Avrupa Birliği (AB) sınırları içinde kısıtlamasız seyahatlerin yeniden başlamasını mümkün kılan “Dijital Covid Sertifikası” uygulaması bugün itibarıyla (1 Temmuz) yürürlüğe girdi.
AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu‘nun önerisi ile yarından itibaren Avrupa dışından gelecek vize sahibi yolcular için de kısıtlamalar yumuşatıldı.
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu AB dışındaki bazı ülkelere uygulanan “zorunlu haller dışında seyahat kısıtlaması”na ise devam edilecek.
Serbest seyahat koşulları neler?
BBC’ye göre, AB sınırları içinde yürürlüğe giren sertifika; kişilerin, kısıtlamalara takılmadan birlik içindeki ülkeleri rahatça ziyaret edebilmesine olanak tanıyor. Dijital ya da kağıda basılı bir “QR” kodundan oluşan sertifikaya sahip olabilmek için, şu üç koşuldan birine sahip olmak gerekiyor:
AB ya da Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından tanınan Covid-19 aşılarının her iki dozunu de en az 14 gün önce yaptırmak,
Seyahatten kısa süre önce yapılan koronavirüs testinin sonucunun negatif çıkması,
Son 6 ay içerisinde Covid geçirmiş ve antikor geliştirmiş olmak.
AB tarafından tanınan koronavirüs aşıları; Pfizer/BioNTech, Oxford/AstraZeneca, Moderna ve Johnson & Johnson. Dünya Sağlık Örgütü ise bu aşıların yanı sıra Çin’de üretilen Sinopharm ve Sinovac aşılarına da acil kullanım onayı vermişti.
AB Dijital Covid Sertifikası, verilen ülkenin dilinin yanı sıra İngilizce olarak da hazırlanacak ve ücretsiz olacak.
AB üyesi ülkeler, yeni tehlikeli virüs varyantları ve yüksek vaka sayıları durumunda yeniden seyahat kısıtlaması uygulama hakkına sahip olacak. Gece yarısından itibaren, Schengen sınırları dışından Avrupa’ya yapılacak seyahatlere de yeniden izin verilecek.
Avrupa Komisyonu’nun tavsiyesi doğrultusunda, AB ve DSÖ tarafından tanınan aşılardan her iki dozu da yaptıranlar, seyahat öncesi alınmış negatif PCR testi gösterenler ve son altı ay içinde Covid geçirip bağışıklık kazandığını belgeyen geçerli vize sahipleri, seyahat kısıtlamalarından muaf tutulacak.
Türkiye’nin durumu ne?
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Avrupa dışındaki bazı ülkelere yapılacak seyahatlere ilişkin kısıtlamalar bir süre daha devam edecek. Hollanda ve Belçika, yüksek vaka sayıları nedeniyle “riskli” bölge ilan ettiği Türkiye’ye “zorunlu haller dışında gidilmemesi” uyarısını yineledi.
Avrupa Komisyonu’nun da en erken 15 Temmuz’a kadar, Türkiye’ye yönelik seyahat kısıtlamalarını sürdürmesi bekleniyor. Komisyon, kısıtlamaları her 2 haftada bir gözden geçiriyor.
Avrupa’daki bazı tur operatörleri, Türkiye uçuşlarını 16 Temmuz’a kadar iptal ettiklerini duyurdu. AB yönetimi, şimdilik sadece birlik dışındaki “güvenli ülkeler” listesinde yer alan bölgelere seyahat edilmesini tavsiye ediyor.
AB’ye göre Schengen Bölgesi dışında Covid riskinin düşük olduğu güvenli ülkeler ve bölgeler şunlar:
Arnavutluk, Avustralya, Çin (AB’ye giriş yasağı Çin için de geçerli. Çin de Avrupalılara izin verirse durum değişecek), Hong Kong, İsrail, Japonya, Lübnan, Makao, Yeni Zelanda, Kuzey Makedonya, Ruanda, Sırbistan, Singapur, Tayvan, Tayland, ABD, Güney Kore.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün sıcaklık ve yağış raporlarına göre, 2020 yılında sıcaklıklarda yaşanan artışlar ve yağışlardaki düşüşler, 2021’de de devam ediyor.
Mayıs, son 50 yılın en sıcak mayıs ayı olarak kayıtlara geçerken, yağışlar ise son 30 yılın ortalamasına göre yüzde 56, geçen yılın mayıs ayı yağışlarına göre yüzde 66 azaldı.
Kuraklık haritalarında, Türkiye’nin büyük bölümü ‘olağanüstü kurak’, ‘çok şiddetli kurak’, ‘şiddetli kurak’ olarak gösterildi. Özellikle Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yağış azlığı yüzde 80’lerin üzerine çıktı.
Kurnaz: Sıcaklıklar 4-5 derece artacak
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz DHA‘ya yaptığı açıklamada 2100 yılında Antalya’nın ikliminin aynen Kahire gibi olacağını söyledi.
Bugünkü şekillerde tarımsal üretimin, bu yüzyılın sonunda muhtemelen mümkün olmayacağını belirten Prof. Dr. Kurnaz, “Antalya, aynen Kahire nasılsa öyle olacak. Çukurova, Urfa hepsi aynı şekilde olacak. Bu yüzyılın sonunda sıcaklıklar büyük ihtimalle 4-5 derece artmış olacak” dedi.
‘Açıkta tarımsal üretim mümkün olmayacak’
Tarımsal üretim açısından da beklentileri değerlendiren Prof. Dr. Kurnaz, seralar olmadan Antalya ve bu bölgelerde açıkta üretimin mümkün olmayacağını belirterek, “Ama seralarda serinletme amaçlı sistemler olması gerekecek, artık ısıtma amaçlı değil. Açıkta tarımsal üretim yapılamayacak. Seralarda şimdi ısıtma yöntemleri kullanılıyor, o zaman serinletme yöntemleri kullanılması ve bol su bulmak gerekecek” dedi.
2100 yılında Antalya’da turizm olmayacağını savunan Prof. Dr. Kurnaz, “İnsanlar sıcaktan düşüp ölecek. Tamamen içeride ve klimayla yaşayabilecek böyle günlerde. Bu durumu ancak iklim değişikliği önlenebilirse değiştirmek mümkün. Bütün dünyanın kömür, petrol, doğal gaz yakmayı bırakması gerekiyor. Türkiye’nin özel bir şey yapmasına gerek yok, bütün dünyanın yapması gerekiyor iklim değişikliğini önlemek için. 2020’den 2100’e kadar yavaş yavaş kötüleşecek durum. İleri doğru gittikçe kötüleşecek” ifadelerini kullandı.
‘Su bulamayacağız’
Sulama politikalarının da mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğine işaret eden Kurnaz, “Kişi başına düşen su miktarı yılda 1360 metreküp. Bu rakam cumhuriyet kurulduğu yıllarda 8 bin metreküptü. 20 sene içinde 1000 metreküpe düşecek. Bu, su fakiri olmamız, demek. Suyun yüzde 75’i tarımda kullanılıyor. Tarımsal sulamada ciddi adım atmazsak ürünlerimizi üretecek su bulamayacağız” dedi.
‘Mevsimsel değişimler bitkileri şaşırtıyor’
Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, bilim insanlarının, her 1 derecelik sıcaklık artışının hububat üretiminde yüzde 6’lık kayba neden olacağını söylediğini belirterek lunları söyledi:
Anadolu’nun her yerinden üretimle ilgili rekolte düşüşü haberleri alıyoruz. Mevsimsel değişimler bitkileri şaşırtıyor, üretim periyotlarını değiştiriyor. Dolayısıyla pazarın ihtiyaç duyduğu anda ürün olmuyor, ihtiyaç olmayan dönemde ürün çıkabiliyor. Bu da ya aşırı fiyat artışı ya da aşırı düşüşe sebep oluyor.
Fotoğraf: DHA
Damla sulama çağrısı
Geçen yıl mayıs ayındaki aşırı sıcaklıkların zeytin, portakal gibi birçok üründe rekolte kaybı oluşturduğunu, bitkilerin zarar gördüğünü hatırlatan Çandır, “Havanın aşırı sıcak gitmesi ve yağış olmayışı, üretim performansını ciddi ölçüde olumsuz etkileyecektir. Bu durumdan meyvecilik, hububat, bütün tarla üretimlerinin olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz. Hem rekolte düşüşleri yaşanacak, hem de iklim değişikliği pazarın ritmini bozuyor” diye konuştu.
Su kullanımının yüzde 75’ini oluşturan tarım sektöründe vahşi sulama yerine damla sulama gibi tasarruflu sistemlerin mutlaka kullanılması gerektiğine dikkat çeken Çandır, “Devlet projelerinin çok detaylandırılarak, tarımsal üretimin tamamına yaygınlaştırılması gerekiyor. Genel olarak baktığımızda, bütün dünyada da hissedilen çevre değerlerine, eskisinden çok daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor. Bizim de Paris İklim Anlaşması’nı imzalamamız ve ilgili düzenlemeleri yerine getirmemiz gerekiyor” dedi.
‘2021 yılı oldukça tehlikeli’
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği bilim danışmanı Dr. Erol Kesici de meteoroloji verilerine bakıldığında 2021’in ilk 5 aylık döneminin, en kurak yıl olarak kayıtlara geçen 2020’den çok daha kötü olduğunu söyledi.
Yağışların azlığı ve aşırı sıcaklıkların göl, gölet, baraj, dere, nehir gibi sulak alanlardaki buharlaşmayı da ciddi ölçüde artırdığını belirten Dr. Kesici, “Topraktaki buharlaşma da artıyor. Topraktaki nem azalışı da suya ihtiyacın yükselmesine sebep olur. Dolayısıyla tarımsal üretimde 2021 yılı oldukça tehlikeli” diye konuştu.
‘İçecek su bulmakta dahi güçlük çekeceğiz’
Türkiye’nin birçok bölgesinde tarımsal sulama için kısıtlı su verileceğinin açıklandığını söyleyen Dr. Kesici, “Örneğin; Eğirdir ve Beyşehir bölgelerinde DSİ tarafından çiftçilere bu duyurular yapıldı. Daha yaz aylarının ilk haftalarını yaşıyoruz. Temmuz- ağustos ayları çok daha sıcak geçecek. Dolayısıyla artık içecek suyu bulmakta bile güçlük çekmekteyiz” dedi.
Kesici, “Her şeyin yapısında su var ve su olmazsa ürünlerde kaliteyi bir tarafa bırakın, yetişemeyecekler bile. Artı su olmazsa böcek, bakteri gibi zararlılar giderek artacak ve bu insan yaşamını da tehdit edecek. Zararlılarla daha çok mücadele etmek zorunda kalacağız. Bu kez de çevreyi daha çok kirleteceğiz. Hepsi birbirine bağlantılı” ifadelerine yer verdi.
‘Atık sular arıtılmalı’
Yer altı, göller ve barajlarda su seviyelerinin çok kritik noktada olduğu uyarısında bulunan Kesici, hava sıcaklığının da nem olmadığı için giderek arttığını ve tarımsal kuraklığın şiddetli olduğu bir dönemin yaşanmaya başladığını açıkladı.
Suyun tasarruflu kullanımını ve kirletilmemesi gerektiğini vurgulayan Kesici, “İstanbul örneğinde olduğu gibi 1 günde yaklaşık 5 milyon ton atık suyu denize verdiğimizi düşünürsek bu atık suları mutlak suretle günün gelişen teknolojisine uygun arıtıp, denizlere, göllere, nehirlere vermeden tarımda ve evlerde rahatlıkla kullanabiliriz. Bu aynı zamanda kuraklığı bir nebze olsun önlememizin en önemli noktası” diye konuştu.
‘İnsanın yarattığı bir felaket’
Parayla yağmur yağdırılamayacağını dile getiren Dr. Kesici, “Ama günün teknolojileri kullanılarak, yağmur sularını depo ederek, arıttığımız suyu kullanarak, hastalık, kıtlık, savaşa dahi sebep olabilecek yaşamsal tehlikelerin önüne geçmemiz mümkün” dedi.
Müsilaj olayında olduğu gibi küresel ısınmanın da bir doğa veya doğal olay olmadığını belirten Kesici, “Bu insanın yarattığı bir felakettir. Bunu kabul edersek çözüme daha akılcı ve bilimsel yaklaşabilmemiz de mümkün olacaktır. Çünkü bu tür yaşananlar hep ‘doğa olayı, doğal’ olarak geçiştirildiğinden çözümü de doğadan bekledik. Bugün bu sorunların çözümü de sebebi olan insanların elinde” yorumunu yaptı.
Yuvam Dünya tarafından hazırlanan “İklim Dostu Yaşam Rehberi” yayınlandı. Rehber “Dünya’yı kurtarmaya nereden başlamalıyım?” sorusuna sürdürülebilir adımlarla hayatımıza dahil edebileceğiz yanıtlar veriyor.
Hayatın her alanında değiştirebileceğimiz alışkanlıklarımızla karbon ayak izimizi nasıl düşürebileceğimizi anlatıyor.
Mutfak, seyahat, alışveriş…
Rehber, iklim dostu mutfak, seyahat, alışveriş, ev, ofis ve dijital yaşamda dünyaya iyi gelecek bir yaşam sürdürmenin püf noktalarını öğrenerek iklim kriziyle birlikte mücadele edebileceğimizin altını çiziyor.
Yuvam Dünya tarafından yapılan açıklamada “İklim krizi sadece geleceğin değil, bugünün de sorunu. Aynı zamanda bir kültür krizi olarak nitelendirdiğimiz bu kriz için her birimizin alışkanlıklarını değiştirmesi ve krize karşı güçlü durmamız gerekiyor” ifadeleri kullanıldı.
Rehberi indirmek için bu adresi ziyaret edebilirsiniz.
Covid-19’a karşı toplumsal bağışıklığın sağlanması amacıyla yürütülen aşılama çalışmalarında bugünden itibaren iki doz aşısını olmuş 50 yaş ve üzerindekiler ve sağlık çalışanlarının üçüncü doz aşıları yapılacak.
Türkiye’de ilk olarak Çinli Sinovac firmasının ürettiği CoronaVac aşılarının birinci dozu, 14 Ocak’ta sağlık çalışanlarına uygulanmıştı. Ardından 65 yaş üzerinden başlayarak devam edilmişti. 11 Şubat’ta ise CoronaVac aşısının ikinci doz uygulaması başlamıştı.
Daha sonra Pfizer/BionTech aşılarının da getirilmesiyle, aşılama çalışmaları hız kazandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün (1 Temmuz) sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, aşılamada toplam 50 milyon dozun aşıldığını açıkladı. Birinci doz aşı uygulanan kişi sayısı 34 milyon 855 bin 802 iken ikinci doz uygulanan kişi sayısı ise 15 milyon 147 bin 471.
Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu‘nun değerlendirmesi sonucunda, iki doz aşı olmuş 50 yaş ve üzeri ile sağlık çalışanları için bugünden itibaren üçüncü doz aşı randevularının açılmasında karar kılındı.
1- Üçüncü doz aşı neden gerekli?
Uzmanlar Türkiye’de yaygın kullanılan Sinovac aşısının virüsün Delta varyantına karşı zayıf kaldığı, bu aşının uygulandığı 65 yaş üstü bireyler ve sağlık çalışanlarının acilen mRNA teknolojisi kullanan bir aşıyla üçüncü dozu vurulması gerektiğini söylüyor.
Covid-19’a karşı da antikorun tam oluşabilmesi için belirli aralıklarla iki doz aşı vurulurken aşının oluşturduğu antikorun bir süre sonra etkisini azaltması nedeniyle hatırlatma olarak üçüncü doz öneriliyor. Böylelikle antikor seviyesi yeniden artacağı için vücudun Covid-19’a karşı yeniden direnç kazanacağı belirtiliyor.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün ise ikinci dozla üçüncü doz arasındaki planlanan sürenin kısaltıldığını duyurdu. Bakan Koca, ‘Delta varyantı endişesiyle toplum bağışıklığının bir an önce kazanılması gerektiğine’işaret etti.
2- Aşılama süreci nasıl ilerleyecek?
Üçüncü doz aşılama öncelikle iki doz aşısını olmuş sağlık çalışanları ve 50 yaş üstündekiler için başlayacak. Bu kapsamda huzurevlerinde kalan yaşlı vatandaşların da aşılaması yapılacak.
Bu grupta yer alan kişilerin üçüncü doz aşı randevuları, iki doz aşının yapılmasının üzerinden üç ay geçtikten sonra açılacak. CoronaVac veya BioNTech aşısını olanlar için bu sürede bir değişiklik söz konusu olmayacak.
Sağlık Bakanlığı bu grupların ardından üçüncü doz aşıyı diğer yaş gruplarıyla devam ettirmeyi planlıyor.
3- Üçüncü doz hangi aşıyla yapılacak?
Herhangi bir kısıtlama ya da öncelik getirilmedi.
Üçüncü dozu olanlar Sinovac veya Pfizer-BioNTech aşılarından istediğini seçebilecek.
4- Nasıl randevu alınacak?
Her zamanki gibi.
Üçüncü doza ilişkin durum yine e-Nabız hesabından veya 2023’e kısa mesaj (SMS) gönderilerek öğrenilebilecek.
Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS), e-Nabız hesabı veya Alo 182 üzerinden randevu alınabilecek ve tarihi geldiğinde randevu aldığı sağlık kuruluşuna gidilecek.
5- Covid-19 geçirenlerin hatırlatma dozları ne zaman yapılacak?
Üç ay sonra.
Hastalığı geçirenler hatırlatma dozu olarak aşıyı hastalığın üzerinden üç ay geçtikten sonra olabilecek.
Ayrıca BioNTech aşısının ilk dozunu olanlar, ikinci dozlarını dört hafta sonra olacak şekilde randevu alabilecek.
Dünya temkinli
Üçüncü doz aşı konusunda henüz kapsamlı bir araştırma yayımlanmadı.
Dünyada ise Birleşik Krallık‘ta haziran ayında farklı yaş gruplarından 3 bine yakın gönüllüye üçüncü doz aşı uygulanacağı belirtilmişti.
Fransa‘da “ciddi şekilde bağışıklık yetmezliği” yaşayan gruplara üçüncü dozun uygulanması yönündeki karar Nisan ayında duyuruldu. Almanya’da Robert Koch Enstitüsü Aşı Komisyonu Başkanı Thomas Mertens, iki doz aşının etkisi azalacağı gerekçesiyle gelecek yıl üçüncü doz ile aşı tazelemenin gerekebileceğini ifade etti.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ise en ciddi adım atan ülkelerden.
BAE, geçen ay Çin’in geliştirdiği Sinopharm aşısının 2 doz uygulandığı kişilere üçüncü doz aşı yapılabilmesinin önünü açtı. Bundan önce de aşıya karşı bağışıklık kazanmamış bazı gruplara üçüncü doz aşı olanağı sunuluyordu.
Bahreynli yetkililer de, ülkelerindeki sağlık ekipleri, yaşlılar ve başka sağlık sorunları olan risk grubundaki kişilere üçüncü doz uygulanacağını duyurdu.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Ergene Nehri’ndeki kirliliğin nedenleri ve canlı yaşamına etkilerinin araştırılması için TBMM’ye verilen önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
Grubu adına konuşan TBMM Çevre Komisyonu Üyesi ve CHP Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, “Sanayi atıklarının yanında zirai ilaçlama, gübreleme ve evsel atıkların da karıştığı Ergene Nehri artık halk sağlığı ve gıda güvenliği sorunu hâline gelmiştir” dedi.
‘Neden hala zehir akıyor?’
Bir zamanlar havası ve bereketiyle ünlü Ergene Ovası’nın artık sürekli kirlilik ve çaresi olmayan hastalıklarla gündeme geldiğini belirten Gündoğdu, “Yirmi yıllık AKP hükûmetlerinin 8 çevre bakanının temizlemeyi başaramadığı, Trakya’nın hayat damarları olan Ergene Nehri’ne neden hâlâ zehir akmaya devam ediyor” sorusunu yöneltti.
Marmara’da müsilaj sorunundan dolayı Marmara’nın nefes alamadığını söyleyen Gündoğdu, “Ergene’ye zehir akmaya devam ediyor, balık adamlar dahi giremiyor, bölgede kanser vakaları rekor düzeyde artmış ve siz ‘Artık Ergene içilebilir’ diyorsunuz. Temizlediğiniz Ergene’nin suyu bu. Bir bakın bakalım şöyle, bir bakın, içilebilir nitelikte olduğunu gösteren bir kanıt var mı burada? Maalesef, yok” dedi.
‘Yeni bir anlayış getirmeliyiz’
ANKA’nın aktardığına göre Gündoğdu, “Ergene’den akan kara sular, AKP’nin yüzünün karası, sekiz bakanın da aynı zamanda yüzünün karasıdır; bunu da unutmayın. Yeni bir anlayışı yaşama geçirmek zorundayız” ifadelerini kullandı. Açıklamasının devamında şunları söyledi:
Artık kirleneni temizlemek yerine, kirletmemeyi hedef almalıyız, yıkılanı yapmak yerine, yıkılmayanı yapmayı başarmak zorundayız. Yaşadığımız salgın bir kez daha göstermiştir ki, bir karış temiz toprağın, bir yudum temiz suyun, bir nefesin kıymeti inanın parayla ölçülmüyor. Varlıklarımızı, vatanın her bir karış toprağını, suyunu, havasını olağanüstü çabayla koruyup gelecek nesillere, yani doğmamış torunlarımıza tertemiz bir miras bırakmak zorundayız.
Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte ormanlık alanlarda art arda çıkan yangın haberleri gelirken, 2019’dan bu yana kayyım yönetiminde olan Türk Hava Kurumu‘nun (THK), yangın söndürme uçaklarının pilotları ile teknisyenlerini işten çıkardığı ortaya çıktı. Uçakların ise çürümeye terk edildiği öne sürüldü.
Birgün‘ün haberine göre, eski THK yöneticileri, THK’nin altısı uçabilir ve üçü de uçamaz durumda olan toplam dokuz yangın söndürme uçağına ilişkin yaptığı açıklamada, kayyım yönetiminin 11 yangın söndürme uçağı pilotu ile uçakların bakım ve onarımını yapan yaklaşık 15 teknisyeni geçtiğimiz yıl işten attığını belirtti. Eski yöneticiler şu an THK’nin yangın söndürme uçaklarını uçuracak tecrübeli pilotunun bulunmadığını ve uçakların bakımı yapacak teknisyeni olmadığını kaydetti.
THK’ye orman yangın söndürme ihalesi verilmediği gerekçesiyle işten atılan pilotlar ve teknisyenler THK’ye tazminatları için dava açarken, uzun zamandır kullanılamayan yangın söndürme uçakları, THK’nin Etimesgut Türkkuşu Tesisleri’nde çürümeye terk edildi.
Orman Genel Müdürlüğü, yangın söndürme uçağı kiralama ihalesine uçaklarının “En az 5 bin litre su taşıma kapasitesi” olması şartını koyduğu için 4 bin 900 litre kapasiteli THK uçakları, orman yangınlarında kullanılamıyor.
‘İktidar THK’nin mülklerine çökmek istiyor’
Almanya, İtalya, Yunanistan, Mısır ve Fransa gibi ülkelerin Türkiye’nin kullanmak istemediği ve THK’nin de elinde bulunan Canadair CL-215 tipi yangın söndürme uçaklarını kullandığını vurgulayan THK’nin eski yöneticileri şunları anlattı:
“Rusya’dan kiralanan uçaklar 10 ton su taşıma kapasiteli. THK’nin uçakları ise 4.9 ton su taşıma kapasiteli. 10 tonluk uçağın manevra kabiliyeti çok kısıtlı. Ormanlar yanarken yangın söndürme uçakları hangarlarda çürütülüyor.
Kayyım yönetimi THK’yi ele geçirmeye çalışıyor. Çünkü, kurumun bin 200 civarında gayrimenkulü var. THK’nin ülke genelinde 400’e yakın şubesi var ve yaklaşık 350’si muhalif. Bu yüzden de kayyım yönetim şube binalarının giderlerini, elektrik, su ve internet faturalarını ödemiyor. Şubeler ise bir an evvel kongre yapılmasını istiyor. İktidar THK’nin milyonlarca lira değerindeki mülklerine çökmek istiyor.
Yangın söndürme uçağı pilotu olmak için bin 500 saat uçuş tecrübesi şartı var. Yani uzun yıllar pilotluk yapanlar yangın söndürme uçağı pilotu olabiliyor. Dünyada şu anda bu uçakların satıldığı bir başka ülke yok. Çünkü bu uçaklar çok değerli ve sipariş üzerine üretiliyorlar. Şu an Türkiye bu uçaklardan almak istese 2025 yılından önce alamaz.”
THK kayyımı AKP’li eski bakan Cenap Aşçı
1925’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan ve geçtiğimiz yıllarda yolsuzluk iddiaları ile gündeme THK’ye, 2019 yılında Cenap Aşçı, Adnan Zengin ve Abdullah Kaya’dan oluşan üç kişilik kayyım heyeti atanmıştı. Kayyım Heyeti Başkanı Cenap Aşçı ise 63’üncü AKP Hükümeti’nde Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak görev yapmıştı.
Birleşik Krallık’ta yer alan Greenwich Kraliyet Gözlemevi tarafından her yıl düzenlenen “Yılın Astronomi Fotoğrafçısı” yarışmasınının 2021 adayları belli oldu.
Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen yarışmaya, dünyanın dört bir yanından en iyi uzay fotoğrafçıları katıldı. Yarışmaya aralarında amatör ve profesyonel fotoğrafçıların bulunduğu 75 ülkeden 4 bin 500’den fazla başvuru yapıldı.
Fotoğraf: Larryn Rae
Arka bahçelerinden çekenler var
Gözlemevi, gönderilen fotoğrafların bir kısmının Covid-19 karantinaları esnasında arka bahçelerinde kalan fotoğrafçılar tarafından çekildiğini açıkladı.
Kurum, bu durumun dünyanın dört bir yanında farklı zamalarda yaşanan geceye farklı ve bütünsel bir anlam kattığını açıkladı.
Fotoğraf: Masoud Ghadiri
16 Eylül’de açıklanacak
Bununla birlikte, “Yılın Astronomi Fotoğrafçısı 2021”in kazananları 16 Eylül’de özel bir dijital ödül töreninde duyurulacak ve ardından Birleşik Krallık’taki Ulusal Denizcilik Müzesi‘nde sergilenecek.
Yarışmanın jüri üyeleri arasında BBC Sky at Night Magazine’den sanat editörü Steve Marsh, ünlü komedyen ve amatör astronom Jon Culshaw ve sanat ve astronomi dünyalarından bir dizi uzman yer alıyor.
Fotoğraf: Peter Feltoti
Greenwich Kraliyet Gözlemevi astronomu ve Yılın Astronomi Fotoğrafçısı ödüllü Dr. Emily Drabek-Maunder, uzay fotoğrafçılarının gökyüzünü fotoğraflamanın yeni yollarını bulmasının her zaman kolay olmadığını söyledi.
Drabek-Maunder, “Ancak, her yıl bu yarışmadaki fotoğrafların kalitesi ve yaratıcılığına hayran kaldım ve etkilendim. Bu yıl, tüm dünyanın karşılaştığı zorluklara rağmen bir istisna olmadı. Pusla kaplı Şanghay üzerinde gün doğumunu, Mars’ta gün batımını ve görüş alanı boyunca uçarken yıldız ışığı çizgilerini gösteren etkileyici fotoğraflar var” ifadelerini kullandı.
Fotoğraf: Dugio Otok
Diğer taraftan, bir gök cisminin ışığının insanları aydınlattığı fotoğrafların çoğunluğuna dikkat çeken Drabek-Maunder, “ birey” kavramının bu yılki yarışmanın büyük bir odak noktası olduğunu söyledi.
NTV’nin haberine göre Drabek-Maunder “Karantinanın dünyadaki herkes üzerinde derin bir etkisi olduğunu ve birçok insanın kendi hayatını düşünmesine neden olduğunu düşünüyorum. Yarışma için, bu durum fotoğrafların arkasındaki hikayelerde çok net bir şekilde görülüyor” dedi.
Fotoğraf: Matt Naylor
Samanyoluyla aydınlanan lavanta bahçesi
Açıklanan kısa listenin bir parçası olarak paylaşılan fotoğraflardan biri Stefan Liebermann tarafından çekildi. Etkileyici fotoğraf, Fransa‘nın Valensole kentindeki lavanta tarlaları üzerinde Samanyolu’nun bir panoramasından oluşuyor.
Liebermann, “Renk tonları ve çizgiler gerçekten harika. Ne yazık ki ışık kirliliği tüm alanda açıkça görülüyor. Ön planı yüksek bir ISO değeriyle yakaladım çünkü lavanta asla hareketsiz durmaz” diye konuştu.
Fotoğraf: Stefan LiebermannFotoğraf: Göran StrandFotoğraf: Mara LeiteFotoğraf: Terry HancockFotoğraf: Anthony SullivanFotoğraf: Andrew McCarthyFotoğraf: Marcin ZajacFotoğraf: Nicholas RoemmeltFotoğraf: Ed HurstFotoğraf: Wang ZhengFotoğraf: Vitaliy NovikovFotoğraf: Benjamin Barakat
Organize suç örgütü liderliği suçlamasıyla aranan Sedat Peker’in görüşme videosunu yayınlamasıyla gündeme gelen Serdar Ekşioğlu, akaryakıt şirketi Lazoil‘in, Enerji Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) tarafından kapatıldığını ve batırıldığı iddia etti.
Twitter hesabından paylaşımlar yapan Serdar Ekşioğlu, “Böyle güzel ve dürüst iş yapan dağıtım şirketini sırf 60 bin ton yakıt satamadık diye EPDK tarafından önce kapatıldı sonra batırdınız. Ama ne kadar kaçakçılıkla alakalı soruşturma yiyen şirket varsa hepsi açık. Yatacak yeriniz yok. Allahınızdan bulun. Bunca emeğe alın terine yazık değil mi? Bu ülkede düzgün iş yapmanın bedeli bu mudur Sn. Cumhurbaşkanım Recep Tayyip Erdoğan?” ifadelerini kullandı.
‘Ekmeğime, emeğime çöktünüz’
Şirket hakkında kaçakçılık suçlamasıyla herhangi bir soruşturma olmadığını söyleyen Ekşioğlu, şöyle devam etti:
“Konuşacak çok şey var bundan sonra ve konuşacağım. 6 aydır bir tane muhatap bulamadım derdimi anlatacağım. Bu ülke de dürüst iş yapmanın bedeli buymuş arkadaş. 15 milyon kredi kullanmış bir şirket ve tek bir kuruş vergi ve SSK borcu olmayan bir dağıtım firması. Şimdi benim ekmeğime, emeğime çöktünüz. Bundan sonra EPDK Başkanı ve Petrol Dairesi Başkanı tarafından nasıl yavaş yavaş ve acı içinde batırıldığımı anlatacağım. Bundan sonrası benim için tufan.”
Koronavirüs salgınına karşı alınan önlemler kapsamında uygulanan sokağa çıkma kısıtlamaları ve çeşitli sınırlamalar bugün itibariyle kalktı.
İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan yeni normalleşme tedbirlerine göre, sabah 05.00 itibariyle hem şehir içi hem de şehirlerarası toplu taşıma araçlarındaki yolcu sınırlaması kaldırılırken, 65 yaş üzeri ve 18 yaş altındakiler için geçerli olan toplu taşıma kullanma kısıtlamasına da son verildi.
İşletmeler açılacak
Halihazırda faaliyetlerine ara verilmiş durumda olan tüm iş yerleri, bugün itibariyle yeniden açılabilecek. İşletmelere yönelik kalkan kısıtlamalar şöyle:
Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde belirtilen masa ve/veya sandalyeler arasındaki mesafe kurallarına uyulmak kaydıyla, bugünden itibaren yeme-içme yerlerinin açık veya kapalı alanlarında aynı masada aynı anda bulunabilecek kişi sayısına dair kısıtlamalar uygulanmayacak.
Kahvehane, kıraathane gibi kağıt, taş vb. oyunların oynandığı iş yerlerinde söz konusu oyunların oynanmasına/oynatılmasına izin verilecek.
Tüm iş yerleri; ruhsatlarındaki faaliyet konusuna göre ilgili idare tarafından belirlenmiş olan açılış-kapanış saatleri çerçevesinde faaliyet gösterebilecek.
Konaklama tesislerinde saat 22.00’de, diğer yerlerde ise saat 21.00’de sona eren müzik yayınları (canlı icra edilenler de dahil), bu konuda yeni bir karar alınıncaya kadar bugünden itibaren saat 24.00’e kadar yapılabilecek.
Park, bahçe, kamp alanı, piknik/mesire alanı gibi yerlere dair kısıtlamalar kaldırılacak.
Nargile salonu/kafesi olan iş yerlerinin faaliyetlerine yeni bir karar alınıncaya kadar ara verilmeye devam edilecek ve konaklama tesisleri de dahil olmak üzere hiçbir iş yerinde nargile servisi yapılmayacak.
Düğünlerde kişi sınırlaması kalktı
Bugünden itibaren düğün ve nikah törenlerinde kalkan sınırlamalar ise şöyle:
Nikah ve Düğün merasimlerinde, yiyecek/içecek ikramı yapılabilecek. Canlı müzik icrası da dahil olmak üzere müzik yayını saat 24.00’e kadar yapılabilecek.
“Düğün sırasında sosyal mesafenin korunamayacağı oyun, dans, halay ya da gösteri yapılmamalıdır” hükmü doğrultusunda, Sağlık Bakanlığınca bu konuda yeni bir tavsiye kararı alınıncaya kadar düğün ve nikahlarda ancak fiziki mesafe kuralına aykırılık teşkil etmeyecek şekildeki oyun, dans, halay ya da gösteriler yapılabilecek.
Nikah/düğün merasimlerinde (kapalı yerler için halen uygulanmakta olan kişi başına asgari 6 m² yer bulunması şartı dışında) katılımcı sınırlamasına gidilmeyecek.
Köy düğünlerine de izin verilecek olup, belirtilen tarihten itibaren sokak düğünlerine (il, ilçe ve beldelerde) izin verilip verilmeyeceğine İl/İlçe Hıfzıssıhha Kurulları karar verecek.
Konser, festival, gençlik kampı gibi etkinliklere kişi başına asgari açık alanlarda 4 m², kapalı alanlarda 6 m² yer bırakılmak ve Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde belirtilen kural ve esaslar ile temizlik, maske ve mesafe prensiplerine uyulmak kaydıyla izin verilecek.
‘PCR test raporu ibrazı yeterli’
Ülkeye girişler için kalkan sınırlamalar şöyle:
Bangladeş, Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Nepal ve Sri Lanka’dan Türkiye’ye gelen kişiler ile son 14 günde bu ülkelerde bulunduğu anlaşılan kişilere yönelik zorunlu karantina uygulamasına son verilecek ve bu kapsamdaki kişilerin ülkeye girişten azami 72 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR test raporu ibrazı yeterli olacak.
Afganistan ve Pakistan’dan Türkiye’ye gelen kişiler ile son 14 günde bu ülkelerde bulunduğu anlaşılan kişilere yönelik zorunlu karantina uygulamasının süresi 10 gün olacak ve karantinanın yedinci gününde uygulanan PCR testinin negatif çıkması halinde zorunlu karantina uygulaması sonlandırılacak.
Türkiye’ye gelen ve zorunlu karantinaya tabi olan kişiler Valiliklerce belirlenen yurtlarda karantinaya alınabileceği gibi karantina oteli olarak hizmet veren konaklama tesislerinde de karantinaya tabi tutulabilecekler. Karantina otelleri, konaklama ücretleri, bu kişilerin sınır kapılarından transferleri vb. hususlara ilişkin usul ve esaslar Valiliklerce belirlenecek ve ilan edilecek.
Sınır kapılarından girişte azami 72 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR test raporu ibraz edemeyen vatandaşlara sınır kapılarında PCR veya hızlı antijen testi uyguladıktan sonra ikametlerine gitmelerine izin verilecek ve test sonucu pozitif çıkanların ikametlerinde izolasyona alınmaları sağlanacak.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Antalya’da bir araya geldi.
Görüşme sonrası düzenlenen ortak basın açıklamasında Lavrov, Moskova için stratejik öneme sahip Karadeniz bölgesine yabancı savaş gemilerinin erişimini kolaylaştırmayacağına dair Türkiye’den güvence aldığını söyledi.
‘Parametreler değişmeyecek’
Lavrov, “Müzakerelerimiz sırasında, Kanal İstanbul’un planlanan inşasının Karadeniz’deki yabancı gemilerin varlığını düzenleyen parametreleri hiçbir şekilde değiştirmeyeceği gerçeğini resmileştirdik” ifadelerini kullandı.
Çavuşoğlu’na yönetilen “Kanal İstanbul Projesi’nin Montrö’nün kaderine etkisine” ilişkin bir soruya da ekleme yapan Rus Bakan, “Montrö Sözleşmesi’nin uygulanması konusunda Türk dostlarımız ve meslektaşlarımızla olan etkileşimden memnunuz” dedi.
‘Montrö’ya etkisi olmayacak’
Euronews’in aktardığına göre Lavrov, “Herhangi bir suretle İstanbul kanalının yapılması, yabancı ülkelerin askeri birliklerinin orada yer almasına zemin hazırlamayacaktır” açıklamasını yaptı.
Toplantının soru cevap kısmında Kanal İstanbul’a yönelik soruya cevap veren Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ise “Bazen Türkiye’de de tartışmalar oluyor, dışarda da oluyor. Yeni açılacak kanalın, Kanal İstanbul’un Montrö Anlaşması’na bir etkisi var mı? Şunu net söylemek isterim ne Kanal İstanbul’un Montrö Anlaşması’na bir etkisi var ne de Montrö Anlaşması’nın Kanal İstanbul’a bir etkisi var” dedi.