Ana Sayfa Blog Sayfa 1863

Almanya’da yeni rekor: Vaka sayıları 10 bini geçti

Almanya‘da koronavirüs salgınının başlangıcından bu yana vaka sayıları ilk kez 10 bini aştı. Ülkede dün 10 bin 57 yeni vaka tespit edildi.

Salgından sorumlu Robert Koch Enstitüsü‘nün açıkladığı verilere göre, toplam vaka sayısı 392 bin 49’a yükseldi. Enstitü, son 24 saatte ölenlerin sayısını ise 30 olarak verdi. Toplam ölü sayısı da 9 bin 905 oldu.

Şimdiye kadar kayıtlara geçen en yüksek vaka sayısı 7 bin 830’du.

Kış vaka sayısı arttırdı

Almanya’da virüsün yayılma hızı Avrupa’nın diğer ülkelerinden daha düşük olsa da vaka sayılarında son dönemde yaşanan artış dikkat çekiyor. Uzmanlar bu durumu bir yandan havaların soğumasıyla kapalı mekanlara geçişe, bir yandan da test sayılarındaki artışa bağlıyor. Son olarak Sağlık Bakanı Jens Spahn‘ın da Covid-19’a yakalandığı açıklanmıştı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, geçen hafta artan vaka sayıları karşısında duyduğu endişeyi “İkinci bir dalgayı ne sağlık sistemi olarak ne de ekonomik olarak kaldıramayız” sözleriyle ifade etmişti.

Denizli’de açık alanlarda sigara içmek yasaklandı

Denizli’de İl Pandemi Kurulu sigara içmenin maske takmayı engellediği gerekçesiyle meydanlarda, parklarda ve halkın yoğun olarak bulunduğu diğer alanlarda sigara içilmesini yasakladı.

Son dönemde Denizli’de koronavirüs vaka sayıları hızla artmış, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca şehri vaka sayısında en çok artış kaydedilen yedi şehirden biri olarak göstermişti.

‘Maske takmayı engelliyor’

Denizli Valisi Ali Fuat Atik başkanlığında toplanan kurul sigara içmenin doğru şekilde maske takılmasını engellediği gerekçesi ile meydanlar, parklar, semt pazarları ve sıraya girilmesi gereken yerlerde sigara içilmesini yasakladı.

Denizli’de bundan sonra banka, noter, PTT, otobüs durakları, ATM’ler ve fatura ödeme merkezleri gibi sıraya girilmesi gereken alanlarda sigara içilemeyecek.

Kurul ayrıca HES kodu uygulamasının yaygınlaştırılarak özel işletmelerce ve öğrenci servislerinde kullanılmasına karar verdi.  Kış şartları nedeniyle kapalı alanlarda oluşacak yoğunluklar nedeniyle okullar ve büyük işletmelerde havalandırma sistemlerinin önemine ilişkin bilgilendirme yapılması da kararlaştırıldı.

Adalet Bakanlığı nafakanın altı yılla sınırlanmasını önerdi

AKP, boşanmadan sonra kadın ve çocukların mağdur olmaması amacıyla öngörülen nafakayla ilgili yeniden düzenleme yapılması için harekete geçti. İki yıldır konuyla ilgili girişimlerde bulunan AKP Grubu ve Cumhurbaşkanlığı’nda yapılan bir dizi toplantıda Adalet Bakanlığı‘nın nafaka süresini altı yılla kısıtlayan bir öneri getirdiği öğrenildi. Bakanlığın önerisinde, alt sınır da iki yıl olarak öngörülüyor. 

Hürriyet‘ten Nuray Babacan‘ın haberine göre, bakanlığın daha önce yaptığı alternatifli çalışmada, ‘nafakanın 5 yıl süreli olması’, ‘evliliğin süresiyle sınırlandırılması’, ‘evliliğin yarısı kadar süreyle sınırlandırılması’ önerileri yer almıştı.

Ortalaması 370 lira

Kamuoyunda aylardır tartışılan nafaka konusundaki tablo ise çarpıcı. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 11 ilde 1994 ile 2019 tarihleri arasında açılan 140 boşanma davasının verilerini inceleyerek hazırladığı “Yoksulluk Nafakası Araştırması Raporu”na göre, hükmedilen nafakanın yüzde 66.4’ü 0-500 TL, yüzde 10’u 500-1000 TL arasında, yüzde 2.1’i 1000-2000 TL arasında, yüzde 2.2’si ise 2000 TL’den yüksek. Nafaka ortalamasının 370 TL olduğu görüldü. 

Süresiz Nafaka Mağdurları Platformu adıyla örgütlenen erkekler Adalet Bakanlığı’nın önerisini destekliyor.

Avukat Selin Nakıpoğlu nafaka konusunda asıl mağdurun erkekler değil, kadınlar olduğunu söyledi. Boşandığı ya da boşanma aşamasında olduğu kadına 200-300 lira nafaka vermemek için baskı yapan ve hatta şiddet uygulayan erkekler olduğunu hatırlatan Nakıpoğlu şunları söyledi:  “Nafaka miktarları kadınları yoksulluktan kurtaracak ya da çocukların bakımını karşılayacak düzeyde değil. Nafaka ödemekle yükümlü erkeklerin çoğu gelirlerini asgari ücretten göstermek, kayıt dışı çalışmak ve malvarlıklarını başkasının üzerine yapmak gibi yöntemler ile nafaka miktarını düşürüyor. Nafakasını düzenli alamayan kadınların çoğu icra takibi yoluna gidemiyor, gidenlerin çoğunun erkeğin ikametgâh adresini değiştirip tebligatı almaması gibi nedenlerle eli boş kalıyor.”

Birçok kadının “Yeter ki yakamdan düşsün” diyerek nafaka hakkından feragat etmek zorunda kaldığını da hatırlatan Nakıpoğlu toplumsal cinsiyet ve cinsiyete dayalı işbölümünün keskin hatlarla çizilmiş olduğu bizim gibi toplumlarda kadınların işgücüne katılım oranı düşük olduğunu kaydederek, şöyle konuştu: ”

Evlilik birliği içerisinde hiç çalışmamış, çocuklara bakmış, tüm emeğini eşinin ve çocuklarının hizmetine sunmuş kadınlara boşandıktan sonra ‘Ne yaparsan yap!’ deniliyor. 45 yaşına gelmiş, 3-4 çocuk bakmış ve hiç çalışmamış bir kadın iş bulabilir mi? Evliyken ‘Aman çalışmasın, evinin kadını olsun’ boşandıktan sonra ‘Gitsin çalışsın!’ Kadının yok sayıldığı onca yıl ne olacak?” 

‘Erkeklerin iddiası gerçekçi değil’

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Akademisyenlerinden Mesut Öcal da yoksulluk nafakası miktarının nafaka borçlusunu ekonomik darboğaza soktuğu söylemlerine karşı şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’de yoksulluk nafakası ortalama 300-500 TL aralığındadır. Bu miktar ortalama bir yükümlünün maaşının 5’te birinden daha az. Durumun kendilerini icralık ettiğini, hapislere düşürdüğünü iddia edenlerin iddiaları pek de gerçekçi değil. Bu konuda asıl mağdur nafaka alacaklılarıdır ki çoğundan bu para ile geçinmesi beklenmekte. Amaç adaletsizliğin giderilmesiyse nafaka miktarlarının insani bir seviyeye yükseltilmesi gerekir.” 

 

Edirneliler tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasına itiraz etti

Edirne’de tarım arazileri üzerinde yapılaşmayı artıracak olan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni plan değişikliğine ilişkin yurttaşlar itiraz dilekçesi verdi.

Edirne Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından askıya çıkarılan planda, tarımsal amaçlı yapılar için maksimum inşaat alanı hükmünün, dört katına çıkarılması öngörülüyordu.

Birgün’den Yaren Çolak’ın haberine göre askıda olan plana karşı Edirne Kent Konseyi, TMMOB İKK, SOL Parti ve Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği üyeleri itiraz dilekçesi verdi.

‘Çevre Kanunu’na aykırı’

Konuyla ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Osman İnci “Biz bu plan iptal edilene kadar mücadele edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. İnci, “Plan değişikliği ile plan yapma zorunluluğunun ortadan kaldırılması kendi içinde çelişki yaratmaktadır. Plansız yapılaşma ve hayvancılık işletmelerine izin verilmesi Çevre Kanunu’na da aykırı” dedi.

Plan değişikliği bu şekilde uygulanırsa telafisi imkansız çevre zararlarına yol açacağını söyleyen İnci “Ayrıca 2013 yılında Danıştay’ın verdiği iptal kararının ardından mahkeme kararına aykırı şekilde aynı amaçlarla planda değişiklik yapmak hukuka aykırıdır” ifadelerine yer verdi.

Papa’dan eşcinsel evliliklere şimdiye kadarki en açık destek

Papa Francis, “medeni hukukun eşcinsel çiftlerin birlikteliğine izin vermesi gerektiği” yolunda açıklama yaptı. Bu, gözlemcilere göre Papa’nın şimdiye kadar eşcinsel evliliklerle ilgili vermiş olduğu en açık destek.

Papa’nın söz konusu beyanı Evgeny Afineevsky‘nin, Papa’nın hayatını anlatan ve dün Roma Film Festivali kapsamında prömiyeri yapılan Francesco adlı belgeselinde yer aldı.

Papa’nın belgeselde geçen ifadeleri tam olarak şu şekilde:

Eşcinsellerin aile kurma hakkı var. Onlar Tanrı’nın çocukları ve aile kurabilmeliler. Hiç kimse yüzüstü bırakılmamalı veya bu nedenle üzüntü yaşamamalı. Bizim yapmamız gereken, yasalar çerçevesinde bir medeni birliktelik yaratmak. Bu sayede hukuksal olarak korunmaları sağlanabilir.

Filmde ayrıca Papa’nın, eşcinsel bir çifti üç çocuğuyla birlikte kiliseye gelişini teşvik ettiği bir sahne de yer alıyor.

İngiltere’de tren yoluna karşı mücadelenin simgesi 250 yıllık armut ağacı kesildi

İngiltere’de Batı Midlands bölgesinde yer alan 250 yaşındaki yabani armut ağacı HS2 hızlandırılmış tren hattına yol açmak için kesildi.

Birmingham ile Londra‘yı birbirine bağlayacak olan HS2 isimli tren yolu hattı için daha önce de kesilmesi gündeme gelen ağaç, daha büyük çevresel zarara neden olacağından endişelenilerek HS2’ye karşı başlatılan protestoların da odak noktası haline gelmişti.

Bahsi geçen yüksek hızlı hat, maliyeti, çevreye vereceği zarar ve kırsal alanlardan geçmesi planlanan güzergahı nedeniyle eleştiriliyor.

Fotoğraf: Mike Garratt, Creative Commons

‘Kesilmesini görünce perişan oldum’

BBC’nin aktardığına göre bölgede doğup büyüyen yerel bir sanatçı olan Sarah Morgan, sabah köpeklerini gezdirirken işçilerin ağacın dallarını kesmeye başladığını fark etti.

“Kesilmesini bekliyorduk ama gerçekten kesildiğini görünce tamamen perişan oldum” diyen Morgan, armut ağacı altında defalarca kez piknik yaptığını da söyledi.

İlçedeki pek çok kişi gibi, on yıldır Güney Cubbington ormanında kesilen ağaçlara karşı kampanya yürüten sanatçı, “Epey gözyaşı döktüm. Bunu görmek çok üzücü. Kesimi durduracak bir şey olması için dua ediyordum” diye konuştu.

‘O ağaç çok şeyi temsil ediyordu’

Ağacın kesilmemesi için sürdürülen kampanyada yer alan ve yakınlarda yaşayan öğretim görevlisi Charlotte Griffin ise kesim için “kesinlikle kahredici” yorumunu yaptı:

O ağaç çok şeyi temsil ediyordu. Halkın büyük bir parçasıydı, bir semboldü, bir simgeydi. Tıpkı mahallenizde ünlü bir heykel veya bina olması gibi bir şeydi. Bu mirasın, peyzajın ve biyolojik çeşitliliğin kaybıdır. Dürüst olmak gerekirse kalbim kırıldı. Sözün bittiği yerdeyim.

20 bin kişi dilekçe imzalamıştı

Ağacın kesimini durdurmak ya da bir başka yere taşınması için hazırlanan bir dilekçeyi 20 binden fazla kişi imzalamıştı.

Ancak Ulaştırma Bakanlığı dilekçeye, “HS2 Ltd, ağacı kaldırmamak için olası tüm seçenekleri araştırdı. Ancak yaşı ve durumu nedeniyle ağacın kesilmesi kaçınılmazdı” cevabını verdi.

Ağaçtan kesilen dallarla 40’tan fazla yeni ağacın yetiştirileceğini söyleyen Ulaştırma Bakanlığı, yeniden büyüyen fidanların yöreye dikileceğini ifade etti.

Yerel halk da ağacı hatırlamaları için bazı kerestelerin bağışlanmasını talep etti. Morgan, “Ne kadar kampanya yaparsak yapalım, HS2 hala ilerlemeye devam ediyor. Bir gün bunun durmasını umuyoruz” diye konuştu.

2015’te yılın ağacı seçildi

“Cubbington Armutu” olarak da anılan ağaç Woodland Trust tarafından yapılan bir ankette 2015 yılında İngiltere’nin en iyi ağacı seçilmişti.

The Ecologist’in aktardığına göre Woodland Trust’tan Luci Ryan “Onu kurtarmak için uzun bir mücadeleye rağmen HS2’nin tarihi Cubbington Armutunu düşürmesinden dolayı şok olduk ve üzüldük” dedi.

Ryan, “HS2’ye Cubbington Armut Ağacı’nın aslında içi boş olduğu için kesilmesi ve taşınmasının komplikasyonları hakkındaki endişelerimizi söylediğimizde, bize bunun kesilip ölü odun olarak kullanılacağını söylemelerine şaşırdık” ifadelerini kullandı.

 

 

Türkiye’de kooperatifler nasıl örgütleniyor, ne gibi zorluklarla karşılaşıyor?

Video Haber: Yaprak Akbaba

Yeşil Gazete için hazırladığımız kooperatifler dosyası kapsamında, Atakent Dayanışma Ağı ve Tatavla Gıda Topluluğu gönüllüleriyle ve sosyolog Kiraz Özdoğan‘la konuştuk.

Atakent Dayanışma Ağı gönüllüsü Mehmet Dönmez, Türkiye’de 24 Ocak Kararları‘yla ve neoliberal politikaların hayata geçirilmesiyle birlikte üretim alanlarının yok edildiğini ve kooperatifçilik anlayışının yozlaşmaya başladığını söylüyor. Kooperatiflerin pek çoğunun kar amaçlı işletmelere dönüştürüldüğünü, bu nedenle olumsuz bir imajı olduğunu söyleyen Sönmez’e göre bununla birlikte kooperatifler güvenilir ve temiz gıdaya ulaşmanın önemli bir yolu. 

Dönmez’le aynı kooperatifte gönüllü olan Beyhan Yüce ise devletin kooperatifleri desteklemek yerine kar ve sermaye odaklı kısmına odaklandığı vurguluyor.

 

‘Kriz anında dayanışma ağları öne çıktı’

Tatavla Gıda Topluluğu‘ndan Ebru Seval ise kooperatiflerin öneminin pandemi döneminde daha iyi anlaşıldığını, gıdaya ihtiyaç duyan vatandaşın çağrısına anında yanıt verebildiğini ifade ediyor.

Halihazırda dayanışma içinde oldukları için dağıtımlarında hiçbir aksama yaşanmadığını ve sosyal mesafe kurallarına dikkat ederek faaliyetlerini aynı biçimde sürdürdüklerini söyleyen Seval, bu süreçte kooperatif ve benzeri dayanışma ağlarının hem vatandaşa moral aşıladığını hem de açlıkla karşı karşıya olan insanlara gıda götürdüğünü anlatıyor.

Türkiye’de koronavirüs: 68 kişi daha yaşamını yitirdi, ağır hasta sayısı 1.504

Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 68 kişi daha hayatını kaybetti, 2013 yeni hasta (semptom gösteren vekoronavirüs testi pozitif çıkan kişi) tespit edildi. Böylece toplam ölüm sayısı 9 bin 513’e, hasta sayısı ise 353 bin 426’ya yükseldi.  Asemptomatikleri de kapsayan, ‘vaka’ sayısı bilgisini paylaşılmadı. 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, günlük tabloyu açıkladığı paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Bugün 2.000’den fazla yeni tespit edilmiş hastamız var. Toplam ağır hasta sayımız 1.504. Sağlık çalışanlarımızın en çok emek çektiği hastalar ağır hastalarımız. Onların yükünü azaltmak tedbirlere birlikte uyarak mümkün. Mücadeleye destek verin.”

Bakanlığın verilerine göre, yoğun bakımda tedavi gören ağır hasta sayısı 1.504’e yükseldi, hastalarda zatürre oranı ise yüzde 5.6. Bakan Koca, bugün 117..943 koronavirüs testi yapıldığını açıkladı.  

Japonya 2050 yılı için net sıfır emisyon taahhüdünde bulunacak

Japonya hükümeti 2050 yılı için sera gazı emisyonlarını net sıfıra düşürme taahhüdünde bulunmayı planlıyor.

Nikkei Asia’nın aktardığı habere göre yeni hedef Başbakan Yoshihide Suga tarafından önümüzdeki hafta milletvekillerine hitaben yapacağı konuşmada kamuoyuna duyurulacak.

Bu yeni hedef doğrultusunda elektrik, otomobil ve çelik endüstrisindeki şirketlerin uluslararası sözü yerine getirebilmek için daha katı önlemler alması gerekeceği anlamına geliyor.

Önceki hedef yüzde 80 azaltımdı

Geçmişte ülke 2050 yılına kadar emisyonlarını yüzde 80 azaltacağını, yüzyılın ikinci yarısında ise mümkün olduğu kadar çabuk neredeyse sıfır emisyona ulaşacağını duyurmuştu.

Geçmişteki bu hedef, net bir zaman çizelgesinin sunulmaması, belirsiz olması ve çevre sorunlarıyla başa çıkmada isteksiz görünmesinden dolayı çok fazla eleştiri toplamıştı.

1,5 derece ısınmayla sınırlamak için

Aralarında Japonya’nın da bulunduğu imzacı devletlerin Paris Anlaşması çerçevesinde gezegendeki sıcaklığı endüstri öncesi dönemine kıyasla 1,5 derece ısınma sınırında tutmak için harekete geçmesi gerekiyor.

Bu kapsamda Avrupa Birliği de 2050 yılında emisyonlarını net sıfır hale getireceği taahhüdünde bulunmuştu.  Hedefe ulaşmak için Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya, büyük miktarda sera gazı salan kömürlü termik santralleri kaldırmaya karar vermişti.

Mevcut enerji planında değişikliğe ihtiyaç var

Japonya’nın da bu tarihte verdiği sözü tutabilmek için 2021 yazında revize edeceği enerji planını büyük ölçüde değiştirmesi gerekiyor.

Mevcut plan 2030 mali yılına kadar Japonya’nın elektrik talebinin yüzde 20 ile yüzde 22 arasındaki miktarının nükleer enerjiden sağlanacağını belirtiyor.

Planda ayrıca güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerjinin ise toplam talebin yüzde 22 ile yüzde 24’üne denk geleceği, geri kalan yüzde 56’lık enerji talebinin ise kömür ve sıvılaştırılmış doğal gaz gibi fosil yakıtlarla çalışan termik santrallerden geleceği belirtiliyor.

Demircan: Japonya hatalardan ders almıyor

Ne var ki, Japonya’nın Paris Anlaşması’na uyum sağlayan şekilde enerji arzını planlaması sevindirici olmakla birlikte nükleer enerjiye ayrılan payın fosil yakıtlardan çıkışla artma ihtimali soru işaretleri taşıyor.

Japonya’nın plana uyum adına nükleer enerjide ısrar etmesini “her türlü enerji kaybı” olarak niteleyen Yeşil Gazete yazarı ve nükleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan‘a göre ise Japonya hatalarından ders almıyor.

‘Nükleer olmadan enerji sıkıntısı çekmemişti’

Fukuşima Nükleer Felaketi’nin meydana geldiği 2011 yılından günümüze  çalışabilir durumdaki reaktör sayısının önce 53’ten 43’e , ardından 37’ye düşürüldüğünü  bugün ise yalnızca 9 reaktörün yeniden devreye alınmış olduğunu söyleyen Demircan şu hatırlatmada bulunuyor:

2019 yılında  ülke, ihtiyacı olan enerjinin yüzde 7,5’unu nükleer enerjiden karşıladı bununla beraber  2013-2015 yılları arasında ise nükleer enerji üretimi hiç olmamasına rağmen herhangi bir  enerji sıkıntısı çekmedi .

’22 reaktörün açılması için uğraşıyor’

Demircan sözlerine “Japonya’da nükleer lobinin ilk etapta 22 reaktörün açılması için uğraşıyor ancak, gerek yolsuzluklara bağlı olarak bazı tesislerin davalık olması  gerekse deprem ve terör risklerinin güvenlik kriterlerine uymaması nedeniyle bu tesislerin açılması şimdiye kadar mümkün olmadı” şeklinde devam ediyor.

Demircan, Fukuşima Nükleer Felaketi‘nin toplam maliyetinin bugün  1 trilyon dolara ulaştığını ancak etkisi yüzlece, binlerce yıl belki daha da uzun sürecek olan radyoaktif kirlilik nedeniyle bu maliyetlerin önümüzdeki yıllarda da artmaya devam edeceğinin akılda tutulması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor:

Hatta Fukuşima’da  tarumar olan reaktörlerin yerin altından çıkarılması ve santrallerin söküm süreçleri ekleneceği için Japonya halkını hesaplanamayan başka maddi külfetler bekliyor.

Bu noktada sırf sermaye açısından bile  radyoaktif kirliliğin bertarafı ve atık sorunlarının maliyetleriyle karşılaşmanın Japonya için Türkiye dahil tüm yurt dışı nükleer enerji yatırımlarından çekilmeyle neticelendiğini de hatırlatmak isterim.

‘Karbon emisyonlarının hesaplanmasıyla sınırlı kalmasın’

Maddi maliyetlerin yanı sıra  canlı yaşamına, insan sağlığına tüm bir ekosisteme verilen hasarın da gözardı edildiğini belirten Demircan, Japonya’nın bugün 1 milyon 200 ton radyoaktif atık suyu denize boşaltma girişimlerine de işaret ederek karbon emisyonlarını hesapladığı gibi radyasyon yayılımını ve hatta nükleer santrallerin kurulması ve işletilmesi için atık süreçleri dahil ilgili tüm süreçlerdeki karbon adımlarını da hesaplaması gerektiğini ifade ediyor .

Pınar Demircan, ülkenin tüm nükleer santrallerini derhal Almanya gibi kapatmayı planlaması gerektiğinin altını çiziyor ve sözlerini şu şekilde sonlandırıyor:

Eko-kırımın paha biçilmez maliyetini idrak edemeyen sermaye için ise önerim  radyoaktif kirliliğin neden olduğu 1 trilyon doları aşkın maliyete bakarak hükümet  böyle bir meblağı teşvik olarak verseydi doğa dostu ve doğru  projelendirmelerle kaynağını doğadan alan, kaynağında sonsuz  rüzgar ve güneş enerjisine ne kadar daha yatırım yapabilirdim sorusunu kendilerine sormaları ve potansiyel ‘1 trilyon dolarları’ düşünmeleri.

Son olarak Demircan “Sermaye bugünkü şartlarda  kendine fayda sağlamaktan vazgeçmeyeceği  için yatırımların  olabilecek en zararsız şekilde yapılmasıyla fosil ve nükleer felakete daha fazla batmadan doğayla  uyum  içinde bir dünyanın inşa edilmesi mümkün” ifadelerini kullanıyor.

Reuters: Türkiye’de vaka sayısı hasta sayısının beş katı

Türkiye‘den Reuters‘a konuşan yetkililerin aktardığına göre Türkiye’de koronavirüsle enfekte olmuş vaka sayıları hasta sayısının beş katına ulaştı; yükseliş devam ederse yeni kısıtlamalar yolda.

Tedbirlerin ekonomiyi tamamen durduracak nitelikte olmayacağının altını çizen yetkililerin aktardığına göre, kısıtlamalar belli saatlerde restoran ve işletmelerin kapatılması, 18 yaşından küçük ve 65’ten büyük olanların belli saat aralığında sokağa çıkabilmeleri ya da hafta sonu sokağa çıkma yasakları gibi kısmi olacak.

Okulların açılmasıyla birlikte vatandaşların yeterince tedbir alınmayan yerlerde bulunduğunu belirten yetkililer kış döneminin zor geçeceğini ve  İstanbul gibi şehirlerdeki yükselişin risk yarattığını kaydetti.

Ölümler 9 bin 500’e yaklaştı

Türkiye’de nisan ayında ilk zirvesini yapan koronavirüs salgınında vaka ve hayatını kaybeden hasta sayısı, önlemlerin azaltılmasıyla birlikte ağustos ayından itibaren yeniden yükselişe geçmişti. Sağlık Bakanlığı‘nın son verilerine göre önceki gün 2 bin eşiğini aşan yeni vaka sayısı dün bin 894 olarak gerçekleşti. Günlük ölüm vakası ise 74 ile mayıs ayı başından bu yana en yüksek seviyelerde seyretmeyi sürdürdü.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de şu ana dek 350 bin koronavirüs vakası tespit edildi. Salgında yaşamını yitirenlerin sayısı ise 9 bin 500’e yaklaştı.