Ana Sayfa Blog Sayfa 1973

Güleda Cankel’in katiline müebbet hapis cezası

 
Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu sanık Pehlivan, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla katıldı. Salonda genç kadının babası Mustafa Cankel ve taraf avukatları hazır bulundu.  
 
Zafer Pehlivan, savunmasında cinayeti tasarlamadığını öne sürerek, “Boğazını sıktığımı hatırlıyorum, gerisini hatırlamıyorum. Acılı ailesinden özür diliyorum” dedi. Pehlivan, Güleda Cankel’i öldürdükten sonra Instagram hesabından, “Canınızın istediği zaman ölmeyeceksiniz. Bitti 13:47” paylaşımında bulunmuştu.
 
Sanığın avukatı da sosyal medya ve basının davada hükmü verdiğini öne sürdü ve “Müvekkilimin adil yargılanma hakkı elinden alındı” ifadesini kullandı. Duruşma sonucunda mahkeme heyeti Pehlivan’a “kasten öldürme” suçundan müebbet cezası verdi.

Ne olmuştu?

Isparta Fatih Mahallesi’nde apartta kalan Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Fotoğrafçılık Bölümü birinci sınıf öğrencisi 19 yaşındaki Güleda Cankel, 19 Kasım 2019’da eski erkek arkadaşı Zafer Pehlivan tarafından 17 saat boyunca işkencenin ardından bıçaklanarak öldürülmüştü.

Katil zanlısı Pehlivan hakkında tasarlayarak veya canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. 

Isparta Valiliği, Cankel‘in  öldürülmesiyle ilgili kamu görevlilerinin ihmali olduğu iddiaları üzerine inceleme başlatmıştı. 

‘Çukurbağ Yarımadası’nın imara açılması için yangına ihtiyaç yok’

Antalya Kaş‘a bağlı Çukurbağ Yarımadası’nda Mayıs ayında yanan ormanlık alanın imara açıldığına yönelik sosyal medyada ve basında yer bulan iddialar üzerine Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği yazılı bir açıklama yayınladı.

Meydana gelen yangın ardından çıkan haberlerin yarımadada otel yapmak için yangın çıkarmaya gerek olmadığı gerçeğini gölgelediğini belirten açıklamada “Asıl yangın Çukurbağ Yarımadası’nda rant elde etmek için yapılmış imar planlarıdır” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada 3’üncü derece Doğal Sit Alanı olan Çukurbağ Yarımadası’nın statüsünün ’sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları’’ olarak değiştirildiği ve turizm gerekçesiyle imara ve konuta açılmasının önünün açıldığı belirtildi.

‘Birçok yer imar tehdidiyle karşı karşıya’

Çukurbağ Yarımadası’nın imara açılma hikayesinin 40 yıllık geçmişi olduğu belirtilen açıklamada bölgedeki yanan arazi dışındaki birçok yerin de imarlaşma tehdidiyle karşı karşıya olduğuna vurgu yapıldı.

Yanan zeytinlik arazinin Ankara Gazeteciler Cemiyeti’ne ait olduğu ortaya çıkmıştı. Cemiyet yaptığı açıklamada arazinin kendilerine ait olduğunu ve imara açılmasının mümkün olmadığını, cemiyetin de arazinin imara açılmasına asla izin vermeyeceğini ve bölgeyi yeniden ağaçlandıracağını belirtmişti.

Dernek, cemiyetin bunun dışında 110 dönümlük daha arsası olduğunu de imara açılması için revizyon imar planı yaptırdığını ve Tabiat Varlıkları Koruma Kuruluna müracaat ettiğini söyleyerek bu planlardan da vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan’ın iş ortağına devredildi

Açıklamada, Çukurbağ Yarımadası’nda imara açılmak istenen 119 bin metrekarelik başka bir alanın da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski iş ortağına devredildiği belirtildi.

Kaş ilçe merkezi ile İnceboğaz Plajı arasında yer alan zeytinlik vasfındaki arazi, 2007 yılında aralarında Cihan Kamer’in de yer aldığı Erdoğan’a yakın iş insanları tarafından satın alınmış, daha sonra ise imara açılması için çalışmalar başlatılmıştı.

2011’de eski Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan’ın oğlu Selim Doğan’ın üzerine kaydedilen 30 milyon Euroluk arazi, 5 Şubat 2016’da ise Erdoğan’ın eski iş ortağı Ergun Bodur’un şirketi olan Kösdağ Ambalaj’a devredildi.

İmar planına karşı dava açtıklarını belirten dernek “Eğer plan geçerse bir gecede sahiplerine milyonlarca lira kazandıracak bu araziler Türk siyaseti içindeki ahlak açmazını tekrar gözler önüne seriyor” dedi.

‘Planlar ancak yurttaş baskısıyla iptal edilebiliyor’

Planların ancak yurttaş baskısı sayesinde iptal ettirilebildiğinin belirtildiği açıklamada hukuki süreçler ile ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

  • 2015 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından Kaş Merkez 1/25.000 Nazım İmar Planı yapıldı; Yarımada da bunun içindeydi. Buna karşı Derneğimiz ve 30 yurttaş tarafından açılan dava ile planlar iptal edildi.
  • 2015 yılında açılan davanın mahkeme süreci devam ederken, itirazlara istinaden aynı plan üzerinde ufak değişiklikler yapılarak 2015’te yeniden askıya çıkarıldı. İkinci 1/25.000’lik plana karşı yine Derneğimiz, Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Antalya Mimarlar Odası ve yurttaşlar mahkemeye başvurdu. Mahkeme bilirkişi raporu sonrasında bu plan için yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.
  • Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi doğrultusunda Çevre Şehircilik Bakanlığının 25 Eylül 2019 tarihinde askıya çıkarılan yeni Çukurbağ Yarımadası ve Limanağzı 1/25.000 Nazım İmar Planı’na karşı aynı yıl Derneğimiz, Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Antalya Mimarlar Odası ve yurttaşlar dava açmıştır. Bu mahkeme ile ilgili BİLİRKİŞİ KEŞFİ beklenmektedir.
  • Yarımada ve Limanağzı için mahkeme devam ederken 9 Haziran 2020’de Çevre Şehircilik Bakanlığı kendi imar planında düzenleme yaparak yeni bir “REVİZYON İMAR PLANI” askıya çıkarılmıştır. Askı süresi içinde yurttaşlar itiraz etmişlerdir. İtiraz sonuçlarına göre hareket edilecektir.

Benzer yapılaşma faaliyetlerinin birçok yerde süregeldiği belirtilen açıklama “Tüm yetkilileri ve Kaş halkını Bodrum, Kuşadası, Marmaris örneklerinden dersler çıkartarak, bu nadide alanı korumaya, doğru projeler ve imar planlarıyla dünyanın sayılı turizm noktalarından bir olabilecek bu eşsiz ilçeye sahip çıkmaya davet ediyor, saygılarımızı sunuyoruz” ifadeleriyle sona erdi.

AKP’nin İstanbul Sözleşmesi’ni revize edeceği iddia edildi: Toplumsal cinsiyet metinden çıkarılacak

 

‘Beş yıl sonra eşcinsel evlilik serbest olsun diyebilirler’

Yapılan toplantılarda, sözleşmedeki iki maddenin yeniden yazılmasına karar verildiği belirtildi.  Bu kapsamda, sözleşmede tartışmalara neden olan ‘Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması’ konusunu düzenleyen 4. maddede yer alan ‘cinsel yönelim’ ve ‘toplumsal cinsiyet kimliği’ ifadelerinin çıkarılarak, yeniden yazılacağı ifade ediliyor. Yine, sözleşmenin 6. maddesinde yer alan ‘Toplumsal cinsiyet konusunda hassasiyet gerektiren politikaların’ kapsamının yeniden belirleneceği belirtiliyor.

Kulis haberde AKP kurmaylarının “Eşcinsel tartışmaların odağında bir lobi var. Amacımız, kişilerin yaşantısına karışmak değil. ‘Toplumsal cinsiyet eşitliği’nden anladığımız kavramları sıralayacağız. Bundan beş on yıl sonra ‘Eş cinsel evliliğinin serbest bırakılmasını istiyoruz’ diyebilirler. Buna göre tedbir almamız lazım” dediği iddia edildi.

‘Değişiklik kabul edilmezse sözleşmeden çıkılacak’ 

Yapılacak çalışma sonrası Sözleşme’nin ilgililere sunulması planlanırken, maddelerin bu şekilde kabul edilmemesi durumunda sözleşmeden çıkılarak, yeni bir çalışma yapılacağı iddia edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yeni sözleşmeyle ilgili olumlu bir yaklaşım sergilediği de kaydedildi.

AKP kurmaylarının, Sözleşme’den çıkılması durumunda herhangi bir yasal boşluğun oluşmayacağı iddiasına ilişkin de yaptıkları çalışmayı Erdoğan’a sunduğu öğrenildi. Sunumda, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kadına karşı şiddetin önlenmesinde yeterli olduğunun anlatıldığı aktarıldı.

 

Bu yıl dünyayı üç hafta daha geç sürede tükettik!

Küresel Ayak İzi tarafından her yıl açıklanan Dünya Limit Aşım Günü, bu yıl koronavirüs salgını sebebiyle üç hafta daha ileri bir tarihe taşınarak 22 Ağustos Cumartesi olarak kayda geçti.

Dünya Limit Aşım Günü insanlığın doğa üzerinde bir takvim yılı içinde yarattığı talebin, dünyadaki doğal varlıkların yenilenme hızını aştığı günü belirtiyor. Yani gezegenin 12 ayda ürettiği doğal varlığı 8 ay içinde tükettiğimizi gösteriyor.

Örgüt hesaplamaları 2006 yılında başlattı. O yıl, limit aşımı Ekim ayında gerçekleşmişti. 2006yılından bu yana ise tarih giderek daha erkene taşındı. Ta ki bu yıla kadar. Bu yılki geri çekilmenin sebebi olarak ise dünya ekonomisini sekteye uğratan koronavirüs salgını gösteriliyor.

Ülke başına 15 binden fazla veri toplanıyor

NY Times’ın aktardığına göre Küresel Ayak İzi genel müdürü Laurel Hanscom, yıllık analizlerini çoğunluğu Birleşmiş Milletler’e ait ülke başına 15 binden fazla veriyi toplayarak gerçekleştirdiklerini söyledi.

Araştırmacılar Dünya’nın biyolojik kapasitesini (gezegenin kara ve denizinin bir yılda üretebildiği ‘kaynak’ miktarı), insanlığın ekolojik ayak iziyle (o yılki gıda, kentleşme, ormanların durumu) karşılaştırarak sonuçları takvime yansıtıyor.

Ülkelere göre analizler

Araştırmada ülkelere göre bir analiz de yapılıyor. Örneğin, tüm dünya Amerika Birleşik Devletleri gibi tüketseydi dünya limit aşım günü bu yıl 14 Mart tarihinde gerçekleşebilirdi.

Türkiye’nin dengesi ise yapılan araştırmada şu şekilde resmediliyor:

Fotoğraf: Küresel Ayak İzi

Çalışmaya yönelik eleştiriler

Örgüt bu analizi her yıl dünyanın sürdürülebilir yaşamaktan ne kadar uzak olduğun göstermek için gerçekleştiriyor. Ancak bazı uzmanlar yeterli olmadığını öne sürüyor.

Michigan Eyalet Üniversitesi’nden ekolojik ekonomist Robert B.Richardson, çalışmanın okyanus ve toprağın karbon tutmasını hesaba katmamak veya arazinin sürdürülebilir ve sürdürülemez kullanımları arasında ayrım yapamamak gibi bir çok eksikliği olduğunu söylüyor. Richardson, gene de insanlar arasındaki farkındalığı artırmak için değerli olduğunu belirtiyor.

‘Anlık görüntü sağlıyor’

Eleştirilere yanıt veren Hanscom ise Dünya Limit Aşım Günü’nün Gayri safi yurt içi hasılaya (GDP) benzer bir ‘anlık görüntü’ sağladığını söylüyor ve şu ifadeleri kullanıyor:

GDP ile bir ülke içindeki eşitsizliği göstermeyi amaçlamıyorsunuz. Ancak gene de size işlerin nasıl gittiğine dair bilgi sağlayan üst düzey bir gösterge.

CHP’li Emir: Diyarbakır’da günlük vaka sayısı 600’ü buldu

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, koronavirüs salgınının yayılmasıyla ilgili Güneydoğu Anadolu bölgesine dair uyarılarda bulundu. Bölgede yoğun bakım servislerinde yer kalmadığını belirten Emir, “Sadece Batman’da son bir hafta içerisinde yoğun bakım sırası beklerken vefat eden hasta sayısı 7’yi buldu. Şanlıurfa’da memurlar filyasyon için sahaya sürüldü, hatta temizlik işçisine sürüntü aldırtılıyor. Diyarbakır’ın günlük vaka sayısı 600’ü buluyor. Güneydoğunun hali içler acısı durumda” dedi.

Emir, geçen haftalarda“Ankara alarm veriyor” açıklamasıyla Başkent’te devlet hastanelerinde boş yatak kalmamasını da gündeme getirmişti. 

‘Veriler halktan gizleniyor’

Bölgedeki sağlık emekçileriyle birebir temas kurduklarını belirten Emir, Sağlık Bakanlığı’nın gerçek verileri halktan saklamaya çalıştığını öne sürdü: 

“Sağlık Bakanlığı, Türkiye genelinde günlük koronavirüs vaka sayısını halen binli rakamlarda açıklıyor ancak sadece Şanlıurfa’da günde 700’e yakın pozitif vaka tespit edildiğini biliyoruz. Şanlıurfa’da biri üniversite hastanesi olmak üzere dört hastanede de COVID-19 için boş yoğun bakım yatağı kalmadı. Bu kadar çok vaka artışı yaşanınca temaslı kişileri kontrol etmekle görevlendirilen filyasyon ekipleri de yetersiz kalıyor. Ne yapacağını bilemez hale gelen Sağlık Bakanlığı, Şanlıurfa’da hiçbir sağlık eğitimi almamış Müftülük ve Milli Eğitim personelini de filyasyon ekibi olarak görevlendirdi. Hatta bu da yetmeyince daha birkaç gün önce Karaköprü Diş Hastanesi’nde bir temizlik personeli, temaslı kişilerden sürüntü almaya başladı.”

Diyarbakır: 600 vaka

Diyarbakır’da da 1 Haziran öncesinde günlük vaka sayısı 70’lerdeyken bugün 600’e ulaştığını kaydeden Emir şunları söyledi:  

“1 Haziran öncesinde Diyarbakır’da yoğun bakımda tedavi gören günlük hasta sayısı 10 civarındaydı, fakat bugün itibariyle 100’ü geçti. Covid-19 hastalarına yoğun bakım hizmetinin verilebildiği yatakların hepsi dolmuş durumda. Filyasyon ekipleri, Şanlıurfa’da olduğu gibi bu ilimizde de yetersiz kalıyor.

Batman: 10 doktor, beş sağlık personeli istifa etti

CHP’li vekil,  Batman’da da 1 Haziran’dan bu yana toplam vaka sayısının 10 bine ulaştığını, günlük 700 testin 350’sinin pozitif çıktığını söyledi. İldeki yoğun bakım yataklarının hepsinin dolduğunu anlatan Murat Emir, “300 yatak kapasiteli bölge devlet hastanesinde şu anda 450 hasta yatıyor. Servislerde yoğun bakım sırası bekleyen onlarca hasta bulunuyor, hatta bu sırayı beklerken yaşamını yitiren hastalar var. Bu şekilde son bir haftada 7 hastanın hayatını kaybettiğini biliyoruz. Sağlık çalışanları da perişan halde. Son bir ay içerisinde Batman’da 10 doktor istifa etti, beş sağlık personeli de emeklilik dilekçesini verdi.” diye konuştu. 

Şırnak: Belirti gösteren sağlık çalışanlarına ‘kafa izni’ veriliyor

Emir, Şırnak’ta ise günlük 200’e yakın test yapılabilirken pozitif vaka sayısının 80’i bulduğunu bildirdi. Buna rağmen, risk altındaki sağlık çalışanlarına  belirti göstermesine rağmen test yapılmadığını kaydeden vekil şu ifadeleri kullandı: “Bu kişiler, ‘kafa izni verdik’ denilerek evlerine gönderiliyor ve iyileşmeleri bekleniyor. Şırnak’la birlikte Siirt ve Hakkâri merkezde tek devlet hastanesi bulunuyor ve bu hastanelerde de Covid-19 için ayrılan yoğun bakım yatakları tamamen dolu durumda. Bu illerden de artık hastalar Şanlıurfa ve Gaziantep’e yönlendiriliyor.”

Maske tartışmasında darplı gözaltıya uzaklaştırma kararı

İstanbul Kadıköy‘de maske takmadığı için bir kadına sert müdahalede bulunarak gözaltına alan iki polis görevden uzaklaştırıldı.

Irkçılık yalnızca insana değil hayvana ve doğaya da zararlı

Washington Üniversitesi’nde görevli bilim insanları eşitsizliğin ekoloji üzerindeki etkisini inceleyen bir çalışma ele aldı.

Daha önce yayınlanmış 170 araştırmanın incelendiği araştırmada, özellikle ırkçılık ve sınıfçılık gibi sosyal eşitsizliklerin biyolojik çeşitliliği ve kentlerdeki bitki ile hayvanların ekolojik sağlığını etkilediği saptandı.

Bilim insanları, araştırma sonucunda bilim camiasına doğanın korunması için çevresel adalete ve ırkçılık karşıtı uygulamalara da odaklanmaları çağrısı yaptı.

Sanayi atıkları, çöpler ve olmayan ağaçlar

AA’nın aktardığına göre ABD’e yürütülen çalışmada,  ırkçılık ve diğer eşitsizliklerin ABD’de biyolojik çeşitliliği azalttığı, kentsel ısı adası etkisini ve iklim sorununun etkilerini artırdığı belirtildi.

ABD genelindeki büyük kentlerde, düşük gelirli ve ırksal azınlık durumundaki kişilerin oturduğu bölgelerde az ağaç olduğuna dikkat çekilen araştırmada, ağaçlarla kaplı alanların azalmasının hava sıcaklıklarının yükselmesi ve bitki ile hayvan çeşitliliğinin azalması anlamına geldiği vurgulandı.

Araştırmada, söz konusu bölgelerin, zenginlerin ve beyazların çoğunlukta olduğu alanlara oranla sanayi atıkları veya çöplüklerine daha yakın olma eğilimi taşıdığı aktarıldı.

Eşitsizlikler iklimi ve doğayı etkiliyor

Ağaçların az olduğu bölgelerin daha sıcak, daha kirletilmiş olduğu ve buralarda hastalık taşıyan böceklerin de oldukça çok bulunduğu kaydedilen araştırmada, bu gibi ekolojik farklılıkların kaçınılmaz surette insan sağlığı ve refahını etkilediğine dikkat çekildi.

Araştırmaya öncülük eden ABD’nin Washington Tacoma Üniversitesinde görevli Yardımcı Doçent Christopher Schell, ırkçılığın dünyayı tahrip ettiğini ve birbirlerine karşı davranma şeklinin doğal yaşama karşı yapısal şiddet olduğunu söyledi.

Michigan Üniversitesi ve California Üniversitesinin Berkeley Kampüsünden bilim insanlarının da katkı sağladığı araştırmanın sonuçları, “Sciencemag” adlı internet sitesinde yayımlandı.

MUÇEV’in inşa etmek istediği yat iskelesine ‘ÇED gerekli değildir’ kararı çıktı

Muğla Valiliği ve Türkiye Çevre Koruma Vakfı‘nın iştiraki olan ve ihalesiz bir şekilde kıyıların işletmesini ele geçirdiği için sıkça gündeme gelen MUÇEV‘in Marmaris’te inşa etmek istediği yat iskelesi için ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildi.

BirGün’den Uğur Şahin’in haberine göre Muğla’nın Fethiye ilçesindeki Göcek’te 161 yatlık tekne bağlama iskelesi projesi için mevcut iskele sökülecek, yerine ise yüzer ve kazıklı ‘modern’ iskeleler kurulacak.

Projenin maliyeti 8 milyon 685 bin TL

MUÇEV, projenin yapılacağı alanı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nden kiraladı. Alanda MUÇEV’e ait iskeleler ile ofis ve rıhtım bulunuyor.

Proje tanıtım dosyasında, mevcut iskelelerin deniz hareketlerinden dolayı zamanla eskidiği ve yatlara zarar verdiği iddia edildi. Projeyle 150 yat kapasitesine sahip iskelenin 161 yat kapasitesine çıkarılacağı belirtildi. Projenin maliyeti 8 milyon 685 bin 725 TL olacak.

ÇED denetiminden muaf tutulan projeye dair tanıtım dosyasında ÇED Gerekli Değildir kararının ardından ilk iş olarak mevcut kazıklı iskelelerin yerinden sökülerek başlanacağı belirtildi.

‘Deniz tabanındaki canlılar zarar görecek’

Tekne Bağlama İskelesi olarak kullanılacak iskelelerin alanı, hali hazırda deniz yüzeyinde 82 bin 125 metrekarelik alanı, geri saha olarak 3 bin 438 metrekare kara alanını kapsıyor.

Proje dosyasında iskelenin kazıkları çakma yöntemiyle, deniz tabanına çakılarak inşa edileceği belirtildi. Dosyada “Bu işlemler sırasında deniz tabanında bulunan canlı türleri olumsuz etkilenecek ve yaşama alanlarını terk etmek zorunda kalacak. Bu işlemler sırasında deniz ortamında bulanıklık oluşacaktır” denildi.

Projenin tanıtım dosyasında yer alan MUÇEV’in taahhütnamesinde Şirket Müdürü olarak Menteşe Kaymakamı Caner Yıldız’ın imzası bulunuyor.

Marnaris’de de iskele

MUÇEV, Muğla’nın Marmaris ilçesinin Söğüt mevkiinde de ‘tekne bağlama iskelesinin’ kapasitenin artırımı için de ÇED sürecini başlattı. Proje kapsamında iskeleye ilave olacak şekilde yüzer iskele ve kazıklı iskeleler kurulacak.

Proje tanıtım dosyasında iskelenin 2013 yılında yenilendiği ancak zamanla zarar gördüğü öne sürüldü. Bu nedenle MUÇEV’in iskelenin sağlamlaştırılması ve kapasite artırımı projesi planlandı. 8 milyon 445 bin TL’ye mal olacak projeyle 100 tekne kapasiteli iskelenin 187 kapasiteye ulaşması amaçlanıyor.

Rusya muhalif lideri hastaneye kaldırıldı: Çayına zehir katıldığından şüpheleniliyor

Rusya’da muhalefet lideri Alexei Navalny, şüpheli bir zehirlenme vakasıyla hastanede yoğun bakıma kaldırıldı.

Basın sözcüsü Kira Yarmish, muhalif liderin Sibirya’dan Moskova’ya uçarken kendini kötü hissetmeye başladığını ve bu sebeple uçağın acil iniş yaptığını bildirdi.

Twitter üzerinden Navalny’nin zehirlendiğini iddia eden basın sözcüsü, muhalif liderin yoğun bakıma alındığını bildirdi.

‘Çayına zehir katıldı’

Muhalif siyasetçinin çayına zehir katıldığını iddia eden Yarmish “Alexei’nin çayına karıştırılan bir şeyle zehirlendiğini varsayıyoruz. Sabah içtiği tek şey buydu. Doktorlar da zehrin sıcak sıvıyla daha hızlı emildiğini söylüyor. Alexey artık bilinçsiz” ifadelerini kullandı.

Bir yıl önce de benzer bir zehirlenme olayının yaşandığını hatırlatan Yarmish “Bir yıl önce Alexei hapse atıldığında gene zehirlenmişti. Belli ki aynı şey yeniden oluyor” dedi.

Seçim öncesi şehirleri dolaşıyordu

Yıllardır Putin yönetimine karşı kampanya yürüten Navalny, gelecek ay 40 milyon seçmenin katıldığı yerel seçimlerde desteklediği adayları tanıtmak için Sibirya’nın çeşitli şehirlerini dolaşıyordu.

Destekçileriyle Çarşamba günü Tomsk’tan yayınlanan bir fotoğraf için poz vermiş ve “Bu sahtekarlar kendilerini görevden atmayacaklar” yazarak daha fazla gönüllüyü çağırmıştı. Yerel gazete Taiga bu gezinin yerel yönetimdeki siyasetçilerin yolsuzluklarını ortaya çıkarmak için yapıldığını da iddia etmişti.

Muhalefete yönelik saldırılar iktidarın parçası

Viladimir Putin’in Rusya’sında muhalefete yönelik saldırılar ve tehditler iktidarın bir parçası. Guardian’ın aktardığına göre 2015 yılında muhalefet lideri ve eski başbakan yardımcısı Boris Nemstov, Kremlin’in önünde dört kez vurularak öldürülmüştü. Saldırıyla ilgili Çeçenyalı beş kişi hapse atılmış ancak cinayetin emrini verenler yakalanmamıştı.

Muhalif aktivist Petr Verzilov, geçtiğimiz günlerde 2018 yılında Moskova’da zehirlendiğini iddia etmişti. Verzilov, iki yıl sonra yaptığı açıklamada “Moskova ve Berlin’deki yoğun bakımda birkaç ay geçirdim. İki yıl boyunca bana yönelik cinayet teşebbüsünü aydınlatmaya yönelik herhangi bir girişim olmadı” ifadelerini kullanmıştı.

 

 

Sağlık Bakanı: 1.5 ayın en yüksek hasta sayısına ulaştık

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi.

Türkiye’ninCovid-19 salgınıyla yönelik çalışmalarının başarılı olduğunu söyleyen Fahrettin Koca, “Türkiye’nin salgınla mücadelesine başarısızlık etiketi yapıştırmaya çalışan varsa salgının ne anlama geldiğini ya bilmiyor ya da bildiği kadarını da siyaseten unutmayı tercih ediyor. Tarihte düz çizgi halinde seyreden salgın olmamıştır. Vakaların azalması yükselmeyeceğine güvence teşkil etmemiştir. Önemli olan mücadelede istikrardır” dedi.

Günlük test sayısının 100 bine çıkabileceğini belirten Koca’nın açıklamasından satır başları özetle şöyle: 

EVDE TEDAVİ: Evde tedavi olanlar için önümüzdeki günlerde yeni bir uygulamaya geçiyoruz. Hekimlerimiz “tele tıp” denilen sistem sayesinde hastalarıyla doğrudan görüşme yapacak.

İLAÇ TEDARİKİ: Türkiye hastaların Covid-19 tedavisini erken aşamada başlatmaktadır. Tedaviye erişim çok kolaylaşmıştır. İlaç tedarikinde herhangi bir sıkıntımız yoktur. Antiviral ilacın yerli üretimine dört firma tarafından başlanmıştır. Tanı testlerinde olduğu gibi ilaç ve tedavi giderlerinin devlet tarafından karşılandığı nadir ülkelerden biriyiz.

AĞIR HASTA SAYISI:  Salgının sonuçları açısından en önemli gösterge ağır hasta sayısıdır. Dün ağır hasta sayımız 686’ya ulaştı. Bu gruptaki hastalarımız, çoğunlukla kronik hastalığı olanlar kişilerle büyüklerimizden oluşmaktadır. En üzücü sonuçları bu hasta grubunda görmekteyiz. 

HES uygulaması, riskli alanları haber verecek

FİLYASYON EKİPLERİ:  Türkiye salgınla mücadelede filyasyon çalışmasının çok büyük yararlarını gördü. 1 Temmuz’da 7 bin 507 olan filyasyon ekibi sayımız 9 bin 344’e çıktı. Her filyasyon ekibimizde bir hekim görevlendirdik. Temaslı zincirinde olduğu bilinen kişilere ulaşma oranımız, son 45 gün içinde yüzde 98.9’dur.

YOĞUN BAKIM:  Sivas ve Urfa’da kısa bir süre yaşanan yoğun bakım hasta doluluğu dışında bir sorunla karşılaşılmamıştır. Covid-19 ve diğer tüm hastalıklar dahil olmak üzere servis yatağı doluluk oranı yüzde 51,3, yoğun bakım yatağı doluluk oranı yüzde 64,8, ventilatör doluluk oranı yüzde 31,7’dir.

YEREL MÜCADELE: Günler geçtikçe tanı konmuş kişi sayısı, temaslı sayısı artıyor. Süreçte her bölge kendisine has özellikler gösteriyor. Biz de salgınla bölgesel şartlar içinde mücadele yöntemini seçtik. İl hıfzıssıhha kurullarımızın adını bu sebeple daha sık duyuyorsunuz. Alınan kararlar sonucunda 10 şehirde vaka sayıları düştü, 12 şehirde stabil hale geldi, 7 ilde mücadelemiz devam ediyor.

HES UYGULAMASINA YENİ ÖZELLİK: Bakanlığımız HES adlı bir mobil uygulama geliştirmişti. Bu uygulamaya riskli alan özelliğini kazandırdık. Şu anda pilot bölge olan Kırıkkale’de denenen bu özellik ay sonunda tüm yurtta hizmete girecek. Riskli alan özelliği, gittiğiniz toplu mekanlarda kare kod uygulamasıyla size bilgi verecek. Yakın tarihte orada bir Covid hastası, bir temaslı bulunmuş mu veya bulunuyor mu bunu öğreneceksiniz.

95 BİNDEN FAZLA İHLAL: Geliştirdiğimiz HES mobil uygulamasından büyük yararlar gördük. HES kodu üreten vatandaş sayısı 25 milyonu geçti. Hastalığı veya teması sebebiyle izolasyonda olması gereken 95 binden fazla kişinin izolasyon kuralını ihlal ederek uçak, tren, otobüse binmeye çalıştığını bu uygulamayla tespit ettik ve engelledik. Kolluk kuvvetleri şehirler arası ulaşımda yaptıkları denetimlerde yolcular için riskli kişilerin seyahatini bu uygulama sayesinde önlemektedir. Ev izolasyonları da yine bu uygulamayla denetlenmektedir.

OKULLAR VE GRİP DÖNEMİ:  21 Eylül’de okulların temelde açılmasından yana bir yaklaşım içerisindeyiz. Bu daha önce kademelendirme tarzında olur. Bunu da önümüzdeki haftalar Milli Eğitim Bakanlığı netleştirir. Bazı sınıfların bir şekilde eğitime başlaması gerektiğini biliyoruz. Okullarda yüz yüze eğitime geçilecek tarih başka açılardan da önem arz ediyor. Sonbahara girmiş olacağız, grip vakaları artmış olacak. Çok dikkatli olmanızı rica ediyorum. Eğer salgın tedbirlerine uyarsanız işimiz çok kolaylaşacak. Koronavirüsle gribin bulaşma yolu aynıdır. Aynı tedbirlerle ikisini de önleyeceksiniz.

VAKA SAYISI İYİLEŞENLERİ GEÇTİ: Bugünkü günlük tabloyu açıklamak istiyorum. Bugün hasta sayımız 1303. Bugün vefat eden vatandaşlarımızın sayısı 23. Bugün iyileşen hasta sayımız 1002. Yani hasta sayımız iyileşenlerden fazla. Bugünkü test sayımız ise 87 bin 223. Konuşmamda bahsettiğim şekliyle önümüzdeki günler 100 bine ulaşabileceğimizi tahmin ediyorum. Toplam vefat sayımız 6 bin 39. Zatürre oranımız ise yüzde 7,4. Zatürre oranımız son günlerde giderek azalmakta. Önemli sebeplerden birisi, son dönem bildiğiniz gibi antiviral ajan olan plaviriri Türkiye’de üretebilir olduk. Dört firma bu ilacı üretebilmek için ruhsat aldı ve ihaleleri yapıldı. Elimizde yeterli miktarda Türkiye’de üretilen ilacın olduğunu söyleyebilirim.

PNÖMONİ/AĞIR HASTA ORANI: Konya’da geçen ay yüzde 27,06 olan pnömoni oranı, son hafta yüzde 12,51’e, son 3 gün yüzde 10,42’ye kadar düştü ilaç kullanımı artış gösterdiği için. İzmir’de son ay pnömoni oranı yüzde 13,7’ydi, son hafta yüzde 7,78’e, son 3 gün yüzde 6,17’ye indi. İstanbul’da son ay yüzde 6,83, son hafta yüzde 4,28, son 3 gün yüzde 3,67’ye kadar düşmüş oldu. Ankara ise son ay yüzde 12,1’di, son hafta yüzde 5,61’e, son 3 gün yüzde 4,57’ye kadar düşmüş oldu. Ağır hasta sayımız da artıyor. Son 1 ay boyunca sürekli bir artış içinde.   Bugün ağır hasta sayımız 719. Süreçte ağır hasta sayımızın azalıyor olması bizim için önemli olacak. 

GRİP AŞISI: Herkesin grip aşısı olması gibi bir durum söz konusu değil, öyle bir üretim de söz konusu değil. Bilim Kurulu’nda gündeme gelmiş oldu, özellikle kimlere yapılma zorunluluğu olduğunu biliyoruz ama Covid döneminde kimlere yapılmasıyla ilgili bir çalışma olacak. Aşıyı temin açısından da, her yıl aldığımız belli miktar aşı var, onun temini sağlanmış olacak, bu yıla özel daha fazla tüketileceğini biliyoruz, bu yıl yetecek kadar aşıyı temin etme noktasında yoğun bir gayret içinde olduğumuzu söylemek istiyorum.

MUTASYON: Bugüne kadar yapılan çalışmalarda mutasyona uğradığını biliyoruz, bu mutasyonun virülansını etkileyecek tarzda bir mutasyon olmadığını da biliyoruz. Yazın bu virüsün etkisini kaybedeceğini düşünüyorsanız düşünmeyin, kapalı ortamlarda kışın daha fazla birlikte olunduğu için daha kolay bulaşır, yazın bu bulaşıcılık az olur.