Ana Sayfa Blog Sayfa 2668

Kavala’nın da kurucuları arasında olduğu Açık Toplum Vakfı, Türkiye’deki faaliyetlerine son verdi

Tutuklu iş insanı Osman Kavala’nın da kurucuları arasında yer aldığı Açık Toplum Vakfı Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, “Açık Toplum Vakfı Yönetim Kurulu, Vakıf senedinin 16. Maddesi uyarınca Mütevelli Heyeti’ne Vakfın tüm faaliyetlerini sonlandırmayı teklif etmiştir” denildi. Aynı açıklamada “Mütevelli Heyeti’nin Vakıf hakkında medyada yer alan asılsız iddia ve ölçüsüz spekülasyonlarının yoğunlaşmasının Vakfın faaliyetlerini sürdürmeyi imkansız kıldığı düşüncesiyle bu teklifi onaylamıştır” açıklaması yer aldı.

Milyarder iş insanı George Soros’un kurduğu vakıf son dönemde tutuklu iş insanı Osman Kavala’nın da kurucuları arasında yer aldığı Anadolu Kültür’e yönelik operasyon üzerinden hedef alınmıştı.

Açık Toplum Vakfı’nın açıklamasının tam metni şöyle:

“Açık Toplum Vakfı 2008 yılında kurulmuş ve bütün faaliyetlerini Türkiye Cumhuriyeti Yasaları’na uygun olarak yürütmüştür. Vakıf faaliyetleri, İçişleri Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından düzenli olarak denetlenmiştir.

Bugün geldiğimiz noktada, Açık Toplum Vakfı Yönetim Kurulu, Vakıf Senedi’nin 16. Maddesi uyarınca, Mütevelli Heyeti’ne, Vakfın tüm faaliyetlerini sonlandırmayı teklif etmiştir.

Vakıf Senedi’nde, ‘Vakfın devamında yarar olmayacağı anlaşılır, ya da Vakfın amaç ve hizmet konularının gerçekleştirilmesinin olanaksız duruma geldiği kanısına varılırsa… Vakfın dağılmasına karar verilir’ denmektedir.

Mütevelli Heyeti ‘son günlerde Vakıf hakkında medyada yer alan asılsız iddia ve ölçüsüz spekülasyonların yoğunlaşmasının, Vakfın faaliyetlerini sürdürmeyi imkansız kıldığı’ düşüncesiyle, bu teklifi onaylamıştır.

Vakfın faaliyetlerine son verilmesi, ve hukuki varlığının tasfiye edilmesi için başvuru ilgili Mahkeme’ye en kısa zamanda yapılmış olacaktır.

Ancak yasal süreç sonuçlanmadan aşağıdaki noktaların kamuoyuyla paylaşılması zaruri olmuştur.

1) Açık Toplum Vakfı 2008 yılında kurulmuş olmakla birlikte, Türkiye’de Açık Toplum’un faaliyetleri 2001’de Açık Toplum Enstitüsü’nün kuruluşuyla başlamıştır.

2) Bu süre zarfında, Türkiye’de demokratik, sivil ve eşitlikçi bir siyasi iklimin yaratılması konusunda, başta TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) olmak üzere, pek çok kuruluşa, Enstitü ve Vakfın amaçlarına uygun projeler için mali destek sağlanmıştır.

3) Açık Toplum Vakfı yöneticileri, zaman zaman hükümet yetkilileri tarafından kabul edilmiş, görüş alış-verişinde bulunulmuş, Açık Toplum Vakfı öncülüğünde oluşturulan “Bağımsız Türkiye Komisyonu” Türkiye’nin AB ile tam üyelik görüşmelerinin başlaması sürecinde önemli işlev üslenmiştir.

4) Kurulduğu günden bu yana, Vakıf faaliyetleri İçişleri Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından düzenli olarak denetlenmiştir.

5) Ancak, yeni açılan soruşturmalarla Açık Toplum Vakfı ile 2013 yılındaki Gezi olayları arasında bağlantı kurma çabaları olduğu görülmektedir. Bu çabalar yeni değildir ve tümü gerçek dışıdır.

6) Haberlerde bahsedilen yurt dışı bağışlar, usulüne uygun şekilde, Devletimizin yetkili kurumu olan Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bildirilmiş, ve Genel Müdürlük tarafından bu bildirimler onaylanmıştır.

7) Bu bağışların, Türkiye’de hangi kurum ve projelere hibe edildiği de Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne her yılın Haziran ayında bildirilmektedir.

8) Bu süreçlerle ilgili belgelerin tümü zaten Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivlerindedir. Bilgi edinmek isteyenlerle de, talep üzerine paylaşmak mümkündür.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, geçen günlerde yaptığı bir konuşmada şunları söylemişti:

“Gezici vandalları yücelten, bunun üzerinden bizi itham eden zırvalar beyan etmiş. Düşünebiliyor musun? (İş insanı Osman Kavala’yı kastederek) Gezi olaylarında teröristlerin finans kaynağı olan bir kişi. Şu anda içeride. Onun arkasında kim var? Meşhur Macar Yahudisi Soros. Bu adam dünyada milletleri bölmek, parçalamakla adeta birilerini görevlendiren, parası bol ve bu paraları da bu şekilde tüketen birisidir. Türkiye’deki temsilcisi de babadan zengin ve bu imkanlarını da bu ülkeyi parçalayıp bölen; işte bu özellikle terör eylemlerine karşı her türlü bu noktada desteği veren kişi. Şimdi içeride. Suçu olmayan herhangi bir şeye karışmamış olanı niçin kalksın da bizim yargımız içeri alsın?”

Yönetimde kimler vardı?

Vakfın mütevelli heyetinde şu isimler yer alıyordu: Nebahat Akkoç, Mustafa Akyol, İbrahim Betil, Ferhat Boratav, Üstün Ergüder, Memduh Hacıoğlu, Osman Kavala, Can Paker, Ayşe Soysal, Murat Sungar ve Binnaz Toprak. Yönetim kurulunda yer alan isimler ise şöyleydi: Temel İskit, Ferhat Boratav, Üstün Ergüder, Osman Kavala ve Murat Sungar.

 

(T24)

Bangladeş İstanbul Başkonsolosu İslam: Ülkemin yüzde 20’si sular altında kalırsa 30 milyon göç olacak

Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından bu yıl onuncusu düzenlenen Küresel Isınma Kurultayı 22 Kasım’da İstanbul Sanayi Odası (İSO) Odakule Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleşti. Kurultaya konuşmacılardan Bangladeş İstanbul Başkonsolosu Muhammed Monirul İslam’ın iklim değişikliğine dair sözleri damga vurdu.

İklim değişikliğinden en çok etkilenen ve aynı zamanda iklim değişikliğine en az neden olan ülke olduklarını söyleyen Muhammed Monirul İslam, dünyanın 1 derece ısınmasıyla Bangdaleş’in yüzde 20’sinin sular altında kalacağını söyleyerek gelecekteki en önemli sorunlardan biri olarak iklim mültecileri konusuna işaret etti.

Bangladeş’in yüzde 20’si sular altında kalırsa 30 milyon kişi göç etmek zorunda kalacak

“Yüzölçümümüz Türkiye’nin beşte biri kadar. Bangladeş’te 163 milyon kişi yaşıyor. Dünyanın 1 derece ısınmasıyla ülkemizin yüzde 20’si sular altında kalıyor. Ülkemizin yüzde 20’si sular altında kalırsa 30 milyon kişi göç etmek zorunda kalacak. Nereye gidecekler?”

Bir su ülkesi olarak ana gıda maddelerinin pirinç olduğuna dikkat çeken İslam, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında 2100 planı hazırladıklarını ifade ederek Türkiye’yi işbirliği yapmaya davet etti.

“Bine yakın nehrimiz vardı, 350’ye düştü”

“Su ülkesiyiz ve ana gıda maddemiz pirinç. Pirinç yetişmek çok temiz su istiyor. Sadece pirinç değil diğer tarım ürünleri de suya ihtiyaç duyuyor. Bangladeş su ülkesi olarak kuraklıkla hiç karşılaşmadı, ama Güney Asya ülkeleri kuraklık denen canavarla karşılaştılar. Bilim insanlarımız farklı bir pirinç türü geliştirdi. Sel felaketlerinde bile hayatta kalabiliyor. Bu bizi açlıktan koruyabilecek. Ayrıca ülke olarak nehirler ülkesiyiz. Yaklaşık bine yakın nehrimiz vardı, 350’ye düştü. 1970’li yıllarda tayfun felaketlerinde yarım milyon kişi öldü. Yıllar sonra 2011’de aynı güçte bir tayfunda 11 kişiyi kaybettik. Sahil kesimlerinden ülkemizin iç kesimlerine doğru göç dalgası hissediyoruz. 2100 Planı hazırladık. Deltamızı Koruma Projesi oluşturduk. İklim değişikliği ile ilgili Türkiye ile işbirliği yapmaya hazırız.”

“İklim değişikliği ve hava kirliliği enerji dönüşümünün arkasındaki itici güçlerden”

Kurultayda dikkat çeken bir diğer başlık da yenilenebilir enerji oldu. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Değer Saygın, sera gazı salımlarının üçte ikisinin enerji sektöründen geldiğini belirterek, burada yapılacak ufak bir değişimin iklim değişikliğiyle mücadeleye sunacağı katkıdan bahsetti.

Yenilenebilir enerjinin maliyetlerinin azaldığını ve verimliliğinin arttığını dile getiren Saygın, enerji dönüşümünün arkasındaki itici güçlerden bazılarının iklim değişikliği ve hava kirliliği olduğunu anlattı.

Saygın, enerji verimliliğini artırma konusunda tüketicilere de ciddi görevler düştüğünü kaydederek, küresel anlamda yenilenebilir enerjide kat edilen mesafeye de değindi. Elektrik sektöründe enerji dönüşümünün çok iyi ve hızlı ilerlediğini aktaran Saygın, Türkiye’nin ise güneş yatırımlarında çok iyi noktada olduğunu söyledi.

“Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisinde elinde çok büyük fırsatlar var”

Saygın, Türkiye’nin hem güneş hem de rüzgâr enerjisinde dünya fiyatlarının altında olduğunu belirterek, “Jeotermalde ise kurulu güç açısından dünyada ilk 5’teyiz. Gelecek yılın başında rüzgâr ve güneşte yeni YEKA’lar açıklanacak,” dedi. Enerji dönüşümünün sadece iklim değişikliği açısından değil ekonomik ve sosyal açıdan da ciddi faydalar sağladığını dile getiren Saygın, Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisinde elinde çok büyük fırsatlar olduğunu vurguladı.

İklim değişikliğinin hayatımızı nasıl etkilediğinin konuşulduğu kurultayda acilen atılması gereken adımlar da tartışıldı.

10 yılda Türkiye’deki orman alanları 400 bin hektar azaldı

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, ülkemizde arazi kullanım değişikliği ve ormansızlaşmanın sera gazı salımlarını artırarak iklim değişikliğine yol açtığını anlattı. Türkiye’nin sera gazı salımlarının 150 milyon tondan fazla olduğuna ve 10 yılda ülkemizdeki orman alanlarının 400 bin hektar azaldığını söyleyen Tolunay, “Ne yapabiliriz” sorusuna şu sözlerle yanıt verdi:

“Alışverişte su ayak izi ve karbon ayak izi olan ürünleri seçin. Önümüzde yerel seçimler var. İklim değişikliği konusunda çalışacak belediye başkanlarını sorgulayalım, bunu talep edelim. Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirelim. İklim değişikliğine uyum ve adaptasyon çalışmaları yürütelim.”

Kurultay’a kadınlar damga vurdu

Kurultay kapsamında ÇEVKO Başkanvekili Fügen Soykut başkanlığında “İklim Değişikliği Hayatımızı Nasıl Etkiliyor ve Döngüsel Ekonomi Çözümü” başlıklı oturum gerçekleşti. Oturumda Dünya Gazetesi yazarı Didem Eryar Ünlü, yazar Meral Tamer, Yeni Şafak Gazetesi Ekonomi Editörü Mine Acar, Türkiye Gazetesi Ekonomi Şefi Canan Eraslan, Yenibirlik Gazetesi yazarı Serpin Alparslan birer konuşma yaptılar. Konuşmacılar küresel ısınma ve iklim değişikliğinin gündelik yaşamlarını nasıl değiştirdiğini ve etkilediğine dair gözlemlerini paylaştılar.

Kurultay’ın ikinci oturumu ise “İklim Değişikliği Ekonomiye Nasıl Etki Ediyor?” başlığıyla  Anadolu Ajansı (AA) Finans Haberleri Editör Yardımcısı ve EGD Başkan Yardımcısı Hasan Arslan’ın moderatörlüğünde yapıldı. Oturumda Austrotherm Türkiye Genel Müdürü Özgür Kaan Alioğlu, Teksan Jeneratör Pazarlama Direktörü Zafer Mutlu, ORGE Elektrik Taahhüt Üst Yöneticisi (CEO) Nevhan Gündüz ve ÇEVKO Genel Sekreteri Mete İmer görüşlerini paylaştı.

Günün son oturumu ise EGD Başkanı Celal Toprak’ın yönetiminde gerçekleştirildi. “Hepimiz Türetici Olabilir Miyiz?” başlığıyla gerçekleşen oturumda Bangladeş’in İstanbul Başkonsolosu Muhammed Monirul İslam, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay ve PAGÇEV Genel Müdürü Yağmur Cengiz konuştu.

Son oturumda çok sayıda sivil toplum örgütü önderi söz alarak iklim değişikliğine ilişkin görüşlerini aktardı.

10. Küresel Isınma Kurultayı’nın ardından sonuç bildirgesi hazırlanarak ilgili kurum ve kuruluşlara iletileceği bildirildi.

 

Haber: Merve Damcı

(Yeşil Gazete)

Sivas’ta yük treni ile yolcu treni çarpıştı: Yaralılar var

Sivas’ın Ulaş ilçesi yakınlarında yük treni ile yolcu treni çarpıştı. Saat 11.00 sıralarında meydana gelen kazada, ilk belirlemelere göre 14 kişi yaralandı.

Makinistler Zekeriya Dede ve Enes Duman idaresindeki DE24355 numaralı Divriği’den Sivas’a gelen yolcu treni, Bostankaya tren istasyonunda iddiaya göre sis nedeni ile kırmızı ışığı fark etmeyerek durmadı.

Bunun üzerine Bostankaya tren istasyonundan Divriği istikametine seyre başlayan makinistler Sinan Çetintaş ve İsmail Cin (27) yönetimindeki DE22002 numaralı boş durumdaki yük treniyle kafa kafaya çarpıştı. Kaza sırasında trenlerin seyir hızının düşük olduğu belirlendi.

Kazada makinistler Sinan Çetintaş, İsmail Cin, Zekeriya Dede, Enes Duman ile yolcular Beşir Öcal, Hasan Yalçın, Fatih Kilis, Salih Can Ayten, Ceyda Çavdar, Hatun Erdoğan, Furkan Dalkıran, Fevzi Kip(65) ile henüz kimliği belirlenemeyen 2 kişi olmak üzere 14 kişi yaralandı. Yaralılar olay yerine gönderilen ambulanslar ile Sivas kent merkezindeki çeşitli hastanelere kaldırılarak tedaviye alındı.

Kazanın sis nedeni ile meydana geldiği öne sürüldü.

 

(Sözcü)

Bernardo Bertolucci hayatını kaybetti

İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci Roma’daki evinde 77 yaşında öldü. Bertolucci’nin bir süredir kanser tedavisi gördüğü biliniyordu.

İtalyan sinemasının önde gelen isimlerinden biri olan Bertolucci, özellikle Paris’te Son Tango isimli filmiyle ün yapmıştı.

Habersiz tecavüz sahnesi

Öte yandan Berrolucci’nin meslek geçmişi de diğer pek çok yönetmen gibi temiz değildi. Bertolucci, başrollerinde Marlon Brando ve Maria Schneider’in yer aldığı Paris’te Son Tango’nun tecavüz sahnesinin, Maria Schneider’ın haberi olmadan çekildiğini itiraf etmişti. Bertolucci’nin 2013’de verdiği bir söyleşide, bu sahneyi habersiz çekme fikrini Marlon Brando ile birlikte bulduklarını söylediğini Elle dergisi ortaya çıkarmıştı.

Milliyet Kültür Sanat Servisi’nin olayın ortaya çıktığı Aralık 2016’da yaptığı habere göre Bertolucci Schneider’in “bir oyuncu olarak değil, bir genç kadın olarak” tepkisini kaydetmek istediğini söylemişti: “Onun aşağılanma tepkisi vermesini istedim, öfkesini ifade etmesini. Sanırım benden ve Marlon’dan ona söylemediğimiz için nefret etti. Yine de pişmanlık duymuyorum” demişti. Bertolucci ve Schneider, filmin ardından bir daha hiç birbirlerini görmemişlerdi.

2011’de hayatını kaybeden Fransız oyuncu Schneider ise bir röportajında o sahne çekilirken aşağılanmış ve biraz da tecavüze uğramış hissettiğini, Brando’nun kendisinden özür de dilemediğini belirtmişti. Scheider’in olayla ilgili tek avuntusu sahnenin sadece bir kez çekilmesiydi.

Elle dergisinin Bernardo Bertolluci’nin itirafını yayınlamasının ardından oyuncu Jessica Chastain sosyal medya hesabından “Bu filmi seven bütün insanlara: 19 yaşında bir kadının 48 yaşında bir adam tarafından tecavüze uğramasını izliyorsunuz. Bu saldırıyı yönetmeni planladı. Midem bulanıyor” diye yazmıştı. Aktris Evan Rachel Wood ise, Chastain’in yorumuna katıldığını ifade edip “İki hasta bireyin bunun kabul edilebilir olduğunu düşünmesi can yakıyor” demişti. Anna Kendrick ise “Schneider bunu birkaç yıl önce gündeme getirdi ama erkeklere söylediğimde gözlerini deviriyorlardı” demişti.

Filmografisi

La Commare secca, 1962 (Korkunç Orakçı)
Prima della rivoluzione, 1962 (Devrimden Önce)
Il Canale, 1966
Partner, 1968
Amore e rabbia, 1969
La Strategia del ragno, 1970 (Örümceğin Stratejisi)
Il Conformista, 1971 (Konformist)
Ultimo tango a Parigi, 1973 (Paris’te Son Tango)
Novecento 1900, 1976 (1900/Bin Dokuz Yüz)
La Luna, 1979 (Ay)
La Tragedia di un uomo ridicolo, 1982
L’Ultimo Imperatore, 1987 (Son İmparator)
The Sheltering Sky, 1990 (Çölde Çay)
Il piccolo Buddha, 1993 (Küçük Buda)
Io ballo da sola, 1996 (Çalınmış Güzellik)
L’Assedio, 1998 (Teslimiyet)
Ten Minutes Older: The Cello, 2002
I Sognatori, (Düşler, Tutkular & Suçlar)2003
Me and You, 2012 (Ben ve Sen)

(Yeşil Gazete, Milliyet, Vikipedi)

Paris’teki gösterilerde 101 kişi gözaltına alındı

Paris’te düzenlenen akaryakıt zamlarını protesto sırasında çıkan olaylarda 101 kişinin gözaltına alındığı açıklandı. Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen akaryakıt zamlarını protesto sırasında çıkan olaylarda 101 kişinin gözaltına alındığı açıklandı.

Emniyet Müdürlüğünde yapılan açıklamada, dün Paris’in Champs-Elysees Caddesi’ndeki gösteride çıkan olaylarda 101 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

Geçen hafta cumartesiden beri hükümetin akaryakıta ek vergi koymasını protesto eden ve “Sarı yelekliler” adı altında örgütlenen eylemciler, dün başta Paris’te olmak üzere birçok kentte gösteri düzenlemişti. Şehrin sembolleri arasında yer alan Champs-Elysees’de çevreye zarar veren ve şiddet olayları başlatan göstericilere polis müdahalede bulunmuştu.

Polis, cadde çevresinde hasara neden olan ve birçok yeri ateşe veren göstericilere göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullanarak müdahale etmişti.

Bir grup eylemci, polis müdahalesini engellemek amacıyla bariyer kurmuş ve cadde üzerindeki taşları sökmüştü. Göstericiler ayrıca polise şişe ve taş fırlatmıştı. Göstericilerin gerginliği tırmandırması ve şiddet olayları başlatması üzerine güvenlik güçleri sert müdahalede bulunmuştu. Champs-Elysees ve çevresindeki caddelerden alevler yükselmişti.

İçişleri Bakanı Christophe Castaner, yaptığı açıklamada, ülke genelinde düzenlenen yaklaşık bin 600 gösteriye yaklaşık 106 bin kişinin katıldığını duyurmuştu.

 

(T24)

Monsanto’ya bir dava da Bergamalı çiftçilerden

İzmirli Bergamalı çiftçiler, hem GDO’lu tohum hem de onları ilaçlamakta kullanılan ürünleri üreten Monsanto şirketine karşı hukuksal mücadele başlattı.

Cumhuriyet’ten Hakan Dirik’in haberine göre Bergamalı çiftçiler Hamza Kural ve Tahsin Sezer ile avukat Senih Özay, kanserojen olduğu tescillenen “glifosat” maddesini içeren ürünlerini Türkiye’de de serbestçe satan şirketin lisansının iptal edilmesi, ürünlerinin yasaklanması ve piyasadan toplatılması istemiyle Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

Global şirket Monsanto’nun, glifosat içeren ürünlerini Türkiye’de de rahatça sattığını gören avukat Senih Özay, ilk olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvurdu. Avrupa ve Amerika’da, hem şirket hem de “glifosat” aleyhine verilen kararları anımsatarak gıda güvenliği, halk ve çevre sağlığı için bakanlığın harekete geçmesini istedi. Anayasa ve yasalardaki hükümleri sıralayarak “Monsanto’nun ürettiği ve glifosat içeren tarımsal ilaçların lisans ve ruhsatlarının iptal edilmesini, piyasadan toplatılmasını, glisofatın tarım ilaçları üretiminde kullanımının yasaklanmasını” talep etti. Ancak bakanlık, başvuruya yasal süre olan 60 gün içinde yanıt vermedi. Bunun üzerine dava açma hakkı doğan Özay, Bergamalı çiftçiler Tahsin Sezer ve Hamza Kural’la birlikte Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

Monsanto’nun glifosat içeren tarım zehirlerinin reçetesiz olarak serbestçe satıldığı vurgulanan dava dilekçesinde, şu görüşler yer aldı: “Türkiye’nin de imzaladığı uluslararası Rio Sözleşmesi’nin ihtiyat prensibi, bir faaliyetin çevre açısından olumsuz neticeler doğuracağı konusunda ciddi bir şüphenin var olması halinde bilimsel bir kanıtın ortaya çıkışı beklenmeden önleyici tedbirlerin alınmasını öngörmektedir. İhtiyat prensibi göz önünde bulundurulmadan tatbik edilecek işlemler, geri dönüşü mümkün olmayan zararların yaşanmasına, tarım ile uğraşan çiftçi yurttaşlarımızın ve dolayısıyla ilaçlanan zirai gıdalarla beslenen yurttaşların sağlık tehdidi altında yaşamasına sebep olacaktır. Yasa ve yönetmeliklere göre bayiler reçetesiz bitki korum ürünü satamaz, ancak etken maddesi glifosat olan ruhsatlı birçok bitki koruma ürünü, dozaj belirlemesi yapılmaksızın, reçetesiz olarak ve denetimsiz biçimde uygulanmaktadır. Bu durum, kanserojen glifosat maddesinin vücudumuza nüfuz edebileceği anlamına gelmektedir. İleride telafisi imkânsız zararlara yol açması engellenmelidir.”

Monsanto şirketinin yabani otları yok etmek için ürettiği ilaçlarda kullanılan glifosat çok sayıda davaya konu oldu. Bayer, 66 milyar dolara satın aldığı Monsanto şirketi hakkında bekleyen dava sayısının 5 bin 200’den 8 bine yükseldiğini açıkladı. Monsanto aynı zamanda dünyanın en büyük GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tohum üreticileri arasında.

Monsanto’ya (Bayer) kötü haber: Glifosatı arı ölümleriyle ilişkilendiren bir bilimsel rapor daha yayımlandı

Monsanto (Bayer) glifosat-kanser davasında tarihi zafer: 289.2 milyon dolar tazminat cezası

Monsanto-Bayer’in Roundup’ı (glifosat) ile dicamba içeren ot zehirleri antibiyotik direncini arttırıyor

Monsanto’nun ‘Roundup davası’ itirazına ret: 289 milyon dolar tazminata ise indirim!

 

(Cumhuriyet)

Polis İstiklal Caddesi’ni kadınlara kapattı

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü için kadınlar, Taksim -Tünel meydanında toplanma ve yürüyüş çağrısı yapmıştı.

Saat 17:00’de meydanda toplanan kadınlar bir süre bekledi; ancak belli bir süre sonra polisin İstiklal Caddesi’ni kadınlara kapattığı kesinleşti. SputnikTurkiye’nin verdiği habere göre polis kadınlara, “Umarım görevlilerimizi ezmeye kalkmazsınız, erkeklerimiz devreye girmez” dedi.

Galata, Oda Kule, Mis sokak ve Taksim’deki kadınlar bulundukları yerlerde 25 Kasım metnini okudular. Kadınlar tünel meydanından ayrılırken ve metinlerini okudukları yerlerde biber gazı müdahalesiyle dağıldılar.

 

(Yeşil Gazete, Sputnik Türkiye)

Af Örgütü: Tecavüzle ilgili mevcut yasalar cezasızlığı besliyor

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Gününde bir brifing yayımlayarak, kusurlu yasaların ve mağdur suçlayıcı kültürün Avrupa’da cezasızlığı kalıcı hale getirdiğini vurguladı.

UAÖ Batı Avrupa ve Kadın Hakları Araştırmacısı Anna Blus konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “#MeToo gibi sosyal hareketler birçok kadını deneyimlerine dair konuşmaya cesaretlendirmiş olsa da, üzücü gerçek şu ki tecavüz Avrupa’da halen çok sınırlı düzeyde bildiriliyor” dedi.

Anketlere göre hala çok sayıda insanın tecavüze uğrayan kişinin içkili olması, açık kıyafetler giymesi veya tecavüze karşı fiziksel olarak direnmemesi halinde tecavüzün tecavüz olduğuna inanmadığını gösterdiğini söyleyen Blus, “Rıza olmadan cinsel ilişki tecavüzdür, nokta” diyerek yasaların bu gerçeğe uygun hale getirilmediği sürece cezasızlığın süreceğini ifade etti.

 

(Diken)

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’ne yoğun ilgi: Dört günde 2733 izleyici!

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali 4 günlük programı ile izleyicilerden yoğun ilgi gördü. 22-25 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da Fransız Kültür Merkezi ve SALT Beyoğlu’nda gerçekleşen Festival film gösterimlerinin yanı sıra söyleşiler ve yan etkinlikler ile de beğeni topladı.

Festivalde 4 gün boyunca gösterilen 27 filmin izlenme sayısı 2733 olarak belirlendi. Şimdi sıra SYFF’yi kendi şehrinde düzenlemek isteyenlerde!

21 Ülkeden Güçlü Bir Seçki

Bu yıl festival seçkisinde sürdürülebilir turizm, kırsal kalkınma, ulaşılabilir sağlık hizmetleri, eğitimde yenilikçi yaklaşımlar, döngüsel ekonomi, kooperatifçilik, vatandaşlık geliri, tarım ve hayvancılık, deniz koruma alanları ve biyoçeşitlilik, iklim değişikliği kaynaklı çatışma ve göç, iklim değişikliği adaptasyonu, sosyal etki odaklı işletmeler, sosyal girişimcilik, sosyal ve ekolojik sorunlarda işbirliğinin önemi, toplumsal olaylarda kadınların rolü gibi çok geniş yelpazede tema ve yaklaşım yer aldı.

Türkiye’nin dahil olduğu 21 ülkeden 27 kısa ve uzun metrajlı film bu yıl, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından açıklanan 17 Küresel Hedef ve bu hedeflerin birbirleriyle ilişkilerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ilgili hedefler ile etiketlendi.

Konuklar Konuşmacılar Etkinlikler

Açık Pencere (The Open Window) filminin yönetmenlerinden Daniel Oxenhandler ile Will Sloan, SYFF kurucularından Pınar Öncel ile birlikte

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF)’nin bu yılki yönetmen konukları Açık Pencere (The Open Window) filminin yönetmenlerinden Daniel Oxenhandler ve Will Sloan’dı. 23 Kasım Cuma günü Fransız Kültür Merkezi’nde filmin ardından izleyicilerle sohbet eden yönetmenler, filmin uluslararası olarak ilk kez Türkiye’de gösterildiğini kaydettiler.Sloan ve Oxenhandler, filmin yolculuğunun 5 yıl önce Hindistan’da çalışırken, 2016 yılında SYFF’de de gösterimi yapılan Yeni bir Paradigmanın Eşiğinde İşbirliği Kültürü (Collaboration on the Edge of a New Paradigm) filminin kısa bir videosunu izledikten sonra başladığını belirttiler. Bu filmin konusu çok ilgilerini çektiği için yönetmeni olan Alfred Birkegaard ile tanışan Oxenhandler ve Sloan birlikte internetin işbirliği kültürü üzerine etkisi ve gücü ile ilgili bir film yapmaya karar verdiklerini aktardılar. Hindistan gibi büyük nüfusa sahip ve birçok sorunla karşı karşıya olan bir ülkede hızla yayılan internetin bu sorunları çözme potansiyelini merak ederek, 2 yıl süren bir araştırmanın ardından eğitimci Prof. Sugata Mitra’nın Buluttaki Okul (School in the Cloud) projesiyle ilgili bu filmi yapmaya karar verdiklerini belirttiler. Açık Pencere’de internetin eğitim üzerindeki etkisini araştırırken aynı zamanda bu projede yer alan iki genç kızın; Jaya ve Deepa’nın hikayesi ile internetin merak ve ilgi alanlarını tetiklemesiyle kişisel ölçekteki etkilerini de aktarmak istediklerini belirttiler. Oxenhandler internetle ilgili tartışmalı konulara da değinerek tüm teknolojilerin birer araç olduğunu ve nasıl kullanıldığının önemli olduğunu belirtti. Hindistan gibi bir ülkenin internetin küresel ölçekteki eğitim sorunlarını etkisini incelemek açısından iyi bir örnek teşkil ettiğini düşündüklerini belirten Sloan ve Oxenhandler filmin çekimine başladıklarında Hindistan’da internet erişimi olan kişi sayısının 200-250 milyon dolayında olduğunu, 4-5 yıl gibi bir sürede erişimin ikiye katlandığı ve hızla devam bir süreç olduğunu eklediler. Oxenhandler, internet kullanımının tüm dünyada hızla arttığı, olumlu ve olumsuz etkilerinin konuşulduğu bu dönemde belgeselde internetin doğru kullanıldığı takdirde sahip olduğu potansiyele ve sağladığı imkanların yalınlığına vurgu yapmak istediklerini belirtti.

Ayrıca festival süresince farklı sektörlerden konuşmacılar, uzmanlık alanları ve sürdürülebilirlik uygulamaları ile ilgili sohbetler gerçekleştirdi.

Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı Genel Koordinatörü Cansu Gedik İzmirlioğlu, sosyal girişimcilerin insanlara ve gezegene odaklı yarattıkları değerleri ve motivasyonlarını konu alan Değişim Tutkusu (A Passion for Change) ve Gerçek Değer (Real Value) filmlerinin ardından sosyal girişimcilikle ve sürdürülebilirliği merkezine alan iş modelleri ile ilgili deneyimlerini ve görüşlerini paylaştı.

Festivalin bir diğer konuşmacısı Orta Anadolu’dan Sedef Uncu Akı oldu. Akı, Kapalı Döngü (Closing the Loop) film gösteriminin ardından Orta Anadolu’nun döngüsel ekonomi konusunda yaptığı çalışmalarla ilgili bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Bu yıl 65. yılını kutlayan Orta Anadolu’nun bir misyonla harekete geçtiğini kaydetti. “Şu anda tükettiğimiz ve çevreye yarattığımız etki ayak izimiz olarak adlandırılıyorsa, bundan sonra çevre için yapacağımız değişimi de “el izimiz” olarak adlandıralım dedik” şeklinde açıklamada bulunan Akı,“show us your handprint” adı altında düzenledikleri etkinlik serisi hakkında bilgi aktardı. Yaptıkları çalışmalara yönelik izleyicilerden gelen sorulara yanıtlar verdi.

Festivalin konuşmacılarından İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nden Münevver Bayhan da Kapalı Döngü filminin ikinci gösteriminin ardından döngüsel ekonomiyi desteklemek üzere hayata geçirilen Türkiye Materials Marketplace projesi hakkında konuştu ve izleyicilerin sorularını cevapladı.

Film seçkisinde yer alan Büyükbabamın Bahçesi(Le Potager de mon Grand-Pere) filminin gösteriminin ardından lokantası Neolokal’de Anadolu mutfağını kimliklendirme çalışmaları yapan şef Maksut Aşkar festival izleyicileri ile buluştu. Aşkar çocukluğundaki tatların peşinde olduğunu ve bu tatları günümüze uyarlarken çiftçiler tarafından yerel tohumlar ile eskiden olduğu gibi üretilen yerel ürünlerin önemine değindi. Neolokal’de kullandıkları yeşillik ve sebzeleri temin ettikleri üreticilerden olan ve salonda bulunan Beyhan Uzunçarşılı (Urban Garden) ile birlikte gıdaya yaklaşımlarını ve birlikte yaptıkları çalışmaları aktardılar.

İranlı müzisyen Arman Rashidi ile santur dinletisi

Düşler Akademisi gönüllü eğitmeni Taylan Aktuğ ile Ritim Atölyesi ve İranlı müzisyen Arman Rashidi ile santur dinletisinin yer aldığı SYFF2018, 25 Kasım’da Fransız Kültür Merkezi’nde İstanbul Lindy Hoppers dansçılarının performansı ile sona erdi.

Şimdi sırada kendi şehrinde düzenlemek isteyenler!

Festivali şehrinde gerçekleştirmek isteyen sivil toplum kuruluşları ve aktivistler, gerekli koşullarını sağlayarak 15 Ocak-15 Haziran 2019 tarihleri arasında SYFF2018 seçkisiyle Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’ni organize edebilecekler. Aralık ayında açılacak başvurular ve tüm detaylar için festivalin websayfası ve sosyal medya hesapları takip edilebilir.

 

(Yeşil Gazete)

Yatağan’ın pek hazin öyküsü – Melis Alphan

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

Yatağan Termik Santralı, AİHM’e kadar taşınmış, AİHM’den Türkiye’ye tazminat cezası çıkarmış bir yatırım.

1985’te üç ünitesiyle enerji üretimine başladıktan sonra, insan sağlığına ve çevreye olumsuz etkileri nedeniyle yerel gruplar ilgili bakanlıklara, TEAŞ’a ve Muğla Valiliği’ne başvurmuş, geri dönüş olmamış, bunun üzerine davalar açılmıştı. Bilirkişilerin santralın üretiminin durdurulmasına dair görüşlerine rağmen mahkemeler kapatma talebini reddedince konu mecbur AİHM’ye taşınmıştı. Dönemin Çevre Bakanı Osman Pepe “İnsan sağlığı açısından sınır değerleri aşılırsa santralı tamamen kapatmamız gerekecek” dese de AİHM kararına rağmen santral kapatılmamış, 2014’te de santrale kömür sağlayan madenle beraber özelleştirilmişti.

Bir termik santralın ömrü en fazla 35 yıl. Yatağan, emekliye ayrılması gereken Türkiye’nin en eski, verimsiz santrallerinden. Alandan çıkan kalitesiz linyit kömürü verimsiz şekilde kullandığı için, santrale kömür tedarik eden linyit sahası da giderek genişliyor.

2012’deki genişleme sonucunda Yeşilbağcılar köyü taşınmak zorunda kalmıştı. Türkiye Kömür İşletmeleri(TKİ) köyü ve tarihî eser statüsündeki camiyi toplu halde bir yere taşıma sözü verse de öyle olmadı. Köylülerin bir kısmı TOKİ’lere yerleştirilirken, kalanlar da yakınlardaki alanlara dağıtıldı. Cami taşınmadı, hâlâ maden alanının yanında duruyor.

Son yıllarda hep şöyle oldu: Maden sahası sürekli genişlediği için, ara ara şirket zeytin ağaçlarını kesti, sonra yerel halk şikâyetçi oldu, şirket bir süreliğine maden faaliyetini durdurdu, sonra yine aynısı oldu.

Kanser vakaları artıyor

Yatağan Termik Santralı’nın kurulduğu günden bu yana yol açtığı çevre kirliliği, insan ve çevre sağlığına, ekolojik dengeye ve yöre halkının diğer ekonomik faaliyetlerine etkileri çok sayıda bilimsel ve akademik çalışmayla tespit edildi, yurttaşların mücadeleleri sonucu hukuki olarak da belgelendi.

Son dönemde Yatağan’da hava kirliliğinin gözle görülür düzeyde yüksek miktarlarda seyretmesi ve halkın sağlık sorunlarında –özellikle kanser vakalarında- artış yaşandığına dair dile getirdiği endişeler, bölgedeki çevre kirliliği ve onunla bağlantılı halk sağlığı sorunlarını gündemde tutuyor.

Yatağan Muhtarlar Derneği Başkanı Nizamettin Arıkan mart ayında konu ile ilgili olarak şöyle demişti:

Yatağan’da gün geçmiyor ki kanserden bir kişi ölmesin. Genç kardeşlerimizin hasta olduğunu duyduktan bir süre sonra ölüm haberlerini alıyoruz, bu da bizleri çok üzüyor. Oysa kanser erken teşhiste tedavisi mümkün olan bir hastalık. Yatağan Merkez ve Mahallelerde acilen kanser taraması yapılması gerekiyor.” (Hamle gazetesi)

34 yılda 45 bin erken ölüm

Yaklaşık bir ay önce, Avrupa İklim Ağı (CAN Europe) tarafından, Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) veTMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) ortaklığıyla yapılan ‘Kömürün Gerçek Bedeli: Muğla’araştırmasının bulguları Muğla’daki Yatağan, Yeniköy, Kemerköy termik santrallerinden kaynaklanan hava kirliliğinin 1983-2017 yılları arasında en az 45 bin erken ölüme sebep olduğunu ortaya koydu.

Araştırmaya göre, Yatağan’da havadaki partikül madde yoğunluğu, Dünya Sağlık Örgütü‘nün (DSÖ) belirlediği yıllık ortalama üst limitin 2015’te 4, 2016’da 3.5 katı olarak gerçekleşti. Yani Yatağan halkı, 2015 ve 2016 boyunca DSÖ’nün insan sağlığı için aşılmaması gerektiğini belirttiği sınırın katbekat fazlası zehir soludu.

Araştırmada şöyle dendi:

“Halihazırda toplamda bu santrallerden 28 bin kg cıva salınmış ve baca gazı arıtma tesisleri devamlı çalışsa dahi yılda 1100 kg cıva salmaya devam ediyor. Bu cıvanın yarısı ormanların, tarım alanlarının üzerine ve Akdeniz’e çöküyor. İnsanlar ve diğer canlılar için toksik bir ağır metal olan cıva toprakta, tatlı su kaynaklarında, denizde ve dolayısıyla bitki ve hayvanların dokularında birikiyor. Besin zinciri aracılığı ile insanlara ulaşıyor; özellikle çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi için ciddi riskler yaratıyor. Henüz işletmeye alınmamış ruhsat alanları da işletmeye alınırsa 185 km2’lik ormanlık alan daha yok olacak. Bu, beş Bozcaada büyüklüğünde orman alanının yerini madene bırakması anlamına geliyor.”

Bakanlık Yatağan’da hava kalitesini ölçmüyor mu? 

Bu araştırmanın kamuoyuna açıklandığı saatlerde, kimi gazetelerin (HürriyetHabertürk) internet sitelerinde “Yatağan’da hava kalitesi iyiye gidiyor” vb. başlıklı haberler yer aldı.

Yatağan Termik A.Ş.’nin açıklamalarına yer verilen haberin içeriği, 2017’nin ekim ayında yine haber sitelerinde yer alan haberle aynıydı. Yatağan Termik A.Ş, 2015 ve 2016 verilerini kaynak göstererek, Yatağan’daki hava kalitesinin iyi bir seviyeye geldiğini iddia ediyordu.

Bu haberin üzerine Avrupa İklim Ağı Türkiye, Yatağan Hava Kalitesi İzleme İstasyonu ölçümleriyle yaptığı karşılaştırmanın sonuçlarını açıkladı. Buna göre, Yatağan Termik A.Ş.’nin ‘daha fazla kömür yakılmasına rağmen azaldığına’ dair açıklama yaptığı kükürt dioksit konsantrasyonu 2015’te 163 gün, 2016’da 57 gün DSÖ’nün günlük ortalama olarak belirlediği kılavuz değerin üstüne çıkmıştı. 2017’de 277 gün hiç kükürt dioksit ölçüm sonucu bulunmazken, 2018’in ilk 7 ayındaki 213 günün 186’sında yine hiç kükürt dioksit verisi raporlanmamıştı.

Şirketin elinde 2017 ve 2018’e dair Yatağan hava kalitesi ölçümü var mı, yok mu? Varsa bu sonuçları neden paylaşmıyor?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (ÇŞB), 2017 ve 2018 yıllarında düzenli olarak Yatağan’da hava kalitesi ölçümü yaptı mı, yapmadı mı? Eğer yaptıysa, son iki yılın neredeyse yüzde 90’ında Yatağan’da hava kalitesi ölçümü sonuçlarına bakanlığın resmi sitesinden neden ulaşılamıyor?

Ölçüm yapmadıysa eğer, ilçe merkezine 4 km uzaklıkta termik santral işletilen Yatağan’da hava kalitesi neden ölçülmüyor?

Yatağan için bakanlığa ÇMO tarafından bilgi edinme başvurusu yapıldı, ‘Elimizde Yatağan TES’in baca gazı emisyon bilgisi yok’ cevabı geldi. ÇŞB, sanayi tesislerinin atmosfere saldığı kirletici gazların izlenmesi ve denetlenmesinden sorumlu değil midir? Bakanlık bu yasal yükümlülüğünü yerine getirmiyor mu?

Termik santrali yeşile boyayan ödüller

Yatağan bu halde, yerel halkı topraklarından göç etmek zorunda kalıp hastalıklarla boğuşur iken, Yatağan Termik Santralı ile madenin yatırımcısı şirket iki yıldır ödüle doymuyor!

Nisan ayında, 2. Türkiye Kömür Zirvesi’nde, bu şirkete Yatağan’daki ‘rehabilitasyon çalışmaları’ nedeniyle Yatırım Ödülü verildi.

Muğla’da Zeytindostu Derneği’nin düzenlediği Zeytinyağının Oscarları kapsamında, Yatağan Termik Enerji Üretim A.Ş.’nin zeytinyağına 2017’de bronz, 2018’de altın madalya verildi. Köylülerin dediğine göre ödül alan zeytinyağı, termik santral yüzünden göç etmiş köylülerin eski zeytinliklerinin, yerinden sökülüp başka yere dikilen ağaçlarından üretilmişti.

Turgut Yardımlaşma ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği, Zeytindostu Derneği üyesi bir şahıs hakkında, kendilerini köylüleri zeytinliklerini satma konusunda ikna etmeleri için tehdit ettiği iddiasıyla suç duyurusunda bulundu ama takipsizlik verildi.

EskihisarYeşilbağcılar ve Turgut‘a kadar uzanan coğrafyadaki yüz binlerce zeytin ağacı Antik Karia’dan günümüze kadar tarihe tanıklık etmiş, yörede yaşayan insanların kültürüne ve ekonomisine katkı sağlamıştı.

Yatağan Termik Santrali ve madencilik yüzünden neredeyse 1000 yaşında zeytin ağaçlarına yaşam vermiş verimli topraklar yok edilmiş, köylüler gözyaşı ve acılar içinde köylerini terk etmek zorunda kalmış, yok pahasına yoksulluğa sürüklenmişlerdi.

O dönem Turgut Yardımlaşma ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Kazım Erol şöyle demişti: Zeytin Kanunu’na rağmen bölgedeki zeytinlikleri söküp ekolojik yaşamı yıkan, bölge insanını yoksulluğa iten Yatağan Termik Santralı’na ve kül döküm sahasına 3 kilometre uzaklıktaki zeytinden elde edildiği ileri sürülen ürüne kimler, nasıl, hangi vicdan ve akılla altın madalya verir? Bu tamamen kara mizahtır. Halkı sömürüyü ödüllendirmek termik santrali aklama çabasıdır.”

Köylünün sözü ise özdü: “Biz yandık siz yanmayın. Termiğe arazilerinizi vermeyin. Direnin. Yerinden edilen taş yosun tutmuyor.”

Muğla’da kömürün çevresel ve sosyo-ekonomik tahribatı belgelenmeye devam ederken, temiz olduğu söylenen kömürlü santral yatırımının bacasından ne çıktığı kamuyla paylaşılmazken, şirketlerin yeşile boyanması yerel halkı üzüyor.

“Sularımız kesildi, bu bir yıldırıdır”  

Yatağan Termik Santralı ve giderek genişleyen maden sahası şimdilerde Turgut beldesini tehdit ediyor.

Turgut’un hemen yanı başında Lagin Antik Kenti var. ‘Kaplumbağı Terbiyecisi’nin ressamı Osman Hamdi Bey, Osmanlı İmparatorluğu’nda Müze-i Hümayun’a müdür iken, burada kazılar yapmış. O dönem yaşadığı ev şimdi Turgut’ta müze-ev.

Doğal, kültürel ve tarihî mirasıyla korunması gereken bir değer olan Turgut ve civarı, maden sahasının sınırlarına dayanmasıyla yaşanmaz bir yer haline gelmek üzere.

30 yıl İstanbul’da yaşadıktan sonra annesinin hastalığı üzerine doğduğu beldeye gelen ve Turgut’u savunmak uğruna İstanbul’a geri dönmeyen Gülseven Taşçı, gelişmeleri şöyle özetliyor:

“Maden kazıları yaşam alanlarımıza çok yakın. Artık gürültüyü duyabiliyoruz. Sınıra daha yakın yaşayanlar toz altında. Beldemiz kayma riski altında. Ve şu anda suyumuz yok. Sularımız kesildi. Köylüler tepki göstermesin diye Yatağan Belediyesi depolarımıza tankerlerle su taşıyor. Köylülerden tepki alınca suyu gece tankerlerle taşımaya başladılar. Maden alanlarında sürekli sondaj yapılıyor. Bizim bulunduğumuz bölge suyuyla ve yeşiliyle bilinir. O su, onların çalışmasını engelliyor. Engellediği için de yeraltı sularını boşaltmaya çalışıyorlar.

Şirket bizim zeytinliklerimiz için de kamulaştırma istemiş, reddedilmiş. Ama biz şimdi susuz kalırsak Yeşilbağcılar köylülerinin yaşadıklarını yaşayacağız. Tozdan, gürültüden ve susuzluktan taşınmak zorunda kalacağız. Şu anda susuz kalmamız bir yıldırma biçimidir.”

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

 

Melis Alphan