Ana Sayfa Blog Sayfa 2103

İstanbul Valiliği’nden ‘trafikte normalleşme krizi’ için acil eylem planı

Milliyet‘te yer alan habere göre normal zamanlarda ortalama 13 milyon yolculuk hareketi gerçekleşen toplu taşımada yeni dönemde sosyal mesafe kuralının nasıl uygulanacağı ve özel araç sayısındaki artışa bağlı trafik sıkışıklığı çözüm aranacak konuların başında yer alacak.

Uzmanlara göre pandemi döneminde, yüzde 85’in üzerinde yolcu kaybı yaşanan toplu ulaşım araçlarında, eskiye dönüş sosyal mesafe kurallarının ortadan kalkması ve yeni bir salgın riski anlamına geliyor. Ancak aynı uzmanlara göre toplu ulaşımdaki yolcu sınırlamasının normalleşme döneminde de sürdürülmesi imkansız.

Trafikte özel araçlar artacak

Özel araç tercihinde yüzde 15’lik artış yaşanacağı ve kentteki trafik sıkışıklığının önümüzdeki dönemde krize dönüşeceği ortak kanaat olarak vurgulanırken, İstanbul Valiliği bünyesinde kurulan Ulaşım Bilim Kurulu  acil eylem planı üzerinde çalışmalara başladı.

Kurulun başında bulunan Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, “Karantinanın kalktığı tüm şehirlerde bireysel araçlara yöneliş, toplu taşımadan kaçış söz konusu. Toplu taşıma ve trafikteki duruma yönelik her hafta ölçümler yapıyoruz. Günler geçtikçe yolcu, yolculuk ve araç sayısında artış yaşanıyor” dedi.

İstanbul’da 4 milyon 200 bine yakın araç bulunduğunun dile getiren Prof. Dr. Ilıcalı şunları söyledi:  “Normalleşme ile özel araç yöneliminde yüzde 15’lik artış ve beraberinde çok ciddi trafik sıkışıklığı bekliyoruz. Toplu ulaşımdaki kişi sayısında yarı yarıya azalma olabilir. Normal zamanda, trafik sıkışıklığının yüzde 85’i otomobil kaynaklı. Yüzde 15’lik ilave artış demek, 15 kilometre saat olan trafik hızının iki katına çıkması anlamına geliyor. Bu mesafeyi bir saat yerine iki saatte gideceğiz. Bunun adı ulaşım krizi demektir. Toplu taşımanın insan sağlığını riske atmadan mutlaka eskisi gibi cazip hale getirilmesi gerekiyor.” 

Toplu taşıma geriledi

Normal dönemde günde 8 milyon kişinin kullandığı toplu taşımadaki sayısının geçtiğimiz Nisan ayında 900 bin seviyesine gerilediğini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Ilıcalı uyarılarını şöyle sıraladı:

“Mayıs ayında bu rakam 1 milyon 100’e çıkmış durumda. Hıfzıssıhha kararına göre toplu taşıma araçlarındaki doluluk oranını yüzde 25’i geçemiyor. 100 yolcu kapasiteli bir araca 25 kişiden fazla kişi binemez durumda. Tıp dünyası İstanbul özelinde ortaya çıkacak tabloya göre bu durumu yeniden ele almalı.

Bir kısım insan evden çalışmaya devam etmeli’ 

Normalleşme döneminde araçların yüzde 25 kapasite ile çalışması, bir kişinin ancak 5-6 saatte işyerine gitmesi anlamına gelir. Sosyal mesafe ve maske zorunluluğu, dezenfektan kuralları ile kademeli olarak yüzde 25 kotası artırılabilir. Özel araçlardan kaynaklanacak hava kirliliği de sorun olarak karşımıza çıkacak. Yeni dönemde, bir kısım insanın evden çalışması, bir kısım insanın da esnek saat uygulaması ile işyerine ulaşması gerekiyor. Toplu ulaşımın yüzde 35’inin öğrencilerden oluştuğu düşünülürse, uzaktan eğitim modelinin yaygınlaşması da elzem.”

‘Bisiklet teşvik edilebilir’

Toplu ulaşımın aksamaması için otobüsler için tercihli yol ile bisikletin hayatımıza girmesi gerektiğini vurgulayan Ilıcalı, ulaşımın yüzde 30’unun beş kilometrelik mesafede gerçekleştiğine dikkat çekerek “Beş kilometrelik mesafe için bisiklet yolları ve bisiklet kullanımı teşvik edilebilir. Taksileri için mutlaka mobil uygulama dönemi başlatılmalı. Geleceğin taşıma öngörüsü olarak kabul ettiğimiz paylaşımlı seyahat sistemi maalesef salgın ile rafa kalkacak. Önümüzdeki dönemde ulaşım maliyetleri pahalılaşacak” dedi. 

Kadıköy Belediyesi’nden örnek uygulama: Ağacını Tanı

Kadıköy Belediyesi örnek bir uygulamaya imza attı. Belediye’nin Bilgi İşlem Müdürlüğü ile birlikte geliştirdiği proje çerçevesinde Fenerbahçe Parkı‘ndan başlayarak Kadıköy’ün parklarındaki ve yollardaki ağaçların tanıtılması amaçlanıyor.

Ağaçların önüne yerleştirilen tabelalarda ağacın adı, ağaç hakkında kısa bilgi, Kadıköy Belediyesi’nin, Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün ismi, konulduğu yıl ve QR kodu yer alıyor. QR kodu okutulduğunda, ağacın ağzından, ağaç hakkında bilgi veriliyor.

Gazete Kadıköy’den Seyhan Kalkan Vayiç‘in haberine göre Kadıköy Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü Leyla Terzi, “Ağacını Tanı” adlı uygulamayı “ağaçları korumak, ağaç sevgisini aşılamak ve bu değerli mirası gelecek nesillere aktarmak” amacıyla gerçekleştirdiklerini söyledi: 

Özellikle Fenerbahçe Parkı‘nda tarihi tescilli ağaçlarımız var. Bu ağaçlarımızı tanıtmak istedik ve hemen onlar hakkında araştırma yapmaya başladık. Ağaçların önüne onları tanıtan kısa bilgilerin olduğu tabelalar yerleştirdik. Ama daha farklı ne yapabiliriz diye de düşündük ve Bilgi İşlem Müdürlüğü’nün desteğiyle bir telefon uygulaması geliştirdik. Telefonunuza bu uygulamayı indirdiğiniz zaman tabelanın üzerindeki QR kodunu okuttuğunuzda ağaç hakkında daha detaylı bilgiye ulaşıyorsunuz.

Kadıköy geneline yayılacak

Uygulamanın bir ekip çalışması sayesinde başladığını belirten Terzi, tabelaları ağaçlara zarar vermeyecek şekilde önlerine demir ayak yaparak betonladıklarını belirtti.

Pilot bölge olarak ise Fenerbahçe Parkı seçildi. Uygulamada halihazırda 17 ağaç hakkında bu yöntemle bilgi veriliyor. 

Moda‘da da yol ve park ağaçlarının da belirlendiğini söyleyen Terzi, üçüncü aşamada ise sırasıyla Özgürlük Parkı, Yoğurtçu Parkı ve Koşuyolu Parkı‘ndaki ağaçları tanıtacaklarını, çalışmanın Kadıköy’ün geneline yayılacağını kaydetti. 

TTB: Türkiye’de kullanılan hidroksiklorokin bilgileri paylaşılsın

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Covid-19 hastalarının tedavilerinde kullanılan “hidroksiklorokin” isimli ilacın denemelerinin “güvenlik endişeleri” nedeniyle geçici olarak askıya aldı. Açıklamayı DSÖ’nün Cenevre’deki merkezinde yapan Genel Direktör Tedros Adhanom Ghebreyesus, öncelikle sıtma ilacının etken maddeleri hidroksiklorokin ve klorokinle ilgili daha fazla verinin değerlendirilmesi gerektiğini ve çok sayıda ülkede yapılan deneylerin geçici olarak durdurulduğunu söyledi.
 Klorokin’in sıtma ve bazı hastalıkların tedavisinde uzun yıllardır kullanıldığını hatırlatan Türk Tabipleri Birliği (TTB) de konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Sağlık Bakanlığı‘na bazı sorular sordu. 

Türkiye’de nasıl kullanıldı?

Sağlık Bakanlığı’nın 14 Nisan 2020 tarihli Covid-19 Rehberi’nde olası ya da kesin Covid-19 hastalığı tanısı ile hastaneye yatırılan veya ayakta takip edilen tüm olguların tedavisinde hidroksiklorokin ilacının önerildiğini hatırlatan Tabipler Odası, ilacın tedavi başarı oranlarının ve yan etkilerinin sağlık çalışanlarıyla ve kamuoyuyla paylaşılmadığını belirtti. TTB açıklamasında, “Türk Tabipleri Birliği tarafından da gündeme getirildiği gibi Sağlık Bakanlığı’nın veri/bilgi paylaşımı konusunda şeffaf olmaması, Dünya Sağlık Örgütü’nün hidroksiklorokin kullanımına ilişkin bir çalışmanın askıya alınması kararı ile daha da önem kazanmıştır” dedi.

‘Kalp ritminde bozulmalara neden olabilir’

İlacın kalp ritminde bozulmalara neden olabildiğini hatırlatan TTB’nin açıklaması şu ifadelerle devam etti:

Ritm bozukluğu olanlar için uyarılar: Bu yan etki özellikle ileri yaşta, kalp hastalığı olanlarda, bu tür yan etkiye yol açabilecek diğer ilaçları alanlarda, kanda elektrolit bozukluğu olanlarda daha sık görülebilmektedir. Bu nedenle, özellikle hastanede yatan hastalarda, kalp ritm bozukluğu riskini belirlemek için ilacı vermeden önce değerlendirmeler yapılmaktadır. Ayrıca bu ilaçları evdeki karantina sürecinde kombine kullanacak hastaların da kalp ritmi yönünden uyarılması gerektiği, hatta evde kombine kullanıma izin verilmemesinin daha doğru olduğu hatırlatılmaktadır.

Tedirginliğe yol açıyor: Hekimler, sağlık çalışanları, hatta tüm dünya Covid-19 tedavisinde standart bir yaklaşım olmasını beklemektedir. Bu nedenle de olgu sayısında ve çalışmaların yöntemlerinde sıkıntılar olmasına rağmen paylaşılan her bilgi, makale ilgi uyandırmaktadır. Hidroksiklorokinin yan etkilerine ilişkin giderek yaygınlaşan bilgiler, tüm Covid-19 olgularına hidroksiklorokin uygulanan ülkemizde gerek hekimler gerekse toplumdaki bireyler açısından tedirginliğe yol açmaktadır.

Bilgiler paylaşılsın: Covid-19 pandemisini “başarılı” bir şekilde yönettiklerini her fırsatta ifade eden ve Covid-19 hastalarına ilişkin hastalık verilerinin paylaşılmasına izin vermeyen Sağlık Bakanlığı yetkililerinden ülkemizdeki Covid-19 olgularının yaş dağılımına, tedavi başarı oranlarına ve görülen yan etkilere vb. ilişkin bilgileri ivedilikle paylaşmalarını bekliyoruz.”

Fransa’da kullanımı durduruldu

Dünya Sağlık Örgütü’nün sıtma ilacı hidroksiklorokinin korona tedavisinde kullanımını araştıran deneyi durdurması sonrası, Fransa’da da geri adım geldi. Fransız hükümeti, Covid-19 hastalarına hidroksiklorokin verilebileceği yönündeki kararnameyi geri çekti.

Trump da bıraktı

ABD Başkanı Donald Trump da bu ay başında virüse karşı iyi geldiğini iddia ettiği ilacı birkaç haftadır kullandığını söylemişti. Buna karşılık ABD Gıda ve İlaç Ofisi, ilacın etkisinin düşük olduğunu belirterek, “Hastane ortamı ya da klinik denemeler haricinde bu ilacın kullanılması tehlike yaratır. Kalp ritmi problemlerine sebep olabilir” demiş; Trump da geçtiğimiz günlerde reçetesinin süresinin bittiği gerekçesiyle ilacı kullanmaya son verdiğini açıklamıştı. 

 

Moore ve Gibbs’in tartışmalı belgeseli YouTube’dan kaldırıldı

Michael Moore ve Jeff Gibbs‘in yapımcılığını üstlendiği Planet of the Humans belgeseli, sekiz milyon görüntüleme elde ettikten sonra YouTube‘dan kaldırıldı.

Film, iklimbilimciler ve iklim aktivistleri tarafından eksik ve yanlış yönlendirmeler olduğu gerekçesiyle eleştirilere konu olmuştu.  Fotoğrafçı Toby Smith ise kendine ait İç Moğolistan’da çektiği Nadir Toprak projesine ait görüntülerin bağlamından koparılarak ve izin alınmadan kullanıldığını belirterek, Youtube’a belgeselin kaldırılması için başvurdu.  

‘Gerçekler farklı amaçlar doğrultusunda kurgulandı’

Daha önce enerji ve mineral alanlarında çalışmalar yapmış olan Smith, işlerinin onaylamadığı bir çalışmada yer almasından duyduğu rahatsızlığı şöyle dile getirdi: 

Filmin yapımcılarıyla iletişime geçmektense doğrudan YouTube’a başvurdum çünkü niyetim pazarlık etmek değildi. Belgeseli desteklemiyorum, verdiği mesaja katılmıyorum ve gerçeklerin farklı amaçlar doğrultusunda kurgusulanmasından hoşlanmadım.”

Geçen ay çevrimiçi olarak piyasaya sürüldüğünden beri 8 milyondan fazla insan tarafından görülen Planet of the Humans, kendisini çevre hareketinin dokunulmazlarına  “tam önden saldırı” olarak tanımlarken, Bill McKibben ve George Monbiot gibi tanınmış iklim aktivistleri ve düşünürler filmin içerdiği, geçerliliğini yitirmiş görüntülere ve yenilenebilir enerjinin fosil yakıtlara dayalı sektörlerden beslendiği yolundaki tezvirata itiraz etmişti.  

Birçok kişi, kendini solcu bir film yapımcısı ve sivil hakların destekçisi olarak tanımlayan Moore’un, iklim değişikliği inkarcılarına malzeme sağlayan bir çalışma üretmesinden dehşete düştüğünü kaydetti. Çok sayıda aktivist ve bilim insanı, “şoke edici yanıltıcı ve saçma” diye niteledikleri belgeselin yayından kaldırılmasını isteyen bir mektup imzaladı. İklim bilimcisi Michael Mann de belgeselle sinemacıların “bize ve gezegene ciddi bir kötülük yaptığına”, çarpıtmalarla, yarı gerçekler ve yalanlarla dolu olduğuna dikkat çekti. 

‘Telif hakları yasasının suistimali’

Filmin yönetmeni Jeff Gibbs ise görüntülerin adil kullanım çerçevesinde kullanıldığını savunarak iddiaları reddetti ve belgeselin politik sansüre uğradığını savundu:

Filmimizin kaldırılması ve kamuoyundan gizlenmesi, Planet of the Humans’a yönelik siyasi eleştirilerden kaynaklanan küstahça bir sansür hamlesidir. Çevre hareketi içinde yer alan ve kendine “Yeşil Kapitalistler” diyen bir kesimin Wall Street‘le yatağa girmiş olmasından hareketle ciddi bir tartışma başlatmış olan bir filmin (bu şekilde) yayından kaldırılması, telif hakları yasasının kötüye kullanımıdır. Filmde kesinlikle telif hakları ihlali söz konusu değildir. Bu, filmin karşıtlarının ifade özgürlüğünü yıkmaya çalışan bir başka girişiminden ibarettir.

Gibbs, meseleyi çözmek için YouTube ile iletişim halinde olduğunu ve filmin en kısa zamanda yeniden platformda olacağını söyledi.

Moore’un resmi YouTube kanalında, şu anda filme olan normal bağlantının yerinde “Video kullanılamıyor” yazan bir sayfa bulunuyor: “Bu video, üçüncü bir tarafın telif hakkı talebi nedeniyle artık kullanılamıyor.” Planet of the Humans için açılan web sitesinde ise fragmanlar ve diğer video materyalleri normal şekilde çalışmasına rağmen, tüm filmin bağlantısına yer verilemiyor. 

ABD’de ırkçı vahşet: Polis siyah şüpheliyi boğarak öldürdü

ABD’nin Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde elleri kelepçelenerek yüz üstü yere yatırılan George Floyd, polisin sert müdahalesi sonucu nefessiz kalarak öldü.

Polise tepki gösteren vatandaşların olay anında kaydettiği görüntülerde, Floyd’un polis aracının yanında yüz üstü yere yatırıldığı görülüyor. Beyaz bir polisin boynuna diziyle sert şekilde bastırdığı Floyd defalarca “Nefes alamıyorum” diyor. Siyah adamın “Bunlar beni öldürecek” dediği de duyuluyor. Çevredekilerin “Zaten yakaladınız, en azından bırakın nefes alsın” ve “Onu şimdiye kadar arabaya koyabilirdiniz, size karşı koymuyor bile” tepkilerine rağmen polis işkenceye devam ediyor.

“Burnu kanıyor”, “Kendinden geçti”, “Onu boğuyorsunuz” ve “Nabzını kontrol edin” uyarılarına ise diğer polis “Uyuşturucu kullanmayın çocuklar” yanıtını veriyor. George Floyd bilincini kaybedip hareketsiz kalmasına rağmen boynuna bastırmaya devam eden polis, “Bundan keyif alıyorsun, vücut dilinden anlaşılıyor” diyen çevredekileri biber gazı sıkmakla tehdit ediyor.

Olay yerine çağrılan ambulansla hastaneye götürülen Floyd’un hayatını kaybettiği açıklandı. Minneapolis Polis şubesinden yapılan açıklamada, güvenlik görevlilerinin ‘sahtecilik’ ihbarı üzerine olay yerine gittiği, Floyd’un polislere direndiği öne sürüldü.

George Floyd’un ölümüne neden olan polislerin işine son verilirken, yerel şube ve FBI’ın olayla ilgili soruşturma başlattığı açıklandı.

Siyah olmanın ‘cezası’ ölüm olmamalı

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Floyd’un ölümüne karışan dört polisin görevlerine son verildiğini duyurarak Amerikan siyah toplumundan özür diledi: “Amerika’da siyah olmanın cezası, ölüm olmamalı.” 

Binlerce kişi sokağa döküldü

Olayın yaşandığı Minneapolis’te, cinayetin yaşandı yerde binlerce kişi protesto gösterisi düzenledi. “Siyah hayatları değerlidir” sloganıyla polis merkezine yürüyen göstericilere polis biber gazı, plastik mermi ve ses bombalarıyla müdahale etti. Kenttin pek çok noktasında protesto gösterileri gerçekleştirildiği de bildirildi. 

Öte yandan olayla ilgili yeni video görüntüleri de ortaya çıktı. Bunlardan birinde, iki polis Floyd’u arabasından zorla çıkarmaya çalışıyor. Floyd’un itiraz ettiği ve direndiği ancak sonuç olarak gözaltına alındığı görülüyor.

İkinci görüntüde ise Floyd, elleri kelepçeli bir şekilde ve polise direnmeden kaldırımda görülüyor.

Bu şekilde gözaltına alındıktan sonra polis aracının yanında yere yatırılarak boğulan Floyd’un arkadaşları, onu ‘nazik dev’ olarak andıklarını anlattı. Yerel basına konuşan Jovanni Thunstrom, sahibi olduğu restoranda Floyd’un güvenlik görevlisi olarak çalıştığını anlatarak “Herkese iyi davranan insanlardandı. Ayrımcılık yapmazdı. İster Hispanik, ister siyah, ister beyaz olsun, herkese saygıyla davranırdı ve onun sevdiğimiz özelliği buydu” diye konuştu.

Bu, siyahlara karşı aşırı polis şiddeti konusunda ilk örnek değil. ABD’de ‘olağan şüpheli’ olarak görülen siyah vatandaşlar, herhangi bir ‘şüphe’ durumunda direnmeseler bile sık sık şiddete uğruyor, sokak ortasında polis cinayetine kurban gidiyor. 

Gavurdağı’nın başkanları sağlıklı bir kentin nasıl olacağı sorusuna ışık tutuyor

Osmaniyeli yazarlar Umur Gürsoy ve Gürsel Arkuç‘un sekiz yıllık emeğinin ürünü olan “Gâvurdağı’nın Başkanları-Cebelibereket’ten Osmaniye’ye Belediye Tarihi ve Belediye Başkanları Röportajları” isimli kitap yayınlandı.

“Sağlıklı bir kent nasıl olur?” sorusu üzerinden yola çıkan yazarlar Osmaniye ilinin belediye tarihini mercek altına alıyor.  Toplamda 302 sayfalık kitap, ilin tarihçesinin yanı sıra hem Türkiye’deki hem de Osmaniye’deki belediyecilik tarihine resimlerle birlikte kısa bir göz atma imkanı sunuyor.

Belediyeciliği başkanlarından dinleme fırsatı

Okurlar bir yandan belediyeciliğin gelişmesine dair fikir sahibi olurken bir yandan da Osmaniye’nin eski Belediye Başkanlarından bu hikayeyi dinleme fırsatı buluyor.

Kitapta yakın zamanda aramızdan ayrılan eski Belediye Başkanı Güner Dinçer ile birlikte Ahmet Şekip Ersoy, Bekir Akgül, İbrahim Karayiğit, Mehmet Gürbüz, Memili Kırıkkanat ve Davut Çuhadar ile yapılmış derinlemesine röportajlar mevcut.

Kitaba nasıl ulaşılabilir?

2020 Mart ayının sonunda matbaadan çıkan kitabın dağıtımını koronavirüs pandemisinin getirdiği belirsizlik sebebiyle yazarlar üstlendi.

Kitap, koronavirüs salgını sırasında sadece Osmaniye merkez ilçede bulunan Antik Sahaf Kitabevi ile Ender Çiçekçilik’ten alınabilecek. Osmaniye dışındaki okurlar ise gene Antik Sahaf Kitabevi’nin hesabından kargo ile isteyebilecek.

Umur Gürsoy 

Kendisini çevre koruma eylemcisi ve yazarı olarak niteleyen Dr. Umur Gürsoy 1954’de Eskişehir’de doğdu. Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Tıp Fakültesi’ni 1979 yılında bitirdi. 1984 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan halk sağlığı uzmanlığını aldı.

1999-2005 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda öğretim görevliliği üstlendi. 1979 yılından beri Bursa, Osmaniye, Diyarbakır ve Hatay illerinde Sağlık Bakanlığı’nın taşra teşkilatında çeşitli görevler yapan Gürsoy, halen Osmaniye’de yaşıyor.

Gürsel Arkuç 

1960 yılında İstanbul’da doğdu. Lise eğitimini İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nde tamamladı. Askerliğinin ardından Osmaniye Belediyesi’nde ve İskenderun demir-çelik fabrikasında çalıştı. 2008 yılında emekli olan Arkuç, emeklilik yıllarını Osmaniye’de geçiriyor.

Arkuç, Osmanlı tarafından Osmaniye’ye atanan ve halk arasında “Küreli Müftü” lakabıyla tanınan dedesinin anılarından yola çıkarak Osmanlı dönemindeki işgal günlerini anlattığı İşgal Çantası isimli kitabı yazdı.

 

Antalya, Artvin, Elazığ ve Bingöl’de haftalar sonra yeni vakalar

Koronavirüs salgını konusunda kontrollü normalleşme uygulamaları üst üste yaşama geçirilmeye başlanırken dört ilden yeni vaka haberleri geldi. Uzun süredir yeni koronavirüs pozitif vakası tespit edilmeyen Antalya, Artvin, Elazığ ve Bingöl’de yapılan testler sonucu çok sayıda kişi hastaneye kaldırıldı ya da karantinaya alındı. 

Antalya’nın Serik ilçesinde Covid-19 sebebiyle karantina altına alınan bölgede yapılan yeni testlerle birlikte pozitif vaka sayısı 31’e çıkarken son bir aydır Covid-19 vakası görülmeyen Artvin’de de yeni vakalar tespit edildi. Borçka ilçesinde test sonucu pozitif çıkan dört kişi hastaneye kaldırıldı, 23 kişi karantina altına alındı.

Bingöl ve Elazığ’da da yeni vakalar

Bingöl’de ise İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada bir aydan uzun süredir vaka görülmeyen ilde yeni vakalar görüldüğü açıklandı. Açıklamada virüsün Bingöl’e il dışından gelen bazı kişilerin ziyaretleri sırasında bulaştığı belirtilerek, “Testleri pozitif çıkanlar ile temasta bulunduğu kişiler filyasyon ekiplerince kontrol altına alındı” denildi.

Elazığ’da ise 20 gün sonra ilk kez korona virüsü vakalarına rastlandı. Elâzığ Valisi Çetin Oktay Kaldırım, “Şehir dışından bayram için gelenler, lütfen 14 gün evden çıkmayalım” açıklamasını yaptı. 

THY’de normalleşme önlemleri: İkram kalkıyor, bagajlar uçak içine alınmayacak, battaniye yok

‘İç hatlarda ikramı kaldırıyoruz’

İç hatlarda sadece su vereceklerini söyleyen Aycı, şöyle konuştu: Bu durum yurt dışında da iki saatlik uçuşlara kadar böyle olacak. Sonrası kademeli olarak artan ama mutlaka ambalajlı ürünlerle ikram yapacağız. Pre Order sistemi ile ikram olmayan uçuşlar için yolcular ücretini ödeyerek uçakta teslim sipariş verebilecekler. Elbette ürünler internet üzerinde bir sayfada açıklanacak.”

Yüzde 60-66 gibi doluluklarla uçmanın şirketin sağlığını büyük ölçüde etkileyeceğini ifade eden Aycı, “Bugün yaşadıklarımızın düzelmesi zaten bir-üç yıl zaman alacak. Belki de beş yıl. Bu tip düzenlemelerle yolcumuzu arttıramayız. Doluluk olmadan kâr da olmaz. 2019 doluluklarına ulaşmamız zaman alacak. Yolcunun psikolojik olarak uçuşa hazır olması da zaman alacak” dedi. 

‘Uçan aşçı dönemi bitti’

Her şeyin başında hijyen geldiğinin de altını çizen Aycı şunları söyledi: “Uçan aşçı dönemi bitti, uçun hijyen dönemi başladı. Uçaklarımızı sürekli dezenfekte ediyoruz. Bunu sadece ana üssümüzde değil, gittiğimiz havalimanlarında yapacağız. Baş, kol koyma yerleri ya da yemek masaları değil uçakta her taraf en üst seviyede hijyenik hale getiriliyor. Ultraviyole gibi yeni geliştirilen teknikleri, 90 gün etkili dezenfekte sistemleri de kullanacağız. Ekiplerimiz maske takacak. Yolcularımız maske takacak” sözlerini kaydetti.

Bundan böyle dört  saate kadar olan uçuşlarda yolcuya battaniye de verilmeyeceğini aktaran Aycı, şunları kaydetti: Hatta uçaklara yüklenmeyecek. Dört saatin üzerindeki uçuşlarda ise battaniyeler yine özel ambalajlarda yolcuya sunulacak. Kaban ısısı ile ilgili ayarlamalar gözden geçirilecek. Yolcuların üşümemek için kendi kullandıkları montları, kazakları hırkaları yanlarında getirmeleri gerekiyor. Bu durum hijyen şartları için de daha uygun görülüyor.”

Ayvalık’taki Pirina fabrikalarının dumanı pencere açtırmıyor

Ayvalık‘ta halk pirina (zeytin posası ve karasu) fabrikalarından rahatsız. Fabrikalardan şehre yayılan yoğun duman ve koku nedeniyle pencereleri açamadığını söyleyen Ayvalıklıların solunum yolları şikayetleri de arttı.

Gazete Rüzgarlı‘dan Alkan Uçarsu‘nun haberine göre, fabrikalardan yayılan koku, Poyraz olduğu durumlarda Ayvalık’ın merkezinde, Sarımsaklı’da, köyler bölgesinde ve Altınova’da hissediliyor. Rüzgâr lodosa döndüğünde ise koku Cunda’ya kadar ulaşıyor.

‘Su buharı değil, zehir’

Süreci yakından takip eden Serdar Çamurlu‘ya göre pirina üretiminde kullanılan maddeler zehirli ve çok tehlikeli. Su buharı çıktığı iddia edilen dumanın içinde pek çok zehirli bileşik yer aldığını söyleyen Çamurlu şunları söyledi:

Karasu, çok zehirli bir madde. İçinde fenol bileşikleri var. Hatta saptandığına göre bebeklerde mavi bebek hastalığına da yol açabiliyor. Karasu buharlaştırılırken fenol bileşikler havaya karışmıyor mu? Su buharı çıkıyor deniliyor ama bir sürü zehirli bileşik havaya karışıyor ve bu rüzgârla birlikte Ayvalık’ın üzerine gelerek çöküyor, tüm Ayvalık bunu teneffüs ediyor.

Sulu pirina içerisinde yüzde iki civarında yağ kaldığını söyleyen Çamurlu konuşmasının devamında  “Pirina süreci içinde bu yağı alabilmek için hekzan adında çok zehirli bir çözücü gaz kullanıyorlar. Ve bu gaz pirina kurtulurken bacadan zehirli zeytin karasuyu buharı ile atılıyor, bu da insanların hayvanların ve bitkilerin üzerine geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘Sınıflarda pencere açamıyoruz’

Ayvalık’ta doğalgaz olmadığı için fosil yakıtlar nedeniyle zaten kirliliğin olduğunu söyleyen Çamurlu, pirinanın dumanıyla birleşerek havanın daha da ağırlaşmasını “korkunç” olarak nitelendirdi.

Öğretmen Erhan Çiftçi ise öğrencilerin sabahları okula öksürerek geldiğini söyledi. Sabahları okullar bölgesinde görüş mesafesinin 20 metreye kadar düştüğünü belirten Çiftçi, duman ve koku nedeniyle havalar sıcak olduğunda pencereleri açamadıklarını belirtti:

Okullar açıldığında koronavirüs salgını nedeniyle sınıfları sık sık havalandırmamız gerektiği söyleniyor. Dışarıda kötü koku var, çocuklar öksürüyor. Nasıl pencereleri açacağız? İnsanlar evlerinin pencerelerini açamıyorlar.

‘Sınır değerler aşılmadı’ yanıtı

Ayvalık Tabiat Platformu‘nun konuyla ilgili pek çok defa Çevre ve Şehircilik Balıkesir İl Müdürlüğü’ne yaptığı başvuru ise  “sınır değerlerin aşılmadığı görülmüştür” şeklinde yanıtlandı. Platform, daha sonra ilgili makamlara yaptığı başvurulardan da sonuç alamayınca son olarak CİMER’e başvurdu. Halk CİMER’den gelecek yanıtı bekliyor.

Rüya sona erdi, Çin’deki hava kirliliği seviyesi koronavirüs öncesini geçti

Geçtiğimiz ay koronavirüs tedbirleri kapsamındaki karantina uygulamasını sona erdiren Çin’in hava kirliliği kısa sürede rekor seviyelere ulaştı. Ekonominin yavaşlatıldığı dönemde hava kalitesinin büyük bir ölçüde iyileştiği ülkede, önlemlerin kaldırılmasıyla birlikte bu iyileşmenin kısa süreli olduğu ortaya çıktı.

Gizmodo’dan Yessenia Funes’un haberine göre hava kirliliği ölçümleri yapan bağımsız Enerji ve Temiz Hava Araştırmaları Merkezi yayınladığı raporda kirliliğin önceki yılın aynı döneminin üzerinde gerçekleştiğini belirtti.

Kaynağı kömürlü termik santraller

Merkez, Nisan ve Mayıs aylarında ülke genelindeki partikül madde, azot dioksit, kükürt dioksit ve ozon miktarlarını ölçümledi. Araştırma sonucunda bütün kirlilik yaratan moleküllerin sayısında önceki yıla göre artış yaşandığı gözlemlendi.

Sonuçlar kirliliğin büyük ölçüde kömürle çalışan elektrik santrallerinden geldiğini gösteriyor. Kükürt ile dolu kömür yandığında havaya salınan kükürt oksijenle etkileşime geçerek kükürt dioksiti oluşturuyor. Havadaki kükürt dioksitteki olağanüstü artış da kirliliğin sorumlusu olarak termik santralleri işaret ediyor.

Hava iyileştirme planları geri tepiyor

Çin’de 2003 yılındaki SARS salgını ve 2008 ekonomik krizi sonrasında da kirlilikte benzer artışlar yaşanmıştı. Çünkü iki seferde de ülke ekonomiyi canlandırmak için kömür yakmaya öncelik verdi.

Ancak bu yaşananlar Çin’in hava kalitesini artırmaya yönelik 2014 yılında başlatılan planlardan önce gerçekleşmişti. Şu anda bu projeye rağmen örülen artış bu kampanyanın geri teptiği anlamına geliyor.

Hava kirliliği ölümcül sonuçlar doğurabilir

Aslında koronavirüs salgını sebebiyle kirlilik her zamankinden daha fazla önem arz ediyor. Ülkede salgın sona ermiş değil. Hatta Jilin eyaleti 34 yeni vaka ve bir ölümün yaşanmasının ardından tekrar karantinaya alındı.

Araştırmalar ise koronavirüs ölümleri ile hava kirliliği arasındaki bağı net bir şekilde gösteriyor. Yani Çin’de hava kirliliğinin bu boyutlarda yaşanması önümüzdeki günlerde koronavirüse maruz kalan insanların savunmasını çok daha zayıflatması ve ölümcül sonuçlara yol açması mümkün görünüyor.

Başka bir boyuttan bakıldığında ise temiz enerjiye yönelmek için bir fırsat olarak kullanılabilecek salgının sonucunda kömürde karar kılmak, karşı karşıya olduğumuz diğer çok büyük bir kriz olan iklim değişikliği için de umut vadeden sonuçlar doğuracak gibi görünmüyor.