Ana Sayfa Blog Sayfa 2048

AKP Grup Başkanvekili’nin koronavirüs testi pozitif çıktı

AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu‘nun yeni tip koronavirüs (Covid-19) testi pozitif çıktı. Sosyal medyadan açıklama yapan Akbaşoğlu, durumu rutin yaptırdıkları test sonucunda öğrendiğini söyledi.

Akbaşoğlu, “Rutin yaptırdığımız korona testlerinden sonuncusunun bugün pozitif çıkması üzerine gerekli tıbbi süreç başlatıldı.Elhamdülillah genel sağlık durumum iyi.Bu vesile ile geçmiş olsun dileklerini ileten tüm dostlara samimi teşekkürlerimi iletir, özellikle dualarınızı istirham ederim” dedi.

Akbaşoğlu, Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) AKP’nin yeni idare amirlerini seçtiği oylamaya gelip oyunu kullanmıştı.

CHP’li Özel: Geçmiş Olsun

 

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel genel kurulda yaptığı açıklamada, “Sayın Akbaşoğlu’nun sağlık durumuyla ilgili olumsuz bir haber aldık geçmiş olsun diyoruz, acil şifalar diliyoruz yakından takip ediyoruz” diye konuştu.

Güney Kutbu dünyanın geri kalanından üç kat daha hızlı ısınıyor

Yeni yapılan bir araştırma Güney Kutbu’nda sıcaklığın küresel ortalamaya göre üç kat daha fazla yükseldiğini ortaya koydu. Nature Climate Change dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, bunun Güney Kutbu’ndaki buzulların erimesi, denizdeki yaşam ve deniz seviyesindeki yükselmede büyük etkisi olabilir.

Euronews’te yer alan habere göre Yeni Zelanda‘da Wellington Üniversitesi İklim Bilimi Bölümünden Kyle Clem ve ekibinin çalışması, dünyanın en uzak bölgesine dair yeni bilgiler sunuyor. Bilim insanları Antarktika’nın dış bölgelerinin yıllardır ısındığını biliyor olsa da, daha iç kısımda bulunan Güney Kutbu’nun artan küresel sıcaklıklardan izole olduğunu düşünüyordu.

Araştırma görevlisi ve çalışmanın baş yazarı Clem, “Bu da küresel ısınmanın gerçekten küresel olduğunu ve uzak yerlere doğru yol aldığını vurgulamakta” şeklinde konuştu.

Her 10 yılda yaklaşık 0,6 derece artış

Meteoroloji istasyonu verilerini inceleyen Clem ve ekibi, 1989-2018 yılları arasında Güney Kutbu’ndaki sıcaklığın yaklaşık 1,8 derece yükseldiği, bunun da her 10 yıl için yaklaşık 0,6 derece artışa karşılık geldiğini tespit etti.

Bilim insanları, ısınmanın ana nedeninin binlerce kilometre uzaklıktaki tropik bölgedeki deniz yüzeyi sıcaklığındaki artış olduğunu belirtti. Dünya Meteoroloji Örgütü‘ne göre Antarktika‘nın buz tabakası, küresel deniz seviyesini yaklaşık 60 metre yükseltebilecek suya sahip.

Bölgedeki buz kaybı da son birkaç yıldır endişe verici bir hızla artıyor. Son 22 yılda, Doğu Antarktika’daki dev bir buzul küçülerek yaklaşık 5 kilometre geri çekildi.

Doğal süreçler de etkili

Araştırmacılar, Güney Kutbu’nun ısınmasında insan müdahalesinin yanı sıra birkaç doğal sürecin de etkili olduğunu belirtiyor.

Pasifik Okyanusu‘ndaki sıcaklıkları yönlendiren Interdecadal Pacific Oscillation (IPO) adlı bir iklim fenomeni, 21’inci yüzyılın başında pozitif aşamadan negatife dönüştü. Bu da daha şiddetli siklon ve fırtınalara neden oldu.

Aynı zamanda, Arktik salınım adı verilen bir rüzgar sistemi güneye doğru hareket ederek tropik bölgelerden Antarktika’ya ekstra sıcaklık getirdi.

İklim modellemeleri kullanıldı

Sadece 1957’den itibaren Güney Kutbu’na ait sıcaklık kayıtlarının olması, bilim insanlarının ısınmanın insan kaynaklı olduğu konusunda kesin bir sonuca varmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle araştırmada insan etkisi olmadan, endüstriyel iklimi temsil eden sera gazı konsantrasyonlarıyla Dünya’nın iklimini simüle eden modeller kullandılar.

Ekip simülasyonlarda Güney Kutbu’nda oluşabilecek 30 yıllık tüm eğilimleri hesapladı. Gözlemlenen 1,8 santigrat derecelik ısınmanın, insan etkisi olmadan gerçekleşen tüm 30 yıllık eğilimlerin yüzde 99,9’undan daha yüksek olduğu tespit edildi.

Ancak yüzde yüz doğru bir sonuca ulaşmanın mümkün olmadığını vurgulayan Clem’e göre, Güney Kutbu’ndaki ısınmanın sadece doğal süreçlerle gerçekleşme ihtimali olsa da bu oldukça düşük bir ihtimal.

George Floyd’un öldürülmesinden yıkılan heykellere: Sömürgeci, tarihiyle yüzleşiyor

Siyah ABD vatandaşı George Floyd‘un beyaz polis memuru Derek Chauvin tarafından öldürülmesinin üzerinden bir ay geçti. Floyd’un ölümüyle başlayan protestolar kısa sürede ABD’nin pek çok kentine yayıldı. Dünyada da pek çok ülkede koronavirüs tedbirlerine rağmen sokaklara döküldü.

ABD’deki ırkçılığı ve polis şiddetini hedef alan protestolarda polislerin bütçesinin kesilmesi talepleri giderek büyürken, gerek ABD’de gerek dünyanın diğer ülkelerinde yapılan eylemlerde eski sömürgeci ülkeler kolonyal mirasla hesaplaştı. 

Yeşil Gazete olarak, Floyd’un öldürülmesiyle başlayan yüzleşme ve hesaplaşmanın video-haberini hazırladık.  

 

Türkiye’de koronavirüs: Hayatını kaybedenlerin sayısı 5.131’e, vaka sayısı 199 bin 906’ya yükseldi

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 16 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 1293 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Böylece toplam ölü sayısı 5 bin 131’e, vaka sayısı 199 bin 906’ya yükseldi.

Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle: 

Düne kıyasla entübe hasta sayımızda 7 azalma, yoğun bakım sayımızda 8 artış var. Günlük test sayılarımız yakın. Yeni vaka sayımız dünden 81 az, yeni iyileşen hasta sayısıyla yakın. Vaka sayılarını azaltmada yeterince kararlı, tedbirlerde dikkatli değiliz.”

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta tespit edildi. O günden bu yana alınan önlemler kademeli olarak hafifletildi. 1 Haziran’dan itibarense “kontrollü normalleşmeye” geçildi. Normalleşme tablosu şu şekilde: 

1 Haziran: 827 vaka, 23 ölüm (31.525 test)
2 Haziran: 786 vaka, 22 ölüm (32.325 test)
3 Haziran: 867 vaka, 24 ölüm (52.305 test)
4 Haziran: 988 vaka, 21 ölüm (54.234 test)
5 Haziran: 930 vaka, 18 ölüm (57.829 test)
6 Haziran: 878 vaka, 21 ölüm (35.846 test)
7 Haziran: 914 vaka, 23 ölüm (35.335 test)
8 Haziran: 989 vaka, 19 ölüm (39.361 test)
9 Haziran: 993 vaka, 18 ölüm (37.225 test)
10 Haziran: 922 vaka, 22 ölüm (36.521 test)
11 Haziran: 987 vaka, 17 ölüm (49.190 test)
12 Haziran: 1195 vaka, 15 ölüm (41.013 test)
13 Haziran: 1459 vaka, 14 ölüm (45.092 test)
14 Haziran: 1562 vaka, 15 ölüm (45.176 test)
15 Haziran: 1592 vaka, 18 ölüm (42.032 test)
16 Haziran: 1467 vaka, 17 ölüm (46.800 test)
17 Haziran: 1429 vaka, 19 ölüm (52.901 test)
18 Haziran: 1304 vaka, 21 ölüm (48.412 test)
19 Haziran: 1214 vaka, 23 ölüm (41.316 test)
20 Haziran: 1248 vaka, 22 ölüm (41.112 test)
21 Haziran: 1192 vaka,23 ölüm (40.496 test)
22 Haziran: 1212 vaka, 24 ölüm (41.413 test)
23 Haziran: 1268 vaka, 27 ölüm (42.982 test)
24 Haziran: 1492 vaka, 24 ölüm (53.486 test)
25 Haziran: 1458 vaka, 21 ölüm (52.303 test)
26 Haziran: 1396 vaka, 19 ölüm (51.198 test)
27 Haziran: 1372 vaka, 17 ölüm (45.213 test)
28 Haziran: 1356 vaka, 15 ölüm (48.309 test)
29 Haziran: 1374 vaka, 18 ölüm (51.014 test)
30 Haziran: 1293 vaka, 16 ölüm (50.492 test)

 

Bartholomeos Ayasofya’nın evrensel karakterinin korunmasını istedi

Ayasofya‘nın statüsüyle ilgili mahkeme kararının açıklanmasına günler kalmışken, Fener Rum Patriği Bartholomeos‘tan Ayasofya Müzesi’nin camiiye çevrilmesiyle ilgili açıklamalar geldi.

Yunan gazetesi Kathimeri’nin aktardığına göre, bu sabah İstanbul’daki bir kilisede konuşma yapan Patrik Bartholomeos, Ayasofya Müzesi’nin camiye dönüştürülmesinin dünya çapındaki milyonlarca Hıristiyan’ın İslam’a sırt çevirmesine yol açacağını söyleyerek, “Aklıselimin üstün gelmesini umuyoruz” dedi. 

Bartholomeos, Türkiye halkına da Ayasofya’nın bir anıt olarak evrensel karakterini savunma çağrısında bulundu. Patrik, yaklaşık 1500 yıllık geçmişiyle UNESCO Dünya Kültür Mirası’nda yer alan, dünya mimarlık ve kültür tarihinin en önemli anıtlarından biri olan Ayasofya’nın müze olarak “dünya çapında insanları ve kültürleri bir araya getirdiğine” dikkat çekti.

2 Temmuz’da açıklanacak

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması için açılan davada kararın 2 Temmuz’da verilmesi bekleniyor. 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müze yapılan Ayasofya ile ilgili olarak Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği Danıştay’a başvurmuştu.

Danıştay’ın 1934 tarihli kararda hukuka aykırılık tespit etmesi halinde Ayasofya’nın camiye çevrilmesinin önü açılmış olacak.

 

İkizköylülerden su hakkı için eylem

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’ün Yeniköy kömürlü termik santrali sebebiyle suya erişimde yaşadıkları sıkıntılara karşı köylüler bugün eylemdeydi. Köy meydanında bir araya gelen İkizköylüler, termik santralin su ihtiyacı için sürekli su kesintileri yaşadıklarını, evlerinde su bulamadıklarını, hayvanlarına su veremediklerini ve tarlalarını sulayamadıklarını anlattı.

Köylüler ayrıca, salgın döneminde hijyenin dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu ancak su kesintileri nedeniyle basit el yıkamanın bile kendileri için zorlaştığını söyledi.

‘Var olma mücadelesi veriyoruz’

Su kesintilerinin yanı sıra bölgedeki hava kirliliği ve kanser vakalarının son dönemde ciddi şekilde arttığını söyleyen İkizköylüler, yaşadıkları mağduriyetlerden dolayı “var olma mücadelesi” verdiklerini belirtti. 

Eylemde konuşan İkizköylü bir kadın “Tüm canlıların yaşama hakkı olarak su istiyoruz, kömür, maden arama istemiyoruz, dinamit sesi ve hava kirliliği de istemiyoruz” diyerek madenden kaynaklanan sorunların giderilmemesi halinde seçim döneminde sandığa gitmeyeceklerini söyledi.

Köylülerin eylemine diğer mahalleler ile Muğla Çevre Platformu üyeleri de destek verdi.

İkizköy’de neler oluyor?

İkizköylüler, 2019 yılında köylerinin kömür maden bölgesinde kalması sebebiyle ata topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. Yeni taşındıkları Karadam Mahallesi’nde ise Yeniköy Termik Santrali‘nden kaynaklanan su kesintileriyle mücadele ediyorlar.

2014 yılında özelleştirilerek hayat döngüsü uzatılan Yeniköy termik santrali, soğutma su ihtiyacını Geyik Barajı’nın yüzde 75’inden ve diğer sondaj kuyularından sağlıyor. Bölgedeki su kaynakları Özelleştirme İdaresi’nin onayıyla Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim AŞ’ye devredildiği için su kaynakları da şirketin kullanımına verilmiş durumda.

Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin ve Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi Müdürlüğü’nün suyun halkın kullanımına açılması için yapmış olduğu başvurular ise reddediliyor.

Samsun Barosu Başkanı istifa etti: Bu işin sürdürülebilir tarafı kalmadı

Samsun Baro Başkanı Kerami Gürbüz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla baroların seçim sistemi ve faaliyetlerine ilişkin TBMM‘ye getirilen yasa değişikliği teklifini protesto etmek amacıyla görevinden istifa etti.

Samsun Barosu Atatürk Anıtı’na çelenk bıraktıktan sonra yaptığı açıklamada Kerami Gürbüz son 15 gün içinde yaşananlardan dolayı bu kararı aldığını söyledi:

Yasa teklifini kabul etmiyoruz. Bizler bu şartlarda ilerleyemeyiz. Artık bu işin sürdürülecek bir tarafı kalmamıştır. Ben an itibariyle Samsun Barosu Başkanlığı görevimden istifa ediyorum. Bunu hem bugünkü şartlara tepki olarak hem de bu 15 gün içerisinde yaşananlardan dolayı, yaşadıklarımdan dolayı istifa ediyorum.

Hukukçuların yeni yasayla getirilecek olan çoklu baro sistemine tepkisi sürüyor. Yapılmak istenen değişikliker bugün de Çağlayan Adliyesi’nde binlerce avukat tarafından protesto edildi.

Çağlayan’da toplanan binlerce avukat yeni düzenlemeyi protesto etti

AKP’nin çoklu baro sistemini hayata geçirmek için hazırladığı düzenlemeyi bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunmasının ardından  İstanbul Barosu, tasarıyı protesto etmek için Savunma Mitingi düzenledi. Miting için İstanbul Çağlayan Adliyesi‘nin önünde toplanan avukatların çevresi polis tarafından bariyerlerle çevrildi.

Avukatların direnişinin ardından bariyer genişletildi.

‘Hukukçu siyaset yapmasın istiyorlar’

Mitingde konuşan İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, baskılara rağmen insan hakları mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini söyledi. Durakoğlu’nun konuşması sıklıkla (Metin) “Feyzioğlu, istifa!” sloganlarıyla kesildi:    

Savunma hakkı kısıtlandı. Niye onun avukatlığını yapıyorsun diye sorgulanıyor duruşmalarda avukatlar. Kimisi açlık grevinde kimisi ölüm orucunda avukatların. Hayatlarını değil, avukatlıklarını kaybedecekleri için direniyorlar. Adil yargılanmayı istiyor avukatlar. (…)

Hukukçular siyaset konuşmasın istiyorlar. Sonuna kadar konuşacağız. Anlatamadık biz bu iktidarlara. Bizim yasamızın 75. ve 94. maddesi insan haklarına sahip çıkmamız gerektiğini söylüyoruz. Yumruğu kimin attığına bakmam ben. Benim işim bu. İnsan hakları mücadelesi vermek.

‘Bu ülkenin dirence ihtiyacı var’

Durakoğlu konuşmasında baroların Ankara girişinde durdurulmak istenen yürüyüşüne (Savunma Yürüyor) de değindi:

Bir polis devletinden bahsediyorum. Biz buradan geri dönemeyiz. Bu ülkenin dirence ihtiyacı var, bunu en iyi uygulayacak bir ülkenin mensuplarıyız biz. Yurttaşların bu dirence ihtiyacı var. O direncin sahibi avukatlarıdır. Bunları hatırlatacağız onlara. Bu hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. Bu yapının üniter devlet yapısına aykırı olduğunu kanıtlayacağız.

‘Mücadele genlerimizde’

Teklifin geçmemesi için demokratik haklarının tümünü kullanacaklarını söyleyen Durakoğlu, 12 Eylül askeri yönetimince İstanbul Barosu’nun kapısına mühür vurulmasını hatırlattı ve şöyle konuştu: 

İstanbul Barosu avukatlarında bir genetik kod gelişti. Mücadele kodu gelişti. Eğer kriz zamanlarında, yargıya tehdit savurulduğu zamanda avukatlar susarsa Orhan Apaydın‘a kendilerini borçlu hissedeler. Sonuna kadar mücadele edeceğiz. Mücadele bizim genetik kodumuzdur. Yargı bağımsızlığı için, sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Büyük Savunma Mitingi 

Barolar 4 Temmuz Cumartesi günü tüm Türkiye’den avukatların katılımı ile Ankara’da büyük bir ‘Savunma Mitingi’ hazırlığı yapıyor. Ankara’da düzenlenecek olan mitingin yer ve saati önümüzdeki günlerde açıklanacak. Yapılacak mitinge izin verilmemesi durumunda ise, farklı eylem çeşitleri değerlendirilecek.

Kanal İstanbul’u içeren yeni imar planının ilk üç etabı onaylandı

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Kanal İstanbul Proje alanını kapsayan, “İstanbul ili Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli  Düzeni Planı” değişikliği ile buna uygun olarak hazırlanan imar planlarının yedi etabından üçünü onayladı.

Bakanlığın 23 Aralık 2019’da onayladığı “Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı” değişikliği, itiraz başvuruları üzerine revize edilerek tekrar askıya çıkarılmıştı.

“İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği” ve buna uygun olarak, 1/5000 ölçekli Nazım ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planları‘nın üç etabı dün Bakan Kurum tarafından onaylandı.

Söz konusu değişikliklerin yaratacağı risklere değinen TMMOB yeni plana karşı dava açacaklarını belirtmişti. 

Bartın Platformu: Termik santral süreci neden bitmiyor?

Bartın Amasra bölgesindeki termik santrallere karşı mücadele veren Bartın Platformu, Amasra’da devam eden termik santral ile ilgili devam eden ÇED sürecini iptal etmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na çağrıda bulundu.

Platformun açıklamasında Hattat Holding tarafından bölgedeki termik santrallerin yapımıyla ilgili mahkeme kararlarına yer verildi ve izlenen ÇED süreçlerinin hukuksuz olduğu belirtildi.

13 mahkeme kararı aleyhte

Gömü köyünde yapılmak istenen termik santral ile Tarlaağzı Köyü’nün batısındaki orman alanında yapılmak istenen kül barajıyla ilgili Mahalli Çevre Kurulu’nun vermiş olduğu ÇED olumlu kararının iptali için Zonguldak İdare Mahkemesi’ne dava açıldığı belirtilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Bartın Platformu olarak sormak istiyoruz. Hukuksuz bir şekilde yürütülen bu termik santral süreci neden bitirilmiyor? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve diğer bakanlıklar neden bu hukuksuz süreci devam ettiriyor? Neden ülkenin her yerinde aynı uygulamalar yapılmıyor?

Hattat Holding Amasra’da ilk kez 2009 yılında 2640 MW gücünde bir termik santral yapmak için ÇED başvurusu yapmıştı. Süreç içinde başvuru yapılan Tarlaağzı ve Gömü köylerinin termik santral ve ilgili tesislerin yapımı için uygun olmadığı dokuz kez idari olarak, dört kez de mahkeme kararıyla tescil edilmişti. Holding, buna rağmen 2019 yılında aynı yere, termik santralin ismini değiştirerek 1320 MW gücünde yeni bir termik santral başvurusunda bulundu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önceki idari ve mahkeme kararlarını dikkate almadı ve 2019 yılında yeniden ÇED sürecini başlattı.