır. 2011 yılında, Fransa turu Cap Fréhel’de, çevre uzmanlarının öfkesine rağmen, “Avrupa’nın eşsiz kır alanları ” yakında bir yerde gerçekleştirildi.

2009 fransa turunun 20. Etabı Montélimar – Mont Ventoux arasındaydı. Mont ventoux 13 km’lik tırmanışa sahip Alplerde ücra bir köşe. Etabın ertesi günü çevreci bir dernek ve vatandaşlar bölgenin fotoğraflarını yayınladı. Tırmanışın her metresinde atıklar mevcuttu. Alınması gereken 20.000’den fazla kutu ve 30.000 plastik şişe vardı.

2015 Fransa Bisiklet Turu’nun başlangıcı Hollanda’nın Utrecht şehrinde yapıldı. Etabın ertesi günü etrafa saçılan çöplerin görüntüsü çarpıcı boyuttaydı.

Fransa Bisiklet Turu doğayı kirletiyor mu, tekrar düşünün. 2009 yılında, Génération Ecologie “Fransa Bisiklet Turu organizatörlerinin çevresel sorumsuzluğu” nu kınadı.

Her yıl, Fransa turu peloton’unu oluşturan 176 bisikletçiyi en az 2.200 araç 3.400 km boyunca takip ediyor. Her aracın 21 günde 2.200 km yaptığını düşündüğümüzde 8.000.000 toplam km. ortaya çıkıyor. Dünyanın etrafında 200 turdan fazla.

Caravane’da ise 35 markayı temsil eden 170 araç bulunuyor. Motorlar, otomobiller, otobüsler, kamyonlar. Her çeşit araç mevcut.

Fransa turunun ekranlara taşınması ise ayrıca düşünülmesi gereken bir konu. Her etaba göre sayısı değişen uçaklar, helikopterler, kamyonlar ve motorlar TV ekranlarına yayın yapmak için kullanılıyor.

Fransa Bisiklet Turu yayın diyagramı

Tur 190 ülkede 121 farklı kanalda canlı yayınlanıyor. 260 kameraman, 2000 gazeteci, 600 akredite olmuş medya organizasyonu, 72 radyo istasyonu turu takip ediyor. Yine bir sürü araç demek.

Burada şöyle gerçeklerle karşı karşıyayız. Sponsorlar olmasa Fransa turu olmaz hatta sponsor olmasa bisiklet sporu olmaz. Günümüz ekonomisinde imkansız. TV yayıncılığı olmasa bizim gibi uzak ülkelerde bu spora hayran insanlar da olamaz.

Fransa bisiklet turu yıllık yarış takviminde sadece bir yarış. Bu tur gibi 2 büyük tur daha mevcut. Eurosport TV kanalında yılın 300 günü bisiklet yarışı yayınlanıyor. Yılın 300 günü bu rakamların bir kısmı tekrar ediyor.

Günümüz insanının yaşadığı çelişkiler arasında “hayran olduğu sporlar ve bu sporların oluşturduğu çevre sorunları çok fazla gündeme gelmiyor. İnsanlar çevresel etkilerine rağmen tutkunu oldukları sporları gerçekleştirmeyi sürdürüyor.

Bisiklet sporu bireysel olarak yapıldığında çevreci bir spor olarak görünebilir lakin spor organizasyonu olarak şaşırtıcı rakamlara sahip.

 

 

Süleyman Erçalışkan