Editörün Seçtikleriİstanbul SözleşmesiKadınManşet

Mülteci kadınların gözünden İstanbul Sözleşmesi

Haber: Maaz İbrahimoğlu

*

Türkiye, geçen ay Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Ardından başta kadınlar olmak üzere milyonlarca insan tepkilerini dile getirdi; meydanlarda kararı tanımadıklarını haykırdı. “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” diyen kadınlar, Sözleşme’nin kadın hakları açısından önemine vurgu yaptı. 

Peki İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, Türkiye’de yaşayan mülteci kadınları nasıl etkiledi? Mülteci kadınlarla Türkiye’de yaşadıklarını, İstanbul Sözleşmesi’ye ilişkilerini konuştuk. 

Kenda Shaherhawasli, Suriye Diyalog Merkezi Sosyal Birim yöneticisi. Kentisi de Suriyeli bir mülteci ve aynı zamanda aktivist olan Shaherhawasli,  Suriyeli mültecilerin yaşadıkları uyum süreci üzerine çeşitli çalışmaları bulunuyor.  Şimdiye dek, Suriyeli göçmenlerin beslenme, barınma, iş bulma  gibi sorunlarının öncelikli olarak konuşulduğunu anlatan Shaherhawasli, İstanbul Sözleşmesi gibi kanuni hakların daha geride kaldığına dikkat çekiyor.  

Shaherhawasli’ye göre, en önemli sorun “dil bariyeri.” Türkçe bilmeyen Suriyeliler mevzuatlardan ve kanunlardan haberdar olamıyor. Mültecilere yönelik kanunların çok değiştirildiğini ve bazı kanunların katı uygulanmasının mülteci kadınları zor duruma soktuğunu ifade eden Suriyeli aktivist şunları anlatıyor:

Kenda Shaherhawasli. 

“Birincisi mültecilerle alakalı kanunlar  sürekli değişiyor. Kimse onlara bilgi de vermiyor. Örneğin Sağlık Sigortası… Normalde kimliğin varsa hastaneye gidip tedavi olabiliyorsun. Ancak son dönemde bazı Suriyeli mülteciler hastaneye giderken onlardan para isteniyor. Önceden böyle değildi. Demek ki kanun değişti, ancak bilgilendirme yapılmadı.

Kadınların yaşadığı diğer bir sorun ise evlilik. Mesela bir kadının ikametgahı İstanbul’dan farklı bir şehir diyelim. Evlendiği adamın ise ikametgahı İstanbul. Evlenip hamile kalıyor. Ama kadının kimliği başka yere bağlı olduğu için hastane kabul etmiyor. Bu konu, ciddi bir ayrımcılık içeriyor, kadınları zora sokuyor. Özel hastaneye gidebilir ama buna parası da yok. Böylece ekonomik olarak da mağdur oluyor.

Yine Suriyeli bazı insanlar halen Suriye gelenekleri ile evleniyor. 18 yaş altında evlenenler oluyor. Doğum yapınca idari sıkıntılar çıkıyor. Bu da kadınları mağdur eden başka bir örnek. Bazen de çocuklar erken doğuyor. Kadının kimliği başka yere bağlı olunca bu sefer hastane anne ve babaya bilgi vermeden milyonlarca lira masraf yükleyebiliyor. Yani sigorta konusunda kanunlar değişiyor ama mülteci toplumundaki kadınlara bildirilmiyor. 

‘Sözleşme’den çıkılsa da bizim için çok kıymetli bir deneyim oldu’

Göç idarelerinde kadınlar başvururken, bilgilerini yanlış yazması da başka bir sorun. Ya adını yanlış yazıyor ya da kadın evli, kucakta çocuk var. Ama kadını bekar yazmış. Kadın bilgi güncellemesine gidince de yapmıyorlar.”

İkinci eş olarak evlenen Suriyeli kadınların çaresizliğine de vurgu yapan Shaherhawasli, “Kendilerine bir güvenli alan bulmak için bu evliliklere razı olan kadınların sayısı az değil. Bazıları sonradan ayrılsa da bir kısmı devam edebiliyor. Asıl Türk vatandaşı olup da Suriyeli bir kadınla evlenene sormalı.  Üç sebep var. Birincisi onun gözünde masrafı az. İkincisi Suriyeli kadın onun gözünde ikinci sınıf olduğu için ona itaat etmesi gereken bir konumda görüyor. Üçüncüsü de kimsesi olmayan, kendine bir güven ortamı arayanlar çaresiz kadınlar evleniyor” diye anlatıyor.

Suriyeli kadınların çoğu Türkiye’den ziyade Suriyelilerin kültür kodlarıyla yaşıyor. Yani buraya gelen mültecilerin büyük çoğunluğu halen zihinsel anlamda Suriye’de yaygın olan kadın hakları perspektifine sahip. Shaherhawasli, “Bir Türkiyeli kadın ile bir Suriyeli kadının, kadın hakları konusunda durumunu kıyaslarsak Suriyeli kadınların daha geride kaldığını söyleyebiliriz. Türkiye kadın hakları konusunda çok ilerde ve kadınlar da haklarının farkında” diye konuşuyor. 

Kendisi kadın hakları alanında çalışan bir aktivist olmasına rağmen İstanbul Sözleşmesi’ni son bir yılda duymuş. Mültecilerin sözleşme metninin içeriğine vakıf olmadıklarını ekliyor:

“Kadınların başlarına bir şey geldiğinde, ilk başta hangi kuruma başvurmak gerektiğini de bilmiyorduk. Kadın sokakta kalsa nereye gidecekti? Nasıl korunacak? Bunları bilmiyorduk. Sonrasında çeşitli STK’lerle ve derneklerle yaptığımız çalışmalarda bu yolları öğrendik. İstanbul Sözleşmesi’ni bu süreçte derneklerden duyduk.” 

Kenda Shaherhawasli, Türkiyeli kadınların meydanlara çıkarak Sözleşme’ye ve haklarına sahip çıkmasının çok önemli olduğuna da dikkat çekiyor:   “Türkiye’deki kadınların eylemlerine baktığımızda kendi adıma çok değerli ve önemli görüyorum. O kadar toplantı, miting, gösteri oldu ki… Yarın biz Suriye’ye dönsek de dönmesek de bu konular bizim içimizde de tartışılacak. Bunlar bize deneyim olacak. Eskiden bu kadar cesur olamıyorduk maalesef. İstanbul Sözleşmesi bu konuda güzel bir kalkış noktası oldu. Kadınlar haklarını savunuyor. Kadın haklarını savunduğumuz zaman sanki aile içinde erkeklere düşmanlık yapıyoruz gibi algılayanlar da var. Oysa hak talebi düşmanlık değildir.”

Shaherhawasli’ye göre son dönemlerde mülteci kadınların uğradığı şiddette de artış var. Ancak ellerinde bu konuda istatistik yok. Şiddete uğrayan kadınlar da korktukları ya da utandıkları için saklıyor. Çocuklarının elinden alınabileceğini düşünüyor. Kimliksiz kadınlar başvuru yaptğında ise şikayetleri işleme bile konmuyor. Hatta kadının ikametgahının olduğu şehre gönderildiği durumlar da var. 

Suriyeli aktivist konuyla ilgili çalışan STK’lere de seslenerek, sürekli gıda ve giysi yardımı yapmaya odaklanmaktansa, artık 10 yıldır Türkiye’de olup ihtiyaçları değişen ve eğitimli Suriyelilerin yaşadıklarına yönelik çalışmalar üzerine yoğunlaşmaları gerektiğini söylüyor.

‘Türkiye Pakistan gibi olacak diye endişeleniyorum’

Güvenliği için gerçek adını söylemekten çekinen ama konuşmak isteyen Pakistanlı mülteci bir kadın aktivist  ise Sözleşme’nin iptalinin kendisini endişelendirmeye başladığını belirtiyor. Burada kadınlar için özgürlük alanının Pakistan’dan daha fazla olduğunu belirten göçmen kadın, “Türkiye Sözleşme’den çekildiği için endişelendim. Pakistan’da da kadın hakları alanında aktivist idim. Orada kadın haklarının gün be gün nasıl geriye gittiğini gördüm. Türkiye’nin ülkem gibi olma ihtimali beni korkutuyor. Burada çeşitli gösterilere de katıldım ama devletin gösterdiği sert tavırlar beni korkuttu” diye anlatıyor.

Göçmen kadın, kendi araştırmasıyla İstanbul Sözleşmesi’nin etkisini ve maddelerini uzun zaman önce öğrenmiş. Oradaki maddelerin kadınlar, LGBTQ+’lar, mülteciler ve göçmenler için faydasını da öyle keşfettiğini anlatıyor. Pakistan’da LGBTİ+ bir kızı olan kadın, kızının buraya taşınmasını istediğini ancak polisin protestolarda bu grubu hedef aldığını görünce bir süre beklemeye karar verdiğini söylüyor. Tüm maddelereni vakıf olmasa da Sözleşme’nin göçmen kadınları da koruduğunu söylüyor. 

Pakistanlı aktivist şöyle konuşuyor:

“Göçmen bir kadın olarak, kadın hakları konusundaki endişeliyim. Sınır dışı edilmekten korkuyorum. Yine kadın dayanışmasını inşa ederken yaşadığım dil engeli de bana zorluk çıkartıyor. Ayrıca hükümet tarafından istenen banka hesabı açmak, adres ve ikamet kaydı  gibi gereksinimler konusunda, kadınlara yardım edecek pek bir kaynak bulamadım. Bana karşı işlenen bir suçu nasıl ihbar edeceğimi bilmiyorum. Acil durumda bana rehber olacak bir kaynak yok.” 

‘Türkiyeli kadınların hak mücadelesi bize örnek oluyor’

Bir diğer mülteci aktivist Aya Sultan da mültecilerin en çok yaşadığı sıkıntının dil bilmemek olduğunu söylüyor. Bir grafiker ve basın çalışamın olan Sultan, altı yıldır Suriye Nur Derneği’nde insani yardımlar konusunda gönüllü olarak çalışıyor. 2014 yılında Türkiye’ye iltica etmiş.  

Aya Sultan.

Kadın mültecilerin Türkiye’deki kadınlarla kısmen benzer sıkıntılar yaşadıklarını fakat bazı hukuksal mevzuatlardan habersiz oldukları için bu haklardan yeteri kadar faydalanmadıklarını anlatan Aya Sultan, mülteci kadınların İstanbul Sözleşmesi yürürlükteyken, Sözleşme’den doğan haklarını pek kullanamadıklarını, ancak feshiyle farkına vardıklarını belirtiyor: “Eğitimli, Türkçeyi öğrenen ve kendini geliştiren Suriyeli kadınlar ile Türk vatandaşı kadınlar arasında bu konularda neredeyse ile hiçbir fark yok. İstanbul Sözleşmesi’ne gelince, mülteci kadınlar için belki çok anlamlıydı.  Ama  tam işlevini bilmedikleri için bu konuda bir şeyler söylemek zor. Fakat şunun altını çizmek önemli: Türkiye’deki kadınların hakları geliştikçe bundan Suriyeli kadınlar da faydalanıyor. Bazı mevzuatları bilmedikleri için nereye gideceklerini, nereye başvuracakları bilememeleri en büyük sıkıntı. Onların aslında bir danışmanlık hizmetine ihtiyacı var.” 

Türkiyeli kadınların hak mücadelesinin kendilerine örnek olduğunu anlatan Sultan, “Suriyeli mülteci kadınlar erkek şiddetine uğradıkları, geldikleri ülkenin kültürü gereği bunu gizlemeyi ve alttan almamayı tercih eder. Ama şiddet sürerse, polise ya da yargıya başvuranlar da giderek artıyor.  

Mülteci kadınlar ve LGBTİ+lar Sözleşme’nin koruma şemsiyesi altında

Mültecilerle çalışan Göç İzleme Derneği‘nden hukukçu Canan Kaya ise  İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükteyken hem mülteci kadınlar hem de LGBTİ+lar için büyük bir öneme sahip öneme sahip olduğunu söylüyor. Kendileri içeriğini ve maddelerini bilmese de Sözleşme’nin onları koruduğunu anlatan Kaya, saldırılara uğradıklarında onların da koruma altında olduğunu kaydediyor: 

Canan Kaya.

 “İstanbul Sözleşmesi, özellikle mülteci LGBTİ+lar ve kadınlar için hayati öneme sahip. Mültecileri ilgilendiren tek Sözleşme değil ancak diğer sözleşmelerden ayıran, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet görenleri zulme uğrama ihtimali bulunanlar kategorisinde değerlendirerek koruma ve tedbirleri sağlamayı, mülteci statüsünü vermeyi devlete sorumluluk olarak yükleyen bir sözleşme. Sözleşme’nin Göç ve Sığınma başlıklı yedinci bölüm ve 59, 60, 61. maddeleri, mülteciler için hayati anlam ifade eder.  59.madde evlilik içinde sorun yaşayan mülteci kadını, bu evlilik sonlandığında eğer ülkesine geri gitmesi onun için tehlike arz ediyor veya tehlike kaygısıyla gitmekten imtina ediyorsa o evliliğe mahkum olmadan oturma izni alma hakkını verir. 60. maddede ise cinsiyete dayalı sığınma talebinden bahsedilir. Bu madde ve 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet gören bireyi, zulüm tehlikesi altında değerlendirip mülteci statüsü vererek onu bu statünün korumalarından faydalandırmakla yükümlü kılıyor. Genel anlamıyla sözleşme, taraf olunan diğer sözleşmelerin mültecilerle ilgili kısımlarını toplumsal cinsiyete duyarlı yorumlamayı zorunlu hale getiriyor diyebiliriz. 61. madde ile geri göndermeme ilkesini mülteci kadın ve LGBTİ+lar için somutlaştırıp amasız, fakatsız, çekincesiz güvence altına alıyor.” 

‘Erkek egemen dünyada mültecilerin sıkıntısı daha derin’

Kaya’nın söyledikleri ile mülteci kadın aktivistlerin ifadeleri örtüşüyor. Dil bariyeri, nefret söylemi, maddi imkansızlıklar ve sınırdışı edilme gibi korkular, şiddet gören pek mülteci kadının suskun kalmasında rol oynuyor. 

Kaya, İstanbul Sözleşmesi’nin bu konularda kadınlar için önemli bir nirengi noktası olduğunu ifade ediyor:

 “Erkek egemen bir dünyada kadın ve LGBTİ+ olmanın dezavantajlarını daima yaşarken bir de mülteci olmak insanları saldırıya, istismara daha da açık hale getiriyor. Üstelik mültecilerin nefret söylemiyle düşmanlaştırılmasıyla bu sorun derinleşiyor. Cinsel suçlara ve ayrımcılığa maruz kalabiliyorlar. Ucuz işgücü olarak görülüp emekleri sömürülebiliyor. Faillerin en büyük güç kaynağı onların sınır dışı edilme korkusu ve işini kaybetme korkusu oluyor. Böylece birçok suç karanlık alanda kalıyor.  Diğer önemli problem dil bariyeri. Tüm bu korkuları aşıp şikayetçi olmak isteyen mülteci, kendini anadilinde güvenle ifade edeceği bir alan bulmakta zorlanıyor. Bu noktada İstanbul Sözleşmesi devreye giriyor çünkü mağdura anladığı dilde mesleki hizmet vermeyi devlete sorumluluk olarak yüklüyor.  İstanbul Sözleşmesi erkek şiddetine uğrayan mülteci kadının, şiddet faili eş ise eşe bağlı olmadan oturma izni talep edebilmesini sağlıyor. Eğer kendi ülkesinde şiddet görmüşse maruz kalınan cinsiyete dayalı şiddet zulüm görme kapsamında olduğu için derhal mülteci statüsünün haklarından faydalanabiliyor.” 

Sözleşme’nin kazanımlarından vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak sözlerini sonlandırıyor Kaya: “Statüsünü, cinsel yönelimini, etnik kökenini, siyasi görüşünü ayırmadan atılan her adım hangi taraftan gelirse gelsin tüm yurttaş, mülteci, sığınmacı, göçmen kadın ve LGBTİ+lar için büyük bir kazanımdır. Yeter ki ayrıştırmadan, kenetlenerek mücadeleyi büyütelim. İstanbul Sözleşmesi’nden, kazanımlarımızdan ve dayanışmamızdan asla vazgeçmeyeceğiz.