Ana Sayfa Blog Sayfa 2519

Venezuela için Oslo Barış Süreci: Taraflar Norveç’te masaya oturacak

Maduro ve Guadio tarafları Venezuela’da yaşanan krize çözüm bulmak üzere Oslo’da bir araya gelecek.

Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile kendisini ocak ayında geçici devlet başkanı ilan eden muhalif lider Juan Guaido’nun karşı karşıya gelmesi  nedeniyle siyasi kriz yaşayan Venezüela’da taraflar, Norveç’in başkenti Oslo’da çözüm arayacak.

BBC’nin haberine göre, desteğe hazır olduğunu açıklayan Norveç yönetimi, Venezüela hükümeti ve muhalefetinin delegasyonlarının önümüzdeki hafta Oslo’da buluşarak krizi masaya yatıracağını duyurdu.Norveç Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, iki tarafın da görüşmelerde yer alacağı belirtilerek 30 Nisan’da darbe girişimi olan ülkedeki tüm siyasi aktörlerin onaylayacağı bir çözüm yolunun aranacağı vurgulandı.

Görüşmelerde muhalefeti meclis başkan yardımcısı Stalin Gonzalez, hükümeti ise iletişim bakanı Jorge Rodriguez ve Miranda bölgesinin valisi Hector Rodriguez temsil edecek. Darbe girişiminden Guaido’yu destekleyen ABD’yi sorumlu tutan Maduro, Twitter üzerinden Norveç’e teşekkür ederek,“Delegasyonum anlaşma imzalanmasına yönelik takvime katkı sunmaya, bu yönde çalışmaya hazır”yazdı.

Muhalefet cephesi ise görüşmelere ihtiyatlı yaklaşıyor; hatta “Katılmayalım” diyenler bile var. Guaido, bu nedenle dün yaptığı bir konuşmada Norveç görüşmelerine atıfta bulunmasa da geçmişte düştükleri hatalara düşmeyeceklerinin sözünü vererek, “Bizi 2017’de olduğu gibi yalandan diyalog gösterileriyle kandıramazlar. Bu nedenle bugün sokaktayız”diye seslendi.

Ay başında taraflar ayrı ayrı Norveçli yetkililerle görüşmüştü

CHP’nin sandık kurulu itirazı kabul edildi

CHP’nin Beykoz’da kamu görevlisi olmayan dört kişinin sandık kurulunda görevlendirilmesiyle ilgili itirazını ilçe seçim kurulu kabul etti.

Beykoz İlçe Seçim Kurulu, CHP’nin 23 Haziran seçimleri için oluşturulan sandık kurullarındaki kamu görevlisi olmayan dört kişiyle ilgili yaptığı itirazı karara bağladı. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul seçimlerinin iptal edilmesine gerekçe gösterdiği kamu görevlisi olmayanların sandık kurullarında görevlendirilmesi, 23 Haziran seçimleri için oluşturulan listelerde de ortaya çıkmıştı. CHP, Beykoz’da devlet memuru olmayan dört kişinin sandık kurullarına görevli olarak atandığını tespit ederek ilçe seçim kuruluna itiraz etmişti. Kurul bugün toplanarak, söz konusu dört kşiinin sandık kurulu listelerinden çıkarılmasına karar verdi. Kurul ayrıca “Memur olmadıkları halde listeye dahil edilen kurum amirleri hakkında gereğinin yapılması için Kaymakamlığa yazı yazılmasına” karar verdi.

‘Mızıkçılığa izin vermeyeceğiz’

CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu kararı şöyle değerlendirdii: “Devlet yani kaymakamlık, ilçe seçim kuruluna gönderdiği listede yine memur olmayanları yazdı. Daha önceki seçimlerde de memur olmayanları sandık kurulu başkanı olarak atayan kaymakamlıklar, yani devletti. İlçe seçim kurulları da devlet tarafından mağdur ediliyor. Seçimin iptaline gerekçe diye sundukları durumu tekrar edilen seçimde aynı şekilde uygulayabilecek kadar akıl tutulması içindeler. 23 Haziran’dan sonra mızıkçılık yapmalarına müsaade etmeyeceğiz.”

Peru merkezli 8 büyüklüğündeki deprem yüzbinleri sokağa döktü

Peru’da dün sabah yerel saatle 02.42’de 8.0 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin 115 kilometre derinde meydana gelmesi yüzeydeki yıkıcı etkisini önemli ölçüde azalttı. Komşu ülkeler Brezilya, Kolombiya ve Ekvador’dan da hissedilen depremin merkez üssü ülkenin kuzeyindeki Lagunas kentine 85 kilometre uzaklıkta ve yerleşimin çok az olduğu Amazon ormanlarının içinde.

Depremde merkezi kentlerde can kaybı haberi gelmezken, haberleşmenin kısıtlı olduğu orman alanındaki durumun önümüzdeki saatlerde netleşmesi bekleniyor. İlk bilgilere göre bazı kasabalarda binalarda çatlak, yollarda çökme meydana geldi. Bununla birlikte yüzbinlerce insan sarsıntının etkisiyle sokaklarda sabahladı. Ülkenin Loreto bölgesindeki Iquitos ve Tarapoto kentlerindeki elektrik kesintileri meydana geldiği belirtiliyor.

Öcalan çağrı yaptı, açlık grevleri sona erdirildi

PKK lideri Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla, üç binin üzerindeki eylemcinin başlattığı  açlık grevleri , avukatlarının Öcalan ile yaptığı görüşmenin ardından sona erdirildi.

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, yurt içinde, yurt dışında ve cezaevlerinde aylardır süren açlık grevlerinin bugün itibariyle sona erdirildiğini açıkladı. İkili, Abdullah Öcalan’ın çağrısından sonra bitirilen açlık grevleriyle ilgili partinin internet sitesi aracılığıyla ‘Yaşam Kazandı’ başlıklı bir açıklama paylaştı.

Açıklamada, açlık grevi yapanların talebi doğrultusunda İmralı’da Öcalan’a ve diğer hükümlülere yönelik ağırlaştırılmış tecridin’ sona ermesi ve avukatlarla görüşebilmelerinin olumlu bir adım olduğu vurgulandı. Açlık grevi ve ölüm orucuna yatan tutuklu ve hükümlülerin barış, hukuk ve demokrasi için kararlılık gösterdiği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Bu süre boyunca sekiz insanın canını yitirmesi hepimizi büyük acılarla karşı karşıya bırakmıştır. Ne yazık ki, böyle acılarla karşılaşmayalım diye verdiğimiz çabalar yetersiz kalmış, can kayıpları önlenememiştir. Onlara büyük bir üzüntü ve acıyla bir kez daha rahmet, ailelerine ve halkımıza başsağlığı diliyoruz. Önümüzdeki dönemde demokratik siyaset alanındaki eksiklerimizden de ders çıkararak demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesini daha kararlı ve örgütlü sürdürmek, demokratik siyaseti başarılı kılmak için çabalarımızı daha da yoğunlaştıracağız.“

Temelli ve Buldan, bundan sonraki hedeflerinin açlık grevi yapanların hızla sağlıklarına kavuşmaları için çabalayacaklarını vurguladı.

Leyla Güven: Direnişimiz amacına ulaştı

Açlık grevlerine başlayan ilk kişi olan ve evylemlerin sembolü haline gelen HDP Hakkari milletvekil Leyla Güven ise ‘Kürt sorunun Ortadoğu genelinde demokratik çözümü için en önemli aktörün Öcalan’ olduğunu savundu. 200 günlük açlık grevini sona erdiren Güven, yayımladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Ben Kürt halkının bir ferdi olarak 1994 yılından bu yana kesintisiz olarak farklı alanlarda siyasi faaliyetler yürüttüm. Yaşadığımız bütün hukuksuzluklara rağmen mücadelemizi sürdürdük. Ancak gelinen aşamada doğru, etkili, öngörülü, kapsayıcı bir siyaset yürütemediğimi net olarak görebiliyorum.”

Açlık grevi yaparken ölenleri “Onlar bu sürecin gerçek kahramanları ve sahipleridir”diyerek anan Güven 2 Mayıs’ta yapılan görüşmede kamuoyu ile paylaşılan yedi maddelik deklarasyon niteliğindeki çözüm önerilerinin Öcalan’ın Türkiye demokrasisine sunacağı katkının somut göstergesi olduğunu savundu.

Öcalan ile ilk olarak ağabeyi Mehmet Öcalan, ardından da iki kez avukatlarının görüştüğünü anımsatan Güven şu sözlerle açıklamasına son verdi: “Ancak tecridin tamamen ortadan kaldırılması için farklı yöntemlerle aktif mücadelemize devam edeceğiz. Belirtmek isterim ki açlık grevi direnişimiz amacına ulaşmıştır. Ancak tecride karşı direnişimiz ve toplumsal barış için mücadelemiz her alanda sürecektir.”

Sekiz kişi yaşamını yitirdi

Çoğunluğu cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerden oluşan 3 bin 235 kişinin sürdürdüğü eylem nedeniyle bu güne kadar sekiz kişi yaşamına son verdi. Cezaevinde süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olan 15 kişi bu eylemlerini 30 Nisan’da ölüm orucuna çevirmişti. 10 Mayıs tarihinde ise bu gruba 15 tutuklu daha katıldı.

Güven’in yanı sıra HDP Diyarbakır milletvekili Dersim Dağ ile Van milletvekilleri Tayip Temel ve Murat Sarısaç ile dokunulmazlıkları kaldırılarak cezaevine konulan eski HDP milletvekilleri Figen Yüksekdağ, Aysel Tuğluk ve Sebahat Tuncel, Dersim Dağ, Tayip Temel de açlık grevindeydiler.

Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve Öcalan’ın ailesi ve avukatlarıyla düzenli olarak görüşülmesi talebiyle başlatılan açlık grevleri sürerken, Mehmet Öcalan 13 Ocak tarihinde İmralı’ya giderek ağabeyi ile görüştü. Ardından Öcalan’ın  avukatları 8 yıl sonra 2 Mayıs’ta ilk görüşmeyi, 25 Mayıs’ta da ikinci görüşmeyi yaptı. Öcalan ikinci görüşmede, gönderdiği mektupta “Cezaevleri içindeki ve dışındaki arkadaşların direnişlerine saygı duymakla birlikte, sağlıklarını tehlikeye atacak ve ölümle sonuçlandıracak konumlara taşıracak noktaya taşımamalarını önemle belirtmek isteriz” demişti.

Eylemciler, hastanelere taşınarak tedavilerine başlandı.

Kandıra’da taş ocağı için 5 bin ağaç kesilecek

Kandıra ilçesinde açılacak taş ocağı için yaklaşık 5 bin ağaç kesilecek. Eski Çevre Mühendisleri Odası Kocaeli Şube Başkanı Ağdacı, kesilecek ağaçların numaralandırıldığını belirtti, “Yine bir ağaç kıyımı olacak” dedi.

Eski Çevre Mühendisleri Odası Kocaeli Şube eski Başkanı Sait Ağdacı, Kandıra ilçesi Babaköy’de yaklaşık 13 hektarlık alanda taş ocağı açılacağını söyledi. Ağaçların numaralandırıldığını ifade eden Ağdacı şöyle konuştu: “Taş ocağı açılıp taş çıkarılacak bu 13 hektarlık alanda. O bölgede bazı ağaçlar numaralandırıldı ve o ağaçlar da netice itibariyle kesilecek. Yaklaşık 5 bin ağaç kesilecek, yani yine bir ağaç kıyımı olacak orada. Hep diyoruz ki; Türkiye su fakiri olma yolunda hızla ilerliyor, sularımızı hoyratça kullanıyoruz ve su kaynaklarımızı da yok etme yolunda hızla ilerliyoruz. Yegane su kaynağımız olan ormanlar ve ağaçlarımız. Ormanları da yok ediyoruz, yeraltı kaynaklarımızı da kirletiyoruz malum etkenlerle.”

‘Kuzey Marmara Otoyolu’na taş sağlamak için…

Taş ocağının başka alana açılması gerektiğini belirten Ağdacı, “Bizim sürekli feryat etmemize rağmen, yine ağaç kıyımı devam ediyor. Orada Kuzey Marmara Otoyolu’na taş sağlamak, mıcır sağlamak amacıyla bir taş ocağı açılacak. 13 hektardan bahsediyoruz. Taş ocağı açılacak başka alan yok mu, başka bir saha yok mu? Neden oradaki ağaçlar kesiliyor? O bölgede söylenen miktarda ağaç kesildiği takdirde yine bir ekosistemin yok oluşundan söz edeceğiz” diye konuştu.

‘Çevredeki alanlar etkilenecek’

Ağdacı, taş ocağının açılması durumunda çevredeki köylerin etkileneceğini kaydetti: “Burada taş ocağı açıldığı takdirde o bölgenin yakınında bulunan köyler de olumsuz etkilenecek. Türkiye’de ocak işletmeciliği açık patlatma yöntemiyle yapılıyor. Bu patlatma esnasında da 10 kilometre çapındaki alanda 3,3 büyüklüğünde deprem gibi sarsıntılar meydana geliyor. Bu çevrede saydığımız bütün köyler bu sarsıntıyı hissedecek ve deprem oluyormuş gibi yaşayacaklar. Burada patlatmadan dolayı çıkan tozlar havaya nüfuz edecek. Yani burada meyvecilik ve tarım yapılamayacak diğer taş ocaklarının olduğu yerlerdeki gibi. Turizm sezonu da açılıyor, insanlar nefes alabilmek için, toprağa dokunmak için ormanlık alana gidiyor. Zaten ormanlık alanlarımız çok az kaldı, bu alanları da korumamız gerekiyor.”

 

Rumelihisarı’nda bir müdür, iki köpek, 11 kedi ve kirpi ailesi sürüldü

Rumelihisarı’nda bulunan  iki köpek, 11 kedi ve kirpi ailesi müze müdürünün gönderilmesinin ardndan bulundukları araziden atıldı.

İstanbul’da Rumelihisarı müze müdürü olarak görev yapan Süleyman Faruk Göncüoğlu bir süre önce görevden alınarak bir yıllık geçici görevle Yazma Eserler Daire Başkanlığı’na gönderildi. Bir süre sonra Göncüoğlu’na gönderilen resmi yazıyla hisarda baktıkları iki köpek, 11 kedi ve kirpilerin de sürgün edildiği ortaya çıktı.

Göncüoğlu geçici görevle uzaklaştırılmasının nedenini şöyle açıkladı: “İstanbul il kültür ve Turizm müdürlüğünün telefon talimatı ile Yedikule Hisarı’nda film çekecek firmanın Bakanlığım Döner Sermaye Müdürlüğü’ne yatırılacak çekim ücretinin ödenmemesinde göz yummam istenmişti. Bunun Devlet ahlakı bir yana beytülmal hakkı olması sebebi bir yana hukuk dışı ve zimmete geçirme olduğundan bunu kabul etmemem üzerine bütün hukuk ve müzecilik esasları çiğnenerek beni gönderdiler. Bakanlığıma delilleri ile resmi olarak bildirmeme ve Cumhuriyet Savcılığı’na da suç duyurusunda bulunmama rağmen hiç bir inceleme ve müfettişlik araştırmasına izin verilmedi.  Şahsım, kadro ve asaleten Müdürlük görevim İstanbul Hisarlar Müzesi’nde olmak üzere ve özlük haklarım korunarak, yetkisiz bir nevi mobing uygulaması olarak Yazma Eserler Daire Başkanlığı’na bir sene olmak üzere görevlendirilerek yapılacak usulsüz ve hukuksuz uygulamaların daha iyi yürütülmesi için uzaklaştırılmış oldum”

Ekolojik denge kuran hayvanlar gönderildi

Geçici görevin ardından Göncüoğlu’na gönderilen yazı ile ‘kendisine ait olan iki köpeği teslim alması’ için resmi yazı ile bildirimde bulunuldu. Göncüoğlu yazı ile ilgili olarak “Bakan adına bakan yardımcısı imzası ile uzaklaştırılmamın ardından 30 bin metre kare bir arazi üzerinde kurulu olan ve bir açık hava müzesi olarak hizmet veren Rumelihisarı’nda bulunan ve bizlerin bakımı ile huzur içerisinde hayatlarını devam ettiren iki köpek, 11 kedi ve kirpi ailesi gibi doğal hayatın içinde ekolojik bir denge kuran bu canlıların araziden atıldığı, gönderilen resmi yazı ile öğrenmiş bulunmaktayım” dedi.

 

Gezi ve sosyal haklar

‘Gezi bir hak arayışıdır ama köşeye atılmış sosyal hakların en çok öne çıktığı bir hak arayışı, bir direniştir. İşte o yüzden bir milattır ve geri dönüşü de yoktur.’

TBMM’deki görevimin sona ermesinin ardından Sosyal Haklar Derneği’ndeki arkadaşlarla mücadeleyi sürdürmeyi seçtim. Yaklaşık 2 buçuk yıldır SHD Genel Başkanlığını yürütüyorum. Toplumun önemli bir kesiminin bir hak olduğunu dahi bilmediği sosyal haklar hakkında farkındalık yaratma eğitimleri, panelleri; çocuklara sosyal haklarını öğretmeyi, talep etmeyi, haklarının farkında olmayı hedefleyen yaz okulları ile bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Bir yandan da “sosyal cinayet” olarak adlandırdığımız ağır hak ihlal ve ihmalleri ardından gelen felaketler, ölümlerin konusu olan davaları gönüllü avukat üyelerimizin yoğun gayreti ile takip ediyoruz.

İnsan hakkı ihlallerinin, ifade özgürlüğü kısıtlarının vb. birinci nesil hak ihlallerinin yoğun yaşandığı ülkemizde, sosyal hakları savunmak kimi zaman ikincil olarak görülmekle birlikte, aslında sosyal hakların ihlalinin önlenmesinin, insan hakkı ihlallerine giden yolu da kapayacağını gördük, her yeni vakada görüyoruz. Sosyal hakların en temellerinden biri olan iş güvenliği hakkı – hukukçuların dili ile – olası kasıt sonucu ihlal edildiğinde 301 kişinin ölümünü gördük ve ardında bıraktığı derin travmayı yaşadık. Yine en temel haklardan bir olan Eğitim Hakkı’nın ihlali ile Aladağ’da kız çocuklarının cemaat karanlıklarında yanıp yok oluşuna tanıklık ettik. Ulaşım Hakkı’nın ihlali ile Çorlu, Ankara ve daha nice “kaza” adı altında sosyal cinayetlere şahit olduk. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının umarsızca gasp edilmesi ile ülkenin dört bir köşesinde yaşam alanlarının kaybı, sağlık sorunları ve çevresel felaketler yaşıyoruz.

Önümüzdeki günlerde Gezi 6. Yılına girecek. Bugün Beşiktaş Abbasağa Parkı’nda olacağız. Gezinin o güzel direncini, felsefesini, fikrini ve savunduğu hakları anacağız. Nedir mi onlar? Mesela ben şu an baktığımda ciddi bir sosyal hak talebi ve bunun farkında olan insanlar görüyorum Gezi’de.

En baştan başlayalım:

Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı talebi, Gezi’nin başlama vuruşuydu. İstanbulluların nefes alabildiği, kentin göbeğinde kalmış nadir ve bir o kadar da eski parklardan birini savunmak adına koşup geldi insanlar. Ağaçları kesilsin, park ortadan kalksın istemiyorlardı. Üstelik de ortada bir proje olmadığı gibi uygulama hukuksuzdu. Ağaçları için geldiler. Ama tıpkı dönemin başbakanının haykırdığı gibi “mesele 2 ağaç değildi”. Bakın başka neler vardı:

Mesela sağlık hakkı deyince Gezi’nin gönüllü doktorları ve sağlık ekipleri geliyor aklıma. Herkes için kamusal, ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti isteyenler vardı. Bugün iktidarın en çok övündüğü sağlık sisteminin, ek giderlerle ücretsiz hali kalmamıştır. Zaman baskısı altındaki doktor muayeneleri, şehir dışındaki şehir hastaneleri, döviz baskısı altındaki ilaç fiyatları ve ilaç yokluğu ülkenin sağlık politikasının sağlık hakkını temele almadığının göstergesidir.

GDO’suz ve sağlıklı, ucuz, güvenilir gıdaya ulaşma hakkı vardı mesela. GDO’ya Hayır diyenlerin sığınma alanıydı Gezi. Dünya açlığını ve obezliğini yöneten küresel şirketlerin karşısında duranlar Gezi direnciyle güç ve umut buldular. O gün tarım alanlarının enerji ve inşaat faaliyetlerine peşkeş çekilmesine direnenler bugün haklı çıktılar. Gezi’nin çadırlarının yakılmasının getirdiği yer, Tanzim Satış çadırlarının kurulmasıdır.

Eğitim, AKP dönemin en çok hak gaspına uğramış sosyal hakkı oldu. Daha anaokulu çağında cemaatlere teslim edilen eğitim politikaları dini uygulatmayı temele aldı. Sorgulamayan, korkan, biat eden nesil yetiştirme programı dahilinde çocuk taciz ve tecavüzleri hızla arttı. Parasız eğitim istemek gözaltı ve tutukluluk gerekçesi olurken, bu nedenle öğrenciler cezaevlerinde yıllarca hayatlarından, eğitimlerinden uzaklaştı. Her yıl değişen sınav sistemi, iktidarın menzil ortağı Gülen Cemaatinin güdümündeki eğitim bürokrasisi çalıntı sınavlarla her yılın gencinin hakkını gasp etti. Bu yüzden Gezi direnişi liselileri, parasız eğitim isteyen üniversitelileri ve hak kaybına uğrayanları kucaklamıştı, Geziye karşı şiddet uygulayan zihniyet ise Gülen Cemaatinin kolluk gücüyle saldırdı. Her yılın sınavını şaibeli hale getiren bürokrat göstermelik olarak FETÖ operasyonundan sorgulanıp serbest bırakıldı daha çok yeni.

Ve sosyal hakları gasp edilenler

Kadınlar bu ülkenin en çok sosyal hak kayıplarına uğrayan kesimi. Çocuk Gelin adı altında bir sosyal cinayetle erkenden evlendirilenler, doğum şekli, kaç çocuk yapıp yapamayacağı en üst düzeyden belirlenmeye çalışılan onlar. Boşanmaları günahlaştırılan ve bu uğurda kadın cinayetlerine kurban gidenler yine onlar. Kırsal kesimde yaşam alanlarının yok edilmesiyle, özgür oldukları köylerinden çıkmak zorunda kalıp kentin çeperlerinde hayatında görmediği insanlarla toplu konutlara sıkıştırılarak mahkum edilen hayatlar yaşamaya mahkum bırakılıyorlar. Gezinin kucak açtıkları yine onlar, çocuklarıyla ele ele…

Annelerinin ellerinden tutan çocuklar,  gençler, engelliler, İstanbul’da huzur içerisinde yaşamak isteyenler de kendi insan, yaşam ve sosyal hakları için Gezi’deydiler. LGBTİ bireyler en güçlü şekilde “biz de varız” dediler. En çok sosyal hak gaspına uğramışlar, bu konuda en az görünür olmuşlardı. Bir LGBTİ birey nasıl büyür, nasıl eğitim alır, nasıl iş bulur, nasıl barınma hakkına, sağlık hakkına, çalışma hakkına kavuşurdu? Bilen var mıydı?

Kültür ve Sanat Hakkı ne yazık ki en çok göz ardı edilendir.  Herkesin ücretsiz ya da ulaşılabilir Kültür Sanat Hakkı vardır. Bu yüzden Türkiye’nin dört bir yanına kültür sanatı devletin ulaştırmasında çalışan sanatçılar, hakları gasp edildiği için Gezi’de kucaklandılar. Gezi Parkı kendi ölçeğinde evrensel kültür ve sanata kucak açan bir açık hava galerisi haline geldi.

Spor Hakkı… Bu alana da hükmetmeye çalışan iktidar, ezeli İstanbul kulüplerini desteklemek yerine paralel bir lig kurma hevesiyle dengeleri sarsmış ve taraftar grupları kendilerine Gezi’de yer bulmuştu.

İşkence edilen köpek, kedi, vurulan kuş, martı… Herkes Gezi’ye sığınmıştı.

 Ve tekrar başa dönelim

Kent Hakkı, Gezi’nin yapı taşı oldu. Kentsel dönüşüm yasalarının, afet riski yasalarının kent rantının mağdur ettikleri ise Gezi’nin ilk temelini atanlardı. İstanbul Kent Hareketleri, Mahalle Dayanışmaları, Kent Savunmaları şeklinde örgütlenerek yaşam alanlarından sürülmeye karşı direnişe geçtiler. Gezinin temelini attılar ve aylarca beklediler parkı. Sayıları onlarcaydı, ta ki ağaçlar tehdit edilene, yüzlere, binlere, onbinlere dönüşene dek…

Gezi bir hak arayışıdır ama köşeye atılmış sosyal hakların en çok öne çıktığı bir hak arayışı, bir direniştir. İşte o yüzden bir milattır ve geri dönüşü de yoktur.

Nice yıllara!

(Yeşil Gazete)

 

Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk: Sanal Gerçeklik Deneyimi

Pera Müzesi, Osman Hamdi Bey’in Türk resminin en çok tanınan yapıtlarından biri olan Kaplumbağa Terbiyecisi adlı eserini bir sanal gerçeklik projesiyle canlandırıyor.

Eserin Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’na girişinin 15. yıldönümünde hayata geçirilen proje “Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk: Sanal Gerçeklik Deneyimi” başlığı taşıyor. Çeşitli arşiv ve koleksiyonlarından derlenen bilgi ve belgelerle zenginleştirilen VR uygulamasında, izleyiciler sanatçının çalışma odasını ziyaret edebiliyor, sanatçının özel eşyalarından dönemin müziklerine, birçok önemli unsurla buluşabiliyor.

Pera Müzesi, Osman Hamdi Bey imzası taşıyan Kaplumbağa Terbiyecisi’ni sanatseverlerle yeniden, bu kez farklı bir platformda buluşturuyor. Muse VR tarafından gerçekleştirilen “Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk: Sanal Gerçeklik Deneyimi” başlıklı proje, bu nadide eserin 1906 yılının ilk aylarında, Osman Hamdi Bey’in çalışma odasında deneyimlenmesine olanak tanıyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait “Oryantalist Resim”“Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri”ve “Kütahya Çini ve Seramikleri” koleksiyonlarından eserlerle zenginleştirilen ve dönemin karakteristik özelliklerini yansıtan detaylarla örülen bu deneyim, sanatseverleri Osman Hamdi Bey’in çalışma odasına taşıyor. İzleyiciler, sanatçının çalışma masasındaki kitaplardan resimlerine, gözlük ve fırçalardan fotoğraflara kadar birçok detayı yakından inceleme fırsatı bulurken, Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun da içine girebiliyor. Bu sıra dışı deneyim, Sevgi ve Erdoğan Gönül Galerisi’nde Osman Hamdi Bey’e ayrılan özel bölümde sanatseverleri bekliyor. (Yeşil Gazete)

 

Erdal Duman: Dünya koca bir silindir!

artSümer24 Mayıs – 13 Temmuz 2019 tarihleri arasında Erdal Duman’ın galerideki dördüncü kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu sergide Duman, daha önceki sergilerinde olduğu gibi dünya düzeninin işleyişinden ilham alıyor, bu sefer dünyayı “koca bir silindir” olarak nitelendirerek karşımıza birkaç farklı formda sunuyor.

 

Sergide bu formlara “post-truth” kavramı üzerinden öznenin mevcudiyetini sorguladığı, kendi fanusu içinde hapsolmuş günümüz insanları ile bağımsızlık simgesi olarak benimsediğimiz bayraklardan oluşturduğu heykel ve yerleştirmeler eşlik ediyor.

Erdal Duman (d. 1976, Almanya) 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Heykel Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2006 yılında yine aynı kurumda yüksek lisansını tamamladı. 2007 yılında Yaygara güncel sanat insiyatifinin kuruculuğunda yer alarak sergiler ve paneller düzenledi. Eserleri artSümer başta olmak üzere Evliyagil Müzesi, CerModern, Galeri Nev gibi mekânlarda sergilendi. Hacettepe Üniversitesi heykel anasanat dalında sanatta yeterlik çalışmalarını sürdürmektedir. Sanatçı  çalışmalarına Ankara’da devam ediyor. (Yeşil Gazete)

“25. İFSAK Kısa Film Festivali” filmleri Kadıköy’de gösterilecek

25.İFSAK Ulusal Kısa Film Festivali kapsamında 3-5 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen tüm film gösterimleri bu kez 25-26 Mayıs tarihlerinde TAK Tasarım Atölyesi Kadıköy’ün Rasimpaşa Mahallesi Duatepe Sokak numara 61 Yeldeğirmeni Kadıköy adresindeki salonunda izleyicileri ile buluşacak.

39.İFSAK Kısa Film Yarışması ön elemesi Ali Dalgıç ve Mustafa Naymanlar tarafından yapıldı. Ön elemeyi geçen filmler bu yılın tek seçicisi Ali Şimşek tarafından izlenerek en iyiler belirlendi.

İFSAK Sinema Emek Ödülü’nün bu yılki sahibi oyuncu Nur Sürer oldu. 2009 yılında kaybettiğimiz yönetmen Ahmet Uluçay da festival kapsamında anıldı. Festival boyunca söyleşiler ve etkinlikler düzenlendi.

25.İFSAK Ulusal Kısa Film Festivali, uzun metraj sinema dünyasında ilgiyle izlenen Romanya sinemasının kısa film alanındaki başarılı örneklerini de izleyiciler ile buluşturacak. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’nin ve İstanbul \’Dimitrie Cantemir\’ Romen Kültür Merkezi ‘nin katkılarıyla oluşturulan bu bölümde Romanya’dan kısa filmler yer alacak.​ Gösterim programına buradan ulaşabilirsiniz. (Yeşil Gazete)