Ana Sayfa Blog Sayfa 1864

ABD’de bilim dergileri yüzyıllık geleneklerini bozuyor: Joe Biden’a oy verin

Amerika Birleşik Devletleri‘nde 3 Kasım’da gerçekleşecek ve dört yıl boyunca ülkenin ve belki de gezegenin geleceğini belirleyecek başkanlık seçimleri yaklaşırken bilimsel dergiler de politika konusunda yüzyıllar boyunca sürdürdükleri sessizliklerini bozma kararı aldı.

Aralarında Nature, The New England Journal of Medicine, ve Scientific American gibi köklü bilim dergileri okurlarından Donald Trump ve Joe Biden arasında gerçekleşecek başkanlık yarışında Demokrat Parti’nin adayı Joe Biden‘ı seçmelerini istedi.

208 yıldır seçimde taraf tutmamıştı

The New England Journal of Medicine, 1812’den beri sahip olduğu partizan olmayan konumunu, seçmenleri yönetiminin başarısızlıkları üzerine Trump’ı devirmeye çağıran “Liderlik Boşluğunda Ölmek” başlıklı bir yazı ile bozdu.

Derginin 34 editörü tarafından imzalanan yazıda “Liderlerimiz büyük ölçüde eylemleri için dokunulmazlık talep ettiler. Ama önümüzdeki bu seçim bize yargılama gücü veriyor” ifadeleri yer aldı.

‘Bilime değil şarlatanlara yöneldi’

Koronavirüsün hükümetin liderlik yeteneğinin test edilebileceği bir alan sunduğu belirtilen yazıda ABD’nin kapasitesi ve teknolojisi gereği diğer ülkelere kıyasla daha fazla avantajı olmasına rağmen bu testten kaldığı ve 200 binin üzerinde insanın yaşamına mal olduğu belirtildi.

Yazıda Trump’ın bilime karşı açtığı savaşa ilişkin ise “Mevcut liderlerimiz, bilime ve hükümete olan güveni azaltıyor ve kesinlikle onlardan daha uzun süre etkili olacak zararlara neden oluyorlar. Yönetim, uzmanlığa güvenmek yerine, gerçeği gizleyen ve düpedüz yalanların ilan edilmesini kolaylaştıran bilgisiz ‘kanaat önderlerine’ ve şarlatanlara yöneldi” eleştirisinde bulunuyor.

Scientific American: Bugüne kadar hiç bir başkan adayını desteklememiştik

Scientific American ise 1 Ekim tarihinde yayınladığı “Scientific American Joe Biden’ı destekliyor” başlıklı yazısında “175 yıllık tarihimizde bugüne kadar hiçbir başkan adayını desteklememiştik” ifadelerine yer verdi.

Yazıda “Bütün kanıtlar ve bilim, Donald Trump’ın ABD’ye ve halkına büyük zarar verdiğini gösteriyor. Çünkü Trump, kanıtları ve bilimi reddediyor” ifadeleri kullanıldı.

Görsel: Ross MacDonald

‘Trump, halka yalan söyledi’

Bunun en büyük göstergesinin koronavirüs salgını olduğu belirtilen yazıda, Trump’ın kendisine yapılan uyarıları defalarca görmezden geldiği ve halka yalan söylediği söylendi.

Yazıda “Trump, hastalığın ölümcül tehdidi hakkında kamuoyuna defalarca yalan söyledi ve bunun ciddi bir endişe olmadığını söyledi. Bunun daha ölümcül ve son derece bulaşıcı olduğunu bilmesine rağmen ‘Bu bir grip gibidir’ dedi” denildi.

Hem koronavirüs hem de iklim krizine karşı mücadele konusunda Biden’ın daha güvenilir olduğu belirtilen yazı “Trump’ı dışarı atmanın ve verileri takip etme ve bilim tarafından yönlendirilme konusunda temiz bir sicili olan Biden’ı seçme zamanı” çağrısıyla sona erdi.

Nature: Bilimin baltalanmasına izin veremeyiz

Bilim dergileri tarafından yapılan bu atağa son olarak Nature da dahil oldu. 14 Ekim’de “Nature ABD Başkanı olarak neden Joe Biden’ı destekliyor?” başlıklı bir yazı yayınladı.

Yazıda “Durup bilimin baltalanmasına izin veremeyiz. Joe Biden’ın gerçeğe, kanıta, bilime ve demokrasiye olan güveni, onu ABD seçimlerinde tek seçenek haline getiriyor” ifadeleri kullanıldı.

‘Yanıldık’

Trump 2016’da başkanlık koltuğunda kaleme aldıkları bir yazıyı hatırlatan dergi, o zamanlar ABD’deki denge ve denetleme mekanizmasına güvendiklerini o yüzden Trump’ın yol açabileceği zarara karşı daha optimistik olduklarını söyledi.

Yazının devamında ise “Ne kadar yanıldığımız ortaya çıktı” ifadeleri yer aldı.

Trump’ın koronavirüs ve iklim krizlerini ele alış biçimlerinin verdiği zarara değinilen yazı, “Joe Biden’a gerçeğe, kanıta, bilime ve diğer demokrasi kurumlarına olan güveni yeniden sağlama, bölünmüş bir ulusu iyileştirme ve Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyadaki itibarını yeniden inşa etme için görevine acilen başlama fırsatı verilmelidir” ifadeleriyle son buldu.

7’nci İzmir LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne katılan üç çocuğa beraat

7’nci İzmir LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne katıldıkları iddiasıyla haklarında 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten dava açılan üç çocuk beraat etti.

Kaos GL‘den Yıldız Tar’ın haberine göre İzmir 4’üncü Çocuk Mahkemesi’nde yargılanan çocuklar hakkında “Dağılın” ihtarına uymadıklarına dair herhangi bir delil bulunamadığı için beraat kararı verildi.

Polis, oturanlara saldırmıştı

7’nci İzmir LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi çağrısıyla 22 Haziran 2019’da bir araya gelen İzmirli LGBTİ+’lara polis saldırmış, Komite’nin çağrı yaptığı yeri kapatarak etrafındaki mekânlara insanların oturmasını engellemişti.

Basın açıklamasının okunmasına başta izin vermeyen polis, avukat görüşmelerinin ardından “Açıklamanızı okuyun ve dağılın” uyarısı yapmış, basın metninin okunması ardından Kordon’da oturanlara saldırmış ve üçü 18 yaşın altında olmak üzere 16 kişiyi gözaltına almıştı.

Geçtiğimiz yıl 16-23 Haziran’da yapılması planlanan 7’nci İzmir LGBTİ+ Onur Haftası etkinlikleri haftanın başlamasına üç gün kala İzmir Valiliği tarafından yasaklanmıştı. Genç LGBTİ+ Derneği’nin açtığı yürütmeyi durdurma davasında mahkeme, iki etkinlik ve 22 Haziran’da yapılması planlanan yürüyüş dışındaki etkinliklere getirilen yasağa ilişkin oy çokluğuyla yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Ayrıca İzmir Valiliği’nden iki etkinlik ve yürüyüşle ilgili savunma istemişti.

Beş yıl sonra başlayan Tahir Elçi davasında sanıklar getirilmedi, tüm talepler reddedildi

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesiyle ilgili davanın ilk duruşması bugün Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Davada, biri ihraç üç polis ve PKK’lı Yakışır yargılanıyor

Mahkeme, ilk duruşmada Elçi ailesinin usule dair tüm taleplerini reddetti, aile avukatları da buna karşılık reddi hakim talebinde bulundu. Talebin değerlendirilmesi için üst mahkemeye gönderen heyet, bir sonraki duruşma tarihini de 3 Mart 2021 olarak belirledi.

Gazeteciler salon dışında kaldı

Pandemi gerekçesiyle az sayıda kişinin alındığı duruşmayı Diyarbakır Barosu avukatlarının yanı sıra baro başkanları ile avukatlar, sivil toplum örgütlerinden temsilciler, Avrupa Birliği Delegasyonu’ndan Sema Kılıçer, HDP milletvekilleri Mehmet Rüştü Tiryaki, Dersim Dağ, Hişyar Özsoy, İmam Taşçıer ve Necdet İpekyuz, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve bağımsız Milletvekili Ahmet Şık izledi. 

Gazetecilerin birçoğu ise pandemi ve salon kısıtlılığı nedeniyle duruşma dışında bırakıldı. 

Sanık polisler SEGBİS’le bağlandı

Kimlik tespitiyle başlayan ve iddianamenin özetle okunduğu duruşmada sanık polisler salona Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı. Katılma taleplerinden önce sanık beyanlarının alınması ve polislerin SEGBİS’le bağlanması uygulamalarına Elçi ailesi avukatlarının itirazlarına ve tartışmalara rağmen, talepler reddedildi. 

Avukatlar ise iddianamenin olağan bir cinayet iddianamesi olarak hazırlandığını, Tahir Elçi’nin insan hakları vizyonunu ve lince uğradığı koşulları ve aleyhine yaratılan iklimi görmezden gelerek ele alındığını savunuyor. 

Dört kez ara verildi

Bu arada sanık polislerin SEGBİS ortamından savunmalarını alınması için bulundukları yerdeki mahkemelerle kurulan bağlantılarda yer alması gereken naip hakimlerin yerlerinde olmadıkları tespit edildi. Avukatların naip hakim bulundurulması ve talimat yoluyla yüz yüze sorgu talebini de reddedildi. 

Tüm taleplerle ilgili üç kez ara verilmesini eleştiren Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın “Sayın Başkan bugün bir hakime yakışmayan tavır görüyoruz. Tüm usulü talepleri reddediyorsunuz. 3 kez ara verdiniz. Biz 5 yıl bu soruşturmaya sabrettik. Artık bu hukuksuzluğa sabretmeyeceğiz. İstişare için ara talep ediyoruz” deyince mahkeme yine ara verdi. 

Türkan Elçi’ye salondan çıkarma ihtarı

Aranın ardından avukatların söz alma talebi reddedilince müşteki avukat Türkan Elçi söz alarak kendi duygu ve düşüncelerini içeren beyanda bulunmak istedi, “Buraya gelene kadar size güvenim tamdı” dedi. Mahkeme heyeti ise Türkan Elçi’nin uyarılmasına, aksi halde salondan çıkarılacağına dair ihtar ara kararı verdi.

Müşteki vekillerinin reddi hakim talep nedenlerini ileri sürmesi üzerine mahkemece müşteki vekillerinin mahkeme salonundan polis zoruyla çıkarılmasına dair bir ara karar daha verildi. Ancak avukatların itirazı üzerine yargılamaya devam edildi.

Sadece iddianamede adı geçen sanıkların değil, arka planda duranların tespitini istediklerini belirten Elçi ailesi avukatları reddi hakim taleplerini şöyle ifade etti: 

Bu ülkede baro başkanı öldürülüyor, yer yerinden oynuyor, dünya ayağa kalkıyor ama mahkemeniz tutumuyla sadece objektif olmadığını ortaya koyuyor. Bu ısrarınızı sürdürecekseniz mahkeme olarak çekilin.”

Mahkeme reddi hakim talebini değerlendirmek üzere verdiği aranın ardından, bu konuda Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesince karar verilmek üzere duruşmayı 3 Mart 2021’e bıraktı.

Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, duruşma sonrası basın açıklaması yaparak, mahkeme heyetine yönelik yazdığı bir dilekçeyi bugün vermek istediğini ancak veremediğini, bunu bir “nezaketsizlik” olarak gördüğünü söyledi.

Elçi, mahkeme heyetine vermeyi planladığı dilekçesini duruşma sonrasında basına okudu.

Türkan Elçi dilekçesinde, “Geçen beş yıl ölüm hakikatinin acısından hiçbir şey eksiltmezken, ne yazık ki ilgili makamların işlenen cinayetin faillerinin bulunması yönündeki isteksizliği, çeşitli kaygı ve saiklerle mağduriyete karşı kayıtsız kalması ve sessizliği yeğlemesi, umutlarımızın azalmasına neden olmuştur” ifadelerini kullandı.

İddianame dosyasında üç polis ile PKK üyesi olmakla suçlanan bir kişi sanık olarak geçiyor.

PKK üyeliğiyle suçlanan ve firari olan Uğur Yakışır, “İki polisi öldürmek, ülke birliğini ve bütünlüğünü bozmak”tan 3 kez ağırlaştırılmış müebbet, Elçi’yi “olası kastla öldürmek”ten 20 yıl, polis memuru S.T yi “öldürmeye teşebbüsten” 20 yıl ve “izinsiz silah bulundurmaktan” 5 yıl olmak üzere, toplam 3 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 45 yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Yakışır için dava dosyasına son anda onu suçlayan bir gizli tanık ifadesinin eklendiği ortaya çıkmıştı. 

Üç sanık polis F.T, M.S. ve S.T. için ise “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek”ten 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

13 saniyelik kayıt, ‘kayıp’

Avukat Mahsuni Karaman polis kamerasının görüntü kayıtlarında 13 saniyenin kayıp olduğunu, Elçi’nin o 13 saniyede vurulduğunu açıklamıştı:

“Görüntülerde iki PKK militanının, Dört Ayaklı Minareye koşuşuna odaklanmış durumda. Ve kayıtların tamamı kesintisiz sürüyor, tüm süreç görünüyor. Görüntü kayıtlarında kesiklik olan tek kayıt, Fotofilm Şube’nin kaydı. Görüntü Elçi’nin sesi duyup irkilmesiyle donuyor, aynı kayıt, iki militanın sokaktan girişiyle başlıyor. görüntü kayıtlarını karşılaştırdık, o kayıtta 13 saniyelik bir boşluk, kesinti var. İşte Tahir Elçi o 13 saniyede vuruluyor.”

Londra Üniversitesi’ne bağlı çalışan araştırma ajansı Forensic Architecture’ın cinayetle ilgili adli araştırmasında, olay yerindeki polis memurları kuvvetli suç şüphelisi olarak tanımlanmıştı.

Diyarbakır Barosu Başkanı: Faili meçhul yapıp kapatma eğilimi var

Türkiye’deki 80 baro başkanlığına dayanışma çağrısı yapan Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın duruşma öncesinde  Türkiye’nin birçok barosunda 25 avukat ile yaklaşık 40 gündür dava dosyasına çalıştıklarını söyledi.

Soruşturma sürecinin beş yıla yayılmasının olağan bir durum olmadığını söyleyen Aydın “kamu görevlilerinin şüpheli olduğu ya da suçlandığı davalarda bir cezasızlık politikası” olduğunu savundu.

Bu süre zarfında soruşturma giren tek yeni şeyin Diyarbakır Barosu’nun Londra‘da hazırlatmış olduğu rapor olduğunu belirten Aydın “Onun dışında soruşturma makamının bu dosyaya bir katkısı olmadı” dedi:

“Niye bu kadar beklediler derseniz, acaba bu gecikmenin altında bir cezasızlık fikri var mı, elbette var, sebep buydu. Bu dosyayı bir şekilde kapatma, bir faili meçhul cinayet haline getirip kapatma gibi bir eğilim vardı. Ancak Diyarbakır Barosu’nun ve dost kurumların yoğun çabasılarıyla süreci buraya kadar getirebildik ama bu bitmedi, daha yeni başlıyor. Çünkü yargılama sürecine biz avukatlar daha yoğun bir şekilde katılabiliyoruz.”

Cihan Aydın, şüpheli üç polisin halen görevlerinin başında olduğunu belirterek  “Bu memurlar, davada delil toplamakla görevli teşkilatın içinde yer alıyor” dedi; bu durumun delilleri sağlıklı bir şekilde toplanması önünde büyük bir engel olduğunu savundu.

Ne olmuştu?

Tahir Elçi, 15 Ekim 2015 tarihinde CNN Türk‘te Ahmet Hakan’ın sunduğu “Tarafsız Bölge” programında “PKK terör örgütü değildir” dedi. Bunun üstüne kanala 700 bin lira para cezası kesilirken, Tahir Elçi 20 Kasım günü Diyarbakır’da, barodaki odasında gözaltına alınarak İstanbul’a getirildi.

Elçi, savcılığın tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk etmesine karşın Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi‘nce adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Elçi hakkında, “terör örgütü propagandası” suçundan 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı.

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, 28 Kasım 2015’te Diyarbakır, Sur’daki Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı basın açıklaması sırasında öldürüldü.

DİSK-AR: Türkiye’de 2.6 milyon emekli ayda 763 TL ile yaşıyor

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), “Türkiye’de Emeklilerin Durumu ve  Emeklilikte Yaşa Takılanlar Gerçeği” isimli raporunu yayınladı.

Rapor, DİSK üyelerinin İstanbul Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İl Müdürlüğü önünde gerçekleştirdiği eylemle kamuoyuna duyuruldu.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun açıkladığı rapor sayısı 13.2 milyonu aşkın emekli ve hak sahipleriyle, emekli olmak için yaş kısıtını bekleyen geniş bir kesimin durumunu analiz ediyor.

763 TL ile geçinmeye çalışıyorlar

Rapora göre Türkiye’de 2.6 milyon emekli ayda 763 TL ile geçinmeye çalışıyor ve 9 milyonu aşkın yaşlılık aylığı alan emekli ile 4 milyon civarındaki hak sahibi ciddi geçim sıkıntıları yaşıyor. Rapordan öne çıkan başlıklar ise şu şekilde:

13,2 milyon emekli ve hak sahibi var

 

  • Türkiye’de 13,2 milyon emekli ve hak sahibi var. Emekliler ve hak sahipleri işçilerden sonra çalışma yaşamının en büyük sosyal grubu.
  • Yaşlılık aylığı alan (emekli) sigortalıların sayısı 9 milyon 90 bin, ölen sigortalıların hak sahiplerinin (dul ve yetim) sayısı 3,8 milyon.

8 milyona yakını asgari ücretin altında maaş alıyor

  • SGK’nin emekli aylık ve gelirlerine ilişki verileri gerçeği yansıtmıyor.
  • Türkiye’de en düşük emekli aylık ve geliri alan ilk yüzde 20’lik dilimin aylık harcanabilir geliri Temmuz 2020 itibariyle 763 TL.
  • 13,2 milyon emekli ve hak sahibinin 7,9 milyonu asgari ücretin altında aylık ve gelire mahkûm.

Emeklilerin sadece yüzde 19’u kadın

  • Meclise sunulan yeni torba yasa teklifi çalışan emeklileri ve Emeklilikte Yaşa Takılanların (EYT) olumsuz etkileyecek. EYT’liler ve çalışan emeklileri daha güvencesiz çalışacak. Kıdem tazminatları ve iş güvenceleri ortadan kalkacak.
  • Toplumsal cinsiyet eşitsizliği emeklilikte de sürüyor. Kadınlar emeklilik hakkına daha zor erişiyor. İstihdam edilenlerin yüzde 32’si kadınlardan oluşurken, emeklilerin sadece yüzde 19’u kadın.
  • Emeklilerin yüzde 80’ne yakınını 55 ve yukarı yaştakiler oluşturuyor. Türkiye’nin “genç emeklilikler” ülkesi iddiası doğru değil.

Türkiye’de emeklilik sonrası ortalama ömür beklentisi Avrupa’nın altında

  • Türkiye’de emeklilikte ortalama ömür beklentisi 17,6 yıl ile OECD ve Avrupa ortalamasının oldukça altında. Emeklilikte ortalama ömür beklentisi Fransa’da 25 yıl, Yunanistan’da 24 yıl.

Emeklilerin yüzde 47’si çalışıyor

  • 4,3 milyon (emeklilerin yüzde 47’si) emekli ya çalışmakta ya da iş aramakta. Çalışma hayatındaki emekli oranı 2002’de yüzde 36 idi.
  • Türkiye’de en düşük emekli aylık be geliri alan emeklilerin ilk dilimi ile en yüksek emekli aylık ve geliri alanlar arasındaki fark 7,5 kat. AB ortalaması 4,2 kat.

  • En düşük emekli aylığının 1.500 TL olduğu iddiası doğru değil. Ortalama emekli aylıklarının asgari ücrete oranı giderek düşüyor. En düşük emekli aylığının 1.500 TL’ye yükseltildiği iddiası aylıkların asgari ücretin çok altında olduğunu gösteriyor.
  • AKP döneminde 2008’de kabul edilen 5510 sayılı yasa ile güncelleme katsayısı ve aylık bağlama oranı ile aylıkların alt sınırı düşürüldü ve aylıkların artırılma yönteminde büyümeye yer verilmedi. Böylece emekli aylık ve gelirleri asgari ücretin altına düşmeye başladı.

EYT büyük bir toplumsal sorun

  • Emeklilikte yaşa takılmak 1998’de işe giren ve o tarihte 2023’de emekli olma hakkına sahip bir işçinin, 1999’da çıkarılan bir yasa ile emekliliğinin 15 yıl sonraya, 2038 yılına ertelenmesidir.
  • Emeklilikte yaşa takılanlar arasında 2 yıl ile 18 yıl arasında mağduriyet var. EYT sorununun çözülmesi bir hukuksuzluğun giderilmesidir.
  • İlk etapta emekli olabilecek EYT mağduru sayısı 750 bin ile 1 milyon civarı. EYT sorununun çözümü SGK için aylık ortalama 2 milyar TL civarında ilave bir ödeme anlamına gelecektir.
  • Emekli aylıkları ödemelerinde ilk etapta yüzde 6-7 civarında bir artışla EYT sorununun çözümü için büyük bir adım atılabilir.
  • Emekliler ve hak sahipleri ciddi bir yoksullukla ve sefalet düzeyinde bir gelirle yüz yüze. En düşük emekli aylık ve geliri alan yüzde 20’lik dilimin, 2,6 milyon emekli ve hak sahibinin aylık harcanabilir geliri Temmuz 2020 itibariyle 763 TL’dir. 2,6 milyon emekli hak sahibi bu sefalet geliri ile yaşıyor.

2008’den sonra daha da zorlaştı

  • 13,2 milyon emekli ve hak sahibinin 7 milyon 900 bini, yani yaklaşık yüzde 60’ı ise asgari ücretin altında aylık ve gelire mahkûm durumda.
  • Sosyal güvenlik mevzuatında 1999 ve 2000’li yıllarda yapılan değişiklikler ve özellikle 2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu çalışanlar yanında emeklileri de oldukça olumsuz etkiledi.
  • Emeklilik 2008’den sonra daha da zorlaştı. Emeklilik yaşı yükseldi, emekli aylığı elde etme koşulları zorlaştı ve emekli aylık ve gelirleri düşmeye başladı. Öte yandan emekliler arasındaki eşitsizlik derinleşti.
  • En düşük yüzde 20’lik emekli grubuyla en yüksek yüzde 20’lik emekli grubu arasında harcanabilir gelir farkı 7,5 kata yükseldi. Türkiye emekli gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu Avrupa ülkesi durumunda.
  • Emekliler ve onların hak sahipleri 2000’li yıllarda giderek daha fazla ekonomik sıkıntı çekmeye başladılar. Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) ve aynı koşullarda fakat farklı zamanlarda emekli olanların aylıkları arasındaki büyük eşitsizlik devam ediyor.

Hava kirliliği geçen yıl 500 bin bebeğin ölümüne yol açtı

Sağlık Etkileri Enstitüsü‘nün Küresel Hava Durumu 2020 başlıklı raporuna göre hava kirliliği geçen yıl, yaklaşık yarım milyon bebeğin yaşamlarının ilk ayında, erken ölümlerine yol açtı. Ölümlerin çoğunun kalkınmakta olan ülkelerde görüldüğü açıklandı.
 
Belgelenen bebek ölümlerinin yaklaşık üçte ikisi, özellikle yemek pişirmek için, kömür, odun ve tezek yakılması kaynaklı, kapalı alan hava kirliliğiyle de bağlantılı.
 
BBC‘nin aktardığı raporu yayımlayan Sağlık Etkileri Enstitüsü’nden Katherine Walker şunları söyledi: “Bu aşamada mekanizmanın tam olarak nasıl işlediğini bilmiyoruz ancak bebeğin büyümesini ve doğum kilosunu azaltan bir şeyler var. Birçok ülkedeki birçok çalışmanın gösterdiği epidemiyolojik bir bağlantı var”
 
Havadaki kirleticilere maruz kalmak, anne karnındaki bebekler için de zararlı. Erken ya zayıf doğuma yol açabiliyor. Bu ikisi de yüksek bebek ölüm oranlarıyla ilişkili. Uzmanlar, yıllardır kirli havanın yaşlılar ve sağlık sorunları bulunanlar üzerindeki etkilerini araştırıyordu. Ancak şimdi anne rahmindeki bebekler üzerinde etkilerini yeni yeni anlamaya başlıyorlar.
 
 
Düşük kilolarda doğan bebekler çocuklukta enfeksiyona ve zatürreye daha yatkın oluyor.  Erken doğan bebeklerin akciğerleri de tam gelişmemiş olabiliyor.

19’uncu yüzyıl Londra’sı gibi

Kaliforniya Üniversitesi Epidemiyoloji Uzmanı Prof. Beate Ritz ise Hindistan, Güneydoğu Asya ve Afrika‘daki kapalı mekan hava kirliliğinin 19. yüzyıl Londrası gibi olduğunu söyledi.

Ritz, “Bu, çağdaş kentlerde gördüğümüz hava kirliliği değil. Bu, kapalı mekanlarda kömür ateşlerinin yandığı 150 yıl öncesinin Londrası’nda görülen kirlilik. Kapalı mekanda hava kirliliği, karar vericilerin gündemindeki başlıca sorunlardan biri olmadı ama olmalı” diye konuştu.

Hava kirliliğinin çocuk ölümlerinde öte zararlar da verdiğini belirten Ritz, kirliliği azaltmanın hayatta kalanların alabileceği hasarları azaltmak açısından da önemli olduğunu vurguladı: “Bu kirlilik, beyne ve diğer organlara da zarar veriyor. Yani hayatta kalabilmeleri yetmez, hava kirliliğini tüm bu organlara etkisi nedeniyle de azaltmalıyız.”

Kapalı mekandaki kirliliğin olumsuz etkilerinin hep olduğuna dikkat çeken uzmanlar,  sorunun şimdi, nüfus yoğunluğu, araçların ve sanayinin yarattığı açık havada kirlilikle daha da kötüleştiğine dikkat çekiyor. Bu faktörler, yüz milyonlarca insanın sürekli, kirli havadan kaçamadan yaşamak zorunda kalması anlamına geliyor.
 
Geçen yıl, dünya genelindeki 6,7 milyon ölümün uzun süre hava kirliliğine maruz kalmaktan kaynaklandığı sanılıyor. Kirli hava, felç, kalp krizi, şeker hastalığı, akciğer kanseri ve diğer kronik akciğer hastalıklarından ölüm riskini artırıyor. 
 

Hayvan hakları örgütlerinden av ihalelerine karşı birlik çağrısı: Davaya müdahil olun

47 yaban keçisinin öldürülmesini kapsayan Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı açılan iptal davasına hayvan hakları savunucuları da müdahil oldu.

Mahkemenin “yürütmeyi durdurma”ya hükmettiği ara kararda av ihale şirketlerinin de davaya müdahil olduğunu öğrenen dernekler hayvan haklarını savunan herkesi bu davaya müdahil olmaya çağırıyor.

Salda için Türkiye Grubu’ndan A Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz ile Platform katılımcıları Saliha Altın ve Yeşim Vardar tarafından Isparta İdare Mahkemesi’nde açılmıştı.

Dernekler müdahil oldu

Vegan Derneği TürkiyeHayvan Hakları ve Etiği Derneği ile Hayvanlara Adalet Derneği, Türkiye’de nesli tükenme tehlikesi altındaki yaban keçilerinin av turizmi kapsamında öldürülmesini engellemek için bir kez daha devam eden bir davaya müdahillik başvurusunda bulundu.

Örgütler müdahillik başvurularını bugün İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’ne teslim ettiler. Yunuslara Özgürlük Platformu ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi de destek için yine adliyedeydi.

Dernekler daha önce de Türkiye çapındaki hayvanların turizm adı altında öldürülmesine neden olan “Av Turizmi Uygulama Talimatı”nın iptal edilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı’na karşı açılan bir davaya müdahil olmuşlardı.

Şirketler de dahil oldu

Yürütmeyi durdurma kararında, Isparta ve Antalya’daki yaban keçilerinin öldürülmesi için ihale alan şirketlerin, “ekonomik gelir kaybı” ve “ülkeye döviz girmesi” gerekçelerini göstererek davalı Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yanında yer almak amacıyla Isparta İdare Mahkemesi’ne başvurduğu ortaya çıktı.

Şirketlerin ismi ise şu şekilde: Saklıkent Turizm Yatırımları ve İşletmecilik Ticaret İnşaat A.Ş., Caprinae Travel-Ram Spor Taş. Tur. Sey. Ac. Ltd. Şti., Gürkavak Turizm Seyahat Acenteliği İnşaat Ticaret A.Ş., Alpha Safari Turizm Seyahat Acenteliği Ticaret Sanayi Ltd. Şti., Evdir Turizm Ticaret Ltd. Şti., Kalibre İnşaat Turizm Ticaret Ltd. Şti. ve Trofe Safari Turizm Seyahat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.

Örnek dilekçelerle mücadeleye çağrı

Şirketlerin davaya dahil olduğunu öğrenen kurumlar, doğa ve hayvan hakları savunucularını da kolektif hukuki mücadeleye çağırdı.

Antalya ve Isparta’daki yaban keçilerini korumak amacıyla yerelde Isparta İdare Mahkemesi’ne, Türkiye çapında avlanmasına izin verilen diğer türleri korumak için de Danıştay 10. Daire Başkanlığı’na hitaben hazırlanmış iki farklı müdahillik dilekçesi, av turizmine karşı hukuki mücadeleye katılmak isteyen tüm derneklerin erişimine açık.

Bern sözleşmesine aykırı

Hayvan hakları savunucuları Isparta ve Antalya’daki yaban keçilerinin katledilmesi için açılan av ihalesinin iptaline yönelik müdahillik dilekçelerinde hukuki gerekçe olarak, Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilen av turizmi ihalelerinin, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi’ne, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’na aykırı olduğunu vurguladı.

Aynı zamanda Isparta İdare Mahkemesince 29 Eylül’de verilen yürütmeyi durdurma kararında vurgulanan hususları ve gerekçeleri yineledi:

  • Burdur 6. Bölge Müdürlüğü sınırları içerisinde bulunan alanlardaki yaban keçisi için optimum popülasyonun ne kadar olması gerektiğine,
  • Avlağın potansiyel olarak kullanıldığı yüzölçümüne göre popülasyon büyüklükleri ve yoğunluklarının tespit edildiğine,
  • Popülasyonun artırılması ve bu sayede türün tehlikeye girmemesi için; av dışı yöntemlerin denendiğine, başarısız olunduğuna ve bu nedenle tek çarenin “8 yaş ve üzeri” erkek yaban keçilerinin avlattırılması olduğuna,
  • Genç keçilerin yoğunluklarının popülasyon eşik değerlerinin çok altında olduğunun tespit edildiğine ya da yaşlı keçilerin yoğunluklarının popülasyon eşik değerlerinin çok üstünde olduğunun tespit edildiğine,
  • Antalya ve Isparta illeri genelinde popülasyon büyüklüğünün aşırı artması nedeniyle, “Av ve Yaban Hayvanlarının ve Yaşam Alanlarının Korunması, Zararlılarıyla Mücadele Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin” 54. maddesinde sayılan durumlardan herhangi birinin ortaya çıktığına dair kapsamlı, somut, bilimsel, teknik bir veri sunmamıştır.

Mahkeme: Hukuka aykırılığı açık

Mahkeme, geçtiğimiz haftalarda taraflara sunduğu ikinci ara kararda, dava konusu av ihalesi işleminin “hukuka aykırılığının açık olduğu” ve “uygulanması durumunda telafisi güç zarar doğurabilecek nitelikte bulunduğunun tartışmasız” olduğunu belirtmişti.

Mahkeme, geçtiğimiz ay paylaştığı ilk ara karar metninde de, talep etmesine rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın henüz av turizminin “gerekliliğine ilişkin” herhangi bir bilimsel rapor sunmadığını belirtmişti.

Aynı zamanda av ihalesinin yasal ve bilimsel gerekçelerine dair Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sunduğu yazılı savunmayı yeterli bulmayarak, koruma altındaki bazı türleri de kapsayan av turizmi uygulamasının mevcut kanunlara aykırı olması nedeniyle bakanlıktan hukuki dayanağı netleştirmesini istemişti.

Örnek müdahillik dilekçeleri

  1. Antalya ve Isparta’daki yaban keçilerinin Tarım ve Orman Bakanlığı Burdur 6. Bölge Müdürlüğü’nin av ihalesi kapsamında öldürülmesine engel olmak amacıyla yerelde Isparta İdare Mahkemesi’ne hitaben hazırlanmış örnek dilekçeyi bu bağlantıda bulabilirsiniz.
  2. Türkiye çapında Av Turizmi Uygulama Talimatı kapsamında avlanmasına izin verilen hayvanların öldürülmesine engel olmak için Danıştay 10. Daire Başkanlığı’na hitaben hazırlanmış örnek dilekçeyi bu bağlantıda bulabilirsiniz.

Avrupa’da en çok kedi sahibi Romenler, Türkiye’de her yüz kişinin 19’u kedili…

Sokak hayvanları ile ilgili olarak basına yansıyan haberleri inceleyen Ajans Press’in derlediği bilgilere göre geçen yıl konuyla ilgili  11 bin 937 haber yapıldı. Bu yıl üretilen haber sayısı ise 17 bin 205.

En çok haber olan başlıklar arasında ise sokak hayvanlarına yapılan kötü muamele ve bunlar üzerine yapılan tartışmalar yer aldı. 

Yunan ve İspanyollar daha az kedi sahipleniyor

Kedilere en çok kedi sahipliği yapan Romanya’nın ardından, ikinci sırada yüzde 38 ile Letonya, üçüncü sırada yüzde 34 ile Macaristan, dördüncü sırada ise yüzde 33 ile Slovenya ve Polonya yer alıyor. Onları yüzde 32 ile Litvanya, yüzde 31 ile Fransa ve Avusturya, yüzde 27 ile Belçika, yüzde 26 ile de Danimarka takip ediyor. 

Kedileri daha az sahiplenen ülkeler arasında ise Yunanistan ve İspanya’nın başı çektiği görüldü.

Kuzey Kutbu’nu kurtarmak için son çareler

Kuzey Kutbu için zaman tükeniyor. Bölge küresel ortalamanın iki ya da üç misli hızla ısınmaya devam ediyor. Böyle devam ederse bilim insanlarına göre Kuzey Kutbu 2042 gibi yakın bir tarihte yok olabilir.

Halihazırda uygulanmaya devam eden emisyon azaltma çabalarının ve yenilenebilir enerji programlarının Kutupları kurtarmaya yetmeyeceğinin anlaşılmasıyla birlikte, bilim insanları son bir çıkış yolu aramaya başladı. Jeomühendislik projeleri bu çerçevede önem kazandı. Bunların bazıları kulağa gerçekdışı gelse de, savunucularının dediğine göre geride pek az seçenek var.

Yansıtıcı silika boncuklar

Kuzey Kutbu albedo etkisi denen döngüsünden mustarip: Kar ve buzların erimesiyle birlikte okyanusların rengi kararıyor, bu da güneşte daha fazla ısınmasına yol açıyor ve daha fazla erimeyi beraberinde getiriyor. Arctic Ice Project (AIP) adlı kar amacı gütmeyen kuruluş, bu etkiyi tersine çevirmek için, Kuzey Kutbu’nun yüzey yansıtıcılığını arttırmak üzere ince bir cam boncuk tabakasıyla örtülmesi, böylelikle sıcak hava döngüsünün kırılması önerisinde bulunuyor.

Yüzeyi kaplaması önerilen boncuklar silikadan yapılma, çapı 35 mikrometre olan oksijen ve silikon karışımı bileşenlerden oluşuyor; bu yapıları dolayısıyla güneşten gelen sıcaklığın yüzde 90’ını yansıtacağı öngörülüyor.

Kuruluş, boncukları daha önce Sierra Nevada dağlarında, Alaska‘da ve Minnesota‘da test etti; sonuçlar boncukların gerçekten de buzun yansıtıcılığını ve kalınlığını arttırdığını ortaya koydu. Kuruluşun kurucusu Leslie Field‘ın şimdi odaklandığı bölge ise Kuzey Kutbu’nun, Grönland ile Norveç‘in Svalbard adası arasında kalan kısmı. AIP’e göre bu bölgede yapılacak benzer bir operasyonun maliyetinin 300 milyon dolara yakın olacağı hesaplanıyor.

Dalgakıran

2018 yılında, Lapland Üniversitesi Arktik Merkezi‘nden John C Moore ve Rupert Gladstone, Batı Antarktika‘daki Thwaites buzulu ve Grönland’daki Jakobshavn buzulu gibi hızlı hareket eden buzulların erimesini yavaşlatmayı amaçlayan bir jeomühendislik projesi önerdiler.

Proje ayrıca bir dalgakıran inşasını ya da sıcak okyanus gel gitlerini eritmeyi engelleyecek yüzer-gezer bir buz tasarımını da içeriyor.

Yeniden yabanileştirme

Aile şirketi olan Pleistosen Park projesi, geçtiğimiz yirmi yılda mamutların Sibirya’nın kuzeyine gelerek yeniden ekosisteme dahil olmalarını sağladı. Proje, Kuzey Kutbu’nda metan, karbondioksit ve azot-oksitin dahil olduğu sera gazı salımını azaltmayı hedefliyor.

Yeniden yabanileştirme süreci, bizon, ren geyiği ve atlar gibi, ağaç fidanlarını çiğneyerek veya yiyerek çevreyi yeniden değiştiren büyük otlak hayvanlarının ortaya çıkmasıyla birlikte mümkün oldu. Pleistosen Parkı Projesi’nden ilhamla hazırlanmış bir ön çalışmaya göre, kuzeydeki ekosistemlerde büyük otçulların nüfusunu ve yoğunluğunu bu şekilde artırmak, dünyadaki permafrostun yüzde 80’ini koruyabilir.

Rüzgar enerjisiyle çalışan pompalar

Belki de bugüne kadarki en iddialı jeomühendislik önerisi ise, Kuzey Kutbu boyunca deniz suyunu daha sonra donmak üzere aşamalı olarak yüzey buzuna dağıtmak üzere rüzgar enerjisiyle çalışan pompaların inşa edilmesidir.

Bu fikir 2017’de araştırmacılar tarafından Amerikan Jeofizik Birliği‘nin Dünya’nın Geleceği adlı dergisinde önerilmişti. 2019’da ise araştırmacı Alfred Wegener Enstitüsü, bu yaklaşımı sınamak üzere bir iklim modeli geliştirdi. Bulguları rüzgar enerjisiyle çalışan pompaların yazın yaşanan toplam buzul kaybının birkaç on yıl bu şekilde ertelenebileceğini ortaya koydu, ancak bu kalıcı bir çözüm değildi.

Bazalt kayaya emisyon enjeksiyonu

Son yıllarda, güneş jeomühendisliği, Kuzey Kutbu ısınmasına karşı potansiyel ve tartışmalı bir çözüm olarak görüldü. Güneş jeomühendisliğinin arkasındaki ilke, volkanik patlamalar gibi doğal olayların, güneş radyasyonunu engelleyen partikülleri atmosfere salarken Dünya yüzeyinde yarattığı soğutma etkisine benzer.

Harvard Üniversitesi Stratosferik Kontrollü Pertürbasyon Deneyi (SCoPEx), şimdiye kadarki en itibarlı güneş jeomühendisliği programı. Deney kalsiyum karbonatı stratosfere salarak güneşin ısısını yansıtma fikrini keşfetmeyi amaçlıyor. Harvard’dan David Keith ve Frank Keutsch, yüksek irtifalara çıkabilen bir balon kullanmak suretiye belli miktarda aerosolü stratosfere salarak ilk testleri yapmayı planlıyor. Ancak aerosolün güneşin ısısını yansıtmada kullanılmak üzere stratosfere enjekte edilmesi düşüncesi, ozon tabakasına olası hasar da dahil olmak üzere birçok çevresel endişeyi beraberinde getiriyor.

İzlanda, Hellisheidi’deki bir jeotermal enerji santralinde araştırmacılar, tesisten emisyonları bazalt kayaya enjekte ederek benzersiz bir karbon yakalama biçimi ürettiler. CarbFix adlı proje Reykjavik Enerji tarafından yönetildi ve herhangi bir emisyon sızıntısı olmadan başarıyla tamamlandı. İlk projenin başarısından sonra, CarbFix2 girişimi, karbon tutmayı yılda birkaç yüz tondan yılda birkaç milyon tona yükseltmeyi hedefliyor.

Turba yosunu iyiye işaret

Öte yandan Kuzey Kutbu’ndaki ekosistemlerin küresel ısınma nedeniyle dönüşmesi tek başına Kuzey Kutbu’nun ısınmasına doğal bir çözüm olabilir.

Geçen yıllarda Kanada, Sibirya ve Alaska’nın kuzey kısımları daha yeşil hale geldi ve burada yetişen turba yosunu ve sfagnum olarak bilinen karbon yutağına ortam yarattı. Sfagnum, saldığından daha fazla karbonu emen bir bitki.

Yüksek çözünürlüklü karbon tarihleme yöntemiyle çalışan ve paleoekolojik kayıtlar kullanan araştırmacılar şu anda Kuzey Kutbu tundrasında turbanın genişlemesi ve gelişmesini izliyor ve turba yosunundaki artış üzerinden bölgedeki karbon döngüsünü takip ediyorlar. Daha yeşil bir Kuzey Kutbu; her ne kadar iklim değişikliğinin olumsuz bir sonucu olsa da, turba yosununun gelişmiş olması, bu bölgelerde iklim değişikliğinin belli başlı etkilerinin telafi edilme potansiyeline işaret.

Nemrut Krater Gölü’ne betonarme yapı ısrarı

Bitlis’teki Nemrut Dağı Krater Gölü ve Kalderası’nda “Tabiat Anıtı Çevre Düzenleme İşi” adı altında betonarme inşaatın yapımına yeniden başlandı.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Van Bölge Müdürlüğü’nün ağustos ayında başlattığı çalışmalar, gelen tepkiler üzerine durdurulmuştu. Ancak geçtiğimiz günlerde inşaatın yeniden başladığı öğrenildi.

MA‘nın aktardığına göre, Birinci Derece Sit Alanı’nda yapımı devam eden betonarme inşaata Halkın Demokratik Partisi (HDP), Cumhuriyet Hak Partisi (CHP) ve DEVA Partisi il başkanları tepki gösterdi. 

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Bitlis İl Başkanlığı, “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet” suçu kapsamında beton yapıları yapanların tespit edilip cezalandırılması için Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. 

DEVA Partisi: Birilerine rant sağlamaya çalışıyorlar

DEVA Partisi Bitlis İl Başkanı avukat Burhan Aksoy, 2863 sayılı Tabiat Parklarını Koruma Kanunu’na göre bölgeye çivi çakılmasının dahi suç olduğunu belirterek projeye ilişkin şu bilgileri paylaştı:

Sit Alanı’nda şu anda yalnızca tuvalet yapıldı. Ancak mevcut projede amfi, oturma alanları, dinlenme alanları gibi başka yapılar da var. Kaba, çirkin ve estetik olmayan bu yapıları kanuna aykırı bir şekilde pervasızca yapıyorlar. Bunların amacı oralarda birilerine rant sağlamak.

“Bizi endişemiz sadece bu ihtiyaçların karşılanmasına değil. Orada bu gidişle kafe ve restoran da yapabilirler. Biz Doğal Koruma ve Sit Alanı olduğu için bu işe karar veren kim varsa tespit edilip cezalandırılması için suç duyurusunda bulunduk. Suç duyurusunun takipçisi de olacağız.”

CHP: Provokasyon 

CHP Bitlis İl Başkanı Veysi Uyanık ise bölgede inceleme yaptıklarını ve betonarme inşaatın kendilerini derinden üzdüğünü belirterek şunları aktardı:

Bu projeyi Sit Alanı olarak tescillenmiş, Milli Park olarak ilan edilmiş sayılı güzelliklerden biri olan Nemrut Krater Gölü’ne bıçak gibi saplanmış bir provakasyon olarak görüyor ve doğayı ele geçirmenin başlangıcı olarak değerlendiriyoruz.”

Tuvalet gibi ihtiyaç temelli yapıların ahşap ya da doğaya uygun olması halinde kendilerinin de bunu destekleyebileceğini söyleyen Uyanık, “Betonlaşmaya ve bu beton yapılarının arkasından gelecek olan farklı formasyondaki ticari nitelikteki işlerin önünü alacağını düşünerek biz bu projeye kesinlikle karşıyız” diye konuştu. 

HDP: Doğaya saygıları yok

Nemrut Kalderası’nın turizme kazandırılması için defalarca çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden HDP Bitlis İl Eşbaşkanı Rumet Dursun da Nemrut Kalderası’nın Avrupa Seçkin Destinasyonu Projesi kapsamında mükemmeliyet ödülü aldığını hatırlattı:

Böylesi bir cennete beton inşaatlar yapılmasına karşıyız. Çünkü burası birinci derecede sit alanı. Kanuna göre beton dökülemez. Halkın tepkisine rağmen Nemrut Krater Gölü Kaldera’sına betonu tekrar döktüler. Ne diriye ne ölüye ne kültür mirasına ne doğaya saygıları var. Amaçları rant elde etmek. Biz burada betonarme yapıların olmaması için mücadele edeceğiz.”

ABD Polonya’da iki nükleer santral inşa edecek

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Polonya arasında Polonya’daki sivil nükleer endüstrinin geliştirilmesi amacıyla yapılacak işbirliğinde sona yaklaşıldı.

ABD Enerji Bakanı Dan Brouillette ve Polonya’nın Stratejik Enerji Altyapısından Sorumlu Devlet Bakanı Piotr Naimski, iki ülke arasındaki anlaşmanın detaylarını tartışmak için video konferans yoluyla bir araya geldi.

İki nükleer santral inşa edilecek

Türünün ilk örneği olan bu 30 yıllık Anlaşma, Amerika Birleşik Devletleri ile Polonya arasında kalıcı bir enerji bağını temsil ediyor. Anlaşma, 6-9 KW kurulu kapasiteli PWR tipi reaktöre dayanan iki nükleer santral inşa edilmesini içeriyor.

American Nuclear Society’nin aktardığına göre Brouillette’in imzaladığı ve Varşova‘ya gönderdiği belge, teslim alındıktan sonra Naimski tarafından da imzalanacak. Anlaşma iki ülkenin anlaşmadaki gerekli şartları tamamlamasıyla birlikte yürürlüğe girecek.

Mosbacher: ABD nükleer ticarete geri dönüyor

ABD’nin Varşova Büyükelçisi Georgette Mosbacher sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, pek çok açıdan kilometre taşı olan söz konusu anlaşmanın Polonya-ABD ilişkilerini güçlendirdiğini ifade etti. Büyükelçi Mosbacher, anlaşma ile ABD’nin dünyanın geri kalanına ileri teknolojisi sayesinde nükleer ticarete geri dönüşünü ilan ettiğin aktardı.

Mosbacher, “Nükleer enerji hiçbir zaman böyle güvenli, fiyat açısından erişilebilir ve böyle kolay uygulanabilir olmamıştı. Partnerlerimizin aynı zamanda çevre temizliğine özen gösteren enerji güvenliğine ulaşmalarında yardıma hazırız” ifadelerini kullandı.

Santraller 2033 ve 2039 yıllarında hizmete girecek

Anlaşmada belirtilen takvime göre 2021 yılında santralde kullanılacak teknoloji seçilecek, 2022 yılında birinci santralin inşa yeri belirlenecek, ardından teknoloji sağlayıcısı ve ana yüklenici firmayla anlaşma imzalanacak.

2026 yılında inşaatına başlanacak ilk santral 2033 yılında hizmete sunulacak. İkinci santralin yapımına ise 2032 yılında başlanması öngörülürken, kullanıma sunulma tarihi ise 2039 olarak kararlaştırıldı.

Polonya 2040 Enerji Politikası

Polonya’nın şu anda nükleer santrali bulunmuyor ve elektriğinin büyük bir kısmını kömürden karşılıyor. Polonya’nın 2040 Enerji Politikası raporuna göre, ülke her biri 1.000 ila 1.500 MWe kapasiteli ve toplam kapasitesi 6.000 ila 9.000 MWe olan altı nükleer reaktör inşa etmeyi planlıyor.

İlk reaktör 2033’te, geri kalan beşi ise 2043’te faaliyete geçecek. Polonya’nın ilk nükleer enerji santrali, Baltık Denizi‘nin güney kıyısında bir bölge olan Pomerania’da inşa edilecek.