Ana Sayfa Blog Sayfa 2014

İzmir’de ‘deniz manzaralı’ orman yangın

İzmir‘in Seferihisar ilçesindeki Sığacık Mahallesi‘nde orman yangını çıktı. Akkum mevkisinde, henüz belirlenemeyen bir sebepten çıkan yangın için  bölgeye çok sayıda ekip sevk edildi.

İzmir Orman Bölge Müdürlüğü‘nün 10 arazöz, üç helikopter ve bir uçakla müdahale ettiği yangının yerleşim yerlerine ulaşmadan kontrol altına alındığı ancak çalışmaların halen devam ettiği bildirildi. Yangında ne kadarlık bir ormanlık alanın zarar gördüğü kesin olarak tespit edilemese de, geniş bir alanın yandığı belirtiliyor. 

Seferihisar’da tatilini sürdüren ünlü yönetmen Çağan Irmak da sosyal medya hesabından bölgedeki durumu paylaştı. Irmak, “Şu an Seferihisar’ın hali bu, yanıyor. Çocukluğumuzun Çamlık‘ı, her taraf perişan halde. Yanıyoruz” dedi. 

Turistik alanda çıkan yangınla ilgili sosyal medyada büyük tepki gösterildi: 

https://twitter.com/meleekozcirpan/status/1163460479840325635

https://twitter.com/nurjeyn/status/1285571154237952001

 

 

ABD’nin Portland kentinde protestocular mahkeme binasını ateşe verdi

ABD‘nin Oregon eyaletinin en büyük kenti Portland‘da göstericiler polis şiddetine karşı eylemlerine devam ediyor. Siyah vatandaş George Floyd‘un 25 Mayıs’ta gözaltı sırasında boğularak öldürülmesinden bu yana ırkçı polis şiddetine karşı eylemlerin durmadığı eyalette, ABD Başkanı Donald Trump yerel yetkililerin direnişine karşın federal polisleri görevlendirdi. 

Geçen hafta sonu mahkeme binasını korumak için yerleştirilen engelleri aşan göstericiler son olarak federal mahkeme binasının girişini ateşe verdi.  Portland polisinden yapılan açıklamada, federal güvenlik güçlerinin bina içerisinden çıkarak protestocuları dağıttığı ifade edildi.

Portland Belediye Başkanı Demokrat Partili Ted Wheeler, federal güvenlik güçlerinin Portland’daki varlığının şiddeti büyüttüğü görüşünde. ABD’nin pek çok kentinde olduğu gibi Portland’da da protestolar uzun süre daha devam edeceğe benziyor.

Kadınlardan eylem çağrısı: İstanbul Sözleşmesi başka Pınarlar olmasın diye var

Kadınlar, Muğla’nın Ula ilçesinde ayrıldığı eski sevgilisi Cemal Metin Avcı tarafından önce öldürülen daha sonra da ormanlık alanda bir varilin içerisinde konularak gömülen Pınar Gültekin için sokağa çıkma çağrısı yaptı.

Kadın Meclisleri, Ankara Kadın Platformu ve Kadınlar Birlikte Güçlü gibi kadın örgütlerinin çağrısıyla 21 Temmuz akşamında yurt genelinde eylem yapılması planlanıyor. bianet’in aktardığına göre altı farklı ilde gerçekleşecek eylemler şu şekilde:

  • Ankara – 19:00’da Kızılay Çankaya Belediyesi önü.
  • İstanbul – 19:30’da Beşiktaş Barbaros Meydanı.
  • İstanbul – 20.00’da Kadıköy’deki Eminönü İskelesi
  • İzmir – 19:00’da Erbil Süel önü.
  • Adana – 18:30’da Atatürk Parkı önü.
  • Samsun- 19:30 Süleymaniye Geçidi

‘Hayır dediği için öldürüldü’

Kadınlar Birlikte Güçlü tarafından yapılan çağrıda Her kadın cinayetinin arkasında yatan sebep ile öldürüldü Pınar Tekin. Bir erkeğe ‘hayır’ dediği için. İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmak isteyenler kadınlar erkeklere ‘hayır’ diyemesin, ‘hayır’ derse yaşayamasın istiyor” denildi.

Öte yandan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk da sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “Muğla’da katledilen Pınar Gültekin kızımızın acısı yüreğimizi yaktı; bir canımıza daha kıyıldı. Davaya müdahil olarak katilin en ağır cezayı alması için hukuki sürecin yakın takipçisi olacağız” dedi. 

Neler yaşandı?

Cemal Metin Avcı.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi Pınar Gültekin, 16 Temmuz’da Menteşe ilçesindeki alışveriş merkezine gitmek için evinden ayrılmıştı.

Aynı gün içerisinde ablası Sibel Gültekin ile telefonla görüştükten sonra bir daha kendisinden haber alınamamıştı. Ailesi, genç kadın için Akyaka Jandarma Komutanlığına kayıp ihbarında bulunmuştu.

Yaklaşık beş gün sonra Pınar’ın cesedi Menteşe ilçesinde ormanlık alanda bulundu. Cemal Metin Avcı isimli erkek gözaltına alındı ve suçunu itiraf etti. Zanlının ifadesinde ‘Bir anlık nefret ile öldürdüm’ dediği belirtiliyor.

Greenpeace ve Uluslararası Af Örgütü ofislerine pembe boyalı eylem

Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) hareketinin kurucularından Roger Hallam tarafından kurulan Beyond Politics partisi Londra’da dikkat çekici bir eyleme imza attı.

Bir araya gelen parti üyeleri Uluslararası Af Örgütü’nün ve Greenpeace’in ofislerine pembe boya dökerek kurumları iklim ve ekolojik krizin yarattığı toplumsal çöküş ile yeterince etkin mücadele etmemek ile suçladı.

Greenpeace Londra ofisi

‘İnsanları kandırdınız’

Ofis girişlerinin aynı zamanda partinin kurumsal rengi olan pembe boya ile boyandığı eylemde iki kuruma yönelik şu tepkiler dile getirildi:

On yıllardır genç ve yaşlıların umutlarını sömürdünüz. Aylık 3 Euro vermeleri halinde onların yerine dünyayı kurtarabileceğinize inandırdınız. E-postaların, imza kampanyalarının, nazik lobiciliğin bu işi yapabileceğine dair onları kandırdınız. Bunca süre tek yaptığınız data toplamak ve kendinize para kazandırmaktı.

Parti tarafından yapılan açıklamada “Sıradan zamanlarda ofislerinize boya atmayı hayal etmezdik. Ama bunlar en sıra dışı, berbat zamanlar. Şimdi adım atma veya yoldan çekilme zamanı” denildi.

 

Kutup ayılarının nesli bu yüzyılda tükenebilir

Toronto Üniversitesi‘nce yapılan araştırma Kuzey Kutbu‘ndaki deniz buzlarının hızla erimesinin kutup ayılarının hayatta kalabilme güçlerini sınıra getirdiğini ortaya koydu.

BBC Türkçe‘nin haberine göre Toronto Üniversitesi’nden Dr. Peter Molnar, kutup ayılarının küresel ısınmanın simgesi haline geldiğini belirtti ve buzullar eridiği taktirde kutup ayılarının gidecek yeri olmadığını söyledi.

‘Yavrularını emzirecek kadar yağ depolayamayacaklar’

Kutup ayıları Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından nesilleri tükenme tehlikesine açık hayvanlar olarak sınıflandırılıyor. Tehlikenin ana sebebi ise iklim değişikliği.

Kuzey Kutup Bölgesi‘nin farklı kesimlerinde kutup ayılarının hayatta kalabilme eşiklerini hesaplayan araştırmacılara göre, bazı bölgelerde eşik şimdiden aşılmış durumda.

Polar Bears International’dan Dr. Steven Amstrup, BBC’ye konuşarak anne kutup ayılarının buzların erime mevsimine kadar yavrularını emzirecek kadar yağ depolayamayacağını söyledi ve “Yiyecek olmadan hiçbirimiz uzun süre ayakta kalamayız. Bu tüm canlı türleri için biyolojik bir gerçeklik” dedi.

Ancak Dr. Amstrup tamamen karamsar değil:

Kutup ayılarının nesline yönelik tehdidin bu kadar yakın olması, gelecekte karşılaşacağımız en büyük tehlike için bize bir uyarı niteliğinde. Kötü bir gidişat var. Ama birlikte hareket edebilirsek hâlâ kutup ayılarını kurtarabiliriz. Bunu başarabilirsek bizler dahil bundan yeryüzündeki tüm canlılar fayda sağlayacak.

‘2100’e kadar birkaç sürü hariç hepsi yok olacak’

Araştırmaya göre, sera etkisi yapan gaz emisyonlarının yüksek olduğu bir senaryoda 2100’e kadar birkaçı dışında tüm kutup ayı sürüleri yok olacak. Araştırmada karbon emisyonlarının orta derece azaltılması hedeflerinin tutturulması halinde bile bazı bölgelerde kutup ayısının kalmayacağına işaret ediliyor.

Uzmanlar, yetişkin kutup ayılarının 255 güne kadar aç kalabildiklerini fakat yavruların açlığa uzun süre açlığa dayanamadıklarını söylüyor.

Kutup ayıları, Kuzey Buz Denizi‘nde buz tabakaları üzerinde avladıkları foklarla besleniyor. Buz tabakalarının parçalanması nedeniyle hayvanların yiyecek bulmak ve yavrularını besleyebilmek için çok uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıkları ve yiyecek bulma şanslarının düşük olduğu kıyılara indikleri belirtiliyor.

Kırılgan erkeklik ve koronavirüs: Neden maske takmayı daha çok erkekler reddediyor?  

Uzmanlar etkili bir aşı geliştirilene kadar koronavirüs salgınından korunmak için en etkili yöntemin hala maske takmak olduğunu belirtiyor. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu pek çok ülkede bu tavsiye bir zorunluluk haline getirildi ve bu kurala uymayanlar yüklü paralarla cezalandırılıyor.

Ancak hem para cezasına hem de maskenin etkisini kanıtlamak için yapılan deneylere rağmen toplumlarda maske takmaya karşı bir direnç olduğundan söz edebiliriz. Toplumun en fazla direnen kesimini ise erkekler oluşturuyor.

Toplum ne diyor, siyasiler ne yapıyor?

ABD’de yapılan bir araştırma maske takmanın kişinin inisiyatifine bırakıldığı durumda erkeklerin yalnızca yüzde 29’unun ev dışında maske takacağını söylediğini belirtiyor. Buna karşılık kadınlarda ise bu oran yüzde 45.

Yalnızca toplumun genel kesiminde değil, bu eğilimi siyasi figürlerin tercihlerinde de görebiliyoruz. ABD Başkanı Donald Trump’ın maske takmaktan itinayla kaçındığını zaten biliyoruz. Ancak Trump’ın kızı İvanka Trump ile aynı zamanda damadı olan danışmanı Jared Kushner’ın fotoğrafları tercihlerdeki cinsiyetçiliği ortaya koyuyor. İvanka Trump topluluk içerisinde maske takmayı tercih ediyor çünkü kendisinin partnerinin aksine koruması gereken kırılgan bir erkekliği yok.

Huff: Bu saçmalığı durduralım! Kim benimle?

Ünlü beysbol oyuncusu Aubreyy Huff da maske takmayı reddeden erkeklerden. Hatta artık maske takmayacağını ve zorlamanın anayasa aykırı olduğunu belirttiği açıklamasında “Şimdi bu saçmalığı durduralım! Kim benimle?” çağrısını dahi yaptı.

Oyuncu bu yorumuyla bir yandan başkalarının sağlığını tehdit ettiği gerekçesiyle eleştirilirken bir yandan da kısa sürede 40 bin beğeni topladı. Tahmin etmek zor olmayacak ki beğenenlerin çoğunluğunu da erkekler oluşturdu.

Domuz gribi ve SARS salgınlarında benzer eğilim

Cinsiyetçi tercihler yalnızca koronavirüs salgınında değil önceki salgınlar sırasında da gözlemlendi. Domuz gribi sırasında Meksika’da yapılan bir araştırma metroda erkeklerin kadınlara kıyasla daha az maske taktıklarını ortaya koydu.

SARS salgını sırasında cinsiyetlerin önlemlere uyma oranlarını inceleyen başka bir araştırma ise erkeklerin el yıkama ve maske takma gibi koruyucu önlemleri daha az ciddiye aldığını öne sürdü.

Erkekler salgınlarda daha çok etkileniyor

ABD’de yürütülen ve yukarıda bahsi geçen araştırmada maske takmayacaklarını belirten erkekler sebep olarak maske takmanın bir fiziksel olarak rahatsızlık verici olduğunu, onlar için bir utanç kaynağı olduğunu ve kendilerini havalı göstermediğini belirtiyor.

İşin ilginç yanı şu ki çoğu salgında erkekler kadınlara oranla salgından daha fazla etkileniyor. Dünya Sağlık Örgütü de yaptığı açıklamalarda koronavirüs vaka sayısının erkeklerde daha çok görüldüğünü belirtiyor. O zaman neden erkekler bu tarz önlemlere daha çok direnç gösteriyor?

Erkekler kendilerine fazla mı güveniyor?

Kopenhag Üniversitesi’nden davranış bilimci Christina Gravert, BBC’ye yaptığı açıklamada erkeklerin daha az maske takmasının kendisini şaşırtmadığını söylüyor.

Gravert, erkeklerin risk almaya yaklaşımlarının kadınlardan daha farklı olduğunu gösteren birçok bilimsel araştırma olduğunu ve erkeklerin gereksiz riskleri almaya daha yatkın olduğunu belirtiyor.

Evrimsel cevap arayışları

Psychology Today’den Dr. Nigel Barber ise bu duruma evrimsel bir yanıt arayışında.  Ona göre insanlık tarihinin büyük bir bölümünde avcılık ve toplayıcılık görevlerini üstlenen erkekler gereksiz risk aldıklarında akranları onlara daha çok saygı duydu ve sosyal statü kazandılar.

Bu durum da onları kadınlar için daha çekici yaptı ve ‘spermlerini saçmak isteyen erkekler’ bu tarz riskleri daha çok benimsemeye başladı. Barber’a göre maske takmak gibi ihtiyati davranış risk almanın tam tersini temsil ediyor ve bu nedenle erkekler arasında ‘havalı’ olarak algılanmıyor.

Erkekler daha mı umursamaz?

Ancak maske takmak kişinin kendi aldığı riskten çok karşıdaki insanların sağlığını korumak ile ilgili. Bu da aslında erkeklerin kendileriyle alakalı risklerden çok başkalarıyla ilgili aldıkları risklerde daha cesur olduklarını düşündürüyor.

Mesela, kendisinin maske takmayacağını söyleyen ve başkalarına da bu çağrıda bulunan beyzbol oyuncusu Aubrey Huff çektiği videoda emniyet kemeri takarken görüntüleniyor. Yani kendi güvenliğini riske atmamak için emniyet kemeri takan Huff, başkalarının güvenliği söz konusu olduğunda önlem almayı reddediyor. Huff kendisini eleştirenlere ve koronavirüs salgınından endişe duyanlara ise şu öneride bulunuyor: Lanet olası evininizde kalın!

Ataerkil bir sistemde ‘dünyanın erkekler etrafında döndüğü’ düşüncesinin yansımalarını aslında ilk kez yaşamıyoruz. Devlet yönetiminden, mahkemelere hatta günlük hayata kadar bu düşünce işlemiş durumda. Yanındaki kişinin oturma alanını işgal edecek şekilde oturan erkeklerin varlığı da bize bu durumu göstermiyor mu?

Yüze takılan kondomlar

Scientific American’dan Emily Willingham ise makalesinde maskeleri “yüze takılan kondomlar” olarak nitelendiriyor. Willingham’a göre, erkeklerin bugün maske takmayı reddetmesinde beyaz eril ideolojiye gömülü prezervatif reddinin yankılarını görüyoruz.

Bu davranışı anlamak için erkeklerin eril ideolojiye yaptıkları yatırımın anlaşılması gerektiğini belirten Willingham, Trump’ın bu ideolojinin en büyük rahibi olduğunu söylüyor. Trump’ın maske takmayı reddetmesiyle birlikte bu durum taklit edilecek ve ‘erkekliği tanımlayacak’ bir performans haline geldi.

Yapılan araştırmalar da siyasi figürlerin karardaki etkisini gösteriyor. Pew Araştırma Merkezi tarafından 25 Haziran tarihinde yapılan bir ankete cevap veren Demokrat Partiye oy veren seçmenlerin yüzde 76’sı kamu alanlarında maske kullandığını söyledi. Bu oran Cumhuriyetçiler arasında yüzde 53’e kadar düşüyor.

Ne yapmak gerekiyor?

Halk sağlığı uzmanı Valerio Capraro, BBC’ye yaptığı açıklamada maske takmak zorunlu hale getirildiğinde erkeklerin bu toplum sağlığı tavsiyesini daha da ciddiye almaya başladığını belirtiyor.

Capraro “Yayınlanan çalışmalar, maske takmanın zorunlu olduğu yerlerde cinsiyete dayalı farklılığın azaldığını gösteriyor” diyor.

Ancak zorunluluk elbette ki tek çözüm değil. Kopenhag Üniversitesi’nden davranış bilimci Christine Gravert, erkekleri hedef alan kampanyaların yapılması gerektiğini söylüyor.

Gravert “Eğer sorun aşırı güven ise, o zaman erkeklerin istatistiklerden haberdar edilmesine yardımcı olunabilir ve onlara Covid’den kadınlardan daha fazla acı çektikleri gösterebilir” ifadelerini kullanıyor.

 

Kafe, restoran, kahve ve çay bahçelerinin saat kısıtlaması kalktı

İçişleri Bakanlığı 81 İl Valiliğine, “Lokanta, restoran, kafe, kıraathane vb. işyerlerinin çalışma saatleri” hakkında genelge gönderdi. Genelgeyle 21 Temmuz’dan itibaren lokanta, restoran, kafe, kafeterya, çorbacı, kokoreççi, çiğ köfteci, kıraathane, kahvehane, çay bahçesi, dernek lokali vb. işletmelerin çalışma saatlerine yönelik kısıtlamalar kaldırıldı. Bu işletmeler, genel mevzuatları ve ruhsatlarında belirtilen saat aralıklarında faaliyette bulunabilecek.

1 Haziran’dan itibaren aşamalı olarak kaldırılmıştı

Koronavirüs önlemleri kapsamında faaliyetleri geçici süre durdurulan söz konusu işyerlerinin 1 Haziran 2020 tarihinden itibaren belirlenen kurallar dahilinde saat 22:00’a kadar hizmet verebilmelerinin önü açılmıştı. Ardından kapanış saatleri 24.00’a uzatıldı.

Yine 1 Haziran’da geçilen normalleşme kapsamında marketler, pazar/satış yerleri, berber, güzellik salonu/merkezi, kuaför vb. iş yerleri ile alışveriş merkezlerinin çalışma saatlerine yönelik kısıtlamalar da kaldırılmıştı. 

 

Gazeteci Aziz Oruç tahliye edilmedi

Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 2019’un Aralık ayında gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Patnos L Tipi Cezaevi’ne gönderilen gazeteci Aziz Oruç’un ‘örgüt üyeliği’ ve ‘örgüt propagandası’ suçlamalarıyla Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın ilk duruşması yapıldı. Mahkeme heyeti Aziz Oruç’un tutukluluğunun devamına karar verdi. Duruşma 21 Eylül’e ertelendi.

Doğu Bayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek tutuklu, gazeteci Dicle Müftüoğlu, Turgay İlboğa ve Yücel İlhan ise dava kapsamında tutuksuz yargılanıyor.

Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği’nin (MLSA) savunmanlığını üstlendiği gazeteci Oruç ile Muhammet İkram Müftüoğlu ve HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek tutuklu bulundukları Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilgi İletişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile duruşmaya katıldı. 

Mahkeme heyeti, Aziz Oruç’a yardım ettikleri için dosya kapsamında tutuklu yargılanan Muhammet İkram Müftüoğlu ile HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek’in ‘adli kontrol’le tahliyesine karar verdi. Gazeteci Oruç’un ise tutukluluğunun devamına hükmedildi. 

Ne olmuştu? 

Hakkında açılan davalardan dolayı yaklaşık üç yıldır Irak Federe Kürdistan Bölgesi‘nde yaşayan Aziz Oruç, Avrupa‘ya gitmek için İran üzerinden geçtiği Ermenistan sınır kapısında gözaltına alındı. Gözaltında kötü muamele gören Oruç, daha sonra İran askerlerine teslim edildi. İran’da da iki gün boyunca işkenceye uğrayan Oruç, 10 Aralık gecesi ayakları çıplak ve üstü başı yırtılmış halde tel örgülerin arasından Türkiye tarafına atıldı.

Oruç, yardım istediği HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek ile birlikte 11 Aralık günü kentten çıkmak üzere Doğubayazıt-Ağrı karayolunda araç beklerken polisler tarafından gözaltına alındı. Daha sonra Doğubayazıt Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi ve “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanarak, cezaevine konuldu.

Oruç’un eşi Hülya Oruç gazetemize bugünkü duruşmada eşinin tahliyesini beklediğini söylemiş ve gazetecilerden destek beklediğini kaydetmişti. 

 

Engellilerin şehirlerarası seyahat kısıtlaması kaldırıldı

Uygulamanın kaldırıldığını sosyal medya hesabı Twitter’dan duyuran Türkiye Engelliler Platformu, “TCDD’nin hukuksuz seyahat yasağı kararına engelli temsilcilerimizin baskıları sonucunda geri adım attırdık. Kamuda engelli kotasının artırılması ve sınav öncesi Ekpss 3. atamasının yapılmasıyla ilgili mücadele gücü bizim elimizde! Hazır mıyız?” paylaşımı yaptı.

https://twitter.com/turkeydisabled/status/1285292228634726400

CHP Milletvekili Utku Çakırözer de konu ile ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yaparak, “TCDD’nin milyonlarca engellimizin ücretsiz ulaşım hakkına getirdiği kanunsuz kısıtlama engelli yurttaşlarımız ve örgütlerinin örnek mücadelesi sonucu kaldırıldı. Dayanışma tüm engelleri aşar” dedi.

Engelli hakları kuruluşları kararın ayrımcılık içerdiğini belirtmiş ve duruma karşı çıkmıştı.

Aksaçlılar iktidara, muhalefete ve gençlere seslendi

Aralarında Orhan Pamuk, Zülfü Livaneli, Ahmet Türk gibi isimlerin olduğu farklı siyasi görüşlerden 101 siyasetçi, akademisyen, yazar ve sanatçı iktidar muhalefet ve gençlere seslendi.

Aksaçlılar sesleniyor” başlığıyla yayınlanan metinden öne çıkan kısımlar şu şekilde:

Görüp geçirdiklerimize dayanarak söylüyoruz: Ülkemiz bugüne kadar böylesine koyu bir karanlık, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, toplumsal doku çürümesi, dünyada yalnızlaşma, itibarsızlaşma yaşamamıştı.

‘Demokrasi ve hukukun son kırıntıları da süpürülüyor’

Anayasa fiilen askıya alınmış durumda, bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı Saray’ın emri altında, kolluk güçleri keza. Cumhuriyetin teminatı bütün kurumlar, tek tek işlemez hale getiriliyor. Tam bir keyfîlik ve baskı ortamında demokrasinin ve hukukun son kırıntıları da süpürülüyor.

Vatandaşın mal ve can güvenliğini tehdit eden, insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan, yurttaşlık haklarımızı yok eden, mesleki örgütlenmemizi iktidara tâbi kılan, haber alma hakkımızı kısıtlayan, ifade özgürlüğünü budayan yasa ve uygulamalar tepemize art arda balyoz gibi indiriliyor.

Yazıda toplumun saflaşmaya itildiği, cephelere bölündüğü belirtildi ve “Aramıza nifak sokuluyor ki, dindarı laiki, Sünnisi Alevisi, sağcısı solcusu, Türkü Kürdü, genci yaşlısı bu gidişata ‘dur’ demesin” denildi ve toplumun tüm kesimlerinin “tehdit altında olduğu” ifade edildi:

Bizler ekonomik güçlüklerle, aşımız işimiz için mücadele ederken, iktidardakilerin attığı her adım havamızı biraz daha zehirliyor, toplumu nefes alamaz hale getiriyor. Bizi etkilemez sandığımız yasal kısıtlama ve uygulamalar sadece özgürlüğümüzü değil aşımızı, işimizi de tehdit ediyor.

‘Sessizlikleri korku ve çaresizlikten’

Metin iktidara da şöyle seslendi:

Elinizde iktidar gücü var. O güce dayanarak, rıza değil dayatmayla yönetmeye çalışıyorsunuz. Geniş kitleler memnuniyetsiz, tedirgin, huzursuz. Sessizlikleri, var olduğunu sandığınız desteğe değil korkuya ve çaresizliğe dayanıyor. Ancak, gün gelir suskun itirazlar büyür, sandığa yansır, seçmen bu gidişata dur der. O günlerin yaklaştığını siz görmeseniz de bizler görüyoruz.

Muhalefete ise birleşme çağrısı yapıldı:

AKP-MHP koalisyonu gücünü muhalefetin dağınıklığından alıyor. Çaresiz ve kararsız insanlarımız; güvenebileceği, dayanacağı sağlam bir seçenek arıyor. Topyekûn tehdit ancak topyekûn karşı koyuşla bertaraf edilir. Çözüm; bütün muhalefet güçlerinin, kendi çizgilerini, kendi varlıklarını koruyarak temel ilkelerde buluşacakları demokrasi ittifakını gecikmeden kurmaktır.

‘Yaşam tarzlarımıza sahip çıkma zamanıdır’

Yazıda gençlere yönelik şu ifadeler kullanıldı: 

Size dayatılan bölünmeleri, düşmanlıkları, sahte cepheleri aşın, birlik olun, sesinizi yükseltin. Özgürlüklerimize, aşımıza ekmeğimize, yaşam tarzlarımıza sahip çıkma, haklarımızı talep etme zamanıdır.

Yarının aydınlığı sizlerin ellerinde. Ve biz aksaçlılar o aydınlığı yaşarken görmek istiyoruz.

Metni imzalayan isimler şöyle: 

Abdullah Nefes, Abdülbaki Erdoğmuş, Ahmet Aykaç, Ahmet İnsel, Ahmet Telli, Ahmet Türk, Ali Bayramoğlu, Ali Sirmen, Altan Öymen, Arif Keskiner, Atilla Dorsay, Aydın Cıngı, Aydın Engin, Ayşe Erzan, Ayşenur Arslan, Baskın Oran, Binnaz Toprak, Bülent Ortaçgil, Canan Arın, Celal Doğan, Cem Toker, Cengiz Aktar, Cengiz Çandar, Cihangir İslam, Coşkun Özdemir, Doğan Bermek, Ercan Karakaş, Erdoğan Aydın, Ersin Kalaycıoğlu, Ersin Salman, Ertuğrul Günay, Ertuğrul Yalçınbayır, Eşber Yağmurdereli, Fatma Gök, Fatmagül Berktay, Fehmi Koru, Fikri Sağlar, Filiz Ali, Genco Erkal, Gençay Gürsoy, Gökhan Akçura, Gürel Tüzün, Hacer Ansal, Halil Ergün, Hasan Cemal, Hayri İnönü, Herkül Milas, İbrahim Betil, İbrahim Sinemillioğlu, İlhan Tekeli, Kazım Güleçyüz, Korkut Boratav, Marta Kalyoncu, Mehmet Hayri Kırbaşoğlu, Melek Ulagay, Meral Tamer, Meryem Koray, Moris Gabbay, Murat Belge, Murat Karayalçın, Müjde Ar, Nadire Mater, Nazar Büyüm, Necmiye Alpay, Nesrin Nas, Nesteren Davutoğlu, Nurettin Sözen, Orhan Pamuk, Orhan Silier, Osman Ulagay, Oya Baydar, Öget Öktem Tanör, Ömer Madra, Peral Bayaz, Rakel Dink, Reşit Canbeyli, Rıza Türmen, Selçuk Erez, Serra Yılmaz, Süleyman Coşkun, Süleyman Çelebi, Şahin Tekgündüz, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Şevket Pamuk, Şükran Soner, Şükrü Aslan, Tarhan Erdem, Tarık Ziya Ekinci, Tuğrul Eryılmaz, Turhan Günay, Tülin Dursun, Ümit Aktaş, Üstün Ergüder, Vecdi Sayar, Veysi Dündar, Yaşar Okuyan, Yücel Erten, Zeynep Oral, Ziya Halis, Zülfü Livaneli.