Ana Sayfa Blog Sayfa 1866

‘Milenyum kuşağı’ demokrasiden memnun değil

İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nin yaptığı kapsamlı bir araştırmada, dünya genelindeki demokrasilerde yaşayan milenyum kuşağının, yönetim sistemlerinden geçmişteki tüm kuşaklardan daha çok memnuniyetsiz olduğu sonucuna varıldı. Araştırmada, Milenyum kuşağının, diğer nesillere kıyasla daha fazla ‘hayal kırıklığına uğradığı’ aktarıldı. 

The Times gazetesinde yayımlanan araştırma, ‘milenyum kuşağı’ diye tarif edilen ve 1981-1996 yılları arası doğumlu, şu anda 20’li ve 30’lı yaşlarını süren yaklaşık beş milyon kişiyle yapıldı. Çalışmaya göre milenyum kuşağı, demokratik kurumlara, anne ve babalarıyla, büyükanne ve babalarının aynı yaştayken duyduğundan daha az güven duyuyor. Demokrasiye güvendeki çöküşün, özellikle İngiltere, ABD ve Avustralya‘daki ‘Anglo-Sakson Demokrasileri’nde görüldüğü ancak aynı yönde eğilimlerin Latin Amerika, Sahra Altı Afrika ülkeleri ve Güney Avrupa‘da da söz konusu olduğu” belirtiliyor.

Çalışmanın Başyazarı, Cambridge Üniversitesi Demokrasinin Geleceği Vakfı’ndan Roberto Foa, “Bu, küresel düzeyde 20’li ve 30’lu yaşlardakilerin, çoğunlukla demokrasiden memnun olmayan, bilinen ilk kuşak” dedi. 

Gelir eşitsizliği ana neden

Araştırmanın sonuç raporunda  bu durumun ana nedeninin gelir eşitsizliği olduğu belirtildi. Milenyum kuşağı, ABD nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluştururken, servetin yalnızca yüzde üçünü elinde tutuyor. 1946 ile 1964 yılları arasında doğan ‘Baby Boomers’ olarak adlandırılan nesil ise aynı yaşta servetin yüzde 21’ine sahipti.  

Çalışmada yer verilen 2,3 milyar kişinin yaşadığı ülkelerde 1,6 milyon kişi ya da her 10 kişiden yedisi bir kuşaktan diğerine, demokratik kurumlardan tatminin azaldığı ülkelerde yaşıyor. Dr. Fao, bunun seçmenlerin otokratik alternatifleri desteklediği anlamına gelmediğini, sistemlerinin kendi işlerine yaramamasından öfkeli olduklarını belirtti. Rapora göre, büyüyen eşitsizlik nedeniyle genç İngilizler’de de demokrasiye destek azalıyor.

1973’te 30 yaşındaki İngilizlerin yüzde 54’ü demokrasiyi tatmin edici buluyordu. İkinci Dünya Savaşı sonrası doğan kuşak ise 10 yıl sonra 30’lu yaşlarına girdiğinde oran yüzde 57 oldu. 1965 ve 1980 arasında doğan X kuşağında bu oran yüzde 62’ye ulaşırken, milenyum kuşağında yüzde 48’e geriledi.

 

İki haftalık yağışlar kuruyan İstanbul barajlarına deva olmadı

İSKİ verilerine göre bugün İstanbul’un barajlarındaki doluluk oranı yüzde 32,03 olarak ölçüldü. Kazandere barajında doluluk oranı yüzde 5,14’e kadar gerilerken, Terkos Baraj Gölü’nde 33,17, Ömerli Baraj Gölü’nde ise yüzde 45,70 doluluk oranı ölçüldü. İstanbul’daki barajların doluluk oranı 2014 yılında yaşanan kuraklıktan beri hiç bu kadar düşmemişti. 

‘Yağmurun yavaş yavaş yağması gerekiyor’

Kış aylarında yağacak yağışların barajlar için önemli olduğunu vurgulayan Prof. Şen şunları söyledi:  “Türkiye’de içme suyu açısından en önemli şey yaz aylarındaki değil, kış aylarındaki yağıştır. Su yılı bizde 1 Ekim’de başlar.  1 Ekim’den 1 Ekim’e kadar bilançoyu değerlendiririz. Kış aylarında gök gürültülü şimşekli yağışların olmaması gerekiyor. Yağmurun yavaş yavaş yağması gerekiyor.  Sanıyorum ki barajlardaki doluluk oranı yüzde 35 civarında. Burada büyük göllere, yani Darlık, Terkos, Küçükçekmece‘deki doluluğa bakmak lazım” diye konuştu.

Son yağışların faydası olmadı

Son iki haftadır İstanbul’da görülen sağanak yağışların barajlardaki doluluk oranına etki etmediğini söyleyen Prof. Dr. Şen, bu yıl kış aylarındaki yağışların da düşük seviyelerde olacağını ifade etti: 

“‘Bardaktan boşalırcasına yağmur yağdı ne kuraklığı’ deniyor. Evet kuraklıktan bahsediyoruz. Yağışların böyle olmaması gerekiyor.  Gök gürültülü sağanak yağışlar değil, yavaş yavaş yağan yağışların olması lazım ki yer altı sularına etki etsin ki bunlardan barajlar faydalansın. Böyle bardaktan boşalırcasına yağdığı zaman denizlere gidiyor, yer altı kaynaklarına ulaşmıyor. Bu yüzden bu seneki yağışlar önemli. Bu yılın analizlerini yaptığımız zaman parlak bir gelecek görünmüyor. Yağışların düşük geçeceğini görüyoruz”

İstanbul’daki barajların şu anda sadece 5 milyonluk nüfusa yetebileceğini söyleyen Prof. Dr. Şen şöyle devam etti: 

“2018 ve 2020 yıllarını ele aldığımızda şubat, mart, nisan ayı dünyada bile çok sıcak geçti. Türkiye’de yaz ayı yine 2,4 derece sıcaklık artışıyla geçti. Bunlar önemli sıcaklık artışları. Bu sıcaklık artışları devam ediyor. Kar yağışı da sıcaklığa bağlıdır. Kritik sıcaklığa gelmezse yani 5 derecenin altına düşmezse kar yağmaz. İstanbul’a senelik 700 kilogram yağmur yağıyor. Her yıl 700 kilogram yine yağıyor ama aşırı yağış olduğu için bir faydası olmuyor. Barajların doluluk oranlarına baktığımızda 2014 yılından sonraki en düşük seviyedeyiz. İstanbul’daki barajlar 16-17 milyonluk nüfusta sadece 5 milyon kişiye yeter. Bir de kuraklık olduğunu düşünün o zaman problem çıkar” diye konuştu.

Doluluk oranı, Kazandere’de yüzde 5.14’e kadar düştü 

İstanbul’a su sağlayan büyük baraj göllerinden Terkos’da doluluk oranı 33,17, Ömerli barajında ise 45,70 olarak ölçüldü. İstanbul’un en az su bulunan baraj gölü ise Kuzey kıyılarında bulunan Kazandere baraj gölü oldu. Kazandere baraj gölünde doluluk oranı yüzde 5,14’e kadar geriledi. Aynı bölgede bulunan Papuçdere baraj gölünde doluluk oranı 8,27 olarak kayıtlara geçti. İstanbul’un doluluk oranı en yüksek baraj gölü ise Darlık oldu. Darlık baraj gölünde bugün ölçülen doluluk oranı yüzde 62,45 olarak kayıtlara geçti.

Son on yılın en düşük seviyesi

İstanbul’un barajlarında 278.24 milyon metre küp su kalırken, bu son 10 yılın en düşük ikinci seviyesi olarak istatistiklerde yerini aldı. 2014 yılında yaşanan kuraklığın ardından 20 Ekim itibariyle barajlardaki su seviyesi 186 milyon metre küpe kadar gerilemişti. Ancak daha sonra yağışların artmasıyla birlikte 2015 yılında 576 milyon metre küpe kadar yükselmişti.

90 günlük su var

İstanbul’a günde 3 milyon metre küp temiz su veriliyor. Bu veriye göre İstanbul’un barajlarında şu anda yaklaşık 90 günlük su kalmış durumda. Ancak barajlar göllerinin dibinde kalan suyun kullanılamadığı düşünüldüğünde aslında çok daha az gün kalmış olabilir.

İstanbul’un barajlarının bugün itibariyle doluluk oranları şöyle: 

  • Ömerli Barajı doluluk oranı: Yüzde 45.70
  • Papuçdere Barajı doluluk oranı: Yüzde 08.27
  • Sazlıdere Barajı doluluk oranı: Yüzde 07.70
  • Büyükçekmece Barajı doluluk oranı: Yüzde 17.27
  • Alibeyköy Barajı doluluk oranı: Yüzde 22.07
  • Terkos  Barajı doluluk oranı: Yüzde  33.17
  • Kazandere Barajı doluluk oranı: Yüzde 05.14
  • Elmalı Barajı doluluk oranı: Yüzde 29.18
  • Darlık Barajı doluluk oranı: Yüzde 62.45
  • Istrancalar Baraj Gölü doluluk oranı: Yüzde 17.89

Sebebi iklim krizi

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ve birçok bilimsel kuruluş iklim değişikliği yüzünden küresel ortalama sıcaklıkların artacağını ve bunun da kuraklık riskini, düzensiz ve aşırı yağış sıklığı ve miktarını ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının sıklık ve şiddetini yükseltebileceğini ortaya koyuyor.

Türkiye’de de Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “2018 Meteorolojik Afetler” raporuna göre, iklim krizi bu afetlerin sayısını her geçen yıl artırıyor. Verilere gjre, 2015 ile 18 arasındaki yıllar, 1940’lardan beri ülke tarihinde en çok meteorolojik afetin görüldüğü yıllar olarak ön plana çıkıyor.

Hollanda’da kadınlara da ‘zorunlu’ askerlik geliyor

Hollanda’da kadınlara zorunlu askerlik geliyor. Gerekçe ise cinsiyet eşitliği. Hollanda Parlamentosu’ndan geçen yeni düzenleme ile birlikte bu hafta itibarıyla cinsiyeti kadın olan ve 17 yaşına giren 2003 doğumlu vatandaşlara askerlik celbi gönderilecek.

Hollanda Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki personelin şu anda sadece yüzde onu kadınlardan oluşuyor. Ordudaki kariyer olanakları anlatılarak, kadınların profesyonel askerli kadrolarına başvurması yeni düzenlemenin amaçları olarak sunuluyor.

Hollanda Savunma Bakanı Ank Bijleveld, şu anda zorunluluk olmadığını hatırlatarak, “Ama gelecekte ne olur bilinmez. Ülkemizin güvenliği tehdit altında olursa, bütün yükümlüler silah altına çağrılabilir” dedi.

Hollanda Savunma Bakanı Ank Bijleveld

Zorunlu ama değil

Soğuk Savaş döneminin sona ermesinin ardından büyük ve pahalı ordulara lüzum kalmadığı gerekçesiyle Hollanda’da profesyonel askerlik sistemine geçildi, ancak yine de askerlik çağı gelen erkeklere celp gönderilmeye devam edildi.

Eski Hollanda Savunma Bakanı Jeanine Hennis-Plasschaert, 2017 yılında eşitlik ilkesi gereği zorunlu askerlik yasasının sadece erkekleri kapsamasına itiraz etmiş ve zorunlu askerliğin Hollandalı kadınlar için de uygulanmasını istemişti.

IEEFA: 50 finans kuruluşu petrol ve doğal gaz yatırımlarından çekiliyor

Küresel ölçekte önde gelen 50 finans kuruluşu, Kuzey Kutbu‘nda yer alan katranlı kum ve petrol/doğal gaz sondajını kısıtlayan politikaları uygulamaya koyuyor.

Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü (IEEFA) tarafından geliştirilen yeni analiz,  sadece bu yıl içerisinde, küresel ölçekte yatırımları olan 23 adet sermaye kurumunun fosil yakıtların finansmanından uzaklaşmaya başladığını gösteriyor.

‘Fosil yakıt finansmanını sonlandırma ivmesi artıyor’

IEEFA Enerji Finansmanı Çalışmaları Direktörü ve analizin yazarlarından Tim Buckley, “Petrol ve doğal gaz projelerine finansman sağlamamaya yönelik ivme artıyor” diyor. Buckley şu değerlendirmede bulunuyor:

Küresel ölçekte faaliyet gösteren 140’tan fazla finans kurumu, kömür finansmanını, sigortasını ve yatırımını kısıtlama kararı almıştı. Bugün benzer şekilde, yüksek risk taşıyan katranlı kum yatırımları ve Kuzey Kutbu’ndaki sondaj çalışmaları başta olmak üzere, sermayenin petrol ve doğal gaz aramalarına finansman sağlama eğiliminden uzaklaştığını görüyoruz. Küresel ölçekte yaşanan ivme, artan iklim riskini daha iyi yönetmek isteyen diğer finans kuruluşları tarafından da benzer adım atılmasına yönelik beklenti oluşturuyor.

Avrupa Yatırım Bankası’ndan kısıtlama

IEEFA, aralarında HSBC, Banco Santander, Deutsche Bank, Goldman Sachs, JPMorgan Chase, Citigroup, Wells Fargo ve Morgan Stanley’in de bulunduğu katranlı kum ve Kuzey Kutbu’ndaki sondaj projelerinin finansmanında kısıtlamalarda bulunan 50 önemli küresel finans kurumunu ortaya koyuyor.

Bu finansman kurumlarının arasında, dünyanın en büyük çok taraflı kredi kuruluşu olan Avrupa Yatırım Bankası’nın (European Investment Bank, EIB) en sınırlayıcı ve etkin politikaya sahip olduğu görülüyor. Banka 2019 yılında, önümüzdeki yılın sonuna kadar tüm petrol ve doğalgaz finansmanından çekileceğini duyurmuştu.

‘İleri zamanda doğal gazı da kapsayabilir’

Buckley “Birçok finansman kurumu, kömüre finansmanından çıkmaya başladı ancak ardından finansmanı Kuzey Kutbu’ndaki sondaj aramalarına ve katranlı kumlara yöneltti. Ancak plastik kullanımı konusunda şirketler üzerindeki baskının artması ve doğal gazın geçiş yakıtı olarak görülmemesi sebebiyle, finansal kısıtlamaların etan ayrıştırma ve yeni doğal gaz yatırımlarını da kapsaması yakın gelecekte olası görünüyor” diyor.

Petrol ve doğal gaz yatırımlarına sağlanan finansmanın sınırlandırılmasınının fosil yakıt sektörünün giderek zorlaşan ekonomisini gözler önüne serdiğini belirten Buckey “Aynı zamanda bu hafta Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2020 Dünya Enerji Görünümü’nde belirttiği artan yatırım risklerini gösteriyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

İkiye katlandı

2017 yılında fosil yakıt finansmanını sınırlandıran politikaları ilk kez uygulamaya koyan büyük ölçekli finansal kuruluşlar arasında Dünya Bankası, BNP Paribas, Crédit Agricole Group ve AXA bulunuyordu.

2018 yılında beş adet finans kurumunun gerçekleştirdiği bu sınırlandırma, 2019’da 18’e yükseldi. Ardından 2020’nin ilk yarısında, 23 bankanın gerçekleştirdiği finansman sınırlandırmasıyla, önceki üç yılın toplamını ikiye katlayan bir sayıya ulaşıldığı görülüyor.

‘Devam etmeleri için rasyonel sebep yok’

Buckley bu alanda yaşanan artışın “Küresel ölçekteki hisse senedi piyasalarında, petrol ve doğal gaz şirketlerinin neden olduğu tahribat, emisyonların azaltılmasına yönelik kamuoyu baskısı ve projelerdeki sorunlar” ile alakalı olduğunu öne sürüyor.

Fosil yakıt yatırımından çekilmenin finansal açıdan anlamlı olduğunu söyleyen Buckley, “Küresel ölçekte faaliyet gösteren finans kurumlarının, rezervleri arttıran fosil yakıt şirketlerine yatırım yapmaya devam etmeleri için finansal olarak rasyonel bir sebep bulunmuyor” diyor.

Avrupa öncülük ediyor

Avrupa’daki finans kuruluşları, petrol ve doğalgaza yönelik finansmanın sınırlandırılmasında öncü rol üstleniyor.  Bugüne kadar aralarında HSBC, Banco Santander, BNP Paribas ve Deutsche Bank’ın da yer aldığı Avrupa’daki 36 finans kurumu, bu kapsamdaki politikalarını kamuoyuyla paylaştı.

ABD’de yer alan finans kurumlarından altı tanesi de benzer adımlar atıyor. Bu finans kurumlarından Goldman Sachs, JP Morgan Chase, Citigroup, Wells Fargo ve Morgan Stanley yalnızca son dört ay içerisinde Kuzey Kutbu’ndaki sondaj faaliyetlerine finansman akışlarını sonlandıran politikaları kamuoyuna duyurdu.

IEEFA’da analist olan ve raporun yazarlarından Saurabh Trivedi, “Bazı politikalar diğerlerinden güçlü olsa da, yapılan açıklamalar risk taşıyan fosil yakıt yatırımlarından uzaklaşıldığını gösteriyor” diyor.

İyi uygulama örnekleri

İyi uygulama örneğinde sunulan prensiplere ulaşma açısından yol kat etmiş olan ve petrol ile doğal gaza finansman sağlamayan kuruluşlar arasında ABN Amro, BNP Paribas ve Banco Santander yer alıyor.

Bu kurumların politikaları sınırlı sayıda yasal boşluk içeriyor. Bu konudaki en katı politika uygulayan finansman kuruluşları arasında Fransız Kalkınma Ajansı (Agence Française de Développement, AFD) ve Crédit Agricole grubu yer alıyor.

Trivedi, “EIB ve Fransız Kalkınma Bankası öngörülü davranıyor. Her iki finans kurumunun da sınırlandırma faaliyetleri, Paris Anlaşması ile yüzde 100 uyumluluk gösteriyor” ifadelerine yer veriyor.

Zayıf sınırlandırmalar

Robeco, Citigroup ve JPMorgan gibi küresel ölçekte faaliyet gösteren diğer finans kurumlarının ise uzun vadede riskli sektörlere kredi vermeye devam etme olanağını barındıran ve daha zayıf olarak nitelendirilebilecek sınırlandırmalar sunduğunu belirtiyor.

Norveç’in 1,1 trilyon dolar değerindeki Devlet Emeklilik Fonu’nun (Government Pension Fund Global, GPFG), finansmanını tüm petrol ve doğal gaz araması yapan şirketlerden çekmesine yönelik kararı dikkate değer olsa da; rafinerilere ve Royal Dutch Shell ve ExxonMobil gibi petrol şirketlerine yatırım yapmaya devam etmesi eleştiriliyor.

Katran kumu kapsam dışı

Royal Bank of Canada’nın (RBC) yakın zamanda açıklanan politikasının, Kuzey Kutbu’ndaki sondaj projelerine yönelik kısıtlamalar içerdiğini, ancak katran kumu projelerine yönelik herhangi bir önlem barındırmadığını belirten Trivedi, “RBC, JPMorgan Chase ve Canadian Imperial Bank of Commerce, katran kumu projelerinin en büyük finansörleri arasında yer alıyor” diyor.

Trivedi bu büyüklükteki yatırımcıların katran kumuna herhangi bir yasaklama getirmemesinin “bu kuruluşların Paris Anlaşması’nda belirlenen ve küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlayan hedefe bağlılığı konusunda soru işaretleri  yarattığını” söylüyor.

Fotoğraf: Shutterstock

1,5 dereceyle sınırlandırılamayacak kadar zayıf

IEEFA, mevcut petrol ve doğal gaz yatırımlarından finansmanın çekilmesi politikalarının büyük kısmının, küresel sıcaklık artışını 1,5 ila 2,0°C ile sınırlandıramayacak kadar zayıf olabileceğine dikkat çekiyor. Bu kapsamda Storebrand’ın Exxon ve Chevron’a sunduğu finansmanı geri çekmesi önem arz ediyor.

Buckley, “BP, Shell, Total, ENI ve Equinor kendilerini rahat hissetmemeli. Son dönemde kamuoyuyla paylaştıkları söylemi, devamlılık gösteren ve hızla uygulamaya konan faaliyetlerle desteklemeleri gerekiyor,’’ diyor.

Buckley açıklamasını “Petrol ve doğal gaza sağladığı finansmanı sınırlandıran finans kuruluşlarının, küresel ölçekte Paris Anlaşması’na uyumlu hareket etmek adına önümüzdeki dönemde kamuoyuyla paylaşacakları politikalarında ve önlemlerinde bu boşlukları doldurmalarını bekliyoruz” ifadeleriyle sonlandırıyor.

2020 yaban hayatı fotoğrafı ödülü, Sibirya Kaplanı’na…

2020 yılı yaban hayatı fotoğrafı ödülü, Sibirya kaplanı fotoğrafına verildi. Rus fotoğrafçı Sergey Gorshkov‘un 2020 yılı yaban hayatı fotoğrafçısı ödülü kazandığı bu kareyi elde edebilmesi 11 ay sürdü.

Gorshkov, ormana gizlediği kamera ile yetişkin bir dişi Sibirya kaplanını, ağaca kokusunu bırakırken görüntüledi.

Londra‘daki Ulusal Tarih Müzesi‘ndeki törenle sahibini bulan ödül için 49 binden fazla fotoğraf yarışmıştı. Jüri başkanı olan Roz Kidman Cox, Gorshkov’un 11 aylık çalışma sonucu elde ettiği fotoğraf için, “Sihirli bir ormanın derinliklerindeki samimi ana ait eşsiz bir görüntü” ifadesini kullandı.

Nesli tükenme tehditi altında

Ağırlıklı olarak Rusya’nın en doğusunda yaşayan yabani Sibirya kaplanlarının nüfusu, kaçak avlanma ve ormanlık alanların azalması nedeniyle tükenme tehlikesi altında bulunuyor. Karşılaşması çok güç olan bu türün yaban hayatındaki nüfusunun 500 ila 600 arasında olduğu tahmin ediliyor.

Sergey Gorshkov
Sergey Gorshkov Leopard Ulusal Parkı’nda kameralarını hazırlarken.

Fotoğrafçı Gorshkov, Sibirya kaplanını fotoğraflayabilmek için şansının az olduğunu ama aynı zamanda kararlı olduğunu belirterek, köknar ağacında koku, tüy veya tırnak işaretleri aradığını anlattı. Kucaklama adını verdiği fotoğrafı da, geçen kasım ayında, bir köknar ağacı yakınına yerleştirdiği kamera ile çekti.

Biberonla beslenen bebekler her gün milyonlarca mikroplastik parçacık yutuyor

Yeni bir araştırma, polipropilen içeren plastik biberonlarda hazırlanan her 1 litre bebek mamasında, yaklaşık 4 milyon plastik parçacık bulunduğunu ortaya çıkardı. Bu parçacıkların bebek sağlığı üzerindeki etkisi ise henüz net olarak bilinmiyor.

BBC‘nin aktardığına göre, Dublin Üniversitesi’nden Prof. John Boland ve ekip arkadaşları, polipropilen içeren biberonların ısıtıldığında ve çalkalandığında saldığı plastik parçacık sayısını inceledi.

Isıtılıp çalkalandı

Araştırmada hiç kullanılmamış polipropilen içeren bir plastik biberon temizlenip sterilize edildi, kurumaya bırakıldı ve ardından içine saf su konularak, Dünya Sağlık Örgütü‘nün bebek mamaları için tavsiye ettiği şekilde 70 dereceye kadar ısıtıldı.

Ardından, bebek maması hazırlama sürecinde yapıldığı gibi, biberon mekanik bir çalkalayıcı yardımıyla yaklaşık bir dakika çalkalandı. Bilim insanları bu süreçte, biberonlardan her 1 litre suya yaklaşık 4 milyon mikroplastik parçacık karıştığını buldu.

Sonuçları Nature Food dergisinde yayımlanan araştırmada bilim insanları suya toz bebek maması karıştırdıklarında da aynı sonuca ulaştı. Prof. Boland ulaştıkları sayının yüksekliğine kendilerinin de şaşırdığını söyledi.

Piyasadaki biberonların yüzde 70’inden fazlasında bu maddenin kullanıldığı tahmin ediliyor. Polipropilen, plastik yiyecek kutuları ve su ısıtıcılarında da kullanılıyor.

Isı yükseldikçe daha çok mikroplastik suya karışıyor

Dünya Sağlık Örgütü’nün geçen yıl yaptığı araştırmada, bir yetişkinin günde 300 ila 600 mikroplastik parçacık yuttuğu sonucuna ulaşılmıştı.

Bu parçacıkların büyük kısmının vücuttan atıldığının bilindiğini belirten Prof Boland, parçacıkların ne kadarının kana karışarak vücudun diğer organlarını etkileme potansiyeli olduğunu görmek üzere yeni araştırmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.

Araştırmada ısı yükseldikçe daha çok mikroplastiğin suya karıştığı da bulundu. Ancak hâlâ mikroplastik yutmanın insan sağlığı üzerinde bir etkisi olup olmadığı kesin olarak bilinmiyor. 

Bebeklerin farklı bakterilere maruz kalmaması için biberonların sterilize edilip, mamanın da ısıtılması öneriliyor.

Hollanda‘daki Uygulamalı Bilim Araştırmaları Enstitüsü’nden Ingeborg Kooter ise, zararlı bakterilerin bebekler için mikroplastik yutmaktan daha büyük risk oluşturacağına dikkat çekerek, “Kim çocuğunun salmonellaya yakalanma riskini almak ister ki?” ifadelerini kullandı. 

Tahir Elçi davası yarın: İddianameye PKK’li sanığı suçlayan ek yapıldı, CHP davayı izliyor

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır Sur’da yaptığı açıklamanın ardından çıkan çatışmada yaşamını yitirmesiyle ilgili beş  yıl sonra açılan davanın ilk duruşması yarın (21 Ekim) görülecek. Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülecek davada üç polis ve bir PKK’li yargılanıyor.

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca bir açıklama yaparak davanın Tahir Elçi’nin öldürülmesinden ancak beş yıl sonrasında başlamasına dikkat çekti.

CHP’li vekil şunları söyledi:

Bir Baro Başkanı herkesin gözü önünde öldürüldü ve iddianamesi ancak beş  yıl sonra tamamlanabildi. Tahir Elçi Davası, cezasızlık politikalarının en önemli örneğidir. Soruşturma süreci etkin yürütülmedi. Soruşturmayı yürüten savcı birçok kez değiştirildi. Olay yeri incelemesi ise Elçi’nin yaşamını kaybetmesinden yaklaşık 5 ay sonra yapıldı. Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan mermi çekirdeği ise hala bulunamadı.” 

‘Geciken adalet, yargılama sürecinde telafi edilmeli’

İddianamenin beş yıl sonra hazırlanıp davanın görülmeye başlanmasının adaletin geciktiğini gösterdiğini belirten Biçer Karaca, “Umuyoruz ki iddianamenin hazırlanmasıyla geciken adalet, yargılama sürecinde telafi edilir. Yargılama cezasızlık ile sonuçlanmaz” dedi 

Gülizar Biçer Karaca, parti olarak insan haklarını savunan tüm yurttaşlarla birlikte davanın takipçisi olacaklarını kaydetti. 

Tahir Elçi cinayetinin işlendiği sokaktaki güvenlik kamerası görüntüleri ile basın mensuplarının çektiği kamera görüntülerinin bir bölümü hala kayıp. 13 saniyelik kayıp bölümde, Elçi’nin vurulduğu ana ilişkin önemli görüntülerin bulunduğu düşünülüyor. 

Dava dosyasına son dakikada ek

Bu arada davanın dosyasına, duruşma öncesinde, son dakikada yeni bir iddianame kanıt olarak konulduğu ortaya çıktı. T24’den Gökçer Tahincioğlu‘nun aktardığına göre, Elçi davasının da sanığı olan ve PKK üyesi olduğu iddia edilen Uğur Yakışır, iddianamede Elçi’yi öldürmekle suçlanıyor. Bu konuya ilişkin olarak sadece, bir gizli tanığın, “Bu örgüt mensubunu haki XIZGİNAS kod olarak biliyorum. Bu örgüt mensubu Tahir ELÇİ’yi öldüren, 2 polis memurunu şehit eden şahıstır” ifadesi kanıt gösteriliyor.

Duruşma öncesi dosyaya konulan iddianame, “polislerin cezasız bırakılmaması, failin belirsiz hale getirilmesi çabası” olarak yorumlandı. Mahkeme, iki davayı birleştirerek, gizli tanığın dinlenmesi için müzekkere yazılmasına karar verdi.

Türkan Elçi müşteki sıfatıyla yer alacak

Avukatlık eğitimini tamamlayan ve stajyer avukatlığa başlayan Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, duruşmaya, hukukçu olarak değil, “müşteki” sıfatıyla katılacak. Elçi, davaya katılma talebinde bulunacak. 

Duruşma için üç savcının görevlendirildiği ve sanık polislerin SEGBİS’le uzaktan ifade vereceği de öğrenildi. 

İnsan Hakları Ortak Platformu: Failler cezasız kalmamalı

 İnsan Hakları Ortak Platformu içerisinde yer alan, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ve Yurttaşlık Derneği de davaya ilişkin bir yazılı açıklama yaptı. Davanın cezasızlıkla sonlanmaması gerektiğinin altı çizilen açıklamada, Tahir Elçi’nin her şeye rağmen barış ve insan hakları mücadele verdiği belirtildi, bu nedenle “Barışın Elçisi” olarak anıldığı vurgulandı. 

Gökpınar Gölü’nde Sivas Valiliği’nin hukuksuz inşaatı yargıya taşındı

Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmesi beklenen ve bu süreçte her türlü yapılaşmanın yasaklandığı Sivas’ın Gürün ilçesinde yer alan Gökpınar Gölü’nde başlatılan kafeterya inşaatı yargıya taşındı.

Açılan davada yapılan ihalelerin ve imar değişikliği planının iptal edilmesi ve yürütmesinin durdurulması talep edildi.

Konuyla ilgili Yeşil Gazete’ye açıklamada bulunan Gökpınar Gölü Korunmalıdır Hem de Tüm Doğallığıyla İnisiyatifi’nden Ayhan Çelik, mahkeme sonuçlanana kadar inşaatın durdurulması için de Sivas Valiliği’ne çağrı yaptıklarını belirtti.

Valiliğe ‘inşaatı durdurun’ çağrısı

Valiliğe yapılan çağrıda “Yasalara ve teknik teamüllere uygun olmadan hazırlandığına ve onaylandığına emin olduğumuz imar planı iptal edildiğinde yapılanların yıkılmak zorunda olması, çok büyük bir kaynak israfına neden olacaktır. Kuşkusuz bundan sorumlu olan idareniz de itibar kaybına uğrayacaktır. Bu hiçbirimizin isteyeceği bir durum değildir” denildi.

Bungalov projesi olarak başladı

Sivas Valiliği tarafından mayıs ayında ihaleye açılan ‘Gökpınar Gölü İyileştirme ve Bungalov Evleri Yapım İşi’ projesi kapsamında gölün çevresine bungolav evler ve yürüyüş alanları yapılması planlanıyordu.

Gökpınar Gölü Korunmalıdır İnisiyatifi çatısı altında birleşen doğa severler imar planına dayanmadan yapılmak istenen projenin kıyı kanununa aykırı olduğunu, doğal yapısını bozacağını söyleyerek ihalenin iptal edilmesini talep etti.

Valilik: 15 adet seyir kafesi yapılacak

Kamuoyundan gelen tepkilerin ardından valilik inşaat makinelerini geri çekti. Ancak kendisine yönelik hazırlanan CİMER başvurusunu yanıtlayan valilik bu kez bungalov yerine göle 66 metre mesafede 15 adet seyir kafesi yapılacağını ve doğal malzeme kullanılacağını söyledi.

Ayhan Çelik, bu süreçte Valilik ile görüştüklerini bungalov yapma yanlışından dönüldüğü gibi kafeterya yapma yanlışından da dönmeleri gerektiğini söylediklerini aktardı.

Bakanlık Potansiyel Doğal Sit Alanı ilan etti

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ise 3 Temmuz 2020 tarihinde Gökpınar Gölü’nü “Potansiyel Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi” kapsamına aldı.

Bakanlık, Valiliğin daha sonra kendisine iletildiğini yalanladığı bir yazı ileterek “tescil işlemleri tamamlanıncaya kadar alanın doğal yapısına etki edecek herhangi bir müdahalede bulunulmaması” talimatı verdi.

İmar planı çıkarıldı, inşaat başladı

Ayhan Çelik, Temmuz ayında Gökpınar’ın sadece çok sınırlı bir kısmı için olduğu söylenen bir imar planının onaylanarak askıya çıktığı bilgisini aldıklarını aktardı. Valiliğe iletilen itirazlar ise reddedildi.

Ardından da valilik kafeterya için inşaat çalışmalarına başladı. Çelik, bunun üzerine süreci yargıya taşımaya karar verdiklerini söyledi. Açılan davada hem ihalenin hem de imar planı değişikliğinin hukuk dışı olduğu belirtildi.

‘İhale eski bir projeye ait’

İhalenin geçerliliğinin olmadığını belirten Çelik “Bu ihale daha önce Nisan ayında ihale edilmiş bir proje. 15 adet bungalov yapımı için. Şimdi ise farklı bir proje yapılmak isteniyor. Yani bu ihaleyle şu anki inşaatın yapılması mümkün değil” dedi.

İhaleye çıkardıktan sonra yapılan imar planı değişikliğinin başta yaptıkları hatayı kabul ettiklerinin bir göstergesi olduğunu belirten Çelik, “Ancak önce ihale yapıp ardından değişiklik yapmak gibi bir durum hukuka uygun değil” ifadelerini kullandı.

‘Önce nazım planı çıkarılması gerekir’

Buna ek olarak uygulama planının nazım planlarıyla birlikte uygulanması gerektiğini hatırlatan Çelik, “Önce nazım planı hazırlamaları sonra uygulama planı hazırlamaları gerekirdi. Çünkü bir plan sadece noktasal yapılmaz, şu anda ve gelecekteki potansiyel etkilerinin değerlendirilmesi gerekir. Uzayda bir boşluktan söz etmiyoruz. Halkın da planı kabul etmek için bu bilgiye ihtiyacı var” diye konuştu.

İmar planındaki başka bir hatalı noktanın da planın hali hazırda mevcut bir harita üzerine çizilmesi gerekliliği olduğunu söyleyen Çelik, planda bunun yerine boş bir kağıda çizim yapıldığını belirtti. Çelik, bütün bu gerekçeler gösterilerek planın ve ihalenin yürütülmesininin durdurulması talebinde bulunduklarını aktardı.

Endemik türler açısından zengin

Gökpınar Vadisi’nin korunması gerekliliğinin bir kez daha altını çizen Ayhan Çelik, “Daha önceden yapılan çalışmalarda buranın endemik türler açısından çok önemli olduğu gösteriliyor” dedi.

Doğal Sit tescil sürecinin bir aşaması olarak Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırmalar sürerken, burada inşaata başlanmasının araştırmaları da kötü etkileyeceğini belirten Çelik şunları söyledi:

Ağaç kesmedik’ diyorlar ama oradaki habitatın öneminin farkında değiller. İş makineleriyle sıyırdıkları çayır birçok canlı türüne ev sahipliği yapıyordu.

Ayhan Çelik konuşmasının sonunda “Eğer illa ki Gökpınar’da bir şeyler yapılacaksa, ek günübirlik tesis vb. için en ideal yeri de, çözümü de önerdik. Küçük göl ve şimdi inşaat yapılan mesire yeriyle, büyük göl arasında hançer gibi saplanan yol ve otopark yeri en uygun yer. Otopark 500m. ileriye taşınır ve bu alan yeşillendirilerek ve ağaçlandırılırsa hem göl ve dere üzerindeki baskı hafifletilir hem de tüm alanın bütünlüğü yeniden sağlanabilir” dedi.

 

 

 

 

 

Yunanistan, AB-Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasının askıya alınmasını talep etti

Türkiye ile Yunanistan’ın istikşafi görüşmeler için tarih arayışında olduğu bir dönemde Oruç Reis gemisinin tekrar Meis’in güneyine gönderilmesi üzerine gerilim yeniden tırmandı. Yunanistan Avrupa Birliği‘nden, Türkiye ile Gümrük Birliği’ni askıya almasını talep etti.

Yunanistan devlet ajansının aktardığına göre, Atina bu talebe gerekçe olarak ‘Ankara’nın devam eden provokasyonlarını’ gösterdi. Haberde, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi’ye bir mektup yazdığı belirtildi. Buna göre Dendias mektupta, ‘Türkiye’nin devam eden yasadışı davranışlarının onaylanmadığına dair bir mesaj vermek’ için Gümrük Birliği’nin tamamen askıya alınmasının gözden geçirilmesini istedi.

 

Türkiye’ye karşı diplomatik kampanya

Yunan Kathimerini gazetesi dün akşam yayımladığı haberinde Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı yoğun bir diplomatik kampanya başlatmaya hazırlandığını yazmış, bu çerçevede Dışişleri Bakanlığı’nın aralarında BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Polikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in de bulunduğu üst düzey isimlere “Türkiye’nin saldırgan tavırlarıyla ilgili” mektuplar göndereceğini bildirmişti.

Gazetenin diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberde, Yunan Dışişleri Bakanlığının “Türkiye’nin Yunan deniz yetki alanlarındaki faaliyetleri” nedeniyle Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) ve Uluslararası Denizcilik Örgütü‘ne (IMO) de resmi şikayette bulunacağı kaydedilmişti.

Diyarbakır’ın kayyım başkanı, itfaiye bütçesinden 4 milyon lirayı Diyanet’e aktardı

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kayyımı Münir Karaloğlu başkanlığında toplanan Belediye Meclisi, Fen İşleri Daire Başkanlığı’nın 2020 yılı programını sürdürebilmesi için ek ödenek talebini görüştü. 

MA‘nın aktardığına göre, Belediye Meclisi, Kadın İçin Atölye ve Çocuk Oyun Evleri Projesi kaleminden 470 bin TL, Eğil Kültür Merkezi Yapım Projesi harcama kaleminden bir milyon 880 bin TL, Hazar Gölü Çocuk Yaz Kampı Projesi harcama kaleminden 2 milyon 820 bin TL olmak üzere, toplam 5 milyon 170 bin TL’nin Fen İşleri Daire Başkanlığı bütçesine aktarılmasına karar verdi. Belediye Meclisi, aktarılan 5 milyon 170 bin TL’lik bütçenin Çevre Düzenleme ve Rehabilitasyon Projesi harcama kalemine aktarılmasını karar altına aldı. 

Meclisi, İtfaiye ve Koordinasyon Merkezleri Yapım Projeleri harcama kaleminden ise 4 milyon TL alınarak, Bismil, Ergani ve Silvan ilçelerinde Yatılı Kız Kur’an Kursu Yapım Projesi’ne aktarılmasını karar altına aldı. Kararlar atanmış Belediye Meclisi üyeleri tarafından oy birliğiyle alındı.

Diyarbakır’ın kayyım Belediye Başkanı Münir Karaloğlu. 

Rıza Barut: Afet olsa Diyanet mi müdahale edecek?

Kayyım tarafından feshedilen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Rıza Barut, kadın ve çocuklar için ayrılan bütçenin Fen İşleri Daire Başkanlığı’na aktarılmasını, kadın ve çocukların belediye tarafından yok sayılması anlamına geldiğini dile getirdi. İtfaiyeye ayrılan bütçeden 4 milyon TL’nin kuran kurslarına ayrılmasına da tepki gösteren Barut şunları söyledi: 

Diyanet İşleri Başkanlığı‘na ayrılan bütçe birçok bakanlığın bütçesini aşıyor. Kur’an kursu yapılmasına karşı değiliz, ama Diyanet İşleri Başkanlığı devasa bütçesi dururken, hizmet için ayrılan bütçenin onların yapması gereken işlere ayrılması doğru değildir. İtfaiye bütçesi Diyanet İşleri’nin işi için kullanılıyor, yarın bir afet olsa, Diyanet İşleri mi müdahale edecek? Doğal afet ve yangınlarla mücadeleyi daha iyi yapması için güçlendirilmesi gereken kurumun bütçesinin, belediyeyle ilgisi olmayan alanlarda kullanılması doğru değildir”