Köşe Yazıları

Olay Felsefesi ve İklim Değişikliği

0

 Felsefe neresinden bakarsak bakalım düşünmektir. Yöntemli, sistematik ve bilincin derinlikleri ile temas halinde düşünmektir. Descartes’in Meditations kavramının karşılığı olan tefekkür bu tür düşünme edimini içerir. Tefekkür olaylar arasında bağ kurmanın yanında hakikat karşısında bir tutulma halini de içeren bir derinlik içinde evrene bakmak ve onun hakkında düşünmeye dalmaktır. Descartes’in cogito’su da buna benzer bir süreç izler, düşünce kendi benliği üzerine kapanarak adeta sarmal bir süreç izleyerek gerçeklikle temas eder ve onun anlamını kavrar. Bu bakımdan Budist meditasyonundaki aydınlanma ile felsefi düşünüş arasında hem farklılık hem benzerlik vardır. Birinde bilincin tüm katmanları faalken, diğerinde daha çok akıl devrededir.

Bu anlamda bugün sanırım eksikliği çekilen şey de bu. Bilimin egemenliği sonucu felsefenin geri çekilmesi ortalığı boş bıraktı. Sonuç tekniğin tahakkümü altına girdik.

Bilim insanları modeller ile doğanın içinde olduğu tepkimeleri bize anlatırken, felsefe olmadığından ortalık felaket telalığına kalıyor ve milenyarist ya da kıyametçi diyeceğimiz söylem ekoloji de felsefenin görmesi gereken işlevi yapıyor görünüyor.

Oysa bugün akla ve aklın derin düşünmesine çok gereksinmemiz var. Peki, iklim değişikliği üzerine felsefe yapılabilir mi? Öyle ya yeryüzü atmosferik süreçlerin ürettiği bir tepkime sonucu bizi beklenmedik süreçlere doğru sürüklerken ve bunun sonucunda yeryüzü çok uzun zamandır hiç olmadığı kadar sıcak olurken ve yaklaşık 12 bin yıldır görece stabil ya da göreli olarak dengeli duran iklim rayında sapmaktayken ve bunun sonucu insanlık yeryüzünden silinirken felsefe yapılabilir mi?

Theliard De Chardin, İnsan yeryüzünün bilincidir demişti. Bir anlamda insanın olmadığı bir dünya düşüncenin açığa çıkmadığı, doğanın kendisini düşünce yoluyla dışa vurmasının olmadığı bir dünya olacak. O yüzden bir yönü ile Adorno’nun “Auswichten sonra felsefe yapılamaz” sözünü “Küresel ısınmadan sonra felsefe yapılamaz” diye değiştirebiliriz. Çünkü biyosferin noosfere dönüşmediği bir dünya da felsefe yapacak bir özne de olmayacaktır Ama diğer yandan felsefe yapmadığımız için durumun bu olduğunu düşünecek olursak eğer sorunun cevabı “evet, hatta yapılması gerekliliktir” şeklinde olacaktır.

 Olay Felsefesi ve Gaia

Alain Badıou’nün olay felsefesi ve etik bağlamında söyledikleri konumuz açısından önemlidir. Badiou’ya göre hakikat içkin bir kopuştur. Bu kavram üzerinde düşünmeye ve konuşmaya değer bir kavram.

Badiou’nün felsefi anlayışını en kaba haliyle tarif etmek gerekirse, her durumdaki radikal yenilenme potansiyelini sergileme ve anlamlandırmaya çalıştığı söylenebilir. İnsanın eylemde bulunduğu alanı birbiriyle çakışabilen, ancak kesin olarak ayrı bulunan iki alt-alanda inceler. Bunlardan birincisi “sıradan” yani onaylanmış bilgilerin, yerleşik çıkarların ve farkların bulunduğu alan, ikincisi de “istisnai” yani kendilerini bir hakikatin özneleri olarak gören sayılı insanların eylemleriyle varlığını sürdüren yenilikler alanı.

Sıradan alan aslen sabittir, mevcut durumu tahakküm altında tutan ve yönlendirenlerin çıkarlarına göre oluşturulmuştur. Badiou bunu “durumun statükosu” olarak adlandırır. Öte yandan istisnai alana, bir başka deyişle “hakikatler alanına” ulaşmak, tam da bu statükonun mevcut durum üzerindeki tahakkümünü saptayan ve aynı zamanda bu tahakkümden kaçmayı başaran bir yordam sayesinde mümkün olur. Söz konusu yordam tamamen özneldir. Ama etkisi ve hitap ettiği alan bakımından kesinlikle evrensel bir yeniliğe ya da kopuşa işaret eder. İşte bu kopuş olaydır. Olay bir durumu değiştiren, o olaya yeni imkânlar serisi ile farklı bir boyut katan bir süreçtir.

Bir anlamda olay duruma yani statükoya müdahale ederek onda bir yarık açar, dahası bu süreçle statükonun mevcudiyetini de ifşa eder. Egemenlerin çıkarına göre oluşan statükodan çıkış için olay gereklidir.

Şimdi bu durumu iklim değişimine uyarlarsak. Atmosferik süreçler ve bu süreçlerle uyumlu olmayan mevcut uygarlık biçimi “durumun statükosu”nu oluşturur. İklim değişimi ise hakikat olarak bu duruma müdahale eden, bu durumun kurmuş olduğu egemenliği ya da tahakkümü yerinden eden bir olaydır. İklim değişimi bizim “hakikatler alanına” varmamızı sağlayan istisnai bir yordamdır.

Üstelik bize gezegenin üzerinde asalakça duran bir uygarlık biçimi üzerine oldukça elverişli ifşaatlar da bulunur. “Hakikat Olay’ı” bize değişmesi gerekenin ne olduğunu ve nasıl değiştirilebileceği yönünde ışık tutar.

Hegel ve Kierkegaard’ın bu eksendeki felsefi duruşlarını da gündeme alabiliriz. Hegel de olay bir gizil güçdür, Kierkegaard’ da ise geleceğe doğru açılan olasılıklar zinciri. Hegel’in Ruhun Fenomonolojisi’nde (Tinin Görüngübilimi) kurduğu sistematik bir sarmala dayanır. Her olay her zaman/zaten gerçekleşmiştir, ama bu gerçekleşim her an yeni olasılıkları da içinde taşıyan bir fırsatlar dizisinin gizilgücünü de bağrında taşır.

Bunu aslında St Agustin’in Tanrı Şehri’nde ifade ettiği durumla da izah etmek mümkün. St. Agustin “Tehlikenin olduğu yer de bizi kurtaracak olan şey de büyür” yani her kriz aynı zamanda kapsamlı değişim için bir fırsatı da içerir. Bu bağlam da iklim değişiminin yaratmış olduğu tehlikeler büyüdükçe mevcut statükonun sürmesi de olanaksızlaşıyor. Obama ve diğer AB liderleri kendi ararlarında durumu idare edecek, ceplerinden para çıkmasını engelleyecek şeyler yapa dursun, hakikat öyle bir bastırıyor ki hepsi aslında köşeye sıkışıyor. Küresel düzeyde biz ekoloji aktivistleri onlardan çok daha güçlüyüz ve gelecek bizim elimizde. Onlar ne kadar eyyamcı olurlarsa olsunlar biz radikal bir değişim için bastırmaya devam ettikçe ister istemez değişecekler.

Gaia ana bastırıyor, o gezegen olarak bu alsak uygarlık modelini gezegenin üstünde silmeye niyetli, bu saatten sonra ne yaparlarsa yapsınlar değişimden kaçamayacaklar. Ya gezegenin iradesine boyun eğerek kurdukları tüm sistemin altüst olduğunu çocukları görecek ve bugünün şirket devletlerinin politik liderlerinin mezarlarına tükürecekler ve gezegen endüstriyel kapitalizmi alaşağı ederek yerine insanların yeni bir dayanışmacı yaşam kurmalarını, ama acılar içinde bir yaşam olmasını sağlayacak. Ya da yeşil bir devrim yavaş yavaş eskinin kabuğunda yeninin yer alması gibi gerçekleşecek. Rosa Lüksemburg bir zamanlar şunu demişti “ya sosyalizm ya barbarlık” ben de diyorum ki yaş yeşil devrim ve Gaia ile uyumlu bir hayat ya da sellerin, fırtınaların, kuraklığın vurduğu, açlığın, susuzluğun yoksulluğun kol gezdiği ve doğal olarak yoksulların zenginlerden hakkını alacağı bunun içinde kanlı savaşların yaşanacağı belki de sonu nükleer bir yokoluşla sonuçlanacak bir dünya. İşte önümüzdeki zamanlarda Kopenhag da buna karar verilecek.

NOT: Yeşiller Partisi İklim Değişimini ülkenin gündemine taşımak için bu hafta cumartesi bir kampanya başlatacak. Kopenhag da Türkiye’nin uyumayarak atmosferdeki karbon parçacık oranının 350 ppm seviyesinde kalması için radikal indirimler yapılmasını desteklemesini ve kendi sorumluluklarından kaçmayarak 2020’ye kadar şu anki salım oranlarını 2003 seviyesinde tutmasını kabul edeceği bir tutum almasını talep eden bir kampanya olacak. Eğer geleceğin uzun değil de kısa sürmesini, gelecek günler de çocuklarınızın sizden “anne baba neden bu kampanyalarda yer almadınız neden irade koymadınız, sizin pasifliğiniz yüzünden biz cehennemi bir hayat yaşıyoruz” demelerini istemiyorsanız bugünden aktif olmak için harekete geçin bize ya da bir başka aktivist gruba destek verin.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.