Ana Sayfa Blog Sayfa 2033

Dünyada sadece 300 birey kalan Cross River gorilleri yavrularıyla görüntülendi

Nesli tükenme tehlikesi altında olan Cross River  yıllar sonra ilk kez, üstelik yavrularıyla görüntülendi. Nijerya’da Mbe Dağında kurulan fotokapanlara takılan görüntülerde, yedi yetişkin gorilin yanında değişik yaşlarda birçok yavru bulunuyor. Nijerya’daki doğa korumacıları, dünyanın en tehlike altındaki goril alt türlerinden birine ait grubun, onlarca yıl süren zulümden sonra sayılarının artabileceğine ilişkin umut beslemeye başladıklarını kaydetti. 

Bir zamanlar agresif kaçak avcılğın ardından nesli tükenmiş olduğu düşünülen goriller 1980’lerde yeniden keşfedilmişti. Doğa korumacılar, Nijerya’da yaklaşık 100 goril bulunduğunu ve Kamerun sınırına kadar uzanan 12.000 km2’lik dağlık bir orman alanında yaşayan 300 bireylik bir nüfus olduğuna inanıyor. 

Doğal Yaşamı Koruma Derneği’nin (WCS) alanda gorillerle ilgili yürüttüğü  projenin direktörü Inaoyom Imong, Guardian‘a gorillerin görüntülerinin türün kademeli olarak yeniden dirilişinin en açık işareti olduğunu söyledi. Görüntüler bilim insanlarını sevindirmesine karşın Imong, goriller için daha iyi bir koruma programına ihtiyaç duyulduğunu kaydetti: “Bölgedeki avcılar artık gorilleri hedeflemese de avlanma tehdidi devam ediyor ve koruma çabalarımızın etkinliğini artırmayı sürdürmeye ihtiyacımız var. ”

Cross River gorilleri insanlardan uzak durmalarıyla tanınıyor. Daha küçük kafaları, uzun kolları ve daha açık renkli tüyleriyle kendi türlerinden ayrışıyorlar. Nijerya ve Kamerun’un dağlık bölgelerinde yaşayan Cross River gorilleri nadiren görüntüleniyor. 

WCS tarafından desteklenen ve çevredeki yerel topluluklarda yaşayan 16 muhafızdan oluşan bir ekip, gorilleri ve diğer vahşi yaşamı korumak için söz konusu alan boyunca günlük devriyeler gerçekleştiriyor. Doğa ve hayvan korumacıları, yuvalarını, gübre ve beslenme yollarını belirleyerek gorillerin aktivitesini izliyor. Örgüt yetkililerine göre, son on yılda sadece bir avuç görüntü elde edilebilmişti. 

Yerel Abo kabilesinin lideri Otu Bernard Eban, yoksulluğun ve farkındalık eksikliğinin biyoçeşitlilik açısından zengin bölgedeki birkaç bağlı türe yönelik tehditleri artırdığı uyarısını yaptı, ancak “Bugün bunu görmek umudumu yeniden canlandırıyor” diye konuştu. 

Doğu Karadeniz’de sel: Dere taştı, yollar kapandı, işçiler ölümden döndü

Doğu Karadeniz‘de etkili olan şiddetli yağış, sele yol açtı. Trabzon’da üç katlı bina ile yollar çöktü, mahsur kalan 24 kişi kurtarıldı. Su baskını yaşanan şantiyedeki 15 işçi ve selin ortasında kamyonetiyle kalan sürücü ise kurtarıldı.

Bölgede, Trabzon‘la beraber Rize ve Artvin’de son 24 saatte metrekareye düşen 130 kilogram dolayında yağış düştüğü bildirildi.

Son anda kurtuldular

Trabzon’un Köprübaşı ilçesi Yağmurlu Mahallesi‘nde çöken üç katlı binaya su dolmaya başlaması üzerine ev ahalisinden Abdullah Uzun Yakup ile gelini Muazzez Uzun Yakup son anda kaçarak kurtuldu.

Sürmene ilçesi Karamanlar Mahallesi‘nde de heyelan tehlikesi nedeniyle bir evde mahsur kalan yedisi çocuk, 10 kişi AFAD ve jandarma ekiplerince alınarak güvenli bir bölgeye ulaştırıldı. Yomra’nın Kıratlı Mahallesi’nde ise 14 kişi, iki konutta mahsur kaldı. Sel ve heyelan riski bulunan konutlarda kalanlar, AFAD ekiplerinden yardım çağrısında bulundu.Eve ulaşan ekipler, 2’si yaşlı ve yatalak, 2’si bebek, 14 kişiyi tahliye etti.

Şantiyeyi sel aldı

Gülyurdu Mahallesi‘nde yol şantiyesi sel altında kaldı. Şantiyede çalışan 15 işçi, selin geldiğini son anda fark ederek araçlarına sığındı. Yomra’da da Özdil-Oymalı grup yolu heyelan sonucu ulaşıma kapandı.

Kamyonetiyle selin ortasında mahsur kalan ve yamaçtan gelen heyelan yüzünden dereye sürüklenme tehlikesi yaşayan Bayram Kabil’in yardımına yol açma çalışması yürüten kepçe operatörü yetişti.

Rize’de dere taştı 

Rize’de etkili olan sağanak nedeniyle derelerin su seviyeleri yükseldi. Çayeli ilçesi Köprübaşı köyünde yaklaşık 70 metreden dökülen Ağaran Şelalesi‘nin debisi, şiddetli yağışların ardından arttı, şelaleden gelen suyun boşaldığı dere taşarak yolu ulaşıma kapattı. Kentte Salarha, Güneysu ve İkizdere derelerinin su seviyeleri de yükseldi.

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, beraberinde Sürmene Belediye Başkanı Rahmi Üstün ile birlikte sel ve heyelan bölgelerinde inceleme yaptı.

Trabzon ve Rize en  riskli bölgeler

İklim değişikliği nedeniyle Karadeniz’in sularının aşırı ısınması, Doğu Karadeniz’i bu tür aşırı iklim olaylarıyla sık sık yüz yüze getiriyor. Bastıran ani ve aşırı yağışlar yüzünden en çok etkilenen iller arasında, dere yataklarına ev yapma alışkanlığının da yüksek olduğu Rize ve Trabzon önde geliyor. Son 90 yılda bölgede meydana gelen afetlerde ise 700’e yakın kişi sel, heyelan ve taşkınlarda hayatını kaybetti

‘Şavşat’a gelme TOKİ, söyletirsin bize köti!’

Şavşatlılar Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın ortak çalışmalarıyla hazırlanan “Her Yıl 100 Bin Yeni Sosyal Konut” projesi kapsamında Artvin‘e yapılacak olan TOKİ evlerine karşı çıkıyor.

Şavşat Dernekleri Federasyonu sosyal medya hesabından yayınladığı açıklamada Şavşat’ın doğal güzelliklerinin ve yaşam alanlarının son on yılda HES’ler, taş ve kum ocakları ve ağaç kesimleriyle talan edildiği hatırlatıldı.

‘Otantik evler restore edilsin’

Açıklamada halkın konut ihtiyacının karşılanması için projeler yapılacaksa, bunun bölgenin dokusuna uygun olması ya da bunun yerine eskiyen evleri restorasyonuna ağırlık verilmesi gerektiği ifade edildi:

Devlet, sosyal devlet olarak, TOKİ kanalı ile halkına, köylüsüne iyilik yapıp, insani barınma koşulları olan konut yapmak istiyorsa, köy evlerimizin mimari yapısına uygun köy evleri projeleri için köylülerimize sabit faizsiz kredi vererek köylülerimizin eskiyen otantik köy evlerinin restorasyonunu yapsın.

Ya da Cittaslow kriterlerine de uygun yeniden otantik köy evlerini maliyetine yapsın, bu kriterlere uygun köylülere faizsiz sabit krediler verilsin.

‘Ana baba ocağında huzur içinde yaşamak istiyoruz’

Açıklamada, emekli olan yerliler başta olmak üzere pek çok kişi için kentten köye dönüşün temel nedeninin şehirdeki gerilim ve stresten uzaklaşmak olduğu belirtildi ve “Köylerimizde, ana baba ocağında, huzur dayanışma ve imece içinde yaşamanın mutluğunu ile yaşamak istiyoruz” denildi.

Açıklamanın sonunda ise şu ifadeler yer aldı:

Şavşat’a gelme TOKi
Söyletirsin bize köti

İstemeyiz Tokinin Beton ev ocağını,
Bizim kalsın ata dede ahşap ocağı,

#Sahip çıkarsak bizimdir. #

Beş yıl önce ‘Sakin Şehir’ oldu

Artvin’in Şavşat İlçesi bundan beş yıl önce İtalya‘nın Milano kentinde düzenlenen törenle Cittaslow (Sakin Şehir) ünvanı almıştı.

1999 yılında İtalya’da kurulan Belediyeler Birliği’nin verdiği isim, İtalyanca şehir (Citta) ve İngilizce yavaş (slow) sözcüklerinin birleşiminden oluşuyor.

Sakin Şehir ünvanı, aday kentlere, ünvanla aynı adı taşıyan “Cittaslow” birliği tarafından belirlenmiş 70 kriterin sağlanması durumunda veriliyor.

CHP’li Karaca: Türkiye’nin gölleri alarm veriyor

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, ülkedeki tüm göller için kuruma tehlikesi bulunduğunu açıkladı.

Tüm dünyada sulak alanlarda yaşanan sorunların Türkiye’de yanlış su politikası nedeniyle daha kötü boyutlarda olduğunu ifade eden Karaca, ülkedeki göllerin 59’unun kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını vurguladı. 

Biçer-Karaca’nın, hazırladığı rapora göre toplam 59 gölden yedisi için neredeyse geri dönüşü olmayan bir noktaya gelinmiş durumda. Sekiz göl planlanmakta olan bir proje ya da yanlış su politikası yüzünden tehlikede, 36’sı ise kuraklık tehdidiyle karşı karşıya. Sekiz göldeki kuraklık tehdidi de başlangıç aşamasında bulunuyor.

Endüstriyel faaliyetler, barajlar, HES’ler…

Rapora göre, göllerin tehdit altında olmasının ana nedenleri arasında, endüstriyel faaliyetler, havzalar arası su transferi, barajlar ve HES’ler, yanlış tarımsal uygulamalar, çöp doldurma alanları, tehlikeli atık işleme, yapılaşma, maden işleme artığı, kömür işleme yer aldı.

Göller Bölgesi’nde yer alan Eğirdir, Beyşehir, Akşehir, Burdur gibi göllerin kuruma ve kirlilik tehdidi ile karşı karşıya olduğu belirtilen raporda, şu tespitlere yer verildi:

Eğirdir Gölü

Alan üzerindeki tehditlerin başında kontrolsüz sulama suyu alımı ve DSİ’nin çok sayıda sulama projeleri sebebiyle gölün su rejimine yaptığı müdahaleler gelmekte. Gölün su seviyesi son 25 yıl içinde 2,5 metre azaldı.

Kovada Gölü

Milli Park statüsüne sahip olan Kovada Gölü Havzası, gölden tahliye edilen sular üzerinde kurulu Kovada 1 ve Kovada 2 hidroelektrik santrallerinin tehditi altında.

Burdur Gölü

Göl mevcut kapasitesinin üçte birini kaybetti. Önleyici bir eylemde bulunulmaması durumunda, tahminlere göre 2040 yılında gölün önemli bir kısmı yok olacak. Yaşadığı tahribatların nedeni, göle yapılan kontrolsüz tarımsal, evsel ve endüstriyel deşarjlardır.

Beyşehir Gölü

Son yıllarda gölün su seviyesi, gölü besleyen yüzey ve yer altı sularının kullanımı nedeniyle önemli derecede düştü. Göl ve göle ulaşan dereler, yakındaki ilçelerden boşaltılan atıklar ve tarım alanlarından gelen sızıntılar nedeniyle kirleniyor.

Öneriler

CHP’li Biçer-Karaca, göllerin kuruma tehlikesinden kurtulması için yapılması gerekenleri de sıraladığı raporunda şu ifadeleri kullandı:

  • Sulak alanların yönetim planları, iklim krizi, su fakirliği, biyoçeşitlilik gibi öncelikler gözetilerek yapılmalıdır.
  • Sulu tarım yerine daha az veya hiç su tüketmeyen ürünlerin havza bazında yaygınlaştırılmalıdır.
  • Kapalı sistem yeme dayalı hayvancılık yerine açık mera hayvancılığının yaygınlaşması gerekmektedir.
  • Atalık tohumlar yaygınlaştırılmalı ve tarım politikaları doğa dostu uygulamalara dönüştürülmelidir. 

Su Politikaları Derneği’nin “Doğal Göller ve Sulak Alanlardaki Su Yönetimi Sorunlarımız ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporuna göre ise, Türkiye’de hem iklim krizinin olumsuz etkileri hem de kirlilik nedeniyle 300’e yakın irili ufaklı gölün yüzde 60’ı kurumuş durumda

Sidney yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanmaya başladı

Avustralya‘nın Sidney şehrinde, merkezi ticaret bölgesi ve çevresindeki banliyölerden oluşan alanda yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanılmaya başlandı. Bir sonraki aşama ise, 10 yıl içinde yarım milyon dolarlık tasarruf sağlayacak  ve 200.000 ton CO2 emisyonunun atmosfere girmesini önleyecek bir projenin hayata geçirilmesi. 

Global Citizen‘in aktardığına göre, Sidney’in başkenti olduğu Yeni Güney Galler eyaletinde bulunan iki güneş çiftliği ve bir rüzgar çiftliği, kentin 115 binasına, 75 parkına, 23.000 sokak lambasına, çeşitli spor tesislerine ve depolara güç verecek. Tarihi anlaşma, Avustralya’daki herhangi bir konsey tarafından yapılan en önemli yeşil enerji anlaşmasına işaret ediyor.

Moore: İklim acil durumunun ortasındayız

Belediye Başkanı Clover Moore, elektrik perakendecisi Flow Power ile yapılan anlaşmanın Avustralya’nın emisyon azaltma hedeflerinin gerçekleşmesine yardımcı olacağını ve güneş çiftliklerinin bulunduğu Wagga Wagga ve Nowra ile Sapphire Rüzgar Çiftliği yakınlarındaki Inverell‘deki girişimlerin çok daha büyümesine yol açacağını duyurdu. 

Yaptığı basın açıklamasında sera gazı emisyonları açısından etkili ve kanıta dayalı iklim önlemleri almalarının kritik önem taşıdığını belirten Moore “Bir iklim acil durumunun ortasındayız. Emisyonları azaltacak ve yeşil enerji sektörünü büyüteceksek, hükümetin tüm birimleri acilen yenilenebilir enerjiye geçmelidir”diye konuştu. 

Sapphire Rüzgar Çiftliği’nin ortağı ve CWP Yenilenebilir Enerji Şirketi’nin CEO’su Jason Willoughby de ülkenin diğer şehirlerinin ve büyük Avustralyalı işletmelerin Sydney’in yenilenebilir enerjiye geçişinden ilham almasını umduğunu söyledi. Willoughby şöyle konuştu: “Rüzgar, fosil yakıtlara çok ihtiyaç duyulan alternatifi sağlayan doğal bir enerji seçimi. Umarız bu da diğer konseylere ve organizasyonlara Sydney’in liderliğini takip etmeleri için ilham verir.”

Sydney, bir süredir iklim değişikliğine karşı mücadele programı yürütüyor. Şehir, 2007 yılında karbonnötr hale gelmiş ve Avustralya’da dört yıl sonra karbonnötr sertifikası alan ilk yerel hükümet olarak resmen sınıflandırılmıştı. 

Kent yönetimi ayrıca, 2019’da sera gazı emisyonlarını azaltma ve deniz seviyesindeki yükselme, yangın ve kuraklık gibi aşırı iklim olaylarına karşı planlama yapma sözü veren 43 şehir arasında yer aldı. 

Yeni temiz enerji anlaşmasıyla şehrin 2030’dan altı yıl önce, söz verdiği emisyonları yüzde 70 azaltma hedefine ulaşması bekleniyor. 

Dünya Meteoroloji Örgütü: 1.5 derece sınırının gelecek beş yıl içinde aşılma olasılığı iki misli arttı

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), gelecek beş yıl içinde küresel ısınmanın 1.5 derece sınırını aşmasının, Sanayi Devrimi öncesi döneme göre çok daha yüksek bir ihtimal haline geldiğini söyledi. WMO’nun İngiltere ofisi tarafından yapılan değerlendirmeye göre bunun 2024’ten önceki herhangi bir yılda gerçekleşmesi olasılığı yüzde 20’ye yükseldi.

Bilim insanlarına göre küresel ısınmanın yüzyıl boyunca 1.5 derecenin altında tutulması halinde iklim değişikliğinin en ağır sonuçlarından kaçınabilmek mümkün olabilir, nitekim Paris Anlaşması bunu hedefliyordu.

Batı Avrupa’da fırtınalar olacak

BBC‘den Matt McGrath‘in aktardığına göre, araştırmacılar dünyanın yıllık ortalama sıcaklığının 1850’lerden bir derece fazla olduğunu zaten söylüyordu; bu muhtemelen gelecek beş yıl böyle gidecek. Ancak söz konusu çalışma, öncekilerin gösterdiğinin aksine, gelecek beş yıl içindeki 1.5 dereceli artışın aşılması olasılığını ikiye katladı.   

Bilim insanları dünyanın bazı kısımlarının bu ısınmayı farklı hissedeceğini belirtiyor. Söz gelimi Arktik‘te sıcaklıklar iki katına çıkacak. Yine tahminlere göre gelecek beş yıl içinde, yükselen deniz seviyeleri Batı Avrupa’da daha fazla fırtınaya yol açacak.

Yapılan çalışma, doğal değişkenliği ve insan faaliyetlerinden kaynaklanan karbon emisyonlarının etkisini göz önünde bulunduruyor; ancak modellemelerin koronavirüs salgınının neden olduğu CO2 emisyonlarındaki düşüşü dikkate almadığı belirtiliyor. WMO, bunun 2020’lerin başlarındaki sıcaklıkları etkilemesinin olası olmadığını söylüyor.

Taalas: ‘Koronavirüs yavaşlaması’ iklim eyleminin yerine geçmez

WMO Genel Sekreteri Prof Petteri Taalas, “Covid-19 salgını yüzünden görülen endüstriyel ve ekonomik yavaşlamanın sürekli ve koordineli iklim eyleminin yerine geçmediğini sürekli olarak vurguluyoruz” ifadelerini kullandı: 

Atmosferdeki karbondioksitin ömrünün çok uzun olması nedeniyle, bu yıl emisyonlardaki düşüşün etkisinin, küresel sıcaklık artışlarını sağlayan CO2 atmosferik konsantrasyonlarının azalmasına yol açması beklenmiyor. 

Covid-19 ciddi bir uluslararası sağlık ve ekonomik krize yol açmış olsa da, iklim değişikliğiyle başa çıkmamak insan refahını, ekosistemleri ve ekonomileri yüzyıllar boyunca tehdit edebilir. Hükümetler, kurtarma faaliyetlerinin bir parçası olarak iklim eylemini benimseme fırsatını kullanmalı ve daha doğru büyümeyi sağlamalıdır.” 

Önümüzdeki yıllardan birinde 1.5C eşiğinin aşılması halinde uzmanlar bunun hedeflerin geçersiz olduğu anlamına gelmeyeceğini vurguluyor, ancak bu durum daha tehlikeli, daha sıcak dünyaya uzun vadeli bir geçişi önlemek için bir kez daha önemli emisyon kesintilerinin aciliyetinin altını çiziyor. 

Sakarya’da havai fişekleri taşıyan kamyon da patladı: Üç asker hayatını kaybetti

Sakarya Hendek’te 3 Temmuz günü patlama yaşanan Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda patlamayan malzemeleri imhaya götüren kamyonda patlama oldu. Saat 12.00 civarında yaşanan patlamada üç askerin hayatını kaybettiği ve altı kişinin de yaralı olduğu bildirildi. 

Olay yerinden medyaya açıklama yapan Taşkısığı Mahallesi Muhtarı Muharrem Bektaş, olay öncesinde jandarmanın kontrollü patlama yapılacağını duyurduğunu ve halkı uyardıklarını söyledi. Orman içinde daha önce taş ocağı açılan ancak artık kullanılmayan bölgede kontrollü patlama yapılmak istendiğini ancak olay yerine gittiklerinde malzemeyi taşıyan aracın parçalandığını ve yaralı asker ve siviller gördüklerini belirten Bektaş, çok sayıda ambulansın olay yerine geldiğini anlattı.

Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce de tam taşınma anında aracın durduğu ve askerin kontrol yaptığı yerde patlama olduğunu söyledi.

Soylu: 15 ton patlatılmıştı, 1.5 ton kalmıştı

Olay yerine giden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu havai fişek fabrikasında yaşanan patlama sırasında patlamayan mühimmatın imhası için yerel yetkililerin jandarma gözetiminde bu bölgede imha faaliyetini sürdürmeye karar verdiğini anlattı. Soylu bu süre zarfında 15 tona yakın patlayıcı maddenin imha edildiğini söyledi.

Bakan şunları kaydetti:  “Patlayıcılar havai fişek olunca oranın ormana yakın olması nedeniyle burada patlatılması noktasında ilgili arkadaşlarımız karar verdiler. Bu noktada, imha timinin eşliğinde bir patlama işlemi gerçekleşti. Son bir buçuk tonluk patlama işlemi varken bu üzücü olay gerçekleşti. Patlamanın nedeni yapılacak soruşturma neticesinde sonuçlanacak.” Soylu aracın sürücüsünün durumunun ağır olduğunu ve ameliyata alındığını bildirdi. 

TMMOB: İş güvenliği alanı yeniden düzenlenmeli  

Patlamanın ardından bir açıklama yayımlayan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz ise “Artık sistematik hale gelen bu patlama ve iş cinayetlerinin önüne geçmek için derhal ciddi adımlar atılmalıdır” dedi.

Koramaz açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“İhmal, tedbirsizlik ve sorumsuzluklar yüzünden yaşadığımız can kayıplarının acıları birbirine karışmaya devam ediyor. 3 Temmuz’da Hendek’te yaşanan patlamadan arta kalan patlayıcıların taşınması sırasında yaşanan yeni bir patlama bir kez daha yüreklerimize acı düşürdü.

Patlamada hayatını kaybeden 3 askerimizin ailesine başsağlığı diliyoruz. Yaralanan 6 askeri personelin en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını diliyoruz.

Gerekli risk kontrol tedbirlerinin uygulanmaması sonucunda yaşanan bu patlama ve can kayıpları, ülkemizdeki iş güvenliği alanında yaşanan sorunun büyüklüğünü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Artık sistematik hale gelen bu patlama ve iş cinayetlerinin önüne geçmek için derhal ciddi adımlar atılmalıdır.

İşçi sağlığı, kamusal bir sorundur

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusu toplumun bütününü ilgilendiren kamusal bir sorundur. TMMOB olarak yıllardır dile getirdiğimiz hukuki adımlar derhal atılarak iş güvenliği alanı, çalışanların can güvenliğini öne alan, işverenin ve kamu otoritesinin sorumluluğunun altını çizen bir çerçevede yeniden düzenlenmelidir.”

Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda geçen hafta yaşanan patlamada yedi kişi ölmüş, 126 kişi yaralanmıştı.

 

İSİG: Altı ayda en az 934 iş cinayeti işlendi

Böylece 2020 yılının ilk yarısında iş cinayetlerinde en az 934 işçi öldü. İş cinayetlerinin son adreslerinden biri Sakarya Hendek’teki hava fişek fabrikası olmuştu. Fabrikadaki patlamada yedi işçi öldü, 114 işçi yaralandı.

İSİG’in 2019 raporunda, geçen yıl toplam 1736 işçinin çalışırken öldüğü belirtilmişti. 2020 raporunda iş cinayetlerine ilişkin şu bilgiler verildi:

  • Ölenlerin 4’ü kadın, 184’ü erkek. Kadın işçi cinayetleri tarım ve sağlık işkollarında gerçekleşti.
  • 8 çocuk işçi can verdi. Çocuk işçi cinayetleri tarım işkolunda gerçekleşti.
  • Ölenlerin yaş ortalaması ücretliler de (işçi ve memur) 39 yaş.
  • 51 yaş ve üstünde çalışırken ölen 57 emekçi bulunuyor.
  • 6’sı Afganistanlı, 1’i Suriyeli, 1’i Türkmenistanlı olmak üzere 8 mülteci işçi yaşamını yitirdi.
  • Ölen işçilerin 3’ü sendikalı. Sendikalı işçiler güvenlik ve belediye işkollarında çalışıyordu.

Bir katliam haberi de Dersim’den: Dağ keçileri avı için ihale açıldı

Müdürlüğün aldığı karara gör, Dersim’in Aliboğazı ve Salördek bölgesinde beş, Darıkent ve Gökçek bölgesinde beş, Büyükyurt ve Çıralı bölgesinde beş ve Derindere ile Kocatepe bölgesinde iki olmak üzere toplamda 17 dağ keçisinin katledilmesinin planlandığı ihale, 13 Temmuz günü yapılacak.

Vali yasaklamıştı

Daha önce kentte avcılığın yasaklanması için imza kampanyası düzenlemiş, 2019 yılında da dağkeçilerinin gerek yasal gerekse yasadışı avlanmasına artan tepkiler üzerine dönemin Valisi Tuncay Sonel imzasıyla ildeki tüm avcılık faaliyetlerini yasaklayan bir karar alınmıştı.

Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen, kaçak avcılığa karşı yaban avını denetleme görevini yürüten İl Çevre Orman İşletme Müdürlüğü’nün ve kanunlara göre yaban hayatını koruma konusunda sorumluluk, denetleme yetkisi bulunan muhtarlıklar, belediyeler ve karakolların duruma yeterince müdahale etmediklerini ifade etti. 

Şen şunları söyledi: “Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’ne (Bern Sözleşmesi) göre ilimiz coğrafyasında bulunan çengel boynuzlu dağkeçileri ve bezuvarlar nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan ve kesin olarak koruma altına alınması gereken hayvan (fauna) türleri olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda Doğu Karadeniz Bölgesi’nde de görülen çengel boynuzlu dağkeçileri koruma altına alınmıştır. Ancak İl Valilik Av Komisyonu’nda, korunması gereken tür olarak bilinmesine rağmen, altına imza atılmış bulunan uluslararası sözleşmeye aykırı davranılarak yasal çerçevede bu türün avlanması için kota belirlemiştir. Böylece Bern Sözleşmesi de çiğnenmektedir.”

Yedi işçinin öldüğü havai fişek fabrikasının sahibi: Sorumluluk çalışanlarda

Sakarya Hendek‘te patlayan havai fişek fabrikasının sahibi Yaşar Coşkun, yedi işçinin hayatını kaybettiği  patlamayla ilgili kimya mühendisleri, iş güvenliği uzmanları ve işçilerin sorumlu olduğunu savunarak, “Kontrol ve sorumluluk bende değil. Yaklaşık üç-dört yıldır fabrikaya nadiren gelirim” dedi.

“Bunun, belirlenmesinin sorumluları ise kimya mühendisleri ve iş güvenliği uzmanıdır. Uyarılara rağmen işçiler fazla malzeme getirmeye devam ediyorsa işçiler de sorumludur. Bunun kontrolü ve sorumluluğu bende değildir. Bu hususta iş güvenliği ve sorumlu müdür deftere yazmış ise de bana iletmemiştir.

Ayrıca defter önüme gelmemiştir. Gelseydi zaten imzam olurdu. Yapılan iş güvenliği toplantısına en son 4-5 sene kadar önce katılmıştım. Bundan sonra toplantılara katılmadım çünkü fabrikanın işveren vekili Asiye Hanım’dır. İmza yetkisi ondadır. MÜSİAD Başkanı olduğum için çok yoğunum. Yaklaşık 3-4 yıldır fabrikaya nadiren gelirim. İş güvenliği uzmanı Aslı Bozkurt’un tespitleri varsa çalışmaya neden devam etti ya da neden durumu deftere yazmadı. Çalıştığı sürece de bana herhangi bir eksiklik bildirmemiştir. Ayrıca fabrikada yılda 3-4 denetim yapılırdı. Kesinlikle bize denetimden önce haber gelmezdi.”

Ancak çalışanlar ifadelerinde denetimlerin bir gün öncesinden kendilerine haber verildiğini söylemişti. İş güvenliği uzmanı da deftere her şeyi yazamadığını açıklamıştı. 

Koronavirüs salgını sürecinde işlerin yavaşlatılarak, malzemelerin depoya kaldırıldığını ifade eden Coşkun, “Bu süreçte üretilen malzemenin hangi depoya konulduğunu depocular bilir. Hangi depoda ne kadar iyi mal, malzeme vardı, bunu ben bilmiyorum. Ne kadar ürün stoklandığını da bilmiyorum. Ancak çok aşırı bir yığılma olmamıştır” dedi.

‘Tazminat peşine düştüler‘

Fabrikadaki yetkililerin işçilerin daha fazla üretim yapması için baskı yapıldığı yönündeki beyanlarına da değinen Coşkun, şu ifadeleri kullandı: “İşçilere baskı yapılmaz. Herkesin üreteceği mal standarttır. Bu iddialar, medyanın veya müştekilere tazminat davalarında vekillik etmek isteyen avukatların ve sigorta şirketlerinin yönlendirmesi sonucu verdikleri ifadelerdir. Kulağımıza vefat eden Ramazan Kor’un ailesinin daha cenazeyi almadan tazminat peşine düştüğü duyumları geldi.”