ManşetKöşe YazılarıYazarlar

Ormansızlaşma ve biyoçeşitliliğin azalması salgınları neden daha olası hale getiriyor?

Son yaşadığımız pandemi günleri bir süredir azalan biyoçeşitlilik ile yeni salgın hastalıklar arasındaki bağlantı üzerine çalışan araştırmacıların bu alandaki çalışmalarını artırmasına ve bunların kamuoyunda daha görünür hale gelmesine neden oldu. Birkaç hafta önce popüler bilim dergisi Nature’de yayımlanan bir makalede ormanların ve türlerin yok oluşu ile başta Covid-19 olmak üzere çeşitli salgınların ortaya çıkışı arasındaki bağlantı ile ilgili bugüne kadar yapılan çalışmalar tartışılıyordu. Makalede özetlenen bilgilere göre insanlar, ormanları, çevre ve doğayı tahrip ederek biyolojik çeşitliliği azaltıp biyolojik dengeyi bozdukça Covid-19 ve benzer bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkma riski artıyor.

Aslında 2000’li yılların başından bu yana çok sayıda bilim insanı bazı türlerin yok olmasıyla SARS, MERS, Ebola gibi yeni salgınların ortaya çıkması arasındaki bağlantıya kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmışlardı. Bu çalışmalar bilinen bir gerçeği adeta yüzümüze vurmuştu. Artan ve büyüyen kentler, gün geçtikçe vahşileşen sanayi, açılan yeni dev maden alanları, fosil yakıtların tüketimi sonucu oluşan hava kirliliği ve küresel iklim krizi, yangınlar, atıklar gibi nedenlerle meydana gelen ormansızlaşma ve bazı türlerin yok olması, fareler, yarasalar gibi bazı türlerin de sayıca artmasına neden oluyordu. Ekolojik dengenin bozulması nedeniyle sayıları artan ve insanla daha yakın temasa geçen fareler, yarasalar gibi canlılar potansiyel olarak tehlikeli mikroorganizmaların insanlara kolayca geçmesine yol açıyordu. Ayrıca bu canlı türlerinin çoğalması doğadaki insanlar için tehlikeli olan mikroorganizma havuzunun da artmasına da yol açıyordu.

Bütün kıtalarda biyoçeşitlilik kayboluyor, bulaşıcı hastalıklar artıyor

Nature’de yayınlanan makaleye göre altı kıtada 7000’e yakın noktada bugüne kadar yapılan çeşitli araştırmalar sonucu yapılan analizlerde insanların daha çok doğal yaşam alanlarına girmesi sonucu ortaya çıkan biyolojik çeşitlilik kaybı eğiliminin bulaşıcı hastalıklarla ilişkisi gösterilmiş. Hatta bu araştırmaları yapan bilim insanlarınca bazı türlerin yok olması ve buna bağlı olarak tehlikeli mikroorganizmaları insanlara taşıyan fırsatçı türlerin ise çok artmasını gözlemleyerek çeşitli zamanlarda yeni salgınların uyarısı da yapılmış. Ama SARS, MERS gibi salgınlara rağmen pek dikkate alınmamış bu uyarılar…

Bu araştırmacılardan biri olan Londra Üniversitesi’nden Kate Jones daha önce ciddiye alınmadıklarından yakınarak yaşadığımız pandemi günlerinin son olmayabileceğine dikkat çekiyor. Çok sayıda çalışmadan elde edilen 3.2 milyondan fazla veriyi yorumlayan Jones, kentlerin genişlemesi ve yerleşim merkezlerinin artmasıyla ormanların yok olduğunu, biyoçeşitliliğin azaldığını; buna karşılık başta fareler ve yarasalar olmak üzere çeşitli kemirgen ve primatlardan oluşan 143 türün sayısının artarak insanların yerleşim merkezlerine yaklaştığını tespit ettiklerini belirtiyor. 

Jones ekibi ile birlikte daha sonra çalışmalarının ikinci aşamasına geçmiş ve zoonotik hastalıkların insanlara bulaşma olasılığını incelemiş. Grup, Afrika’daki Ebola salgınları için yaptığı değerlendirmede; salgının gelişme eğilimlerine, olası konakçı türlerinin varlığına ve bir virüsün insanlara bulaştığında hangi hızda yayılabileceğini belirleyen sosyo-ekonomik faktörlere dayalı risk haritaları hazırlamışlar. Bu haritalama çalışmaları sonucu salgının özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yayılma bölgelerini önceden tahmin edebilmişler. Jones artık arazi kullanımı, ekoloji, iklim gibi biyoçeşitliliğe etki eden faktörleri izleyerek yeni salgınların önceden fark edilebileceğini söylüyor.

Yeni pandemiler kaçınılmaz

İsviçre‘nin Cenevre kentindeki Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ofisinde epidemiyoloji uzmanı olarak çalışan Fall’da kırsal sınırın ekolojisinin yanı sıra sosyal ve ekonomik eğilimlerini de anlamanın gelecekteki salgın hastalık riskini öngörmede çok önemli olacağını kabul ediyor ve ekliyor: “Bu seviyede ormansızlaşma, düzensiz madencilik ve plansız kalkınma ile yaşamaya devam edersek, daha fazla salgın yaşayacağız.”

Sonuç olarak araştırmacılara göre ormansızlaşma, biyoçeşitliliğin azalması, insan ile doğal yaşam alanları arasındaki mesafenin kısalması devam ettiği sürece yeni pandemiler giderek daha çok yaşamımıza girecek. Peki, yeni salgınlarla karşılaşmamak için çözüm ne? Bu konuda geçtiğimiz aylarda Science Dergisi’nde yayımlanan bir makalenin yazarlarından olan Daszak, hükümetlerin Covid-19 gibi gelecekteki pandemi riskini önemli ölçüde azaltabileceklerini, çözüm için ormansızlaşmayı ve vahşi yaşam ticaretini engellemeleri gerekliliğini vurguluyor. Bunun yanı sıra vahşi yaşam ve çiftlik hayvanlarından kaynaklanan yeni virüs salgınlarının da izlenmesi, önlenmesi ve kontrol altına alması gerekliliğini belirtiyor.

Science’daki makalelerinde Daszak ve arkadaşları bunun maliyetli bir çözüm olduğunu; ancak bu maliyetin son Covid-19 pandemisindeki ekonomik kayıplarla karşılaştırıldığında çok küçük olduğunu vurguluyor. DSÖ Cenevre ofisinden Fall ise yeni salgınların görülmemesi için devletlerin ve uluslararası kurumların halk sağlığı, hayvan sağlığı, çevre alanına odaklanan ortak çabaları ile mümkün olabileceğini belirtiyor. Fall, hedefin kaynakları en riskli alanlara odaklamak ve hem vahşi hem de evcil hayvanlar ile insan arasındaki etkileşimleri yönetmek olduğunu ve bir erken uyarı mekanizması kurulması gerekliliğini söylüyor.

Ormansızlaşma, biyoçeşitliliğin azalması, fırsatçı kemirgen türlerin çoğalması, çevresel ve doğal kaynakların umarsızca yağmalanması, insan ile doğal alanlar arasındaki mesafenin kısalması ve sonuç olarak bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkışı… Tüm bunların hepsi kapitalist sistemin üretim ve tüketim ilişkileri sonucu ortaya çıkmıyor mu? Peki, popüler bilim dergisi Nature’da tartışıldığı gibi kapitalist sistem içinde kalarak başta ormansızlaşma, biyoçeşitliliğin azalması gerçek anlamda durdurulabilir, önlenebilir mi? Bu soruya evet demek bence pek mümkün değil. İşte temel çözüm bu nokta da ortaya çıkıyor. O zaman ya kapitalist sistemin içinde kalıp bu sistemin yarattığı koşulların sonucu olarak yeni salgınları bekleyeceğiz ya da gerçek çözüm için ekosistemlere saygılı yeni bir sistemi hedefleyeceğiz. 

Seçim bizim…

 

Kategori: Manşet