Ana Sayfa Blog Sayfa 1399

Türkiye sinemasının Tarkan’ı Kartal Tibet hayatını kaybetti

Türkiye sinemasının önemli isimlerinden olan oyuncu, yönetmen ve senarist Kartal Tibet 83 yaşında hayatını kaybetti.

Tibet’in ölüm nedenine dair henüz bir açıklama yapılmazken, ölümünü Civan Canova, Instagram hesabı üzerinden duyurdu.

‘Defni büyük ihtimal 3 Temmuz günü gerçekleşecek’

Canova, yaptığı paylaşımda Tibet’in cenaze töreninin büyük ihtimalle 3 Temmuz’da yapılacağını kaydetti:

Güle güle Kartal ağabeyim, seni çok özleyeceğim ??❤️ Kartal Tibet’ in cenaze töreninin yapılacağı cami ve defni büyük ihtimal 3 Temmuz cumartesi günü gerçekleşecek; bilgiler, bugün kesinleşince, aile tarafından paylaşılacaktır.”

Karta Tibet kimdir?

Yeşilçam‘ın önemli isimlerinden Kartal Tibet, 1938 yılında Ankara’da dünyaya geldi.

Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü‘nden mezun olan Tibet, 1961 yılında Ankara’nın ilk özel tiyatrosu Meydan Sahnesi‘nin kurucuları arasında yerini aldı.

Hafızalara kazınan “Tarkan” karakterine hayat veren Kartal Tibet; Karaoğlan, Çalıkuşu, Boş Çerçeve gibi birçok önemli yapımda yer aldı.

Tosun Paşa filmiyle ilk defa yönetmenlik koltuğuna oturan Tibet, 20’den fazlasında Kemal Sunal‘ın rol aldığı 56 film yönetti.

Yeşilçam’a 200’e yakın filmle katkıda bulunan usta oyuncu, birçok ödüle de layık görüldü.

Karta Tibet, son olarak Dünya’yı Kurtaran Adamın Oğlu ve Amerikalılar Karadeniz’de 2 isimli filmlerin yönetmenliğini üstlenmişti.

Nesli tehlikedeki iki kuş türü ‘avlanacaklar listesi’ne alındı

Nesli tükenme tehlikesinde bulunan üveyik ve elmabaş patka, Merkez Av Komisyonu (MAK) tarafından avlanacak türler listesine alındı. 25 üyeli komisyonda karara yalnızca beş üyenin şerhi düşüldü.

Toplantı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde 30 Haziran Çarşamba günü gerçekleştirildi. Toplantıda birçok memeli ve kuş türünün avlanmasına yönelik karar çıktı. Komisyonda sadece kaya sansarının Türkiye genelinde avlanması yasaklandı.

Av listesine eklenen üveyik ve elmabaş patka kuşları ise Doğayı Koruma Birliği‘nin (IUCN) kırmızı listesinde küresel ölçekte nesli tehlike altındaki türler arasında yer alıyor.

Nesli tehlikedeki üveyik kuşu

‘Teklifimiz kabul görmedi’

Komisyon kararlarına ilişkin bilgi veren MAK üyesi Bülent Ecevit Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Sözen, üveyik ve elmabaş patkanın IUCN tarafından nesilleri küresel tehlike altındaki türler olarak listelendiğini belirterek, Türkiye’deki kuş durumunun durumu için yapılan çalışmanın sonucunun beklenmediğini söyledi.

Prof. Sözen, “Bütünüyle yasaklanmasını teklif ettik ama kabul görmedi, oylama sonucunda bu kuşların avlanmasına karar verildi. Komisyondaki 25 üyeden dördü akademisyen, biri Doğa Araştırmalar Derneği’nden yaban hayatı uzmanı beş kişi şerh düştük. İtiraz ettiğimiz temel konu buydu” ifadelerini kullandı.

Nesli tehlikedeki kuşların öldürülmesinin yasaklanması için başlatılan bir kampanya bulunuyor. Kampanyaya şu ana kadar 106 binin üzerinde imza verildi.

ABD, Türkiye’yi çocuk asker kullanımına karışan ülkeler listesine ekledi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı, 2021 İnsan Ticareti Raporu‘nda Türkiye’yi “geçen yıl çocuk asker kullanımına karışan ülkeler” listesine eklediğini açıkladı.

ABD tarafından her yıl yapılan bu listede Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Myanmar, Somali, Sudan, Suriye, Yemen, Kamerun, Libya, Nijerya ve Afganistan gibi ülkeler bulunuyor.

‘Rapor, siyasi değil’

Konu ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki basın toplantısında da gündeme gelirken, Bakanlık sözcüsü Ned Price’a Ankara’nın Kabil’deki uluslararası havaalanını koruması için ABD ve Türkiye arasında yapılan görüşmeleri nasıl etkileyebileceği soruldu.

Price, Raporun siyasi olmadığını, doğrulanabilir verilere ve analizlere dayandığını ifade ederek, “Raporu, Türkiye ile Afganistan veya diğer ortak çıkarlarımız konusundaki yapıcı görüşmelerle ilişkilendirmek istemiyorum” dedi.

Price, Raporda yer alan ülkelere askeri kısıtlamalar uygulanma ihtimaline ise “‘Rapordaki sınıflandırmaların sonuçlarını bu yılın ilerleyen zamanlarında konuşacağız’” ifadelerini kullandı.

Çocuk asker kullanan gruplara destek

Hazırlanan raporda, Türkiye’nin Suriye’deki Sultan Murat Tugayları‘na “somut destek” sağladığı belirtilerek, Türkiye’nin bu grubu uzun zamandır desteklediği kaydedildi.

Suriye’de Beşar Esad Hükümeti’ne karşı savaşan muhalif gruplardan biri olan bu grubun ise çocuk askerler kullandığına dikkat çekildi.

Libya’da da çocuk askerlerin kullanıldığını dile getiren ismi açıklanmayan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Washington’ın bu konuyla ilgili Ankara’yla çalışmayı ümit ettiğini söyledi.

Yetkili, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

Özellikle Türkiye ile ilgili olarak… ilk kez bir NATO üyesi, çocuk askerlerin önlenmesi yasası kapsamındaki listeye alındı. Saygın bir bölgesel lider ve NATO üyesi olarak Türkiye, bu sorunu, Suriye ve Libya’da çocuk askerlerin kullanılması sorununu ele alma fırsatına sahip.”

‘Türkiye, somut destek sağladı’

Türkiye’nin Sultan Murat Tümeni’ne destek verdiğini raporda tespit edip belgelediklerini vurgulayan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, şu açıklamaları yaptı:

Türkiye hükümeti, raporlama dönemi olan 1 Nisan 2020 ile 31 Mart 2021 arasında Sultan Murat Tümeni’ne, Türk topraklarından transit geçişi de içeren somut destek sağlamıştır. ABD, Suriye ve Libya çatışmalarında yer alan tüm grupları çocuk asker kullanmamaya teşvik etmeyi, Türkiye ile birlikte çalışmayı ve bu çalışmanın uzun vadeli olmasını umuyor.”

Gruplar, insan kaçırma ve yağmayla suçlanıyor

Türkiye, Suriye’de IŞİD’e ve YPG’ye karşı üç operasyon gerçekleştirdi ve kendi güçleriyle birlikte Suriyeli silahlı grupları da kullandı.

Bu gruplardan bazıları, insan hakları grupları ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ayrım gözetmeksizin sivillere saldırmak, insan kaçırma ve yağmayla suçlandı.

BM, Ankara’dan bu güçleri kontrol altına almasını talep ediyor. Ancak, Türkiye bu iddiaları temelsiz olarak nitelendirerek reddediyor.

Kadınların öfkesi barikatlara sığmadı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla gece yarısı yayınlanan bir kararname ile çıkma kararı verilen ve 1 Temmuz tarihinde feshedilen İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğini belirten kadınlar İstanbul Taksim’deydi.

İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula Kampanya Grubu‘nun çağrısıyla Tünel’de bir araya gelen kadınlar “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. Bizim için bitmedi” yazılı dev bir pankart açtı.

Fotoğraf: Elif Ünal

İsyan, slogan ve müzik

Akşam saat 18.00’dan itibaren toplanmaya başlayan kalabalık sık sık “İnadına isyan, inadına özgürlük”, “Vazgeçmiyoruz”, “Mücadeleye devam” sloganları attı. Alanda çok sayıda LGBTİ+ bayrağı ve “İstanbul Sözleşmesi Bizim” yazılı bayrak vardı.

Direnişin Ritimleri isimli grubun müziğiyle ses verdiği alanda “İsyan var”, “Patriarki güle güle, eşitlik hoş gele”, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Hesap vereceksiniz” ve “Sana ne lan gavat” yazılı pankartlar vardı.

Fotoğraf: Elif Ünal

Yürüyüş önüne barikat engeli

Kadınların İstiklal Caddesi’nde yürüme talepleri cadde ortasına barikat kuran polis tarafından kabul edilmedi. Barikatları açmaları için yapılan görüşmeler sonuçsuz kalınca kitle “Barikatı aç” sloganlarıyla barikatlara doğru yöneldi.

https://twitter.com/erknoncn/status/1410675414771671041

Barikatlar yıkıldı

Polisle karşı karşıya kalan pek çok kadın barikatların bir kısmını söktü. Çevik kuvvetin kalkanlarından bir kısmı da kadınlar tarafından alındı. Alınan kalkanlar elden ele kalabalığın arka tarafına doğru taşındı.

İlk barikatlar yıkıldığında polis alana TOMA getirdi ancak TOMA ile bir müdahale yaşanmadı. Polis bunun yerine biber gazı atmayı tercih etti. En başta ilk sırada bulunan gazeteciler olmak üzere birçok kişi biber gazından etkilendi.

https://twitter.com/idildagdemir/status/1410657814280867840

‘Bu mücadele bitmedi’

Polisin barikatları arkasında megafon ile yapılan açıklamada “Bizim için bitmedi. Biz her gün yeniden başlıyoruz. Hayatın her alanında, her yerde ve her an mücadele ediyoruz” denildi.

İstanbul Sözleşmesi’nin uygulatılacağını belirten kadınlar, “Yüzyıllardır süren bu mücadele erkek-devlet şiddetine maruz kalmadan; emeğimizle, bedenlerimizle, kimliklerimizle, arzularımızla eşit, özgür, yaşayana kadar da bitmeyecek” dedi.

Açıklamada “Katilleri değil kadınları ve LGBTİ+’ları engellemek için yaptıkları her şeye rağmen sokaklardayız. Çünkü bu bizim için bir hayat mücadelesi!” ifadeleri kullanıldı.

Fotoğraf: Elif Ünal

Karaköy’e yürüyüş

Müdahalenin ardından kadınlar ve LGBTİ+’lar Karaköy’e doğru yürüyüş başlattı. Karaköy’de basın açıklaması yapan kadınlar “Barikatları nasıl aştıysak İstanbul Sözleşmesi’ni de öyle uygulatacağız” dedi.

 

 

 

Batman’da DEDAŞ çilesi: Köyler dokuz gündür susuz

Dicle Elektrik Dağıtım (DEDAŞ) şirketi  “borç ödenmediği” gerekçesiyle Batman‘ın Kozluk ilçesine bağlı beldelerde su depolarının elektriklerini kesti.

Bekirhan Beldesi ile Yeniçağlar (Zîlanê), Karpuzlu (Selîvê), Samanyolu (Kanîkê), Dövecik (Malê Gir), Parmakkapı (Hiskutê), Taşlıdere (Holê) ve Bekirhan Beldesi köylerinde binlerce insan dokuz gündür suya erişemiyor.

Sıcağa ve salgına rağmen

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre 23 Haziran’da başlayan kesintinin ardından köylüler traktörlerle Batman Çayı’ndan ya da DSİ’ye ait su kanalından ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.

Konuyla ilgili açıklama yapan Hewsel Koruma Platformu “Artan sıcaklıklar, süregelen bir salgın ve buna rağmen 9 gündür Batman’ın köylerinde su kesintisi var” sözleriyle tepki gösterdi.

‘Marmara Denizi’ni sivil inisiyatif kurtaracak’

Marmara Adalar Platformu, Marmara Denizi’ndeki deniz suyu sıcaklıklarındaki artış ve yoğun kirlilik nedeniyle ortaya çıkan müsilaj sorununu ve çözüm yollarını düzenlenen çalıştay ile masaya yatırdı.

“Marmara Denizi’nde Çevresel Tehditler ve Deniz Kirliliği” isimli çalıştayda Marmara Denizi’nin kurtuluşu için kapsayıcı bir sivil platforma ve şeffaflığa ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Sürdürülebilir Marmara Denizi için Koruma Alanları ve Marmara Denizi Eylem Planında Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolünün ele alındığı çalıştay, Marmara Adalar Platformu Sözcüsü ve Marmader Başkanı Ceyhun Targın, Marmara Adalar Belediye Başkanı Süleyman Aksoy ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Müdürü Murat Ar’ın açılış konuşmaları ile başladı.

‘Koruma alanı olarak belirlenmeli’

Çalıştayın  “Sürdürülebilir Marmara Denizi için Koruma Alanları” başlıklı ilk oturumu TÜDAV Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayram Öztürk’ün kolaylaştırıcılığında gerçekleşti.

Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halim Aytekin Ergül, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Taner Yıldız ve Deniz Yaşamını Koruma Derneği Başkanı Volkan Narcı’nın konuşmacı oldukları oturumda Marmara Denizi’nin tamamının koruma alanı olarak belirlenmesi, etkin bir koruma için alınması gereken önlemler gibi konular konuşuldu.

https://www.youtube.com/watch?v=Yy8ovmH-SIE&feature=youtu.be

‘Diğer denizlere de yayılacak’

TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, balıkların göç yolları içinde atlama taşı olan adaların, biyolojik koridor olmaları yanında habitat oldukları için de önem taşıdıklarını belirtti. Nispeten genç bir deniz olan Marmara’nın acil olarak korunması gerektiğini söyledi.

Marmara Denizi’nde büyük ölçekli etkisi görülen müsilaj, köpük, çamurlaşma, besin tuzları artışı, yabancı türlerdeki artış gibi sonuçların büyük bir eko-yıkımın göstergesi olduğuna dikkat çekilerek, acil tedbir alınıp kararlı bir eyleme geçilmezse, bu eko-yıkımın etkilerinin başta Ege Denizi olmak üzere Karadeniz ve diğer denizel sistemlerde de görüleceği belirtildi.

Denizin alıcı ortam olarak kullanılmasından derhal vazgeçilmesinin gerekliliği vurgulanan oturumda en başta atık kontrolü olmak üzere alınması gereken önlemler ortaya konuldu.

Marmara Denizi’ni kurtaracak önlemler

Konuşmalarda tüm sanayi tesislerinde ileri biyolojik arıtma teknolojilerinin kullanılmasının zorunlu hale getirilmesi, tüm bölgede acilen ileri biyolojik arıtmaya geçilmesi ve gerekli denetimlerin aksatılmadan titizlikle yürütülmesi gerekliliği vurgulandı.

Marmara Denizi’ni kirleten en büyük sorunlardan biri olarak görülen evsel atıklar konusuna da dikkat çekildi. Çoğu belediyenin arıtma sistemleri olmakla birlikte bu sistemlerin çoğunlukla eski teknolojiyi kullandığı ve yeterli olmadığı; acil önlem olarak belediyelerin azot, fosfor vb. maddeleri ayrıştırabilen ileri biyolojik atık sistemlerini kurmaları gerektiğine işaret edildi. Bu konuda tüm Marmara Bölgesi belediyelerinin ilgili kurumlarla ortaklaşa hareket ederek bir an önce organize olmasına ihtiyaç duyulduğu dile getirildi.

Yağmur suyu tahliye kanallarının ıslahı

Yerel yönetimlerin sorumluluk ve denetiminde olan yağmur suyu tahliye kanallarının ıslahının yapılarak ek bir kirlilik unsuru olarak ortaya çıkmasının engellenmesi gerektiği ifade edildi.

Alınabilecek önlemler arasında her bireyin doğaya atılan atıklar konusunda bilinçli olması ve atıklarını evlerde ayrıştırmaya başlaması da yer aldı.

Ayrıca kıyı yapılarının müsilajin kıyıya atılmasını engellediği ve deniz içinde kalmasına yol açtığı da belirtildi. Marmara Bölgesi’nde denizel sistemlere, yeraltı sularına zarar veren büyük projelerin, endüstriyel tesislerin (kıyı dolguları, Marmara Denizi’ne hafriyat dökümü, denizaltı ulaşım projeleri, termik santral ve Kanal İstanbul vb.) çevresel etkileri bilimsel yöntemlerle net bir şekilde ortaya konulmadan ve net bir mutabakat sağlanmadan inşaatlarına başlanmaması, işletmeye alınmaması konularına da vurgu yapıldı.

Koruma Alanı

Koruma Alanları, “Marmara Denizi’nde Çevresel Tehditler ve Deniz Kirliliği” çalıştayında tartışılan ana konulardan birini oluşturdu. Dünyada yaygın olsa da ülkemizde istenen seviyede olmayan koruma alanlarının takibi ve yönetiminin de önem taşıdığı söylendi.

Deniz Yaşamını Koruma Derneği Başkanı Volkan Narcı da konuşmasında Nisan ayında Koruma alanı ilan edilen Tavşan Adası’nda yürüttükleri çalışmalar konusunda bilgiler verdi.

‘Sivil toplum bir araya gelmeli’

Sürdürülebilir deniz ekosisteminin varlığı, biyolojik çeşitliliğin devamı, balık üreme alanları ve posidonia çayırlarının hakim olduğu bölgelerin koruma alanları olarak tanımlanması ve ilan edilmesi gerekliliği vurgulandı.

Koruma alanları ilanı çalışma sürecinde, tüm tarafların (STK’lar, meslek kuruluşları, halk, balıkçılar) bir araya gelerek birlikte konuyu tartışması ve sonrasında ortak bir bildiri hazırlayarak karar karar vericilerin değerlendirmesine sunulmasının önemine vurgu yapıldı. Ayrıca koruma alanlarının denetimi ve takibinin önemine değinilerek bunun için bir yönetim merkezi kurulması gerektiği ve belediyeler ile birlikte çalışmanın da önemli fayda sağlayacağı dile getirildi.

İkinci oturumda neler konuşuldu?

Çalıştayın “Marmara Denizi Eylem Planında Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü” başlıklı ikinci oturumunun Moderatörlüğünü ise Ekotürk TV Haber Koordinatörü Ali Çağatay üstlendi.

Marmara’nın doğal habitatının öldüğünü belirten Ali Çağatay, derin deşarj devam ettiği sürece Marmara Denizi’nin kirlenmeye devam edeceğini söyledi. Çalıştayın bu bölümünde Marmara Adaları Hayalet Ağlar Proje Yöneticisi ve Marmara Adası Gündoğdu Köyü Kalkındırma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Nevzat Ekmekçi, İstanbul Kent Konseyi Başkanı Tülin Hadi, Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği Başkanı Ramazan Özkaya, Sualtı Fotoğrafçıları ve Filmcileri Derneği Başkanı Ateş Evirgen ve Marmara Adalar Platformu Üyesi Hüseyin Semerci, konuşmacı olarak yer aldılar.

Çalıştayın Raportörlüğünü, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu ile Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dilek Türker yaptı.

‘Kapsayıcı sivil platforma ihtiyaç var’

Çalıştayın sonuç bildirgesinde de altı çizilen kamuoyunu bilinçlendirmede ve Marmara Denizi Eylem Planında Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü, ikinci oturumda kapsamlı şekilde ele alındı.

İkinci oturumun konuşmacılarından Marmara Adalar Platformu Üyesi Hüseyin Semerci, geniş ve kapsayıcı bir sivil platforma ihtiyaç olduğunu belirttiği konuşmasında çözümün sivil toplumun sürece dahil edildiği, şeffaf bir yönetim anlayışı ile mümkün olduğunu söyledi. Marmara Adalar Platformu adına tüm sivil toplum örgütlerine de çağrı yapan Semerci, “Böylece Marmara Denizimizi ve adalarımızı koruyabiliriz. Denizimize sahip çıkacağız” dedi.

Ayrıca oturumda Marmara Belediyeler Birliği bünyesinde kurulan Bilim Kurulunca alınan kararların Bilim Kurulu’nun içinden belirlenecek bir sözcü tarafından şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmasının önemine değinildi.

Balıkçılıkta da tehlike çanları çalıyor

Marmara Adalar Platformu çalıştayında, balıkçılık da ele alınan önemli konulardan biriydi. Marmara Denizi’nde var olan balıkçılık kuralları ve yasaklarına uyulmasının ekosistemin korunmasında çok önemli bir rolü olduğu söylenen konuşmalarda bu kapsamda sanayi, turizm ve özellikle de kıyı yerleşimleri ve ada halklarının temel geçim kaynağı olan balıkçılık faaliyetlerinin ekosistemi önceleyerek yapılması gerektiği belirtildi.

Oturumda canlı çeşitliliğinin sağlıklı bir şekilde korunması için var olan “Balıkçılık Kota Sistemi”nin revize edilmesi ve aktif olarak uygulanması gerektiğinin altı çizildi.

AYM’den Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında hak ihlali kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), vekilliği düşürülen HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun bireysel başvurusunu sonuçlandırdı. Yüksek Mahkeme, Gergerlioğlu’nun “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı”nın ihlal edildiğine karar verildi.

Mahkeme ayrıca Gergerlioğlu hakkında ilk cezayı veren Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi‘ne ivedilikle yazı gönderilerek tahliye edilmesi için gerekli işlemin yapılmasına hükmetti.

Anayasa Mahkemesi kararı sonrası Gergerlioğlu cezaevinden tahliye edilecek, milletvekilliğini geri kazanması için dosya TBMM‘ne gönderilecek.

‘Babam tahliye oluyor’

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun oğlu Salih Gergerlioğlu da sosyal medyadan yaptığı açıklamada babası için verilen kararı, “Anayasa Mahkemesi, babam hakkında ‘hak ihlali’ kararı verdi. Tahliye oluyor babam tahliye oluyorrr” diyerek duyurdu.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı gün Erdoğan: Şiddetle mücadeleyi güçlendiriyoruz

İstanbul Sözleşmesi‘nden Cumhurbaşkanı kararı ile yürürlükten kalktığı bugün, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4. Ulusal Eylem Planı Tanıtım Toplantısı gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, toplantıda yaptığı konuşmada kadına yönelik şiddetle mücadelenin İstanbul Sözleşmesi’yle başlamadığını ve bu sözleşmeden çekilmeyle de bitmeyeceğini söyledi.

“Bizim inancımızda bildiğimiz ve bilmediğimiz varlıklar içinde asıl olan insandır” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Diğer tüm ayrımlar vasıflar farklılıklar bu ulvi sıfatın gerisinde kalır. İnsanları sadece cinsiyetlerinden dolayı üstünlük sınıflamasına tabi tutan anlayışın bizim medeniyetimizde yeri yoktur. Ortada bu noktada sorun yaşanıyorsa konunun bir tarafında erkek bir tarafında kadın vardır” dedi.

Erdoğan’ın açıklamaların satır başları şöyle;

Tüm ülkelerin sorunu

“Kadına şiddet meselesinde ortada mağdur varsa bir de fail mevcut demektir. Bu hassas konunun çözümü için zaman içerisinde farklı politikalar geliştirdik. Bizim kadına yönelik şiddetle mücadelemiz İstanbul Sözleşmesi’yle başlamadığı gibi bu sözleşmeden çekilmeyle de bitecek değildir. Şiddetin her türü ile mücadelemiz sürerken kadına yönelik şiddet kavramının altını çizmemizin nedeni bu sorunun adını koymak gerektiğine olan inancımızdır. Açık bir insan hakkı ihlali olan kadına yönelik şiddet tüm ülkelerin sorunudur.

“Siyasi tartışmalara malzeme etmeden ele alınmalı’

Dün kadına yönelik şiddetle, kadınların insan olarak sahip oldukları haklarını kullanabilmesi konusunda nasıl mücadele ediyorsak bugün de yarın da mücadeleyi sürdüreceğiz. Kadına yönelik şiddeti, tıpkı salgınla mücadelede olduğu gibi siyasi tartışmalara malzeme etmeden, samimiyetle ve objektif bir şekilde ele almamız gerekiyor.

‘Israrlı takip, siber şiddet türlerini yeniden değerlendirmeyi planlıyoruz’

Evvela kadına yönelik şiddetin ortaya çıkmasına neden olan faktörlerin incelemesi ve bertaraf edilmesi gerekiyor. Kadına yönelik şiddet, kadının hayatı başta olmak üzere kendini güvende hissetme, eğitim, iş ve sosyal süreçlere katılma gibi temel hakları kullanmasını da engelleyen bir sorundur. TCK‘deki suç tipleriyle, ısrarlı takip, siber şiddet, zorla evlendirme gibi şiddet türlerinin yeniden değerlendirilmesini planlıyoruz. Uyuşmazlıklarda haksız tahrik ve takdiri indirim müesseselerinin nasıl uygulandığının analizlerini yaparak, gerekli değişiklikler için harekete geçilecek.

İkinci hedef, tüm plan ve programlara yerleştirerek beş  strateji belirledik. Her düzeyde kamu personeline eğitim verilmesi, işbirliği protokoller, işbirliğinin geliştirilmesi, komite ve komisyonlarının hedeflerinin artırılması gibi eylemler yer alıyor.

Üçüncü hedef, koruyu hizmetlerin etkili sağlanmasıdır. Vaka bazlı özel müdahale programların hayata geçirilmesi, kolluk programlarını etkisinin artırılması, sağlık erişimine erişimin kolaylaştırılması, önleyici hizmetlerin hazırlanması stratejilerini uygulayacağız. Hayata geçireceğimiz faaliyet sayısı 65’i bulacaktır.

‘Öfke kontrolü için eğitimlere başlıyoruz’

Temelini oluşturan mağdurun korunması ve desteklenmesi ile kurumsal hizmetler daha da önem kazanmaktadır. Önlemek, kovuşturmak, ortadan kaldırmak doğru müdahaleyi gerçekleştirmek kurumsal yapılar ve programlarla mümkündür. ŞÖNİM‘lerle beraber kadın konuk evlerinde kurumsal hizmetler yürütülüyor. Şiddetle Mücadele İrtibat Noktalarına mağdurların kolay ulaşabilmesini sağlıyoruz. Bu merkezlerde rehberlik ve danışmalık, hukuk, sağlık, istihdam ile çocuklara burslarla destek veriyoruz. Konuk evinden ayrıldıktan sonra psiko-sosyal destek vererek, mesleki eğitimlerden faydalanmalarını temin ediyoruz.

Şiddeti gerçekleşmeden durdurmayı biliyoruz. Bu doğrulta faillerin ve uygulama ihtimali olanların öfke kontrollerinin sağlanması için eğitimlere başlıyoruz. Alkol ve madde bağımlılığından kurtulması için çok ciddi faydalar elde edeceğimize inanıyorum. Denetimli serbestlik, tutukluluk, teknik takiple yürütülmesini planlıyoruz.

Yedi ilde kadın ‘konuk evi’ açılacak

Konuk evlerinde; 682 bini kadın 54 bini erkek, 96 bini çocuk olmak üzere 833 bin kişiye hizmet verildi. Önümüzdeki dönemde yedi ilimizde kadın konuk evi daha açılacaktır. Dokuz ilimizdeki mevcut konuk evlerini dönüştürüyoruz. Özel güvenlik önlemleri alıyoruz. Barınma amacıyla kuruluşlarımıza müracaat eden kadınlarımıza gereken desteği veriyoruz. Hizmet kalitesini artırmak amacıyla rehber hazırladık. İletişim teknolojilerini de etkin bir şekilde kullanıyoruz. 183 destek hattı tüm kadın ve çocuklar için psikolojik, hukuki ve ekonomik danışma hattı olarak hizmet veriyor.

Hayvanları Koruma Kanunu Meclis’e sunuldu: Kanunda neler var?

AK Parti Grup Başkanvekili ve Maraş Milletvekili Mahir Ünal, uzun zamandır beklenen Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili bir açıklama yaptı.

Teklifin Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne (TBMM) sunulduğunu kaydeden Ünal, Meclisin kapanmadan kanunlaştırmayı hedeflediklerini kaydetti.

Kanunun detayları

Kanunun Meclise sunulmasının ardından bir basın açıklaması yapan AKP Grup Başkanvekili, TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nda hazırlanan rapora da atıfta bulunarak şunları söyledi:

Dünyayı birlikte paylaştığımız hayvan dostlarımız bize verilen bir emanet. Bizim kültürümüz, bizim medeniyetimiz geçmişte kuş evleri yapan, kuşları koruma vakıfları kuran, kırsala vahşi hayvanların aç kalmaması için yiyecekler bırakan ve hayvan sevgisiyle bilinen bir kültürün, medeniyetin, inancın mensuplarıyız. Bu nedenler Hayvanları Koruma Kanununu bu hassasiyetle yeniden şekillendirmiş bulunuyoruz.

Bildiğiniz gibi bu bağlamda grubumuzca çeşitli çalışmalar yapılmış, STK’ler, belediyeler, bakanlıklarla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yine hayvanları koruma konusunda atılması gereken adımların belirlenmesi, hayvanların yaşadıkları çok çeşitli zorlukların, problemlerin tespit edilerek çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis Araştırma Önergesi diğer parti gruplarının verdiği Meclis Araştırma Önergeleri’yle birleştirilerek 20.02.2019 tarihinde Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanların Eziyet ve Kötü Muamelenin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuş ve bu komisyonun başkanlığına da sayın Mustafa Yel getirilmişti.

Bu süreçte komisyon çok faydalı çalışmalar yaptı. Raporunu bildiğiniz gibi teslim etti. 16.01.2020 tarihinde TBMM’de bu rapor görüşüldü.

Bu süreç zarfında konunun tarafı her kesim hatta her kişinin araştırma komisyonumuzda görüşleri alınarak, bu kanun teklifinin hazırlığına katkı sunuldu.

Özellikle şehirlerin büyümesi ve ulaşım imkanlarının gelişmesi insanların, hayvanların yaşam alanlarının kesişme noktalarını artırmakta. Buna bağlı olarak genel sağlığın korunması amacıyla hayvanları rehabilitasyonu ve korunması önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine, toplumsal yaşam standartlarında ve demografik yapıdaki değişimler insanların ev veya evcil hayvanlarla olan ilişkilerini ve ortak yaşam alanlarını paylaşma koşullarını insanlarla hayvan dostlarımızın ilişkilerini yeniden düzenleme ihtiyacını ortaya koymaktadır. “

‘Hayvanlar canlı statüsüne getirilecek’

Ünal, kanunla hayvanların mal olmaktan çıkarılıp can olma statüsüne getirmeyi hedeflediklerini kaydetti:

Yaptığımız bu düzenlemenin ruhunu ve kalbini temel fikrini oluşturan bakış açımız şudur: Hayvanlar, bir mal, eşya olmaktan çıkarılıp bir canlı statüsüne getirilmekte ve dolayısıyla TCK 151’de hayvanlarla ilgili husus mala zarar verme noktasından çıkarılıp, cana zarar verme noktasına getirilerek suç kapsamına alınmaktadır ki bu düzenlemenin en temel noktasını bu oluşturmaktadır.

Kann teklifimizde bir yandan hayvan refah ve sağlığı temin edilirken bu yönüyle onların bir mal, eşya, süs eşyası, ilgi konusu olmaktan çıkarılması ve diğer taraftan da hayvanların insanlarla birlikte, insanların refah, huzur ve sağlığına tehdit oluşturmadan bir ahenk içerisinde yaşamalarını temin etmek ve hayvanların refahını sağlamayı temel almaktadır.

Bu bakış açımızdaki değişiklik çerçevesinde yani hayvanlar artık mal olarak görülmekten ziyade bir can olarak görülmesi bu bağlamda diğer taraftan da hayvanların icra konusu olmaktan, sahiplerinin borçlarından dolayı özel ilgi ve refakat amacıyla bakılan hayvanların haczedilmesi de bu bakış açısıyla birlikte mal olmaktan çıkarılmasıyla birlikte artık ortadan kalkmaktadır.”

Fotoğraf: AA

‘Sahipli-sahipsiz hayvan ayrımı kalkacak’

Teklifle sahipli-sahipsiz hayvan ayrımının da kaldırıldığını aktaran Ünal, nesli yok olma tehlikesi altında olan bir hayvanı öldürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerinin suç olarak düzenleneceğini söyledi:

Teklifle sahipli-sahipsiz hayvan ayrımını da kaldırıyoruz. İster sahipli olsun, ister sahipsiz olsun hayvanlara karşı gerçekleştirilen nesli yok olma tehlikesi altında olan bir hayvanı öldürme, bir hayvan neslini yok etme, kasten öldürme, işkence etme ve acımasız veya zalimce muamelede bulunma, cinsel ilişki, hayvan dövüştürme fiilleri suç olarak düzenlenmektedir.

Bazı durumlarda hayvanlar sahiplerinden ayrı bir canlı olarak düşünülmekte ve hayvana karşı gerçekleştirilen bazı suçlarda sahibi tarafından şikayet hakkı kullanılmasa dahi Tarım ve Orman Bakanlığınca süreç takip edilecektir.

Suç teşkil eden fiillerin sahibi tarafından, sahip olduğu hayvana karşı suç işlenmesi durumunda da hem Tarım ve Orman Bakanlığı hem de adli mercilerce süreç takip edilecektir.”

Belediyelere bütçe ayırma zorunluluğu

Mahir Ünal, sahipsiz hayvanların tedavi, aşılama, kısırlaştırma süreçlerinin etkin bir şekilde yürütüleceğini kaydederek, belediyelere bütçelerinin belli bir miktarını bu hizmetler için kullanma zorunluluğu getireceklerini belirtti:

Diğer taraftan, sahipsiz hayvan sayısının kontrolsüz artışının önüne geçilmesi, insan huzur, refah ve sağlığının da temin edilebilmesi için sahipsiz hayvanların tedavi, parazit mücadelesi, aşılama, kısırlaştırma ve dijital kimliklendirmesini ifade eden rehabilitasyon süreci etkin bir şekilde yürütülecektir.

Bu doğrultuda, büyükşehir belediyelerine, il belediyelerine, nüfusu 25 bini aşan belediyelere hayvan bakımevi kurma ve bütçelerinin belli bir miktarını bu hizmetler için kullanma zorunluluğu getirilmektedir.

Nüfusu 25 binin altında olan belediyelere ise, bölgelerinde bulunan hayvanları rehabilitasyon sürecine tabi tutulmaları için hayvan bakımevi bulunan en yakın hayvan bakımevine götürme ve rehabilitasyon süreci tamamlandıktan sonra alındığı ortama bıraktırılma zorunluluğu getirilmektedir.

Sahipsiz köpeklerin kısırlaştırılması, hem sivil toplum örgütlerinin hem de kamunun gayretini, iş birliğini ve koordinasyonunu gerektirmektedir.”

Kedi-köpekler katalog üzerinden seçilebilecek

“Tehlikeli köpek türleri” olarak adlandırdığı hayvanların bakılması ve barındırılmasının yasaklanacağını ifade eden Ünal, yunus parklarının açılması ve işletilmesinin de yasaklanacağını söyledi. Petshoplar için de bir açıklama yapan Mahir Ünal, petshoplarda kedi-köpek satışının önüne geçileceği ve satışın katalog üzerinden yapılabileceğini kaydetti:

Tehlikeli köpek türlerinin insanlara, çocuklara ve diğer hayvanlara gerçekleştirdiği saldırılar hepimizin malumu. Bakanlığın bilim kurullarıyla çalışmaları neticesinde belirlenecek tehlikeli türlerin bakılması, beslenmesi, barındırılması, ülkemize girişi yasaklanmaktadır.

Mevcutta tehlikeli türlere sahip olanlara ise hayvanlarını kısırlaştırarak, kayıt belgesi olarak, ağızlıksız ve tasmasız olarak dolaştırmayarak, çocuk oyun alanları ve parkları ile halkın yoğun olarak bulunduğu bölgelere girmeme, bu şartlarda mevcut hayvanını ölünceye kadar bakabilirsin demekteyiz.

Kara ve su sirkleriyle, yunus parklarının açılması ve işletilmesi yasaklanmaktadır. Mevcut işletmelerin ise uhdesinde bulunan hayvanların doğal yaşam süresine bağlı olarak tasfiyesi ön görülmektedir.

Hayvanlar için doğal yaşam parklarının oluşturulmasına ve hayvanların daha iyi şartlarda barındırılmalarına imkan sağlanmaktadır.

Kedi ve köpek sahiplerine dijital kimliklendirme zorunluluğu getirilmektedir.

Petshoplarda kedi ve köpek satışının önüne geçilmekte, bu yerlerden Bakanlığın denetimindeki üretim çiftliklerinde üretilen hayvanların satışı katalog üzerinden yapılacaktır. Bu hususla hem hayvan sağlığı ve refahı dikkate alınmakta hem de bir anlık hevesle alınan hayvanlarımızın daha sonra terk edilmelerinin önüne geçilmesi düşünülmektedir.”

Yasak sona erdi, işten çıkarmalar başladı

Koronavirüs pandemisi nedeniyle geçtiğimiz yılın mart ayından bu yana uygulanmakta olan kısa çalışma ödeneği ve işten çıkarma yasağı normalleşme adımlarının uygulanacağı bugün itibariyle sona erdi.

Buna ek olarak işvereni tarafından ücretsiz izne çıkartılan, kısa çalışma ödeneğinden ve işsizlik maaşından yararlanamayanlara ödenen nakdi ücret desteği de artık son buluyor.

Nakdi ücret desteği

Geçtiğimiz sene 17 Nisan tarihinde verilmeye başlanan nakdi ücret desteğinin önce 17 Mayıs 2021 tarihinde biteceği açıklanmıştı. Ancak daha sonra bu tarih 30 Haziran’a kadar uzatılmıştı.

Konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadığı takdirde, haziran ayı ödemeleri ise temmuz ayı başında vatandaşların hesabına son kez yatacak.

İşten çıkarmalar başladı

Sosyal medyada birçok kişi bugün itibariyle işten çıkarıldığını öğrendiğini yazarken Avukat Yağız Timoçin de “Pandemi ücretsiz izin bugün sonlandı. Şu anda ülkenin her yanından telefon, haber geliyor. İşverenler ya işçilerin haklarını vermeden işten çıkarıyor ya da haklarının yarısından çoğunu gasp ederek aylardır işsiz insanların zor durumundan yararlanıp alacaklarını gasp ediyor” bilgisini paylaştı.

https://twitter.com/YagizTimocin/status/1410566866305798146

 

‘İşten çıkarma yasağı istisnasız devam etmeli’

Konuyla ilgili açıklama yapan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu “Salgın sürerken ve virüsün yeni varyantları dünyada tehlike saçmaya başlamışken sadece turizmi ve ekonomiyi gözeterek normalleşme süreci başlatılıyor” tepkisini gösterdi. Çerkezoğlu şu önlemlerin alınması gerektiğini söyledi:

  • İşten çıkarma yasağı istisnaları kaldırılarak devam etmeli, ücretsiz izin uygulamasına son verilmelidir.
  • Pandemide iş ve gelir kaybına uğrayan tüm işçilere asgari ücretten az olmamak üzere gelir desteği verilmeli, işsizlik ödeneğinden yararlanmak için öngörülen ağır koşullar kaldırılmalıdır.
  • Asgari ücretin tümüyle vergiden muaf tutulması ve asgari ücrete sağlanacak SGK prim desteği ile asgari ücretin brütü net olarak ödenmeli, böylece tüm işçilerin eline geçen nakit miktarı en az 750 TL artırılmalıdır.
  • Emekli aylık ve gelirleri asgari ücret düzeyine yükseltilmelidir.
  • Kayıt dışı çalışanların gelir kaybını gidermek için sosyal güvenlik sistemi içinde bir asgari gelir desteği sağlanmalı, yoksul haneleri desteklemek için aile sigortası kolu uygulaması başlatılmalıdır.
  • Kadınların ve gençlerin salgından çok daha olumsuz etkilendiği dikkate alınarak kadın ve genç istihdamı için özel önlemler alınmalıdır.
  • Uzaktan çalışma, hak kayıpları yaratmayacak ve işçi haklarını güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.