Ana Sayfa Blog Sayfa 1442

Adana’da sel felaketi: Balıklar tarlalara girdi

Adana‘nın Kozan ilçesinde etkisini gösteren şiddetli yağış nedeniyle bir mahallede birçok iş yeri, ev ve tarım arazisi yaşanan su taşkını nedeniyle zarar gördü. Ayrıca sağanak nedeniyle çiftliklerdeki balıklar, sel sularıyla birlikte tarlalara sürüklendi.

İlçeye bağlı Acarmantaş Mahallesi’nde çarşamba günü saat 17.00 sıralarında yağış başladı. DHA’nın aktardığına göre yağışın şiddetini arttırmasıyla mahallede birçok ev ve iş yerini su bastı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün önceden uyarılarına rağmen mahalledeki birçok vatandaş yağışa hazırlıksız yakalandı. Bölgede cadde ve sokaklarda yaşanan su taşkınları nedeniyle trafik durma noktasına gelirken ayrıca birçok tarla ve bahçe yağıştan dolayı zarar gördü.

Fotoğraf: Ali Gökdal/DHA

Balıklar sel sularına karıştı

Mahallede bulunan iki balık üretim tesisinde ise yaşanan sel nedeniyle havuzlarda yetiştirilen balıklar taşan suyun akıntısına kapılarak kayboldu. Çiftliklerdeki balıklar, sel sularıyla birlikte tarlalara sürüklendi.

Tarlalarında balıkları fark eden köylüler ise kovalarla topladı. Halen hayatta olduğu belirlenen balıklar ise yakındaki dereye bırakılarak hayatta kalmaları için mücadele verildi.

 

‘Sermayeye kaynak aktarmanın yeni adı: Millet Bahçeleri’

TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi İzmir Bergama‘da yapılmak istenen Millet Bahçesi için yapılan imar planı değişikliklerine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamada Ertuğrul Mahallesi’nde yapılmak istenen proje için 1/25000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı Değişikliği, 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı Değişikliği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandığı belirtildi..

‘Toplumun dönüştürülmesi hedefleniyor’

Millet Bahçesi projeleri hakkında görüşlerin de paylaşıldığı açıklamada “İlk olarak 2018 yılında dillendirilmeye başlanmış, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğine 8 Ocak 2019 tarihinde Millet Bahçesi gösterimi, 1 Mart 2019 tarih itibariyle de Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği‘nin Tanımlar başlıklı 4. maddesine eklenerek kentleşme sürecinin parçası haline getirilmiştir” denildi.

Açıklamada “Tüm Türkiye’de yaygın bir şekilde hayata geçirilmeye çalışılan ‘Millet Bahçeleri’ ile kentlerimizde ‘Yeşil Alan’ların arttırıldığı iddia edilse de söz konusu uygulamaların yürürlükte bulunan plan kararlarının dengesini bozucu nitelikte olduğu, kaldırılan fonksiyonun yaratacağı olumsuzlukların yanında bu tip uygulamalar ile sermayeye kaynak aktarıldığı ve en önemlisi toplumun dönüştürülmesinin hedeflendiği görülmektedir” ifadelerine yer verildi.

‘Arkeolojik SİT alanı’

İzmir Bergama’da yapılmak istenen Millet Bahçesi hakkındaki incelemelerinin de paylaşıldığı açıklamada şu tespitlerde bulunuldu:

  • Söz konusu alan; yürürlükte bulunan İzmir-Manisa 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Kentsel Yerleşik Alan” ve “Üçüncü Derece Yol” ile birlikte , “2. ve 3. Derece Arkeolojik Sit Alanı” sınırları içerisinde, İzmir Kuzey Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planında “Mevcut Konut Alanı Orta Yoğunluklu”, Mevcut Konut Alanı Düşük Yoğunluklu”, “Spor Alanı”, “Ticaret-Konut Alanı”, “Birinci Derece Yol” ile birlikte “3. Derece Arkeolojik Sit Alanı” sınırları içerisinde yer aldığı,
  • 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı bir kısmının ise 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı içerisinde yer aldığı, söz konusu planlarda ise “Spor Alanı”, “Park Alanı”, “Rekreasyon Alanı”, “Otopark Alanı” ile “3. Derece Arkeolojik Sit Alanı” sınırları içerisinde kaldığı,
  • 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı bir kısmının ise 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı içerisinde yer aldığı, söz konusu planlarda ise “Stadyum Alanı”, “Park Alanı”, “Rekreasyon Alanı”, “Otopark Alanı” ile “3. Derece Arkeolojik Sit Alanı” sınırları içerisinde kaldığı,

‘Kamu yararına aykırı’

  • Söz konusu onama işlemleri incelendiğinde Bergama İlçesinin bütününe hizmet eden bölgesel nitelikteki “Spor Alanı” ve “Rekreasyon Alanı”nın kaldırılarak “Millet Bahçesi”, “Park Alanı” kullanım kararının da kaldırılarak “Ticaret Alanı” kullanım kararına çevrilmesi şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına açıkça aykırı olduğu,
  • Stadyumlar büyüklükleri, ölçekleri, altyapı (oto ve yaya ulaşımı, elektrik, su, gaz, güvenlik, alan kullanımı vb.) gereksinimleri dikkate alındığında bu tür alanların bilimsel ve teknik bir gerekçesi olmadığı sürece yer değişikliği yapılmasının kamu zararı oluşturacağı,
  • Üst ölçekli plan kararlarına aykırı olarak parsel bazında onaylanan imar planı değişiklikleri ile bütünde onaylanmış planların dengesinin bozulacağı,
  • Bergama ilçesinde “yeşil alan” kullanım kararının artırılması için mevcut kamusal kullanımların fonksiyonlarını değiştirmek yerine yürürlükte bulunan plan kararları dikkate alınarak yeni kamusal alanların ayrılması gerektiği,
  • Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 7.maddesinin a bendinde “Planlar, kamu yararı amacıyla yapılır.” şeklindeki hüküm dikkate alındığında onaylanan imar planlarının herhangi bir kamu yararı içermediği,
  • Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 26.maddesinin 1. fıkrasında; “İmar planı değişikliği; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak yapılır.” şeklindeki hüküm dikkate alındığında, plan değişikliklerine ait plan raporunda plan değişikliğini zorunlu kılacak teknik ve nesnel gerekçelerin kabul edilemeyeceği,

‘Kurum görüşü bulunmuyor’

  • Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 26.maddesinin a bendinde yer alan “İmar planındaki durumu değişecek olan sosyal ve teknik altyapı alanındaki tesisi gerçekleştirecek ilgili yatırımcı Bakanlık veya kuruluşların görüşü alınır.” şeklindeki hüküm ile yapılacak plan değişikliklerinde konuya ilişkin yatırımcı bakanlığın veya kamu kuruluşlarının görüşünün alınması gerektiği, ancak plan açıklama raporda herhangi bir kurum görüşünün bulunmadığı,
  • Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 26.maddesinin b bendinde yer alan “İmar planında yer alan yol hariç sosyal ve teknik altyapı alanlarının ve kamuya ait sosyal ve kültürel tesis alanlarının kaldırılabilmesi veya küçültülmesi ancak bu tesislerin hitap ettiği hizmet etki alanı içinde eşdeğer yeni bir alanın ayrılması suretiyle yapılabilir.” şeklindeki hüküm yer aldığı, söz konusu onama işleminde kaldırılan kamusal alanlara eşdeğer alan ayrılmasına yönelik onama işleminin tesis edilmediği ancak kaldırılan spor alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla Bergama Belediyesi tarafından Gençlik ve Spor Bakanlığına devredilen mülkiyetlerin bulunduğu alanda mevcut durumda “Spor Tesis Alanı”, “Kapalı Spor Tesis Alanı” ve “Belediye Hizmet Alanı” kullanım kararında olduğu, bu alanların “Spor Tesisi Alanı” olarak belirlenmesi durumunda yine Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 26.maddesinin b bendine göre yine eşdeğer alan ayrılması gerekeceği,
  • 2863 sayılı Kültür ve tabiat Varlıklarını Koruma Kanunun 17.maddesinde “Koruma amaçlı imar planları, müellifi şehir plancısı olmak üzere alanın konumu, sit statüsü ve özellikleri gözönünde bulundurularak ilgili meslek gruplarından Bakanlıkça belirlenecek uzmanlar tarafından hazırlanır” şeklinde yer alan hüküm dikkate alındığında Bakanlıkça tesis edilen işlemde planlama ekibine ilişkin herhangi bir bilginin yer almadığı,

şeklindeki gerekçeler dikkate alındığında İzmir`de binlerce deprem mağdurunun barınma sorununu çözmek yerine sermayeye kaynak aktarmak dışında bir anlam içermeyen bu işlemin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararını aykırılığı açık olup konuya ilişkin ayrıntılı incelemelerimiz devam etmektedir.

Yeşiller Partisi: Ahmet Şık bizdendir

Yeşiller Partisi, hakkında iki ayrı soruşturma açılan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından hedef gösterilen Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili ve gazeteci Ahmet Şık hakkında açıklama yaptı.

“Ahmet Şık Bizdendir” başlığı taşıyan açıklamada “Yıllardır objektifi ve kalemiyle gerçeklerin üzerine giden ve gerçekleri bizlerle paylaşan; her ne pahasına olursa olsun gerçekleri göstermekten, anlatmaktan, belgelemekten vazgeçmeyen, vazgeçmediği için de defalarca bedel ödeyen, Gezi’nin ilk günlerinde başından yaralanmasına rağmen olanları bize iletmekten geri durmayan Ahmet Şık bizdendir” denildi.

‘Hedef gösteriliyor’

Açıklamanın devamında “İşinin gereğini yaptığı için, geçmişten günümüze her dönemde iktidarların hedefinde olan Ahmet Şık şimdi de milletvekili olmanın sorumluluğuyla ülkeyi saran yapıların üstüne gittiği için, grup toplantılarında hedef gösteriliyor, tehdit ediliyor. Adı ölümle yan yana getirilip sindirilmeye çalışılıyor. Nice iktidarların yapmaya çalışıp başaramadığını şimdi de bir başkası deniyor” ifadeleri kullanıldı. Açıklama şu ifadelerle son buldu:

Fakat Ahmet Şık bizdendir. Ne Ahmet Şık’tan ne de Ahmet Şık’ın gerçekleri bulup dile getirme azminden vazgeçeceğiz!

İki ayrı soruşturma

Medyascope’ta katıldığı programda Sedat Peker‘in videolarını değerlendiren Şık “‘Devlete katil demiş adam’ deniyor. Evet, devlet katil kardeşim. Şimdi bana bunu söylediğim için kızanlar, Sedat Peker’in devletin katil olduğunu anlattığı videolarda ‘Aa öyle miymiş’ diyorlar ya da alkışlıyorlar. Evet, Türkiye’nin devleti katildir, bu kadar. Tıpkı dünyanın diğer devletleri gibi” ifadelerini kullanmıştı.

Katıldığı canlı yayınlardaki ifadeleri nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iki ayrı soruşturma açıldı.

Bahçeli’den hedef gösterme

Devlet Bahçeli ise Ahmet Şık’ı hedef göstererek Şık’a yönelik “hain”, “alçak”, “soysuz”, “suçlu”, “aşağılık” hakaretlerinde bulundu.

MHP lideri, “HDP‘lilerin fütursuzluğundan cesaret alan bu suçlu bilmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti katil olsaydı, bugün bulunduğun yer TBMM değil mezarlık olurdu. Bunlara müsamaha gösteremeyiz, bu aşağılık tiplere tahammül edemeyiz” ifadelerini kullandı.

Bunun üzerine Ahmet Şık Devlet Bahçeli hakkında suç duyurusunda bulundu.

Ankara Mamak’ta sel felaketi

Ankara‘da etkili olan sağanak yağış sel felaketine dönüştü. Mamak ilçesinin merkezinde cadde ve sokaklar su altında kaldı.

Akdere Kutlu Mahallesi Dereboyu Caddesi‘nde park halindeki çok sayıda araç sürüklendi, sürücüler zor anlar yaşadı. Bazı sürücüler, araçlarını yol kenarına almaya çalıştı. Sel nedeniyle bazı iş yerlerini de su bastı.

Can kaybı yok

Sel nedeniyle caddede çöp konteynerleri de sürüklendi.DHA’nın aktardığına göre ilçede Boğaziçi Mahallesi‘nde bulunan alt geçit de suyla kaplandı. Belediye ekipleri bölgede çalışma başlattı.

Maddi hasara neden olan sel nedeniyle herhangi bir can kaybı yaşanmadığı bildirildi. Uzmanlar önümüzdeki günlerde de benzer hava olaylarının yaşanabileceğini belirtti.

Fotoğraf: Harun Özalp- DHA

‘Yarım saatlik yağışta bu hale geldi’

Evi sel sularında hasar gören Osman Erdoğan, “Bu derenin suyu her zaman böyle oluyor. Yarım saatlik yağışta her yer bu hale geliyor. Buradaki kanal, suyu geri tepince bizim kömürlük böyle su doldu. Evin içerisine de su girdi. Kömürlükteki odunlarım ve kömürlerim hepsi gitti. Sadece sel suyu olsa önemli değil de içerisinde kanal suyu da var” diye konuştu.

Alt kattaki otoparkı su dolan apartmanda oturan Ahmet Üzel, “Yola döşenen boruları yüksek ihtimal iyi döşeyemediler. O boruların üzerine asfalt atılmadığı için o çakıl taşları arabaların yukarı çıkmasını engelledi. Bu civardaki kanalizasyon boruları da patlak olduğu için o suyla karışık yağmur suyu binanın altına doldu. Su dolan kısımda araçlar vardı. Araçları buradan zor çıkardık. Apartman da asansörün içine kadar su doldu” dedi.

Müsilajın vidanjörlerle deniz yüzeyinden toplanması çözüm sağlar mı?

Marmara Denizi’nin kabusu haline gelen ve halk arasında “deniz salyası” olarak da bilinen müsilajın temizlenmesi için bölge çapında seferberlik başlatıldı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “Marmara Denizi Eylem Planı” kapsamında başlatılan temizleme çalışmalarında deniz yüzeyini kaplayan müsilajlar vidanjörlerle toplanmaya başlandı. Toplanılan müsilajların ise arıtma tesislerine götürüldüğü belirtildi.

Bu uygulama ise akıllara şu soruyu getiriyor: İklim krizine bağlı olarak deniz suyu sıcaklığındaki yükselme, denizdeki durgunluk ve artan kirlilik nedeniyle gerçekleştiği belirtilen felaketin çözümü için deniz yüzeyinden müsilajların toplanması ne kadar mantıklı?

Artüz: Filin üzerindeki sinek kadar etkisi olur

Hidrobiyolog Levent Artüz Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Deniz yüzeyinden müsilajı toplamanın ancak filin üzerindeki sinek kadar etkisi olur” diyerek müsilajın çok büyük ve denizin tamamına nüfuz etmiş bir sorun olduğunu ifade etti.

Ancak dört buçuk aydır müsilajlarla gün yüzüne çıkmış sorunlar konusunda kamuoyundan yoğun bir baskı geldiğini dile getiren Artüz, “Yetkililer hiçbir şey yapmazsa bu sefer de bir şey yapmıyorlar diye suçlanacak. O yüzden neden bunu yaptıklarını da anlıyorum” dedi.

Bu yöntemin herhangi bir faydası olmadığı söyleyen Artüz, “Üstelik hem zaman hem kişi açısından bir kayıp. Ancak bu işlemin yapılması bilimsel değil politik bir karar” görüşünü paylaştı.

Öztürk: Dibe çökmesine neden olabilir

Çevre Mühendisi Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada toplama işleminin denize daha fazla zarar verebileceğini söyledi. Deniz salyasının yalnızca yüzeyde değil denizin dibinde de olduğunu belirten Öztürk, “Temizleme sırasında daha fazla müsilaj dibe çökebilir” uyarısında bulundu.

Temizleme işleminin deniz süpürme araçlarıyla yapıldığına dikkat çeken Öztürk, “Bu araçlar yüzeydeki çöpü ve katı maddeleri temizlemek için kullanılır. Ancak müsilaj derken yüzde 99’u su olan ve polisakkarit adı verilen şeker bileşeninden bahsediyoruz” dedi.

Müsilaj temizliği yapılacaksa bunun yüzeydeki maddeler örselenmeden ve zarar görmeden yapılması gerektiğini savunan Öztürk, “Teknik detaylar incelenmeden deniz süpürme araçlarıyla yapılacak bir temizlik daha fazla soruna yol açabilir” dedi.

‘Tamamı hassas alan ilan edilmeli’

Marmara Denizi’ndeki müsilajla mücadele etmek için sorunun kaynağına inmek gerektiğini aktaran Prof. Dr. Öztürk “Marmara Denizi çevresinin tamamı hassas alan ilan edilmeli ve seferberlik başlatılmalı” dedi.

Denizin evsel ve endüstriyel atık sular ile bu hale geldiğine değinen Öztürk, “Bir an önce ileri kademe arıtmaya geçilmeli. Evsel atık sular için biyolojik arıtma, sanayi atıkları için kimyasal arıtmayla birlikte arıtma anlamına geliyor. İleri kademe arıtma yapılan yerler de denetlenmeli” ifadelerini kullandı.

‘Yaptırım uygulamak yetmez’

Öztürk, bu adımların atılması için üç yıl beklemeye gerek olmadığını seferberlik ilan edilirse bir yıl içerisinde yapılabileceğini söyledi.  Bandırma’da kirlilik yayan fabrika görüntülerini hatırlatan Öztürk, “Büyük bir fosfor kirliliğine yol açıyor. Bu da en büyük sorunlardan biri. Vaktinde bu tesise yaptırımlar da uygulanmış” dedi.

Bu aşamada tesislere yaptırım uygulanmasının yeterli olmayacağını ifade eden Prof. Dr. Öztürk, “Yaptırım yetmez. İleri kademe arıtma yapmayaan ve aşırı fosfor yükü veren tesislerin faaliyetlerinin gerekli önlem alıncaya kadar bir an önce durdurulması gerekir” görüşünü savundu.

‘Bütünsel bir yaklaşım gerekiyor’

Marmara Denizi’ndeki sorunun çözümü için bütünsel bir yaklaşım gerektiğini söyleyen Öztürk, “Tarımsal arazilerde kullanılan gübre azot ve fosfor yüklü. Çözümün bir ayağı olarak tarım arazilerinde iyi tarım uygulamasına geçmek gerek. Marmara Havzası pilot bölge seçilmeli ve Avrupa’daki örnekler de incelenerek bu yöntem uygulanmalı” dedi.

Mandıraların da evsel atıklardan 10 kat fazla kirlilik yaydığına dikkat çeken Öztürk, “Oradaki atıklar kompost yapılmalı. Gübre haline getirilerek tarım arazilerinde kullanılmalı. Ancak bütün boyutlarıyla ele alırsak çözüm bulabiliriz” ifadelerine yer verdi.

Ciddi bir problemler karşı karşıya olduğumuzu vurgulayan Öztürk son olarak “Acil, acil, acil. A Partisi B Partisi demeden ortak akılla bilimsel ve pratik çözümler üretilmeli” dedi.

 

Danimarka, Kopenhag kıyılarına iklim krizine karşı önlem olarak yapay ada inşa edecek

Adı Lynettehold olarak belirlenen ada, anakaraya çevre yolu, tüneller ve halka açık bir metro hattı ile bağlanacak. Yaklaşık 2,6 km² büyüklüğünde planlanan ada için yapılan projenin bu yıl içinde başlatılması bekleniyor.

ZM Science’ın aktardığına göre, hükümet, küresel ısınmaya bağlı iklim krizi nedeniyle ortaya çıkan güçlü fırtına dalgaları ve deniz seviyesindeki yükselme yüzünden meydana gelebilecek sel baskınlarına karşı bir işlev görmesini umuyor. Adanın yaklaşık 35.000 kişiye ev sahipliği yapması bekleniyor.

Ulaştırma Bakanı Benny Engelbrecht geçen yıl, “Lynetteholm, Kopenhag için kuzeyden gelen etkili fırtına dalgalarına karşı koruma sağlayacak ve böylece önümüzdeki yıllarda daha aşırı hava koşullarına maruz kalması muhtemel olan şehir vatandaşları için güvenlik oluşturacak” demişti. 

Danimarka, en iddialı iklim planlarından bazılarına sahip ülkeler arasında yer alıyor ve emisyonlarını 10 yıl içinde (1990 seviyelerine kıyasla) %70 oranında azaltma sözü vermiş durumda. En yüksek rakımı 173 metre olan ülke özellikle denizden gelen tehditlere karşı diğer Avrupa ülkelerinden daha fazla açık.

Adanın inşasında çalışacak şirket olan By & Havn’ın CEO’su Anne Skovbro, parlamentonun partiler arası kararını memnuniyetle karşıladığını söyledi: “Lynetteholm, kentin genç ve gelecek nesillerinin yararına olarak Kopenhag’ın önemli bir iklim korumasıdır.” 

Çevre aktivistleri: Yeşil yıkama

Ancak herkes program hakkında bu kadar heyecanlı değil. Bazı çevreci gruplar, projenin iptali için dava açtı.  Denizdeki tortu hareketinin yerel ekosistemleri ve su kalitesini etkileyebileceğini savunan aktivistler, buna ek olarak proje için her gün şehir içinde bir kamyon filosunun da hareket etmek zorunda kalacağına işaret etti.

Danimarka’daki İklim Hareketi (“Klimabevægelsen i Danmark”) Genel Sekreteri Frederik Roland Sandby de, projenin çevresel faydalarını bir “yeşil yıkama” örneği olarak reddettiklerini açıkladı. Sandby’nin vurguladığı  projenin olumsuz yönleri arasında, adanın inşaatının gerektireceği ekstra trafik, hava ve su kirliliği ve emisyon artışı da yer alıyor.

Kopenhag Belediyesi’nin yayınladığı, sanatçıların Lynetteholm’un nasıl görüneceğine dair çizimleri. 
Proje hakkında Avrupa Adalet Divanı nezdinde de itirazlar sürdürülüyor. İnşaata çevresel değerlendirme ve konut, ulaşımın yaratacağı etkiler gibi diğer gelişmeler perspektifinden değil, sadece adanın kendisine odaklanıldığı gerekçesiyle itiraz ediliyor.

Kopenhag üzerinde uzun vadeli etkileri olacak proje inşaatının 2070 yılına kadar sürmesi bekleniyor.

 

Hayvan haklarıyla ilgili teklif taslağı Cumhurbaşkanına sunuldu: Göstermelik cezalar var

Hayvan hakları yasası teklif taslağının Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulduğu duyuruldu.

Söz konusu taslakta, hayvanları öldüren, eziyet eden ve cinsel istismara maruz bırakanlara hapis cezası öngörülse de hayvan hakları aktivistleri bu cezaların yetersiz olduğunu ve hapis yatarının olmadığını söylüyor.

Cumhurbaşkanının talimatına göre, yasa bu dönem Meclis kapanmadan hayata geçecek.

‘Ceza alsa bile hapis yatmayacak’

Yeşil Gazete’ye açıklamalarda bulunan Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu Kurucu Üyesi ve hayvan hakları aktivisti Elif Ertürk, tasarıda bahsi geçen hapis cezalarının yetersiz olduğunu söylüyor.

Tasarıda verilmesi öngörülen hapis cezaları şöyle:

Ev hayvanı veya evcil hayvanları kasten öldürene 6 aydan 4 yıla kadar, hayvanlara eziyet edenlere 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası, hayvanlara cinsel istismar suçu için de 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Nesli yok olma tehlikesi altında olan hayvanları öldürmenin cezası 1 yıldan 5 yıla kadar, bir hayvanın neslini yok etmenin cezası da 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası olacak.

Hayvan dövüştürenlere de 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Elif Ertürk, söz konusu suçlardan ceza alınsa bile bu cezaların hapis yatarının olmadığını ve ceza alt sınırının en az üç yıldan başlaması gerektiğini ifade etti:

Hapis cezası olarak öngörülen cezalar çok yetersiz. 3-6 aydan başlayarak dört yıla kadar diyor ama hepimiz biliyoruz ki böyle cezaların hapis yatarı yok. Ceza alt sınırları en az üç yıldan başlamalı.

Mesela tecavüzde altı aydan başlayıp üç yıla kadar diyor. Böyle bir şeyin cezası yok ki, hapis yatmayacak.

Biz hapis cezasının gelmesini yıllardır talep ediyoruz ama gerçek bir hapis cezası olmalıydı. 3-6 aydan başlayan cezalar bir şekilde ya para cezasına çevrilecek ya da hiçbir şey çıkmayacak.

Ertürk, hayvan hakları için yapılan yeni kanunda Türkiye çapında her ilçede ve beldedeki sahipsiz hayvanların kısırlaştırılması için her belediyeye bir kısırlaştırma ve tedavi merkezi istediklerini, ancak bunun yine hayata geçmeyeceğini dile getirdi.

‘Belediye görevlisine ceza gelmezse bu işin sonu gelmez’

Tasarıda belediyelere ceza verilmesiyle ilgili hiçbir maddenin olmadığını söyleyen Elif Ertürk, görevini yapmayan belediye görevlisi ve belediye başkanına ceza verilmesi gerektiğini şöyle dile getirdi:

Belediyeye ceza hiçbir şekilde konuşulmuyor mesela. Hayvanları en çok öldüren, katleden yerel yönetimler. Hayvanı kısırlaştırmıyor, işini yapmıyor, dağın başına atıyor. Hayvanlar orada açlıktan ölüp gidiyorlar.

Görevini yapmayan belediye görevlisine bir ceza gelmezse bu işin sonu gelmez. Hem belediye başkanına hem belediye görevlisine de bir ceza gelmeliydi. Ama bundan bahsedilmiyor.”

‘Hayvanlar o sokakta değil, başka bir yerde mi yaşayacak?’

Hazırlanan taslaktaki maddelere göre, çok sayıda hayvanın birlikte yaşadığı hayvan besleme odaklarının yerleriyle birlikte park, bahçe ve arsalardaki beslenme noktalarını Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenecek. Bu alanlar dışında hayvanların beslenmesi engellenecek.

Bu konuya da değinen Elif Ertürk, hayvanları besleme noktalarına Tarım ve Orman Bakanlığı’nın karar verecek olmasına şöyle tepki gösterdi:

Bizim en hassas olduğumuz, kırmızı çizgimiz altıncı maddemiz var.

Sokaktaki hayvan kısırlaştırılır, aşılanır, tekrar yaşadığı ortama geri bırakılır. Biz bu maddenin hiçbir şekilde delinmemesi gerektiğini görüşmelerimizde defalarca ifade ettik.

Ama şimdi, mesela parklarda, sokaklarda hayvanları besleyemeyeceğiz. Besleme noktalarına ilçe tarım müdürlüğü karar verecekmiş. Böyle saçma bir madde olamaz. Bu, altıncı maddenin delinmesi demek.

Sokağımdaki iki tane köpek için mama koyamayacağım. İlçe tarım bana besleme noktası gösterecek. Bu ne demek oluyor? O hayvanlar o sokakta değil, başka bir yerde mi yaşayacak? Bu ucu açık ve son derece tehlikeli noktalara giden bir durum olur.”

‘Evdeki hayvan sayısına karışılması hak ihlali’

Taslakta yer alan ve tepkilere neden olan bir diğer madde de apartmanda hayvan besleme sayısına sınırlama getirilmesi. Hayvan hakları aktivisti Ertürk, bu durumun bir hak ihlali olduğunu dile getirdi:

Yine en büyük tehlike evdeki hayvan sayısına kısıtlama. Evdeki hayvan sayısına karışılması bir hak ihlalidir. Bizler barınaklardan, sokaklardan hayvan kurtarmış durumdayız.

Belediyeler zaten görevlerini yapmadıkları için biz bu hayvanları kurtarmak, evimize almak zorunda kalıyoruz. Hayvan sayısına bir kısıtlama getirilemez. Böyle bir şey olursa Türkiye çapında infialler yaşanır.”

Taslakta geçen söz konusu maddelerin beklentileri kesinlikle karşılamadığını ifade eden Elif Ertürk; avcılıkla, yunus parklarıyla, faytonlarla, deneyle ilgili hiçbir düzenlemenin de olmadığını söyledi.

‘Rapordan çok uzak’

Ertürk, TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu tarafından tüm partilerin üzerinde uzlaşarak hazırladığı Hayvan Hakları Raporu‘ndan şu an çok uzak bir tasarının göründüğünü söyledi.

“Rapora tamamen aykırı bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız” diyen Elif Ertürk, taslakta göstermelik cezaların yer aldığını; bu tasarının hayvanların korumayacağı gibi, tam tersinin bile söz konusu olabileceğini ifade etti.

Taslaktaki diğer maddeler

Teklif taslağında yer alan diğer maddeler ise şöyle:

  • Hayvanlar yasada “mal” değil “canlı varlık” olarak yer alacak.
  • Cumhuriyet savcıları, hayvana karşı işlenen suçlarda suçüstü yapılması halinde yazılı başvuru ya da şikayete gerek kalmaksızın re’sen soruşturma açabilecek.
  • Evlerde beslenen kedi ve köpeklere dijital kimliklendirme yapılacak. Kimliklendirme yapmayan hayvan sahiplerine bin 200 TL para cezası kesilecek.
  • Hayvanını sokağa terk edenlere 2 bin TL’ye kadar para cezası verilecek.
  • Sokak hayvanlarının kısırlaştırılması ve hayvan barınakları, rehabilitasyon ve aşılama için belediyeler büyüklüklerine göre, bütçelerinden pay ayırmak zorunda olacak.
  • Sokakta yaşayan sahipsiz hayvanlar uyutma vs. gibi yöntemlerle öldürülmeyecek. Sahipsiz sokak hayvanlarının üremesinin önüne geçilmesi için, tüm sokak hayvanları 3-4 yıllık sürede kısırlaştırılacak.
  • Pitbull Terrier, Japanese Tosa, Dogo Argentino, Fila Brasileiro gibi köpek ırklarının ve melezlerinin üretimi, sahiplenilmesi, Türkiye’ye girişi, alım-satımı, reklamı, takası, hediyesi yasak olacak.

Bitcoin El Salvador’da yasal ödeme aracı oldu

El Salvador’da parlamento, kripto para birimi Bitcoin’i yasal ödeme aracı sayan yasayı kabul etti.  El Salvador Devlet Başkanı Nayip Bukele Twitter’dan yaptığı açıklamada “Bitcoin yasası, yasama meclisinde nitelikli çoğunlukla kabul edildi” dedi.

Bukele, oylama öncesinde de yasanın ülkede “finansal erişim, yatırım, turizm, inovasyon ve ekonomik gelişme” sağlayacağını söyledi. Bitcoin’in milyarlarca dolarlık para transferinde en hızlı büyüyen yöntem olduğunu söyleyen Bukele aracılarda para kaybının böylece engellendiğini kaydetti.

Meclisteki 84 milletvekilinden 62’si yasa lehinde oy kullandığı öğrenildi. Ülkedeki muhalefet partileri yasanın hızlı bir biçimde oylamaya sunulduğu gerekçesiyle lehte oy kullanmayı reddetti.

El Salvador’un Filistin asıllı devlet başkanı Nayip Bukele.

Ülke dışından gelen para GSMH’nin yüzde 22’si

Yabancı ülkelerde çalışan El Salvadorluların ülkeye gönderdiği para ülke ekonomisinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu paranın ülkenin gayrisafi milli hasılasının yüzde 22’sine denk geldiği belirtiliyor. Resmi raporlara göre 2020 yılında ülkeye bu şekilde dönen paranın hacmi 5 milyar 900 milyon dolar.

Kripto para birimi pazarı, Coinmarketcap internet sitesine göre Mayıs 2020 ortalarında 2,5 trilyon dolara ulaştı. Şu anda 1 bitcoin 33 bin 814 dolar değerinde.

Salda Gölü’nü inekler kirletmiş

Salda Gölü‘ne kanalizasyon suyunun aktığını gösteren görüntülerin ortaya çıkmasının ardından Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kolçak‘tan yeni bir açıklama geldi. Gölü ineklerin kirlettiğini öne süren Kolçak, “O görüntüler çekilmeden kısa süre önce büyükbaş hayvanlar girmiş, çamur olmuş. Salda Gölü’nü besleyen Düden Çayı’na kanalizasyon atıklarının karışması imkansız” dedi.

Salda’yı Koruma Derneği, Salda Gölü’ne kanalizasyon suyunun aktığını gösteren görüntüleri Twitter hesabından paylaşmıştı.

Tepki çeken görüntülerin ardından Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kolçak, Yeşilova Belediye Başkanı Mümtaz Şenel, Salda köyünün Muhtarı Ömer Türkmen ve beraberindeki yetkililer ile Düden Çayı’nın gölle birleştiği deltada inceleme yaptı.

Yeşilova Belediye Başkanı Mümtaz Şenel, Salda köyünün Muhtarı Ömer Türkmen ve beraberindeki yetkililer ile Düden Çayı’nın gölle birleştiği deltada inceleme yapan Kolçak, görüntülerin “doğal süreç sonrası ortaya çıkan yosunlaşma ve göl yakınındaki meraya otlamaya gelen ineklerden kaynaklı atıklar olduğunu” öne sürdü:

“Düden Çayı’nın Salda Gölü ile birleştiği nokta ‘Beyaz Adalar’ denilen bölgede yer almaktadır. Sulak alan ekosistemine sahiptir. Sit statüsü olarak da kesin korunacak hassas alandır bu bölge. Burada akan Düden Çayı’nda herhangi bir evsel kirlilik bulunmamaktadır. Burada son derece sıkı koruma tedbirleri uygulanmaktadır. Bu alana insan girişi de mümkün değildir.”

‘Temiz su bile göle ulaşamaz’

Salda köyünün 1100 nüfusu olduğunu, 2008’de arıtmasının hizmete girdiğini belirten Kolçak, “Doğal kaynak olarak gölün 8 kilometre ilerisinden, köyün üzerinden doğan Düden Çayı, köyün çevresinden dolanarak Salda’ya akıyor. Salda Gölü’nü besleyen Düden Çayı’na kanalizasyon atıklarının karışması imkansız. Deltadaki sarı- yeşil renk, kendi ekosisteminde olan, güneş ve rüzgarın etkisiyle oluşan yosunlaşma. Köyün kanalizasyonu arıtmada toplanıyor ve azot ve fosfor arıtımı yapıldıktan sonra 5 dönümlük yapay sulak alana giriyor. Bırakın kanalizasyonu, arıtmadan elde edilen temiz suyun bile göle ulaşma ihtimali yok” diye konuştu.

Köyün tamamında kanalizasyon olduğunu kaydeden Muhtar Ömer Türkmen ise “Köyün bütün atığı yapılan dinlendirme havuzlarına gidiyor. Oradan geçtikten sonra doğal arıtma olan sazlık alana geçiyor. Oradan da atık deresine gidiyor. İçilebilecek derecede temiz su” dedi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından bölgeye arıtma tesisi yapılacağını aktaran Türkmen, “Düden Çayı 8 kilometre köy sınırlarımızdan geçmektedir. Düden Çayı’na herhangi bir karışım olmamaktadır. Üst tarafı meradır. Yaz aylarında havanın ısınmasıyla suda yosun oluşuyor. Bu yosun bütün derelerde oluşur” diye konuştu.

Bakanlık: İddialar asılsız

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada da Salda köyündeki evsel nitelikli atık suların kanalizasyon sistemiyle sızdırmasız foseptikte toplandığı ifade edildi. Köyün kanalizasyon suyunun göle gitmesinin söz konusu olmadığı belirtilen açıklamada, ” İddialar asılsızdır. Ayrıca İLBANK AŞ tarafından yapılması planlanan Salda köyü ileri biyolojik atıksu arıtma tesisi projesinin 24 Haziran 2021 tarihinde ihalesi yapılacaktır” denildi.

 

AYM’den Büyükada davasında bir ‘haksız tutukluluk’ kararı daha

Anayasa Mahkemesi, Büyükada Davasında yargılanan hak savunucusu, eski Uluslararası Af Örgütü Direktörü İdil Eser’in başvurusunu karar bağladı.

AYM, tutuklu yargılanmış olan Eser’in başvurusunda, “Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine” ve Eser’e 40 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Eser’in avukatı Benan Molu karara ilişkin sosyal medya hesabından “İdil Eser’in Af Örgütü ve insan hakları faaliyetleri nedeniyle Büyükada davasında tutuklu yargılanmasıyla ilgili başvurumuzda ihlal kararı verdi. Dava Yargıtay’da, karara göre hiç tutuklanmamalıydı ve şimdi beraat etmeli” açıklaması yaptı.

İdil Eser 5 Temmuz 2017’de gözaltına alınmış, 18 Temmuz 2017’de tutuklanmıştı. Yedi hak savunucusuyla birlikte 25 Ekim 2017’deki duruşmada tahliye edilmişti.

Büyükada Davası’nda yargılanan hak savunucusu Özlem Dalkıran’ın başvurusu da aynı şekilde sonuçlanmıştı.

Büyükada davasında ne olmuştu?

İnsan hakları örgütlerinden 10 temsilcinin atölye çalışması yapmak üzere toplandıkları Büyükada’da, otele baskın düzenleyen polis, söz konusu kişileri gözaltına almış, İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü), Özlem Dalkıran (Yurttaşlık Derneği), Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Ali Garawi (İsveç vatandaşı insan hakları eğitimcisi) ve Peter Steudtner (Almanya vatandaşı insan hakları eğitimcisi) “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” (TCK 220/6), “silahlı terör örgütüne üyelik” (314/2 ve 314/3) suçlamalarıyla tutuklanmıştı.

İddianameye Haziran 2017’den beri tutuklu bulunan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı avukat Taner Kılıç da daha sonra eklendi.

Bütün sanıkların ortalama bir yıllık bir tutukluluk süresinden sonra tahliye edildikleri davanın 3 Temmuz’daki son duruşmada, Taner Kılıç’a 6 yıl 3 ay, Günal Kuşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran’a 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi. Dosya Yargıtay incelemesinde.