Ana Sayfa Blog Sayfa 2036

Almanya’nın birincil elektrik kaynağı açık ara farkla rüzgar oldu

Almanya’nın 2020 yılı ilk yarısındaki elektrik üretiminin büyük bir oranını rüzgar enerjisi oluşturdu.

Fraunhofer Enstitüsü tarafından derlenen verilerine göre bu dönemki üretimde rüzgâr enerjisi santrallerinin payı bir yıl önceye göre 5,7 puan artarak yüzde 30,6 oranında gerçekleşti. 

Elektrik üretimi yüzde 12 arttı

Yeşil Ekonomi’nin paylaştığı sonuçlara göre  elektrik üretimi de bir yıl öncenin aynı dönemine göre yüzde 12 oranında artış ile 243 Teravat-saat olarak kaydedildi.

Üretimde güneş enerjisinin payı yüzde 11,4, biyokütle santrallerinin yüzde 9,7 ve hidroelektrik santrallerinin ise yüzde 3,9 oldu. Bununla birlikte üretimde kömürlü termik santrallerin payı yüzde 19,7, doğal gaz santrallerinin yüzde 11,5 ve nükleer enerji santrallerinin yüzde 12,3 oldu.

Cuma günü ülke parlamentosunun alt kanadı Bundestag’da kabul edilen yasaya Almanya’da linyit kullanan kömürlü termik santrallerin tamamının en geç 2038’de devreden çıkmasını şart koşuyor.

Sakarya’daki havai fişek fabrikasının sahibi tutuklandı

Sakarya‘nın Hendek ilçesindeki havai fişek fabrikasında  3 Temmuz Cuma sabah saatlerinde meydana gelen patlamaya ilişkin yürütülen soruşturmada fabrikanın kurucu ortaklarından Yaşar Coşkun hakkında tutuklama kararı verildi.

Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası‘nın sahibi ve aynı zamanda Müsiad Sakarya Şube Başkanı da olan Coşkun’un tutuklanma gerekçesi olarak “taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olmak” iddası gösterildi. Coşkun, Ferizli Cezaevi‘ne gönderildi.

Baba Coşkun adli kontrol ile serbest

Coşkun ile birlikte geçtiğimiz gün gözaltına alınan yine fabrikanın ortaklarından Yaşar Coşkun’un babası ise adli kontrol ile serbest bırakıldı.

Daha önce olayla ilgili yürütülen soruşturma sırasında sorumlu müdür A.A, iş güvenliği uzmanı A.B ve ustabaşı E.Ö. ile kimyager H.A.V gözaltına alınmıştı. Şüpheliler savcılıktaki sorgularının ardından gece saatlerinde çıkarıldıkları Hendek Sulh Ceza Hakimliğince “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan tutuklanmıştı.

Yedi işçinin ölümüyle sonuçlandı

Cuma günü Hendek’teki fabrikada art arda meydana gelen patlamalar yedi işçinin ölümüyle sonuçlanmıştı. Yaralı olarak kurtulan 122 kişi ise tedavilerinin ardından taburcu edildi.  Hastanelerde, biri il dışında olmak üzere 4 kişinin tedavisi sürüyor.

 

 

Trump yönetimi DSÖ’den resmi olarak çekiliyor: Kongre bilgilendirildi

ABD’de Donald Trump yönetimi, Dünya Sağlık Örgütü‘nden resmi olarak çekildiğine dair Kongre’yi bilgilendirdi. Karar 6 Temmuz 2021’de yürürlüğe girecek.

Kararı duyuran Demokrat Senatör Bob Menendez, Twitter’dan yaptığı açıklamada Trump’ın eylemlerini ‘kaotik ve tutarsız’ olarak nitelendirerek, “Bu, Amerikalıların hayatını ve çıkarlarını korumaz, Amerika’yı hasta ve yalnız bırakır” yorumunu yaptı.

AA’nın aktardığına göre Amerikan basınına konuşan ve adı açıklanmayan bir Beyaz Saray yetkilisi de resmi çekilmenin pazartesi gününden itibaren yürürlükte olacağını ve resmi bildirimin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres‘e iletildiğini aktardı.

Çin tartışması

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkarak dünyaya yayılan Koronavirüs’ü ‘Çin virüsü’ olarak nitelendiren Trump, Dünya Sağlık Örgütü’nün “en temel görevini yerine getiremediğini” ve “cezasını çekmesi gerektiğini” ifade ediyordu.

ABD lideri, DSÖ’yü “Çin’in dezenformasyonunu yaymakla” suçlayarak, DSÖ’nün Çin’e verdiği desteğin, virüsün bu kadar yayılmasına sebep olduğunu söylemişti. 

Çekilme adımları

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus‘a 18 Mayıs’ta bir mektup gönderen Trump, esaslı reformlar yapmaması halinde ABD’nin bu kuruluşa sağladığı fonları 30 gün sonra “kalıcı olarak” donduracağını belirtmişti.

Ancak Trump daha bu süre dolmadan 29 Mayıs’ta, “Bugün Dünya Sağlık Örgütü ile ilişkimizi sonlandırıyoruz.” açıklamasını yapmıştı. Trump’ın bu açıklamasına rağmen resmi çekilmeye yönelik henüz resmi bir adım atılmamıştı.

Mustafa Şentop ikinci kez Meclis Başkanı

TBMM Genel Kurulu‘nda Meclis Başkanlığı seçimi tamamlandı. Başkanlığa yeniden aday olan AKP Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop, üçüncü tur oylamada ikinci kez Meclis Başkanı seçildi.
 
Seçime Şentop’un yanı sıra CHP Ankara Milletvekili Haluk Koç, HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu, İYİ Parti Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz ile TİP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş katıldı. Ancak ikinci tur oylamanın tamamlanmasının ardından Baş, adaylıktan çekildi.
 
Gizli yapılan oylamalarda ilk turda Şentop 324, Koç 131, Katırcıoğlu 50, Filiz 34, Baş 9 oy aldı. İçtüzük gereği Başkanın Meclis üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla seçilmesi; yani 400 oy olması gerektiği için ikinci tura geçildi.

İkinci tur oylamada Şentop 329, Koç 133, Katırcıoğlu 53, Filiz 36 oy aldı. Yapılan üçüncü tur oylamada 328 oy alan Şentop, salt çoğunlukla yeniden Meclis başkanı seçildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekillerinin dağılım şöyle:

AKP: 291
CHP: 138
HDP: 58
MHP: 49
İYİ Parti: 37
TİP: 2
BBP: 1
DEVA: 1
DP: 1
DBP: 1
SP: 1
Bağımsız: 6
Toplam: 586

 

Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro koronavirüse yakalandı

Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, devlet televizyonu TV Brasil‘de  koronavirüs testinin pozitif çıktığını doğruladı. Bolsonaro sağlık durumunun iyi olduğunu, yüksek ateş dışında ağır semptomlar göstermediğini söyledi. Pazar günü kendisini hasta hissettiğini belirten Brezilya lideri, Pazartesi günü başkent Brasilia’daki bir askeri hastanede koronavirüs testi yaptırdığını bildirdi.  Bolsonaro, dördüncü defa koronavirüs testi olmak ve ciğerlerini kontrol ettirmek için hastaneye gitmişti.

Jair Bolsonaro, Tv’deki konuşmasında, “Bu hastalığın eninde sonunda toplumun önemli bir kısmına yayılmasını bekliyorduk, sonunda bana da geldi” dedi. Devlet Başkanı’nın ekibinden önceki gün yapılan açıklamada da siyasetçinin pazar gününden beri kendini iyi hissetmediği, koronavirüs test sonucu beklenirken hidroksiklorokin tedavisinin uygulanmaya başlandığı aktarılmıştı.

‘Basit bir grip gibi’ demişti

Brezilyalı lider, bugüne kadar koronavirüs krizinin etkilerini küçümsemesi dolayısıyla eleştiriliyordu. Ekonomiye zarar verdiği gerekçesiyle eyalet liderlerini sokağa çıkma yasaklarını gevşetmeye çağıran aşırı sağcı lider, maske takmanın etkilerini hafife alan açıklamalar yapmıştı.

Brezilya halkı ve bilim insanları tarafından salgına karşı yeterince önlem almamakla suçlanan Bolsonaro, koronavirüs için “Basit bir grip gibi” demişti.

Brezilya, 1,6 milyon koronavirüs vakası ve 65 bin kişinin koronavirüs yüzünden hayatını kaybetmesiyle krizi en olumsuz şekilde yaşayan ABD‘den sonraki ikinci ülke. Ülkede Bolsonaro’nun koronavirüse karşı aldığı önlemleri eleştiren iki sağlık bakanı görevlerinden istifa etti.

Yüksek Mahkeme’yle de karşı karşıya geldi

Jair Bolsonaro daha önce Brezilya’daki cezaevleri, kiliseler, mağazalar ve okullarda maske takma zorunluluğu getiren koronavirüs önlemleri yasasının bazı kısımlarını veto etmişti. Ülkede bazı eyaletler ve kentler, merkezi idareden bağımsız olarak maske zorunluluğu uyguluyor.

Liderliğini yaptığı hükümet, haziran ayının başında açıkladığı bir karar ile bundan sonra koronavirüs ölüm ve vaka sayılarını açıklamayacağını duyurmuştu; ancak bu karar daha sonra Yüksek Mahkeme tarafından bozuldu.

Maskesiz etkinliğe katıldı

Bolsonaro, pazar günü de ABD Büyükelçiliği‘ndeki 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamalarına katıldı. Dışişleri Bakanı Ernesto Araújo‘nun paylaştığı fotoğrafta katılımcıların maske takmadığı ve sosyal mesafe kurallarına özen göstermediği görüldü.

Türkiye’de koronavirüs: 1.053 yeni tanı, 19 can kaybı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 19 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 1053 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Böylece toplam ölü sayısı 5 bin 260’a, vaka sayısı 207 bin 897’ye yükseldi.

Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle: 

Yoğun bakım doluluk oranlarımız 1 aydır %59-%61 arasında. Taburcu ettiğimiz hasta kadar yeni hasta yatırıyoruz. Entübasyon için de durum benzer. Vaka artışlarıyla öne çıkan 5 ilde, son üç gündür ortalama %7 daha az yeni vaka var. SALGINA KARŞI KAÇ KİŞİYİZ?”

 
Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta tespit edildi. O günden bu yana alınan önlemler kademeli olarak hafifletildi. 1 Haziran’dan itibarense “kontrollü normalleşmeye” geçildi. Normalleşme tablosu şu şekilde:
 

Haziran: 827 vaka, 23 ölüm (31.525 test)
2 Haziran: 786 vaka, 22 ölüm (32.325 test)
3 Haziran: 867 vaka, 24 ölüm (52.305 test)
4 Haziran: 988 vaka, 21 ölüm (54.234 test)
5 Haziran: 930 vaka, 18 ölüm (57.829 test)
6 Haziran: 878 vaka, 21 ölüm (35.846 test)
7 Haziran: 914 vaka, 23 ölüm (35.335 test)
8 Haziran: 989 vaka, 19 ölüm (39.361 test)
9 Haziran: 993 vaka, 18 ölüm (37.225 test)
10 Haziran: 922 vaka, 22 ölüm (36.521 test)
11 Haziran: 987 vaka, 17 ölüm (49.190 test)
12 Haziran: 1195 vaka, 15 ölüm (41.013 test)
13 Haziran: 1459 vaka, 14 ölüm (45.092 test)
14 Haziran: 1562 vaka, 15 ölüm (45.176 test)
15 Haziran: 1592 vaka, 18 ölüm (42.032 test)
16 Haziran: 1467 vaka, 17 ölüm (46.800 test)
17 Haziran: 1429 vaka, 19 ölüm (52.901 test)
18 Haziran: 1304 vaka, 21 ölüm (48.412 test)
19 Haziran: 1214 vaka, 23 ölüm (41.316 test)
20 Haziran: 1248 vaka, 22 ölüm (41.112 test)
21 Haziran: 1192 vaka,23 ölüm (40.496 test)
22 Haziran: 1212 vaka, 24 ölüm (41.413 test)
23 Haziran: 1268 vaka, 27 ölüm (42.982 test)
24 Haziran: 1492 vaka, 24 ölüm (53.486 test)
25 Haziran: 1458 vaka, 21 ölüm (52.303 test)
26 Haziran: 1396 vaka, 19 ölüm (51.198 test)
27 Haziran: 1372 vaka, 17 ölüm (45.213 test)
28 Haziran: 1356 vaka, 15 ölüm (48.309 test)
29 Haziran: 1374 vaka, 18 ölüm (51.014 test)
30 Haziran: 1293 vaka, 16 ölüm (50.492 test)

1 Temmuz: 1192 vaka, 19 ölüm (52.313 test)
2 Temmuz: 1186 vaka, 17 ölüm (49.714 test)
3 Temmuz: 1172 vaka, 19 ölüm (52.141 test)
4 Temmuz: 1154 vaka, 20 ölüm (48.248 test)
5 Temmuz: 1148 vaka, 19 ölüm (46.414 test)
6 Temmuz: 1086 vaka, 16 ölüm (52.193 test)
7 Temmuz: 1053 vaka, 19 ölüm (50.545 test)

 

Polisin işkence ettiği Rojbin Çetin tutuklandı

Diyarbakır‘daki evine yapılan baskında gözaltına alınan ve bu sırada kendisine köpeklerle işkence edilen HDP Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu üyesi Sevil Rojbin Çetin, 10 gün süren gözaltı süresinin ardından tutuklandı.
Savcılık işlemlerinin ardından çıkarıldığı Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tutuklama gerekçesi olarak “örgüt üyesi olmak” suçlamasını gösterdi.

Neler yaşandı?

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 9 Ekim 2018’de Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) yapılan baskında elde edilen bilgi ve belgeler doğrultusunda açılan soruşturma kapsamında 64 kişi hakkında yakalama kararı çıkarmıştı.
Soruşturma kapsamında 26 Haziran 2020 Cuma günü, Diyarbakır’daki evine yapılan baskında göz altına alınan Çetin, polis tarafından darp edildiğini ve kendisine köpekle işkence edildiğini anlatmıştı.

Valilik: Kaçmaya çalıştı

Diyarbakır Valiliği işkence iddialarına ilişkin yaptığı açıklamada, ” Sevil Çetin isimli şahsın yakalanması amacıyla 26.06.2020 tarihinde ilimiz Bağlar ilçesinde bir ikamete operasyon düzenlenmiş, ikamete giriş yapıldığı esnada dışarıda bulunan özel eğitimli arama köpeği şahsın balkon kapsısından atlamaya çalışması üzerine sağ ayağından tutmak suretiyle kaçmasını engellemiş, operasyon köpeği eğiticisi tarafından derhal kontrol altına alınmış, şüpheli şahsın görevlilerimize ve kendisine zarar vermemesi amacıyla kademeli oranda zor kullanılarak yakalanması sağlanmıştır. İddia edildiği şekilde operasyon köpeği marifetiyle kasıtlı bir saldırı söz konusu değildir.” ifadelerini kullanmıştı.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş konuyla ilgili basın açıklaması gerçekleştirmişti.

Çetin: Hakkımda iftira atılıyor

Mezopotamya Ajansı’ndaki habere göre, Savcılık işlemlerinin ardından tutuklanma istemiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğ’ine sevk edilen Çetin, hakimlikte şöyle savunma yaptı:

 Mardin’de hakkımda yürütülen bu soruşturmadan haberim yoktu. Benim ikamet adresime gidilmemiştir. Ben yıllardır HDP’de siyaset yapan biriyim. Kadın haklarında çalışmalarım vardır. 1 Nisan 2014’te Van Edremit Belediye Başkanı seçildim. 2019 yılına kadar görevimi sürdürdüm.

Çalışkanlığımdan dolayı yerel yönetim kadrosuna seçildim. Tüm partilerde yerel yönetimler vardır. Daha önce avukatımız tarafından yerel yönetimlerin işleyişine dair çizelge sunulmuştur. Ben daha önce birçok kez görüş alışverişi yapmak adına Mardin’e gelmişimdir. Resmi, açık ve alenidir. Resmi bir kurumun resmi bir üyesiyim. Hakkımdaki tanık beyanlarının hiçbirini kabul etmiyorum. Hepsi iftiradır. Buna isnat edilen suçları da kabul etmiyorum. Yürüttüğüm faaliyetler resmi açık ve alenidir.

Gezen ve Akpınar’a ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ten 4 yıl 8’er ay hapis cezası istendi

Bir televizyon programında söyledikleri sözler nedeniyle haklarında soruşturma başlatılan sanatçılar Müjdat Gezen ve Metin Akpınar hakkında “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” iddiasıyla ayrı ayrı 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle dava açıldı. Hazırlanan iddianame, mahkeme tarafından kabul edildi.

İddianamede usta sanatçıların ‘suç teşkil eden sözler sarf ettiği’ yönünde medyada haberler çıktığı, ihbar üzerine başlatılan soruşturma kapsamında “Gezen ve Akpınar’ın cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediğinin anlaşıldığı” öne sürüldü. Sanatçıların yargılamalarına önümüzdeki günlerde Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanacağı öğrenildi.

Ne olmuştu?

21 Aralık 2018’de katıldıkları bir televizyon programında yaptıkları açıklamalar nedeniyle sanatçı Metin Akpınar hakkında “Halkı T.C. hükümetine karşı silahlı isyana tahrik”, “Cumhurbaşkanına hakaret” , “halkın bir kesimini aşağılama” ve “suçu ve suçluyu övme” iddialarıyla soruşturma başlatılmıştı.

Müjdat Gezen’ın adı da “Cumhurbaşkanına hakaret ettiği” iddiasıyla aynı soruşturmada yer almıştı.

Hayvanlar bizim için mi var?

Yeni İnsan Yayınevi, Yeşil Politika Kitaplığı’na hayvan hakları savunucuları Yağmur Özgür Güven ve Uzm. Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu kaleme aldığı “Hayvan Deneyleri: Hayvanlar Bizim İçin mi Var ?”  kitabını ekledi.

Güven ve Kınıkoğlu bu eserle birlikte  ‘bilimsel gelişme’ adına yüzyıllardır psikolojiden, aşı yapımına; askeriyeden akademiye pek çok alanda deneylerde kullanılan hayvanların hikayelerini bizimle paylaşıyor ve okuyucuları hayvanlara yönelik davranışlarımızı her yönüyle masaya yatırmaya davet ediyor:

Hayatımızın her alanında

İnsanın hayvan üzerindeki her türlü tahakkümü toplum fertlerinin gözünde meşru ve kabul edilebilir kılmak için bugüne kadar çeşitli gerekçeler sıralandı. Ancak kimse bir kalbin atmak için ne kadar çaba sarf ettiğinden bahsetmedi.

Belki evinizi bir kuş, kedi ya da köpekle paylaşıyorsunuz. Belki de her sabah işe gitmeden mahallenizde dolaşarak sokakta yaşayan hayvanlara mama bırakıyor; hasta olanları iyileştirmek için zamanınızı ve paranızı ayırıyorsunuz. Belki de, bir adım daha ileri giderek, her türlü hayvansal ürünü tüketmeyi reddediyor ve çevrenizi de bu yönde etkilemeye çalışıyorsunuz. Yine de bunlar hayvanlara yöneltilen şiddet ve örgütlü saldırganlığı engellemek için yeterli değil…

Hayvan sömürüsü hayatımızın her alanında bizleri sarmış durumda. Ve hayvan deneyleri meselesi belki de bunların en başında geliyor. İyileşmek için aldığımız bir ilaç başka bir canlının ölmesine neden olabiliyor. Diğer insanlara daha güzel gözükmek için kullandığımız krem bir canın çektiği ıstırabın izlerini taşıyor. Bindiğimiz araçların yakıtı, ofisimizdeki kalemin mürekkebi, elimizden düşmeyen cep telefonumuz kısacası yaşamımız hayvanlara yapılan zulümle kuşatılmış durumda. Bu durumdan ancak konuyu derinlemesine irdeleyerek kurtulabiliriz.

Gerçekten dünyayı değiştirmeyi ve bütün türlerin sömürüsüz bir şekilde birlikte yaşamasını istiyorsak kendimizi kandırmaktan artık vazgeçmeliyiz. Bu şiddetin, adaletsizliğin, yaşam hakkı ihlalinin son bulması belki de yüzyıllar sürecek.

Yüzyıllar boyunca tıp alanında yapılan sayısız deneme, buluş, başarı ve başarısızlığın her birinin altında bir ya da birden fazla hayvanın hüzünlü ve acı dolu öyküsü yatıyor. Ve artık 21. Yüzyılda “modern çağın insanları” olarak bizler, hayvanlara yönelik davranışlarımızı her yönüyle masaya yatırarak kendimizi ve sistemi değiştirmek zorundayız. Hemen her çağda deneyimlenmiş olan yeniliğe karşı direnç refleksini kendi çağımızda da görmemiz olağan ve görüyoruz da. Ancak hak temelli tüm mücadeleler gibi deney karşıtı mücadele de ihtiyacı olan toplumsal desteğe tam anlamıyla kavuştuğunda, gelenekçi yaklaşım -ve dolayısıyla bundan beslenen hayvan deneylerinin bağnaz savunu argümanları kaybetmeye mahkum olacak.

21. yüzyılın sağladığı teknolojik avantajların potansiyelini halen tam anlamıyla kullanamamamızın sebebi, “modası geçmiş” çalışma yöntemlerinin ısrarla savunulması. “Biz bunu önceden beri böyle yapıyorduk.” savını bilim alanında da sıklıkla duyuyoruz ne yazık ki. Hayvan kullanılmayan bilimsel yöntemler, hayvan kullanılanların yerine geçemeyecek önemsiz alternatifler olarak görülmeye devam ettiği müddetçe, bu avantajlardan asla yararlanamayacak ve daha fazla geliştiremeyeceğiz. Daha da önemlisi insanlık hayvanların yaşam haklarını ihlâl etmeye devam edecek.

Burak Özgüner’e ithafen..

Hayvan Deneyleri: Hayvanlar Bizim İçin mi Var? kitabı, hayvan deneylerine karşı mücadelenin prensiplerini olabildiğince anlaşılabilir bir dille ortaya koyuyor. Ayrıca hayvanlar üzerinde yapılan biyomedikal araştırmalara karşı sağlam zemine oturan etik ve bilimsel bir muhalefetin doğuşunu müjdeliyor.

Ayrıca Hayvan Deneyleri kitabı yaşam hakkı savunucusu Burak Özgüner’in anısını da yeniden hatırlatıyor.

Yağmur Özgür Güven

1 Nisan 1977’de İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldu. Ardından Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı ve 2007 yılına kadar bu göreve devam etti. 2004 yılında ekşi sözlük’te başlattığı “Hayvan Barınaklarına Yardım Kampanyası” hareketi, 2005 yılında Barınak Gönüllüleri ve Hayvanlara Yaşam Hakkı Derneği (BGD)’ nin kurulması ile sonuçlandı.

BGD, yaptığı çalışmalar ile yurt çapında ses getirdi. Kurucu başkan ve genel sekreter olarak 2010 yılına kadar BGD bünyesinde gönüllü çalışmalarına devam etti.  Yurt çapındaki hayvan bakımevi ve rehabilitasyon merkezlerine yardım kampanyaları yürüttü. Lüleburgaz ve Edirne barınaklarında gönüllü olarak çalışarak buradaki eksikliklerin giderilmesi için uluslararası organizasyonlarla çalışmalar yaptı, 2014’ten itibaren deney karşıtı oluşumların içinde yer aldı. Deneye Hayır Derneği’nin kurucularından olan Yağmur Özgür Güven halen yönetim kurulu başkanı ve Yeşil Gazete’de hayvan deneyleri üzerine yazılar yazıyor. 

Oğuzcan Kınıkoğlu

11 Aralık 1988 tarihinde Ankara’da doğdu. İlköğretimi İstanbul F. M. V. özel Ayazağa Işık İlköğretim Okulu’nda tamamladıktan sonra liseyi Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde oku. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2013 yılında mezun olduktan sonra İstanbul Medipol Üniversitesi’nde Dâhiliye asistanlığına başladı. 2014 yılı itibariyle vegan oldu ve çalışmalarını hayvan hakları ve veganlığın sağlık üzerine etkileri konusunda yoğunlaştırdı.

2018 senesinde uzman olduktan sonra devlet hizmet yükümlülüğünü yerine getirmek üzere Artvin’in Yusufeli ilçesine atandı. 2019 senesinde kurulan Deneye Hayır Derneği’nin kurucularından olan Oğuzcan Kınıkoğlu halen dernekte başkan yardımcılığı yapıyor. Hayvan deneyleri konusunda uluslararası hakemli dergilerde yayınları olup, çeşitli organizasyonlarda ve üniversitelerde veganlık ve hayvan deneyleri konularından bahsediyor.

Avukatlar eylemde: Eğilmedik, eğilmeyeceğiz!

Hükümetin “çoklu baro” teklifi çeşitli ilerde protesto edildi. Avukatların adliye önlerinde düzenledikleri eylemlere vatandaşlar da destek verdi.

Baro başkanları bulundukları illerde perşembe gününe kadar eylemlere devam edecek, teklifin Genel Kurul’a gelmesiyle birlikte yeniden Ankara’da olacaklar.

Düğme bıraktılar

Ankara Barosu avukatları, bugün öğle saatlerinde Sıhhiye Adliyesi’nin 5’inci katında bir araya gelerek yürüdü.

Avukatlar yürüyüşün ardından adliye önünde açıklama yaptı. Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan “Biz bağımsız yargının temsilcileri olarak bu düğmeleri cübbemize dikmeyeceğiz” diyerek yere düğme bıraktı. Diğer avukatlar da onu takip ederek yere protesto amaçlı düğmeler bıraktılar.

Van Barosu Başkanı: Topluma yalan söylüyorlar

Van’da da avukatlar eylemdeydi. Van Adliyesi önünde toplanan çok sayıda avukat, ellerinde “Savunmaya dokunma”, “Yaşamı savunuyoruz”, “Savunmaya özgürlük” ve “Siyasal yargı istemiyoruz” yazılı pankart ve dövizlerle teklifi protesto etti.

Van Baro Başkanı Zülküf Uçar, tasarının avukatlık mesleğinin sorunlarını çözmek yerine, daha fazla sorunu beraberinde getireceği uyarısında bulundu. Temel hakların siyasallaşmış bir yargı sistemin parçası haline geleceğini savunan Uçar, teklifin kendileriyle görüşülmeden hazırlandığını ve görüşme taleplerinin ısrarla geri çevrildiğini hatırlattı:

TBMM’nin kapısına dayanan baro başkanlarının komisyonlarda yer almasını sağlamak yerine bizi meclis önünde taş duvara mahkum etmeye çalıştılar. Bize; “davet ettik gelmediler” diyorlar. Bunu söyleyerek aslında tamamen kendilerine bağladıkları yandaş medya ile topluma yalan söylüyorlar.

Açıklamanın ardından oturma eylemi gerçekleştiren avukatlar attıkları Türkçe ve Kürtçe sloganlarla teklifi protesto etti.

Adana’da da eylem

Adana’da da “çoklu baro” sistemine karşı avukatlar, Eski Adliye Binası önünde toplanarak basın açıklaması yaptı.

Avukatlara, Adana Tabipler Odası, Eczacılar Odası ve Emekli-Sen Adana Şubesi‘nin yanı sıra siyasi partiler ve demokratik toplum örgütleri de destek verdi.

https://twitter.com/AnilKaraoglan01/status/1280496540088483849

Adana Baro Başkanı Veli Küçük yaptığı konuşmada, “paralel baroya izin vermeyeceklerini” söyledi. Çoklu baro projesinin bir FETÖ projesi olduğunu savunan Küçük, 2011 yılında ülkenin yargısını FETÖ’ye teslim edenlerin bugün aynı projeyi hayata geçirmeye çalıştıklarını ifade etti.

İstanbul, Ankara, İzmir Baroları etkilenecek

AKP ve MHP tarafından hazırlanan ve baroların bölünmesine yol açacak olan 28 maddelik “çoklu baro” teklifi dün sabaha karşı Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçmişti.

Teklif Komisyon’da görüşüldüğü sırada, içeri girmek isteyen baro başkanları salgın gerekçesiyle içeri alınmamış, barolar üç gece dört gün Meclis’in kapısında sabahlamıştı.

Düzenlemeye göre beş binden fazla avukat bulunan illerde, asgari iki bin avukatla baro kurulabilecek. Bu hali hazırda beş binin üzerinde avukat bulunan İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının bölünmesi anlamına geliyor.