Ana Sayfa Blog Sayfa 1216

TÜGVA Başkanı’ndan sızdırılan belge itirafı: Doğru bilgiler de var

Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Başkanı Enes Eminoğlu, katıldığı canlı yayın programında gazeteci Metin Cihan‘ın yayımladığı sızdırılan belgeler hakkında itirafta bulundu.

Cüneyt Özdemir‘in canlı yayınına katılarak soruları yanıtlayan Eminoğlu, “Kendisinin evrakta düzenlediği yerler var, doğru bilgiler de var. Sistemimizden alınmış” ifadelerini kullandı.

Eminoğlu belgelerin yayınlanmaya başlamasının ardından yaptığı açıklamada “Yayınlanan sözde belgelerin hiçbirinin TÜGVA ile alakası veya ilgisi yoktur” diyerek belgelerin gerçekliğini tamamen yalanlamıştı.

‘Manipüle edilmiş’

ERP sistemleri olduğunu ve bütün verilerinin orada kaydının tutulduğunu ifade eden Eminoğlu, “Bu verilerden bazıları çıkarılmış ve bir evrak oluşturulmuş. Manipüle edilmiş” dedi.

Cüneyt Özdemir’in “Belgelerin Metin Cihan tarafından manipüle edildiğini mi düşünüyorsunuz?” sorusuna verdiği cevap ise “Hayır, belgelerin Metin Cihan’a ulaştıran kişi tarafından manipüle edildiğini düşünüyorum” dedi.

Eminoğlu, verilerin daha önce Fethullah Gülen cemaatinden oldukları için görevden alınan kişiler tarafından sızdırıldığı iddiasını ortaya attı.

Sızan belgelerde ne yazıyor?

Gazeteci Metin Cihan kendisine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın oğlu Bilal Erdoğan‘ın kurucuları arasında yer aldığı TÜGVA hakkında belgeler ulaştığını ve bunları kamuoyuna açıklamaya başlayacağını duyurmuştu.

Cihan, daha önce Gülen cemaatinin yaptığına benzer şekilde TÜGVA aracılığıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü ve yargı içerisinde kadrolaşmaya gidildiğini iddia ederek şunları söyledi:

“Din istismarına dayalı ordu, emniyet, yargı kadrolaşması başta olmak üzere, FETÖ diye anlatılan ne varsa, tamamı bunlarda da var. Üstelik kişilerin kaydı tutulmuş. Kimlik numaralarına kadar excel listesi aslında daha uzun. Görsel olarak paylaşabilmek için bir kısmını aldım. Umarım okunabiliyordur. İsimlere, kimlik numaralarına, telefonlara bant çektim ama bu listelerin başka ellerde de olduğuna eminim. Bugün torpiliyle mutlu olanlar, yarın zor zamanlar geçirebilir. Çocukları cemaat yurduna alırsın, tornadan geçirirsin, sonra asker polis kadrolarına gönderirsin. Bilindik bir hikaye. Yeni sezon. TÜGVA versiyon. TÜGVA belgelerini gazete haberi yapsaydım ‘Paralel devlet yapılanması’ başlığı atardım.”

TSK, EGM ve yargıda kadrolaşma

Cihan’ın açıkladığı belgelerde, TSK’den emniyete, Adalet Bakanlığı’ndan yargıya kadar birçok farklı kamu kurumuna yerleştirildiği belirtilen kişilerin isimleri yer alıyor.

Belgelerde, bu kişilerin ne zaman sınava gireceklerinin, mülakat tarihlerinin de listelendiği görülüyor. Bu kişilerin referansları olarak da TÜGVA yöneticileri ile AKP eski milletvekili Mahmut Kaçar gösteriliyor.

Belgelerde, “subay aday listesi”, “özel harekat aday listesi”, “astsubay aday listesi” gibi başlıklar dikkati çekiyor. Sözü edilen kişilerin atandıkları ya da atanacakları yerlerin listelerde belirtildiği de görülüyor.

Bylock benzeri program

Cihan, kendisine belgeleri gönderen kişinin, TÜGVA’nın bir dönem ERP adı verilen, ByLock benzeri bir programı kullandığını, telefona indirilen programda kayıtlı herkesin kişisel bilgilerinin yer aldığını, programın çökmesiyle milyonlarca kişinin bilgilerinin bilinmez ellere geçtiğini aktardığını da yazdı.

Cihan, bu kişinin, “Bu program nüfus sistemine bağlıydı. Kişinin TC’sini yazınca tüm bilgileri çıkıyordu. Ben de zaten o zaman vakıftan ayrılma kararı verdim” dediğini aktardı.

Kamu taşınmazları tahsis edilmiş

Cihan, paylaştığı farklı bir belge için de “Yapılanmanın TÜGVA’dan ibaret olmadığını belirten Cihan, “Örneğin yurtlara çökmek için yedi oluşum toplantı yapıyor. Liste hazırlanıyor, talepler iletiliyor, sonra aralarında paylaşım yapılıyor. İlk listede 821, ikincide 285 bina var. Yani öğrenciler yurt bulamazken meğer mevcut binalar bunlara dağıtılmış” dedi.

Söz konusu belgede, özellikle İstanbul’daki kamu taşınmazlarının yurt olarak TÜGVA ile Kadem, İlim Yayma Cemiyeti, TÜRGEV, Ensar gibi vakıf ve derneklere tahsis edildiği belirtiliyor.

Belediyelerden para aktarımı

Cihan, yayımladığı bir başka belge için de “Vergiler de TÜGVA’ya gidiyor. Belediyeler ve valilikler eliyle kamu kaynakları bu yapılanmaya aktarılıyor. Mali destek raporu başlıklı dosyada bunu çok net görebiliyoruz” dedi.

Bu belgede de TÜGVA’ya verilen taşınmazlar ile kamu binalarının kiralarının belediyeler ve kamu kurumları tarafından ödendiği görülüyor.

Taciz mesajları

Metin Cihan “TÜGVA’da kutlu yürüyüş” ifadeleriyle paylaştığı bir Whatsapp konuşmasında da AKP Yüksekova 5 ve 6’ncı dönem İl Başkanı Naci İnci‘nin iş isteyen bir kadına yaptığı tacizi ortaya koydu.

16 STK, COP15’e katılan liderlere çağrı yaptı: Hunutlu İthal Kömürlü Termik Santrali’ni durdurun

16 çevre kuruluşu, bir açıklama yayımlayarak Çin‘de düzenlenen Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Toplantısı’na (COP15) katılan liderlerden Hunutlu İthal Kömürlü Termik Santrali inşaatının durdurulmasını talep etti.

Kuruluşlar, kömürlü termik santral inşaatının durdurulması için 100 binden fazla imza topladı.

‘Deniz kaplumbağaları bilimsellikten uzaklaşılarak korunamaz’

Açıklamada, Çin’in Adana’da yeşil deniz kaplumbağası yuvalama alanına kömürlü termik santral inşa etmesinin ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu vurguladı.

Projenin gündeme geldiği ilk günden beri yeşil deniz kaplumbağaları için ekolojik yıkıma sebep olacağının belirtildiği hatırlatılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

Sivil toplum kuruluşları olarak, gündeme geldiği ilk günden itibaren projenin, yeşil deniz kaplumbağaları için ekolojik yıkıma sebep olacağını belirtmiş, kamuya raporlar sunmuş, finansmanı sağlayan Çin bankalarına gönderilen mektuplar aracılığıyla santralın durdurulmasını talep etmiştik. Bu talebimize, yaklaşık 110 bin kişi imzasıyla destek oldu. Kamuya açık verilere göre, santralın yapıldığı yeşil deniz kaplumbağalarının Türkiye’deki önemli yumurtlama alanlarından Sugözü kumsalı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından yayımlanan Deniz Kaplumbağalarının Korunmasına İlişkin 2009-10 sayılı Genelge’ye göre, korunması gereken önemli deniz kaplumbağası yuvalama alanlarından biridir. Milyonlarca yıldır yaşamını sürdüren deniz kaplumbağaları, uluslararası sözleşmeler yok sayılarak ve bilimsel temelden uzaklaşılarak korunamaz.”

‘Termik santral baskıyı daha da artırıyor’

Ayrıca Açıklamada, “Tanımlanabilen türler hakkında elde edilen en ufak bilginin onların korunması amacıyla kullanılması beklenirken, Çin’in bu yatırımı hem iklim değişikliği ile mücadele için dünyaya verdiği söze hem de bugüne kadar türe yönelik koruma çabalarına ters düşüyor” denilerek şöyle devam edildi:

Deniz kaplumbağaları, doğal ekolojik döngülerin sonucunda uygun kumul ve deniz sıcaklıklarında yaşam buluyor. WWF’in İklim Değişikliğinin Akdeniz’deki Etkileri Başlıklı Raporu Akdeniz’in gezegenimizin en hızlı ısınmakta olan ve en tuzlu denizi haline gelmekte olduğuna dikkat çekiyor. Mevcut koşullarda yaşam alanı ciddi baskı altında olan yeşil deniz kaplumbağasının önemli yuvalama alanlarından birine yapılmakta olan termik santral bu baskıyı daha da artırıyor.”

Harekete geçilmeli

STK’ler, COP15’te bir araya gelen liderlerden, Çin’in de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 8d, 8k, 14c maddeleri ile Bern Sözleşmesi’nin 6. ve 8. maddelerine aykırı olan Hunutlu İthal Kömürlü Termik Santrali’nin durdurulmasını ve Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Liste’de tehlike altında olan, yeşil deniz kaplumbağasının (Chelonia Mydas) uluslararası sözleşmeler çerçevesinde korunması için harekete geçmelerini istedi.

Çağrıda bulunan 16 kuruluş ise şöyle:

Adana Tabip Odası

Adana Ziraat Mühendisleri Odası

Antakya Çevre Koruma Derneği

Avrupa İklim Eylem Ağı

Çevre ve Tüketici Koruma Derneği Adana

Doğa Derneği

Doğu Akdeniz Çevre Platformu

Ekosfer

Erzin Çevre ve Tarihi Varlıkları Koruma Derneği

İskenderun Çevre Koruma Derneği

Mersin Çevre ve Doğa Derneği

Samandağ Çevre Koruma ve Turizm Derneği

Tarsus Çevre Koruma Kültür ve Sanat Merkezi

Yuva Derneği

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)

350.org

Rusya en geç 2060 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşacağını duyurdu

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bugün yaptığı açıklamada dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticilerinden biri olan Rusya’nın en geç 2060 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşmayı hedeflediğini duyurdu.

Moskova’da düzenlenen bir enerji forumunda konuşan Putin, “Rusya, ekonomisinin karbon nötr olması için çaba gösterecek. Ve bunun için bir tarih belirledik. En geç 2060” ifadelerini kullandı.

Önceki hedefinin üstüne çıktı

Dünyanın gelecekteki enerji piyasası hakkında konuşan Putin, “Petrol ve kömürün rolü azalacak” dedi. Rusya Devlet Başkanı uzun süredir insan kaynaklı iklim değişikliğine yönelik şüpheci açıklamalarıyla biliniyordu.

Putin nisan ayında ABD Başkanı Joe Biden’ın ev sahipliği yaptığı İklim Liderleri Zirvesi’nde yaptığı konuşmada ise karbon emisyonlarını 2050 yılına kadar Avrupa Birliği’nin emisyonlarının altına düşüreceklerini açıklamıştı. Yeni açıklanan iklim hedefi, diğerinden daha iddialı durumda.

En fazla emisyona neden olan dördüncü ülke

Putin açıklamasında “Gezegenin hem üreticiler hem de tüketiciler tarafından atılacak ve ülkelerimizin sürdürülebilir kalkınmasının çıkarlarına hizmet edecek uzun vadeli, bilinçli ve sorumlu eylemlere ihtiyacı var” ifadelerine yer verdi.

Rusya şu anda en yüksek karbon emisyonuna neden olan dördüncü ülke. Ancak bunca zamandır iddialı bir iklim hedefi sunmaması aktivistler, bilim insanları ve diğer ülkeler tarafından eleştiriliyordu.

Öte yandan Rusya, özellikle de Sibirya ve Arktik bölgeleri, küresel ortalamanın üzerinde seyreden sıcaklık artışlarıyla iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında.

Tarım ve Orman Bakanlığı: Son 10 yıldaki 1266 sel felaketinde 127 kişi yaşamını yitirdi

Tarım ve Orman Bakanlığı, TBMM Dilekçe Komisyonu‘na gönderdiği sel raporunda Türkiye’de 2011-2020 yılları arasında 1266 taşkın meydana geldiğini belirtti.

Rapora göre bu felaketlerde 127 kişi yaşamını yitirirken 115 bin 960 hektar alan da sular altında kaldı.  Rapor, komisyona sel ve taşkın zararlarının tespiti ve karşılanması konusundaki eksikliklere ilişkin gelen şikâyetler üzerine hazırlandı.

Ekonomik kayıp yıllık 300 milyon TL

DHA’nın aktardığına göre son 10 yılda meydana gelen taşkınlardan kaynaklanan ekonomik kayıp ise  yıllık 300 milyon TL civarında.

Raporda, 2011’de 56 taşkın, 13 can kaybı, 2012’de 68 taşkın, 23 can kaybı, 2013’de 61 taşkın, 7 can kaybı, 2014’te 120 taşkın, 14 can kaybı, 2015’te 150 taşkın, 14 can kaybı, 2016’da 117 taşkın, 7 can kaybı, 2017’de 154 taşkın, 2 can kaybı, 2018’de 221 taşkın, 4 can kaybı, 2019’da 164 taşkın, 19 can kaybı, 2020’de 155 taşkın, 24 can kaybı olduğu bildirildi.

Taşkın ve sel nedenleri

Raporda, sel ve taşkınların nedenleri şu şekilde sıralandı: “İklim değişikliğine bağlı yağış şiddetlerindeki artış, yağışın zamansal ve mekansal dağılımındaki değişiklikler, yapılaşma için uygunsuz yer seçimleri, yanlış mekansal planlamalar ve uygulamalar, yanlış arazi kullanımları ve bitki örtüsü tahribinin neden olduğu heyelanlar, yukarı havzadan gelen katı maddelerin (bitki kök ve dalları, kaya parçası vb.) sürüklenerek akarsu yataklarının hidrolik kapasitelerini azaltması, geçiş yapılarını tıkaması, dere yataklarına yapılan uygunsuz müdahaleler, kapasiteleri yetersiz ve tekniğine uygun olmayan sanat yapıları (köprü ve menfezler), dere yataklarından izinsiz ve tekniğine uygun olmayan şekilde enine boru hattı (içme suyu, doğal gaz, kablo vb.) geçişleri, yol yapım çalışmaları ile dere yataklarının daraltılması, hafriyat dökülmesi.”

Raporunda, dere yataklarının ve taşkın kontrol tesislerinin üzerinin kapatılmasının da taşkın ve sele neden olduğu vurgulandı. Her türlü atıkların dere yatakları ve civarına atılması, dere yataklarından düzensiz kum ve çakıl alınmasının da taşkına, sele neden olduğu kaydedildi.

Emisyonları azaltmak, yılda 4 milyon insanı sıcak hava kaynaklı ölümden kurtarabilir

Scientific Reports dergisinde bugün yayımlanan bir araştırmaya göre, kontrolsüz iklim değişikliği yılda fazladan 4,9 milyon sıcak hava kaynaklı ölüme neden olabilir. Bu sayı ciddi emisyon kesintileriyle 0,8 milyona düşürülebilir.

Araştırma, sera gazı emisyonlarının neden olduğu ısı kaynaklı ölümlerdeki artıştan soğuk kaynaklı ölümlerdeki düşüşün çıkarılmasının, çok yüksek bir emisyon senaryosu altında yüzyılın sonuna kadar ölüm oranını yüzde 4,2 oranında artıracağını gösteriyor.

Diğer iklim felaketlerini içermiyor

Fazladan 4,9 milyon ölüm, bilim insanlarının sel, kuraklık, fırtına, ürün kıtlığı, hastalıklar veya iklim değişikliğiyle daha da kötüleşmesini beklediği diğer faktörler nedeniyle artacak ölümlerin sayısını içermiyor.

Çalışmanın yazarlarından Kaliforniya Üniversitesi, Davis’den Profesör Frances Moore, “Bu yıl ABD veya Kanada gibi daha zengin ülkelerde bile sıcak hava dalgalarının ne kadar ölümcül olabileceğini gördük. Isı stresi zaten ölümcül ve iklim değişikliğinden kaynaklanan ısınma, özellikle zaten sıcak olan ve iklimlendirmeye maddi gücü yetmeyen yerlerde durumu daha da kötüleştirecek. Bu ülkelerde, en yoksul kesimler – yüksek oranda açık havada tarım veya inşaat sektöründe çalışanlar – muhtemelen en çok etkilenecekler. Hayat kurtarmak için emisyonları azaltmak amacıyla acil ve iddialı hareket etmenin faydaları açıktır” dedi.

Her yıl 4,1 milyon hayat kurtarmak mümkün

Paris Anlaşması uyarınca hızlı emisyon kesintileri, sıcaklık artışlarını 2°C’nin mümkün olduğunca altında tutarak, küresel ölüm oranlarındaki artışı yüzde 4,2’den yüzde 0,07’ye düşürerek her yıl 4,1 milyon hayat kurtaracak.

Bu tahminler, ülkelerin daha da zenginleştiğini ve örneğin klima erişimini genişleterek, gelirler arttıkça daha yüksek sıcaklıklara uyum sağlayabildiğini varsayıyor. Bu olmazsa, ölüm oranlarındaki artış daha da yüksek olacak.

Isıya bağlı ölümlerdeki en büyük artış, zaten daha sıcak olan, birçoğu daha yoksul ve iklim değişikliğine çok daha az neden olmuş ülkelerde meydana geliyor.

Örneğin, yüksek emisyon senaryosu altında Nijer, yüzyılın sonuna kadar ısıya bağlı ölümlerde yüzde 20,2’lik bir artış yaşayacaktır. Paris Anlaşmasına uygun olarak emisyonları azaltmak, bunu yüzde 2,3’lük bir artışa indirecektir. Bu durum, yüzyılın son on yılında ülkede yılda yaklaşık 168 bin hayat kurtarabilir.

Türkiye’deki senaryolar

Yapılan çalışmada Türkiye’ye ilişkin veriler de paylaşılıyor. Dört farklı iklim senaryosuna göre 2040-20159 yıllarındaki ölüm oranları yüzdesindeki değişim şu şekilde:

Yüzde 50 düşmesi gerekiyor

Küresel ısınmayı Paris Anlaşması hedefi olan 1,5°C ile sınırlandırmak için, emisyonların 2030 yılına kadar yüzde 50 oranında düşmesi gerekiyor, ancak bunun yerine emisyonlar BM’ye göre yüzde 16 artış gösteriyor.

Dünya liderleri, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşma planlarını tartışmak üzere 2015’te anlaşmanın imzalanmasından bu yana iklim değişikliği konusunda en büyük Birleşmiş Milletler toplantısı için önümüzdeki ay Glasgow’da bir araya gelecek.

70 yaban keçisinin avına izin veren ihalenin iptali için açılan dava Danıştay’a gönderildi

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Adana’da 70 yaban keçisinin avlanmasını konu alan ihaleye yönelik yürütmenin durdurulması ve iptal için açılan davanın Danıştay’a gönderildiğini açıkladı.

Adana 2’nci İdare Mahkemesi tarafından avın birkaç ili kapsadığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilerek Danıştay’a gönderildiğini aktaran HAKİM, acilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararı beklediklerini kaydetti.

‘Süreci takip ediyoruz’

HAKİM tarafından yapılan açıklamada, bir kez daha “Av cinayettir” denilerek sürecin takip edildiğine vurgu yapıldı:

Adana’da 70 yaban keçisinin öldürülmesini engellemek amacıyla açtığımız dava birden fazla ilin yetki alanına girdiği ve av katliamının birkaç şehirde sürdüğü gerekçesiyle Adana 2. İdare Mahkemesince yetkisizlik ve davanın Danıştay’da görülmesi gerektiği kararı verilerek dosyamız Danıştay’a gönderildi.

Yürütmenin durdurulması kararının verilmediği her gün hayvanların ölmesi anlamına geliyor. Süreci takip ediyor ve acilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararı bekliyoruz.

Çin, gelişmekteki ülkelere 232 milyon dolarlık biyoçeşitlilik koruma fonu verecek

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, büyüyen ülkelerde biyoçeşitlilik güvenliğine yardımcı olmak için 230 milyon dolar fon ayrıldığını duyurdu.

Çin’in güneybatısındaki Kunming kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15’inci Taraflar Konferansı’na (COP15) video aracılığıyla katılan Jinping, diğer ülkeleri Kunming Biyoçeşitlilik Fonu‘na katkıda bulunmaya çağırdı.

Jinping, “Gelişmekte olan ülkelerin yardıma ve desteğe ihtiyacı var ve gelişmekte olan ülkelerin daha adil bir şekilde yararlanabilmeleri için dayanışma güçlendirilmeli” ifadelerini kullandı.

Finansman görüşmeleri başlamalı

Euronews’in haberine göre Greenpeace Çin’in kıdemli yerel hava durumu danışmanı Li Shuo, yeni fonun biyoçeşitlilik finansmanı konusunda acilen ihtiyaç duyulan bir görüşmeyi başlatması gerektiğini belirterek, “COP15’in gelişmiş dünyadan bağış yapan ülkeleri bu konuda katkı sağlaması gerekiyor” diye konuştu.

Bu noktada 2010 yılındaki bir hedefe ulaşıldı. Mayıs ayında yayınlanan bir BM raporuna göre, gezegenin kara ve tatlı su alanlarının yaklaşık altıda biri şu anda koruma alanları içinde yer alıyor.

Danışmanlar, sürdürülebilir tedarik zincirleri inşa etmenin ve ulusların doğayı farklı yöntemlerle korumalarına yardımcı olmanın 12 ayda tahminen 1 trilyon dolara mal olacağını söylüyor.

Buğday Derneği: Ot öldürücü kimyasallar ve tarım zehirleri insan sağlığını tehdit ediyor

Buğday Derneği, kentlerdeki yeşil alanlarda kullanılan ot öldürücü (herbisit) kimyasallar ve diğer tarım zehirlerinin (pestisitler) insan sağlığı ve doğal varlıklar üzerindeki tehdidine dair bir açıklama yaptı.

Söz konusu kimyasalların yaşam alanlarına yayıldığına vurgu yapılan açıklamada, bu tür kimyasalların özellikle hamileleri ve çocukları daha çok etkilediği kaydedildi.

Glifosat, insan sağlığına oldukça zararlı

Açıklamada, glifosatın kentlerde ve endüstriyel tarımda en çok kullanılan pestisit etken maddelerinden biri olduğu ve Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu‘nun 2015 yılında glifosat için “muhtemel kanserojen” uyarısında bulunduğu kaydedildi:

Tarım zehirleri içinde en çok kullanılan ot öldürücüler (herbisitler), muhtemel kanserojen olarak sınıflandırılmasına ve özellikle çocukların hormon sistemini altüst etmesine rağmen kentlerde de kullanılıyor.

Glifosat, kentlerde ve endüstriyel tarımda en çok kullanılan pestisit etken maddelerinden biri. Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu, 2015 yılında glifosat için “muhtemel kanserojen” uyarısında bulundu. Uluslararası Pestisit Eylem Ağı (PAN International), çeşitli araştırma raporlarına dayanarak glifosatın insan sağlığı açısından başka birçok zararına dikkat çekiyor.

ABD başta olmak üzere çeşitli ülkelerde açılan davalar sebebiyle, glifosat üreten firma milyarlarca dolar tazminat ödemek zorunda kalırken, Türkiye’de bu zehirin yasaklanması için açılan davada mahkeme önce yasaklama yönünde karar verdi, ancak Tarım ve Orman Bakanlığı ve ilgili firmanın sonucu istinafa taşımasıyla ilerleyen süreçte karar bozuldu. Türkiye’de yaşayanlar da dünyadaki birçok ülke vatandaşı gibi bu zehirden etkilenmeye mahkum edildi.”

‘Yaşam alanlarına yayıldı’

Pestisitlerin, çocuk oyun alanları, okul bahçeleri gibi yaşam alanlarına nasıl yayıldığı da anlatıldı:

Yapılan araştırmalara göre, kentsel alanlarda kullanılan pestisitler, tarım alanlarında olduğundan daha yoğun bir biçimde yeraltı sularına karışıyor. Türkiye’de içme suyu arıtma tesislerine ulaşan sularda saptanan 49 mikrokirleticinin 33’ünün pestisit olduğu ortaya çıktı.

Parklar, okullar, siteler, yol kenarları, piknik alanları ve ticari alanlar dahil pek çok yerde tarım zehirleri ile aynı aktif maddelere sahip, Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan biyosidal ürünler kullanılıyor. 2018 yılında, İtalya’da, Güney Tirol’deki 19 çocuk oyun alanından, dört okul bahçesinden ve bir pazar yerinden alınan 96 çim örneği pestisitlerin yaşam alanlarına nasıl yayıldığını gözler önüne seriyor. Güney Tirol Eyaleti Sağlık Hizmetleri tarafından analiz edilen örneklere bakıldığında, düşük miktarlarda olsa da tespit edilen 32 pestisit etken maddesinin %76’sında endokrin sistemi bozucu kimyasallar bulunduğu belirtiliyor. 2018’de İngiltere’de yapılan bir araştırma ise, ülkenin tüm şehirlerinde 38 farklı pestisitin kullanıldığını gösterdi. Bu pestisitlerin çoğunun herbisit (bir kısmı olası ya da muhtemel kanserojen) olduğu, ancak listede fungisitler, insektisitler ve bitki büyüme düzenleyicilerin de bulunduğu açıklandı.”

Hamileleri ve çocukları daha çok etkiliyor

2017 yılında BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunulan Gıda Hakkı Özel Sözcüsü Schutter’in raporu, tarım zehirlerinin bebeklere yönelik risklerine şöyle dikkat çekmişti:

Pestisitlere maruz kalan hamile kadınların düşük yapma, erken doğum ve doğuştan gelen bozukluklarla karşılaşma riski daha yüksek. Yeni doğanların göbek kordonu ve ilk dışkılarında birçok tarım zehirinden oluşan bir karışım bulunuyor. Hamile kadınlardan aktarılan pestisit etkileri, lösemi ve diğer kanser türlerinin yanı sıra, otizm ve solunum hastalıkları riskini de artırıyor.”

ABD Çevre Koruma Ajansı da, “Nispeten küçük boyutları nedeniyle, aynı miktardaki bir kimyasalın bir çocuk için, yetişkinlere kıyasla 10 kat daha fazla toksik olması muhtemel” açıklamasında bulunmuştu.

Pestisit kullanımının durdurulması için atılan adımlar

“Herbisitlerin ve pestisitlerin kentlerde kullanımına kimin karar verdiği; belediyeler, özel sektör ve site yönetimlerinin bu zehirleri neden hâlâ kullandığı merak konusu. Oysa kaldırımlarda veya boş arazilerde çıkan bitkilere müdahale etmeyip olduğu gibi bırakmak daha ekolojik, sağlıklı ve ekonomik” diyen Buğday Derneği, Avrupa Pestisit Eylem Ağı (PAN Europe) ortaklığı ve Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı (ZSPEA) işbirliğiyle 1 Nisan 2021’de başlattığı ve AB Sivil Toplum Diyaloğu Programı VI kapsamında desteklenen “Zehirsiz Kentlere Doğru” projesi ile, kentlerde kullanılan pestisit ve biyosidal ürünlerin zararlarına dikkat çekiyor. Bu kimyasallara alternatif olan sağlıklı ve ekolojik önerileri belediyeler ile işbirliği içinde yaygınlaştırmayı planlıyor.

AB Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi, 2030 yılı itibari ile hassas olarak nitelendirilen kentsel yeşil alanlarda pestisit kullanımını tamamen kaldırmayı hedefliyor ve Avrupa ve dünyada birçok belediye, bölge veya ülke, kendi vatandaşları için bu konuda önemli bazı adımlar atıyor:

  • Fransa’da 1 Ocak 2017 tarihi itibarıyla yerel yönetimler, kamu kuruluşları ve devletin, park gibi yeşil alanlarda pestisit kullanması yasaklandı. Dolayısıyla, Fransız belediyeleri bu alanlarda pestisit kullanamaz. 2019’dan itibaren özel bahçelerde de pestisit kullanımı yasaklandı. Yasak, 2022’de mezarlıklar, spor sahaları, kamp alanları ve halkın erişebildiği diğer özel alanları da kapsayacak şekilde genişletilecek.
  • Lüksemburg’ta 1 Ocak 2016’dan itibaren kamusal alanlarda pestisit kullanımını durdurma kararı alındı.
  • Almanya’da, pestisit yasasına göre, tarım dışı arazilerde -istisnai durumlar haricinde- pestisitlerin kullanılması yasaklandı.

Türkiye’de de benzer çaba gerekli

Dernek tarafından yapılan açıklamada, benzer çalışmaların Türkiye’de de yapılmasının gerekli olduğu kaydedildi:

Proje kapsamında belediyeler ile gerçekleştirilen “Durum Analiz Anketi” ve yapılan birebir görüşmeler, benzer çalışma, çaba ve niyetlerin Türkiye’deki pek çok belediye için de söz konusu olduğunu gösteriyor.

Buğday Derneği, sağlıklı, biyolojik çeşitliliği destekleyen, daha yeşil ve ekolojik bir dönüşüm için tüm belediyeleri zehirsiz kentler olmaya ve tüm halkı yakında başlayacak “Zehirsiz Kentlere Doğru” Kampanyası’nın takipçisi ve destekçisi olmaya davet ediyor.”

[Glasgow’a doğru] Alok Sharma: G20 ülkeleri 2030 iklim hedeflerini iyileştirmeli

Kasım ayında İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleşecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP26) başkanlık edecek Alok Sharma, önde gelen ekonomilerden oluşan G20 ülkelerinin 2030 yılı için daha iddialı iklim hedefleri koyması gerektiğini söyledi.

Sharma, COP26’ya kadarki bir aydan kısa sürede ülkelerin 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması çerçevesinde sundukları Ulusal Katkı Beyanları’nı geliştirmeleri için baskıyı artırmayı amaçlıyor.

‘Sorumluluk her ülkeye ait’

Reuters’ın haberine göre COP26 başkanı, “Sorumluluk her ülkeye aittir. Ve hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Çünkü iklim konusunda dünya ya hepten başarılı olacak ya da başarısız olacak” ifadelerini kullandı.

2015 yılında yaklaşık 200 ülkenin imzacı olduğu Paris Anlaşması, küresel ısıtmayı endüstri öncesi döneme kıyasla 2 derecenin altında mümkünse 1,5 derece ile sınırlamayı amaçlıyor.

Uyum ve finansman

Alok Sharma, Paris’teki UNESCO Dünya Mirası Merkezi’ndeki toplantıda “COP26 bir fotoğraf çekim yeri veya konuşma salonu değil. İklim konusunda dünyayı yoluna koyduğumuz bir forum olmalı. Bu da liderlerin işi” demeyi planlıyor.

COP26 başkanlık ofisinin öne çıkarmak istediği bir diğer noktada iklim değişikliğine karşı en savunmasız ülkeleri desteklemek ve iklim etkilerine uyum sağlamak için kamu ve özel finans konusunda yeni taahhütler olması gerektiği.

Yılın Yaban Hayatı Fotoğrafçısı yarışması sonuçlandı [Foto Galeri]

2021 Yılın Yaban Hayatı Fotoğrafçısı yarışmasının kazananları belli oldu. Bu yılın kazanan fotoğrafları 15 Ekim tarihinden itibaren Londra’daki Doğal Tarih Müzesi‘nde sergilenecek.

Fotomuhabirlik kategorisinde birinci olan fotoğraf “Odadaki fil” isimli eseriyle Avustralya’dan Adam Oswell oldu. Diğer kategorilerin kazananları ise şu şekilde duyuruldu:

Kendi doğasındaki hayvanlar kategorisi: Boz ayı kalıntıları/ Zack Clothier
Yükselen star kategorisi: Deniz ayıları için kara zamanında serin zaman/ Martin Gregus
Davranış ve kuşlar kategorisi: Samimi dokunuş/ Shane Kalyn