Ana Sayfa Blog Sayfa 2013

Türk Tarih Kurumu Başkanı görevini bıraktı

Afyonkarahisar’da düzenlenen bir panelde “Darbe teşebbüsüne karışmış, pişman olmuş kişilere de sahip çıkmamız, onları bu toplumun içine dahil etmemiz, kazanmamız gerekiyor” açıklaması nedeniyle özür dileyen Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yaramış istifa etti. 

Yaramış, “Cumhurbaşkanımız isterse, gereğini yaparım, istifa ederim. Ama ben kendim istifa edersem bunun saygısızlık olacağını düşünüyorum” açıklamasını yapmıştı. 

‘Boşluk anımda yanlış cümle kurdum’

Ahmet Yaramış şunları söylemişti: “Boşluk anımda yanlış bir cümle kurdum. Herkesten özür diliyorum. Herkesin beni anlamasını diliyorum. Kendilerini üzmüşsem o üzdüğüm insanlardan da özür diliyorum. Sosyal medyada bizim ne düşündüğümüze bakılmadan bir anda akıllarına geleni söylüyorlar. Tepkileri görünce çok üzüldüm.” 

24 Nisan’da Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’na atanan Yaramış, çocuklara tecavüz iddialarıyla gündeme gelen Ensar Vakfı‘nın Yönetim Kurulu üyeliğinde de bulunmuştu. 

Antalya’da kadınlar sokakta: Yasta değiliz, isyandayız

Haber: Erol Malçok

Üniversite öğrencisi Pınar Gültekin‘in, Muğla’da, eski erkek arkadaşı tarafından vahşice katledilmesi Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi Antalya‘da da eylemlerle protesto edildi. Antalyalı kadınlar, Antalya Kadın Platformu’nun çağrısıyla saat 19.30 da Attalos Heykeli önünde buluştu. Pandemi dolayısıyla maskeli gelinen ve mesafeli durulan basın açıklamasına yastan çok öfke hakimdi.

Eylemde, erkeklerin hemen her gün çeşitli bahanelerle kadınları öldürdüğüne dikkat çeken kadınlar, hayatını kaybeden kadınların yasını bile tutmaya vakit bulamadıklarını vurguladı: . 

Şimdi bizden Pınar için ağıt yakmamızı karanfiller ve mumlar ile anma köşesi oluşturup, yarın sabah her şey aklanmış gibi hayatımıza devam etmemizi bekliyorlar. Ama bir kez daha haykıralım buradan: Yasta değil İsyandayız!

Fotoğraf: Antalya Kadın Platformu

‘Sorumlular İstanbul Sözleşmesi’ni hedef gösterenler’

Açıklamada Pınar’ın yaşam şeklinin, kıyafetlerinin ve ölüm saatinin çeşitli medya mecralarında dillendirilmesinin politik, cinsiyetçi ve katilin durumunu hafifletmeye yönelik çabalar olduğu ve bu yaklaşımın başka katliamlara çanak tuttuğu dile getirildi.

İstanbul Sözleşmesi’ni hedef gösterenlerin de katliamlardan sorumlu olduğu kaydedilen açıklamada şu sözlere yer verildi “Kadınların hayatını kendi siyasi çıkarlarınız için malzeme yapamazsınız, hayatımız sizin oyuncağınız değildir. Hepinizden hesap soracağız.”

Platform, Gültekin’le ilgili eylemden yarım saat önce de Giresun‘un Eynesil ilçesinde, 2018 yılında şüpheli bir biçimde hayatını kaybeden ve Rabia Naz Vatan‘la ilgili soruşturmada, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı eleştirdi. 

Fatma Kayaoğlu‘nun okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Biz kadınlar çocukların öldürüldüğü, İstismar edildiği , çocukluklarının çalındığı bu düzenle uzlaşmayacağız. İstismara karşı yükselttiğimiz bayrağımız aynı zamanda çocuk Katillerine karşı bir isyan ve mücadele bayrağıdır. Katillerden ve onları koruyan siyasi ayaklarında korkmuyoruz.

Rabia Naz’ın dosyası onlarını gözünde kapatılmış olabilir ama ne kamuoyu vicdanında ne de kadınların mücadelesinde kapanmadı. Rabia Naz’a ne olduğu ortaya çıkana kadar , katilleri gerçek adalet ile cezalarını alana kadar bu olayı kapatmaya meyleden her bir kişi ve kurum yargılanana ve bu sistemi besleyen büyüten sırtını sıvazlayan iktidar yerle bir edilene kadar mücadelemiz sürecektir. Bir kez daha gür bir sesle soruyoruz: Rabia Naz’a ne oldu? Rabia Naz’ın katillerinin aklanmasına izin vermeyeceğiz.”

Erkekler tarafından her gün birkaç kadının öldürülmesi, taciz, tecavüz ya da saldırı gerçekleştirmesi karşısında acil olarak atılması gereken önlemler, atılması istenen adımlar varken, iktidarın İstanbul Sözleşmesi‘ni kaldırma girişimlerine karşı öfkelerini dile getiren kadınlar, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini dile getirdi. 

Hukuk davalarına ilişkin yargı paketi TBMM’de kabul edildi

Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında hazırlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu‘nda kabul edildi ve yasalaştı.

Kanuna göre, görevsizlik veya yetkisizlik kararının kesin olması halinde de kararın taraflara tebliğ edilmesi, dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine ilişkin iki haftalık süre, tebliğ tarihinden itibaren başlayacak. Düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nin, ilk derece mahkemesinin kesin nitelikli kararının taraflara tebliğ edilmeden iki haftalık hak düşürücü sürenin başlatılmasını, hak arama hürriyetine aykırı bularak iptal etmesinin ardından yapıldı.

Öngörülen sürede dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi için gerekli başvurunun yapılmaması durumunda dava, kanun gereği açılmamış sayılacak. Bu konuda görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece re’sen karar verilecek.

Düzenlemeyle, duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli yapılması halleri arasına, “yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin bulunması” hali de eklenecek. Bu durumda, duruşmaların bir kısmı veya tamamı gizli yapılacak.

Hakimin reddi nedenlerine, daha önce aynı uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış olma halleri eklenecek.

Hakimin reddi talebine ilişkin karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak da verilebilecek. Ret nedeni sabit olmasa bile merci bunu muhtemel görürse, ret talebini kabul edebilecek. Ret sebepleri hakkında yemin teklif olunamayacak.

Kanun, davaların uzamasının önlenmesi ve çelişkinin giderilmesini de amaçlıyor. Hakimin reddine ilişkin merci kararlarına karşı dava konusunun miktar ve değerine göre derhal istinaf kanun yoluna başvurulabilecek.

Hakim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilecek. Bu takdirde hakim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklayacak ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar edecek. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilecek, bu şekilde verilecek ikinci süre kesin olacak ve yeniden süre tanınmayacak.

Alacak davasında düzenlemeler

Kanun, uygulamada belirsiz olan alacak davasıyla ilgili görülen sorunlara ilişkin de düzenlemeler içeriyor. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu, alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi halinde hakim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilecek. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacak.

Kısmi eda davasının açılabildiği hallerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir” hükmü mevzuattan çıkarılıyor.

Delil avansının, dava açarken mahkeme veznesine yatırılması zorunlu olmayacak.

Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilecek. Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilecek.

Davanın açılmasından sonra davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmesi halinde davacı isterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralan kişiye karşı davaya devam edecek.

Dava, davacı lehine sonuçlanırsa dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olacak. İsterse davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürecek. Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilirse devralan kişi görülen davada davacı yerine geçecek, dava kaldığı yerden devam edecek. Dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olacak.

Davetiyelerde iki haftalık süre

Düzenlemeyle ek cevap verme süresinin hangi andan itibaren başlayacağı da açıklığa kavuşturuluyor. Buna göre ek süre, iki haftalık cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlayacak.

Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve incelemeyi tamamladıktan sonra ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirecek.

Çıkarılacak davetiyede; duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar, tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları ihtar edilecek. Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edilemeyecek. Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları istenecek. Bu hususların verilen sürede yerine getirilmemesi halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği belirtilecek.

Hakim ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinleyecek, daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit edecek.

Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hakim, tarafları sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa teşvik edecek, bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edecek.

Yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilecek.

Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilecek veya değiştirebilecek. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ise bunlar yapılamayacak.

Tanığın, bilirkişinin veya uzmanın ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesi için tarafların rızasının bulunması gerekecek.

Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında hazırlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’a göre, taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilecek.

Taraflara gönderilecek davetiyede belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri bildirilecek. Tahkikatın sona erdiği duruşmada kural olarak sözlü yargılamaya geçileceği ancak sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde ayrıca taraflara davetiye gönderilmeyeceği belirtilecek. Tarafların sözlü yargılama için belirlenen duruşmaya gelmemesi halinde yokluklarında hüküm verileceği hususları da davet yazısında ihtar edilecek.

Ses veya görüntü nakli yoluyla duruşmanın yapılması usulü yeniden düzenlenecek. Mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine talep eden tarafın veya vekilinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine karar verebilecek.

Mahkeme, tarafların rızası olmak kaydıyla; tanığın, bilirkişinin veya uzmanın; tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerde ilgililerin aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine karar verebilecek.

Mahkeme, fiili engel veya güvenlik sebebiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına, yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adalet komisyonunun uygun görüşünü alarak karar verebilecek.

Islahın zamanı ve şekline ilişkin yapılan değişiklikle ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilecek. Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilecek. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamayacak.

Toplu Mahkemelerde Tahkikat

“Toplu Mahkemelerde Tahkikat” başlıklı yeni düzenlemede, dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra talep edilen delil tespiti, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma tedbirleri de dahil olmak üzere toplu mahkemenin görevine giren dava ve işlerde tüm yargılama aşamaları heyet tarafından yerine getirilecek ve karara bağlanacak.

Heyet, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, iş veya davanın özelliğine göre tahkikatın, tahkikat hakimi olarak görevlendirilen bir üye tarafından yapılmasını kararlaştırabilecek.

Tahkikatın heyetçe yürütüldüğü iş veya davalarda mahkeme başkanı, belirli bazı tahkikat işlemlerini yapmak üzere üyelerden birini naip hakim olarak görevlendirebilecek. Mahkeme başkanı, mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlayacak ve bu yolda uygun göreceği önlemleri alacak.

Mahkeme, tahkikatın bittiğini bildirdikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçecek. Duruşma, bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine iki haftadan az olmamak üzere ertelenecek. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyecek.

Sözlü yargılamada şartları oluşmuşsa taraf tasarruf ilkesi dikkate alınarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, “tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması” başlıklı maddesi uygulanacak.

Mühür veya parmak izinde yeni düzenlemeler

Okuma yazma bilmediği için imza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanarak yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlı olacak.

Okuma ve yazma bildiği halde imza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından onaylanmasına veya düzenlenmesine bağlı olacak.

Adi senet, notere veya yetkili memura ibraz edilerek noter ya da yetkili memur tarafından usulüne uygun olarak onaylanmışsa ibraz tarihinde, resmi bir işleme konu olmuşsa işlem tarihinde, imza edenlerden biri ölmüşse ölüm tarihinde, imza edenlerden birinin yeniden imza atmasına fiilen imkan kalmamışsa bu imkansızlığın gerçekleştiği tarihte üçüncü kişiler bakımından hüküm ifade edecek.

Adi senedin içeriğinde bahsedilen başka senetlerin tarihleri de ancak son senet tarihinin onaylanmış sayıldığı tarihte üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade edecek.

Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilecek. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamayacak. Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şart olacak. Belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekecek.

Bilirkişi raporuna itiraz

“Bilirkişi raporuna itiraz”ı düzenleyen maddede yapılan değişikliğe göre, taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecek.

Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkansız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi halinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilecek.

Keşfin kapsamı mahkeme tarafından belirlenecek. Böylelikle, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne yönelik incelemelerin yapılması, uyuşmazlığın çözümüne herhangi bir etkisi olmayan gereksiz incelemelerin yapılmaması ve bu mahiyetteki bilgilerin dosyaya girmemesi sağlanacak. Hakim keşif tutanağına keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemlerini de yazacak. Düzenleme, keşfi yapan hakimin veya daha sonra dosyayı ele alacak hakim ya da hakimlerin bilirkişi raporunu denetlemesini kolaylaştıracak.

Taraflardan her biri, nihai kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda ek karar verilmesini isteyebilecek. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilecek.

Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi dosya, kanun yolu incelemesine gönderilmeyecek ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilecek. Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa Yargıtay, temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderecek.

Celse harcı yargılama giderleri kapsamından çıkarılacak, yerine başvurma harcı eklenecek.

TBMM Genel Kurulu‘nda kabul edilen Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’a göre, sulh, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmeyecek ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince sulh doğrultusunda ek karar verilecek.

Sulh, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderecek.

Celse harcı yargılama giderleri kapsamından çıkarılacak, yerine başvurma harcı eklenecek.

Kanunla, istinaf yoluna başvurulabilen kararlar değiştirilerek istinafın kapsamı genişletiliyor. Aleyhine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı verilen taraf; bu karar yüzüne karşı verilmişse doğrudan istinaf kanun yoluna başvurabilecek, yokluğunda verilmişse öncelikle kararı veren mahkemeye itiraz edebilecek ve itirazın reddi durumunda istinaf kanun yoluna başvurabilecek.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda değişiklik

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, “duruşma yapılmadan verilecek kararlar”ı düzenleyen maddesi de değiştiriliyor.

Yargılamada bulunan eksiklikler, duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilebilecek.

Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması durumunda da duruşma yapılmadan karar alınabilecek.

Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi, istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dahil gerekli kararları verebilecek.

Duruşmalı olarak incelenen işlerde taraflara çıkarılan davetiyelerde, duruşmada hazır bulunmadıkları takdirde tahkikatın yokluklarında yapılarak karar verileceği hususu ile başvuran tarafa çıkarılacak davetiyede, ayrıca yapılacak tahkikatla ilgili bölge adliye mahkemesince belirlenen gideri, iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde avans olarak yatırması gerektiği açıkça belirtilecek.

Belirlenen giderin, verilen kesin süre içinde yatırılmış olması şartıyla taraflar mazeretsiz olarak duruşmaya katılmadıkları takdirde, tahkikat yokluklarında yapılarak karar verilecek. Belirlenen gider, süresi içinde yatırılmadığı takdirde, dosyanın mevcut durumuna göre karar verilecek. Öngörülen tahkikat yapılmaksızın karar verilmesine olanak bulunmayan hallerde başvuru reddedilecek.

Temyizi kabil olmayan kararlar ilk derece mahkemesi tarafından, temyizi kabil olan kararlar ise bölge adliye mahkemesi tarafından resen tebliğe çıkarılacak.

Bölge adliye mahkemesi, başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermekle yetinebilecek.

Bölge adliye mahkemelerinin duruşma yapılmadan verdiği kararlar, yargı çevresi içinde bulunan ilk derece mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında aldığı kararlar ile yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararları temyiz edilemeyecek. Kira ilişkisinden doğan diğer davalardan üç aylık kira tutarı temyiz sınırının üzerinde olanlar temyize tabi olacak.

İhtiyadi tedbir talebi reddi gerekçeli olacak

İhtiyati tedbir talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilecek ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilecek. Yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf da kanun yoluna başvurabilecek. Bu başvurular öncelikle incelenecek ve kesin olarak karara bağlanacak.

İhtiyati tedbir kararının uygulanması, bu kararın, tedbir isteyen tarafa bildirilmesi veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde talep edilecek. Aksi halde kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı kendiliğinden kalkacak.

Esas hakkında dava açıldıktan sonra, itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece karar verilecek.

Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında istinaf yolu uygulanmayacak, temyiz ve tashihi karar yolu uygulanacak.

TBMM Genel Kurulunda kabul edilen Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanuna göre, ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kimse, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayet edilmesi üzerine, altı aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılacak.

Görevli ve yetkili mahkeme, esas hakkındaki dava henüz açılmamışsa ihtiyati tedbir kararı veren mahkeme; esas hakkındaki dava açılmışsa bu davanın görüldüğü mahkeme olacak.

İtiraz üzerine verilen karar kesin olacak

Şikayet olunana, şikayet dilekçesiyle birlikte duruşma gün ve saatini bildiren davetiye gönderilecek. Davetiyede, savunma ve delillerini duruşma gününe kadar bildirmesi ve duruşmaya gelmediği takdirde yargılamaya yokluğunda devam olunarak karar verileceği ihtar edilecek. Mahkemeye geldiğinde Ceza Muhakemesi Kanunu‘nda belirtilen hakları hatırlatılarak savunması alınacak.

Taraflar, kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde karara itiraz edebilecek. İtiraz merci, bir hafta içinde kararını verecek, itirazı yerinde görürse işin esası hakkında karar verecek. İtiraz üzerine verilen karar kesin olacak. Bu kapsamda verilen disiplin hapsi kararları kesinleşmeden infaz edilemeyecek. Kesinleşen kararların infazı cumhuriyet başsavcılığınca yapılacak.

Tedbir kararına aykırı davranışın sona ermesi veya tedbir kararının gereğinin yerine getirilmesi ya da şikayetten vazgeçilmesi halinde, dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşecek.

Disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemeyecek.

Delil tespitinin yapılmasından sonra tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece karşı tarafa re’sen tebliğ olunacak.

Bir tahkim kurumu bünyesinde yapılan tahkim yargılamalarında hakem tarafından verilen karar, hakem veya hakem kurulu başkanına ilave olarak ilgili tahkim kurumu tarafından da taraflara bildirilecek. Kararın aslı, dosyayla mahkemeye gönderilecek, mahkemece saklanacak.

Aksi kararlaştırılmadıkça hakem kararının düzeltilmesi, yorumlanması veya tamamlanmasında ek hakem ücreti ödenmeyecek.

Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında istinaf yolu değil, temyiz ve tashihi karar yolu uygulanacak. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurulabilecek; tashihi karar kanun yolu mülga kılındığı için bu yola başvurulamayacak.

Bilgiler paylaşılamayacak

Ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itirazı kaldırıldıktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı haciz konmasını isteyebilecek. Ancak, alacaklı dilerse haciz talebinde bulunmaksızın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden, bu sisteme entegre bilişim sistemleri vasıtasıyla borçlunun mal, hak veya alacağını sorgulayabilecek. Sorgulama sonunda Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi, varsa borçlunun mal, hak veya alacağının mahiyeti ve detayı hakkında bilgi verecek ve bu durumda sistem üzerinden de haciz talep edilebilecek. Bu takdirde icra dairesi, tespit edilen mal, hak veya alacağı, elektronik ortamda haczedecek.

Sorgulama sonunda edinilen bilgiler hukuka aykırı olarak paylaşılmayacak. Sorgulama ve haciz işlemlerinin yürütülebilmesi için kamu kurum veya kuruluşları ile Bankacılık Kanunu‘nda tanımlanan kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile kendi sistemleri arasında entegrasyonu sağlayacak. Sorgulamanın tür, kapsam ve sınırı ile diğer hususlar Adalet Bakanlığı’nca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenecek.

İhtiyati haciz talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilecek ve bu karara karşı istinaf yoluna başvurulabilecek. Yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati haciz kararı verilen taraf da istinaf yoluna başvurabilecek. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruları öncelikle inceleyecek ve verdiği karar kesin olacak.

Kanun teklifinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle Danıştay tetkik hakimliğine yapılacak atamalarda beş yıllık hizmet süresi şartı aranmayacak.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun, “Dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi” başlıklı maddesi, idari davalar hakkında da uygulanacak.

Miktara bakılmadan temyize gidilebilecek

Kadastro mahkemesinin veya 30 günlük askı ilan süresinden sonra kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf veya temyize başvurulabilecek.

Ticaret mahkemelerinde tek hakimle görülebilen dava ve işlerin parasal sınırı 300 bin liradan 500 bin liraya çıkarılacak.

Sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan hukuk mahkemelerinin yargı çevresi, il ve ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığı’nın önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulu’nca belirlenebilecek.

Bu yetkiyi yalnızca büyükşehir belediyesi bulunan iller bakımından düzenleyen ikinci fıkra yürürlükten kaldırılacak. Böylece söz konusu yetki, tüm iller için kullanılabilecek.

Sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan ya da hesaptan talep edilecek tazminat alacağı; alacaklı tarafından, alacaklının kanuni temsilcisi veya kanuni temsilcinin vekalet verdiği avukat, alacaklının vekalet verdiği eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya avukatı aracılığıyla takip edilebilecek.

Takip yetkisi, sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlar ya da hesap nezdinde yapılacak işlemleri kapsayacak. Tazminat alacağı, yalnızca hak sahibine veya avukatına ödenecek ve hiç kimseye devredilemeyecek.

Ticari davalarda uygulanan basit yargılama usulüne ilişkin parasal sınır 100 bin liradan 500 bin liraya çıkarılacak.

‘Arabulucuya başvurmuş olma’ şartı

‘Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun‘a, “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlığı eklenecek.

Buna göre, tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olacak.

Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar, tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar, tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklarda, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacak.

Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya tarafların anlaşmaları ya da anlaşamamaları halinde tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacak. Arabuluculuk faaliyeti sonunda açılan davanın tüketici lehine sonuçlanması halinde arabuluculuk ücreti, davalıdan tahsil edilecek ve bütçeye gelir kaydedilecek.

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu‘nun, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümleri, bu hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay‘da görülmekte olan davalar hakkında uygulanmayacak.

Sınai Mülkiyet Kanunu’nda değişiklik

Sınai Mülkiyet Kanunu‘nda öngörülen davalarda görevli mahkeme, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi olacak.

Bu mahkemeler, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun olumlu görüşü alınarak, tek hakimli ve asliye mahkemesi derecesinde Adalet Bakanlığı’nca lüzum görülen yerlerde kurulacak. Bu mahkemelerin yargı çevresi, il ve ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığı’nın önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenecek.

Fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, asliye hukuk mahkemesince; fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, asliye ceza mahkemesince bakılacak.

TBMM Başkanvekili Haydar Akar, teklifin kabul edilmesinin ardından, birleşimi saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.

Pınar Gültekin’in katil zanlısı tutuklandı

Muğla‘nın Ula ilçesinde beş gün önce kaybolan ve cesedi ormanlık alanda bulunan üniversite öğrencisi Pınar Gültekin‘in katil zanlısı Cemal Metin Avcı tutuklandı.

Gültekin’in öldürülmesiyle ilgili gözaltına alınan ve jandarmada cinayeti itiraf eden Cemal Metin Avcı, işlemlerinin ardından, geniş güvenlik önlemleri kapsamında adliyeye sevk edildi.  Zanlı, “canavarca hisle insan öldürmek” suçlamasıyla tutuklandı.

Gültekin’in cenazesi Bitlis’e taşınıyor

Öte yandan  Muğla Adli Tıp Kurumu‘nda otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından Gültekin’in cenazesi ailesine teslim edildi. Baba Sıddık Gültekin, kızının cenazesinin Bitlis Hizan’da toprağa verileceğini söyledi.

Neler yaşandı?

Aynı gün içerisinde ablası Sibel Gültekin ile telefonla görüştükten sonra bir daha kendisinden haber alınamamıştı. Ailesi, genç kadın için Akyaka Jandarma Komutanlığına kayıp ihbarında bulunmuştu.Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi Pınar Gültekin, 16 Temmuz’da Menteşe ilçesindeki alışveriş merkezine gitmek için evinden ayrılmıştı.

Yaklaşık beş gün sonra Pınar’ın cesedi Menteşe ilçesinde ormanlık alanda bulunduCemal Metin Avcı isimli erkek gözaltına alındı ve suçunu itiraf etti. Zanlının ifadesinde ‘Bir anlık nefret ile öldürdüm’ dediği belirtiliyor.

Yerine kayyım atanan Batman Belediye Eş Başkanı Mehmet Demir gözaltına alındı

Yerine kayyım atanarak görevden alınan Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetimindeki Batman Belediyesi eski Eş Başkanı Mehmet Demir Salı günü akam saatlerinde gözaltına alındı.

AA’da yer alan habere göre Demir,  Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 9 Ekim 2018 tarihinde başlatılan soruşturma kapsamında HDP Batman il binasından çıkarken gözaltına alınarak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Daha önce de gözaltına alınmıştı

Demir daha önce Mart ayında Eş Başkan Songül Korkmaz ile birlikte gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılmıştı. Aynı gün içerisinde İçişleri Bakanlığı Batman Belediyesi’ne kayyım atandığını duyurmuştu.

Demir daha sonra 26 Haziran 2020’de Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) yönelik operasyonda da 41 kişi ile birlikte gözaltına alınmış, daha sonra serbest bırakılmıştı.

Kadınlar Pınar Gültekin için meydanlardaydı: Yaşamak istiyoruz

Kadınlar Muğla’da ayrıldığı erkek tarafından öldürülen Pınar Gültekin için meydanlardaydı. Türkiye’nin dört bir yanında 21 Temmuz akşam saatlerinde eylem düzenleyen kadınlar “İstanbul Sözleşmesi’nin neden gerekli olduğunu bir kez daha gördük” dedi.

Kadınlar Birlikte Güçlü ve Kadın Meclisleri‘nin çağrısıyla bir araya gelen İzmirli kadınlar, Alsancak’ta basın açıklaması yaptı. Sonrasında Türkan Saylan Kültür Merkezi’ne yürüyüş yapmak isteyen kadınların önü polisler tarafından kesildi.

İzmir’de 15 kadına darp ve gözaltı

Kadınların yürümekte ısrar etmesi üzerine polis müdahale etti. Müdahale sırasında kadınlar polisler tarafından yerlerde sürüklendi ve darp edildi. Birçok kadının sırtında ve kollarında morluklar oluştu.

Polisin sert müdahalesine tepki gösteren çevredeki yurttaşlar ve çekim yapmak isteyen gazeteciler de polislerce gözaltına alınmakla tehdit edildi. Gözaltına alınan yaklaşık 15 kadın akşam saatlerinde serbest bırakıldı.

 

İstanbul’da binlerce kadın bir araya geldi

İstanbul’da ise kadınlar Kadıköy Eminönü İskelesi önünde ve Beşiktaş’ta iki ayrı eylem düzenledi. Binlerce kadının katıldığı eyleme Şevval Sam ve Kalben gibi ünlü isimler de destek verdi.

Kadın Meclisleri Genel Sekreteri Fidan Ataselim Beşiktaş’taki protestoda yaptığı konuşmada “Her gün bir başka yerde bir başka eylemdeyiz. Bize neler reva görüyorlar. Bizler İstanbul Sözleşmesi’ne asla dokundurtmayız. O kadar öfkeliyiz ki bir adım geri gitmeyeceğiz. Kadınları çok hafife alıyorlar” dedi.

Ataselim konuşmasının devamında “Hiç tanımadığımız bir kadının dövizini artık taşımak istemiyoruz.  Yaşamak istiyoruz. Sadece yaşamak değil, kadınlar eşit yaşayacak” ifadelerini kullandı.

 

Kalben: Her gün bir kız kardeşim ölümle karşı karşıya

Bir kadın olarak kadın hareketinin her zaman yanında olacağını belirten Şevval Sam “Bu topluma kadının yaşam hakkı olduğunu yeniden anlatmalıyız” dedi.

Kalben ise yaptığı konuşmada “4 yıldır bu ülkedeyim ve ben 30 yıldır kadın olduğum için başıma nelerin gelebileceğini biliyorum.  Her gün bir kız kardeşimin şiddetle ve ölümle karşı karşıya olduğunu görüyorum” ifadelerini kullandı.

 

‘Kadın cinayetlerini meşrulaştıramazsınız’

Kadıköy’de ellerinde pankartlar ile bir araya gelen kadınlar “Pınar Gültekin’in ölümünden sorumlu olanlar İstanbul Sözleşmesi’ne dil uzatanlardır. Pınar Gültekin’in ölümünden sorumlu olanlar bu cinayetlerin sorumluluğunu gene kadınlara yüklemeye çalışanlardır. Kadın cinayetlerini meşrulaştıramazsınız” açıklamasını yaptı.

Eylemde “Asla yalnız yürümeyeceksin” sloganları atıldı. Eylem Rıhtım üzerinde yapılan yürüyüş ile devam etti.

Fotoğraf: Yeni Demokrat Kadın

Ankara: Susmuyoruz, korkmuyoruz

Ankara’da kadınların buluşma noktası ise Çankaya Belediyesi önü oldu. Ankara Kadın Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar “Yasta değil, isyandayız” yazılı pankart açtı.

Eylemde Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!” sloganları atıldı. 

Adana: İstanbul Sözleşmesi uygulansın

Adana’da Kadın Meclisleri üyesi kadınlar, Pınar Gültekin için Atatürk Parkı’nda basın açıklaması yaparak, AKP’yi İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamaya çağırdı.

Kadın Meclisleri Üyesi Berfin Kılıç yaptığı açıklamada kadın düşmanı politikaları üretenlerin, kadın cinayetlerinin suç ortağı olduğunu söyledi.

Muğla: Pınar’ın yürüdüğü sokaklarda yürüyen kadınlarız

Pınar Gültekin’in öldürüldüğü yer olan Muğla’da da kadınlar sokağa çıktı. Burada yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Bizler Pınar’ın yürüdüğü sokaklarda aynı güvencesiz kanunlar altında baskılanan kadınlarız. Buradan yargıya ve adalete sesleniyoruz. Cesede işkence etmek bir insanlık suçudur. Şiddet kimden gelirse gelsin karşısındayız.

Bu katliamların sorumlusu İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamayan, kaldırmak isteyen ve bu katliamlara sessiz kalan herkestir. Katiller ve destekçileri yargılanıp cezalandırılana kadar durmayacağız. Öfkemiz diri, sessiz kalmayacağız.

Manisa Salihli’de köylüler hukuksuz projeyi durdurmak için yolu kapattı

Ege Biyogaz Elektrik Üretim A.Ş. tarafından Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Çapaklı Mahallesi’nde, yaklaşık 34.4 bin metrekare alan üzerinde “Biyogaz Enerji Santrali ve Gübre Üretim Tesisi” kurulmak isteniyor. İki ayrı dava devam ederken şirket, hukuki süreci beklemeden 15 Temmuz’da proje alanına yol yapmaya başladı. Bugün sabah saatlerinde iş makinelerinin yol çalışmasını engelleyen yurttaşlar, hukuki süreç sonlanana kadar bölgede direniş çadırı kurdu.

Duvar‘dan Osman Çaklı‘ya konuşan Salihli Çevre Derneği Başkanı Avukat Seçil Ege Değerli, projenin çevresel etkilerinin gözardı edildiğini ve yasal bir sürecin işlemediğini söyledi.

Şirketin birinci derece mutlak tarım arazileri üzerine kuracağı biyogaz elektrik santralinin havayı ve suyu kirleteceğini dile getiren Değerli şunları kaydetti:

Proje alanından DSİ’ye ait 3 tarımsal sulama kanalı mevcut. Bunlardan bir tanesi bütün İzmir’e kadar uzanıyor. Köylülerin merası yine bu alan etrafında. Biyogaz elektrik santralinin kurulması tarımsal sulama da kullanılan suyu ve yeraltı sularını kirletecek.

Proje alanında yol olmadığını dile getiren Değerli, idarenin imar planını değiştirdiğini belirtti ve “Yasal süreç mevcut iken şirket 15 Temmuz’da yol yapmaya başlıyor. Köylüler savcılığa suç duyurusunda bulundular, dava açtılar. Bugün sabah da kepçeleri alandan kovdular ve bu hukuksuzluğa karşı direniş çadırı kurup nöbete başladı” diye konuştu.

‘Toprağımızı savunacağız’

Değerli biyogaz elektrik santrallerinin en büyük çevresel etkilerinden birinin de metan gazı salınımının olduğunu vurguladı ve, “Havamız, suyumuz kirlenecek, hastalık riskleri ve kötü kokular olacak” dedi ve şunları söyledi:

Müdahalenin meni yani çalışmanın durdurulması için açılmış davalar devam ederken, şirket faaliyetlerinin hukuki dayanağı yok. Biz de bu yasa dışı fiili durum sonlanana kadar burada bekleyeceğiz. Toprağımızı savunacağız.

Salihlililer, Hacıbektaşlı Mahallesi’nde Jeotermal Elektrik Santrali’ne karşı açmış oldukları davayı da kazanmıştı.

İBB Kanal İstanbul bilimsel değerlendirme kitabını yayınladı: Gerçek ÇED raporu böyle olur

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından hazırlanan “Kanal İstanbul Çok Disiplinli Değerlendirme” isimli kitap ile 10 Ocak 2020 tarihinde gerçekleştirilen Kanal İstanbul Çalıştayı kitabı, Florya Yerleşkesi’nde tanıtıldı.

İBB iştiraki KÜLTÜR AŞ’nin yayınladığı kitaplarla birlikte Çalıştay yayınının İngilizce versiyonu ve İstanbullulara dağıtılmak üzere hazırlanan “25 Soruda Kanal İstanbul” isimli broşür de hazırlandı.

17 farklı alanda 29 bilim insanı

Törende konuşan İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar, kitapların bugüne kadar yapılmış ilk bilimsel ve detaylı bir çalışma olduğunu belirterek, “Bu durum yayınlarımızın önemini daha da arttırıyor. 17 farklı bilim alanında 29 bilim insanı ve uzman, bilimsel verilere dayanarak Kanal İstanbul’un şehrimize yapacağı etkileri ortaya koydu. Kitapta bir kanalın oluşturabileceği her alandan çok önemli başlıklar ve çok ciddi tespitler var. Bu kitap İBB Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun Kanal İstanbul’a neden itiraz ettiğinin bilimsel bir kanıtıdır” dedi.

Kanal İstanbul’un gerçek ÇED raporu

Kanal İstanbul, deprem ve mülteci sorunuyla birlikte İstanbul’un karşılaştığı üç büyük tehditten biri olduğu belirtilen açıklamada “Kanal İstanbul’un, sadece şehrimiz için değil Türkiye için görmezden gelinmeyecek riskler içeren bir sorun olduğunu, bu konuda ortak akıl geliştirilmesi gerektiğine inancımızı dile getiriyoruz. Biz de hocalarımız gibi bu kitabın Kanal İstanbul’un gerçek ÇED raporu olduğunu düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

‘İlave vergi yükü getirecek’

Kanal İstanbul’un yapılması durumunda susuzluk yaşanacağı, deprem riskinin tetikleneceği, İstanbul’un doğasının, ekolojisinin uzun yıllar belki geri dönülemeyecek kadar tahrip edileceği, bir anlamda tarihin de tahrip edileceği bilgilerini paylaşan Çağlar, 100 milyar liraya mal olacak projenin 82 milyona ilave vergi yükü getireceğini de söyledi.

Çağlar, Kanal İstanbul’un sadece İBB’ye maliyetinin ham bir hesaplamayla 23 milyar lirayı bulduğunun altını çizerek, “Trafiğe etkisini, ortaya çıkacak hafriyatın İstanbul’un 50 yıllık hafriyatına denk geldiğini, 1 milyon 200 bin nüfus hareketinin oluşabileceğini, bölünmeden sonra 8 milyon nüfusun bir adada hapsedileceğini, bir taraftan da Montrö Antlaşması ile Boğazların hukuki statüsünün de belirsizliğe taşınacağını, Karadeniz’deki balıkçıların karşılaşacağı sorunları da dikkate almak gerekiyor. Çocuklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmak adına Kanal İstanbul’a bu bilimsel gerekçelerle karşıyız. Umarım bu kitaplarda yapılan bilimsel uyarılar gözardı edilmez ve toplumsal sonuçları olan konularda ortak akılla karar verebiliriz” dedi.

Orhon: Bakanlık okuyup öğrensin

Kitabın editörlerinden Prof. Dr. Derin Orhon ise, İstanbul’un yıllar boyu çok hoyrat kullanılarak bu noktaya getirildiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

Biz bu kitapla aslında ÇED çalışması yaptık. Kanalla ilgili ÇED çalışması nasıl olurun bir örneği. Bakanlığın dikkatine sunuyorum, okusunlar öğrensinler.

Karadeniz kıyısına 38 km boyunca dolgu yapıyorlar. Marmara’da bir ekolojik çalışma yapılmadan bütün debileri yanlış alarak, 2015 ile 2020 arasında İSKİ’nin yaptığı deniz çalışmalarının hiçbirine itibar etmeyerek bir sonuç çıkarmışlar. Ya İstanbul’u seçin ve onu koruyalım ya da kanalı seçin.

 

Sosyal medya düzenlemesi Meclis’te: Ağ sağlayıcılara büyük yaptırımlar geliyor

AKP tarafından hazırlanan ve MHP’nin de katkıda bulunduğu sosyal medyaya ilişkin düzenlemeleri içeren kanunun teklifi TBMM Başkanlığına sunuldu.

Dokuz maddelik düzenleme ile ilgili bilgi paylaşan AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “Sosyal ağ sağlayıcıların Türkiye’de bir merkez oluşturmalarını istiyoruz. Soruşturma ve kavuşturmaya imkan veren biz düzenleme yapacağız. Muhataplık oluşturmaya çalışıyoruz” dedi.

Bilişim Hukuku ve Ticaret Hukuku alanlarında çalışan Avukat Gökhan Ahi ise Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede bu düzenlemenin “Muhalif seslerin kısılması, hükümete yönelik eleştirilerin azalması ve toplumda paranoya yaratılması” tehlikelerini barındırdığına dikkat çekiyor.

Düzenleme ne getiriyor? 

Zengin, yükümlülüklerin günlük erişimi bir milyondan fazla olan ve merkezi yurt dışında olan sosyal ağ sağlayıcılarını kapsayacağını duyurdu.  Önceliklerinin sosyal ağların kapatılması olmadığını vurgulayan Zengin, düzenleme ile hak ve hukuk arasında bir denge kurmaya çalıştıklarını ve kademeli bir yaptırım uygulayacaklarını belirtti.

Buna göre Türkiye’de temsilci bulundurmayan sosyal ağlara beş aşamada cezalar uygulanacak. Bunların ilk üçü denetleme kurumu başkanı tarafından son ikisi ise Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından verilebilecek:

  • 10 milyon TL para cezası
  • 30 milyon TL para cezası
  • Üç ay süre reklam yasağı
  • Yüzde 50 bant daraltma
  • Yüzde 90 bant daraltma

Avukat Ahi: Amaç sosyal medya eleştirilerini engellemek

Bilişim Hukuku ve Ticaret Hukuku alanlarında çalışan Avukat Gökhan Ahi  “Böyle bir yasa çalışması gerekli değildi. Hali hazırda, hem sosyal medya şirketleri, hem de mahkemelerden özel hayatın gizliliğini ihlal, kişilik haklarını ihlal, fikri ve sınai ürünlere tecavüz gibi hukuka aykırılık durumları giderilebiliyordu. Sadece sistemin daha iyi işlemesi için birkaç küçük değişiklik yapılması yeterli olabilirdi” ifadelerini kullandı.

Bu şekilde sıkı bir düzenleme yapılmak istenmesinin sebebinin sosyal medya şirketlerini Türkiye’de temsilci göstermeye zorlamak ve bu yapılmadığı takdirde erişimleri kademeli olarak kısmak olduğunu söyleyen Ahi, “Hükümet eskiden beri, kendisi hakkındaki eleştirilere tahammül edemiyordu, bu yasayla internetteki ve sosyal medyadaki eleştirileri kısmak, ayrıca anonim hesaplı kullanıcıların kimliğine çabuk erişmek istiyor” dedi.

‘Temsilicilik açma zorunlulukları yok’

Ahi, sosyal medya şirketlerinin her ülkede temsilcilik açmak gibi bir yükümlülükleri olmadığını belirtiyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde kurulu mevcut ofisler ise temsilcilikten ziyade, yazılım geliştirme, ürün pazarlama, sunucu barındırma, yerel çözümler üretme, çağrı merkezi, içerik moderasyon üzerine kurulu.

Temsilcilik denilen kurumun ise sorumluluk gerektiren farklı bir kurum olduğunu belirten Ahi,  “Twitter’ın 19 ülkede 34 ofisi var, ancak bunların hiç biri yasal temsilcilik düzeyinde değil” örneğini paylaştı. 

‘Almanya’da uygulanması bile sorunlu’

Sosyal medya düzenlemesinin olduğu ülkelere örnek olarak Almanya’nın gösterildiğini belirten Gökhan Ahi, Almanya’da uygulamada olan düzenleme hakkında şu bilgileri paylaştı:

Almanya örneğinden bahsediliyor. 2018’de Almanya’da yürürlüğe giren yasa, internet platformlarına ve sosyal medya şirketlerine, nefret söylemi, hakaret ve terör propagandasına karşı aksiyon alma zorunluluğu getirdi. Yasa dışı içeriğin, 24 saat içinde silinmesi, kullanıcı şikayetlerinin ise 48 saatte incelenmesi zorunluluğu geldi.

Bu düzenleme, her ne kadar ifade özgürlüğünü engellemeye yönelik olmasa da, yasanın uygulanma tarzı fazlaca sorun yaratabiliyor. Çünkü herkes benimsemediği bir fikri bu şekilde ötekileştirebiliyor ve buna karşı yasal aksiyon alabiliyor. İfade özgürlüğünü engellediği şeklinde yoğun eleştiriler var. Almanya’da dahi uygulanması sorunlu bir düzenleme.

‘Temsilcilik açarlarsa tutuklanabilirler’

Gökhan Ahi açıklamasının devamında hiçbir sosyal medya şirketinin ve internet platformunun Türkiye’de temsilci bulunduracağını düşünmediğini söyledi: “Çünkü bu temsilci her an gözaltına alınabilir veya her an tutuklanabilir. Ayrıca verilerin güvenliği sorunu da olabilir, zira herhangi bir mahkeme herhangi bir hukuki denetim yapmadan ve hukuki bir talep olmadan, bilgi talep etme kararları verebiliyor. Hiçbir internet platformunun, hele ki ifade özgürlüğünün kullanılması yönünde ciddi iddiaları olan, kullanıcı bilgilerini vermeye yanaşacağını sanmıyorum”

Bu platformların Türkiye’den çekileceklerini de düşünmediğini söyleyen Gökhan Ahi, bunun yerine Türkiye’deki trafiklerinin yavaşlatılabileceğini söyledi. Bu durumun yaratacağı sorunlara değinen bilişim hukukçusu,  “Dolayısıyla, içerikleri kimseye ulaşmayan insanlar kendilerine başka platformlar veya mesaj platformu bulmak zorunda kalabilirler. Bu da muhalif seslerin kısılması, hükümete yönelik eleştirilerin azalması ve toplumda paranoya yaratılması anlamına gelir” değerlendirmesinde bulundu.

Osman Kavala: Hakkımda asılsız haber yapanlar hesap vermeli

Yaklaşık 1000 gündür Silivri Cezaevi‘nde tutsak edilen Osman Kavala Anadolu Ajansı’nda çıkan bir haber üzerine yazılı açıklama yayınladı.

Kavala kendisinin hiçbir zaman “FETÖ üyesi ya da destekçisi” olmakla suçlanmadığını bu ve diğer asılsız haberlerin sorumlularının hesap vermesi gerektiğini söyledi.

Anadolu Ajansı tarafından 14 Temmuz 2020 tarihinde “FETÖ’nün ünlü isimleri hesap verdi” başlığıyla yayınlanan haberde yayınlanan liste içerisinde Kavala’nın ismi de geçiyordu.

Kavala: Yakışıksız ve hayret verici

Habere tepki gösteren Kavala “Burada benim adımın da yer alması son derece yakışıksız ve hayret verici” dedi. Tutuklu iş insanı açıklamasının devamında şu ifadeleri söyledi:

Mantığa aykırı, olgusal temele oturmayan üç ayrı suçlamadan dolayı dört defa tutuklandım. Ancak, bu suçlamalarda dahi FETÖ üyesi ya da destekçisi olduğuma dair bir iddia öne sürülmedi.

Buna karşılık, beraatle sonuçlanan Gezi Davası’nın iddianamesinde benimle ilgili suçlamaların FETÖ üyeliğiyle suçlanan emniyet ve yargı mensupları tarafından kurgulandığı, onlar tarafından yapılan hukuksuz dinlemelere dayandığı mahkeme belgelerinde ortaya çıktı, mahkeme kararı bu durumu teyid etti.

Kavala, açıklamasını “Uzun bir süredir hakkımda çıkan asılsız haberlerden dolayı yayın sorumlularının hesap vermesi gerektiğine inanıyorum” ifadeleriyle sona erdirdi.