Ana Sayfa Blog Sayfa 1175

FAO: Gıda fiyatları görülmedik düzeyde arttı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) göre, gıda fiyatları 10 yıldan uzun süredir görülmedik bir düzeyde arttı.

Örgüt, küresel gıda fiyatlarının geçen yıl yüzde 30’dan fazla artış gösterdiğini açıkladı.

Üretimin düşmesinin nedeni iklim değişikliği

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, bitkisel yağ fiyatları, ekim ayında yaklaşık yüzde 10’luk bir artışla rekor seviyeye ulaştı. Örgüt, tahıl fiyatlarının da bir önceki yıla göre yüzde 22’den fazla arttığını duyurdu.

FAO, bitkisel yağ fiyatları endeksindeki artışın palmiye, soya, ayçiçeği ve kanola yağı fiyatlarının yükselmesinden kaynaklı olduğunu belirtti.

Buğday fiyatı Kanada, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi büyük ihracatçıların kötü bir hasat dönemi geçirmesinden sonra son bir senede yaklaşık yüzde 49 oranında arttı.

Curtin Üniversitesi İşletme Fakültesi‘nden tarım ticareti uzmanı Peter Batt, “Hububat söz konusu olduğunda, üretimin düşmesine neden olanın iklim değişikliği olduğunu söyleyebiliriz. Birçok yerde hasatın oldukça kötü olduğu yıllar geçirdik” ifadelerini kullandı.

Nakliye sorunları

İşgücü kıtlığı da, dünya çapında gıda üretim ve nakliye maliyetlerinin artmasına yol açıyor.

Batt, “Ortaya çıkan bir diğer sorun da ürünü ülkeden çıkarmak. Örneğin buraya, Avustralya’ya yiyecekleri götürmek için çok sayıda gemi geldi ama Covid nedeniyle mürettebatı içeri alamıyoruz” dedi.

Süt ürünlerinin maliyeti de geçen yıl, nakliyedeki sorunların da etkisiyle yaklaşık yüzde 16 arttı.

‘Orta Doğu tahıl tedariğinde sorun yaşayacak’

Macquarie Üniversitesi‘nden Brigit Busicchia da, Orta Doğu ülkeleri gibi ülkelerin tahıl tedariğinde sorunlar yaşayacağını tahmin ettiklerini ifade etti:

1990’lardan bu yana, vadeli emtia işlemlerine yönelik düzenlemelerin azaltılması ya da ortadan kaldırılması, kurumsal yatırımcıların bu pazara geniş ölçekte girmesini mümkün kıldı.

Bu, özellikle gıda ithalatına bağımlı ülkeleri etkiliyor. Mısır veya diğer Orta Doğu ülkeleri gibi ülkelerin tahıl tedariğinde sorunlar yaşamasını bekliyoruz.”

Busicchia, artan gıda fiyatlarından en çok yoksulların etkilendiğini ve bunun da sosyal ve siyasal gerilimleri artırma potansiyeline sahip olduğuna işaret etti.

Çin’de rekor hava kirliliği: Okullardaki açık hava etkinlikleri yasaklandı, otoyollar kapatıldı

Son aylarda tedarik zincirlerinin katı emisyon hedefleri ve fosil yakıtlardaki rekor fiyatlar nedeniyle bir enerji kriziyle sarsılan Çin, kömür üretimini ve tüketimini artırdı. Ülkedeki hava kirliliği ise rekor seviyeye ulaştı.

Cuma günü kuzey Çin’i yoğun bir sis örtüsü kapladı. Bazı bölgelerde görüş mesafesi 200 metrenin altına düştü.

Açık hava etkinliklerine yasak

Şubat ayında Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak olan başkentteki okullara beden eğitimi derslerini ve açık hava etkinliklerini durdurmaları talimatı verildi.

Şanghay, Tianjin ve Harbin gibi büyük şehirlere giden otoyollar görüş mesafesinin düşük olması nedeniyle kapatıldı.

Sınır değerlerin çok üstünde

Pekin‘deki ABD büyükelçiliğinde bir izleme istasyonu tarafından tespit edilen kirlenme, genel nüfus için “çok sağlıksız” olarak tanımlanan seviyelere ulaştı.

Akciğerlerin derinliklerine nüfuz eden ve solunum yolu hastalıklarına neden olan küçük partikül madde seviyesi sınırın çok yukarısına çıktı.

Pekin hükümeti, kirliliği olumsuz hava koşulları ve bölgesel kirliliğin yayılmasına bağladı ve sisin cumartesi akşamına kadar devam edeceğini söyledi.

COP26’da Çin eleştirisi

İklim değişikliğinden sorumlu sera gazlarının yayılımında en büyük paya sahip olan Çin, COP26 müzakereleri için bu hafta İskoçya‘da biraraya gelen liderler tarafından da eleştiriliyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, şahsen katılmayacağını duyurmuş, dünya liderlerinin katıldığı zirveyeye yazılı bir metin göndermişti. Bu yazılı metinde yeni bir iklim hedefi sunulmaması tepki toplamıştı. Çin, enerjisinin yaklaşık yüzde 60’ını yanan kömürden üretiyor.

Yavru köpeğin ayağını ve kulaklarını kestiler

Gaziantep‘in Yavuzeli ilçesinde kimliği belirsiz kişi ya da kişiler, 6 aylık olduğu belirlenen köpeğin sağ arka ayağı ile iki kulağını bıçakla kesti.

Hayvanseverler tarafından bulunup tedavisine başlanan, sağ arka ayağına protez takılması planlanan köpeğe işkence eden kişi veya kişilerin bulunması için çalışma başlatıldı.

Derneğe haber verildi

Yavuzeli ilçesinin kırsal Kasaba Mahallesi‘nde sağ arka ayağı ile kulakları bıçakla kesilmiş yavru köpeği fark edenler, Gaziantep Canlı Hayatı İyileştirme Derneği‘ni arayıp bilgi verdi.

Bunun üzerine ilçeye giden dernek üyeleri, köpeği teslim alarak tedavi için kliniğe getirdi. 6 aylık olduğu belirlenen köpeğin, ayak kısmı kesilen bacağın kangren olduğu tespit edildi. Köpeğin tedavisini yapan veteriner hekim Gizem Yıldırım Akdemir, gerçekleştirilecek ameliyatla köpeğin bacağı kurtarılamazsa, protez takılacağını söyledi.

Kangren olmuş

Köpeğin ciddi sağlık problemlerinin olduğunu belirten Akdemir, “Bu yavrumuzun tespitlerimize göre ayağı kesilmiş. Yine kesilen bacakta da boğumlar fark ettik. Ayağı kesildikten sonra çok kan kaybedince muhtemelen kanamayı durdurmak için ip ya da tel ile bağlanmış. Vahşice yapılmış bir şey bu. Yavru köpeğimizin ayağı muhtemelen balta veya bıçak ile kesilmiş. Kesilen yer bağlandığı için de köpeğimiz kangren olmuş. Bacağın kangren olan kısmını kesmek zorunda kalabiliriz. Böyle olursa da protez takma ihtimalini değerlendireceğiz. Yaklaşık 6 aylık olan köpeğin kulakları da kesilmiş” diye konuştu” dedi.

‘Takipçisi olacağız’

DHA’nın aktardığına göre köpeği teslim alarak tedavisini yaptıran Canlı Hayatı İyileştirme Derneği yöneticilerinden Cemal Güneş, “Bu yavrumuzu ihbar üzerine bulduk. Yavru köpeğimizi ayağı ve kulakları kesilerek sokağa atılmış halde görünce hemen durumu Gaziantep Barosu Hayvan Hakları komisyonu Veteriner Hekimler Odası’na ilettik. Hep birlikte bu konunun takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

Gaziantep Veteriner Hekimler Odası Başkanı Meltem Peri ise hayvanlara uygulanan şiddetin sonlanmasını istedi. Oda olarak yavru köpeğin tedavi sürecini yakından takip edeceklerini anlatan Peri, “Bu yavrumuza dışarıdan bir müdahale söz konusu. Birileri tarafından canı acıtılmış. Hukuki olarak bunu yapan kişinin cezalandırılmasını istiyoruz” dedi

İmamoğlu, İstanbul İklim Değişikliği Eylem Planı’nı açıkladı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul İklim Değişikliği Eylem Planı’nı açıkladı.

Müze Gazhane‘de düzenlenen etkinlikte konuşan İmamoğlu, 2050 yılı için 14 hedef belirlendiğini söyledi.

‘Ciddi risklerle karşı karşıyayız’

Tüm dünya gibi İstanbul’un da iklime bağlı çok ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu belirten İmamoğlu, “Bilim insanları, önümüzdeki dönemde Dünya’da sıcaklık artışlarını 1,5-2 derece ile sınırlandırmazsak, ciddi felaketlerle karşı karşıya olduğumuza dönük uyarılar yapıyorlar. Daha birkaç yıl öncesine kadar bu mevsimde kazaklar, paltolar giyer dolaşırdık şimdi neredeyse tişörtle, gömlekle geziyoruz” dedi.

Sel felaketlerine ve yangınlara vurgu yapan İmamoğlu, “Çok değil birkaç ay önce Batı Karadeniz’de sellerde 82 yurttaşımızı kaybettik. Yaz ayları boyunca iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışıyla beraber Ege ve Akdeniz’de onlarca ormanımızda yangın çıktı ve haftalarca söndüremedik. İnsanlarımızı, ormanlarımızı, diğer canlıları ve meskenlerini kaybettik” hatırlatmasını yaptı.

‘Tedirgin olalım, korkalım’

Kuraklık ve susuzluk konularına değinen İmamoğlu, “İstanbul’da iki yıl önce çok sıkı bir kuraklık yaşadık. Her geçen gün hayatı kuraklık çok ciddi bir biçimde tehdit ediyor. Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorunu hepimizi çok korkuttu, tedirgin etti. Hayatı bitirecek risklere sebep olduğunu hep beraber gördük. Tedirgin olalım, korkalım” dedi.

İstanbul’da Akdeniz iklimine geçişi gözlemlemeye başladığımızı ifade eden İBB Başkanı, “Küresel ısınmaya bağlı olarak buzullar eridikçe Dünya’nın her anlamda düzeni altüst oluyor” ifadelerini kullandı.

Önceki plan revize edildi

İmamoğlu, göreve geldiğimiz ilk günden itibaren İstanbul için bir iklim vizyonu hazırlamaya başladıklarını ve önceki planı revize ederek İstanbul’un geleceğini etkileyecek çalışmalara başladıklarını söyledi.

İstanbul İklim Eylem Planı’nın ilk olarak 2018 yılında hazırlandığını söyleyen İmamoğlu “Ne var ki eski çalışma kısıtlı bir ilerleme hedefliyor ve dünyanın paralel hedeflerine uyum sağlamıyordu. 2019’da göreve geldikten sonra planda hızlı bir revizyon sürecine girdik. İstanbul’da veri topladık, modelledik. Stratejik eylemlerimize ve hedeflerime hep birlikte karar verdik” diyerek önceki planın eksikleri olduğunu ifade etti.

‘İstanbul’un iklim anayasasını belirledik’

“İstanbul’un iklim anayasasını belirlemiş olduk” diyen İmamoğlu İstanbul İklim Eylem Planı’nın Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı, Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planı ve İstanbul Atık Yönetim Planı gibi politika belgeleriyle birlikte hayata geçtiğini aktardı.

‘Hedefimiz karbon nötr İstanbul’

“Stratejik amacımız burada İBB’nin tüm plan ve çalışmalarının iklim eylemi perspektifi önceliğinde gerçekleştirilmesi, iklim adaletinin sağlanması” diyen İBB Başkanı karbon emsiyonu hedeflerine dair şunları söyledi:

“Bu kapsamda 2050 yılında karbon nötr hedefine ulaşabilmek için azaltım yüzdelerini, 2030 yılına kadar yüzde 52 mutlak azaltım, 2040 yılına kadar yüzde 89 mutlak azaltım, 2050 yılına kadar ise yüzde 100 mutlak azaltım olarak belirledik.”

‘Boğaz’da deniz seviyesi 75 cm yükselebilir’

İmamoğlu “İklim krizine karşı dayanıklı bir kent haline gelmezsek çok zor bir hayat geçireceğiz. Gıda ve su temininde kıtlık yaşanacak. Orman yangını gibi felaketlerin arttığını hep birlikte göreceğiz. İstanbul Boğazı’nda deniz seviyesinin 75 santimetre yükselmesi riskiyle karşı karşıya kalacağız” dedi.

Diğer tehditlere de değinen İmamoğlu “Bir yandan İstanbul’un yıllık yağış miktarı yüzde 12 oranında azalırken bir yandan da yağışlarının yoğunluğunun yüzde 59’a kadar artması söz konusu olacak. Özellikle bunun yaratacağı seller kritik altyapı ve ulaşım sistemleri için gerçekten büyük bir risk oluşturacak. İstanbul’un biyoçeşitliliği azalacak” dedi.

‘Beton Kanal ekolojik dengeyi tümüyle bozacak’

İBB Başkanı açıklamasında AKP iktidarının yıllardır hayata geçirmeyi istediği Kanal İstanbul projesine de atıfta bulundu ve şunları söyledi:

“Bütün bunların üstüne İstanbul’un farklı bir tehdidi daha var. Beton Kanal dediğimiz ucube. Bu ucubenin şehrimize ekleyeceği korkunç tehlikelerden gerçekten söz etmek bile istemiyorum. Beton Kanal ekolojik dengeyi tümüyle bozacak, binlerce yıldır edindiğimiz kültürel miras üzerinde yok edici etkileri ve afet riskini artıracak.

Kenti, toplumun ve tüm canlıların yaşam hakkını gasp eden bir proje olduğunu Beton Kanal’ın bütün arkadaşlarıma aktarmak isterim. Beton Kanal’ın bölgesel ve küresel bir iklim tehdidi olduğunu da belirtmek lazım. Beton Kanal iklim krizini artırmakla kalmayacak, bu krize karşı alınmakta olan önlemleri de ne yazık ki şehrimiz adına etkisiz hale getirecektir.”

İstanbul’un ikliminde meydana gelecek olumsuzlukların etkisi ulusal ve küresel boyutta hepimizi etkileyecektir.

Beş temel strateji

İmamoğlu’nun açıklamasına göre İstanbul İklim Eylem Planı kapsamında belirlenen beş temel strateji şu şekilde:

  • Sera gazı emisyonlarının azatılması ve iklim krizine uyum sağlama kapasitesinin artırılması
  • İklim adaletinin sağlanması,
  • İklim krizine yönelik kurumsal kapasitenin geliştirilmesi,
  • Ekolojinin ve doğal kaynaklarının korunması,
  • Yaşam döngüsünün desteklenmesi ve karbon ayak izinin azaltılması.

Stratejik hedefler

Bu stratejiler kapsamında hayata geçirilmesi planlanan hedefler ise şu şekilde açıklandı:

  • Tüm otomobil ve taksilerin kademeli olarak elektrikli olması,
  • Şehir içindeki yolculukların yüzde 35’inin toplu taşıma ile gerçekleştirilmesi,
  • Deniz ulaşım oranının yüzde 10 seviyesine çıkarılması,
  • Günlük yolculukların yüzde 50’sinin yürüyüş ve bisiklet ile gerçekleştirilmesi,
  • Su kayıp ve kaçaklarının azaltılması,
  • Kişi başına su kullanımının yüzde 11 azaltılması,
  • Organik atıkların en az yüzde 50 geri kazanılması,
  • Kentsel donatılarda yüzde 100 enerji verimliliğinin sağlanması,
  • Yenilebilir kaynaklardan yüzde 55 enerji tedariki,
  • Çöp gazının yüzde 95’inin enerjiye çevrilmesi,
  • Organik atıklarının yüzde 100 geri dönüştürülmesi,
  • Kâğıt ve ambalaj atıklarının yüzde 100 geri dönüştürülmesi,
  • İBB binalarında enerjinin yenilenebilir kaynaklardan sağlanması,
  • İETT filosunun yüzde 100’nün elektrikli olması.

Bisiklet yolu 650 kilometreye çıkacak

İmamoğlu açıklamasında “İstanbul dayanıklı bir kent olacak. Metro hatlarımızın uzunluğunu 630 kilometreye çıkartma hedefi koyduk. Park-et – devam et alanlarını genişletiyor, vatandaşlarımızı toplu taşımaya yönlendirme adımlarımızı daha da hızlı hale getiriyoruz. Bisiklet yollarını 650 kilometreye çıkartıyoruz” dedi.

İBB’nin iklim değişikliğiyle mücadele için bir araya gelen belediyelerin oluşturduğu C40’a üye olan Türkiye’deki ilk ve tek belediye olduğunu söyleyen İmamoğlu “1,5 yıl önce başlattığımız çalışmalar ve C40 ağının teknik desteğiyle 2050 yılında İstanbul’un karbon nötr ve iklim krizine dayanıklı bir kent adımları belirleyip somut yol haritasını tanımladık” dedi.

 

DSÖ: Avrupa’da artan koronavirüs vakalarından endişe duyuyoruz

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Avrupa’nın yeniden artan koronavirüs vakalarından dolayı derin endişe duyduklarını kaydederek, salgının şubat ayına kadar kıtada yarım milyon kişinin ölümüne yol açabileceğini duyurdu.

DSÖ Avrupa Bölgesi Direktörü Hans Henri Kluge düzenlediği basın toplantısında, “Avrupa bölgesinin 53 ülkesindeki mevcut bulaşma oranı çok endişe verici. Koronavirüs vakaları bir kez daha rekor seviyelere yaklaşıyor. Daha bulaşıcı olan Delta varyantı Avrupa ve Orta Asya’da bulaşmaya hakim olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Ölümlerde yüzde 14’lük artış

Birleşmiş Milletler Sağlık Ajansı, Avrupa’nın koronavirüs vakaları ve ölüm sayılarıyla dünyada en yüksek orana sahip bölge olduğunu belirtti.

DSÖ’nün koronavirüs ile ilgili haftalık epidemiyolojik raporunda, Avrupa’da virüse bağlı ölümlerde yüzde 14’lük bir artış görüldüğü belirtildi. Bunun, 1,6 milyondan fazla yeni vaka ve 21 binden fazla yeni ölüm anlamına geldiği de kaydedildi.

Bugüne kadar açıklanan verilere göre, Avrupa’nın doğusunda toplam vaka sayısı 20 milyonu aştı. Rusya, Ukrayna ve Romanya dünyada en çok can kaybı yaşanan beş ülke. Uzmanlar bu durumu aşılanma oranlarının düşüklüğüne bağlıyor.

Avrupa’da vaka sayılarında artış endişe verici

Almanya‘da artan salgın vakaları hastanelerin yoğun bakım servislerinin dolması, salgında dördüncü dalga endişesini artırdı.  Son 24 saat içinde yeni vaka sayıları 28 bine yaklaşırken, haftalık vaka sayısı 2020 yılının aynı dönemiyle benzer rakamlara ulaştı.

Fransa‘da da durum farklı değil. Ülkenin sağlık yetkilileri, günlük yaklaşık 10 bin  koronavirüs vakası olduğunu bildirirken, bu sayı ile geçtiğimiz yılki oranlara ulaşıldığını belirtildi. Uzmanlar, her geçen gün yoğun bakımdaki hasta sayısının arttığını kaydetti.

Yunanistan ve İtalya’da durum

Yunanistan’da son 24 saat içinde 6 bin 700 yeni vaka kaydedildiği açıklandı. Ülkede bir günde 59 kişi hayatını kaybetti. Hükümet, yeni kısıtlamaları devreye sokacaklarını açıkladı.

Vakalar son üç haftada neredeyse ikiye katlandığı İtalya ise, artan vakaları durdurmak ve yeni bir enfeksiyon dalgasını önlemek amacıyla yeşil geçiş kurallarını ve diğer salgın karşıtı önlemleri genişletmeyi düşünüyor.

Yeşil Geçiş Belgesi, kişilerin sosyal faaliyetlere girişlerde aşı, test ve kısa süre öncesinde koronavirüs geçirmiş olduklarını gösteriyor.

[COP26] Maldivler’in yüzde 80’i 2050’ye kadar yaşanmaz hale gelebilir

Yapılan bir araştırma, mevcut küresel ısınma oranlarının devam etmesi durumunda Maldivler’in yüzde 80’inin 2050’ye kadar yaşanmaz hale gelebileceğini ortaya koydu.

ABC News’in haberine göre, ABD Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS) ve ABD Havacılık ve Uzay Ajansı’nın (NASA) yürüttüğü araştırma, iklim değişikliği nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesinin, 1192 ada üzerine kurulu Maldivler’i doğrudan tehdit ettiğini gösterdi.

Araştırma, mevcut küresel ısınma oranları ile Maldivler’in yüzde 80’inin 2050’ye kadar yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğuna işaret etti.

2050’ye kadar yok olma riski var

AA’nın aktardığına göre Maldivler Devlet Başkanı İbrahim Muhammed Salih, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı’nda (COP26) yaptığı konuşmada, adaların birer birer sular altında kaldığını belirterek, “Bu gidişatı tersine çevirmezsek, Maldivler bu yüzyılın sonuna kadar yok olacak” dedi.

İklim değişikliği ile mücadelenin önemli isimlerinden ve ülkenin eski Devlet Başkanı Muhammed Naşid, adaların yüzde 90’ında erozyon meydana geldiğini ve yüzde 97’sinin tatlı yeraltı su kaynaklarından yoksun olduğunu söyledi.

Maldivler’i göçe zorlayacak

Çevre, İklim Değişikliği ve Teknoloji Bakanı Aminath Shauna ise duruma ilişkin değerlendirmesinde, “Yüzyılın sonuna doğru olacağını düşündüğümüz şeyleri, şu an yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bunun yanı sıra ulusal bütçenin yüzde 50’sinden fazlasının iklim değişikliğine ayak uydurmak için harcandığını belirten Shauna, bu durumun Maldivlileri göçe zorlayabileceğine dikkati çekti.

Yeni analiz: Yüksek karbonlu altyapılar artık yatırımcılar için çok riskli

Küresel sürdürülebilirlik danışmanlığı SYSTEMIQ tarafından hazırlanan The Paris Effect – COP26 baskısının yeni analizi, tüm büyük sektörlerin 2030 yılına kadar maliyet açısından rekabetçi yeşil çözümler geliştirme kapasitesine sahip olduğu ve yeni karbon ağırlıklı altyapıya yatırım yapmak için artık anlamlı bir durum olmadığını gösteriyor.

Bugün inşa edilen herhangi bir yüksek karbonlu altyapı, 10 yıllık gelirlerin ciddi bir şekilde sorgulanması gerektiriyor.

Rapora göre müreffeh, net sıfır ekonomi inşa etmek için düşük karbonlu yatırımları ve enerji, doğa, finans, metan ve karbon yakalama uygulamalarında ilerlemeyi hızlandırmamız gerekiyor.

‘Düşük karbon yatırımlar hızlanmalı’

2020 Paris Etkisi raporunu geliştiren SYSTEMIQ, düşük karbonlu çözümlere yapılan yatırım akışlarıyla, dünyanın 2030 yılına kadar emisyonların yüzde 90’ını ve 2035 yılına kadar tüm emisyonları temsil eden sektörlerde piyasanın taşma noktalarını görebileceğini vurguluyor.

Düşük karbonlu çözümler, elektrik sektörünün çoğunda rekabetçi konumda ve önümüzdeki on yıl içinde, COP26’da bu hafta lansmanı yapılan Glasgow Atılım paketi tarafından desteklenen, kamyon taşımacılığı, gıda ve tarım, havacılık, denizcilik ve diğerleri dahil olmak üzere birçok sektörde yıkıcı eğilimler görmeyi bekleyebiliriz.

Sektöre göre düşük karbonlu çözümlerin gelişimi – tarihsel ilerleme ve olası gelecek

‘Refah yaratma dalgasının gerisinde kalma riski’

Grantham Araştırma Enstitüsü Başkanı Nicholas Stern, “2020’de Paris Etkisi, zayıf veya gecikmiş eylemin yalnızca potansiyel olarak yıkıcı iklim riskine dönüşmediğini, aynı zamanda ekonomileri bir sonraki refah yaratma dalgasının gerisinde kalma riskiyle karşı karşıya bıraktığını açıkça ortaya koydu” yorumunu yaptı.

Stern açıklamasında “Paris Etkisi – COP26 baskısı, hızlı teknolojik yeniliğin birden çok cephede hızlandığını, artan yatırım ve artan hedeflerle desteklendiğini vurguluyor. Ayrıca, çok daha düşük maliyetle çok daha uzun vadeli özel sermaye akımlarını harekete geçirmek için tasarlanmış yaratıcı uluslararası kamu finansmanı kombinasyonları aracılığıyla, gelişmekte olan ülkeler için sermayeyi harekete geçirmeye yönelik daha fazlasını yapmamız gerektiğini açıkça ortaya koyuyor” dedi.

Raporda öne çıkan başlıklar

Ancak rapor, güneş ve rüzgar enerjisi ve depolama, elektrikli araçlar, bitki bazlı et üretimi, yeşil çelik gibi bazı sektörlerde ilerlemenin hızlandığını tespit ederken  enerji verimliliği, pompaları, doğaya dayalı çözümlerin finansmanı ve doğrudan karbon yakalama gibi diğer sektörlerde değişimin hızının çok yavaş olduğunu gösteriyor Raporda öne çıkan bulgular şu şekilde:

  • Düşük karbonlu seyahate yönelik çözümlerin artık netleşmesiyle, yüksek karbonlu altyapı, önümüzdeki on yıllarda hızlı bir yapısal düşüş riski taşıyor ve yapılacak ilave yatırımları oldukça riskli hale getiriyor.
  • Petrol projeleri için uzun dönemli borçlanma maliyetleri, yenilenebilir enerji yatırımlarına göre yüzde 3-5’e kıyasla şimdi yüzde 20’nin üzerinde; bu 80$/ton karbon vergisine eşdeğer ve enerji yatırımında bir dönüm noktasının başlamasına neden oldu.
  • Hidrokarbon ve yenilenebilir projeler için sermaye maliyetlerindeki fark, son 5 yılda yenilenebilir enerji lehine yüzde 10 oranında genişledi
    131 ülke, geçen yıl yüzde 57 ve 2017’de sadece yüzde 6 olan ve bugün dünya emisyonlarının yüzde 73’ünü temsil eden net sıfır hedeflerine ulaşmayı taahhüt etti. Net sıfır hareketi, 3 binden fazla büyük işletme ve aynı hedefi benimseyen dünyanın en büyük 173 yatırımcısı ile endüstri genelinde de büyüdü.
  • Geçen yıl boyunca, tüm yeni elektrik kapasitesinin yüzde 80’inden fazlası yenilenebilir enerjiden sağlandı ve yüzde 91’i yeni güneş ve rüzgar tesislerinden geldi.
  • 2020’de elektrikli araç satışları, şu anda mevcut olan 330 tam elektrikli veya hibrit modelle, 3 milyon adet satışa veya küresel pazarın yüzde 4’üne yükseldi.
  • Önümüzdeki 25 yılda net sıfır bir enerji sistemi kurmak, küresel ekonomi için 26 trilyon dolarlık net fayda sağlayacaktır.

Savaşlar sadece insanlara değil ekolojik dengeye de zarar veriyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 5 Kasım 2001’de aldığı kararla her yıl 6 Kasım’da, dünya genelinde “Savaş ve Silahlı Çatışmalarda Çevrenin İstismarının Önlenmesi Günü” çerçevesinde çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

Birleşik Krallık merkezli Çatışma ve Çevre Gözlemevi’nin (CEOBS) Araştırma ve Politika Direktörü Doug Weir,  savaş ve çatışmaların yol açtığı çevresel ve toplumsal hasarlara ilişkin açıklamalarda bulundu.

‘Çevreye zararı tartışılmaz’

Savaşın nerede ve nasıl gerçekleştiğinin, ne kadar sürdüğünün, insanlar üzerindeki etkisinin önemli olduğunu ifade eden Weir, “Her çatışmanın kendine özgü unsurları var. Hepsinin farklı çevresel parmak izleri var” diye konuştu.

Savaş ve çatışmaların çevreye zararlarının tartışılmaz olduğunu vurgulayan Weir, AA’dan Emel Öz’e yaptığı açıklamada bombalı saldırı ya da benzerlerinin yaptığı direkt hasarın yanı sıra savaşların toplumsal değişikliğe de yol açtığını kaydetti.

Komşu ülkeleri de etkiliyor

Weir, “İnsanların savaşlara karşılık verme şekli de önemli. Birçok ülkede yaşanan çatışmalar nedeniyle insanlar ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Örneğin Suriye’deki çatışmalar sadece bu ülkeyi değil, komşu ülkeleri de etkiledi. Ülkelerini terk eden Suriyelilere ev sahipliği yapan Lübnan, Ürdün ve Türkiye’ye olan etkisi de çok önemli. Savaşlar ve çatışmalar, sınır ötesini aşarak komşu ülkeleri de etkilemektedir” dedi.

Suriye’deki çatışmaların şehirlere büyük zarar verdiğini belirten Weir, bu ülkedeki şehirlerin yeniden inşa edilmesi gerektiğine işaret etti.

Enkaz hacmi 20 milyon ton

CEOBS’un verilerine göre, Suriye’de patlayıcı silah kullanımının yarattığı enkaz hacminin Halep’te 15 milyon ton, Humus’ta 5,3 milyon ton olduğu tahmin ediliyor. İki şehirdeki enkaz hacminin toplamının, 11 Eylül 2001’deki saldırılarda Dünya Ticaret Merkezi’nin yıkılmasıyla oluşan enkaz hacminin yaklaşık 10 katına eşdeğer olduğu belirtiliyor.

Dünya Ticaret Merkezi‘nin enkazının kaldırılmasının 108 bin 342 kamyonla 9 ay sürdüğü hesaba katıldığında, sadece Halep ve Humus’taki enkazın temizlenmesi için 1 milyondan fazla kamyona ihtiyaç duyulacağı ve bunun tamamlanmasının yıllar alacağı ifade ediliyor.

Salgın hastalıklar

Weir, uzun süredir siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü, İran destekli Husiler ile hükümete bağlı güçler arasında çatışmalar yaşanan Yemen’deki duruma da değinerek bombardımanların, saldırıların altyapıya ciddi oranda zarar verdiğini belirtti.

Ülkede zaten kıt olan su kaynaklarının kirlendiğini ve kanalizasyon sisteminin verimli çalışmadığını dile getiren Weir, bunun da kolera salgınına neden olduğuna işaret etti.

Gıda güvensizliği

CEOBS’un internet sitesindeki Yemen’deki duruma ilişkin açıklamada, ülkedeki çatışmaların etkisinin, kıt su kaynakları, yönetim zafiyeti ve zayıf altyapı ile daha da şiddetlendiği belirtilerek çatışmaların, ülkenin zayıf tarım sektörü üzerinde ciddi gıda güvensizliğine yol açan büyük bir etkiye sahip olduğu vurgulandı.

Irak‘ın Musul kentindeki çatışmalar 7-8 milyon ton enkaza neden oldu
Irak’ın Musul kentinde de 2014-2017 yıllarında terör örgütü IŞİD’in yıktığı eserler ve çatışmaların 7-8 milyon ton enkaz yarattığı tahmin ediliyor.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Mayıs 2021’de başlattığı bir proje, Musul’daki enkazla mücadelede geri dönüştürülmüş çakıl ve kumun kentin yeniden inşasında kullanımına odaklanarak geleneksel enkaz temizleme uygulamasının yerini alması amaçlanıyor.

‘Ekolojik etkisi onlarca yıl sürer’

CEOBS’un 16 sivil toplum örgütü adına ekim ayında yayımladığı açıklamasında, çevresel bozulmanın insan sağlığını, geçim kaynaklarını ve güvenliği kötü yönde etkilediğine işaret edilerek “Çatışmaların ekolojik sonuçlarının etkisi onlarca yıl sürebilir” denildi.

Açıklamada, çatışmaların neden olduğu çevresel hasarın, toplulukları ve ekosistemleri daha az dirençli hale getirdiği, askeri harcamalardan kaynaklanan emisyonların iklim değişikliğini önemli oranda etkilediği kaydedildi.

Yer altı suları kirleniyor

Nüfusun yoğun olduğu bölgelerde patlayıcı silah kullanımının milyonlarca ton enkaz oluşturduğuna işaret edilen açıklamada, “Suriye ve Yemen’de görüldüğü gibi neden oldukları altyapı hasarı tehlikeli maddeleri serbest bırakarak toprak ve yer altı sularını kirletmektedir. İster barış zamanında silah denemelerinden ister orduların bıraktığı atıklardan olsun, çoğu zaman çevre kirliliği bu işi yapmanın bir parçası olarak görülür” ifadelerini yer verildi.

Devletlerin, patlayıcı silah kullanımının çevresel sonuçlarını tam olarak ele almaları gerektiğine işaret edilen açıklamada, “Benzer şekilde, mayınları ve patlayıcı savaş kalıntılarını ele alma programlarını finanse eden veya bunlardan yararlanan devletler, temizleme çalışmalarının biyoçeşitlilik kaybını azaltmaya nasıl katkıda bulunabileceğini belirlemeli” denildi.

Açıklamada, devletler çevre, barış ve güvenlik arasındaki bağlantıyı kurana kadar, çatışmalar ve askeri faaliyetlerin, karşı karşıya olunan çevresel krizleri şiddetlendirmeye devam edeceği belirtildi.​​​​​​​

[COP26] 15 kurumdan ortak açıklama: Türkiye COP26’da neden sessiz?

BM İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Toplantısı’nda (COP26) ilk hafta tamamlanırken sera gazı emisyonlarına en fazla katkı yapan kömür kullanımını bırakmaya yönelik adımlar ard arda gelmeye devam ediyor.

Ancak Paris İklim Anlaşması’nı onaylayan Türkiye’den kömürden çıkışa dair hiçbir açıklama yapmamasına tepki gösteren 15 sivil toplum kuruluşu, Türkiye’nin sessizliğini bozması için ortak açıklama yaptı.

Ülkelerden taahhütler geliyor

COP26’ya ev sahipliği yapan Birleşik Krallık’ın toplantıdaki ana hedefinin ‘‘kömürü geçmişte bırakmak’’ olduğunu hatırlatan kurumlar bu süreçte verilen taahhütleri şöyle özetledi:

“Konferansın ilk haftasında 46 ülke, ‘‘Kömürden Temiz Enerjiye Küresel Geçiş Deklarasyonu’’ yayımlayarak yeni kömür yatırımlarını sonlandırmak, temiz elektrik üretimini hızlandırmak, elektrik üretiminde kömürden çıkmak ve bu dönüşümden etkilenecek kömür işçileri ve bölgelerini gözetmek taahhüdünde bulundu. Deklarasyona en çok kömür kullanan ülkelerden Güney Kore, Endonezya ve Vietnam da imza atarak ilk kez kömürü kullanımdan kaldırma ve/veya yeni kömür santrali inşa etmeme sözü vermiş oldu.

Toplantıda aynı zamanda 25 ülke ve kamu bankası artık fosil yakıt projelerini desteklemeyi bırakıp yenilenebilir enerji projelerine finansman ve destek sağlayacağını açıkladı. Güney Afrika’yla imzalanan 8,5 milyar dolarlık adil dönüşüm fonu ve İklim Yatırım Fonu ve Asya Kalkınma Bankası gibi finansal kurumların kömürden erken çıkış mekanizmaları için ayıracağı fonlarda iddialı artış taahhütleri, kömürden çıkış hedefi koyan ülkelerin finansman kaynaklarına erişimi konusunda da destek göreceğini gösteriyor.”

‘Kömürden en geç 2030’da çıkılmalı’

“Türkiye ise sessizliğini koruyor; ne yeni kömürlü termik santral yapmayacağına, ne de kömürden çıkış tarihine dair bir açıklama yaptı” diyen örgütler şu ifadeleri kullandı:

“Aşağıda imzası bulunan kurumlar, Paris İklim Anlaşması’nı onaylayan ve 2053 için net sıfır karbon hedefini açıklayan Türkiye’nin atması gereken en hızlı ve gerçekçi adımın kömürü en geç 2030 yılına kadar elektrik sisteminden çıkarmak olduğu konusunda hemfikir.”

Toplum geneli için bir kazanç

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan ‘‘Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030’’ raporunun hatırlatıldığı açıklamada mevcut kömür teşviklerinin kaldırılması ve ‘‘kirleten öder’’ ilkesi çerçevesinde karbon emisyonunun fiyatlandırılması ile en geç 2030 yılına kadar kömürden çıkışın doğal seyrinde gerçekleşebileceği belirtildi.

Açıklamada “Türkiye 2053 net sıfır hedefinde kararlıysa kömürden çıkış tarihi açıklamak zorunda; çünkü söz konusu rapor gösteriyor ki mevcut politikalarla bu hedefi yakalaması imkansız. Türkiye kömürden çıkış tarihini belirleyip küresel işbirliklerine ne kadar erken katılırsa, bu süreç toplumun geneli için o kadar kazançlı olacak” denildi.

İmzacı kurumlar

Türkiye’nin COP26 bitmeden yeni kömürlü termik santral yapmayacağını ve kömürden çıkış tarihini açıklamasını talep eden imzacı kuruluşlar şu şekilde:

  • Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe)
  • Bilim Virüsü İklim Öncüleri
  • Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
  • EKOSFER
  • Fridays For Future Türkiye
  • Greenpeace Akdeniz
  • İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği
  • Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal)
  • Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL)
  • Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA)
  • WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)
  • Yeşil Düşünce Derneği
  • Youth for Climate Türkiye
  • Yuva Derneği
  • 350.org

[COP26] Küfrettiği için eleştirilen Thunberg, küfürlü sözlerde net sıfır taahhütü verdi

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı’nın (COP26) gerçekleştiği Glasgow’daki eylemde küfretmesi nedeniyle eleştirilen İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, “küfürlü sözlerde net sıfır” sözü verdi.

Hükümetlerin emisyonları dengelemek için verdiği taahhütlere gönderme yapan Thunberg, “Bundan sonra uygunsuz bir şey söylemem gerekirse bunu güzel bir şey söyleyerek telafi edeceğime söz veriyorum” dedi.

Ne olmuştu?

Eleştirilen Greta Thunberg’in de aralarında bulunduğu eylemcilerin COP26’nın gerçekleştiği konferans salonu önünde söyledikleri şarkının kameraya alınmasıyla başlamıştı. Pazartesi günü yapılan eylemde söylenen şarkıda “iklim krizini kıçına sokabilirsin” sözleri yer alıyordu.

Konuşma yapan Thunberg, “Artık falanlara filanlara, insanların doğanın ve gezegenin sömürülmesine hayır diyoruz. İçeride ne s.kim yapıyorlarsa artık hayır” ifadelerini kullanmıştı. Genç aktivistin yorumları bazı medya organlarında “kötü ağızlı tirat” olarak gösterildi.

‘2052 yılına kadar net sıfır’

Gelen eleştirilere Thunberg, küfürlü sözlerde net sıfır taahhüdü verdiğini söyleyerek yanıt verdi.

2050 yılına kadar net sıfıra ulaşıp ulaşamayacağı sorulan Thunberg şu “Hayır, 2052 yılına kadar. 2034 yılına kadar yüzde 39,78 azalma ile” yanıtını verdi.