Dış Köşe

Nükleer santral artık ütopya – Emine Karakitapoğlu

Türkiye büyük bir hevesle nükleer santral yapımı için kolları sıvamışken, İsveç`in de aralarında bulunduğu gelişmiş ülkelerde nükleer enerji tarih oluyor. Güvenlik ve atıkların depolanması sorunlarına ek olarak, birçok başka sebeplerle nükleer enerjiden vazgeçen gelişmiş ülkeler, reaktörlerini birer ikişer kapatmayı sürdürüyor.

Santrallarda yakıt olarak kullanılan uranyumun sadece birkaç ülkenin tekelinde bulunması ve ulusal güvenlik riskleri ile, kaza riski; deniz ve ırmak ekosistemine verdiği zararlar; pahalı ve yenilenebilir olmaması, nükleer sanrtalleri `istenmeyen` sınıfına sokan diğer sebepler.

Ancak önceki gün, İsveç Ulusal Nükleer Santraller Ağı Genel Direktörü Mikael Odenberg`in, bir gazetenin düzenlediği enerji zirvesinde yaptığı açıklamaları ise,pahalı bir yatırım olan nükleer santrallerin dünya genelinde uygulanabilirliğinin artıkkalmadığını ortaya koyuyor. Kapattığı iki reaktöre ek olarak, önümüzdeki dört yıl içinde iki reaktörü daha devre dışı bırakmaya hazılanan İsveç`in nükleer otoritesi, santral inşa etme ve işletim maliyetlerinin çok arttığını, ekonomik olmaktan çıkan nükleerin artık İsveç için sözkonusu olamayacağını açıkladı.

Politikacıların nükleerle ilgili yaklaşımlarının gerçekçi olmadığına da vurgu yapan Odenberg kesin bir dil kullanarak; “onlar ne söylerlerse söylesinler İsveç`te yeni bir nükleer santral yapılması imkansızdır; bir ütopyadır” görüşünü dile getirdi. Odenberg`e göre, teknolojik gelişmelerin, yeni enerji üretim yöntemlerini daha şimdiden hızla devreye soktuğu düşünüldüğünde, gelecek 80-100 yıllık bir perspektifle inşa edilecek nükleer santrallerin, yakın bir gelecekte yerlerini çok ucuz yenilenebilir enerji kaynaklarına bırakmasi bekleniyor.

Uzmana göre, özellikle Japonya`da yaşanan tsunami sırasında yaşanan Fukishima santralı felaketi, AB ülkelerinde güvenlik önlemi standartlarının yükseltilmesine sebep oldu. Bu da, santrallerin riskleri minumuma inmiş şekilde çalışabilmesi için, astronomik güvenlik harcamalarını gündeme getirdi. Sayısız dezavantajı ve risklerinin yanında artan sözkonusu işletim maliyetleri, nükleer enerjinin kullanılabilirliğini ortadan kaldırdı. Odenberg`in nükleer santrallerin olumsuzluklarını anlatırken; `bir nükleer santralın inşasıen az 15 yıl sürüyor` vurgusu da, Türkiye`nin Akkuyu Santralı`nı `nasıl olacak da 2019`da hizmete sokacak` sorusunu akla getirdi.

KÂRLI OLDUĞU İÇİN DEĞİL POLİTİKACILAR İSTEDİĞİ İÇİN…

İsveç`te nükleer enerji 1970 yılında kullanılmaya başlanmış. Halen ülkede aktifolan, 7 reaktöre sahip iki santral bulunuyor; Ringhals ve Forsmark. Bir üçüncü santral ise iki reaktörlü Barsebäk santralı. Ancak bu santral, hükümetin aldığı nükleeri aşamalı azaltma kararı nedeniyle, 2005 itibarıyla faaliyetlerini tümüyle sonlandırmış durumda. İsveç`in Almanya`da sahip olduğu santralın iki reaktörü de, Almanya`nın aşamalı azaltma politikası çerçevesinde 2007`de devre dışı kalmıştı.

İsveç nükleer santrallerini işleten ve yine bir devlet kuruluşu olan Wattenfall şirketi yetkilisinin de katıldığı enerji zirvesinde üzerinde durulan diger bir konu da, dünyada nükleer santrala yatırım yapacak ciddi aktörlerin artık kalmadığıydı. Kârlı olduğu için değil, sadece hükümetler istediği için, bütün olumsuzlukları göze alınarak ancak yeni nükleer santral inşasının gündeme getirilebileceğine dikkat çekilen toplantıda konuşan Wattenfall kuzey bölgesi sorumlusu Torbjörn Wahlborg da, İsveç`in yeni santral yapmasının mevcut koşullarda, finansal olarak mümkün olamayacağını teyid etti.

İsveçli uzmanlara göre, nükleer santrallere 100 yıllık perspektiften bakılması gerekiyor. En az 15 yıl inşa aşaması; sonrasında reaktör ancak 60 yıl kullanılabiliyor ve ömrünü tamamladıktan sonra da sokumu bir 20 yıl daha sürüyor.Santral inşası ve sokumu ise astronomik fiyatlara mal oluyor. Kullanım aşamasındaki güvenlik maliyetleri ile atıkların depolanması ise sürekli işletim harcaması demek ve nükleerin kullanımınıfizibıl (uygulanabilir, feasible) olmaktan çıkarıyor.

PEKİ TÜRKİYE NE YAPIYOR?

Türkiye ise artık terkedilen, sorunlu ve kârlılığı ortadan kalkmış bu eski enerjiteknolojisini, astronomik fiyatlara almakta kararlı görünüyor. Aslında almak değil, ülkeye ağır mali külfeti olacak, riskli ve verimsiz bir teknolojiyi ithal ediyor. Görünen o ki, eski bir geleneğe teslim olduk ve sanayileşmiş ülkelerin eski teknolojilerini almayı alışkanlık edinmiş bir ülke olarak, bu konuda da tuzağa düştük; hep böyle olageldiği üzere…

Osmanlı`ya matbaanın çok geç geldiğinden yakınırız hep. Ancak Anadolu insanının hizmetine geç giren teknoloji sadece matbaa değildir. Bilimsel alanda varlık gösteremeyen biz Türkler, batının geliştirdiği teknolojileri onlarca yıl geriden takip etmeyi, eskiyen teknolojilerini kullanmayı kader saymış bir milletizdir.
Fabrikalarımız batının kullanımdan çıkardığı, eski teknoloji makinelerle çalışır. Övünerek açılışını yaptığımız metrolar, gelişmiş ülkelerin başından atmaya çalıştığı döküntü araçlardır; kaba saba, kulakları sağır eden gürültülü vagonlarda seyahat edilir.

Eski teknolojiler çöplüğü Türkiye, bu anlamda yine bir dönüm noktasında. Ama bu sefer işin hafife alınacak bir yanı yok. Çünkü konu, yarım asır önce kullanılmaya başlanmış ama artık bütün dünyada aşamalı olarak terkedilen nükleer enerji teknolojisinin, Türkiye`de kendine pazar bulabilmesi talihsizliğidir.

YUNANİSTAN: AKKUYU DEPREM KUŞAĞI NÜKLEER KAZA RİSKİ YÜKSEK!

Türkiye, Yunanistan`ın 2001 yılında Birleşmiş Milletler nezdinde kulis yaparak, deprem bölgesi olduğu için yapılmasına engel olmaya çalıştığı Akkuyu Nükleer santralını jet hızıyla; sadece 6 yıl gibi kısa bir sürede devreye sokmaya çalışıyor. Oysa uzmanlar, son teknolojik gelişmelerin ardından, bir nükleer santralın yapımının en az 15 yıl süreceğine dikkat çekiyor. Türkiye`nin Akkuyu`yu 2019`da devreye sokmayı nasıl başaracağı; bu kadar hızlı bir inşa sürecinde, hangi teknolojik donanımdan ve güvenlik önlemlerinden vazgeçileceği merak konusu.

Yunanistan`ın kaza olması halinde en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alacağı kaygısını taşıdığı ve radyasyon bulutu hareketlerinin bilimsel analizleri eşliğinde muhalefet ettiği Akkuyu santralinin, gerçekçi ve bilimsel bir ÇED`inin (Çevre etki Değerlendirmesi) yapılmaması ise son derece kaygı verici.

Çevre duyarlılığı yüksek İsveç`in, temiz enerji olduğu gerekçesiyle yeni nükleer santral yapımına 2010 yılında kapıyı aralamışken, böylesi kökten reddeden bir konuma gelmesi, üzerinde durulması gereken bir durum. Ancak, politikacıların gücünün sınırlı olduğu ülkede, devletin bu alandaki yetkili kuruluşlarının; Wattenfall ve Ulusal Nükleer Santral Ağı yönetiminin, politikacıların isteklerine kolay teslim olmayacakları ve olası bir inşa girişiminde `kârlılık` kriterini kararlılıkla uygulayacakları anlaşılıyor.

Oldukca zengin bir İskandinav ülkesi İsveç`in, maliyetler sebebiyle nükleer enerjiyi artık kullanılamaz enerji ilan etmesi, ülke ekonomisinin bunu kaldıramayacağını açıklaması, ekonomik gücü sınırlı olan Türkiye`de dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konu kuşkusuz…

Bu yazı enerjigunlugu.net/ den alınmıştır

Emine Karakitapoğlu

 

 

Emine Karakitapoğlu

Kategori: Dış Köşe