Ana Sayfa Blog Sayfa 1865

CHP: Yıpranma hakkı, basın kartı olmayan gazetecilere de tanınsın

CHP milletvekilleri, Atila Sertel, Utku Çakırözer ve Yüksel Mansur Kılınç, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu gündeminde olan kanun teklifindeki, gazetecilere yönelik yıpranma hakkına ilişkin maddenin kapsamının genişletilmesini istedi.

Üç CHP’li vekil, Meclis’te düzenledikleri basın toplantısında, yıpranma hakkı tanınmasına yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Gazeteciliğin, büyük sıkıntılar içerisinde ifa edildiğini belirten Sertel, Anayasa Mahkemesi’nin, gazetecilerin özlük haklarıyla ilgili yasa çıkarılmasına yönelik karar aldığını, ancak TBMM’nin bütün kötü kanunları yasalaştırırken henüz bu konuyu gündemine getirmediğini söyledi.

Sertel, torba yasayla basın emekçilerine yönelik yıpranma hakkının sadece basın kartı sahiplerine tanınmak istendiğini söyleyerek, bu durumu eleştirdi.

Bu hafta görüşülüyor

CHP’li Çakırözer ise bu hafta Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye başlanacak kanun teklifinde, gazetecilere yıpranma hakkı verilmesine yönelik bir madde bulunduğunu belirterek şunları söyledi: 

“Yıpranma hakkının, basın kartı şartına bağlanıyor olması, büyük mağduriyet yaratacak. İnternet gazeteciliği yapan arkadaşlarımız da basın kartları olmadığı için yıpranma hakkından yararlanamayacak. Basın mensuplarının yanı sıra 4875 Sayılı Kanun kapsamında çalışan basın emekçileri de kapsama dahil edilmeli” 

Basın kartı şartının getirilmesinin, Anayasa Mahkemesi kararının özünün kavranamadığını ortaya koyduğunu ileri süren Çakırözer, bu şekilde yasalaşması halinde Yüksek Mahkemenin bu düzenlemeyi de iptal edebileceğini savundu.

CHP’li Kılınç da, medyanın, TBMM’den yeni düzenlemeler beklediğini ancak sahip oldukları hakların ellerinden alındığını kaydetti. Kılınç şu ifadeleri kullandı:  “Medya büyük oranda sarayın kontrolünde. Bu medya kuruluşlarının çalışanlarının bir kısmı AKP iktidarını destekleyen insanlar. Biz, AKP iktidarını destekleyen arkadaşlarımızın haklarını da AKP’ye karşı savunmak zorunda kalıyoruz. Bütçe görüşmeleri başlamadan yıpranma payı düzenlemesinin Meclis’ten bir an önce geçmesini bekliyoruz.” 

AYM, ‘eşitsizlik var’ diye iptal etmişti

Gazetecilere çalışma koşullarının yıpratıcılığı nedeniyle erken emeklilik sağlayan ve 1977’de tanınan fiili hizmet zammı hakkı (yıpranma payı) 2008’de iptal edilmiş, 2013’te yeniden getirilmişti.

2013’te getirilen düzenlemeyi de Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz şubat ayında kanunun sadece basın kartı sahibi gazeteciler için uygulanmasının eşitsizliğe neden olduğunu belirterek iptal etmişti. Yüksek mahkeme hükmün iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte görülmesi nedeniyle de iptal hükmünün Resmi Gazete‘de yayınlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe girmesini uygun görmüştü.

 

Kral öldü, yaşasın yeni kral: Güneş – Mühdan Sağlam

Küresel korona salgınının dünya ekonomisine ve enerji piyasalarına yansıması Ocak 2020’den bu yana analizlerde en fazla ele alınan konuların başında geliyor. Nitekim Covid-19’un yarattığı olağandışı tedbirlerin enerji piyasaları üzerinde etkisini ele alan iki önemli rapor bu anlamda önemli bulgulara ve gelecek projeksiyonuna sahip.

Raporlardan ilki geçtiğimiz hafta Uluslararası Enerji Ajansı (UAE) Başkanı Fatih Birol ve raporu hazırlayan isimlerin katılımıyla duyurulan Uluslararası Enerji Ajansı Dünya Enerji Görünümü 2020 raporuydu. Aslında UEA, alışıldığı üzere yıllık enerji raporunu kasım başında açıklar. Ancak bu yıl salgının getirdiği baskı ve hükümetlerin durumun ciddiyetinin farkına varıp bir an önce ön almasını sağlamak için rapor 13 Ekim’de yayınlandı. İkinci rapor, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü‘nün OPEC aylık raporu. Salgın döneminde OPEC raporları daha yakından izleniyor. Son rapor, kötümser senaryoları da dikkate aldığı için diğerlerinden ayrıştı.

UEA ve OPEC raporu enerji piyasasının geleceği açısından ne söylüyor? Petrol tüketiminde durum ne? Yenilenebilir enerji kaynakları salgından nasıl etkilendi? Yenilenebilir kaynaklar içerisinde liderliği üstlenen kaynak hangisi? Yazımızda bu sorulara yanıt arayacağız.

Covid-19: Enerji piyasasında yakın tarihteki en büyük aksaklık

Yukarıdaki başlık UEA’nın raporunun başında geçen ilk cümle. Bu cümleyi okuduktan sonra ister istemez bir yudum su içme ihtiyacı hissediyorsunuz. Varil varil petrolünüz varsa, bir kova su da içebilirsiniz. Raporda, Covid’in piyasada yakın zamanda görülen etkilerinin yanında, orta ve uzun vadelileri ölçmek için zaman gerektiğinin altı çiziliyor. Raporun projeksiyonuna bakacak olursak, 2020’de enerji talebinde yüzde 5’lik bir düşüş bekleniyor. Petrol piyasası için bu öngörü yüzde 8. Petrol talebine dönük beklenti OPEC’in projeksiyonuyla da uyumlu. OPEC yüzde yerine varil cinsi birimler kullanmış. OPEC 2020’nin başında yaklaşık 100 milyon varil olan günlük talebin 9.5 milyon varil/günlük düşük olabileceğini söylüyor. Burada OPEC’in ihracatçıları daha kötüye de hazırlamak için biraz daha yüksek düşüş rakamları kullandığı söylenebilir.

OPEC talebin yanında arzdaki düşüşü de göstermiş. 2020’de arz ortalama 2.4 milyon varil azalacak. 2021’deyse temkinlilik hakim; arz artışı 0.9 milyon varille sınırlı tutulmuş.

Petrolün dışında UEA, elektrik talebinde yüzde 2 azalma beklerken, doğalgazda yüzde 3, kömürde ise yüzde 7 düşüş olacağını öngörüyor. Genel enerji yatırımındaysa düşüşün yüzde 18 gibi yüksek bir orana çıkabileceği konusunda uyarıyor. Ancak özellikle yatırım açısından ikinci dalganın baş göstermesi, şirketlerin küçülmeye gitmeleri, genel olarak 2021 beklentilerinde karamsarlık, aşı çalışmalarında beklenen haberin 2021’ye kayma ihtimali yatırımlardaki düşüşü perçinleyebilir. Bu faktörlerin ve henüz ortaya çıkmayan ancak çıkması muhtemel aksaklıklar da hesaba katılınca, enerji piyasasının salgın öncesi seviyesine ancak 2030’da gelebileceği öngörülüyor.

Raporda çarpıcı olan bir başka gerçek var: Her kriz döneminde bazı zenginlerin servetlerine servet katması ve yoksulların adeta bıçak sırtında yaşaması. UEA, 580 milyon kişinin elektriğe erişiminin olmadığı Sahraaltı Afrika’da durumun daha da kötüleştiğini, çünkü hükümetlerin ver olan kısıtlı kaynaklarını salgına ayırdıklarını ifade ediyor. Dahası, en az 100 milyon insanın ekonomik sebeplerle elektriğe erişimi sonlanacak. UEA’nın bu öngörüsü, “salgınla beraber en az 100 milyon insan daha aşırı yoksul kategorisinde olacak” diyen Dünya Bankası Küresel Ekonomi Raporları’yla da uyumlu. Yani hiçbir kurum acı gerçeği inkar edecek durumda değil.

UEA raporunda dikkat çeken bir unsur var. Küresel elektrik talebi yüzde 2 civarında düşerken, hidrokarbon temelli enerji ürünlerinde düşüş daha yüksek. Öyleyse elektrik talebi nereden karşılanıyor?

Petrolün düşüşü, güneşin yükselişi 

Sorunun cevabı, yenilenebilir kaynaklara küresel çapta artan ilgi ve yatırım. UEA, elektrik piyasasının yeni kralının Güneş olduğunu ilan ediyor. Yani enerji geçişinde dikkatler güneş enerjisi yatırımları ve politikalarında olacak.

Yatırımlar güneş enerjisine dönük kanıya neden olan önemli göstergelerden. 2020’de petrol ve doğalgaz yatırımında dikkat çekici bir düşüş var. Örneğin; bu iki sektörün upstream ayağına 2019’da 483 milyar dolar yatırım yapılırken, bu yıl yatırım ocak-ekim arasında 322 milyarda kaldı. Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü’nün (Institute for Energy Economics and Financial Analysis) 20 Ekim’de yayınlanan raporuna göre, aralarında JP Morgan, Avrupa Yatırım Bankası, Morgan Stanley, Goldman Sachs’ın olduğu 50 finans kuruluşu Kuzey Kutbu’ndaki petrol ve doğalgaz yatırımlarından çekileceklerini açıkladı.

Petrol ve doğalgazda bunlar yaşanırken yenilenebilir kaynak yatırımlarında düşüş daha az. Şöyle ki, 2019’da toplam 311 milyar dolar olan yatırım miktarı, Ekim 2020’ye kadar 280 milyar dolar oldu. Kalan 2.5 ayda bunun 300 milyar dolara çıkması beklenebilir. Hidro (su) şu an yenilenebilirin aslan payına sahip. Ancak malzemelerinin ucuz olması, sulak-kurak fark etmeksizin güneşin neredeyse her toprağa değmesi, gaz ya da kömür santrallerinden daha ucuz elektrik sağlaması nedeniyle piyasanın tahtına Güneş oturacak.

Enerji ajansı cesur mu gerçekçi mi? 

UEA raporu dikkate alındığında elektriğe yenilenebilir enerji damga vuracak gibi. Raporda 2030’da küresel elektrik talebinin yüzde 80’nin yenilenebilir kaynaklardan karşılanabileceğine dönük bir öngörü de mevut. Yenilenebilir kaynakların elektrik piyasasında aldığı pay konusunda cesur davranılmasının sebebi, 2017 ve 2018’de BP, UEA, EIA gibi kuruluşların raporlarındaki öngörülerin, piyasa rakamlarının gerisinde kalması. Bu kuruluşlar (özellikle BP), hem raporunu güncellemiş hem de yenilenebilir kaynaklara yatırımlarını artıracağını söylemişti. UEA’nın 2030’da yüzde 80 tahmini hızlı geçiş süreci ve farkındalık dikkate alındığında, belki yüzde 5’lik bir oynama dikkate alınarak gerçekçi denebilir.

Salgındaki kapanmalar, emisyon değerlerinin dünyaya yaptıklarının net anlaşılmasını sağladı. Kapanma önlemleri ve ulaşımda yavaşlama, karbon emisyonunu düşürdü. Hal böyle olunca, gürültünün azalması, hava kirliğinin yerini berraklığa bırakması vs. özetle dünya nefes aldı. Elbette niyet bu değildi. Ama küresel politika ve ekonomide genelde atılan adımların beklenmeyen sonuçları da olur. UEA’ya göre, Covid’le birlikte karbon salımının (salınım değil, salım) 2020’de, geçen yıla nazaran yüzde 7 oranında azalması bekleniyor. Ancak hayati bir uyarı da var. Bu düşüş bilinç politikalardan değil, koşullardan kaynaklanıyor. Genel bir iyimserlik havasının anlamı yok, deniyor bir nevi. Zira aşı bulunduktan sonra dünyanın üstünde tepinmeye devam edelim, eski tas eski hamam da denebilir.

Yine de enseyi de karartmayalım, çünkü iklim ve dünyanın dengesindeki bozulmaya dönük bir farkındalık artışı var. Dahası jeopolitik hesaplar, enerji güvenliği gibi algı ve gerçeklerle, “Yeşil Uzlaşma/ Yeni Yeşil Uzlaşma (Green Deal / New Green Deal) gibi politikalar özellikle AB’de güçlü bir konu haline geldi. Bunun yanında, BM Genel Kurulu’nda Çin Devlet Başkanı Xi Jinging, 2060’ta Çin’in karbon nötr bir ülke olması için yeni politikalar ve önlemler alacaklarını ifade etti. Çin’den bu açıklamanın gelmesi önemli çünkü Çin, dünyadaki en büyük salım oranlarına sahip ülke. Xi, değinilen hedefe ulaşmak için Çin’in karbon tepe noktasını (peak) 2030’dan önce yaşamasını planladıklarını ifade etti. Uzmanlar hedef ile plan arasında sorunlara işaret ediyor. Ancak yine de bunun dünya için önemli bir adım olduğunu ifade etmek lazım.

Özetle hem UEA hem OPEC raporları enerji piyasasında salgının beklenenden daha yıkıcı olduğunun altını çiziyor. Hatta OPEC cephesinde bu anlamda bir karamsarlık da var. Yenilenebilir kaynaklarsa elektriğin yeni adı gibi. Ancak enerji kaynakları, bir ihtiyacı gideren meta olmasının yanında, siyasi çekişme ve jeopolitik hesapların da zemini oldu. Petrol de doğalgaz da hiçbir zaman sadece petrol ve doğalgaz olarak ele alınmadı. Peki yenilenebilir kaynaklar? “Çin’e dikkat” denmesiyle bu kaynaklar arasında nasıl bir ilişki var? Önümüzdeki hafta yenilenebilir kaynaklar uyarınca yaşanan köşe yapmacayı ve küresel liderlik mücadelesini ele alacağız.

Tavsiye: Enerji sektöründeki gelişmelere, Türkiye’den ve dünyadan uzmanlara kulak vermek isteyenlere Spotify’dan dinlenebilen “Enerji Sohbetleri” programını tavsiye etmek isterim.

(Bu yazı ilk kez Duvar’da yayımlanmıştır.)

Cerrahpaşa Tıp Dekanı: Vakalar ve başvurular iki kat arttı, kış zor geçecek

Sağlık Bakanlığı‘nın açıkladığı 20 Ekim Salı gününün koronavirüs tablosuna göre son 24 saatte 74 kişi hayatını kaybetti; ağır hasta sayısı 1.545’e yükseldi. Bakanlık, yeni vaka sayılarını yine vermezken, semptom gösteren ‘hastaların’ sayısını 1.545 olarak açıkladı. 

Kış aylarına girişle birlikte hem vaka hem de ölüm sayıları artarken, ağırlaşan tabloya ilişkin bir uyarı da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sait Gönen‘den geldi

‘Tedbirleri gevşetmeyelim’ 

Gönen, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Cerrahpaşa’da vaka sayılarında ve hastane başvurularında iki katına yakın artış olduğunu söyledi. “Kış hepimiz için zor geçebilir. Halen en büyük silahımız maske, fiziki mesafe ve hijyene uymak” diyen Gönen, tedbirlerin gevşetilmemesini istedi.

Hububat ithalatında gümrük sıfırlandı

AKP Hükümeti, fiyat artışları gerekçesiyle bazı hububat ürünlerinde gümrük vergisini geçici olarak kaldırdı. Buna göre, makarnalık durum buğdayı, adi buğday, kızıl buğday, mahlut, beyaz arpa, matlık arpa ve mısır ithalatında uygulanan gümrük vergisi 31 Aralık’a kadar askıya alındı.

Yüzrde 45’e kadar vergi vardı

Cumhurbaşkanı kararına göre, ülke ve ülke gruplarına bağlı olarak, kapsam dahilindeki ürün çeşitlerinin ithalatında uygulanan yüzde 25, yüzde 35 ve yüzde 45 oranındaki gümrük vergileri 31 Aralık’a kadar sıfırlandı. Tüm ülke gruplarına aynı oranda uygulanan gümrük vergisi sadece Bosna Hersek’ten yapılan ithalatta yüzde 0 düzeyindeydi. 

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren kararın, çiftçiyi zor durumda bırakacağı belirtiliyor. 

Fukuşima’nın radyoaktif atık suyunun akıbeti 27 Ekim’de belli olacak

Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali‘nin radyoaktif maddeler içeren bir milyon tondan fazla atık suyunun okyanusa boşaltılıp boşaltılmayacağı konusunda nihai karar 27 Ekim tarihinde gerçekleştirilecek kabine toplantısında verilecek.

Santralin işletmecisi TEPCO şirketi, 2022 yazına kadar santralde atık suların depolandığı tankların tamamen dolacağını söylüyor. Santralde günde 170 ton atık su oluşuyor. Geçen ay sonu itibarıyla 1044 tankta 1,23 milyon ton atık su birikti.

Demircan: ALPS arıtma sistemi çalışmıyor

Hükümet, Gelişmiş Sıvı İşleme Sistemleri (ALPS) yoluyla sudaki radyoaktif konsantrasyonları güvenli seviyelere düşürebildiklerinde ısrar ediyor.

Ancak nukleersiz.org Proje Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Pınar Demircan, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada atık suyun içinde onlarca radyoaktif izotopun bulunduğunu ve suyu ayrıştırmak için kurulan ALPS arıtma sisteminin çalışmadığının tespit edildiği hatırlatmasında bulunmuştu.

Şu anda tanklarda depolanan suyun yüzde 70’inden fazlası, emisyon konsantrasyon standartlarını tamamen aşan Stronsiyum 90, Sezyum 137 ve İyot 129 gibi radyoaktif maddeler içeriyor.

‘Denizlerdeki radyoaktif kirlilik artacak’

Demircan, çekirdeğin erimesiyle açığa çıkan radyoaktif izotoplardan Sezyum‘un etki süresinin yarılanma ömrüne göre en az 300 yıl, Stronsiyum‘unkinin ise 280 yıl devam edeceğini söylüyor.

Bu elbette radyoaktiviteye bağlı kanser oranlarının katlanarak artması demek. Bunun ekosisteme vereceği zararı “ekokırım” olarak nitelendiren Demircan’a göre radyoaktif suyun boşaltılmasıyla dünya denizlerinde radyoaktif kirlilik artacak.

Uluslarası kampanya başlatıldı

TEPCO biriktirdiği yüz binlerce ton radyoaktif suyu, ne yapacağını bilemediği için daha önce de balıkçıların iznini alarak denize boşaltılması için girişimlerde bulunmuştu. Fukushima balıkçılık birlikleri, okyanus deşarjına şiddetle karşı çıkıyor. Onlar için balıkçılık endüstrisine yönelik bu tehdit bir ölüm kalım meselesi.

TEPCO’ya engel olmak  için dünya çapında bir imza kampanyası başlatılmış durumda. Citizens’ Nuclear Information, No Nukes Asia Forum ve Friends of the Earth Japan tarafından başlatılan kampanya dünyanın dört bir yanından kişilerin imzasına açık.

Siz de kampanyayı buradan destekleyebilir, Japon Hükümeti’nin TEPCO’ya radyoaktif boşaltım için onay vermesine engel olabilirsiniz.

27 ayda 500 bin TL üzerinde maaş alan 32 milletvekili meclise ilk günden sonra uğramadı

TBMM’nin 27’nci yasama dönemi başladığından bu yana her biri en az 500 bin TL maaş alan 32 milletvekili, kürsüye milletvekili yeminini okumak dışında çıkmadı, yasama ve denetim faaliyetinde bulunmadı.

Yemin töreni dışında kürsüye çıkmayan bu milletvekilleri kanun teklifi hazırlamadı, herhangi bir konuda araştırma, soruşturma ve genel görüşme önergesine imza atmadı.

29’u AKP’li vekil

Birgün’den Hüseyin Şimşekin haberine göre 32 vekilden 29’u AKP’li vekillerden oluşuyor. Bu milletvekillerinin önemli bir bölümü eski bakan ve AKP Genel Merkez yöneticilerinden oluştu. MHP’den iki, HDP, CHP ve Yenilik Partisi’nden ise birer ismin de benzer durumda olduğu görüldü.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Genel Sekreter İsmet Büyükataman, Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı danışmanlığı yapan bazı isimler ile eski bakanlar da TBMM’nin faaliyetlerine katılmadı.

Deniz Baykal da katılmadı

Çoğunun faaliyetleri başka milletvekilleri tarafından hazırlanan yasa tekliflerine imza vermekle sınırlı kaldı. Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı Berdan Öztürk’ün ise listedeki isimlerden tek farkı TBMM Başkanlığı’na dört yazılı soru önergesi sunması oldu.

Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal‘ın ise hastalığı nedeniyle parlamento faaliyetlerine katılamadığı belirtildi.

Milletvekillerinin listesi

♦ AKP Genel Başkan Yardımcıları Jülide Sarıeroğlu, Ali İhsan Yavuz ve Mahir Ünal
♦ AKP Kadın Kolları Genel Başkanı Lütfiye Selva Çam
♦ AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan
♦ AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş
♦ Eski Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Alev Dedegil
♦ Eski Bakanlar Efkan Ala, Fatma Betül Sayan Kaya, Mehmet Özhaseki
♦ AKP’li Milletvekilleri Yakup Taş, İlknur İnceöz, Ali İhsan Arslan, Barış Aydın, Hacı Turan, Mustafa Köse, Harun Karacan, Husret Dinç, Abdulkadir Özel, Aziz Babuşcu, Erkan Kandemir, Mustafa Ataş, Murat Baybatur, Muhammed Avcı, Çiğdem Karaaslan, Rizgin Birlik, Mehmet Altay
♦ CHP Milletvekili Deniz Baykal
♦ Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı, HDP’li Berdan Öztürk
♦ Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz
♦ MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli
♦ MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman

TTB: Yasaklar ve vergiler yüzünden metil alkol kullanımı halk sağlığı sorunu oldu

Kaçak içkiden dolayı yaşamını yitirenlere her geçen gün yenileri ekleniyor. Aydın‘da iki, Kırklareli, Zonguldak ve İzmir‘de birer kişinin daha ölümüyle 9 Ekim’den bu yana hayatını kaybedenlerin sayısı 67’ye yükseldi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) son günlerde artan ölümlere ilişkin yazılı bir açıklama yayınlayarak içkilere getirilen yüksek vergilerin ve etil alkol satışlarına getirilen kısıtlamaların metil alkol tüketimine neden olduğuna dikkat çekti.

“Metil Alkol Zehirlenmesi, Alkol Tüketimi ve Covid-19” başlıklı metinde Türkiye’nin hem genel hem de ağır içicilik anlamında Avrupa’nın en az içki tüketen ülkelerinden olduğunu söyledi. Buna rağmen çok fazla ölümün yaşanmasına dikkat çekildi.

‘Metil alkol kesinlikle içilmemeli’

Ölümlere sebep olan metil alkol hakkında bilgi veren TTB, “Metil alkol (metanol) odun talaşının damıtılmasıyla elde edilir. Sanayide ve denizcilikte çözücü, boya inceltici, teksir makine sıvısı, antifriz, cam temizleyici gibi maddelerin yapımında kullanılır” dedi.

Açıklamada “Kesinlikle içecek amaçlı tüketilmemesi gereken bir alkol türünün ülkede salgın düzeyinde tüketilmesi önemli bir halk sağlığı sorunudur” denildi.

‘Sebebi yasak ve vergiler’

Dünyanın pek çok ülkesinde metil alkol zehirlenmeleri yaşanmasına rağmen Türkiye’de özellikle son yıllarda bu durumun bir salgın hale geldiği belirtilen açıklamada bu durumun sebebi olarak yüksek vergi ve yasaklar gösterildi:

Yasaklar, yüksek vergi artışları ve engellemeler merdiven altı üretimi tetiklemekte, metil alkol zehirlenmeleri kaçınılmaz olmaktadır.Metil alkol zehirlenmeleri de tüm halk sağlığı sorunları gibi sosyal, siyasal, eğitsel ve ekonomik nedenleri doğru bir şekilde ele alındığında çözülür.

Avrupa’da en pahalı içki satan üçüncü ülke

Türkiye’deki alkollü içkilerin fiyatlarına ilişkin bilgi paylaşılan metinde Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre Avrupa’da alkollü içkinin en pahalı olduğu ülkeler sıralamasında Türkiye’nin üçüncü olduğu söylendi.

Bu durumun insanlarda kaçak içkiye yönelme isteği yarattığı belirtilen açıklamada “Alkollü içecekler üzerinde uygulanan çok yüksek vergi artışları ve etil alkol satışlarındaki yasaklar kişilerin alkol tüketimini istenen düzeyde azaltmamaktadır. Alkol tüketenler evde üretime ve alkol servisi olan işletmeler de kaçak kaynaklara yönelebilmektedir” denildi.

‘Etil alkol kullanımı yüzde 448 arttı’

Açıklamada ayrıca 2019 yılı Sayıştay Raporu’na göre 6 yıl içinde etil alkol kullanımının yüzde 448 arttığı belirtildi.

TTB, “1 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle internetten evsel kullanım amaçlı etil alkolün satışının da yasaklanmasıyla son kayıplardan da anlaşılacağı üzere daha kolay bulunan ve zehirli olan metil alkole yönelim artmıştır. 9 Ekim 2020 tarihinden bu yana gerçekleşen metil alkol zehirlenmelerini bu boyutuyla irdelemek gereklidir” ifadelerini kullandı.

‘Sosyo-ekonomik sorunlar ve salgın tetikliyor’

Yapılan araştırmaların işsizlik, işte yaşanan sorunlar ve geçim güçlükleriyle erkeklerde alkol tüketimi arasında bir ilişki olduğunu gösterdiği belirtilen açıklama şöyle devam etti:

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve pandemi ile birleşince derinleşen sosyo-ekonomik sorunlar nedeniyle başta erkekler olmak üzere bazı kesimler için alkol tüketiminde bir artış öngörebiliriz. Ölen 63 yurttaşımızın cinsiyetlerine baktığımızda ölen erkeklerin sayısının toplam ölüm sayısına oranının yüzde 95’ten fazla olduğunu görmekteyiz.

Covid-19 salgını gibi krizler, döneminde ve sonrasında genellikle işsizlik artışına ve nüfusun daha büyük kesimleri için gelir azalmasına yol açar; bunun yanı sıra sosyal izolasyon ve geleceğe ilişkin belirsizliğin etkileşiminin tetiklediği psikolojik sıkıntılardaki artış alkol tüketimini ve buna bağlı olarak alkol tüketiminin zararları ve alkol bağımlılığını artırabilir.

Tavsiyeler

Alkol kullanımındaki herhangi bir artışın  yalnızca alkol  ile ilişkili olağan hastalık yükünü artırmakla kalmadığı belirtilen açıklamada “Alkol kullanımının ve özellikle ağır içiciliğin, doğuştan gelen ve edinilmiş bağışıklık sistemini zayıflatabileceği düşünüldüğünde; alkol kullanımı Covid-19 yükünü de artıracaktır” ifadelerine yer verildi.

TTB yetkililere şu tavsiyelerde bulundu:

  • İktidara, ekonomik anlamda eşitsizliği perçinleyen yüksek dolaylı vergi artışları ile alkolün de fiyatını artırarak alkol tüketim probleminin çözülemeyeceğini, gerçek çözümün altta yatan sosyoekonomik nedenlerin belirlenmesi ve bu belirlenen sorunların çözümü ile mümkün olacağını;
  • Sağlık Bakanlığı’nın alkole bağlı zararı önlemeye ve azaltmaya yönelik kamu politikaları ve müdahalelerini halk sağlığı çıkarlarına göre belirlemesi, yönlendirmesi ve mevcut en iyi kanıtlara dayandırması; uygulayacağı politikaların tüm vatandaşları eşit olarak etkilemesi; ekonomik, sosyokültürel farklılıklar ve davranış eğilimlerini göz önünde bulundurması; ayrıca önleme ve tedavi stratejilerinin, müdahalelerin planlanmasında diğer ilgili bakanlıklara rehberlik etmesi gerektiğini;
  • Covid-19 salgını ile karakterize tarihsel bir dönemde, doktorların ve sağlık çalışanlarının vatandaşları alkol tüketmemeye motive etmesi, bu sağlanamıyorsa düşük riskli tüketime motive etmesi gerektiğini;
  • Halkımızın alkolden uzak durması, yasa dışı ve sağlıksız çözümlere yönelmemesi gerektiğini belirtiyoruz.

Van’da eylem ve etkinliklere 15 gün yasak ve kısıtlama

Van Valiliği, il genelinde yapılacak eylem ve etkinlikleri 15 gün süreyle yasakladı. Buna göre yasak 21 Ekim tarihinden 4 Kasım gece yarısına kadar  geçerli olacak.

Valiliğin resmi internet sitesinde yer alan açıklamada, bu süre boyunca gösteri yürüyüşü ve açık hava toplantılarının 2911 Sayılı Kanunun 17’inci Maddesine istinaden yasaklandığı belirtildi.

Basın açıklaması izin ile

Kentte basın açıklaması, oturma eylemi ve anket yapılması, çadır ve stant kurulmasının/açılması, imza kampanyası düzenlenmesi,  bildiri, broşür ve el ilanı dağıtılması ise belirtilen tarihler arasında mülki idare amirinin izni ile gerçekleştirilecek.

Açıklamada yasağın gerekçesi olarak “Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulunun önerileri, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda salgının/bulaşın toplum sağlığı ve kamu düzeni açısından oluşturduğu riski yönetme, sosyal izolasyonu temin, sosyal mesafeyi koruma ve yayılım hızını kontrol altında tutma amacıyla” denildi.

 

Oxfam: Zengin ülkeler 100 milyar dolarlık iklim finansmanı vaadini yerine getirmiyor

Oxfam tarafından yapılan yeni analiz, gelişmekte olan ülkelere verilen iklim finansmanlarının yaklaşık yüzde 80’inin geri ödenmesi gereken krediler şeklinde olduğunu ortaya koyuyor. Böylece hali hazırdaki borç yükü altındaki ülkelerin sırtına yeni borçlar yüklüyor.

Salı günü yayınlanan raporda ayrıca varlıklı ülkelerin, iklim projeleri için yoksul ülkelere resmi istatistiklerde sunulandan daha az para verdiğini gösteriyor.

‘Gözden kaçan bir skandal’

Raporda, “Aşırı kredi kullanımı ve iklim yardımı adına imtiyazsız finansman sağlanması gözden kaçan bir skandaldır” denildi.

2009’da zengin ülkeler, savunmasız ülkelerin emisyonlarını azaltmalarına ve iklim etkileriyle başa çıkmalarına yardımcı olmak için 2020’ye kadar yılda 100 milyar doları seferber etmeyi taahhüt etmişti.

Yalnızca 12,5 milyar dolar hibe edildi

2017 ve 2018 yılları arasındaki iklim finansmanını inceleyen Oxfam, gelişmiş ülkelerin iklimle alakalı bu yıllar arasında 59,5 milyar dolar sağladıklarını ortaya koydu.

Bu miktarın yalnızca 12,5 milyar dolarının hibe formunda olduğunu gösteren rapor geriye kalan 22 milyar doların market standartlarından daha iyi orandaki krediler ve 24 milyar dolarının ise market standardında krediler olduğunu tespit etti.

Rapordan hakkında detaylı bilgiler paylaşan Climate Home News’in haberine göre kredi verenlere yapılan faiz ödemeleri ise bağışçı ülkelerin iklim finansmanı rakamlarından düşülmedi.

En düşük hibe payı Japonya ve Fransa

Elbette bu durum ülkelere göre değişiyor. Raporun ortak yazarı Tracy Carty, Japonya ve Fransa‘nın iklim finansmanındaki en büyük kredi-hibe dengesizliğine sahip olduğunu gösterdi. Bu ülkelerin toplam katkılarının sadece yüzde 3’ü hibe şeklinde.

Bunun aksine, Avustralya, Avrupa Birliği, Hollanda, İsveç ve İsviçre’nin katkılarının ise yüzde 100’ü hibe şeklinde.

Bu ülkelerde koronavirüs salgının yarattığı tahribata dikkat çeken Carty, iklim finansmanının artık krediler yerine hibe şeklinde olması gerektiğini söylüyor.

Soma Uyar Madencilik işçileri: Artık korkmuyoruz!

Soma‘daki Uyar Madencilik işçileri Ankara Yürüyüşü‘nü desteklemek için dün Soma Kaymakamlık meydanında basın açıklaması yaptı.

Eylemciler yaptıkları açıklamada madenciler olarak 14 yıldır ölüm ve iş kazası tazminatı alamadıklarını, maden ocağının kapatılması sonrası sekiz yıldır kıdem, ihbar ve maaş alacaklarının ödenmediğini ifade etti:

748 Uyar Madencilik işçisi ve aileleriyiz. Bugüne kadar gidilmedik yok, çalınmadık kapı bırakmadık. Siyasi partilerin ilçe başkanları, il başkanları, kaymakam, belediye başkanı, valilik, milletvekilleri, parti grup başkanvekilleri, TKİ genel müdürlüğü, enerji bakanlığı, çalışma bakanlığı, başbakanlık hepsiyle görüştük. Sekiz yıldır tek bir adım bile atılmadı, sözler verildi tutulmadı.

‘Onlara maden sahası, bize polis barikatı’

Başvurdukları hukuki yolların sonuçsuz kaldığını ifade eden madenciler,  temmuzda çıkan torba yasa ile Soma Kömürleri A.Ş‘ye ait ocaklarda çalışan 3500 maden işçisinin tazminatlarının ödenme yolu açıldığını ancak Uyar Madencilik işçileri olarak kendilerinin bunun dışında kaldığını söyledi.

Eylemcilerin basın açıklamasından öne çıkan kısımlar şu şekilde:

Madencilerin haklarını gasp ederek servet biriktiren, işledikleri suçlara rağmen yargılanmayan patronlara milyarlarca liralık vergi afları, ödüller, teşvikler, hibeler, ruhsatlandırmada yeni kolaylıklar sağlanıyorken biz işçilere yönelik yeni bir düzenleme yok.

Görüyoruz ki devletin gücü ancak hakkını arayan işçiye yetiyor. Patron Azim Uyar ise el üstünde tutulup, korunuyor kollanıyor, yetmezmiş gibi iki yeni maden sahası ruhsatı veriliyor. Bugün hakkımız olan talep edip yürümek istediğimizde bize reva görülense yasak, polis barikatı, gözaltı, biber gazı…

Artık korkmuyoruz. Yıllarca yerin yedi kat altında işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarının uygulanmadığı ocaklarda çalıştık, ciğer tükettik, iş kazalarında gözlerimizi, kolumuzu, bacağımızı kaybettik, iş cinayetlerinde yanı başımızda arkadaşlarımızı yitirdik. Yıllardır açlıkla mücadele ediyoruz, artık korkmuyoruz.

Sekiz yıldır tazminatlarını alamayan Somalı maden işçileri Soma’daki Maden Şehitliği’nin üzerine beş gün oturma eylemi yaptıktan sonra Ankara’ya yürüyüşe geçmişti.

Madenciler geçen hafta Salihli ilçesi sınırlarına geldiklerinde gözaltına alınmış, yedi saat boyunca ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmıştı.