Ana Sayfa Blog Sayfa 2285

Gelecek Partisi’nden Kanal İstanbul raporu: Kaza riski daha fazla, halka sorulsun

Gelecek Partisi Politika İzleme Kurulu (PİK) Koordinatörü Feridun Bilgin, Kanal İstanbul’a yönelik raporlarını kamuoyu ile paylaştı. Bilgin, projenin yapımı için Boğazlar’da trafik argümanın olduğunun belirtildiğini hatırlatttı, ancak Boğaz’daki trafiğin gün geçtikçe azaldığının altını çizdi.

Bilgin şöyle konuştu:  “Maalesef projenin başlangıcından günümüze kadar olan süreçte birtakım eksiklikler projeyi bugün çok daha tartışmalı bir hale getirmektedir. 2011 yılı seçimleri için taahhüt edilen bir proje olmasına karşın aradan geçen süreç içinde bu projenin ÇED raporları, ihale süreçleri ve ekonomik yönleriyle ilgili toplumun hiçbir şekilde bilgilendirilmemiş olması toplumumuzda derin tereddütler ve şüpheler uyandırmıştır. Oysa bu süreyi ulusal ve uluslararası bilim insanlarının konuyla ilgili katıldığı panellerle tartışma imkânımız vardı. Oluşan tereddütler, görüşler dikkate alındığında partimiz için de derin şüpheleri beraberinde getiriyor.

Açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:

Boğaz’da trafik yok, Türk Akımı projesiyle daha da azalacak: Kanal yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, taban genişliği 275 metre olacak. Kanal’ın yapımıyla ilgili dile getirilen hususlardan birisi Boğaz trafiğini azaltacağı yönündedir. 2002 ile 2007 yılları arasında İstanbul Boğazı’ndan geçen uğraksız gemi trafiği 56 bin 600 civarındayken; Bakü- Tiflis boru hattının devreye girmesiyle bu trafik 46 binlere düşmüştür. Geçen yıl devreye giren TANAP ve Türk Akımı projeleriyle birlikte bu trafik daha da azalacaktır. Boğaz trafiğinde azalma öngörülmektedir.

Boğazlardan geçişi tehdit edecek bir husus yok: İstanbul Boğazı’nda bugüne kadar üç önemli yangınlı kaza olmuştur. 1994 yılından itibaren kazaların önlenmesi için çok önemli tedbirler alınmıştır. Son olarak yönetmelik değişikliğiyle LPG gemilerinde uzunluk 150 metreye düşürülmüştür. İsteyen gemilere kılavuz kaptanlık desteği verilmektedir. İstanbul Boğazı’nda Marmaray tüneli yapılırken gemilerin şeridi teke düşürülmüştür, Marmaray bitmiş olmasına rağmen tek şeritli geçiş devam etmektedir. Karşılıklı trafik olmadığı için çarpışma riski de ortadan kaldırılmıştır. Boğaz trafiği elektronik sistemle yönetilmektedir.

Kanal İstanbul’da kaza riski daha fazla: Hem trafik hem de kaza bakımından Boğazlar’dan geçişi tehdit edecek bir husus görünmemektedir. İnşası planlanan Kanal İstanbul daha dar ve daha sığ olacağı için kaza riski daha fazladır.

Gemilerin bekleme süresinde ilave gelir elde ediliyor: Şu an İstanbul Boğazı’nda gemiler için bekleme süresi 21 saat, tankerler için 30 saattir. Bu çok makul bir süredir. Bu bekleme süresinin ülkemiz için getirisi vardır. Bu süre zarfında gemiler ikmallerini ülkemizde yapmaktadırlar. Hatta ufak çaplı tadilat işleri de ülkemizde yapılarak ilave gelir elde edilmektedir.

Kanal nasıl finanse edilecek?: Montrö Sözleşmesi’ne göre Boğazlar’dan geçecek hiçbir gemi zorla Kanal İstanbul’a yönlendirilemez. İstanbul Boğazı’ndan gemiler ücretsiz geçmekte, fener, seyir yardımları ücreti, kılavuz hizmeti verilmektedir. Boğaz’dan yıllık 110 milyon dolar gelir elde edilmektedir.

Kanal İstanbul’dan geçiş ücreti maliyet hesaba katıldığımda bu rakamın çok üzerinde olmalıdır. 75 milyar liralık bir maliyetten bahsediliyor. 110 milyon doların tamamı Kanal İstanbul’dan elde edilse –ki imkânı yok- bu rakamlarla bu  Kanal’ın nasıl finanse edeceği hususu büyük bir soru olarak önümüzde durmaktadır.

Maliyetler göz önüne alındığında Kanal İstanbul’un finansmanın bölgede oluşacak ranttan sağlanacağı bellidir. Üst gelir grubuna hitap eden bir proje kaçınılmaz olarak önümüzde durmaktadır.

Kirli su Marmara Denizi’ne akacak: Karadeniz ve Marmara arasında Boğaz’da karşılık bir akıntı mevcuttur. Kanal’ın yapılması halinde Kanal’daki akıntı Karadeniz’den Marmara yönüne olacaktır. Kanal ile birlikte kirli sular Marmara Denizi’ne akacaktır. Bilim insanları Marmara’nın ölü bir deniz haline getireceğini belirtiyor. İstanbul Boğazı’na yansımalarının ne olacağını bilmiyoruz.

Terkos Barajı risk altında: Güzergâh Sazlıdere Barajı’ndan geçmektedir. Sazlıdere İstanbul’un 25 günlük su ihtiyacını tek başına sağlayabilecek bir deredir. Terkos Gölü Kanal’ın inşası ile birlikte yağmur sularını alamayacağından risk taşıdığı bilim insanlarınca belirtilmektedir.

Alan çöle dönebilir: Karadeniz ile Marmara Denizi arasında tuzlu su akımı zemin boşluklarını dolduracağından sızdırmaz bir proje hazırlanmalıdır. Kanal’ın dip ve kenarlarından boydan boya betonarme yapılması gerektiğini belirtilmekte. Bunun maliyeti kamuoyunun dikkatinedir. Ada haline gelecek yer çöl haline dönebilir.

Coğrafyanın bozulması kaçınılmaz: Küçükçekmece Gölü dünyadaki önemli su havzalarından biridir. Göl uluslararası sulak alan olduğu belirtilmektedir. Bu bölgenin yok edilmemesi gerektiğini göstermektedir. Yer altı su kaynaklarını besleyen en önemli alanlardandır. Göçmen kuşların beklediği, beslendikleri ve üredikleri yerlerden biridir. Kanal İstanbul ile coğrafyasının bozulması kaçınılmaz olacaktır. ÇED raporuna göre tarım alanı, ormanlık alan, mera, çayırlık alan yok edilmektedir. Toprak en önemli kaynaklarımızdandır.

Türkiye’nin böyle bir harcama lüksü yok: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı taraf olmuştur. Böyle bir projeye ÇED olumlu raporu verdiği için ÇED olumsuz kararını nerelere  vereceği merak konusudur.  İstanbul’a yeni bir cazibe alanı oluşturulmaktadır. Karayolu, demiryolu, metro, iletişim vb. çok sayıda hattı devre dışı kalabilir. Türkiye’nin böyle bir harcama yapma gibi bir lüksünün olmadığını düşünüyoruz.

Uluslararası hukuk sorunu ortaya çıkacak: Yaklaşık 18 yüzyılından beri İstanbul Boğazı bizim uluslararası ilişkilerimizde  belirleyici olmuştur.  Montrö Sözleşmesi’nin tartışmalı hale gelmesi ülkemiz için daha olumlu olmayacaktır. Montrö Sözleşmesi ülkemizin en önemli kazanımlarındandır.

Özetle bir uluslararası hukuk sorunu ortaya çıkacaktır. Kanal İstanbul’un siyasi hukuk meselesi haline gelmesinden endişe duyuyoruz.

Bilgin, bütün bu başlıklar çerçevesinde bu projenin gerekliliği, önceliği, uluslararası ilişkilerimizi etkileri açısından hem geniş bir halk kitlesi hem de partileri tarafından tatmin edici bulunmadığını belirtti. Projenin İstanbul gibi mega bir şehre getireceği yüklerin aşikar olduğunu söyleyen Bilgin, “Doğal denge, yaban hayat, orman yok edilmektedir. Afet yönetimini zorlayacak adımlar atılmaktadır. Projenin siyasi bir kavga ve kutuplaşmaya evrildiğini görmekteyiz. Olumsuzlukları kazandırdıklarından daha fazla olan bu projeden vazgeçilmelidir. Bu kadar geniş sorunlar içeren projeden dönülmesi siyasi bir erdem olarak algılanacaktır” diye konuştu

‘Halk oylamasına sunulmalı’

Feridun Bilgin, projeden  vazgeçilmemesi halinde böylesine büyük etkileri olan projenin halk oyuna götürülmesinin zaruri olduğunu söyledi.

Trablus Havalimanı kapatıldı

Hükümetin Libya tezkeresini kabul etmesinden bir gün sonra, General Halife Hafter güçlerinin roket atışları nedeniyle, kentteki işleyen tek havalimanı kapatıldı. Reuters’a konuşan bir havalimanı yetkilisi, Mitiga Havalimanı’nın yakınlarına roketler atıldığını söyledi.

Libya’da 41 yıllık Muammer Kaddafi yönetiminin NATO destekli isyanla devrilmesinden sonra patlak veren iç savaşta, Mitiga Havalimanı birçok kez kapatılmıştı. Havalimanı son olarak, üç buçuk aylık bir kapanmanın ardından 12 Aralık’ta açılmıştı. Uçuşlar bu süreçte 200 kilometre uzaktaki Misrata’ya yönlendirilmişti.

Reuters’dan tezkere hatırlatması 

Reuters ajansının haberinde “Mitiga Havalimanı’nın kapatılması, Türkiye parlamentosunun, bu Kuzey Afrika ülkesindeki savaşın tırmanacağı endişesini derinleştirecek şekilde Libya’ya asker gönderilmesine izin vermesinden bir gün sonra gerçekleşti” denildi.

General Hafter.

Libya’nın doğusundaki Hafter güçleri, Nisan ayından bu yana BM’nin tanıdığı, Türkiye’nin de desteklediği Trablus hükümetini devirme amaçlı bir taaruz başlatmış durumda. Hafter’in ilerleyişi Trablus’un hemen dışında durmuş görünse de, son günlerde çatışmalar arttı. Hafter güçleri, Trablus hükümetini Müsüman Kardeşler’in uzantısı olarak gören Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’dan destek alıyor.

Türkiye’nin ise tezkerenin geçmesi sonrasında Libya’ya ne zaman ve kaç asker göndermeyi planladığı henüz bilinmiyor.

Enflasyon açıklandı, memur ve emekli zamları belli oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) milyonlarca memur ve memur emeklisi için yeni yılda zam miktarını belirleyecek Aralık 2019 dönemine ait enflasyon verilerini açıkladı. Tüketici Fiyat Endeksi’nde (TÜFE)  bir önceki aya göre yüzde 0.74, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 11.84, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11.84 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 15.18 artış gerçekleşti.

Yıllık en fazla artış alkollü içeceklerde 

Bir önceki yılın aynı ayına kıyasla artışın en yüksek olduğu grup yüzde 43,12 ile alkollü içecekler ve tütün oldu. Bunu sırasıyla yüzde 14,46 ile eğitim, yüzde 13,63 ile sağlık ve çeşitli mal ve hizmetler takip etti.

Öte yandan en düşü artış ise yüzde 3.16 ile haberleşme grubunda gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla, yüzde 4.53 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 7.03 ile eğlence ve kültür ve yüzde 9.79 ile ev eşyası oldu.

Memur ve emekli maaşına zamlar belli oldu

2019 enflasyon rakamının açıklanmasıyla birlikte memur ve emeklilere verilecek fark da belli oldu. TÜFE geçen yılın ikinci yarısında yaklaşık yüzde 6.5 arttı. Böylece 6 aylık dönemde, geçen yılın ikinci yarısında toplu sözleşme kapsamında yapılan yüzde 5’lik zam aşıldı. Bu sebeple yaklaşık yüzde 1.5’lik enflasyon farkı ödenmesi durumu ortaya çıktı. Devlet memurları yüzde 5.5, SSK ve Bağ-Kur emeklileri ise yüzde 6.5 enflasyon farkı alacak.

 

 

ABD, Irak’ta Devrim Muhafızları komutanını öldürdü

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani‘nin ABD güçlerinin konvoyuna yaptığı hava saldırısı sonucunda öldürüldüğünü açıkladı. Pentagon’dan yapılan açıklamada, “Operasyon İran’ı gelecekteki saldırı planlarından caydırmak için yapıldı” denildi.

Irak’ın başkenti Bağdat’taki uluslararası havalimanına doğru giden konvoya yönelik füze saldırısı sırasında Iraklı milis komutan Abdülmehdi el-Mühendis‘in de öldürüldüğü duyuruldu. Devrim Muhafızları, Süleymani’nin bir hava saldırısında öldürüldüğünü doğruladı. Iraklı yetkililer de yedi kişinin daha saldırı sırasında öldüğünü açıkladı.

ABD’nin Bağdat’taki büyükelçiliği geçtiğimiz hafta sonu İran destekçisi protestocular tarafından saldırıya uğramıştı. Büyükelçiliğin kapısını kırarak içeriye giren ve elçilik binasına zarar veren göstericiler, iki gün boyunca ABD Elçiliği’ni kuşatma altına almıştı. Kuşatma İran’a yakınlığıyla bilinen çoğunluğunu Iraklı Şii milis güçlerin oluşturduğu Haşdi Şabi‘nin (Gönüllü Halk Güçleri) çağrısıyla sona ermiş; ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın bunun bedelini ödeyeceğini söylemişti.

Süleymani kimdir?

Kasım Süleymani, ABD ile birlikte İran’ın bölgedeki en büyük rakipleri Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri‘nin de bölgedeki milis güçlere destek vermekle suçladığı, İran’ın ülke dışındaki operasyonlarından sorumlu komutanı.

1998’de Kudüs Gücü‘nün komutanı olan Süleymani, Lübnan‘da Hizbullah‘la, Suriye‘de Baas yönetimiyle ve Irak’taki Şii silahlı gruplarla İran’ın ilişkilerini daha da yakınlaştırmada önemli rol oynadı. İsrail ve bazı Arap ülkelerinin istihbaratları tarafından defalarca suikast girişiminde bulunulduğu ve her seferinde bu girişimlerin engellendiği belirtiliyor.

Kudüs Gücü, ABD’nin “yabancı terör örgütleri” listesinde.

İran ordusunun en önemli yöneticilerinden, üst düzey komutanlarından birinin ABD tarafından öldürülmesi, İran ve ABD arasındaki gerilimin çok daha ciddi boyutlara ulaşabileceğini gösteriyor.

Trump’tan bayraklı paylaşım

ABD Başkanı Donald Trump, Süleymani’nin öldüğü ile ilgili haberlerin ardından Twitter üzerinden hiçbir ifade yazmadan ABD bayrağı paylaştı. ABD lideri kısa süre sonra paylaşımı Twitter hesabına sabitledi.

ABD’den Irak’taki vatandaşlarına çağrı: Ülkeyi terk edin

ABD,  hava saldırısından saatler sonra Irak’taki vatandaşlarına ülkeyi terk etme çağrısında bulundu. Yayınlanan uyarıda Irak’taki ABD’lilerin “mümkünse hava yoluyla, değilse karadan başka ülkelere geçerek” ülkeyi terk etmeleri söylendi.

Suikaste tepkiler ise şöyle:

İran Dışişleri Bakanı Zarif: ABD, gerilimi aptalca tırmandırdı

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Süleymani’nin öldürülmesiyle ilgili Twitter üzerinden şu açıklamayı yaptı: “ABD’nin IŞİD, El Nusra ve El Kaide gibileriyle savaşan en etkili güç General Süleymani’yi hedef alarak ve suikast düzenleyerek yaptığı uluslararası teröristlik oldukça tehlikelidir ve gerilimi aptalca tırmandırmıştır. ABD, serserice maceraperestliğinin sonuçlarından sorumludur”.

Rezai: Güçlü bir şekilde intikam alacağız

Eski Devrim Muhafızları Komutanı Muhsin Rezai de, Süleymani’nin öldürülmesinin ardından Twitter hesabından bir açıklama yaptı. ABD’den “intikam alınacağını” ifade eden Rezai, “Süleymani şehit kardeşlerinin arasına katıldı, ABD’den güçlü bir şekilde intikam alacağız” dedi. Rezai, hâlâ devletin önde gelen kurumlarından birinde bakanlık görevi yapıyor.

Ruhani: Direnmede kararlıyız

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise Süleymani’nin ölümünün ardından İran’ın ABD’ye direnme konusunda daha da kararlı hale geldiğini söyledi. İran lideri, “Şüphesiz İran ve bölgede özgürlük isteyen diğer ülkeler Süleymani’nin intikamını alacaktır” dedi.

Fars Haber Ajansı’na konuşan Ruhani’nin sözcüsü Keyvan Kosravi, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin ilerleyen saatlerde bir araya geleceğini bildirdi. Kosravi, yapılacak olağanüstü toplantıda Süleymani’nin öldürüldüğü saldırının görüşüleceğini ifade etti.

Hamaney: Suçluları sert bir intikam bekliyor

İran’ın dini lideri Ali Hamaney, “Süleymani’yi öldüren suçluları sert bir intikam bekliyor” dedikten sonra “Süleymani’nin ölümü bölgede ABD ile İsrail’e karşı motivasyonu ve direnişi iki katına çıkartacak” diye konuştu. Hamaney, ülkede üç günlük yas ilân etti.

Devrim Muhafızları: Tabut siparişi verin

İran Devrim Muhafızları Komutanları Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta ABD tarafından düzenlenen suikastte öldürülmesinin ardından yaptığı açıklamada ‘ABD ya askerlerini toplasın gitsin ya da tabut siparişi versin’ dedi.

İran Devrim Muhafızları Ordu Sözcüsü Ramazan Şerif ise, Devrim Muhafızları ile bölgedeki müttefiklerinin bugünden itibaren yeni bir aşamaya geçeceğini ve ABD ile İsrail’in sevincinin “mateme dönüşeceğini” söyledi.
İranlı generalin öldürülmesinin intikamını “kesinlikle” alacaklarını aktaran Şerif, sevincin mateme dönüşmesinin uzun sürmeyeceğini söyledi.

Pompeo: Iraklılar sokakta dans ediyor

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Irak’ta dev bir bayrakla yürüyen kalabalığın görüntülerini paylaşarak, “Iraklılar sokak özgürlük için dans ediyor, General Süleymani’nin artık hayatta olmamasına minnettarlar” yazdı.

Joe Biden: Kibrit kutusuna dinamit atıldı

ABD eski Başkan Yardımcısı ve 2020 Demokrat Başkan aday adayı Joe Biden konuyla ilgili açıklamasında, “Hiçbir ABD’li Kasım Süleymani’nin ardından yas tutmayacaktır. O yaptıkları sebebiyle yargılanmayı hak etti” dedi ve  “Ancak bu durum, zaten tehlikeli bir bölgede gerilimi daha çok tırmandıracak bir hamle yapıldığı gerçeğini değiştirmiyor” ifadelerini kullandı. Biden, “Başkan Trump kav kutusuna dinamit attı ve ABD hakına bir açıklama borçlu. Orta Doğu’da büyük bir çatışma başlatmanın kıyısında olabiliriz” dedi.

Pelosi: Hükümet, Kongre’den onay almadı

ABD’de yasama organı olan Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi‘nin Başkanı Nancy Pelosi, Süleymani’yi öldüren ABD hava operasyonu için Kongre’den onay alınmadığını duyurdu. “Yönetim bugün ‘Asker Güç Kullanma Onayı’ (AUMF) almadan İran’a hava saldırısı düzenledi. Daha da ötesi bu hamle Kongre’ye danışılmadan yapıldı” diyen Pelosi, “Kongre’nin tamamı bu ciddi durumla ilgili hemen bilgilendirilmeli” diye konuştu. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Eliot Engel de Kongre’den onay alınmamasına tepki göstererek, “Yasa, Başkan’ın ABD’yi dikkatlice düşünülmemiş savaşlara sokmasını önlemek için bildirim gerektiriyor” ifadelerini kullandı.

Bernie Sanders: Trump bizi bir savaşın yoluna soktu

Bağımsız Vermont Senatörü ve Demokrat Başkan aday adayı Bernie Sanders da karara tepki göstererek, “Trump’ın gerilimi tehlikeli biçimde yükseltmesi bizi felaket bir savaşa doğru götürüyor. Bu savaş sayısı cana ve katrilyonlarca dolara mal olabilir. Trump sonsuz savaşlara son verme sözü verdi, ancak bu hamlesi bizi başka bir savaşın yoluna soktu” yazdı.

Rusya: Bölgede gerilim tırmanacak

RIA ajansının aktardığına göre Rusya Dışişleri Bakanlığı, Süleymani’nin ölümünün bölgedeki gerilimi artıracağını ifade etti.

ABD ve İsrail misillemelere karşı teyakkuzda

ABD’nin New York ve Los Angeles kentlerinde, misilleme tehlikesine karşı kırmızı alarm verildiği açıklandı. Şehirlerdeki kilit noktalarda güvenlik önlemleri artırıldı.

İsrail de Golan Tepeleri’ndeki kayak merkezinin geçici olarak kapatıldığını duyurdu. İsrail Savunma Bakanı Naftali Bennett‘ın, Süleymani’nin öldürülmesi nedeniyle, İsrailli üst düzey askeri yetkililerle durum değerlendirmesi yapacağı açıklandı.

 

 

 

Endonezya’da sel felaketi, en az 43 kişi öldü

Endonezya’nın başkenti Cakarta’da yaşanan yoğun yağış sonrası gerçekleşen sel felaketinde en az 43 kişi hayatını kaybetti. Ulusal Afet Etki Azaltma Ajansı (BNPB) tarafından yapılan duyuruya göre can kayıplarına hipotermi, boğulma, toprak kaymaları ve elektrik çarpmaları sebep oldu.

31 Aralık’ta başlayan yoğun yağış hala etkisini sürdürüyor. Nehir taşkınları sonucunda gerçekleşen seller Cakarta’nın yanı sıra Bogor, Depok, Tangerang ve Bekasi şehirlerinde de etkili oldu.

Elektrik ve su kesildi

Meteoroloji tarafından verilen uyarı sonucunda 30 bin kişi ilk etapta tahliye edildi. Sel sebebiyle hükümet, 30 milyon kişinin yaşadığı şehirde elektriği ve suyu kapatmak zorunda kaldı. Şehir içindeki tüm ulaşım aksarken Halim Perdanakusumah Havaalanı da pistin sular altında kalmasıyla servis dışı kaldı. Binlerce ev ise sel sebebiyle zarar gördü.

2007’de başkentin en ölümcül sellerinden birinde 50’den fazla insan ölmüş ve beş yıl önce kanalların taşması sonrasında şehrin merkezinin çoğu sular altında kalmıştı. İnsanlar hükümetin yağmur sezonlarında yaşanan sel taşkınlarına etkili çözümler bulamadığı için eleştiriliyor.

İklim uzmanlarıysa aşırı hava durumları ve rekor sıcaklıkların insan eylemleriyle belirgin bir şekilde bağlantısı olduğu konusunda uyarıyor.  Pensilvanya Devlet Üniversitesi’ne bağlı Earth System Science Center’dan Michael Mann,  geçtiğimiz günlerde şunları söylemişti: “2019 yılında Amazon’dan Kuzey Kutbu’na kadar orman yangınları, Kaliforniya ve Avusturalya’da mevsim dışı orman yangınları, sıcak hava dalgaları ve yıkıcı süper fırtınalar gibi örnekler dünyanın her yerinde geçen yıla göre çok daha fazla aşırı hava olayının deneyimlendiğini gösteriyor. Her geçen gün, iklim konusundaki eylemsizliğin bedelini iklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava olayları ile ödüyoruz.”

 

 

Santral mühürlendi, maden işçileri ortada kaldı

Haber: Elif Ünal

Altı termik santralin gerekli çevre yatırımlarını yapmadıkları için 1 Ocak gece yarısı kapatılmasının ardından gözler, bu santrallerde çalışan işçilere döndü. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez‘in işçilerin mağdur edilmeyeceğini söylemesine rağmen, kömür giriş kapılarına mühür vurulan Sivas’taki Kangal Termik Santrali’nde çalışan maden işçilerinin ücretsiz izne çıkarıldığı ortaya çıktı. 

Karara tepki gösteren işçiler, Kangal’ın Çarşı Meydanı‘nda eylem yaparak işlerini geri istediklerini söyledi.  İlerleyen günlerde Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri Sendikası (TES-İŞ) ve Maden-İş tarafından  büyük çaplı bir eylem düzenlenmesi planlanıyor.

Kangal ilçesi Çarşı Meydanı

Gökpınar: İnsanlar göçe zorlanacak

Yeşil Gazete’ye konuşan Kangal Maden İş Sendikası’ndan İsa Gökpınar, Konya Şeker’in işlettiği termik santralde 1000’e yakın işçinin çalıştığını ancak geçimini santralden kazanan kişilerin santral ile sınırlı olmadığını söyledi. İlçede santrale kömür takviyesinde bulunan ve her birinde 500’er kişinin çalıştığı Demir Export ve Köseoğlu Madencilik’e ait iki adet kömür madeni bulunuyor.

Santralin kapatılmasıyla birlikte Köseoğlu Madencilik’te çalışan 150’ye yakın işçinin karardan etkilendiğini anlatan Gökpınar  “Beş bin nüfusu olan Kangal’da istihdam bu çalışma alanlarına bağlı. Sadece Kangal’dan da değil Sivas merkezden de birçok kişi çalışmak için buraya geliyor. Santral ve madenler kapatıldığında insanlar göçe zorlanacak. Kangal şu anki gidişatta köy olma yoluna gidiyor” dedi.

‘Özelleştirme işçileri mağdur etti’

Gökpınar, santralin kapatılma kararı öncesinde, santralin 2013 yılında özelleştirmelerde de işçilerin büyük sıkıntı yaşadığını anlattı. Bu süreçte de işten çıkarmaların ve torpillerin olduğunu belirten Gökpınar, “Santral Anadolu Birlik Holding’in iştiraki Konya Şeker’e devredildiği zamanda sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte gerçekleştirilen toplantılarda var olan sorunları anlattığımızda şirket bize ‘burası Konya’dan gelen çiftçinin aidatlarıyla geçiniyor’ diyordu” diye konuştu. Gökpınar  “İşçiler santralin kapanmasına bir seviniyorlar, bir üzülüyorlar. En azından eve ekmek götürüyorlardı” dedi.

Kangal Termik Santrali

Sönmez: Devlet parasını vermiş, bu filtre neden takılmamış?

Kangal Maden İş Sendikası Başkan Vekili Muhammed Sönmez ise Koç Holding iştiraki olan Demir Export kömür madeninde çalışan 300’e yakın kişinin santralin kapatılma kararından etkilendiğini söyledi. Şirket, yıllık izni olan kişilerin izin sürelerini hesaba katarak, geri kalan işçileri ise ücretsiz olarak izne ayırma kararı verdi. Sönmez, işçilerin “ya bize maaşımızı verin ya da komple çıkışımızı verin” dediklerini belirtti.

Konya Şeker’in gerekli yatırımları yapmadığı için santralin kapatılma kararının bütün madenleri etkilediğini söyleyen Sönmez, “Devlet zamanında parasını vermiş. Bu filtre neden takılmamış? Konya Şeker’in suçlu olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Gündüzyeli: Mühürlenince sorunlar çözülmüyor

Yeşil Gazete’ye değerlendirmede bulunan Avrupa İklim Eylem Ağı’ndan (Climate Action Network Europe) Elif Gündüzyeli de, kararın tamamen kapatılma şeklinde olmadığını, santrallerin çevre yatırımları yapılana kadar kapalı kalacaklarını belirtti.

Gündüzyeli, kapatmaların planlı bir şekilde yapılmasının önemine değinerek “Kapı mühürlenince sorunlar çözülmüyor” ifadelerini kullandı. Gündüzyeli şöyle konuştu:

Planlanma olmadığı zaman işçiler ve aileler mağdur oluyor. Bu sadece santraller için değil fabrikalar için de geçerli. Herhangi bir fabrika kapansaydı da böyle olacaktı. Burada önemli olan insanların sağlığı mı işçinin sağlığı mi ikilemini yaratmamak.  Çünkü ikisinin birden sağlanması lazım. Emisyonlarının azaltılması için termik santrallerin kapatılması gerekiyor ancak öncesinde planlama yapmak gerekiyor.

‘Adil dönüşüm gerekiyor’

Adil bir dönüşüm gerekiyor. Nasıl, yöre halkının sağlığını ön plana çıkarıyorsak, bu işten bu alt yapıdan geçimini sağlayan insanları da öncelik olarak düşünmemiz gerekiyor. Sadece termik santralde çalışan kişiler değil, santral için kömürü çıkartan işçiden kömürü taşıyan şoföre kadar birçok kişi için bir ekmek kapısı. Bu kişilerin mağdur olmaması için yerelde sürdürülebilir iş kollarının oluşturulması, gerekli eğitimlerin de işçiye verilmesi gerekiyor.

Termik santrallerin çevreye uyumlu hale getirilmeleri için tanınan sürenin sona ermesi sonrası Kahramanmaraş Afşin A, Kütahya Seyitömer, Kütahya Tunçbilek, Sivas Kangal ve Zonguldak Çatalağzı termik santralleri tamamen, Manisa Soma Termik Santrali ise kısmi olarak kapatılmıştı. Çelikler, Bereket ve Konya Enerji’ye ait olan santrallerde çalışan 7 bin 554 işçinin işten çıkarılmayacakları, şirketlerin santralleri devreye alana kadar işçileri istihdam etmeyi sürdürecekleri bildirilmişti.

 

‘İtirazlarımız dilekçeyle son bulmayacak’

Ya Kanal Ya İstanbul oluşumu Kanal İstanbul ÇED raporlaruna itirazların son gününde Beşiktaş Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önünde bir araya geldi.  Yağmurlu ve soğuk havaya rağmen Beşiktaş’ta basın açıklaması gerçekleştiren eylemciler Kanal İstanbul projesini durdurmak için harekete geçtiklerini ve sürecin takipçisi olacaklarını belirtti.

Türkay: İtirazlarımız dilekçe ile kalmayacak

Eylemin başlangıcında konuşma yapan Koray Türkay “İstanbul’un yaşamını doğrudan etkileyecek bu yıkım projesine itirazlarımız dilekçeler ile kalmayacak” dedi. 100’den fazla kurumun katılım gösterdiği oluşum içerisinde kent ve ekoloji hareketleri, demokratik kitle örgütleri, mahalle dernekleri, siyasi partiler, meslek odaları ve sendikaların yer aldığını belirten Türkay, mücadeleyi birlikte olmanın verdiği güç ile devam ettireceklerini söyledi.

Basın açıklamasını Ya Kanal Ya İstanbul adına Ayşe Yıkıcı okudu. Yıkıcı açıklamasına, “Kuzey Marmara Otoyolu, 3. Havalimanı, 3. Köprü ile başta İstanbul’un suyu ve nefesi olan Kuzey Ormanları’nda onarılmaz yıkımlara neden olanlar, bu sefer de İstanbul’un ve bölgenin binlerce yıllık belleğini, doğal hayatını, insanların, hayvanların yaşamını halk ‘istese de istemese de’ değiştireceğini ilan etti” sözleriyle başladı.

‘İstanbul’dan bir ucube yaratmak istiyorlar’

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Çevre Düzeni Planı’nda yapılan değişiklikle 36 bin 453 hektarlık su havzası,tarım alanı ve ormanlık alanın imara açıldığını söyleyen Yıkıcı, “Bu plan değişikliği sürecin hızlanmasına yönelik olup Çevre Etki Değerlendirme süreci bitmeden Kanal İstanbul’un 1/100.000 ölçekli plana işlenerek askıya çıkartılması, yangından mal kaçırırcasına bölgenin ranta açılması olup hukukun çiğnenmesidir ve kamuya karşı suçtur” ifadelerini kullandı.

“Onlar güzel İstanbul’u ve içinde bulunduğu bölgeyi doğası dışına çıkararak bir ucube yaratmak istiyorlar. Soru şu? Buna razı gelecek miyiz? İstanbul’u rant canavarlarına emanet edecek miyiz?” diye soran Yıkıcı açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:

Onlarca birey, sivil toplum örgütü, çevre ve ekoloji örgütü, dernek, siyasi parti bu canavarlığa karşı İstanbul’a ve yaşama  sahip çıkmak için ‘Katıl Durduralım’ diyor. Evet Kanal İstanbul’a karşıyız ve İstanbulluları  ve nerede yaşarlarsa yaşasınlar herkesi bizimle mücadeleye çağırıyoruz,

Çünkü; Kanal İstanbul demek yaşam için, ekosistemler için ‘Susuzluk’ demek. Proje yapıldığı takdirde İstanbul’un en büyük su kaynağı Terkos Gölü’ne tuz karışacak, Sazlıdere Barajı ortadan kalkacak ve yeraltı suları ve akiferler tuzlanacak.  İstanbul su havzaları zarar görmüş, kaynakları azalmış, nüfusu büyümüş, çoraklaşmış  bir ada haline gelecek.

Hayvan ve bitki soykırımı yaşanacak

Kanal projesinin inşaatıyla, 23 milyon metrekare orman alanı, 45 kilometre uzunluğunda ve ortalama 150 metre genişliğinde 136 milyon metrekarelik çok verimli tarım ve orman alanı, sonsuza kadar ortadan kaldırılmış olacak. Çok değerli sulak araziler ve orman habitatı yok olacak ve bütünlüğünü kaybedecek; Kuzey Ormanları’na ağır bir darbe daha indirilmiş olacak. Onlarca tür endemik bitki yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak ve İstanbul’un doğal parçası yabani hayvanlar yaşam alanını kaybedecek.

Daha fazla deprem korkusu

Proje 1., 2., ve 3. derece deprem bölgelerinde kalıyor. 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fay hattı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fay hattı geçiyor. Bilim insanları, Kanal İstanbul Projesi’nin, yeryüzü ve yeraltı gerilme dengelerini bozacağını, inşaat ile ortaya çıkacak aşırı yüklemelerin yeni depremleri davet edeceğini , toprak kaymaları ile facialara neden olacağını, depremlerin şiddetini artıracağını söylüyor.

Zengin için yoksul borçlanacak

Kanal İstanbul Projesi inşaat tröstlerine milyonlarca dolar kar sağlarken hem projenin maliyeti vergilerimizle finanse edilecek hem de İstanbullu’ya ek vergi yükü getirecek. İBB’nin proje için harcaması gereken miktar yaklaşık 35 milyar Lira.

Gelir artmayacak

Montrö Sözleşmesi’nin 2. maddesi ve diğer uluslararası kurallara göre; gemiler, Kanal İstanbul’dan geçişe zorlanamaz. Montrö fesih edilse dahi Türkiye boğazlarından ticari gemi geçişini yasaklayamaz. Kanalla Türkiye para kazanacak savı bir yalandan başka bir şey değil.

Hafriyat kamyonu terörü yaşanacak

İstanbul’da 50 yılda çıkabilecek hafriyat toplamı sadece Kanal İstanbul’dan çıkıyor. Bu hafriyat, 10 bini aşkın hafriyat kamyonu ile taşınacak. Yani İstanbul trafiğine günlük, 10 bin hafriyat kamyonu daha katılacak.

Deniz canlı yaşamı bitecek

Kanal İstanbul uzmanlara göre İstanbul’un çok hassas deniz ekosistemini bozacak. Bu durumun zaten yaşamsal tehlike içerisinde olan Marmara Denizi’nin oksijensiz kalmasından kanalizasyon sisteminin zarar görmesine kadar pek çok geri döndürülmesi zor tahribata yol açacağı öngörülüyor.

Binlerce yıllık kent belleğine ihanet

Proje ile birlikte 17 milyon metrekarelik SİT alanı etkileniyor. Küçükçekmece Gölü kıyısındaki Bathenoa Antik Kenti, İstanbul’daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları gibi kültürel varlıklar proje tarafından yutulacak. Köyler ortadan kalkacak, mezarlıklar yok olacak, kültürel çeşitlilik kaybolacak.

Basın açıklamasının sonunda “Bu yıkımı, İstanbul’a ihaneti durdurabiliriz. Ya Kanal Ya İstanbul diyenleri birlikte yola çıkmaya çağırıyoruz. Katıl Durduralım“ ifadeleri kullanıldı. Eylem,  protestocuların Edip Akbayram’ın Bekle Bizi Istanbul şarkısını hep birlikte söylemeleriyle sonlandı.

 

 

Libya tezkeresi Meclis’ten geçti

TBMM Genel Kurulu, Libya‘ya asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresini görüşmek üzere Meclis Başkanı Mustafa Şentop başkanlığında bugün (2 Ocak) toplandı. Tezkere üzerine yapılan konuşmaların ardından oylamaya geçildi. Elektronik yöntemle yapılan oylama sonucu tezkere 184’e karşı 325 oyla kabul edildi. Tezkerenin geçmesi için toplantıya katılanların salt çoğunluğunun yeterli olduğu oylamada, toplamda 509 milletvekili oy kullandı.

Tezkere’de ne var?

Meclis’te kabul edilen tezkere, hükümete Libya’ya asker gönderme yetkisi veriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Libya’daki görev süresi, bir yıl olarak belirlendi. Libya’ya gönderilecek asker sayısı ve kapsamı ile TSK’nin hangi bölgede görev yapacağı ise Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek.

Tezkerenin kullanım amaçları şöyle belirtildi:

“Milli çıkarlara yönelik her türlü tehdide karşı önlem almak, Libya’daki gayrimeşru grupların Türkiye’nin menfaatlerine yönelik, saldırılarını bertaraf etmek, Kitlesel göç gibi risklere karşı önlem almak, Libya halkına insani yardımların ulaşmasını sağlamak.”

Asker gönderilmesi halinde Libya, Türk birliklerinin bulunacağı 13’üncü ülke olacak.

Usül tartışması

Tezkere’nin oylanmasından önce CHP, başkanın tatilde olan Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırma yetkisi olmadığını öne sürerek usul tartışması açtı. Usule ilişkin itirazlara yanıt veren Şentop, Anayasa’nın 93’üncü maddesine göre toplantı çağrısını yaptığını, TBMM’yi değil Genel Kurul’u toplantıya çağırdığını ve bunun Anayasa ve İçtüzük’e uygun olduğunu söyledi.

Tezkerenin okunmasının ardından parti grupları adına konuşmalar yapıldı. Parti temsilcilerinin yaptığı konuşmalar özetle şöyle:

İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray: İktidar ekonomik kriz şartlarında ayakta duruma mücadelesi veren Türk milletine geçici huzuru çok gördü. Bu acele neden? Tezkere onaylandığı anda Türkiye husumetlerle yüz yüze kalacak. Ağır bedeller ödetebilecek oldu bittilerle karşı karşıyayız. Tezkere bizi Arap coğrafyasında bir nefret objesi haline getirecek.Rusya ile karşı karşıya geleceğiz. Askerimiz Vietnam gibi çatışmaların ortasında kalabilir. Tezkere bu kadar önemli diyorsunuz, bir tane bakan yok.

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay: Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklar sebebiyle bir şer ittfakı kurulmuştur. Sahada sondaj ve araştırma gemileriyle yapılan tatbikat kararlı adımlardır. Bu kapsamda Libya ile yapılan anlaşmalar Akdeniz’deki hakkımızın korunması için isabetli adımlardır. Muhtırada Libya’dan davet gelmesi halinde Libya’ya gidebileceği hükme bağlanmıştır…. . Konunun bir diğer boyutu Türkiye’nin uluslararası barış, güvenliğine sunduğu katkıdır. Bu tezkere Libya’nın istikrar, huzuruna destek veren Türkiye’nin bölgesel barışına destek veren tezkeredir. Libya’ya asker göndermek uluslararası hukuk açısından meşrudur.

HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları:  Biz sözümüzü Meclis’te de dışarıda da söylemeye devam edeceğiz. Diyorlar ki dünya küreselleşti, önleyici savaş politikaları yürütmeliyiz. Topraklarına girerek, hukuku sınırı ihlal ederek yapacağız diyorsunuz. Bu yayılmacı siyasettir. Gerilim tırmandırılmak isteniyor. Haklı olduğunuz ortamda herkes karşımıza alalım ama bunda peşini bırakmak zorundasınız. Yıllardır Türkiye, İhvancı Trablus hükümetine destek sağladığını biliyoruz. Bu rejim tıkanmıştır, silah sanayiini güçlendirmek için Libya seferine çıkmıştır.

CHP İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz: Rusya Hafter’i güçlü bir şekilde desteklemekte ABD de iyi ilişkiler kurmaktadır. Bu Trablusta’ki hükümetin kırılgan bir zemin üzerinde durduğunu göstermektedir. Libya’ya asker göndermek için hukuka dayalı bir zemin yaratılmaya çalışılıyor. Bölge ülkeleriyle kapsamlı bir istişare yaptınız mı? Tunus bunun olumsuz olacağını söylüyor. İtalya, Fransa, Mısır, Yunanistan ile bir istişare yapıldı mı? Türkiye bölgedeki diğer ülkelerin vekalet savaşına dahil olmamalı. Bu tezkere Anayasa’nın 92’nci maddesine aykırıdır.

AKP Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz: Türkiye’nin kültürel ve sosyal bağları olan Libya’nın yardım çağrısında bulunmaması düşünülemez. Libya’ya sağlanacak destek uluslararası hukuka uygundur. İmzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin muhtıra Türkiye’yi Antalya körfezine mahkum etmek isteyenlere çok büyük cevaptır. Libya’nın huzuru ve istikrarı bölgenin huzuru ve istikrarıdır. O anlaşmaya destek olanların buna da destek olması gerekir. Tezkere ateşkesin sağlanmasına katkı sağlayarak çözüme katkı sağlayacaktır.

Saadet Partisi Konya Milletvekili Abdülkadir Karaman: Cuma namazını Şam’da kılacağız hamasetinin Suriye’yi getirdiği nokta ortadayken bundan ders çıkarılmalıdır. Bu sebeple kahraman olmak hayalleriyle atılacak hiçbir adımının bu coğrafyaya huzur getirmediği açıktır. Bütün bunların neticesinde Libya’da yapılacak yanlışların vebali iktidarın omuzlarında olacaktır. Biz bu vebale ortak olmayı kesinlikle düşünmüyoruz. Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresini kabul etmediğimizi Saadet Partisi adına ifade etmek istiyorum. Ve bu vesileyle hepinizi 1 Mart ruhuyla selamlıyorum.

Saadet Partisi milletvekilleri Karaman ve Cihangir İslam, oylamaya katılmadı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin lideri al Sarraj.

Türkiye kimi destekliyor?

Arap Baharı olayları sırasında, Muammer Kaddafi‘nin devrilmesinin ardından kaosa sürüklenen Libya’da iki hükümet bulunuyor. Tobruk’ta,  General Hafter liderliğindeki Temsilciler Meclisi ve Trablus‘ta Fayez al-Sarraj liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında süren iç savaşta, binlerce kişi hayatını kaybetti, onbinlerce kişi yerinden oldu. Türkiye, Birleşmiş Milletler, AB ve uluslararası kurumlarca da desteklenen, Müslüman Kardeşler kökenli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne destek vermek üzere tezkereyi çıkardı.

Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ise Mısır, ABD, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Fransa ve Rusya‘dan destek buluyor.

 

Avustralya alevler içinde, itfaiyeciler ‘Yangını kontrol edemiyoruz’ diyor

Avustralya’da aylardır süren yangınlarda en çok etkilenen eyaletlerden biri olan Yeni Güney Galler’de itfaiye departmanı, alevlerin tehdit ettiği popüler tatil bölgesi Bateman’s Bay’de yaklaşık 200 kilometrelik bir alanı turistlerin ayrılması gereken bölge olarak ilan etti. Victoria eyaletinde de daha fazla can kaybı yaşanmaması adına ‘acil tahliye’ çağrısı yapıldı.

Yeni bir sıcak hava dalgasının yaklaştığını duyuran yetkililer, turistlere ve yerel halka cumartesi gününe kadar bu bölgelerden ayrılması uyarısında bulundu. Yangın nedeniyle kapanan bazı yolların da tahliye için açıldığı duyuruldu.

‘Şimdiye kadar yaşanan en büyük tahliye’

Eyaletin Ulaşım Bakanı Andrew Constance, bunun bugüne kadar yaşanan en büyük tahliye  olacağını belirtirken, haber ajansları Sydney’e giden anayollar üzerinde araç kuyrukları oluştuğunu aktardı. 40 derecenin üzerine çıkması beklenen sıcaklıklarla birlikte kuvvetli rüzgârların etkisiyle alevlerin yayılmasından endişe ediliyor.

İtfaiye: Alevleri kontrol bile edemiyoruz

Yeni Güney Galler İtfaiyesi Müdür Yardımcısı Rob Rogers, alevleri söndürmek bir yana kontrol altına almayı bile başaramadıklarını belirterek, “Çok fazla alev var, bunları kontrol altına alacak kapasitemiz yok. Sadece insanların alevlerin önünde olmadığından emin olmaya çalışıyoruz” dedi.

Yangından etkilenen bu bölgelere iki gündür elektrik verilemiyordu, iletişim de kurulamıyordu.

Ordudan sahillerde mahsur kalanlara yardım

Bu arada donanma gemileri ve helikopterlerle en az 17 kişinin ölümüne neden olan yangınlarda mahsur kalanlara yardım ulaştırmaya çalışıyor. Yangınlardan kaçan on binlerce kişinin mahsur kaldığı Yeni Güney Galler eyaletinin güney kıyılarındaki kasabalara gemiler ve helikopterlerle su, gıda ve yakıt iletilmeye çalışılıyor.

Bölgede 175’in üzerinde ev tamamen yandı, Mallacoota kıyı kasabasındaki 4 bin kişiyse rüzgarlarla genişleyen yangının evlerini tehdit etmesi üzerine sahile kaçtı.

Mahsur kalan kasaba sakinleri ve tatilciler arabalarında ya da benzin istasyonlarıyla tahliye merkezlerine dönüştürülen sörf kulüplerinde geceyi geçirdi. Victoria Eyaleti Acil Durum Dairesi yetkilisi Andrew Crisp, Avustralya Hava Kuvvetleri’nin donanmaya ait bazı kaynakları Mallacoota’ya aktardığını, bu yardım misyonunun 2 hafta süreceğini ve yollar kapalı olduğu için helikopterlerle de destek verileceğini kaydetti.

Eyalette 100 kadar yangın hala devam ediyor.

‘İklim krizinin etkileri tartışmaya açık değil’

Yaz yangınlarının bu denli şiddetle başlaması ve sürmesi ile ilgili Başbakan Scott Morrison hükümeti, iklim değişikliğiyle ilgili yeterli önlemi almadığı eleştirilerine maruz kalmıştı.  Yangınlar sürerken Hawaii‘de tatilde olan ve tatilini de eleştiriler yükselene kadar kesmeyen Morrison,  büyük tepki toplamıştı. Avustralya dünyanın en büyük kömür ve sıvı doğalgaz ihracatçısı konumunda. Morrison ise Avustralya’nın karlı kömür sanayisinin küçültülmesi konusunda yapılan çağrılara geçen ay olumsuz yanıt vermişti.

ABD eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Avustralya’nın en sıcak yılı olan 2019’da başlayan yangınlar için, iklim krizinin sonuçlarının tartışmaya açık olmadığını söyledi.  Clinton “Avustralya alevler içinde ve Kuzey Kutbu eriyor. İklim aciliyeti içerisinde olduğumuz kesin” dedi.

2020 ABD başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti adayı Bernie Sanders ise Avustralya’da yaşananların dünya çapında olağan bir durum haline geldiğini söyleyerek eyleme geçilmesi çağrısında bulundu. Sanders, “Eğer acilen harekete geçmez ve fosil yakıtları bırakmazsak bu gibi olaylar daha da artacak. Söz konusu gezegenimiz. Harekete geçmeliyiz” dedi.

Yeni Zelanda’yı da etkiledi

Yeni Zelanda’da ise buzullar, Avustralya’daki yangın nedeniyle kahverengi olurken gökyüzü de kırmızıya büründü. Yeni Zelanda’nın eski başbakanı Helen Clark, yangınların Yeni Zelanda’nın el değmemiş dağlık bölgesini etkilediğini söyledi.

Netflix belgesel yapımcısı David Farrier ise, twitter üzerinden yaptığı paylaşımında, “2020, sorumlular anlamıyor: küresel ısınma gerçek” dedi.

Avustralya’da son birkaç ayda etkili olan yangınlarda 5 milyon hektar alan yandı, binden fazla ev kül oldu ve 17 kişi hayatını kaybetti.

Yangınlardan gelen duman başkent Canberra’ya da ulaştı. Hava kalitesi tehlikeli boyutun 21 katına çıkarak dünyanın en kötüsü konumuna geldi.

‘Ölen binlerce koalayı hiç bulamayabiliriz’

Ülkede milyonlarca hektar alanı kül eden yangınların boyutu hakkında geçtiğimiz ay yapılan Yeni Güney Galler eyaleti meclis oturumunda, doğal yaşamın gördüğü zarar ele alınmıştı. Oturuma katılan ekolojistler, yangında ölen binlerce koalanın tek bir parçasının bile bulunamayabileceğini söyledi.

Burada konuşan Doğa Koruma Kurulu’ndan ekolojist Mark Graham, koalaların hızla yayılan alevlerden kurtulmak için yeterince hızlı hareket edemediğine dikkat çekti. Graham, “Alevler o kadar sıcak ve o kadar hızlı yayılıyor ki, ağaçların üzerinde ölüp kalan hayvanların sayısı azımsanmayacak kadar çok. Çok geniş bir alan hâlâ yanıyor ve muhtemelen biz hayvanların cansız bedenlerini bile hiçbir zaman bulamayacağız dedi.

Graham kaybın çok büyük olduğunu, bu noktadan sonra koala nüfusunda devam eden bir düşüş görmenin kaçınılmaz olacağını da belirtti.

‘Şu anda çaresiziz’

‘Vahşi Yaşam İçin Bilim’ adlı kuruluşun yöneticisi Doktor Kellie Leigh ise, hayvanları yangınlara karşı koruyacak kaynak ve plandan yoksun olduklarını söyledi. Leigh, “Bundan çok fazla ders çıkarıyoruz ve bu bizim ne kadar hazırlıksız olduğumuzu gösteriyor. Mevcut bir prosedür ya da protokol yok. Vahşi yaşam savunucuları bile bir yangına müdahale için gittiklerinde bir protokolü izlemiyor. Şu anda çaresiziz” ifadelerini kullandı.

Yeni Güney Galler eyaletindeki Mavi Dağlar’da yüzlerce koalanın öldüğü belirtilirken, ülkenin kuzey sahilinde bu sayının en az 2 bin olduğu tahmin ediliyor. Yetkililer koala popülasyonunun üçte birinin yok olduğunu aktarıyor.

 

İtalyan Sardalyaların ardından Fin ringalar

Suriye’deki El Hol Kampı’nda kalan IŞİD’lilerin iki çocuğunun Finlandiya’ya getirilmesinden sonra estirilen ırkçı ve yabancı düşmanı rüzgara karşı Ringalar olarak adlandırılan yeni bir sivil hareket oluşturuldu. Noel tatilinde oluşturulan hareketin üye sayısı kısa sürede 10 bine yükseldi.

Evrensel’den Murat Kuseyri’nin aktardığına göre, İtalya’da yükselen aşırı sağ ve ırkçılığa karşı örgütlenen Sardalyalar’dan esinlenen Ringalar, amaçlarının Finlandiya’da yaygınlaştırmak istenen nefret ve ırkçılığa karşı barışçıl bir denge oluşturmak olduğunu açıkladı.

2019 yılında El Hol Kampı’nda tutulan Finlandiya vatandaşı 11 kadın ve 30 çocuğun akıbetlerinin ne olacağı tartışması ülke gündeminin ilk sıralarında yer almıştı. Popülist ve yabancı karşıtı Gerçek Finlandiyalılar’ın başını çektiği sağ ve gerici partiler, kadın ve çocukların ülke güvenliğine tehdit oluşturacaklarını öne sürerek Finlandiya’ya getirilmesine karşı çıkmıştı.

Çocuklar ve memurlar hedef gösterildi 

Finlandiya Hükümeti, itirazlara rağmen aralık ayında El Hol Kampı’nda bulunan anne ve babası savaşta ölen iki çocuğu Finlandiya’ya getirdi. Getiriliş süreçleri de YouTube’dan canlı yayınlandı.

Ringalar Hareketi, getirilen çocukların kimliklerinin, görüntülerin yayınlanmasıyla açığa çıktığını ve getirilmelerine eşlik eden memurların yoğun bir baskı ve saldırıya uğradıklarını belirtti. Hareketin kurucusu Johnnes Koski, kişisel blogundan yaptığı açıklamada “Yüzlerce kişi yayınları izledi ve çocuklar hakkında aşağılayıcı yorumlarda bulundu. Çocukların yakalanmalarını ve onları getiren memurların adlarının araştırılmasını istedi” dedi.

Parlamento’da ırkçı konuşmalar 

“Parlamentonun duvarları arasında her gün ırkçı ve uygunsuz konuşmalar duyuluyor” diyen Koski, uygun olmayan tutum ve söylemlerin  insanların iletişimlerini olumsuz etkilediğini ve nefret söylemlerinin yaygınlaşmasına neden olduğunu belirtti.

Ringalar, bağımsız bir Finlandiya fonemeni olduğunu, iklim değişikliğine karşı sürdürülen mücadelelere, sorumlu gazeteciliğin yapılmasına ve bilimsel araştırmalara destek vereceğini de söylüyor.

İlk eylem Şubat’ta 

İtalya’daki Sardalyalar’dan ilham aldıklarını söyleyen Ringalar, ilk flash mob eylemini şubat ayı başlarında Helsinki’deki Senattorget Meydanı’nda gerçekleştireceğini duyurdu.

İtalya’nın Bologna kentinde kasım ayında aşırı sağcı lider Mattteo Salvini’ye karşı bir halk hareketi olarak ortaya çıkan Sardalyalar, on binlerce kişinin katıldığı eylemler düzenlemişti.