Ana Sayfa Blog Sayfa 1452

‘Özelleştirilen 13 termik santral, kirletmeye devam ediyor’

İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği‘nin hazırladığı ‘Özelleştirilmiş Termik Santraller ve Çevre Mevzuatına Uyum Süreçleri’ raporunda çarpıcı bilgilere yer verildi. Bir grup gazeteci ile bir araya gelen Bozoğlu, “Özelleştirilmiş Termik Santraller ve Çevre Mevzuatına Uyum Süreçleri” raporuyla 2020 yılının başında kapatıldığı iddia edilen kömürlü termik santrallerin yaklaşık 1,5 yıldır geçici faaliyet belgeleriyle hiçbir çevre yatırımını tamamlamadan çalıştığını söyledi. 

Türkiye’de özelleştirmiş ve Elektrik Üretim Anonim Şirketi’ne (EÜAŞ) ait 13 kömürlü santral bulunduğunu belirten Bozoğlu, süreci şöyle anlattı:

“2013 yılında bu termik santrallere çevre mevzuatından muafiyet sağlama amacıyla ve çevre yatırımlarını baca gazı emisyonlarını, atıklarını, atık sularını yönetebilmeleri adına yatırım yapmaları için yedi  yıllık süre tanınmıştı. 2013 yılında yapılan Elektrik Piyasası Kanunu’ndaki düzenlemeyle ve bu düzenleme 2016 yılında iptal edilmiş, tekrar Anayasa Mahkemesi’nin iptaline rağmen Meclis’ten kanun çıkartılarak 2019 yılının sonuna kadar bu tesislere çevre mevzuatından muafiyet yani cezalardan muafiyet sağlanmış ve tesislerin çevresel yatırımları yapması istenmişti.”

Cumhurbaşkanı’nın vetosu işe yaramadı

Bozoğlu, 2019 yılı içerisinde tesislerin çevresel yatırımları yapmadıkları ortaya çıktıktan sonra Meclis’ten tekrar bir kanun değişikliğine gidildiğini, bu düzenlemenin de 4 Aralık 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından veto edildiğini hatırlattı:

“Cumhurbaşkanı veto ederken halk sağlığını riske atan bu tesislere zaten yedi yıl muafiyet tanındığını ifade ederek, ekstra bir süre tanınmayacağını net bir şekilde tanımlamıştı. Ancak gelin görün ki; bugün paylaştığımız raporda açık bir şekilde bu tesislerin hala çevreyi kirlettiğini, bir ila bir buçuk yıldır çevreyi kirleterek çalıştırılmaya devam edildiğini görüyoruz.”

Gelinen aşamada 13 tesisin hiçbirinde herhangi bir çevresel yatırım yapılmamış olmasına rağmen çalışır durumda olduklarını kaydeden Baran Bozoğlu,  “1 Ocak 2020 tarihinde Çevre Bakanıyla Enerji Bakanı basın toplantısı düzenleyerek bu santrallerin kapatıldığını, durdurulduğunu; çevre mevzuatına uymayan Afşin Elbistan A, Seyitömer, Tunçbilek, Soma, Kangal ve Çatalağzı termik santrallerinin GFB (Geçici Faaliyet Belgesi) ve çevre izni olmaması nedeniyle, çevre yatırımlarını ve çevreyi kirlettikleri gerekçesiyle faaliyetlerini durdurulduklarını açıkladılar” dedi.

Bozoğlu şöyle devam etti:

‘Geçici faaliyet belgesiyle çalışıyorlar’

“Ancak bu tesislerin hepsine peyderpey çevre mevzuatının içerisinde yapılan değişiklikler ve olağan dışı uygulamalarla bir düzenleme yapılarak ve Çevre Bakanlığında yapılan çalışmalarla her birine GFB verilerek çalışmasının önü açıldı. Tesislerin özelinde konuşmak gerekirse GFB alarak çevre mevzuatına uyumları ve çevre izin lisans belgeleri almaları için faaliyetine devam etmesine izin verilen termik santrallerin üçü,  yani Afşin Elbistan B, Çayırhan, Orhaneli termik santralleri mevzuatın belirlediği koşullara uygun olmamasın, toksik atıklarını vahşi depolama yöntemiyle depolamaya devam etmelerine rağmen bir yıl boyunca GFB verilerek çalışmaları sağlandı ve bu süre dolduktan sonra tekrar GFB verilerek çalışmalarının önü açıldı.”

‘Çevre yatırımı yapmadılar’

Dolayısıyla bu tesisler, bir buçuk yıldır fiilen çevre yatırımı yapmamaları ve çevre izni almamalarına rağmen çalışmalarının önü açıldı. Bu tesislerin ikinci GFB alma durumları nedeniyle altı ay daha çalışmalarını devam ettirebilme konusunda kaygı taşıyoruz.

Afşin Elbistan A ve Kangal termik santralleri, fiilen bir yıldan fazla çalışacak şekilde GFB yenileme yoluna gittiler. Ekstra altı ay daha kazanma tercihinde bulundular.

Tunçbilek termik santrali 10 Şubat 2021 tarihinde ikinci GFB aldı. 29 Ocak 2021 tarihinde iptal edilen GFB’den yaklaşık 11 gün sonra aldığı yeni belge sürecinde yani 11 gün boyunca da GFB olmadan çalıştı, herhangi bir ceza kesilmedi. Şu anda da 2. GFB alarak çalışmaya devam ediyor.

‘Atıkların vahşi depolaması da sürüyor’

Benzer şekilde Seyitömer termik santralinin GFB’si 4 Şubat 2021 tarihinde iptal olmuş olmasına ve  bundan sekiz gün sonra tekrar GFB almış olmasına rağmen bu sekiz gün boyunca idari yaptırım yapılmadı.

Seyitömer Termik Santrali GFB olmasına rağmen düzenli depolama sahalarına dair lisansı olmadığı için şu an atıklarını izinsiz bir şekilde vahşi depolama alanına depolamaya devam ediyor. Buna rağmen Çevre Bakanlığı tarafından herhangi bir yaptırım uygulanmıyor. Öte yandan Muğla Yatağan termik santrali tam bir krize olan bu bölgede havayı kirletirken, toksik atıklarını vahşi depolama sahasında depolamaya devam ederken, gerekli sundurmaları yapmadan, yeraltı kirliliği izlemeden çalışmaya devam etmesine rağmen bu tesise 29 Aralık 2020 tarihinde ne yazık ki beş yıllık çevre izni verilmiş durumda.

Hali hazırda Soma ve Çatalağzı termik santrallerinin de GFB süresi haziran ayında dolacak. Yani bu tesisler çevre izni alamayacak durumdalar. Buna rağmen bu tesislere önümüzdeki günlerde tekrar GFB ile yani yatırımlarını yapmadan çevreyi kirletmeye devam ederek çalışmalarının önünün açılacağını görüyoruz.

EÜAŞ’a bağlı 18 Mart Çan termik santralinin çevre izni ise 18 Mart 2021 tarihinde dolmuş durumda. Şu anda bu tesis iki ayı aşkındır havayı suyu toprağı kirleterek çevre izni veya GFB olmadan üretim yapmaya devam ediyor. Herhangi bir ceza da kesilmedi”

Bilgi edinme başvurularına ‘ticari sır’ gerekçesiyle ret

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın konuyla ilgili tam bir felç durumu yaşadığını ifade eden Baran Bozoğlu ” Özelleştirilmiş termik santrallerin çevre mevzuatından nasıl muaf tutulduğu, uluslararası anlaşmalara ve kendi mevzuatımıza aykırı işlerle bu tesislere nasıl çalışmasına izin verildiğini üzülerek görüyoruz. Bu bize bakanlığın yeterince görevini yapmadığını ve felç duruma doğru gittiğinin somut bir göstergesidir.” dedi.

Bu tesislere takılmış olan sürekli emisyon ölçüm sistemlerinin,  yani bacalarından çıkan kirletici gazları bakanlık tarafından çevrimiçi olarak izlenen sistemlerin elde ettiği sonuçlara dair bilgi edinme başvurularına “ticari sır” gerekçesiyle cevap verilmediğini kaydeden Bozoğlu şunları kaydetti:

“Buradan kamuoyunun ilgisine ve bilgisine belirterek sormak istiyoruz. Havamızı kirleten veya kirletme riski olan bu santrallerden çıkan kirletici gazların miktarına dair bilgi nasıl bir ticari sır niteliği taşıyabilir? Buradan özellikle bakanlığı başta olmak üzere bütün kamu kurumlarından vatandaşlar olarak talep ediyoruz. Havamızın, toprağımızın, suyun kalitesine dair bilgiyi lütfen bizden esirgemeyin.

Biz havamızı kirleten veya endişe duyduğumuz tesislere dair bilgiyi uluslararası İngilizce raporlardan mı almak zorundayız? Kredi kuruluşları için verilen raporlardan mı öğrenmek zorundayız? Yabancıların bildiği bilgiyi neden biz vatandaşlar olarak kendi ülkemizde elde edemiyoruz? Dolayısıyla çevreye dair bütün bilgilerin şeffaf bir şekilde paylaşılmasını bekliyoruz. Çevre Bakanlığı çok güzel bir şey yapıyor, hava kalitesine dair bilgiyi anlık olarak vatandaşlarla paylaşıyor. Aynı şekilde bu santrallerden çıkan kirletici gazların bilgisinin paylaşılmasını talep ediyoruz.”

Baran Bozoğlu,  şu anda da 1Ocak 2021’den öncesinde olduğu gibi bu santrallerin havayı, suyu toprağı kirletmeye, atıklarını atık sahalarına atmaya devam ettiğine dikkat çekerek şu önerilerde bulundu:

“Bu santrallerden ekmek yiyen işçilerin emekçilerin zarar görmeyeceği şekilde adil bir dönüşüm sürecini acilen başlatmamız ve planlamamız gerekmektedir. Bu tesislerin tamamı belirli bir planlama dahilinde kapatılmalı atık sahaları da revizyon ve rehabilite edilmelidir.

İstanbul’da elektrikli scooter kullanımıyla ilgili yeni düzenlemeler getirildi

İstanbul‘da elektrikli scooter kullanımına getirilen yeni düzenlemeye göre, elektrikli scooterların kaldırımda kullanımları yasaklandı.

Elektrikli scooterlar sadece bisiklet ve taşıt yollarında kullanılabilecek ve 15 yaşını doldurmayan kişiler paylaşımlı elektrikli scooter hizmetini alamayacak.

Yönerge, oy birliğiyle kabul edildi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreteri Can Akın Çağlar başkanlığında yapılan İBB Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) toplantısında pandemiyle birlikte kullanımı artan paylaşımlı elektrikli scooterların kullanımına yönelik hazırlanan yönerge teklifi görüşüldü. Yönerge teklifi, oy birliğiyle kabul edildi.

Kabul edilen yönergeye göre, İBB elektrikli scooter hizmeti veren firmaları kayıt altına alarak iki yıllığına lisanslayabilecek.

Yönergeye göre uygulanacak kararlar

15 yaşını doldurmayan kişiler paylaşımlı elektrikli scooter hizmetini alamayacak. Azami hız 25 kilometre olacak, yetkili firmalar belediyeye işgaliye bedeli ödeyecek.

Kaldırımda kullanımı yasaklanan elektrikli scooterlar yalnızca bisiklet ve taşıt yolunda kullanılabilecek. Elektrikli scooterlarla toplu taşıma araçlarına girilemeyecek ve scooterlara birden fazla kişi binemeyecek.

Firmalar, paylaşımlı scooter izni için, faaliyet gösterecekleri ilçeleri, scooter sayı ve durak yerlerini belirleyerek ve UKOME kararı alınmak üzere 15 Haziran-15 Temmuz tarihlerinde İBB’ye başvuruda bulunacak.

Elektrikli scooterlar sadece belediyenin izin verdiği yerlerde park edebilecek.

Fotoğraf: AP

Firmalar, olumsuz hava koşullarında kullanıcılara bilgilendirme yapacak ve gerekirse scooterı kullanıma kapatacak.

Yönergeye göre, yolculuk sonunda kullanıcıya kullanım süresi, kullanım tutarı ile saat ve tarihi yazan fatura kesilmesi zorunlu.

‘İstanbul’da scooterın ne şekilde kullanılacağı belirlendi’

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Ulaştırmadan Sorumlu İBB Genel sekreter Yardımcısı Orhan Demir, bu yönergeyle İstanbul’da scooterın ne şekilde, nerelerde kullanılacağı veya kullanılamayacağının belirlendiğini ifade etti:

Daha önceden scooterların kullanıma ilişkin hiçbir yasal düzenleme yoktu. Kaç tane olduğunu, nerelerde kullanılacağı, kimlerin kullanacağı, özelliklerinin ne olacağı, hızları hiçbir konuda bir kanun, yasa, yönetmelik yoktu. Ulaştırma Bakanlığı bir scooter yönetmeliği hazırladı.

Bu yönetmenlik ileride kullanılacak scooterların sayılarını belirlemek, kaç tane şirketin scooter işletebileceği, bunların ilçelere nasıl dağılacağı şeklinde ana esaslar yönetmelikte vardı. Fakat İstanbul’a özel yönerge, İstanbul’un hangi bölgelerinde kullanılabileceği, sayısının ne olacağı UKOME kararına bağlanmıştı. Burada geçen yönerge de aslında İstanbul’da scooterın ne şekilde, nerelerde kullanılacağı veya kullanılamayacağı belirlendi. Hızları belirlendi.”

’30 bin civarında olduğu tahmin ediliyor’

Şu an İstanbul’daki elektrikli scooter sayısının bilinmediğini kaydeden Demir, bu yönergedeki en önemli kısmın denetleyici kuruluşun belli olması olduğunu aktardı:

Şu an İstanbul’da kaç tane scooter olduğunu kimse bilmiyor. İstanbul’da verilebilecek scooter lisansı sayısını belirledik. Ama bundan sonra kimlere verildiği, bu scooterların veri paylaşımı yolu açıldı. Nerden kiralandığı, nereye bırakıldığı, nerelerde kullanıldığında hem Bakanlık hem de İBB görebilecek. En önemli kısmı denetleyici kuruluşun da belli olması. O da belli değildi.

Scooterların düzene gireceğini umuyoruz. Tahmin edilen şu anki sayıyı kimse bilmiyor ama 30 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Bütün dünya örnekleri üç aşağı beş yukarı bu sayıya yakın olarak nüfusa bağlı olarak belirliyor. Bakanlığın çıkardığı yönetmelikte şehirde yaşayan her 200 kişiye bir scooter oranıyla çıkmıştı. Biz de aynı oranı benimsedik. 75 bin scooter İstanbul’da olacak. Scooter işletmek isteyen her bir şirkete bu sayısının en fazla beşte biri verilecek. Başvuruları alırken de şartlar var. Herkes istediği gibi scooter işletemeyecek.”

Çamlıca Kulesi’ndeki kafe-restoran’ın işletmesinin, Erdoğan’ın arkadaşına ihalesiz verildiği iddia edildi

Çamlıca Kulesi’ndeki 360 Kule Kafe – Restoran’ın işletmesi, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a yakınlığıyla bilinen Hasan Yeşildağ’a verildiği öne sürüldü. Akşam, Star ve Kanal 24’ü alarak medya sektörüne giren Yeşildağ ile Erdoğan’ın tanışıklıkları, Erdoğan’ın hapis yattığı döneme dayanıyor.

Kafeler, enerji şirketleri, medya…

İlk temeli Nurettin Sözen’in belediye başkanlığı döneminde atılan Çamlıca Kulesi, daha sonra İBB’den alınarak PTT’ye bağlı bir anonim şirket olan Kule AŞ’ye devredilmişti.  Kule’nin yüzde 50’si de Varlık Fonu’na ait PTT’nin . Kule içindeki kafe-restoranın işletmesinin ihalesiz verildiği Yeşildağ, Erdoğan’ın İBB başkanı olduğu dönemde Ulus Cafe’nin işletmesini almış; daha sonra Kuruçeşme’de birçok kafenin sahibi olmuştu.  Enerji sektörüne de giren Yeşildağ ailesi Kased Enerji AŞ’den sonra medyada da Ethem Sancak’a ait Star, Akşam ve Kanal 24’ü satın aldı.

Çamlıca Kulesi’ndeki restoran ve kafe işletmesinin ihalesine ilişkin PTT’nin açtığı herhangi bir ihale ilanı bulunamadı. Sayıştay denetiminin dışında olan Kule AŞ’deki kafe ve restoranda bir kâse çorba 24 TL, iki kişilik kahvaltı 180 TL, ızgara köfte 62 TL, çay 10 TL’den satılıyor.

Çevre aktivistleri İzmir’de bir araya geldi: Aliağa, Türkiye’nin çöplüğü değildir

5 Haziran Dünya Çevre Günü sebebiyle dün ALÇEP, EGEÇEP, FOÇEP, Foça Forumu, Yeni Foça Forumu, İZÇEP, İzmir Yaşam Alanları, Ege Kent Konseyleri Birliği, İzmir Kent Konseyleri Birliği, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu, Konak Kent Konseyi ve Doğanın Çocukları bir basın açıklaması düzenledi.

İzmir’in Aliağa ilçesinde Demokrasi Meydanı‘nda düzenlenen açıklamaya, çevre aktivistleri ile çeşitli siyasi parti, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni de katıldı.

‘Doğamıza sahip çıkmaya devam edeceğiz’

Gazete Duvar‘da yer alan habere göre, açıklamada konuşan HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, iktidarın sömürü düzenine karşı mücadele ettiklerini ifade ederek, “Doğamıza, yaşam alanlarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Sizin şirketlerinizin de talan düzeninin de sonunu getireceğiz” ifadelerini kullandı.

‘Zehir soluyacağız, hayatımız hiçe sayılacak’

Çepni’nin ardından ALÇEP adına açıklama yapan Özgül Çağlar, Aliağa’da sökülmek istenen asbest yüklü “Nae São Paulo” gemisine dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu:

Bu gemide birçoğu 1. derece kanser listesinde bulunan madeni yağ, ağır metal, poliklorürler, zehirli gazlar, radyasyon, bifeniller, organotinler yani bizleri, yani canlı sağlığını ölümcül derecede de etkileyecek tonlarca malzeme var. Bunun anlamı açık, zehir soluyacağız, sağlığımız, hayatımız hiçe sayılacaktır. İşte bunu kabul etmemiz asla mümkün değildir. Yeter artık diyoruz. Sesimize ses olun.”

‘Aliağa Türkiye’nin çöplüğü değildir’

Çağlar, Dünya Sağlık Örgütü tarafından insan sağlığına, doğaya son derece zarar veren ve bu nedenle pek çok ülke tarafından kullanımı yasaklanan asbestli araçların söküm işleminin gelişmiş ülkelerde yapılmadığının da altını çizdi.

Özgül Çağlar, Aliağalılar olarak bu geminin bölgelerine gelmesini kesinlikle istemediklerini ifade etti:

Aliağalılar olarak taleplerimiz açık ve nettir; ismi geçen geminin Aliağa’ya gelmesini kesinlikle istemiyoruz. Burada çalışan emekçi sınıfının ölümle yüz yüze, açlıkla tehdit edilerek, iş güvenlik kurallarına uyulmadan çalıştırılmasını istemiyoruz. Şu unutulmamalıdır: Türkiye Avrupa’nın, Aliağa Türkiye’nin çöplüğü değildir.”

Karadeniz’de yeni bir doğalgaz keşfi açıklanması bekleniyor

Türkiye’nin bugün Karadeniz‘de yeni bir doğalgaz keşfini açıklaması bekleniyor.

Geçtiğimiz yılda Karadeniz’de 405 milyar metreküplük gaz bulunduğu açıklanmıştı. 

Fatih Dönmez’den paylaşım

Bloomberg‘in konuyu takip eden kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Zonguldak’ta Karadeniz’deki Amasra-1 kuyusunda ciddi miktarda doğal gaz tespit edildiğini açıklayacak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez de yaptığı paylaşımda, saat 18.00’e işaret etti.

Erdoğan, programda duyurmuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hafta katıldığı TRT yayınında cuma günü Zonguldak’taki Uzunmehmet Camisi‘nin açılışını yapacağını, petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına ilişkin de müjde vereceğini ifade etmiş ve şu açıklamalarda bulunmuştu:

Oradan da Kanuni Sondaj Gemisi’yle bağlantımızı kuracağız ve bağlantıyla beraber de bunları açıklamış olmama rağmen tekrar oradan açıklamamızı inşallah yapacağız. Filyos Limanı’nın açılışını yapacağız. Aynı gün inşallah bir yeni çok modern bir maske fabrikasının da yine açılışını aynı gün yapacağız.”

AKP Sözcüsü Ömer Çelik: 31 bin sanatçıya 250 milyon liraya ulaşan destek verilecek

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının ardından bir basın açıklaması yaptı.

Çelik, “Tüm sanatçı arkadaşlarımızın mesajlarını aldığımızı, seslerini duyduğumuzu ifade etmek isterim. 31 bin sanatçıya 250 milyon liraya ulaşan destek verilecek. Tiyatrolara ise 25 milyon tutarında turne desteği olacak” dedi.

‘Müzik susmasın’ projesi

Ömer Çelik, “Müzik susmasın” projesi kapsamında bu desteklerin müzisyenlere ulaştırılacağını ifade etti. Çelik, projeyle ilgili de şunları söyledi:

Nasıl gerçekleşecek mekanizma? Müzik sendikası, müzik birlikleri ve müzik derneklerinden oluşan 9 sivil toplum kuruluşu, Bakanlığımızın hiçbir müdahalesi olmaksızın 31 bin sanatçıyı bildirmiştir. Bu çerçevede toplam verilecek bu son desteklerle birlikte 250 milyon liraya ulaşan bir destek verilmiş olacaktır. Burada esas tabii ki bu pandeminin yoğun zararlarını telafi etmektir ama bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığımızın da çok yakın bir ilgiyle, Sayın Bakanımızın da konuyu takip ettiğini, bizim parti olarak takip ettiğimizi ve bütün sanatçı arkadaşlarımızın mesajlarını aldığımızı, seslerini duyduğumuzu, bunun bizim gündemimizde olduğunu bir kere daha ifade etmek isterim.”

Tiyatrolara turne desteği

Çelik, tiyatrolara 1 Temmuz-30 Eylül tarihlerinde 25 milyon tutarında bir turne desteği olacağını da ekledi:

1 Temmuz-30 Eylül tarihleri içinde 25 milyon tutarında bir turne desteği söz konusu olacak. Dolayısıyla bugün sanat susmasın, müzik susmasın, bu projeleri yakın bir şekilde parti olarak da bizim takip ettiğimizi belirtmek istiyorum.”

AKP’li Mamak Belediye Meclis Üyesi Esra Yılmaz istifa etti: Yolsuzluk tespit ettim

Ankara Mamak Belediye Başkanı Murat Köse, dün yapılan haziran ayı meclis toplantısında AKP’li Meclis Üyesi Esra Yılmaz’a dilekçe vermesine rağmen konuşmasına izin vermedi.

Yılmaz ise bu duruma tepki gösterdi ve “Gündem dışı konuşma istedim, nasıl engellersiniz meclis üyesini? Ayıp ne münasebet, dilekçemi verdim. Başkanım nasıl engellersiniz. Toplantı öncesinde dilekçemi verdim” ifadelerini kullandı.

Esra Yılmaz’da açıklama

Yılmaz, dün yaptığı bir açıklama ile partisinden istifa ettiğini duyurdu. Esra Yılmaz açıklamasında şunları söyledi:

Dün Mamak Haziran ayı meclis toplantısında söz alıp bu konuşmamı yapmak istedim olmadı. Şimdi evimden sizlerle aynı konuşmaları paylaşmak istiyorum. Belediye Başkanı Murat Köse, 2019 senesinin sonunda bir ay içinde açılmasını istediği Gönül Çarşısına beni koordinatör olarak atadı. Mamak’ta yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımıza yönelik olan bu proje, bir hayır projesiydi.

Çarşıdaki sorumluluğumuz ve çalışma koşullarımız pandemi dolayısıyla iki katı artmışken, Sayın Murat Köse beni arama gereği duymadan bana tebliğ etmeden özel kaleminin telefonuyla haber göndererek garip bir üslupla beni aniden izne çıkardı.

Başkanımız dedik sorgulamadık. O dönemde bir takım şaibeli dedikodular belediyemizde yayılmaya başlamış; bunları duyduğumda üstlerime konuyu ilettim ve bu konularla ilgili önlem almamız gerektiğini bildirdim.”

‘Usulsüzlük ve yolsuzluk tespit ettim’

Yılmaz, tüm zorlama ve engellemelere rağmen konuyla ilgili bir dosya hazırladığını, usulsüzlük ve yolsuzluk tespit ettiğini ifade etti:

20 Nisan 2020 tarihinde çarşıyla ilgili bir dosya hazırlamam gerektiğine karar verdim. Sorumlu mercilere bilgi vererek tüm personelleri gönül içerisinde topladım. Projenin başından beri tıkır tıkır çalışan stok sisteminden veri alacakken sistemle oynandığı tespit edildi. Bunun üzerine manuel stok sayımı yaptırttım; ancak Özel Kalem Müdürü tarafından görevlendirilen personel dosya hazırlamamızı ısrarla engellemeye çalıştı. Tüm zorlamalarına ve engellemelerine rağmen bu kardeşiniz dosyasını tamamladı. Dosya tamamlanınca bana yapılan bu saldırıların nedenini anladım. Tespit etmiş olduğum usulsüzlük ve yolsuzluk bundan sonra yargının işi.”

‘Söz hakkım dahi gasp edildiği için istifa ediyorum’

İki personel tarafından hakaret, baskıya maruz bırakıldığını söyleyen Yılmaz, iki kişi hakkında dava açtığını ifade etti. Yılmaz, son olarak dokuz yılını verdiği AKP’den söz hakkım dahi gasp edildiği için istifa ettiğini açıkladı:

Uzaklaştırıldığım süre içerisinde Gönül Çarşısı’nda ne yapıldı? Nerelere ürün gönderildi? Gıda eksikliği var mı? Söylentiler doğru mu? Bunları tespit etmeye çalışıyorken cenaze işlerinde çalışan bir personel gelip seçilmiş belediye meclis üyesine hakaret, sinkaflı küfür, baskı, elektrikleri kesmek ve hatta kıyafetime dahi laf söyleyecek kadar densiz, hadsiz hatta fiziki şiddet uygulayacak kadar haddini aşmıştır.

Ben de yapabileceğim en doğru şeyi yaptım. Kendimi korudum. Bu iki personele dava açtım. Dava dilekçeme cevabınız daha da vahim. Yalan, iftira, dedikodu ve cımbızlanmış ifadelerle dolu. Yazık çok yazık.

Sayın Köse kıyafetimi sorgulayacak kadar ileri giden personelinizin yanında durdunuz. Biz kadınlar siyaseti kıyafetimizle yapmıyoruz. Zekamız ve bilgimizle yapıyoruz. Biz kadınlar sizin konu mankeniniz değiliz. Sayın Köse ben sizi tercihlerinizle baş başa bırakıyorum. Mamak Belediyesi‘ndeki akraba çetenizle, maşalarınızla, teşkilattan üstün iş adamlarınızla baş başa bırakıyorum. Yol yürüdüğüm değerli arkadaşlarıma hakkım varsa helal ediyorum.

Dokuz yılımı verdiğim AK Parti’den işte bu yapıdan dolayı söz hakkım dahi gasp edildiği için istifa ediyorum.”

Van Gürpınar’daki mermer ocağına karşı imza kampanyası başlatıldı

Van’ın Gürpınar ilçesinde yer alan Yurtbaşı köyünde (Şêxan) bölge halkının itirazlarına rağmen açılmak istenen mermer ocağı projesinin iptal edilmesi için bir imza kampanyası başlatıldı.

Mermer ocağı açılmasına karşı çıkan köylülere, kolluk güçleri ve korucuların müdahale sırasında gerçek mermiler kullanması ve ateş açması büyük bir tepkiyle karşılanmıştı.

Fotoğraf: MA

2007’de şirket vazgeçmişti

Mezopotamya Ekoloji Hareketi tarafından yapılan açıklamada bölgede mermer ocağı yapma çalışmalarının ilk olarak 2007 yılında başladığı belirtildi.  2003’te Dimer A.Ş.’nin ruhsat aldığı ve 2007 yılında çalışmaya başladığı belirtilen açıklamada şu bilgiler paylaşıldı:

Köyde mermer ocağı istemeyen köylüler ile şirket karşı karşıya gelmiştir. Mesele çatışmaya dönmüş, bir köylü yaralanınca Dimer A.Ş mermer ocağı şantiye çalışmasından vazgeçmiştir. Bundan sonrasında yetkililer tarafından bahsi geçen alan, önce hazine alanı olarak belirlenmekte, arkasında maden alanı olduğu ilanı gerçekleştirilmiştir.”

Şirketten köylülere tehdit

Sonrasında bölgenin 2020 yılında Saray A.Ş. tarafından alındığı ve çalışmalara başlandığı belirtilen açıklamada “Köylüler durumu kabullenmeyince tekrardan köylülerinin direnişi gelişmiştir. Mesele buyken geçen Ramazan Bayramı’ndan birkaç gün öncesinde güvenlik korucuları ve jandarma ile birlikte köye gelen şirket yetkilileri köylülere; ‘burayı terk edin, burası mermer ocağı yapılacak’ demişlerdir” denildi ve şunlar söylendi:

Köylülerle başlayan sürtüşme sonrası bayramdan sonra geleceklerini ve ne olursa olsun mermer ocağı için yıkıma başlanacağı söylenmiştir. Ve birkaç gün öncesinde görüldüğü üzere alana gelen jandarma, güvenlik korucuları ve şirket yetkilileri köylüye silahla müdahalede bulunmuş, onlarca ahır yıkılmış ve tehditler devam etmektedir.”

 

Şirketin bu müdahaleye gelen tepkiler ardından yaptığı açıklamalarda köylülerle para sebebiyle anlaşamadıklarını belirttiğini aktaran Mezopotamya Ekoloji Hareketi, “Oysaki köylüler hiçbir şekilde bu iddiayı kabul etmediklerini ve köylerini terk etmemekte kararlı olduklarını dile getirmişlerdir” dedi.

‘Yurtbaşı köylülerinin yanındayız’

Mermer ocağının sağlık yönünden tehlikeli olmasının yanında, göçe sebep olacağı belirtilen açıklamada “Sonuç itibariyle, İkizdere’den, Lice’ye, bugün Gürpınar’a bağlı Yurtbaşı köyünde yaşananlara kadar var olan talanı, köylerinin boşalması uğruna, köylülere müdahaleyi, göçü kabul etmiyoruz. Direnen İkizdere ve Yurtbaşı köylülerinin yanındayız” ifadeleri kullanıldı.

Açıklama “Yurtbaşı köyünde yapılmak istenen mermer ocağı kapatılsın. Alan rehabilite edilsin, köylülerin mağduriyeti giderilsin” taleplerinin dile getirilmesiyle sona erdi.

İmza kampanyasına destek vermek için siz de bu adres üzerinden imza gönderebilirsiniz.

Ezgi Mola’yı destekleyenler hakkında suç duyurusu

Batman’da geçen yıl intihar eden İpek Er’e cinsel saldırıda bulunduğu öne sürülen Musa Orhan’a hakaret ettiği gerekçesiyle oyuncu Ezgi Mola hakkında 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle dava açılmasına sosyal medyadan tepki yağdı. Musa Orhan’ın avukatı Mehmet Erkan Akkuş, Mola’ya destek olmak için hakaret içerikli paylaşımlar yaptıklarını öne sürdüğü 16 ünlü hakkında da savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.

Batman’ın Beşiri ilçesinde intihara kalkıştıktan 34 gün sonra, 18 Ağustos 2020’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden İpek Er, bıraktığı mektupta, Siirt’te görevli Uzman Çavuş Musa Orhan’ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğu iddiasında bulunmuş; Jandarma Genel Komutanlığı’ndan ihraç edilen Orhan hakkında Siirt 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi‘nde ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 12 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. Musa Orhan’ın tutuksuz yargılanması, tepkilere neden olmuş, oyuncu Ezgi Mola da 20 Ağustos 2020’de sosyal medya hesabından sanığın tutuksuz yargılanmasını eleştirmişti.

Musa Orhan’ın avukatı Mehmet Erkan Akkuş’un suç duyurusu üzerine Ezgi Mola hakkında ‘sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret’ ve ‘hakaret’ suçlarından dava açıldı.

2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istenen Mola’ya destek vermek üzere, sosyal medyada ‘#EzgiMolaYalnızDeğildir’ etiketiyle, aralarında siyasetçiler, müzisyenler, oyuncularca başlatılan kampanyada Mola’ya destek mesajları yağdı.

Mola da teşekkür mesajında yalnız olmadığını hissetmenin güzel olduğunu belirtti.

’16 kişi hakkında suç duyurusunda bulunduk’

Avukat Akkuş, sosyal medya üzerinden yazılan mesajların bazılarının hakaret içerdiğini tespit ettiklerini belirtti. Hakaret içerikli paylaşım yaptıkları ileri sürülen Hazal Kaya, Atilla Taş, Barış Atay, Metin Uca, Hasibe Eren, Aslı İnandık, Mahsun Kırmızgül, İlkay Akkaya, Fatma Turgut, Funda Eryiğit, Serkay Tütüncü, Sarp Akkaya, Tan Taşçı, Ayşenil Şamlıoğlu, Rahşan Gülşan ve Selçuk Balcı hakkında suç duyurusu dilekçelerini Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na teslim ettiklerini belirten Akkuş, müvekkili hakkında örgütlü linç kampanyası yürütüldüğünü öne sürdü.

 

Prof. Dr. Adnan Ayaz: Müsilaj, Çanakkale Boğazı’nda da var

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi‘nde (ÇOMÜ) son zamanlarda Marmara Denizi‘nde etkisini iyice artıran halk arasında deniz salyası olarak bilinen müsilaj sorununu ve çözüm önerilerini konuşmak için “Müsilajın Ekolojik, Ekonomik, Sosyal Etkileri ve Çözümleri” başlığıyla internet üzerinden bir panel düzenlendi.

Panelde önemli açıklamalarda bulunan, ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Su Ürünleri Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Avlama Teknolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, müsilajın Çanakkale Boğazı‘nda da olduğunu, Karadeniz suyunun içinden 15 metre kalınlıkta Ege Denizi‘ne doğru aktığını ifade etti.

‘Müsilajın oluşma süresi değişti’

DHA‘da yer alan habere göre, Prof. Dr. Adnan Ayaz, müsilajın oluşma süresinin değiştiğine, bu sene ocak ayında oluşmaya başladığına dikkat çekti:

Müsilajın oluşma süresi değişti. 2007 yılında yaşadığımız müsilaj olayı ekim ayı sonlarında olmuştu. Şu anda ise Marmara Denizi’nde ocak ayında başladı. Mart ayında Çanakkale bölgesini etkiledi.

Marmara Denizi’nde yürüttüğümüz çalışmada zaten ocak ayında müsilajın başladığını görmüştük. Yoğun o köpüklenme olayı görüntüsü ilk başta yoktu. Çünkü önce azot ve fosfor kirliliğinden kaynaklanan bir durum olduğu için fitoplankton çoğalması ortamda oluyor. Canlılar strese giriyor. Ani suların soğuması ya da ortamda besin tükenmesi sonucu ölmeden önce salgıladığı polisakkarit kökenli bir yapışkan madde denize salgılıyor. Bu yapışkan madde ile birlikte denizdeki partiküller, canlıların parçaları, ölülerin birleşmesiyle bu kötü görüntü oluşuyor.”

‘Turizmi etkiliyor’

Prof. Dr. Ayaz, müsilajın balıkçılığı, dalış turizmini ve turizmi etkilediğini ifade etti:

Müsilajın etkilediği bölge Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Bozcaada açıklarından Limni’ye doğru gidip, dağılıyor. Akıntı ve lodos ile birlikte yukarı suların etkisiyle Saros Körfezi’ne giriyor. Ancak şu anda da Saros Körfezi’nde de müsilajın kıyı bölgelerde kalmadığını balıkçılardan biliyoruz. Derin sularda ise, müsilaj balıkçılığı etkiliyor. Şu anda boğaza yakın yerlerde Marmara’dan sürekli bir tahliye olduğu için bu boğaza yakın olan bölgelerde dalış turizmi ve turizm etkileniyor. O maddenin normalde cilde, vücuda herhangi bir etkisi yok. Geçen hafta ben de müsilaj içinde dalış yaptım, yüzdüm. Ama kötü bir görüntüsü var, kimse o halde suya girmek istemez.”

‘Çanakkale Boğazı’nda da var’

Müsilajın şu anda Çanakkale Boğazı’nda da olduğunu aktaran Ayaz, müsilajın Karadeniz suyunun içinden 15 metre kalınlıkta Ege Denizi’ne doğru aktığını kaydetti:

“Marmara Denizi’nde hiç bir balıkçılık faaliyeti yapılamaz hale geldi. Balıkçılar sezonu erken kapattı. Aşırı şekilde balıkçılığımızı etkiledi. Müsilaj aslında Çanakkale Boğazı’nda şu anda da var. Siz görmüyorsunuz. Suyun üstündekiler rüzgarın etkisiyle kıyıya basıldığı için görmüyorsunuz. Aslında esas suyun üstü değil, altındaki kısmı önemli. Artık çürüyen, yükselip, suyun üstünde köpüklenmeye neden olan bakteri parçalanarak suyun üzerine çıkarıyor. O da kıyıya atılıyor. Karadeniz’den gelen akıntı da komple akıyor. 15 metre kalınlıkta aktığına dair bir echo-sounder görüntüsü var. Karadeniz suyunun içinden 15 metre kalınlıkta Ege Denizi’ne doğru akıyor.”

‘Bazı canlıların ölümüne neden olabilir’

Prof. Dr. Ayaz, müsilajın çok yoğun olmasının bazı canlıların ölümüne sebep olacağını düşündüğünü de ifade etti:

Çok yoğun olduğunda dip balığını önüne katarak, başka bölgelere sürdüğünü, uzaklaştırdığını düşünüyorum. Çok yoğun olduğu zaman balığın göç yolunu değiştirebilir. Bu sene Gökçeada’da kolyoz olması gerekiyor, olmadı. Bu etkilemiş olabilir. Ama çok yoğun olmasının kesinlikle bazı canlıların ölümüne sebep olacağını da düşünüyorum.”