Ana Sayfa Blog Sayfa 2034

Gazeteciler Covid 19 olduğunu açıklarken maskesini çıkaran Bolsonaro’ya dava açıyor

Brezilya Gazeteciler Birliği, Devlet Başkanı Jair Bolsonaro‘ya dava açacağını açıkladı.

Bolsonaro geçen salı yaptığı basın toplantısı sırasında koronavirüs testinin pozitif çıktığını açıkladığı sırada, gazetecilere “iyi olduğunu kanıtlamak için” maskesini çıkarmıştı.

Birlik, bu hareketiyle Bolsonaro’nun sosyal mesafe kurallarını ihlal ettiğini ve gazetecilerin hayatını tehlikeye attığını savundu. Birlik Başkanı Paulo Jeronimo de Souza, “Ülke, sorumsuzluğu da aşan ve kamu sağlığını tehlikeye atan bu davranış karşısında sessiz kalamaz” dedi.

‘Birgün hepimiz bu yağmurda ıslanacağız’ demişti

Basın toplantısını izleyen CNN Brezilya muhabiri Landro Magalhaes’e dün koronavirüs testi yapıldığı ve muhabirin sonuçlar çıkıncaya kadar evden çalışacağı belirtildi.

Kongre üyesi Marcelo Freixo da basın toplantısının adından, Bolsonaro’nun maskesini çıkararak Ceza Yasası’nın 131 ve 132’inci maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle savcılığa başvurduğunu açıkladı.

Koronavirüs salgınını hafife almakla ve bu tutumu nedeniyle Brezilya’da vaka sayılarının patlamasına yol açmakla suçlanan Bolsonaro, geçtiğimiz gün de hastalığa yakalanmayı yağmura yakalanmaya benzetmiş ve “Bir gün hepimiz ıslanacağız” demişti.

Taş ocağı yapılmak istenen ‘kuş cenneti’nde kadınlar ve erkekler sırayla nöbet tutuyor

Sakarya‘nın Karasu ilçesi Hürriyet Mahallesi’nde Siyap Madencilik firması tarafından doğal alana yapılmak istenen taş ocağı, mahalleliler tarafından protesto ediliyor.

Taş ocağının yapılmasının planlandığı alanda gece gündüz nöbet tutan halk,  yeşil alanın korunması için valiye çağrı yapıyor.

Yeşil Gazete olarak görüştüğümüz Hürriyet Mahallesi muhtarı Abdurrahman Denizhan taş ocağı yapılmak istenen alanın köylüler için önemini şu sözlerle vurguladı:

Orası bize 1950 yılından beri, dedemizden babamızdan miras kalmış. Orada köyümüzün su değirmenleri var, orada su yatakları, dereler, vadiler var. Orası bizim yaylamız, mesire alanımız…

Gece yarısına kadar kadınlar, sonrasında erkekler nöbette

Bölgede pek çok yöresel kuş ve bitki türünün yaşadığına değinen Denizhan buranın adeta bir kuş cenneti olduğunu söyledi. Denizhan, taş ocağı yapılmak istenen bölgenin, fındık bahçelerinin ve tapulu evlerin olduğu yaşam alanlarına çok yakın olduğunu, köylülerin burada yapılaşmaya karşı koyacağını belirtti:

Gece gündüz orada nöbet tutuyorlar, beni de alıp götürüyorlar, ben muhtarım köyümün halkını savunmak zorundayım zaten. Köyün yüzde 80’i orada nöbet tutuyor: Gece 01.00’e kadar kadınlarımız, gece 01.00’den sonra erkeklerimiz nöbette.

Ben köyümün haklarını savunmaya uğraşıyorum; mesire alanımı, meramı, hayvanlarımı, köylülerimin barınağını, çiftçimin barınağını, vatandaşın haklarını savunmaya çalışıyorum.

Bölgede nöbet tutan kadınlar da Hürriyet Mahallesi sakini Hamza Kotan‘a konuşarak köylerinde taş ocağı istemediklerini dile getirdi.

İki kere usulden red

Davayı köy muhtarlığı adına gönüllü olarak üstlenen Sakarya Barosu Başkanı Zafer Kazan’ın gazetemize aktardığına göre süreç şöyle gelişti:

Bölgeye yapılacak taş ocağının yasal olmadığı, ÇED raporunun da bulunmadığı gerekçesiyle idare mahkemesine başvuruldu. Dava kabul edildi ve taş ocağının yapımına ilişkin karar iptal edildi. Ancak karşı taraf daha sonra “muhtarlığın hak ihlaline uğrayan taraf olmadığı ve bu nedenle hak ihlaline uğrayan olarak dava açma yetkisi bulunmadığı” iddiasıyla temyize gitti. Kazan’ın anlattığına göre Danıştay, daha önce aksi yönde almış olduğu kararlara rağmen, muhtarlığın dava açma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davayı usulden reddetti.

Bunun üzerine aynı dava bireysel olarak yeniden açıldı, ancak karşı taraf bu defa da davacının “60 günlük dava açma süresini geçirdiği” gerekçesiyle temyize gitti. Bu dava da usulden reddedildi.

‘Köylülerin protesto hakkı var’

İç başvuru yollarının bu şekilde tükenmiş olduğunu söyleyen Kazan, bunun üzerine “hak arama hürriyetinin engellendiği” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi‘ne (AYM) başvurduklarını, sürecin takipçisi olacaklarını söyledi ve AYM’nin bu yönde almış olduğu pek çok benzeri karar olduğunu hatırlattı.

Kazan bununla birlikte hali hazırda taş ocağının yapımıyla ilgili olarak herhangi bir yürütmeyi durdurma kararı olmadığına dikkat çekti ve firmanın durumu oldubittiye getirebileceğini söyledi. Kazan köylülerin bölgedeki devam eden protestolarının anayasal hak olduğunun altını çizdi.

Tehlike altındaki kuşlar için ölüm kararı

Merkez Av Komisyonu’nun dün yaptığı toplantıda nesli tehlike altında olan ve Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Liste türleri arasında yer alan üveyik ve elmabaş patkaların avlanmasına izin verdi. Karar, doğa severler ve hayvan hakları aktivistlerinin büyük tepkisine yol açtı.

IUCN’nin verilerine göre, üveyik nüfusu son 40 senede %78, elmabaş patka nüfusu ise son 20 yılda %50 oranında azaldı. Her iki tür de dünya ölçeğinde korunması gereken türler arasında yer alıyor.

Türkiye’de de konuya dikkat çekmek ve nesli tehlike altındaki kuşların avının yasaklanması amacıyla bir araya gelen 28 kurum ve yaklaşık yüz bin doğa severi change.org’da düzenledikleri kampanyada yaklaşık 100 bin imzaya ulaşmıştı. Kampanya kapsamında ifade edilen talepler göz ardı edilerek 2020-2021 av sezonunda, bir avcının, bir av gününde üç üveyik Streptopelia turtur, iki elmabaş patka Aythya ferina vurmasına izin verildi.

Fotoğraf: Birol Hatinoğlu.

‘Anayasa’ya aykırı’

Söz konusu 28 hak savunucusu kurum adına konuşan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol ve HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu Ankara Temsilcisi Pelin Sayılgan yaptıkları ortak açıklamada, şu noktalara dikkat çekti:

Görevlerinden biri korunması gereken canlıları belirlemek olan Merkez Av Komisyonu, bilimsel verileri göz ardı ederek karar alıyor. Yayınladığımız raporlarla, tehlike altındaki kuşların niçin avlanmaması gerektiğini defalarca ortaya koyduk. Bu raporları ilgililerle paylaştık. Tüm bunlara rağmen alınan bu yanlış karar, hem Türkiye doğası, hem de Türkiye’deki doğa koruma çalışmaları açısından utanç verici.”

Fotoğraf: Alper Tüydeş.

Türkiye’nin taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 6. ve 8. maddeleri uyarınca nesli tehlike altındaki türleri korumayı taahhüt ettiğine vurgu yapılan açıklamada, Anayasa’nın 90. Maddesi’ne göre imzacı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin kanun hükmünde olduğu hatırlatıldı. Erkol ve Sayılgan, Merkez Av Komisyonu’nun aldığı bu kararla tarihi bir yanlışın altına imza attığına vurgu yaptı ve bu yanlış kararın sebeplerinden birinin Merkez Av Komisyonu’nun yapısı olduğuna dikkat çekti: 

Fotoğraf: Birtan Gökeri.

“Komisyonun 21 üyesinden 9’u avcı, 1’i avlak sahibi, 1’i Atıcılık ve Avcılık Federasyonu, 1’i ise çalışma alanı belirlenmemiş bir sivil toplum kuruluşu. Yani Merkez Av Komisyonu’nun çoğunluğu avcılardan oluşuyor. Üstelik komisyona konunun uzmanı hiçbir bilim insanı dahil edilmiyor. Türkiye doğası ve doğa koruma çalışmaları için alınacak kararların doğadan yana olabilmesi için komisyonun yapısındaki bu aksaklığın giderilmesi gerekiyor.”

HAYTAP ve Doğa Derneği, “yok etme, yaşat” diyerek konunun takipçisi olmaya devam edeceklerini, alınan karardan dönülmesi için itiraz edeceklerini belirtti: “Çünkü bir canlı türünün yok olması, doğamızın yok olmasıdır.”

LCW’den gökkuşağı ve tek boynuzlu at yasağı

Tekstil firması LC Waikiki (LCW) yönetiminin, bir grup çalışana bir mail göndererek, ürünlerde “LGBTİ+ algısı yaratabilecek” temaların kullanılmamasını istediği iddia edildi.

soL’un haberine göre gönderilen mailde, “Haziran ve Temmuz aylarında ürünlerde gökkuşağı ve tek boynuzlu at gibi temaların LGBT algısı yaratabilecek şekilde kesinlikle kullanılmaması ya da renk sayısının azaltılması gerekir” denildi.

Hedef gösterilmişti

LCW’nin ürünleri geçtiğimiz günlerde bazı sosyal medya kullanıcıları tarafından “çocukları eşcinselliğe özendirebileceği” gerekçesiyle hedef gösterilmişti. Kurum iddialarla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.

Haberin duyulmasının ardından sosyal medyada “#LCWaikikiBoykot” etiketiyle bir boykot kampanyası başlatıldı.

Bakan Koca: Anadolu’da birinci dalga devam ediyor

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Bilim Kurulu toplantısının ardından açıklama yaptı. Vakaların belli illerde yoğunlaşmış olduğunu söyleyen Koca, “Mevcut durum Türkiye ortalamasına ilişkin genel dağılımdan çok belli şehirlerdeki artışlardan kaynaklanıyor. Anadolu’daki illerimizde Eskişehir, Ankara, Kütahya, Sakarya gibi daha tamamlamadığını ve devam ettiğini görüyoruz. Anadolu’da birinci dalga hâlâ devam ediyor” dedi. 

Sağlık Bakanı’nın açıklamalarından öne çıkanlar özetle şöyle:  

  •  Yeni vaka sayılarımız bin seviyelerinde. Diyarbakır, Konya, Adana Gaziantep başta olmak üzere bazı yerlerde hastalık pik seviyesine ulaşıyor. Mevcut durum Türkiye ortalamasına ilişkin genel dağılımdan çok belli şehirlerdeki artışlardan kaynaklanıyor.
  • Hastalığın tırmandığı ülkeler sonbahar için karamsar, biz de bunu hesaba katmalıyız. Mücadelede yerimizi koruyalım, terk etmişsek yerimizi yeniden alalım. 83 milyon bir olalım. 
  • İstanbul‘un piki tamamladığını giderek aşağı düştüğünü görüyoruz. Ama Anadolu’daki illerimizi. Eskişehir, Ankara, Kütahya, Sakarya gibi daha tamamlamadığını ve devam ettiğini görüyoruz.
  • İstanbul, İzmir, Kocaeli, Sakarya, Eskişehir illerimizde 5. haftada piki yaptığımızı görüyoruz. Anadolu’daki illerimizde ise 14. haftada Hakkari, Kütahya, 16. haftada Bursa, Van, 17. haftada Ankara, Diyarbakır, Şanlıurfa, Afyon‘un pik olduğunu görüyoruz. Anadolu’da birinci dalga devam ediyor.
  • Bugüne kadar 1 milyon 364 binden fazla insanı taradık. Ortalama filyasyon süremiz ortalama 48 saatken son günlerde 12’ye indi.
  • Ortalama yoğun bakımda kalış süremiz de giderek düşüyor. Yatış süresi 21 22 günden, 3 günlere kadar indiğini, yoğun bakım sürelerinin 18-20 günden 2 günlere indiğini gösteren bir tablo.
  • Son 3 gün ortalamasıyla en çok vakanın görüldüğü 7 il: İstanbul, Ankara, Gaziantep, Konya, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa.
  • Son 3 gün ortalamasıyla en az vaka görülen iller: Tunceli, Artvin, Iğdır, Erzincan, Bayburt, Kırklareli ve Bilecik. 

Bayramda il bazında kısıtlamalar gelebilir

  • Ülke genelinde sokağa çıkma yasağı gündeme gelmedi ancak bayram için il bazında yer yer kısıtlamaların gündeme gelebilir.
  • 31 Ağustos; okulların açılacağı bir takvim belirtilmesi gerektiği için açıklandı. Salgının seyrine göre online, uzaktan erişim önerilebilir. Karar, bakanlar kurulunun alacağı bir karar. Salgının seyrinde farklılık olmazsa açılmış olur.
  • Aşıyla ilgili hayvan çalışmaları devam ediyor. Şu ana kadar süreç başarılı seyretti. Klinik çalışmalardaki sonuçlar önemli olacak. O da 3-4 ay sürer.
  • Yoğun bakım ünitelerinin doluluk oranını salgının ilk döneminde yüzde 62’yi geçmemişti. Şimdi yüzde 59-61 oranında ama şu dönemde acil olmayan hastaları da 1 Haziran’dan itibaren kabul ediyoruz

22 ölüm, 1.042 yeni vaka

Bakan Koca, basın açıklamasında son verileri de paylaştı. Buna göre son 24 saatte 22 kişi daha koronavirüs yüzünden hayatını kaybetti, 1.041 yeni vaka tespit edildi. Böylece toplam ölüm sayısı 5 bin 282’ye, vaka sayısı 208 bin 838’e yükseldi.

Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle: 

Bazı büyük kentlerde en yüksek haftalık vaka sayıları salgının 5. haftasında görülmüştü. Tedbirlerle bunu düşüşler izledi. 13 ilimizde en yüksek haftalık vaka sayılarına son 1 ay içinde veya yeni ulaşılmaktadır. Yeni vakalar belli illerde yoğunlaşmaktadır.”

Hrant Dink duruşmasında dört tanık dinlendi

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink‘in öldürülmesine ilişkin yeniden görülmeye başlanan davanın 108’nci celsesi Çağlayan‘daki İstanbul Adliyesi 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde (ACM) görüldü.

Bir önceki gün görülen (7 Temmuz) duruşmada üç tanığın ifadesi dinlenmiş, dönemin MİT görevlileri Hüseyin Kubilay Günay, Özel Yılmaz ve Handan Selçuk’un tanık olarak dinlenmesine ilişkin talep reddedilmişti. 

bianet’ten Hikmet Adal’ın haberine göre bugün görülen celse tanık ifadelerinin dinlenmesiyle devam etti. İstanbul İl Jandarma Komutanı Ünal Karaosmanoğlu ve İstanbul İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Aycan Oktaylar ile iki sanık yakını ifade verdi.

Karaosmanoğlu: Cinayet sonrası müdahil oldum

İlk olarak Ünal Karaosmanoğlu dinlendi. Mahkeme başkanı Akın Gürlek, Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’ndan İstanbul İ Jandarma Komutanlığı’na Hrant Dink’in öldürüleceği istihbaratının gelip gelmediğini sordu.

Cinayetin olduğu gün Kocaeli’de bir toplantıda olduğunu söyleyen Karaosmanoğlu “Herhangi bir bilgi geldiğini hatırlamıyorum. Biz olaya cinayet sonrası müdahil olduk” dedi. Karaosmanoğlu, daha sonrasında üst makamların bilgi istemesi üzerine İstanbul’a gittiğini söyledi.

‘Benim altımda çalışan hiçbir görevli olay yerinde değildi’

Daha sonra Dink ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, Karaomanoğlu’na olay yerine gidip gitmediğini sordu. Karaosmanoğlu olay yerine gitmediğini belirterek şöyle konuştu:

“Ben soruşturma öncesinde savcıya da söyledim. Altımda çalışan tüm subaylarımı tanırım. Olay yeri görüntülerini inceledim. Benim altımda çalışan hiçbir görevli o gün orada yoktu.

Benim personelim cinayet öncesinde o bölgede bulunuyorsa bunun arka planı araştırılmalı, ama olaydan sonra gitmeleri doğaldır. Çünkü polisle beraber çalışıyor, jandarma sonuçta.”

Oktaylar: Televizyondan öğrendim

Daha sonra söz alan Aycan Oktaylar olay öncesinde herhangi bir istihbarat ya da duyumun kendilerine gelmediğini cinayeti televizyondan öğrendiğini söyledi:

Bütün bilgileri basından aldık. Açık kaynaklardan bilgi sağlayım Genel Komutanlığı bilgilendirdik. Olay sonrasında da herhangi bir istihbarat çalışmamız olmadı. Çünkü bizim bölgemiz değildi.

Akbank’taki kamera kayıtlarının alınmasıyla ilgili bir bilgisinin olmadığını aktaran Oktaylar olay öncesindeki kamera görüntülerini izlediğini ve görüntülerde yer alan jandarma personelini tanımadığını savcılığa anlattığını ifade etti.

Mahkeme başkanından müdahale

Avukat Bakırcıoğlu sorularına devam ederken Mahkeme Başkanı Akın Gürlek sık sık araya girerek “Evet avukat bey, başka sorunuz var mı” şeklinde müdahalede bulundu.

Bakırcıoğlu sorularına devam etmesinin ardından bir kez daha araya giren Gürlek, “Evet avukat bey, son sorularınız” dedi. Bakırcıoğlu birkaç sorusu daha olduğunu belirtti.

Başkan Gürlek bunun üzerine Ceza Muhakemesi Kanunu 201. madde uyarınca Bakırcıoğlu’na bulunduğu uyarıyı zapta aldı. Bakırcıoğlu sorularının aynı olmadığını belirterek Oktaylar’a soru sormaya devam etti.

‘Erhan Tuncel ziyarete gelirdi’

Oktayların ardından sanıkların dinlenmesini istediği Saittin Bölükbaşı ve Güven Şahin ifade verdi. İki isim de cinayetin işlendiği dönemde Trabzon Jandarma Komutanlığı’nda görev yapıyordu.

Bölükbaşı ve Şahin, Erhan Tuncel’in Volkan Şahin’le arkadaş olduğunu, Tuncel’in arada sırada Trabzon Merkez Komutanlığı’na geldiğini söyledi.

Bölükbaşı cinayetin ardından Erhan Tuncel duyunca şaşırdıklarını ve Volkan Şahin’e bir daha herkesle arkadaşlık yapmaması gerektiğini söylediğini aktardı.

İfadelerin ardından mahkeme heyeti duruşmayı sonlandırdı. Duruşmaya yarın tanıkların dinlenmesiyle devam edecek. 

HRW’den ‘çoklu baro’ girişimine tepki: Böl ve yönet taktiği

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu, bugün TBMM Genel Kurulu‘nda oylamaya sunulması beklenen, barolarda seçim ve delege sisteminin değişmesiyle ilgili  değişiklik önerisini eleştirdi. 

Yayımlanan açıklamada, Türk hükümetinin ‘birçok baro birliğine izin verme planının siyasi bir amaç güttüğünü, bunun adil yargılama imkanlarını zayıflatacağını’ ve ‘böl ve yönet’ taktiği uygulanmaya çalışıldığı belirtildi. Hiç bir şekilde baro birliklerine danışılmadan adım atıldığı kaydedine açıklamada 80 baro birliğinden 78’inin plana karşı görüş bildirdiğine dikkat çekildi.

Euronews‘e konuşan İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson, “Türkiye’nin önde gelen baro birlikleri, hak ihlallerinin Türkiye’de yaygınlaştığı bir dönemde adil yargılanma haklarının savunulmasında kilit rol oynuyor” dedi.

Williamson şunları kaydetti: “Hükümet birden fazla baro birliği oluşturmak istiyor ve önde gelen baro birliklerinin ulusal düzeyde temsiliyet gücünü önemli ölçüde azaltmak için harekete geçti, baro birliklerinin otoritesini ve rolünü azaltmak için açık ve net bir şekilde böl yönet taktiği uyguluyor” 

Önerilen değişiklikler, 5 binden fazla avukatın bulunduğu illerde, en az 2 bin avukatlık bir grubun alternatif baro birlikleri kurabileceğini öngörüyor. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin barolarını hedefleyen taslağın mali kaynak dağıtımı açısından da sonuçları olacağı belirtiliyor.

‘Hükümet barolar ile istişare sürecine girmeli’

Uluslararası Hukukçular Komisyonu Avrupa ve Orta Asya Programı Direktörü Roisin Pillay da, “Hükümet, derhal önerilen değişikliği geri çekmeli ve barolarla tam istişare sürecine girmelidir” dedi.Pillay temel hak ve hürriyetler konusunda büyük sıkıntı yaşanırken hükümetin bu yönde adım atarak durumu siyasileştirmeye çalışarak hukukun üstünlüğü ilkelerini daha da zayıflatmaya çalıştığının altını çizdi.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Temsilcisi Dunja Mijatovic de geçtiğimiz hafta Türk hükümetini bu konuda uyarmıştı.

BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri daha fazla çevresel yıkım için sis perdesi olabilir

*Zme Science’tan Fermin Koop tarafından yazılan makale Yeşil Gazete tarafından Türkçeye çevrildi. 

Çevre korumasını sosyoekonomik kalkınma ile uzlaştırması beklenen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin (SKH) aslında biyolojik çeşitliliğin korunmasını sağlayamadığını öne süren yeni bir araştırma çıktı. Araştırma, SKH’nin daha fazla çevresel yıkım için bir sis perdesi olduğunu iddia ediyor.

BM tarafından 2015’te onaylanan SKH, süresi dolmuş Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin yerini alan geniş tabanlı ve bağımsız 17 amaç, 169 hedef ve 247 göstergeden oluşan bir çerçeve. Herkes için daha iyi ve daha sürdürülebilir bir gelecek için bir plan oluşuma amacıyla tasarlandılar.

Ancak; UQ, Ulusal Singapur Üniversitesi, Melbourne Üniversitesi ve Northern British Colombia Üniversitesi‘nden araştırmacılar tarafından yapılan bir araştırma, SKH’ler ve biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik gerçek ilerleme arasında önemli bir uyumsuzluk buldu.

‘Hatalar düzelmezse çevre tahribatını teşvik edebilir’

Araştırmanın yazarlarından James Watson yaptığı açıklamada, “SKH’ler herkes için daha sürdürülebilir bir geleceğin planlaması için kuruldu. Ancak biyoçeşitliliği koruma yeteneklerinde temel yetersizlikler var” dedi.

Watson, “Bu hatalar düzeltilmezse, SKH’ler farkında olmadan sürdürülebilir kalkınma adına çevresel tahribatı teşvik edebilir ifadelerini kullandı.

Ülkelerin performanslarını karşılaştırdılar

Çalışma, ülkelerin bir grup gösterge üzerinden performanslarını inceleyerek, diğer bağımsız ve köklü çevre koruma önlemleriyle karşılaştırdı. SDG ile bağımsız biyoçeşitlilik ve çevre korumaları arasındaki bağlantı yalnızca yüzde yedi pozitiflik gösterdi.

Bu arada derneklerin yüzde 14’ü negatif, çoğunluğu (yüzde 78) ise kayda değer değildi. Araştırmacılar, bu durumun pek çok SKH’nin aslında çevre koruma hedeflerine yönelik ilerlemeyi yeterince yansıtmadığını gösterdiğini ileri sürüyor. Örneğin, kaliteli, güvenilir, sürdürülebilir ve esnek altyapının geliştirilmesine odaklanan SKH 9.1’de durum böyle.

‘Altyapı gelişiminin çevresel etkisi hesaba katılmıyor’

Watson, “Bu SKH, üç kalkınma sütununu da kesiyor, ancak ilişkili göstergeleri, bu tür altyapı gelişiminin zararlı çevresel etkilerini hesaba katmadan yapılıyor. Yalnızca kırsal nüfusa erişilebilirlik, yolcu veya navlun hacimlerine odaklanarak sosyal ve ekonomik konulara öncelik veriyor” dedi.

Yazarlar, küresel olarak, doğaya yönelik tehditlerin son 50 yılda hızlandığını ve bunun da dünya yüzeyinin yüzde 75’inden fazlasında değişikliklere ve bir milyondan fazla türde nüfusun azalmasına neden olduğunu kaydetti.

‘Yeni bir çerçeve gerekli’

Daha güvenilir göstergeler geliştirilmesi gerektiğini söyleyen yazarlar, 2030 sonrası zamana daha uygulanabilir bir SKH’nin yeniden düzenlenmesini istedi. Yazarlara göre hükümetlerin biyoçeşitliliği korumak için daha güçlü küresel bir çerçeveyi benimsemesi gerekiyor.

Bu yıl Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nde yeni bir çerçeve benimsenmesi için görüşmeler yapılacaktı ancak pandemi nedeniyle kara ileri tarihe bırakıldı.

Araştırmanın baş yazarı Ulusal Singapur Üniversitesi’nden Zeng Yiwen, “SKH’ler ekonomik ve sosyal kalkınmayı Dünya’nın doğal varlıkları ve biyolojik çeşitliliğin korunması ile dengeleme ihtiyacıyla ortaya çıkmış olsa da ülkelerden gelen veriler bu dengeyi yansıtmıyor” dedi.

Çorlu tren katliamının ikinci yılı: Adalet rayların altında kalmasın

Tekirdağ‘ın Çorlu ilçesinde 25 kişinin yaşamını yitirdiği tren katliamının üzerinden iki yıl geçti. 8 Temmuz 2018’de Uzunköprü-Halkalı seferini gerçekleştiren trenin devrilmesi sonucu 328 kişi de yaralandı. Hayatını kaybedenlerin aileleri ve Uzunköprü Belediye Başkanı Özlem Becan’ın katıldığı anma töreni Uzunköprü Tren İstasyonunda düzenlendi.

Kazada hayatını kaybeden Oğuz Arda Sel‘in annesi Mısra Öz yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Gerçek sorumlulara ya korunmak için mevki atlatılıyor ya korunmak için görevden alınıyor. Ama biz bu isimleri nasıl ki 25 canımızın ismini unutmayacaksak ve o acıyı hep hissedeceksek, onların da sorumluların ismini de artık onlar kadar iyi ezberledik.

‘Katliamın üzerine gitmekten vaz geçmeyeceğiz’

Çok üzgünüm bu acıyı bize yaşattıkları için, çok üzgünüm böyle bir ülkede katillerin korunduğu için. Çok üzgünüm gelecek nesillerde bu katliamların, eğer gerçek adalet sağlanmazsa, yaşanacağı için.

Biz 25 kişinin ailesi olarak kenetlendik. Hepimizin acısı bir. Benim yüreğim burada bütün annelerin, babaların acısı. Benim yüreğim burada annesini, babasını, kardeşini kaybeden bütün insanların acısı. Hepimiz aynı acıyı çekiyoruz. Bu katliamın üzerine gideceğiz. Adalet istiyoruz, adalet rayların alında kalmasın istiyoruz.”

Mısra Öz, sosyal medya hesabından da şu paylaşımı yaptı: 

‘TCDD benim ve 25 ailenin gözünde bir katil’

Kızı Bihter, iki kız kardeşi ve yeğenini kaybeden Zeliha Bilgin de acısını şu ifadelerle dile getirdi:

Burada olan herkesin benim acımı ve 25 canın acısını yaşadığını biliyorum. 8 Temmuz benim için kıyamet, kara gün. Aslında şu an kendimi katilimin evinde hissediyorum. TCDD benim ve 25 ailenin gözünde bir katil. Katilsiniz, adaletsizsiniz, vicdansızsınız. Çünkü cennet gibi hayatlarımızı cehenneme çevirdiniz.

TCDD benim evladımın katili oldu. Bu acıyla yaşamak o kadar zor ki. Her güne ‘günaydın anneciğim’ diyen ses yok. Ben kızımı ve kadeşlerimi TCDD’ye güvenerek kendi ellerimle gönderdim. Bizler o kadar büyük bir aile olduk ki birbirimize sarıldık ki kendilerini aklayayamayacaklar. Adalet elbet bir gün yerini bulacak.

Bunu iki yıldır söylemekten utanıyorum. Ne diyoruz; bakansa bakan, Devlet Demiryollarıysa siyasetçiyse siyasetçi… Kimse, bunun hesabını vermek zorunda.”

İrfan Kurt‘un kızı Elif Kurt ise, “Bugün Uzunköprü benim için kapkara. Güneş bile açmıyor, arkamdaki dağ devrildi. Adalet istiyoruz bunun bir bedeli olmalı” dedi. 

Çelengi kaldırdılar 

Konuşmaların ardından aileler tarafından tren raylarına çelenk bırakıldı. Mısra Öz, dua okunduğu sırada çelengin bıraktıkları yerden kaldırıldığını belirterek şunları söyledi:

“Ne yazık ki bize acılarımızı anmamıza izin vermediler. Dua okunurken Koyduğumuz çelengi yerinden kaldırdılar. Çelengi alıp işletmenin kapısına koydum. Oraya koyamayacağımı söylediler. ‘Bugün kara gün, bu çelenk de TCDD’nin kara imzasıdır. Bu çelenk de kara imza olarak kapınızda duracak’ dedim. Herkesin gözyaşı döktüğü bu günde şef yüzüme güldü. Bu kara çelenk kaldırılırsa 25 kişinin vebali üzerinde olacaktır. O kara leke onların kapısında kalacak.”

Anmada son olarak katliamda eşini kaybeden ve yaralı kurtulan Ekrem Tuna‘nın Uzunköprü Tren İstasyonu karşısındaki evine yaptırdığı Çorlu Tren Katliamı anıtı ziyaret edildi. 

Sondaj çalışmaları kutup ayılarının yaşamını tehdit ediyor

Gizmodo‘nun haberine göre, kutup ayılarının hamileliklerini geçirmek üzere yaklaşık sekiz ay boyunca kapandıkları yuvaları, petrol ve gaz sondajlarının yol açtığı gürültü kirliliği ve çeşitli faktörler neticesinde güvenli alan olma özelliğini yitirdi.

Sitenin Arctic Journal‘da yayınlanan makaleden aktardığına göre, araştırmacılar 1979-2016 yılları arasında Alaska‘nın güneyindeki kutup ayılarını gözlemleyerek bu sonuca vardı. Araştırma, ayıların, duydukları tüm rahatsızlıklara rağmen, yuvalarına çok bağlı olduğunu ve yalnızca yüzde sekizinin bölgelerini terk ettiğini ortaya koydu.

‘Sondaj çalışmaları son bulmalı’

Ancak araştırmacılara göre, anne kutup ayıların bu bağlılığı kendilerini ve yavrularını bölgedeki iş makinaları tarafından ezilen yuvalarının altında kalmak gibi ciddi risklere açık hale getiriyor. Dahası bu iş makinalarının sondaj sırasında yaydığı titreşimler yuvaya zarar verebilir.

ABD‘de kutup ayılarının yuvalarının korunması için haritalama gibi mekanizmalar olduğuna ancak şirketlerin pek azının faaliyetleri öncesinde bu araçlara dikkat ettiğine değinilen yazıda, Trump yönetiminin Alaska’nın kuzeyindeki sondaj çalışmalarını daha geniş bölgelere yayma politikalarının riskleri daha da arttırdığına dikkat çekildi.

Yazıda asıl çözümün ise kutup ayılarının habitatını yok etmek pahasına yapılan sondaj çalışmalarına son verilmesi olduğu, bunun sera gazı salımını ve küresel ısınma hızını da azaltacağı vurgulandı.