Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dün Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, koronavirüs salgınına yakalanıp, hastalığı atlatanların isterlerse bir yerine iki doz aşı olabileceklerini duyurdu.
Sağlık Bakanlığı, koronavirüs geçirenlere iki doz yerine tek doz aşı uygulanmasının yeterli olacağını açıklamış, bunun üzerine de hastalığı geçiren ve bir doz aşı olanların ikinci doz randevuları iptal edilmişti.
Randevular sisteme tekrar alındı
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı karar neticesinde, salgını geçiren ve tek doz aşı olanların daha önce iptal edilen ikinci doz aşı randevuları sisteme tekrar tanımlandı.
Salgını geçirenlerin birinci dozları ise hastalığın üzerinden üç ay geçtikten sonra uygulanıyor.
Hastalığı geçirip hem bir doz hem de iki doz yaptıranlar, aşı sertifikalarını e-nabız veya Hayat Eve Sığar (HES) uygulamalarından oluşturabilecek.
Salgını geçirmeyenlerin sertifikaları da iki dozun uygulanmasının ardından verilecek.
İzmirli 10’uncu sınıf öğrencisi Zeynep Cangı, “İzmir’in Çernobil’i” olarak bilinen Gaziemir’deki eski kurşun döküm fabrikası alanıyla ilgili yazdığı 12 sayfalık makalesiyle Uluslararası Genç Sosyal Bilimciler Konferansı’nda dünya birincisi oldu.
Gaziemir’in Emrez mahallesinde bulunan eski kurşun döküm fabrikası alanında normal değerin 7 bin 219 katı radyasyon ölçülmüştü.
Yöre halkıyla konuştu
Babası Yeşil Sol Parti MYK üyesi Avukat Arif Ali Cangı’nın verdiği mücadeleyle Emrez Mahallesi’ndeki nükleer atıkların varlığından haberdar olan Zeynep Cangı, radyasyon ölçümü yapıp yöre halkıyla konuştuktan sonra uzman görüşleri de alıp 12 sayfalık bir makele hazırladı.
Makalesine alandan çektiği fotoğrafları ekleyen ve çevrim içi düzenlenen konferansta jüri üyelerine sunum yapan Zeynep Cangı, birinciliği elde etti.
‘Herkes üzerine düşeni yapmalı’
Lise öğrencisi bir yurttaş olarak alanın temizlenmesi için elinden geleni yaptığını söyleyen Cangı, Telgraf’ın aktardığına göre “Uzmanlardan aldığım bilgiler ışığında bu alanın insan sağlığı için çok yüksek riskli olduğunu öğrendim. Makalem ve yaptığım sunumla bu konuyu dünya gündemine taşıdım” dedi.
Cangı açıklamasında “Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda ‘Duran Adam’ eylemiyle, babam Arif Ali Cangı ve birçok çevre örgütü temsilcisi alanın temizlenmesi için mücadele veriyor. Umarım herkes üzerine düşeni yapar. Uluslararası arenada bu kadar ilgi gören bir konuya, Türkiye’deki yetkililerin de duyarlı olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Ne olmuştu?
Gaziemir, 2011 yılında taşınmadan önceki adıyla Aslan Avcı Döküm Sanayi’ne ait olan arazideki nükleer atıklar nedeniyle “İzmir’in Çernobil’i” olarak hafızalara kazınmıştı.
Emrez Mahallesi’nde, 1940 yılında faaliyete başlayan Aslan Avcı Döküm Sanayi Ticaret A.Ş.’ye ait olan 70 dönümlük arazide semt sakinlerinin ihbarı üzerine Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından 2007 yılında yapılan araştırma sonucunda 100 bin ton radyoaktif atık gömülü olduğu rapor edilmişti.
İnceleme sonucunda yurtdışında getirilen nükleer çubukların (Europium 152) kurşun ve gümüş geri dönüştürüldüğü sonrasında da denetimsiz olarak araziye gömüldüğü ortaya çıkmıştı.
HDP’li milletvekili Murat Çepni, Yeşil Gazete yazarı ve nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan’ın gündeme getirdiği radyoaktif atıklar ile ilgili Meclis’te soru önergesi vermişti.
6 Mart 2016’da İstanbul Çağlayan‘daki İstanbul Adalet Sarayı önünde Gazeteci Can Dündar’a yapılan silahlı saldırı davasında karar açıklandı.
Fail Murat Şahin, iyi hal indirimden toplam 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı.
Murat Şahin, saldırısı esnasında NTV muhabiri Yağız Şenkal‘ı da silahla yaralamıştı.
İtirazın ardından dava yeniden görüldü
Dava, 2 Ekim 2018’de İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi‘nde karara bağlanmıştı.
Mahkeme, fail Murat Şahin’e NTV muhabiri Yağız Şenkal’a karşı, “Kasten yaralama” suçundan 4 bin 500 TL adli para cezası, “Ruhsatsız silah taşıma” suçundan da 10 ay hapis cezası vermiş, davanın diğer sanıkları Sabri Boyacı ve Habip Ergün Celep ise sorgularının ardından serbest bırakılmıştı.
Yağız Şenkal’ın karara itirazıyla İstinaf mahkemesinin bozma ilamından sonra dava yeniden görüldü.
Beraatini istedi
Sözcü‘de yer alan habere göre, mahkemede savunma yapan Murat Şahin beraat talebinde bulundu:
Sabri’yi semtten tanırım ama Habip’i hiç tanımam. Bu olayı gerçekleştirmeye kendim karar verdim. Beraatımı talep ederim.”
Mahkeme kararını açıkladı
Kararını açıklayan mahkeme sanık Murat Şahin’e, “Silahla tehdit”, “Kasten yaralama” ve “Ruhsatsız silah taşımak” suçlarından iyi hal indirimi de uygulayarak toplam 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 500 TL Adli Para cezası vererek hükmün açıklanmasını geri bıraktı. Fail Murat Şahin cezaevine girmeyecek.
Sabri Boyacı ile Habip Ergün Celep hakkında ise mahkeme, atılı suçu işlediklerine dair kesin ve inandırıcı delil bulunamadığından beraatlarına karar verdi.
Can Dündar’dan tepki
Can Dündar, Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda mahkemenin kararına tepki gösterdi ve şu ifadeleri kullandı:
Ne iyi hakimler var değil mi:
Bana ateş eden adam, silahla tehdit, kasten yaralama, ruhsatsız silah taşımaktan 3 yıl hapis ve 500 lira para cezasına çarptırıldı. Müşfik hâkim bir de iyi halden ceza indirimi uyguladı ve hükmü erteledi. Adam zaten serbest.
Suikastçılara duyurulur.”
Ne iyi hakimler var değil mi: Bana ateş eden adam, silahla tehdit, kasten yaralama, ruhsatsız silah taşımaktan 3 yıl hapis ve 500 lira para cezasına çarptırıldı. Müşfik hâkim bir de iyi halden ceza indirimi uyguladı ve hükmü erteledi. Adam zaten serbest. Suikastçılara duyurulur. https://t.co/IZpw8vsZk6
Du Kun isimli sanatçı müziği ve resmi birleştiren bir teknik geliştirdi. Sanatçı bu teknikle birlikte bestelediği parçalardaki ses dalgalarını geleneksel Çin manzaralarıyla birleştiriyor.
Du Kun bu tekniği müzik ve resimdeki rutinlikten kurtulmak için bir araç olarak görüyor.
Ses dalgaları ağaçlara dönüşüyor
Bestelediği bu şarkı ise Tang hanedanlığı dönemindeki şair Du Fu’ya ait. Du Fu şiirinde hanedanlık döneminde toplumun yaşadığı acılara odaklanıyor.
Bu hüzünlü dizeler Du Kun’un bestesiyle hayat buluyor. Bestedeki ses dalgaları ise kemerli köprülere, dağlara ve ağaçlara dönüşüyor.
Ernest & Young (EY) danışmanlık şirketi, dünya genelinde kuruluma hazır 13 bin yenilenebilir enerji projesi ile 2 trilyon Dolar tutarındaki yatırım fırsatını ortaya koyan küresel bir araştırma yayınladı.
Bu projelerin toplam 1 Terawatt’lık ek yenilenebilir enerji üretim kapasitesi sağlayabilme potansiyeli olduğu söyleniyor.
‘Yeşil bir toparlanmayı mümkün kılabilecek’
EY Küresel Enerji Lideri Serge Colle, rapor için şu açıklamayı yaptı:
Bu yeni rapor, hükümetler ve özel sektör arasındaki küresel işbirliği ile yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmanın gerçek potansiyelini ortaya koyuyor. COVID-19 sonrası yeşil bir toparlanmayı mümkün kılabilecek, ‘temel atmaya hazır’ yatırım yapılabilir projeleri haritalandırıyor.”
‘Birçok ülkede 10 milyon yeni istihdam yaratılabilir’
Araştırmaya göre, halihazırda planlarda yer alan proje stoku, yerelde ve tedarik zincirinde 10 milyona yakın yeni istihdam yaratma potansiyeline sahip. Araştırma, 47 ülkeyi kapsıyor.
Öte yandan, planlanan yenilenebilir enerji projeleri 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefini merkeze alıyor ve ele alınan ülkeler için 2030 yılına kadar olan emisyon azaltım hedefinin karşılanmasını sağlıyor.
‘Yeşil bir ekonomik toparlanma olabilir’
Araştırma ile eş zamanlı olarak Birleşik Krallık, Türkiye ve Güney Afrika’yla ilgili ulusal düzeyde analizler de yapılıyor. Bu araştırmada Türkiye için ilk defa koronavirüs salgını sonrası yeşil bir toparlanma projeksiyonu yapılıyor. Söz konusu araştırmanın bulguları şöyle:
Araştırmaya göre, Türkiye’de 9,2 GW’lik ek yenilenebilir enerji kapasitesi inşa edecek 238 projeden oluşan hazırdaki proje stoku, 110 bin yeni istihdamı destekleyecek 19,4 milyar dolarlık bir yatırım fırsatını temsil ediyor. Bu aynı zamanda, Türkiye ekonomisinin toparlanmasını hızlandıracak, kömür bölgelerinin dönüşümünü gündeme sokabilecek sanayi kümeleri oluşturma potansiyeline sahip yenilenebilir enerji tedarik zinciri oluşturma fırsatı sunuyor.
Kömür gibi fosil yakıt temelli sektörlerle kıyaslandığında, yenilenebilir enerji projelerinin çok daha yüksek istihdam oranı ile Türkiye’de yeşil bir ekonomik toparlanmaya katkı koyacağı belirtiliyor. Kuruluma hazır yenilenebilir enerji projeleri, 110 bin yeni istihdam olanağı ile mevcut kömür madenciliğinin sağladığı istihdamın iki katı istihdam potansiyeline sahip olduğunu ortaya konuyor.
Yenilenebilir enerji alanındaki bu fırsatlar Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) Net Sıfır Emisyon Raporu ile yeni petrol, kömür ve doğal gaz sahalarına tamamen son verilmesi gerektiği çağrısını destekler nitelikte. Petrol ve doğalgazdan elde edilen gelirler yaklaşık yüzde 70 azalırken, 2021 yılı itibariyle dünya çapında yeni kömürlü santral yatırımına ihtiyaç olmadığı, kuruluma hazır yenilenebilir enerji projelerinin yatırım ve istihdam potansiyelinin ortaya konmasıyla tekrar vurgulanıyor.
(*) Nükleer enerji, EY raporunda yer almadığı gibi, dünyada genel bir uzlaşma olarak, “yenilenebilir enerji” kapsamında da değerlendirilmiyor.
Pembe Hayat KuirFest, film gösterimleri, söyleşiler, paneller, partiler ve atölyelerin yanı sıra, bu yıl festivalin 10’uncu yılı vesilesi ile düzenleyeceği sergi için hazırlıklara başladı.
Yapılan açıklamada “Hareketimiz ve camiamız adına, hepimiz için nefes olabilecek kuir tahayyüller kurmak hedefiyle yola çıktığımız sergi fikri bütününün bir parçası olarak, hayallerimizdeki festival ve film afişlerini bir araya getirmeyi planlıyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Son başvuru tarihi 10 Ağustos
Sergide yer almak isteyen kişilerin hayalindeki festival ve film afişlerini 10 Ağustos 2021 tarihine kadar [email protected] adresine “Hayalimdeki Festivaller, Hayalimdeki Afişler” konu başlığıyla göndermesi gerekiyor.
Katılımla ilgili detaylı bilgiye bu adres üzerinden ulaşmak mümkün.
Önde gelen iklim bilimcilerinden meydana gelen uluslararası bir ekip tarafından gerçekleştirilen ilişkilendirme analizi, geçtiğimiz hafta ABD ve Kanada‘nın bazı bölgelerinde tarihte görülmemiş ölçekte yaşanan sıcak dalgalarının, insan faaliyetleri sonucu meydana gelen iklim değişikliği olmasa gerçekleşemeyeceğini ortaya koyuyor.
Bilim insanları, sera gazı emisyonlarının neden olduğu iklim değişikliğinin, sıcak dalgalarını en az 150 kat daha olası hale getirdiğini belirtiyor.
50 dereceye varan sıcaklar
ABD’nin Pasifik Kuzeybatı bölgelerinde ve Kanada’da rekor sıcaklıklar kaydedildi. 49.6ºC’nin kaydedildiği Lytton köyündeki sıcaklık, Kanada’nın ulusal ölçekteki sıcaklık rekoru olan 45ºC’yi ciddi farkla geçiyor. Sıcaklık rekorunu kırmasından kısa bir süre sonra Lytton köyünün büyük bölümü, orman yangınıyla yok oldu.
Bugün meydana gelen sıcak hava dalgalarının tamamı, iklim değişikliğinin etkisiyle daha olası ve daha yoğun hale geliyor. Küresel ölçekte sıcaklıklar, 1800’lerin sonlarından bu yana yaklaşık 1,2°C arttı.
Bilim insanları, iklim değişikliğinin yüksek sıcaklıklar üzerindeki etkisini nicel olarak ölçmek üzere, küresel ısınma öncesindeki iklimi günümüzdeki haliyle karşılaştırıyor. Analizde bilimsel gözlem ve bilgisayar simülasyonu yöntemleri kullanılıyor.
Geçmişte gözlemlenen aralığın dışında
Yaşanan aşırı sıcaklıklar, geçmişte gözlemlenen sıcaklık aralığının oldukça dışında seyrediyor. Bu sebeple aşırı hava olaylarının, insan faaliyetleri sonucu oluşan iklim değişikliğinin olmadığı durumda ve günümüzdeki iklimde ne sıklıkta gerçekleşeceğini belirlemek güçleşiyor.
Ancak araştırmacılar, insan etkisinin olmadan bu aşırı hava olaylarının gerçekleşme olasılığının “neredeyse imkânsız” olduğu sonucuna varıyor.
İlk senaryo: Isı kubbesi
Araştırmacılar, iklim değişikliğinin aşırı sıcaklıkların gerçekleşme olasılığını ne şekilde artırdığına dair iki olası senaryo ortaya koyuyor. Bunlardan ilki, iklim değişikliğinin aşırı sıcak hava dalgalarının gerçekleşme olasılığını artırmasına rağmen, bu sıra dışı olayların, mevcut iklim koşullarında nadiren gerçekleşen bir durum olması.
Bu senaryoda, süregelen kuraklık ve olağandışı atmosferik dolaşım koşulları anlamına gelen ve ‘ısı kubbesi’ olarak bilinen olayların, iklim değişikliğinin etkileriyle birleşmesiyle oldukça yüksek sıcaklıklar meydana geliyor.
Sıcak dalgası sayısı artacak
Bu varsayım, iklim değişikliğinin etkisi olmaması durumda kaydedilen en yüksek sıcaklıkların, günümüzde kaydedilenlerden yaklaşık 2°C daha düşük olmasını gerektiriyor.
Sera gazı emisyonlar sınırlandırılmazsa, küresel sıcaklıkların artmaya devam etmesi bekleniyor. Bu durum, bu tür olayların daha sık ortaya çıkacağı anlamına geliyor. Örneğin bilim insanları, küresel sıcaklık artışının 2°C ile sınırlandırıldığı durumda dahi, bu ölçekte bir sıcak hava dalgasının her 5 ila 10 yılda bir meydana gelebileceğini öne sürüyor.
İkinci senaryo: Eşiğin aşılması
İkinci senaryo, iklim sisteminin geri dönüşü olmayan bir eşiği aştığına işaret ediyor. Bu senaryo, küresel ısınmada kaydedilen küçük ölçekli bir artışın, aşırı sıcaklıkların gerçekleşme olasılığında hızlı bir artışa neden olabileceği anlamına geliyor.
Bu durum, geçtiğimiz hafta meydana gelen ve rekor sıcak hava dalgalarının gerçekleşme olasılığının, iklim modellerinin öngördüğünden daha sık gerçekleşmesi anlamına geliyor.
Uyum planları buna göre tasarlanmalı
Bu son olay, şu anda beklenen sıcaklık aralığının çok üzerinde seyreden aşırı sıcaklıkların, 50. kuzey enlemi bölgesinde gerçekleşebileceğine dair uyarı niteliği taşıyor. Bu bölgede ABD, Fransa, Almanya’nın bazı kısımları, Çin ve Japonya yer alıyor.
Bilim insanları, iklim değişikliğine uyum planlarının yakın geçmişte tanık olunan aralığın çok üzerindeki sıcaklıklar için tasarlanması gerektiğinin altını çiziyor.
‘Emsali bulunmuyor’
Çalışma, Dünya Hava İlişkilendirme Girişimi (World Weather Attribution, WWA) bünyesinde Kanada, ABD, Almanya, Hollanda, İsviçre, Fransa ve İngiltere’deki üniversitelerde ve meteoroloji kurumlarında görev yapan 27 araştırmacı tarafından gerçekleştirildi.
Oxford Üniversitesi bünyesindeki Çevresel Değişim Enstitüsü’nden Friederike Otto, “Gördüklerimizin emsali bulunmuyor. Kaydedilen en yüksek sıcaklıklardaki artışta dört veya beş derecelik artış rekoru kırılmaması gerekiyor. Yaşanan olağandışı durum, günümüzde yaşanan aşırı sıcaklıkların daha yüksek seviyelerdeki küresel ısınma sonucu beklediğimiz durumdan önce ortaya çıkabileceği olasılığını göz ardı edemeyeceğimizi gösteriyor” dedi.
Hollanda Meteoroloji Enstitüsü’nden Geert Jan van Oldenborgh, “Isı dalgalarının daha sık ve yoğun hale gelmesi beklenir bir durumdu. Ancak, bu bölgede bu sıcaklığı görmeyi beklemiyorduk. Bu durum, iklim değişikliğinin ısı dalgalarını nasıl daha sık ve ölümcül hale getirdiğini derinlemesine anlayıp anlamadığımızı gündeme getiriyor” ifadelerini kullandı.
‘Sera gazı emisyonları sınırlandırılmalı’
İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (ETH Zürich) Atmosfer ve İklim Bilimi Enstitüsü’nden Sonia Seneviratne, “İklim değişikliği, sıcak hava dalgaları gibi oldukça nadir görülen olayların sıklığında artış yaşanmasına sebep oluyor. Bilinmeyen sularda yüzüyoruz. Geçtiğimiz hafta Kanada’da yaşanan aşırı sıcaklıklar, Las Vegas’da veya İspanya’da dahi rekor kırabilirdi. Ancak sera gazı emisyonlarını sınırlandırmayı ve küresel ısınmayı durdurmayı başaramazsak, bizleri çok daha yüksek sıcaklık rekorları bekliyor” dedi.
Uluslararası Kızılhaç Örgütü İklim Merkezi ve Twente Üniversitesi’nden Maarten van Aalst, “Isı dalgaları hem 2019 yılında hem de 2020’de küresel ölçekte en ölümcül felaketler arasında zirveye yerleşti. Ne yazık ki bu durum artık bir sürpriz olmak yerine, oldukça endişe veren küresel bir eğilimin parçası haline gelmiş durumda. Bu bölgede ve dünyada karşı karşıya olduğumuz ölümlerin büyük bölümü, yaşam alanlarının daha yüksek sıcaklıklara uyum kapasitesinin artırılmasıyla önlenebilir” açıklamasını yaptı.
Vonvouver’da kurulan serinleme merkezi. Fotoğraf: Amanda Cowan/ The Columbian
‘Sıcağa bağlı ölümler önlenebilir’
Washington Üniversitesi Sağlık ve Küresel Çevre Merkezi’nden Kristie L. Ebi, “Amerika Birleşik Devletleri’nde ısıya bağlı ölümler, hava koşulları sebebiyle gerçekleşen ölümlerde ilk sırayı alıyor. Ancak bu ölümlerin neredeyse tamamı önlenebilir nitelikte. Isı eylem planları, sıcak hava dalgası erken uyarı sistemleri ve müdahale sistemleri gibi sıcaklıkla ilgili acil durumlara yönelik hazırlığımızı artırarak ve daha sıcak bir geleceğin ölümcül olmaması için yaşam alanlarımızda değişiklik yapılmasını önceliklendirerek, günümüzde ve gelecekte ısı sonucu gerçekleşen hastalık ve ölüm oranlarını azaltabiliriz” yorumunu yaptı.
Vrije Universiteit Amsterdam Çevre Araştırmaları Enstitüsü ve Hollanda Meteoroloji’nden Dim Coumou ise”Bu durum önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Günümüzde, bu ölçekteki olağan dışı yükseklikteki sıcaklıklara yol açan mekanizmaları iyi anlayamıyoruz. İklim sisteminde, küresel ısınmada az miktardaki artışın aşırı hava olaylarında daha fazla etki yarattığı bir eşiği geçmiş olabiliriz” görüşünü ifade etti.
TEMA Vakfı, Ordu iline ait madencilik raporunu kamuoyuna açıkladı.
Raporda, Ordu’nun yüzde 74’ünün madenlere ruhsatlı olduğu belirtildi.
İl özelindeki IV. grup madenlere ilişkin hazırlanan çalışmanın ilk bulguları, bölgenin 435 maden ruhsatına bölündüğünü ortaya çıkardı.
‘Sekiz ilçede ruhsatlılık oranı yüzde 90’ın üzerinde’
Vakıf tarafından hazırlanan raporda, öne çıkan bulgular şöyle sıralandı:
Ordu’nun yüzde 74’ü IV. grup maden ruhsatları ile ruhsatlandırılmıştır.
Sekiz ilçede ruhsatlılık oranı yüzde 90’ın üzerindedir. Fatsa, Çatalpınar, Çamaş, Gülyalı, Gürgentepe, Kabadüz, Karataş, Ulubey ruhsat oranlarının yüzde 100’e yaklaştığı ilçelerdir.
Orman alanlarının yüzde 65’i madenler için ruhsatlandırılmıştır.
Ordu’da bulunan uluslararası koruma kriterlerine göre, belirlenen ve nadir flora ile fauna barındıran, dünya ölçeğinde önemli ekosistemler olan Önemli Doğa Alanları’nın yüzde 80’i madenler için ruhsatlandırılmıştır.
Önemli Doğa Alanları’ndan biri olan Giresun Dağları’nın tamamı madenlere ruhsatlıdır.
Tarım alanlarının yüzde 76’sı madenler için ruhsatlandırılmıştır.
Meralarının yüzde 64’ü madenler için ruhsatlandırılmıştır.
Ordu’nun nadir canlı tür çeşitliliği, doğal ve kültürel özellikleriyle tabiatı koruma alanı, milli park gibi statülerle koruma altına alınmış alanlarının yüzde 91’i madenlere ruhsatlıdır. Korunan alanların içinde yer alan arkeolojik sit alanlarının yüzde 94’ü ve tohum-meşcere alanlarının tamamı madenlere ruhsatlıdır.
‘Maden Kanunu, tarım alanlarını madenciliğe açtı’
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, Maden Kanunu‘nda yapılan değişikliklerin doğal alanları, tarım alanlarını, meraları madenciliğe açtığını ifade etti ve Ordu’nun mevcut maden politikalarından en ağır şekilde etkilenen illerden biri olduğuna vurgu yaptı:
Fatsa’da çalışmakta olan altın madeni çok kısa bir sürede bölgenin doğal varlıklarına, insan sağlığına ve tarım ekonomisine ciddi zararlar verdi. Yöre halkı ile Fatsa Doğa ve Çevre Derneği, altın madeninin yarattığı tahribata karşı ilk günden bu yana, yaşam alanlarını korumak için büyük bir çaba gösteriyor. Vakıf olarak yaptığımız çalışma sonucu ortaya çıkan tablo, tüm bu çabanın ve emeklerin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bugün maalesef ülkemizde doğa koruma alanı, tarım alanı ya da içme suyu havzası kanunlarla korunmamaktadır. Halbuki, ülkemizde bu gibi alanları kanunlarla madencilik faaliyetlerinden korumamız gerekmektedir. Aksi halde madencilik faaliyetleri Çanakkale’de, Muğla’da, Ordu’da olduğu gibi doğamızı ve tarımsal üretimimizi tehdit altına almaya devam edecek. Yetkilileri yöre halkının sesini duymaya, Ordu ve tüm illerimiz için madencilik faaliyetlerine karar verirken; doğal varlıklarımızı, tarımımızı ve su varlıklarımızı göz önünde bulundurmaya, bu tarihi sorumluluğu hep birlikte almaya davet ediyoruz.”
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ve Pera Müzesi işbirliğiyle gerçekleştirilen Bendine Sığmayan İstanbul: Kente Çevresel Yaklaşımlar, konferansı kapsamında düzenlenen 29,9 km başlıklı video programının etkinlikleri, “Akışa Karşı, Akıntıyla Beraber” videosunun söyleşisiyle devam ediyor.
Bahar Topçu ve Hilal Şenel’in ortak üretimi olan video çalışması, domuzların yaşam alanlarından en önemlisi olan Kuzey Ormanları’nın yanı sıra yüzerek vardıkları Rumeli Kavağı, Bebek ve Tophane gibi birbirinden farklı sosyo-ekonomik ve sosyo- kültürel dinamiklere sahip semtlerdeki karşılaşmalar üzerinden, kentin kıyılarından çeperine yayılmış hafriyat politikalarının kent dokusuna etkilerini görünür kılıyor.
Etkinlikte, antropoloji, coğrafya, mimarlık ve sanat eleştirisi disiplinlerine temas eden ve şiddet ile afetin görsel ve mekânsal politikasını çalışan akademisyen Eray Çaylı’nın katılımıyla, videonun işaret ettiği konular tartışmaya açılacak.
Söyleşi 8 Temmuz Perşembe günü saat 17.00’da çevrimiçi olarak düzenlenecek. Etkinliğe katılmak için bu adres üzerinden rezervasyon yaptırmak gerekiyor.
Eray Çaylı
Şiddet ve afetin mekânsal ve görsel politikasını, antropoloji, coğrafya, mimarlık ve sanat alanlarıyla temas halinde çalışan akademisyen. Bu konuları, yayınladığı birçok makalenin yanı sıra, Victims of Commemoration: The Architecture and Violence of Confronting the Past in Turkey ile İklimin Estetiği: Antroposen Sanatı ve Mimarlığı Üzerine Denemeler adlı monografiler ve eş-derleyiciliğini yaptığı Architectures of Emergency in Turkey: Heritage, Displacement and Catastrophe adlı kitapta da ele alıyor.
2015’te Bartlett School of Architecture, University College London’da tamamladığı mimarlık tarihi ve kuramı alanındaki doktorasını yapmak üzere 2011’de gittiği Londra’da halen yaşamakta ve çalışmakta. 2018’den beri çalışmakta olduğu London School of Economics and Political Science’ta şiddetin estetize edilme biçimleri ve ırkçılık üzerine yüksek lisans dersleri veriyor.
Bahar Topçu
2010’da İstanbul Bilgi Üniversitesi Avrupa Birliği İlişkileri Bölümü’nden mezun olduktan sonra çalışma hayatına özel sektörde başladı. 2012’de Türkiye Yeşilleri ile tanıştıktan sonra hayatında pek çok şeyi değiştirmeye karar verdi.
Bu kararlar sonucunda bugün artık bale/dans öğretmeni ve iklim aktivizminin performatif estetiği üzerine çalışan bir yüksek lisans öğrencisi. Performans sanatı üzerine çalışmaya devam etmeyi amaçlayan Topçu, feminist bir iklim aktivisti olarak farklı arayışlarını Yeşil Gazete’deki yazılarıyla paylaşıyor.
Hilal Şenel
2012’de Koç Üniversitesi Kimya ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü’nde başladığı lisans eğitimine, Sosyoloji anadalı, Medya ve Görsel Sanatlar yandalı ve Film ve Video Track programı ile devam etti.
2018 yılında çektiği ilk deneysel kısa filminden bu yana yapımcılık ve yönetmenliğin yanı sıra video işleri üretmeye devam etmektedir. Aynı zamanda havada akrobasi performansçısı, iklim, çevre, kadın hakları aktivisti ve köşe yazarı.
Deneye Hayır Derneği, Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi‘ne ilişkin bir açıklama yaptı.
Dernek, kanun teklifinin beş partinin üzerinde uzlaştığı Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonutavsiye raporuna uygun bir kanun hazırlanması gerektiğini belirtti ve kabul edilen bu yasa teklifini onaylamadıklarını söyledi.
‘Taleplerimizi hem sözlü hem yazılı defalarca sunduk’
Deneye Hayır Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde (TBMM) Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili görüşmeler başladığından beri hayvanlar üzerinden deneysel çalışmalar yapılmasına yasal dayanak sağlayan ifadelerin değiştirilmesi gerektiğini belirttiklerini kaydetti:
TBMM çatısı altında yenir bir Hayvanları Koruma Kanunu için görüşmeler başladığından bu yana Deneye Hayır Derneği olarak bu toplantılara katılarak, Ekim 2019 tarihli Hayvanların Haklarının Korunması İle Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’nda da yer alan ve sokaklarda ya da barınaklarda yaşayan kedi ve köpekler üzerinde deneysel çalışmalar yapılmasına yasal dayanak sağlayan ifadelerin değiştirilmesinin uygun olacağı görüşümüzü dile getirdik.
Bununla beraber hayvanların deneylerde kullanımının azaltılması için; üniversitelerde hayvanların eğitim materyali olarak kullanımına son verilmesi, eğitim için canlı bir organizmaya gereksinim duyulmayan alternatif model, yöntem ve laboratuvarların kurgulanmasının mevzuata bağlanması gibi taleplerimizi hem sözlü hem de yazılı olarak defalarca sunduk.”
‘Taleplerimiz yok sayılmıştır’
Kabul edilen kanun teklifiyle taleplerinin yok sayıldığını gördüklerini ifade eden dernek, salı günü yapılan komisyon görüşmelerine çağrılmadıklarını da şöyle dile getirdi:
07.07.2021 tarihinde TBMM, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda kabul edilen Hayvanları Koruma Kanunu’na ilişkin kanun teklifi ile görüyoruz ki taleplerimiz yok sayılmıştır.
Üstelik tasarı hazırlandıktan sonra tüm çabalarımıza rağmen 06.07.2021 tarihinde yapılan ve çeşitli STK temsilcilerinin davet edildiği görüşmelere de katılmamız uygun görülmemiş ve komisyon üyelerine meclis raporuna uygun bir düzenleme yapılması gerektiğine dair taleplerimizi ve eksikliklere yönelik eleştirilerimizi sunmamıza izin verilmemiştir.”
‘Bu yasa metnini onaylamıyoruz’
Deneye Hayır Derneği, meclis araştırma raporuna uygun bir kanun hazırlanması gerektiğinin altını çizerek, bu yasa metnini onaylamadıklarını ifade etti:
Hal böyle iken, hayvanların haklarını korumaktan uzak ve iyileştirme içermeyen bu kanun teklifi yerine hayvan haklarına ilişkin tüm alanlarda meclis araştırma raporuna uygun bir kanun hazırlanması gerektiğini bir kez daha vurgulayarak Deneye Hayır Derneği olarak bu yasa metnini onaylamadığımızı kamuoyuna bildiririz.”