Köşe YazılarıManşetYazarlar

Müsilaj Ege Denizi’nde de görülür mü?

Mayıs ayından bu yana Marmara Denizi‘nde her geçen gün daha da ağırlaşan müsilaj sorunu ile uğraşıyoruz. Kısaca özetlemek gerekirse müsilaj deniz ortamına doğal süreçlerle giderilemeyecek düzeyde büyük miktarda evsel ve endüstriyel atıksu ile tarımsal drenaj sularının verilmesi sonucu oluşuyor. Bunun sonucunda ise deniz ortamındaki oksijen seviyesinin 2-3 mg/l değerinin altına düşüyor. Denizde tek hücreli deniz canlılar aşırı derecede çoğalıyor ve atıklar nedeniyle artan deniz suyu sıcaklığı, azalan oksijen seviyesi bu tek hücreli canlıların ve diğer oksijenli solunum yapan sucul canlıların yaşamını olumsuz etkiliyor.

Tüm bunların sonucunda ise bu canlıların parçalanmasıyla yağ, protein ve karbonhidrattan zengin müsilaj olarak isimlendirilen yapışkan madde ortaya çıkıyor. Kısa zaman içinde denizde oksijensiz (anaerobik) koşulların oluşmasıyla, balık türleri başta olmak üzere birçok tür bu ortamdan ya uzaklaşıyor ya da yok oluyor. Geçtiğimiz hafta içinde uçakla İstanbul’dan İzmir’e gelen bir dostumun anlattığına göre Marmara Denizi’ndeki durumun havadan görüntüsü kamuoyuna yansıyan tablodan çok daha kötü… Adını koyalım; koca deniz öldü… Tekrar kendine gelmesi için bugünden yarına evsel ve endüstriyel atıkların bir damlasının bile arıtılmadan Marmara’ya boşaltmasının durdurulması gerek… Bunu başarabilirsek bile koca Marmara’nın kendine gelmesi için bırakın üç yılı, gerçekçi bir yaklaşımla 15-20 yıllık bir süre gerekiyor.

Uyarıları dinleyen olmadı

Aslında daha önce de Marmara’da müsilaj 2007 ve 2008 yıllarında görülmüş; doğa bize ilk uyarılarını yapmış, hatta çeşitli deniz bilimi çevrelerince de bu konuda incelemeler sonucu makaleler ve raporlar yayınlanarak kamuoyunun dikkati çekilmeye çalışılmıştı. Fakat o dönem kamuoyu, yaklaşan büyük tehdidin, bilim çevrelerinin uyarılarına rağmen pek farkına varamamış,  başta Ergene Derin Deşarj sistemi olmak üzere yapılan atıksu derin deşarj sistemlerine karşı gerekli tepkiyi vermemişti.

Günümüzde ortaya çıkan tablo ise biraz geç de olsa her kesimi paniğe sevk etti. Artık Ege ve Karadeniz kıyılarında oturanlar da rahat değil, her gün büyük korku ile denizi gözlemliyorlar.  Peki, çevresinde İstanbul dahil yedi  kentimizin bulunduğu, yaklaşık 24 milyon insanın yaşadığı ve ülkemizin kurulu endüstriyel tesislerinin yarısına yakınının yer aldığı Marmara Denizi’nde meydana gelen müsilaj, başta Ege Denizi olmak üzere başka denizlerimize yayılabilir mi? İzmir Körfezi‘nde karşımıza çıkar mı?

Ülkemizde atıksu oluşumu, atıksu arıtma yöntemleri, atık su arıtma tesisi sayılarına ilişkin son istatistik, 2020 yılında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlandı. 2018 yılı verilerini içeren Belediye Atıksu İstatistikleri kapsamında hazırlanmış olan Atıksu Arıtma Tesisleri (AAT) Tablosu veriliyor; bu yayında… Bu yayından Marmara bölgesindeki yedi  ilimizde 2018 yılında arıtılan atıksuyun % 51,7’lik bir kısmının doğal, biyolojik ve ileri biyolojik yöntemlerle arıtıldığı, %48,3’lük bir kısmına karşılık gelen 914,1 milyon m3/yıl miktarının ise sadece basit ızgara ve kum tutucudan geçirilerek doğrudan Marmara Denizi’ne verildiği öğreniyoruz. Izgara ve kum tutucu ünitelerden oluşan ön arıtma ünitelerinin atıksu arıtımındaki verimleri uzmanlara göre %5’i geçmiyor. Bu durumda, yedi ilimizden Marmara Denizi’ne deşarj edilen kentsel atıksuyun 868,4 milyon m3/yıl’a karşılık gelen ( 2,4 milyon m3/gün) bir bölümünün ham atıksu (arıtılmamış atıksu) olarak Marmara Denizi’ne verildiği tüm çıplaklığı ile ortaya çıkıyor.

Trakya’da; Ergene Havzası’nda oluşan ve Saros Körfezi’ne dökülen atıksuların bir bölümünün yönünün değiştirilerek derin deniz deşarjı yapısı ile Marmara Denizine boşaltılması da ikinci önemli kirlilik kaynağı… Doğrudan Marmara Denizi’ne deşarj yapan veya nehirler ve derelerle atıksuları Marmara Denizi’ne ulaşan Organize Sanayi Bölgelerinin (OSB) ve tekil arıtılmış/arıtılmamış endüstriyel atıksular ile tarımsal alanlardan dönen drenaj sularının da diğer önemli bir kaynak olduğu görülüyor.

Peki, Ege Denizinde ve bu denizin en özel bölgesi olan İzmir Körfezi’nde müsilaj görülme tehlikesi var mı? Son dönemde bu endişeleri artıran bazı haberler de ortaya çıktı. Haziran ayının ilk haftasında Kuzey Ege’deki bazı bölgelerde kısıtlı alanlarda müsilaja rastlandı. Hatta son dönemde Limni Adası açıklarında da müsilaj görüldü.

Ege Denizi’ne yapılan atıksu deşarjlarına yine TUİK’in 2018 rakamlarına göre bakıldığında Marmara Denizi’nde yaşanana benzer bir tablo ortaya çıkıyor, bölgenin kentsel atık suyunun %80’ninden fazlasının arıtıldığı iddia ediliyor. Fakat arıtılan atık suyun atık suyun  %30’a yakını sadece ızgara ve kum tutucu ünitelerden geçirilerek basit fiziksel arıtmaya tabii tutuluyor ve denize veriliyor. Ayrıca Gediz, Büyük Menderes, Küçük Menderes gibi nehirlerle İç Ege bölgesinin de kentsel ve endüstriyel atıksularıyla, tarımsal atık sular Ege Denizi’ne arıtılmadan ulaşıyor. Bölgedeki termik santrallerin yarattığı ısıl kirlilikte bu tehditlerin üzerine ekleniyor. Bu durum bugün olmasa bile yakın gelecekte Ege Denizi’nde de bir müsilaj tehdidinin olabileceğini gösteriyor.

Bölgedeki en hassas nokta şimdilik İzmir Körfezi. İç, orta ve dış körfez olmak üzere toplam 960,4 km2 alana sahip olan İzmir Körfezi; Marmara Denizi’nin % 8,5’i kadar bir yüzeye ve hacim olarak ise Marmara Denizi’nin ancak %0,34’ü kadar hacme sahip… Bu veriler İzmir Körfezi’nin, Marmara’ya göre çok daha sığ olduğunu gösteriyor. İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Projeler Dairesi Başkanı Faruk İşgenç tarafından hazırlanan bir rapora göre İzmir Körfezi Marmara Denizi’nden daha sıcak ve oksijen çözünürlüğünün sıcaklıkla ters orantılı olduğu dikkate alındığında bu durum İzmir Körfezi açısından bir dezavantaj.

Aynı hata İzmir Körfezi’nde yapılmamalı

Ancak müsilajın yaygın olarak görüldüğü 2021 mayıs, haziran aylarında, Marmara Denizi’nde, dipte oksijen seviyesinin balıkların yaşaması için asgari değer olan 2-3 mg/l’nin çok altında, 0.7-0.8 mg/l  olarak ölçüldüğüne ilişkin bilim insanlarının açıklamaları çeşitli basın organlarında yer aldı, buna karşın TUBİTAK tarafından İzmir Körfezi’nde yürütülen oşinografik izleme çalışmaları kapsamında 2020 yılı ağustos ayında dipte yapılan ölçümlerde en düşük çözünmüş oksijen değeri ise, 3,37 mg/l olarak tespit edilmişti

İZSU Projeler Daire Başkanı Faruk İşgenç’in İzmir Körfezinde müsilaj tehlikesini değerlendirdiği raporunun sonuç bölümünde şu tespitler yer alıyor:

‘”İzmir Körfezi, Marmara Denizi’nin %0.34‘ü kadar hacme sahip, ortalama derinliği ise 19 kat daha az ve su sıcaklığı 5 ile 100C civarında daha yüksek olan bir körfezdir. Diğer yandan, kişi başına düşen deniz suyu varlığı da İzmir Körfezi’nde Marmara Denizi’ne göre 57 kat daha azdır. Tüm bu aleyhteki faktörlere rağmen, İzmir Körfezi’ndeki su kalitesinin Marmara Denizi’nden daha iyi olmasının temel nedeninin, İzmir Körfezi’ne yapılan kentsel atıksu deşarjlarının, çok büyük oranda karbonla birlikte azot ve fosforun da arıtıldığı ileri biyolojik prosese sahip tesislerden yapılması olduğu anlaşılmaktadır.”

Şu an için İzmir Körfezinde müsilaj tehlikesinin olmadığını vurgulan İşgenç bu durumun sürdürülebilmesi için de İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı İZSU yönetimine önemli bir öneri de sunuyor:

“Küresel iklim değişikliğinin İzmir Körfezi’ndeki su sıcaklığı ve akıntı hızlarındaki etkileri ile körfeze yağışlı havalarda yağmursuyu taşıyan 33 adet derenin, Gediz Nehri’nin ve  kentsel/endüstriyel AAT’lerinin  körfeze taşıdığı ve gelecekte, nüfus artışına bağlı olarak giderek artacak olan kirlilik yüklerinin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin araştırılması amacıyla ‘İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE NÜFUS ARTIŞININ İZMİR KÖRFEZİ SU KALİTESİNE ETKİLERİ ARAŞTIRMA PROJESİ’nin hayata geçirilmesinin yararlı ve gerekli olacaktır.”

Marmara Denizinde 2007’de ve 2008’de oluşan müsilajı görmezden gelerek yapılan hatanın bugünkü yıkıcı sonuçları ortada… Aynı hatanın İzmir Körfezi için kesinlikle yapılmaması gerekiyor. O nedenle İşgenç’in önerdiği araştırma projesinin bir an önce yapılması ve en azından bugünkü durumun korunabilmesi için sonuçlarının gecikmeden uygulanması gerekiyor.