Köşe Yazıları

Meslek sorumluluğu, meslek onuru

Geçenlerde Yeşilev’de düzenlenen bir toplantıda İstanbul’da deprem bahane edilerek sahneye konulan kentsel dönüşüm oyunlarının nasıl bir felakete yol açmakta olduğunu tartışıyorduk. Son derece makul ve masum gerekçeler ardına gizlenerek yapılması planlanan düzenlemelerden kimlerin sorumlu olduğu konuşulurken Korhan Gümüş’ün bir tespiti kafamdaki bazı taşların yerli yerine oturmasını sağladı.
Korhan Gümüş Sulukule, Fener – Balat, Tarlabaşı bölgelerinde kentsel dönüşüm adı altında yürütülen soylulaştırma / mutenalaştırma projelerinin yoksul insanları yerinden yurdundan edip yeni rant imkanları oluşturmasına dikkat çekerken bütün bu olup bitenlerden yerel yönetimleri ve inşaat şirketlerini sorumlu tutmanın yanında mimarların rolünün de sorgulanması gerektiğini söyledi. Mesleki sorumluluk kavramının unutulduğunu, mimarların önlerine getirilen projelerdeki insani / sosyal boyutları görmezden gelerek mimariyi sadece teknik bir mesele gibi gördüklerini ve bu doğrultuda teknik /estetik çözümler peşinde koştuklarını söyledi. Sorumluluk alanlarını sadece çizdikleri bina ile ve proje sahiplerinin beklentilerini karşılamakla sınırlı gören mimarların da olup biten uygulamaların baş sorumluları arasında sayılmaları gerektiğine işaret etti.
Parayı verenin düdüğü çalmasını bir kez normal karşıladığınızda işin nereye varacağını kestiremezsiniz. Korhan Gümüş’ün mimarlar için dile getirdiği mesleki sorumluluk kavramını çok geniş bir yelpazede düşünebiliriz. Hekimlerden öğretmenlere, bankacılardan gazetecilere kadar geniş bir kesimi ilgilendiren çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Ortamın dayattığı koşulları veri kabul ederek, istemediği veya uygun olmadığını bildiği halde, birçok yanlışın uygulayıcıları durumuna düşenlere mesleki sorumluluk kavramını yeniden hatırlatmakta fayda var. İnsanlar mesleki sorumluluklarını göz ardı edip, hatta aksine davrandıklarında kendilerini sınırlayan ortamı her seferinde yeniden üretmiş oluyorlar.
Mesleki sorumluluk kavramını en çok düşünmek zorunda olan grup herhalde gazetecilerdir. Uludere’de yaşanan olaylar sonrası ana akım medyanın düştüğü utanç verici duruma bakarken medyada çalışmadığım için çok sevindim. Gözlerinin önünde işlenen organize bir insanlık suçu karşısında sessiz kalmak dayanılır bir duygu olmasa gerek. Sivil, savunmasız, günahsız otuzbeş kişi taammüden katledilirken en asli görevleri olan halka bilgi aktarma işini yapamayan insanların nasıl bir duygu halinde olduklarını düşünmek bile istemem.
Neyse ki görüntüleri sosyal paylaşım sitelerine de yansıyan bazı görüntüler ümitli olmak için hala pek çok sebep olduğunu gösterdi. CNN’de canlı haber yayınında uygulanmaya çalışılan kurum içi sansüre direnen ve yayını sürdüren Ayşenur Arslan mesleki sorumluluk kavramının ne olduğunu gösterdi. Israrla yayını durdurmaya ve engellemeye çalışan yöneticiye rağmen haberin kesilmemesinin gazetecinin başına ne dertler açacağını hep beraber göreceğiz. Yılların gazetecisi Ayşenur Arslan direnerek okuduğu haberin âlâsının sabahın erken saatlerinden itibaren alternatif medya kanallarında ayrıntılı bir şekilde yer tuttuğunu bilmiyor değildir. Ayşenur Arslan yine de mesleğinin sorumluluğunun gereğini yaparken bir bedel ödemek zorunda kalacağını da sanırım biliyordur ve yaptığını değerli kılan da budur.
Her mesleğin sorumlulukları, her mesleki sorumluluğun da bedeli vardır ve yeri geldiğinde bu bedeli ödemeyi göze alabilecek pozisyonda kalmak kritik önemdedir. İşin püf noktası bulunduğumuz odada kapıya yakın bir yerde durmaktan geçer. Oysa mimarın para için çizdiği her proje, hekimin müşteri olarak gördüğü her bir hasta, gazetecinin tiraj olarak ele aldığı her haber insanları odanın merkezine doğru çeker.. Karşı konulmaz imkânlarla gözü boyanan, ahlaksız tekliflerle baştan çıkartılan ve sonuçta yaşam tarzıyla bağımlı kılınanlar gereğinde ödemeleri gereken bedellerin ödenmez hale geldiğini görürler ve öncelikle mesleki sorumluluklarını göz ardı ederler. Gereğinde haydi bana müsaade deyip kapıdan çıkmayı, gerekirse pazarda limon satmayı göze alamayanlar içine kıstırıldıkları odada müebbeden kaldıklarını da fark edemezler.

Bedel ödemenin değişik biçimleri vardır.  Kimileri mesleki sorumlulukları gereği ağır bedeller öderler, kimileri de bedel olarak mesleki sorumluluklarını ve tabii ki meslek onurlarını.

Bugün 2012’in ilk günü. Yeni bir yılın bu ilk günü yeni bir başlangıç için fırsat olsa, meslek sorumluluklarını yeniden düşünme, meslek onurunu savunma fırsatı. Kendimize hak olarak gördüğümüz lüks otomobillerin, pahalı tatillerin, çocuklarımızı gönderdiğimiz özel okulların, korunmalı sitelerdeki huzurlu yaşamlarımızın ayaklarımızdaki prangalar olduğunu idrak etsek. Asıl korkumuzun zincirlerimizi kaybetmek olduğunu anlasak.

 

Mahmut Boynudelik