Ana Sayfa Blog Sayfa 1783

Kadın Hakları Deklarasyonu yayınlandı: Kızkardeşlik ve ulusötesi dayanışmayla hep beraber çalışacağız

Aralarında Eşitlik İçin Kadın Platformu‘nun da bulunduğu bin kadar kadın kuruluşundan oluşan 12 kadın ağı ve platformu dünya çapında kadınların karşılaştığı ayrımcılık, şiddet, ekonomik zorluk ve insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için bir deklarasyon yayımladı.

Uluslararası toplantı sonucu ortaya çıktı

2020 Kadın Hakları Deklarasyonu, 15 Ekim tarihinde Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen uluslararası toplantı sonucu ortaya çıktı. Avrupa ve Kuzey Amerika‘dan 15 ülke ve 170 kadın bir araya geldi. Toplantıda sağcı grupların ve hükümetlerin İstanbul Sözleşmesi‘ne saldırılarını ele alındı. Sözleşmeye karşı öne sürülen argümanların ülkeler arasında benzerlik gösterdiği ve bu argümanların kadın düşmanı, homofobik, transfobik, ataerkil ideolojilerden kaynaklandığı da bir kez daha su yüzüne çıktı.

Fotoğraf: Emre Orman / csgorselarsiv.org

Deklarasyonda kadınların insan hakları ihlallerinin birbiriyle ilişkili nedenlerine dikkat çekildi. Yapılan bu ihlallerin neoliberal politikalar, yükselen otoriterlik, iklim değişikliği, militarizm ve koronavirüs salgını nedeniyle ağırlaştığı vurgulandı. Aynı zamanda, her ülkenin siyasi kurumlarının ve uluslararası kuruluşların, kadınların insan haklarını hayat geçirmek, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için harekete geçmesi talep edildi.

Kadınlara yönelik hak ihlalleri

Deklarasyonda kadınlara yönelik gözlemlenen hak ihlalleri şöyle sıralandı:

  • Ataerkil yapılar, neoliberal politikalar, otoriter yönetimler, militarizm ve savaşlar uzun zamandan beri kadınların ve kız çocuklarının haklarını ihlal etmekte ve yaşamlarını tehlikeye atmaktadır.
  • Derinleşen yoksulluk, ekonomik eşitsizlik, iklim değişikliği ve içinde bulunduğumuz Covid-19 salgını durumu daha da ağırlaştırmış; farklı sınıf, ırk, etnik köken ve milletten kadınların değişik şekillerde ve ölçülerde yıpranmasına neden olmuştur.
  • Toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık ve şiddet; birbirinden çok farklı siyasi görüş, dini inanç ve kültüre bağlı birçok hükümet ve grupların söylem ve eylemlerinde öne çıkmaktadır.
  • Bu devlet ve devlet dışı aktörler diğer farklılıklarına rağmen, kadın düşmanlığı, homofobi ve transfobi içeren aynı ataerkil ideolojide birleşmektedirler.
Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Çözüme yönelik talepler ise şu şekilde: 

  • Tüm devlet kurumları, özel kuruluşlar ve sivil toplum kurumları; insan haklarının temeli olan, insan onurunda eşitlik ilkesine göre hareket etmeli,
  • Tüm hükümetler; kadın örgütleri ile iş birliği içinde ve yeterli kaynaklara sahip ve ciddi uygulanan politikalarla, kadınların ve kız çocuklarının ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, cinsel ve üreme haklarını güvence altına almalı ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamalı,
  • Tüm hükümetler küresel krizleri yönetmek, her yerde insan haklarını gerçekleştirmek ve güvence altına almak ve cinsiyet eşitliğini sağlamak için uluslararası iş birliği ve çok taraflılık ilkesi ile hareket etmeli,
  • Tüm parlamentolar yasa yapma işlevlerini yerine getirirken, ayrımcı yasaları toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine dayanan yasalarla değiştirmeli ve denetleme yetkilerini kullanarak hükümetleri sorumlu tutmalı,
  • Yerel, ulusal ve küresel medya olumsuz tiplemeleri bırakarak, toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve kadın hakları ihlallerinin kamusal ve sivil faillerini ortaya çıkarmalı, ihmali olan kurumları sorumlu tutmalı,
  • Tüm uluslararası kurum ve kuruluşlar; etkin yönlendirme, izleme ve takip mekanizmaları ile ve taviz vermeksizin, kadın ve kız çocuklarının haklarının gerçekleşmesine, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığın sona ermesine ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin güvence
    altına alınmasına yardımcı olmalı,
  • İstanbul Sözleşmesi, Pekin Eylem Platformu, CEDAW ve Çocuk Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere, tüm insan hakları belgeleri haklarında yanlış bilgilendirmelere karşı savunulmalı, bütün devletlerce onaylanmalı ve bütünüyle, eksiksiz uygulanmalıdır.
Gazete Sujin

Metinde ayrıca, ataerkil şiddete, yanlış bilgilendirmelere, eril söylemlere ve kazanılmış haklara yönelik saldırılara karşı koymaya devam edileceği, eşitlik, adalet ve barış içinde yaşanacak bir dünya kurmak için, kız kardeşlik ve ulusötesi dayanışma içinde hep beraber çalışılacağı da vurgulandı.

14 yaban ördeğini öldüren coğrafya öğretmenine 16 bin 657 TL para cezası

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘nde yer alan Samsun Bafra‘daki Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti’nde ava çıkarak yaban ördeklerini öldüren coğrafya öğretmeni Z.A. yakalandı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bölgede görevli özel güvenlik ekibi tarafından yakalanan Z.A.’nın 50 bin dönümlük ava kapalı yaban hayatı geliştirme sahası içinde 14 yaban ördeği öldürdüğü belirlendi.

DHA’nın aktardığına göre jandarma tarafından ifadesi alınan Z.A. hakkında Bafra Doğa Koruma ve Milli Parklar Şefliği tarafından idari işlem yapıldı.

Toplamda 16 bin 657 TL ceza

Şahsa 14 yaban ördeği için hayvan tazminatı olarak 10 bin 990 lira, takozsuz otomatik tüfek kullandığı için 464 lira, ava kapalı yaban hayatı geliştirme sahasında avlandığı için bin 106 lira, avcılık belgesi bulunmadığı için 947 lira olmak üzere toplam 13 bin 507 TL idari para cezası uygulandı.

Ayrıca jandarma tarafından da Z.A.’ya sokağa çıkma kısıtlamasını ihlal ettiği için 3 bin 150 lira ceza kesildi.

Paris yine ayakta: Güvenlik yasası protestolarında 30’un üzerinde gözaltı

Fransa‘nın başkenti Paris‘te geçen cumartesi binlerce kişi, yeni güvenlik yasa tasarısını ve polis şiddetini protesto etti.

Genel İş Konfederasyonu (CGT) öncülüğünde düzenlenen yürüyüşte göstericiler polisle çatıştı, araçlar ateşe verildi, banka ve süpermarketlerin camları taşlandı. Gösterilerde en az 30 kişi gözaltına alındı.

Tepki çeken yeni güvenlik yasasının özellikle 24. maddesi tartışmalara konu oluyor. Söz konusu maddeye göre güvenlik güçlerinin kimliğini açık eden kişiler 1 yıl hapis cezası alabilecek. Tepkilerin ardından 24. maddenin yeniden görüşüleceği açıklandı, ancak tasarı bütün olarak polis şiddetini arttırabileceği ve basın özgürlüklerini kısıtlayabileceği yönünde eleştirilere konu oluyor.

2021’de Senato’nun önüne gelecek

Tasarının özgürlükleri kısıtlayacağı iddialarını reddeden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “Bu çok büyük bir yalan. Biz Macaristan ya da Türkiye değiliz” demişti.

388 ‘evet’, 108 ‘hayır’ oyu ile Meclis’ten geçen tasarı 2021 Ocak ayında Senato tarafından incelenecek.

Eskişehir’deki ağaç katliamı mahkeme kararıyla durduruldu

Eskişehir’in Mihalıçcık, Beylikova ve Sivrihisar ilçeleri sınırlarında özel bir firmaya ait demir-nikel ocağı ile kırma eleme tesisinin kapasite artışı projesine verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Olumlu Kararı, bölge halkının açtığı dava sonucu mahkeme tarafından durduruldu.

Eskişehir 1. İdare Mahkemesi, Bakanlığın verdiği kararı hukuka aykırı bularak iptal etti. İptal kararında, maden sahasındaki orman alanlarıyla ilgili değerlendirme yapılmaksızın ÇED Olumlu kararının alındığına işaret edilerek bu durumun mevzuata aykırı olduğu belirtildi.

Böylece proje için hazırlanan ÇED raporunda kesileceği belirtilen 187 bin 225 adet ağaç kurtulmuş oldu.

Neler yaşandı?

Abdulalim Karaçay adlı girişimci tarafından işletilmesi planlanan maden için 3140 hektarlık alanda ruhsat verilmişti. İlk etapta 2.132 hektarlık kısmında işletme yapılması planlanan krom ve manyezit ocağı kapasite artışı için başvurdu.

Yusuf Yavuz’un haberine göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı söz konusu kapasite artışına Mayıs 2019’da ÇED Olumlu kararı verdi. Genişletilmek istenen bölgenin tarım alanları, meralar ve orman arazilerinden oluştuğunu belirten bölge halkı ise kararın iptali için dava açtı.

‘Porsuk Çayı’nı tehdit ediyor’

Mahkemeye sunulan dilekçede, 2003 yılında alınan 10 bin ton kapasiteli ÇED Gerekli Değildir kararına dayanılarak 1 milyon tonluk üretim yapılmasının planlandığı belirtilerek bu durumun kanuna karşı hile niteliğinde olduğu öne sürüldü.

Krom madeni işletmesinin yılda 1 milyon tona yakın sülfür bileşikli pasa üreteceği ve bunun Porsuk Çayı’nı kirleteceği görüşüne yer verilen dava dilekçesinde bu kirlilikten tarımsal sulamanın da zarar göreceği kaydedildi.

187 bin 225 ağaç

Proje sahası oldukça geniş bir alana yayılırken 1555 hektarlık kısmı orman arazisinden oluşuyordu. Projeyle ilgili ÇED raporunda ruhsat sahasının 1555 hektarlık (15.500 dönüm) kısmının ormanlık alanda yer aldığı belirtilmiş, 187 bin 225 adet ağacın kesilmesi gündeme gelmişti.

Ardıç, meşe, karaçam ve sedir gibi ağaç türlerinin bulunduğu ormanlık alanda yapılacak ağaç katliamına karşın ÇED raporunda kesilecek ağaçların 5 katı kadar ağaç dikileceğinin öne sürülmüştü.

‘İmar planları bulunmuyor’

Bölge halkının açtığı iptal davasını gören Eskişehir 1. İdare Mahkemesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın projeyle ilgili verdiği ÇED Olumlu kararını iptal etti.

ÇED talep alanında 1/5 bin ve 1/1000 ölçekli imar planlarının bulunmadığı belirtilen mahkemenin iptal kararında, proje alanında bulunan orman arazisinin kadastrosunun henüz yapılmadığına da vurgu yapılarak bu durumun ÇED raporu sürecinde dikkate alınmadığı, bunun da ÇED olumlu kararını hukuka aykırı hale getirdiği kaydedildi.

 

İklim Değişikliği Performansı Endeksi: Türkiye 42’nci sırada, ABD ise Suudi Arabistan’ın altında

Germanwatch tarafından NewClimate Institute ve İklim Eylem ağı (CAN) kurumlarının katkısıyla hazırlanan İklim Değişikliği Performans Endeksi 2021 (CCPI) bugün yayınlandı.

Küresel ölçekte emisyonların yüzde 90’ını oluşturan 57 ülkenin ve Avrupa Birliği’nin iklimi koruma yönündeki performanslarının değerlendirildiği rapora göre ülkelerin hiçbiri Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu bir yol izlemiyor.

‘AB’de iklim politikaları homojen değil’

Endekse göre; İskandinav ülkeleri, Portekiz ve bir bütün olarak değerlendirilen AB bloğunun performansı, diğer ülkelerle kıyaslandığında, üst sıralarda yer aldı.  Ancak Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti, AB içerisinde iklim değişikliğiyle mücadelede yaşanan ilerlemenin aksi yönünde ilerledi.

Genel sıralamada AB, daha etkin iklim politikaları sayesinde geçen yıl bulunduğu 22’nci sıradan bu yıl 16’ncı sıraya yükseldi. Germanwatch’da görev yapan ve CCPI’nın yazarları arasında yer alan Jan Burck, “Güncel İklim Değişikliği Performans Endeksi, AB’nin dönüm noktasında bulunduğunu gözler önüne seriyor” dedi.

Türkiye sıralamasını yükseltti

Türkiye bu yıl CCPI sıralamasında 42’nci sırada. Türkiye’nin hiçbir iklim politikası veya buna bağlı hedefi olmamasına rağmen altı sıra yükselerek bir önceki yıla göre sıralamasını iyileştirdi.

Türkiye, Sera Gazı Emisyonları ve Enerji Kullanımı kategorilerindeki zayıf, İklim Politikası Performansı için verilen çok zayıf puanı ile zayıf yönleri bir önceki yılla benzerlik içinde. Aynı şekilde, Yenilenebilir Enerji kategorisindeki yüksek puan da geçen seneyle benzerlik gösteriyor. Uzmanlar, yenilenebilir enerji alanındaki olumlu gidişatın büyük oranda hidroelektrik santrallerinden kaynaklandığını söylüyor.

‘Türkiye artık Paris Anlaşması’nı imzalamalı’

Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz Türkiye’nin hala Paris Anlaşamsı’nı meclisten geçirmediğine dikkat çekerek şunları söyledi:

Türkiye’yi, artık Paris Anlaşması’nı onaylamaya ve mevcut halinde 2030’a kadar iki kat artış öngören emisyon azaltım hedefini (INDC) revize etmeye çağırıyoruz. Karar vericiler, iklim eyleminin topluma ve ekonomiye sağlayacağı faydaları kabul edip kesin bir kömürden çıkış taahhüdü içeren, enerji verimliliğini artıran ve yenilenebilir enerjiye dayalı bir gelecek inşa eden etkili bir enerji dönüşümü stratejisi geliştirmeli. Türkiye, güneş ve rüzgârdan elektrik üretiminin iletim-dağıtım sistemine ek yatırım yapmadan kolayca ikiye katlanabileceği, küçük bir yatırımla ise üç katına çıkarılabileceği büyük bir potansiyele sahip. Buna karşın, kömür hala ulusal enerji politikasının merkezinde duruyor.”

‘Yeşil göz boyamaya gidilirse tökezlenebilir’

Germanwatch’da görev yapan ve CCPI’nın yazarları arasında yer alan Jan Burck, 2030 iklim hedeflerini konu alan AB zirvesi, Birleşmiş Milletler‘in iklim değişikliğiyle mücadelesi için yapın UN Climate Ambition Summit ve Paris Anlaşması öncesi yayınlanan endeksle ilgili şunları söylüyor:

AB, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefiyle uyumlu şekilde 2030 için iddialı bir iklim hedefi belirleyerek ve Yeşil Mutabakat’ın etkin şekilde uygulanmasını ve geliştirilmesini sağlayarak, koronavirüs krizi sonrasında verilen yeşil kurtarma önlemleri uyarınca küresel iklimin korunmasında bir rol model olabilir. Ancak, yeşil toparlanma yerine ‘yeşil göz boyama’ (greenwashing) yoluna gittiği ve Yeşil Mutabakat’ın hedef ve araçlarını yetersiz şekilde uygulamaya koyduğu durumda, kötü bir şekilde tökezleyebilir.”

‘Hiçbir ülke Paris Anlaşması ile uyumlu değil’

G20 ülkelerinin performansları ise bütüncül bir resim çizmiyor. En yüksek puan alan G20 ülkeleri arasında İngiltere beşinci, Hindistan ve AB onuncu sırada yer alıyor. Ülkelerin büyük bir bölümü ise endeksin altında yer alıyor. ABD 61, Suudi Arabistan 60, Kanada 58, Avustralya 54, Güney Kore 53 ve Rusya 52. sırada yer alıyor. Bu ülkelerin performansı çok düşük kategorisinde.

Paris Anlaşması’nın imzalanmasının üzerinden beş yıl geçmesine rağmen hiçbir ülke anlaşmanın hedefleriyle uyumlu ilerlemiyor. Sera gazı emisyonlarında ise bir miktar artış gözleniyor. Ülkelerin 32 tanesinde emisyon düşüyor.

‘Kurtarma paketlerini şekillendirmek için fırsat var’

CCPI’nın 2021 versiyonu, koronavirüs krizi öncesinde atmosfere yayılan emisyonları analiz ettiği için krizin tetiklediği olağandışı emisyon azaltımını yansıtmıyor. NewClimate Enstitüsü’nün kurucularından olan Prof. Dr. Niklas Höhne konuyla ilgili şunları söylüyor:

Dünya çapındaki ekonomik toparlanmanın ekonomileri canlandırmayı desteklemenin yanı sıra sıfır karbonlu küresel bir sisteme hazırlaması günümüzde büyük önem taşıyor. Endeks’te belirlenen kurtarma paketlerinin sera gazı emisyonlarında azalma ya da artışla sonuçlanacağı belirsizliğini koruyor. Ancak kurtarma paketlerini şekillendirmek için hala olanaklar var ve birçok etkin önlemin paketlerde yer alması hala tartışılıyor.”

İsveç yine lider

İsveç, üst üste dördüncü kez iklimin korunmasında uluslararası liderliğini koruyor. Ancak, İsveç de Paris Anlaşması’nın hedefleriyle uyumlu bir yolda ilerlemiyor. Ülke dördüncü sırada yer alıyor. Paris Anlaşması’na ilişkin hedefler doğrultusunda hiçbir ülke ilerlemediği için ilk üç sıra boş bırakıldı. Öte yandan İsveç, sera gazı emisyonları, yenilenebilir enerji ve iklim politikaları standartları belirliyor.

25. sıradan 17. sıraya yükselen Portekiz ve listenin 37. sırasından 28’e yükselen Yeni Zelanda en hızlı yükselen ülkeler olarak gösteriliyor. Geçtiğimiz yıl çok düşük kategorisinde yer alan Japonya da 51. sıradan 45. sıraya tırmanarak altı sıra yükselerek düşük kategoride yer alıyor.

Slovenya 44. sıradan 51. sıraya, Belçika 35. sıradan 40. sıraya Yunanistan 28. sıradan 34. sırada yer alarak en fazla düşüş görülen ülkelerden oluyor.

‘İhraç yapan ülkeler sıralamanın altında’

Gelişmekte olan ülkelerden Fas, Şili ve Hindistan ilk onda yer alıyor. İklim Eylem Ağ’nın Küresel Enerji Politikaları Kıdemli Danışmanı Stephan Singer konuyla ilgili şunları söyledi:

Küresel nüfusun yüzde 10’undan daha az bölümünü barındıran ve fosil yakıt ihraç eden ve üreten ülkelerin başında yer alan Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Suudi Arabistan ve Avustralya sıralamanın sonunda yer alıyor. Bu ülkeler aynı zamanda karbon kirliliği ve enerji tüketimi en yüksek ülkeler olarak öne çıkıyor. Bu ülkelerin hiçbirinin, karbon kirliliğini azaltmaya yönelik ulusal ölçekte herhangi bir iklim politikası bulunmuyor. Bu durum, belirtilen ülkelerdeki fosil yakıt endüstrilerinin etkinliğini gözler önüne seriyor. Öte yandan Portekiz, Fas, Şili ve Avrupa’da yer alan birçok ülkenin daha etkin performans gösterdiğini görüyoruz. Sivil toplum olarak, iklim kriziyle etkin şekilde mücadele etmek adına, dünya çapında fosil yakıt şirketlerinin iş modelini geçersiz kılmamız gerekiyor.”

ABD’nin performansı hala düşük

Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) performansı ise bir kez daha Suudi Arabistan’ın altında kalıyor. ABD düşük olarak nitelendirilen yenilenebilir enerji kategorisi dışındaki dört kategorinin tamamında, tablonun en altında ve çok düşük kategorisinde yer alıyor. Başkanlık seçimini kazanan Biden‘in planları, bu durumun önemli ölçüde iyileştirilmesi adına önemli fırsatlar sunuyor. Ancak, Senato’daki çoğunluk konusunda belirsizlik olduğu için bu planların ne kadarı hayata geçecek henüz bilinmiyor.

[Yeşil Gazete Tv] Karantina Günleri yeniden…

Yeşil Gazete Tv’deki Karantina Günleri programı, 1 Haziran’da ‘normalleşme’ye geçilmesinin ardından ara verdiği yayınına, yeniden karantina koşullarına dönülmesi üzerine tekrar başladı. İstanbul Politikalar Merkezi kıdemli araştırmacısı, İklim Koordinatörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ümit Şahin, sosyolog Koray Doğan Urbarlı ve Yeşil Gazete Genel Yayın Yönetmeni Alev Karakartal’ın hazırladığı programda, aradan geçen zamanda salgın yönetimi ve koronavirüs aşısıyla ilgili gelişmeler konuşuldu.

Dünyadaki vaka sayılarının büyük bir hızla arttığını, ABD ve Türkiye gibi birinci dalganın tam sönümlenmediği ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyada ikinci dalganın başladığına dikkat çeken Ümit Şahin, Türkiye’de yeniden verilmeye başlanan vaka sayılarının dehşet verici olduğunu söyledi:

“Durum vahim, rakamlar salgının boyutunun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Türkiye Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada yer alıyor. Bundan daha endişe verici bir durum, daha önce hiç olmadı.”

Türkiye’nin mart ayında ilk vakaların tespit edilmesinden bu yana salgınla ilgili bir hatalar zinciri yaptığını kaydeden Şahin, “Baştan itibaren sayıları kontrollü biçimde basit tuttular, yavaş yavaş tanımları da değiştirdiler. Yeniden vakaları vermeye başladıklarında da salgının patladığını gördük” dedi.

“Bu bize şunu göstermeli: Şu anda her ne yapıyorsanız, nisan ve mayıs ayında yaptıklarınızdan çok daha sıkı olmalı. Daha hafif bir önlem almayı gerekçelendirecek bir durumun olmadığı çok açık” diye konuşan Şahin, söz konusu hatalar zincirini de şöyle sıraladı:

  • Martta önlemler gecikerek alındı.
  • Vakalar hızla artarken, karantina önlemleri daha kısa ama daha sıkı biçimde alınması gerekirken alınmadı. Dünyada sadece Türkiye’de olan 65 yaş üstüne yasaklar, hafta sonu kısıtlaması yetmedi.
  • Haziran’da, olmaması gereken bir zamanda, hızlıca, bütün ülkeyi açıp normalleştirmek büyük hataydı.
  • Sağlık Bakanlığı tedbir almayı halka bırakırken, insanları bilgilendirmekten de imtina etti. Vaka-hata ayrımı yaptılar, sayıları yapay şekilde düşük gösterdiler. İnsanlar da salgın bitti diye düşündü. Bu da ‘salgına alışma’ şeklinde yeni bir davranış paternine yol açtı.
  • Vaka ve ölüm sayıları hızla artıp hastane kapasiteleri dolunca, vaka sayılarını açıklamak ve ardından da karantina tedbirlerine dönmek zorunlu hale geldi.
  • Sınırlı kısıtlama yine de işe yarayacaktır ama asıl yapılması gereken İtalya’ya benzer şekilde kısa süreli ve çok sıkı karantinaydı. Sayılar keskin biçimde düşmezse, ölümlerin önünü almak ve toplumdaki virüs havuzunu daraltmak mümkün değil.

‘Alınan en büyük önlem, insanları gün yüzü görmeden çalıştırmak’

Koray Doğan Urbarlı da krizdeki ekonomiye destek vermek için turizm sezonunda tam açılmaya giden yerel belediyelerin bulaşıcı hastalıktan ölenleri açıklamaya başlaması ve CHP Milletvekili Murat Emir’in açıkladığı belgeler yüzünden zor durumda kaldığına dikkat çekti.

Alınan en büyük önlemin çalışma saatlerini değiştirmekten ibaret olduğunu söyleyen Urbarlı, “İnsanları  sabah 05’te yollara dökerek, güneş yüzü görmeden, insanlık dışı bir yöntemle çalıştırmak insanlık dışı bir yöntem ama radikal bir önlem de geliştiremiyorlar” dedi.

Urbarlı, AKP’nin her konuda insanın aklıyla alay ettiği için halkın aşı konusunda da tereddüte düştüğünü kaydetti.

Aşı tartışmaları

Programda, üçüncü faza geçen aşılar da konuşuldu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’nin Çinli Sinovac şirketinin ürettiği CoronaVac aşısından toplam 50 milyon doz, Pfizer-BionTech’in ürettiği RNA aşısından da 1 milyon doz alacağı açıklamıştı.

Aşının, koronavirüs salgınında toplumsal bağışıklığın geliştirilmesi için en etkin yol olduğuna vurgu yapan Ümit Şahin, tüm toplumun ücretsiz bir şekilde aşılanmasının önemine dikkat çekti, bazı aşıların eczanelerde satılması durumunun kamusal yarara aykırı olduğuna dikkat çekti.

Türkiye’nin Sinovac’ın aşısını tercih etmekte bu kadar aceleci davranmasının altında yatan nedenleri anlayamadığını kaydeden Şahin, “Bu aşının diğerlerinden daha kötü olduğuna dair bir veri yok, ama daha etkili ya da verimli olduğuna dair de bir bilgimiz yok. Neye dayanarak bu seçim yapıldı, toplumun bilgilendirilmesi gerek” diye konuştu.

Urbarlı da Pfizer-Biontech, Moderna, Asta-Zenica aşılarının ilk üretimlerinin çoktan ön satışının yapıldığını hatırlattı; Türkiye’nin RNA aşılarını saklama konusunda lojistiği sağlayıp sağlayamayacağı konusundaki soru işaretlerine değindi.

Programda aşı karşıtlığının Türkiye ve dünyadaki yaygınlığı da tartışıldı.

CHP’de insan haklarına dayalı yeni örgütlenme modeli

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca 81 İlin İnsan Hakları sorumlularıyla ilk toplantılarını gerçekleştirdi. Toplantıda insan haklarına dayalı örgütlenme modelinin nasıl hayata geçirileceği konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

Karaca yerelde insan haklarını önceliklendiren, hak sahiplerinin doğrudan erişimini kolaylaştıran, önleyici işlevi olan “il insan hakları sorumluları”nın il örgütlerine gönderdikleri yazının ardından belirlendiğini belirtti. Açıklamada avukat üyelere öncelik tanındığı söylendi.

Yapılan açıklamada bu doğrultuda il sorumlularıyla düzenli aylık toplantılar ile bir araya gelmeyi ve politika üretmeyi öngördükleri ve güncel gelişmelerde bölgesel ve yerel bazlı izleme-gözlem çalışmaları planladıkları belirtildi.

 Maden işçilerinden Kanal İstanbul’a yoğun gündem

Karaca’nın başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda; CHP İnsan Hakları İl Sorumluları; hukukun üstünlüğü, sosyal devlet, insan haklarına dayalı demokratik hukuk devleti ilkeleri ile temel haklara ilişkin geniş bir değerlendirme yapıldı.

Katılımcılar, adil yargılanma, ifade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, yaşam hakkı, sendikal haklar ile eşitlik gibi konularda yaşanan hak ihlallerini ve önerilerini aktardı.Toplantıda öne çıkan bazı başlıklar şu şekilde:

Depremden tacizlere, maden işçilerinden Kanal İstanbul’a illerin özgü durumlarından kaynaklananlar dahil olmak üzere ülkenin genelinde yaşanan temel hak ihlalleri, pandeminin parti çalışmaları üzerine etkisi, parti içi güçlendirme çalışmaları, kadına yönelik şiddet, çocuk hakları, engelli hakları, mülteci hakları, risk altındaki gruplar, barınma, sağlık, eğitim, örgün eğitim dışındaki eğitim kurumları, meslek liseleri, doğa hakları, doğal afetler, işsizlik, işçi hakları, örgütlenme özgürlüğü, sendikal haklar, cezaevleri, aşılama, uyuşturucu ile mücadele, nefret söylemi, sokakta yaşayanlar, ölüm oruçları, sınırlarımızdaki savaşların ülkemize olan etkisi, toplumun farklı kesimlerinin pandemide yaşadıkları sorunlar, gelir dağılımındaki adaletsizlik, fırsat eşitsizliği, tarım alanlarının yok edilmesi veya imara açılması, temiz hava ve temiz suya erişim, kayyumlar, sivil toplum ile iletişim ve işbirliği, yerel yönetimlere uygulanan haksız cezaların halka olan etkisi, seçilmiş siyasilerin kriminalize edilmesi, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyum, cezaevleri, tek adam rejiminde artan baskı, sansür ve cezalandırma politikaları…

Üç başlıkta örgütlenme modeli

CHP’nin insan haklarına dayalı örgütlenme modelini illerde yaygınlaştıracaklarını anlatan Gülizar Biçer Karaca; 3 ana başlığı şu şekilde özetledi:

  • Yurttaşlarımızın “Hak bilincine erişmesini sağlamak, lütuf değil hak bilincinin anayasal güvence altında olduğunu anlatmak
  • Hak arama yöntemlerini yurttaşlarımıza anlatarak, hak ihlallerinin önlenebilirliğine katkı sunmak
  • Güven ilişkisini sağlayarak mağdur birey ve ailelerin yanında yer almak, Barolar ve ilgili STK’larla işbirliği içinde yerelde kolaylaştırıcılık yapmak

Tespit ve öneriler

CHP’nin İnsan Hakları alanındaki öne çıkan bazı tespit ve önerileri ise şu şekilde oldu:

  • Parti içi kurumsal çalışmalar, hak temelli eğitim ve güçlendirme çalışmaları
  • Pandeminin yarattığı yıkım, çoklu hak ihlalleri ve derinleştirdiği sorunlarla baş etme pratikleri
  • Hak temelli sosyal politika ve sosyal devlet ilkeleri
  • Mağdurlara destek, hak arama bilinci geliştirilmesi
  • Engellenen haklara erişimin imkanları
  • Yerel yönetimlerin örnek uygulamalarının yaygınlaştırılması
  • Hak arama araçlarının yurttaşlarla paylaşılması

CHP’li Karaca, bölgesel toplantılarla sorunları detaylı ele almaya ve çalışmaları eşgüdümle sürdürmeye devam edeceklerini belirterek, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde tüm illerde İnsan Hakları Çerçeve Metnini paylaşacakları basın açıklaması yapmayı planladıklarını belirtti.

 

Covid-19 yakın temaslılarının karantina süresi 10 güne düşürüldü

Sağlık Bakanlığı, koronavirüs testi pozitif çıkan kişilerin filyasyon ekipleri tarafından belirlenen yakın temaslıları için uygulanan 14 günlük karantina süresini 10 güne düşürdü.

Yayınlanan rehberde “Karantina dönemi süresince herhangi bir semptom gelişmeyen kişilerin karantinası, PCR yapılmaksızın, 10’uncu günün sonunda biter. Ancak bu kişiler toplumda uyulması gereken tedbirlere devam ederler. Ayrıca yakın temaslı olan ve izlem süresince semptom gelişmeyen kişilerde, PCR testi sonucuna göre yedinci günün sonunda karantina sonlandırılabilir” denildi.

‘PCR testi en erken beşinci günde yapılabilir’

PCR testinin ancak kapasitenin uygun olduğu durumlarda, en erken beşinci günden sonra evde numune alınarak yapılabileceği belirtilen açıklamada “Yakın temaslılarda karantina hiçbir şekilde 7 günden önce sonlandırılamaz. Çalışanların 8. günde işe geri dönüşleri sağlanabilir.Bu uygulama yüksek riskli kişilere (yaşlı bakım evleri, ceza infaz kurumları, bağışıklığı düşük hastalar vb. toplu yaşam alanlar) bakım verilen alanlarda uygulanmaz. Ancak bu kişiler toplumda uyulması gereken tedbirlere devam ederler” ifadeleri yer aldı.

Rehberde ayrıca, “Pandemi döneminde hastalık yayılımının ve yakın temasın azaltılması amacıyla iş yerleri iyi havalandırması olan, 4 metrekareye 1 kişi çalışılacak alanlar şeklinde düzenlenmelidir.’ uyarısı da yapıldı ifadesi kullanıldı.

Gezegen buluşmaları 12 Aralık’ta başlıyor

P24 bağımsız gazetecilik platformunun çevre ve iklim sorunlarını merkezine alan yeni mecrası Gezegen, ilk webinar buluşmasıyla 12 Aralık 2020’de yayın hayatına başlıyor.

Paris Anlaşması’nın beşinci yıldönümüne denk gelen 12 Aralık Cumartesi günü saat 14.00’te gerçekleştirilecek etkinlikte gazeteci Pelin Cengiz, Açık Radyo’nun kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra, İstanbul Politikalar Merkezi’nde İklim Değişikliği Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin ile iklim aktivistleri Selin Gören ve Baha Kesici yer alacak.

Türkiye’de iklim politikasının durumu

Etkinlikte Türkiye’nin iklim politikası, beş yıldır mecliste onaylanmayı bekleyen Paris İklim Anlaşması’nın yükümlülükleri ışığında ele alınacak. P24 tarafından yapılan çağrıda etkinlikte üzerinde konuşulacak sorular şu şekilde sıralandı:

Siyasi ve ekonomik çalkantılarla geçen bu beş yılda Türkiye’de İklim Krizi ile ilgili ne tür adımlar atıldı? Çoğu zaman yurttaşların bireysel çabalarıyla yürütülen ekoloji mücadelesi sesini yeterince duyurabiliyor, karşısında taleplerini dikkate alan bir muhatap bulabiliyor mu? Karadeniz’de bulunan doğalgaza sevinirken ve Doğu Akdeniz’de arama çalışmaları sürerken, fosil yakıtlara bağımlılığın azalması için siyasi bir irade olduğu söylenebilir mi? Yetkililer temiz ve yenilenebilir enerjiye geçiş için ne ortaya koyuyorlar? İklim Krizi ile ilgili bilincin artmamasında medya ve reklam şirketlerine düşen sorumluluklar var mı? Özellikle genç kuşak aktivistlerin siyasetçilerden ve kamuoyundan talepleri, beklentileri neler?

Çevrimiçi video konferans olarak düzenlenecek ücretsiz ve herkesin katılımına açık etkinliğe kayıt yaptırmak isteyen kişilerin bu adres üzerinden form doldurması gerekiyor.

Gezegen nedir?

P24 bünyesinde faaliyet gösterecek Gezegen, iklim ve çevre tartışmalarının rutin, “kullan at” bir habercilik anlayışıyla sınırlı kalmaması gerektiği inancıyla kuruldu. gezegen24.com adresi üzerinden yayın yapacak bu yeni platform aralık ayından sonra yayın hayatına başlayacak.

Türkiye’nin dört bir yanında yaşam alanları için mücadele veren yurttaş hareketlerinin, STK’ların, medya kuruluşlarının, avukatların, mühendislerin, akademisyenlerin ve çevre konusunda uzmanlığı olan herkesin buluşabileceği bir platform olması amaçlanıyor.

DİSK asgari ücret teklifini belirledi: 3 bin 800 TL

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısı ile ‘Salgın Günlerinde Asgari Ücret Gerçeği Araştırması-2021’ raporunu açıkladı. Çerkezoğlu, “Asgari ücret giderek ortalama ücret haline gelmiştir. Asgari ücret tümüyle vergi dışında bırakılmalı. 2021 yılı asgari ücreti net 3 bin 800 lira olmalıdır” dedi.

Çerkezoğlu’nun açıkladığı araştırmada şu bilgilere yer verildi:

  •  Türkiye’de milyonlarca işçi asgari ücrete mahkûm iken milyonlarca işçi ise yasa dışı bir biçimde asgari ücretten mahrum. Asgari ücret giderek ortalama ücret haline geliyor, ortalama ücret asgari ücret düzeyine düşüyor.
  • 3,3 milyon işçi (bütün ücretli çalışanların yüzde 17’si) asgari ücretin altında bir ücretle çalışıyor. Asgari ücretin yarısından daha az ücretle çalışan işçi sayısı 1 milyona yakın. Asgari ücret ve altında bir ücretle yaşamını sürdürmek zorunda olan işçilerin sayısı 7,5 milyon (bütün ücretli çalışanların yüzde 38,3’ü) civarında. 
  • Asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında ücret alan işçilerin sayısı 9,7 milyon. Bütün ücretli çalışanların yüzde 50’ye yakını bu kapsamda. Tüm ücretli çalışanların yüzde 64’ü ise (12,5 milyon işçi) asgari ücretin altı ile asgari ücretin bir buçuk katı arasında bir ücret elde ediyor.

Özel sektörde yüzde 21.7 asgari ücret bile alamıyor

  • Covid-19 salgınıyla birlikte ücretlerde önemli kayıplar yaşandı ve asgari ücret altında gelir elde edenlerin sayısı arttı. 1.168 TL ödenekle zorunlu ücretsiz izne çıkarılanlar asgari ücretin yarısı kadar bir gelirle yaşamaya zorlanıyor. Salgınla birlikte kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneğiyle asgari ücretin altına mahkûm edilenler ile işini kaybeden kayıtsız işçiler göz önüne alındığında asgari ücretin altında gelirle yaşamak zorunda olanların sayısının daha da arttığını söylemek mümkün.
  • Özel sektör işçilerinin yüzde 21,7’si asgari ücrete erişemiyor. Özel sektörde asgari ücret ve altında ücretle çalışanların oranı yüzde 49 ve asgari ücret civarında çalışanların oranı yüzde 62. 9,5 milyona yakın özel sektör işçisi asgari ücretin yüzde 20’si ve altında ücretlerle çalışıyor.
  • Asgari ücrete erişemeyenlerin oranı genelde yüzde 17 iken kadınlarda bu oran yüzde 25’i aşıyor. Asgari ücret düzeyinde ve daha düşük ücret alanların oranı genelde yüzde 38 iken, kadınlarda yüzde 49’a yükseliyor. Kadınların yarısı asgari ücret ve daha düşük ücretlerle çalışıyor.
  • Özel sektörde kadın işçilerin yüzde 32,5’i asgari ücret altında ücretlerle çalıştırılıyor. Özel sektördeki kadın işçilerin yüzde 9,3’ü ise asgari ücretin yarısının da altında ücretle çalışmaya zorlanıyor. Özel sektörde asgari ücretin oldukça altı ile asgari ücretin yüzde 20 fazlası arasında çalışmak zorunda kalan kadın işçilerin oranı ise yüzde 76.

Ortalama ücret asgari ücrete yakınlaşıyor 

  • Ücretler asgari ücret düzeyine geriliyor. 2006 yılında aylık ortalama ücret ve maaş geliri asgari ücretin yaklaşık 2 katı iken, 2019’da asgari ücretin 1,41 katına geriledi.
  • 1978’de kişi başına milli gelirin yüzde 3,4 üzerinde olan asgari ücret, aradan geçen 42 yılda kişi başına milli gelirin yüzde 40 altına düştü. Asgari ücret kişi başına gelire paralel olarak artsaydı brüt asgari ücretin 2020 yılında 2.943 TL değil, 4.995 TL olması gerekirdi.
  • 2010’da Avrupa’da Türkiye’den düşük asgari ücrete sahip 12 ülke varken, 2020’de bu sayı üçe düştü. Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip ülkeler Sırbistan, Bulgaristan ve Arnavutluk. Ancak 2020 Kasım ve Aralık ayındaki güncel döviz kur dikkate alındığında Türkiye’deki asgari ücret, Arnavutluk hariç Avrupa’daki en düşük asgari ücret. 
  • Brüt asgari ücretin dolaylı-dolaysız vergi ve kesintilerini dikkate aldığımızda yüzde 33,4’ü (983 TL) vergi ve kesintilere gidiyor. İşçinin eline (Asgari Geçim İndirimi-AGİ dahil) brüt asgari ücretin sadece yüzde 66,6’sı net harcanabilir gelir olarak geçiyor. İşçi 365 günün 122 günü vergi ve kesintiler için çalışıyor.

300 doların altında

  • Asgari ücretle çalışan işçilerden alınan vergi miktarı ilk vergi dilimi tarifesi düşük tutularak artırıldı. 2002 ve 2003 yıllarında ilk vergi dilimi tarifesi asgari ücretin 15-16 katı idi. AKP iktidarında vergi dilimi tarifeleri asgari ücretten ve enflasyondan daha az artırıldı. Böylece 2020 yılında ilk vergi dilimi asgari ücretin 7,5 katına geriledi.
  • ABD doları cinsinden asgari ücret 2016’da 430 ABD dolarına yükseldi. Ardından ekonomik ve siyasal istikrarsızlığa bağlı olarak asgari ücret dolar cinsinden gerilemeye başladı. Ocak-Kasım 2020 ortalama kurlara göre asgari ücret 336 ABD dolarına geriledi. Güncel kurlara göre ise 300 doların altına düştü.
  • Merkez Bankası’nın yıllık ortalama Cumhuriyet altını fiyatlarına göre 2003 yılında asgari ücretin yıllık tutarı ile 25 altın alınabilirken 2020’de yıllık net asgari ücretle sadece 10 Cumhuriyet altını alınabiliyor.