Köşe Yazıları

Kobane sınırında bir gece, Amed şehrinde bir gündüz – Miraz Ruspi

Kıçı kara bedeni kıpkırmızı bir karınca, çenesiyle arasına bir ot parçası sıkıştırmış özenle yuvasına taşıyor.  Yuvanın girişinde daha onlarca karınca var. Hepsi canhıraş çalışıyorlar. Gözüm sınıra ilişiyor beş yüz, altı yüz metre ötemde gözetleme kulesinde Türk askeri var. Tren rayıyla ayrılmış sınırın diğer yanında ise İŞİD’liler. Onlarda canhıraş çalışıyorlar.  Kafası eğik tırı siper olarak kullanıyorlar. Pikaplar tırla mühimmat deposu olarak kullanılan ev arasına girip çıkıyor. Bizim ve Türk askerinin gözü önünde gece ortalığı kana bulayacak, belki de hepimizin ölümüne neden olacak kurşunları, top mermilerini ve füzeleri depoya taşıyorlar.

İçimi bir karanlık kaplıyor. Sağ elimin ayasını toprağa bastırıyorum. Toprağın aydınlığını içime çekmeye çalışıyorum. Yanımda arkadaşlarım var. Aslında arkadaştan da fazlası. Başka dünya mümkün diyen sekiz yoldaşız.  Bûka Baranê ekolojik yerleşke girişimi olarak Kobani kent direnişine destek olmak için Suruç’un Kobani sınırındayız.

Bûka Baranê ekolojik yerleşke girişimi olarak Kobani kent direnişine destek olmak için Suruç’un Kobani sınırındayız

Bûka Baranê ekolojik yerleşke girişimi olarak Kobani kent direnişine destek olmak için Suruç’un Kobani sınırındayız

Çatışmalı bölgelerde büyümüş bireyler olarak ekolojistlerin, “Suriye-Türkiye sınırındaki mayınlar temizlendikten sonra o bölgede organik tarım yapılır mı?” sorusunu cevaplamaktan çok daha fazlasını yapması gerektiğinin farkındalığıyla Alizara’dayız. Köyün tek ağaçlık alanı burası bulunduğumuz yer. Canlı kalkanlar olarak görevimiz sınırı gözlemlemek, savaşı izlemek için sınıra yaklaşan kişileri uyarmak ve Türk askeri ve İŞİD arasındaki olası işbirliğini kayıt altına almak.

SINIRA İŞEYEN KÖPEK

Gülen arkadaşım dahil herkes gergin.  Yanımızdan bir köpek geçiyor. Köpek doğrudan sınır bölgesine doğru yürüyor. Köpeğin başına bir şey gelmesinden korkuyoruz. Köpek sınır hattına yaklaşıyor. Tuhaf bir şekilde sınır direklerine işeyip karşı tarafa geçiyor. Köpeğin bu tuhaf hareketine hep birlikte gülümsüyoruz. Gülmek de gerginliğin bir tür dışa vurumu. Hayvanlar savaştan haberdar mı bilmiyorum. Dizimin yanında duran boş pet bardağın ağzını az önceki karıncanın girdiği yuvaya dayamak, en azından bir karınca kolonisini savaştan korumak istiyorum. Beyhude bir çaba olduğunun farkındayım. Ne de olsa karşımızdaki evde bulunan havan mermilerinden biri günün birinde bulunduğum yere isabet edince karıncalar için savaştan haberdar olup olmamanın bir değeri kalmayacak.

Çamlık nöbetimiz dört saat sürüyor. Nöbet esnasında bizim gibi canlı kalkan olmak için sınıra gelen onlarca kişi yanımıza geliyor. Dürbünle sınırın karşı yakasına bakıyorlar. Kobani için gözleri önünde istif edilen silahlara engel olamadıkları için öfkeleniyorlar. Gün boyu karşılaştığımız herkes öfke, kaygı yüzünden neredeyse bir yay gibi gergin. Ne yapılacağını bilmiyorlarsa da bir şeyler yapılması gerektiğinde hemfikirler. Yapılacaklar hakkında görüş alışverişinde bulunuyorlar. İçten içe İŞİD’in Kobaniyi ele geçirmesinden korksalar da anlaştıkları iki konudan birisi İŞİD’in yenileceği diğeri ise Türkiye’nin bu savaşta İŞİD’e yardım ettiği.

Gelen hemen herkes Türkiye’nin Suriye politikalarını eleştiriyor. Barış sürecinde PKK organlarıyla masaya oturan bir ülkenin Kobaniye karşı düşmanca tutum takınmasına öfkeliler. Bu öfke Türkiye’yle Kürtler arasındaki ilişkiye batırılmış bir hançer.  İŞİD’i semirtip güçlendirenin Türk devleti olduğu konusunda hem fikir olduklarından Türk askerine hiç mi hiç güvenmiyorlar.

KÖYDE İŞBÖLÜMÜ

Nöbet sonrası yemeğe gidiyoruz. Köydeki herkes çok iyi organize olmuş durumda

Nöbet sonrası yemeğe gidiyoruz. Köydeki herkes çok iyi organize olmuş durumda

Nöbet sonrası yemeğe gidiyoruz. Köydeki herkes çok iyi organize olmuş durumda. Üç kişi büyük kazanlarda yemek kaynatırken, yedi sekiz kişi çevre temizliği yapıyor. Yemekte bir tas mercimek çorbası ve bir parça ekmek var.  Çorbayı sürekli gülümseyen elli yaşlarında bir amca, “Hoş geldiniz, daha da ister misiniz?” diyerek dolduruyor. Yemek esnasında yanımıza oturan iki gence sınırın karşı tarafında park eden araçları soruyoruz. Bize o araçların Kobenelilere ait olduğunu ve araçlarını Türkiye’nin araçlarını sınırdan geçişine engel olmadığı için gözetleme kulesinin önüne park ettiklerini anlatıyorlar. Gençlerden, Son dört günde yüzlerce aracın askerin ve sınırın Türkiye yakasındaki bulunan araç sahibinin gözleri önünde araçların İŞİD tarafından çalındığını, Kobaniler’in askere bir şeyler yapın dediğinde, “Sınır güvenliğine dilekçe yazın” diye dalga geçmekten başkaca bir şey yapmadıklarını, böylece Kobanililerin son mal varlıklarını da kaybettiklerini öğreniyoruz.

Karanlık çökmeye başlayınca köydeki insanların gerginliği iyice ayyuka çıkıyor. Suruç’tan gelen haberlere göre gece İŞİD büyük bir saldırı yapmayı planlıyor. Normalde lambaları yanan Türk nöbet kulelerinin ışığı İŞİD’in elindeki köylerle birlikte sönünce gerginlik artıyor. Köyde gençler bu durum karşısında küçük bir toplantı düzenlenliyorlar. Koordinasyonu sağlayanlar sınır hattının hemen karşısına etten bir duvar oluşturmamız gerektiğini söyleyip görev almak isteyenlerin iki metre aralıklarla sınır hattı boyunca köy çevresine dağılmalarını gerektiğini söyleyince bizim payımıza köy mezarlığı düşüyor.

BİR SAAT DOLANDIKTAN SONRA HAREKETE GEÇEN KOALİSYON UÇAKLARI

Kobane’ye yoğun saldırı yapıldığını, IŞİD’lilerinin gece karanlıktan yararlanıp köye saldırı düzenleyebileceklerini, ayrıca Türkiye’den de silah sevkiyatı yapabileceklerini; herhangi bir olağandışı durumla karşılaşıldığında ise müdahalede bulunmadan önce kriz merkezini bilgilendirmemiz gerektiğini söylediler. Nöbetimizin ilk saatinde bir köylü mezar taşlarına oturmamamız gerektiğini belirterek taşların içinde yılan olabileceği konusunda bizi uyarıyor. Silahsız bir şekilde dünyanın en azılı katillerine karşı ölülerin mezar taşlarının arasında nöbet bekleyen bizler bu yeni düşmanın karşısında gerginliğimizi de üzerimizden atma refleksiyle gülüp geçiyoruz.

kobane sınırında bir gece 6

Gece saat sekiz sularında saatlerdir üzerimizde uçan koalisyon uçaklarından biri gecenin ilk bombasını Miştenur tepesine bırakınca insanlar bombanın etkilerini izlemek için mezarlık çevresine koşuyor. Gece katliam olasılığından korkan halk seviniyor. Diğer taraftan günlerdir yapılan bombardımanın pek bir işe yaramadığını, en az bir saat gökyüzünde dolaştıktan sonra bombardıman yapan uçakların İŞİD’e ben geliyorum saklan dercesine saldırı yaptığını gece boyu üç ile beş bombardımandan sadece birinin stratejik önem arz etmeyen hedefleri vurduğunu söyleyip bombardımanın aslında pek bir işe yaramadığından yakınıyorlar.

Bu arada fısıltı gazetesinde Kobani’nin düştüğüyle ilgili bir haber de dolaşmaya başlıyor. Herkes çok gergin. Öyle ki yaşlı bir adam ona bu kötü haberi veren kişiyi dövmeye kalkışıyor. Bir kilometre ötede ortadoğunun gelmiş geçmiş en barbar örgütünün Kobani halkını katlediyor olma ihtimali ve bu durumu çaresizce izliyor olmamız o an için bizlere her şeyi yaptırabiliyor. Kobani’nin düşme ihtimali Kürdistani çevreleri de germiş olmalıydı ki internetten Kobani için Serhıldan çağrısı yapıldığını öğreniyoruz.

KOBANE SINIRINDA BUĞDAY DERGİLERİ

Gece nöbetimiz bittiğinde beton üzerine serdiğimiz battaniyelerin üzerine uzandık ama uyuyamadık. Sabaha kadar uçakla (gece boyunca üç dört atış yapıldı) atılan bombaların ardından ayaklanıp kah sınıra doğru yürüyor ve bombanın dumanından IŞİD’e verilebilecek zararı tahmin etmeye çalışıyor kah Kobani düşmesin diye Şırnak’tan Barselona’ya ayaklananlarla ilgili haberleri okumaya çalışıyoruz. Bir şey almak için açtığım kol çantasının içinden boş zamanımda okurum diye yanımda getirdiğim Buğday dergileri çıkıyor. Her biri benim için hazine değerinde olan dergilere bakasım gelmiyor. Çantayı başımın altına bırakıp gökyüzünde ışıldayan Venüs yıldızını izliyorum. Yanı başımdaki arkadaşım twitterdan Kürt kentlerindeki ayaklanmayla ilgili haberleri okuyor. Kobane’den top sesleri ve ara ara silah sesleri geliyor. Benimse aklımdan; doğayla barışık insanın ekoloji sayesinde yoksullukla mücadelesinden adil ticarete, pamuk–fındık işçilerinin yaşamlarını değiştirmekten sağlıklı barınma hakkına üzerine kafa yorduğum proje geçiyor. Yola çıkarken arkadaşlarıma savaş anında dahi başka türlü bir dünya hayalinden vazgeçmemek gerektiğini, ekolojik toplum düşüne dair tezler üretmek gerektiğini söylemiştim. Savaş anında içinde güzellik barındıran her bir şey değerini yitiriyormuş. Ve savaş en çok güzel bir dünya düşünün düşmanıymış. Uyurken aklımdan bunlar geçiyordu.

Bir şey almak için açtığım kol çantasının içinden boş zamanımda okurum diye yanımda getirdiğim Buğday dergileri çıktı. Her biri benim için hazine değerinde olan dergilere bakasım gelmedi

Bir şey almak için açtığım kol çantasının içinden boş zamanımda okurum diye yanımda getirdiğim Buğday dergileri çıktı. Her biri benim için hazine değerinde olan dergilere bakasım gelmedi

Sabah köydekiler en fazla iki üç saat uyuyabildiğinden herkesin gözünden uyku akıyordu. Batman Belediye Başkanı türbe önünde uyumuştu. Direnişte herkesi eşitlemişti. Kahvaltıdan sonra koalisyon kuvvetleri ilk kez sabah saatlerinde Kobani’yi vurdu. Anlaşılan özellikle yurt dışındaki meclis işgalleri işe yaramıştı. Bombanın ardından çıkan dumanı izleyen ve dünden katliam korkusu ile eli yüreğinde uyuyanların heyecanına katılamadım. Aslında pek açığa vuramasam da ölen IŞİD’liler için kendisine saldıran yırtıcı hayvanı can havliyle öldürdüğü için üzülen ilkel kabile insanları gibi üzüldüm.  Benim derdim kapitalizmin yoksullaştırdığı, ekolojik krizin yoksunlaştırdığı,  emperyalizmin yarattığı boşluğa düşüp canileşen IŞİD’liler değildi. Ben asıl düşmanımın; uçağın bombasını üreten,  petrolü gasp eden ve Ortadoğu nehirlerinden pay kapmak isteyenlerin düşüncesinin yok edilişini izlerken sevinecektim.

 TOHUM ATMAK İÇİN KAZILMASI GEREKEN TOPRAĞA CAN GÖMMEK 

Gün boyu köy meydanından sonra en büyük hareketlilik mezarlıktaydı. O gün iki mezarlık kazıldı. Biri yaşlı bir kadın içindi. Huzurlu bir yaşam sürmüş olduğunu umduğum yaşlı kadının cenazesine huzursuz bir günde öldüğünden olacak güvenlikleri gereği Alizere köyünden göç etmiş akrabaları değil bizler katılmıştık. Toprağa karışma vakti gelmiş her insanın cenazesi gibi çocuklarının dahi metanetle karşıladığı bir törenle gömüldü.

Gün boyu köy meydanından sonra en büyük hareketlilik mezarlıktaydı. O gün iki mezarlık kazıldı

Gün boyu köy meydanından sonra en büyük hareketlilik mezarlıktaydı. O gün iki mezarlık kazıldı

İkinci cenaze bir genç bir kadınındı. Yeni bir dünya düşleri kurmuş, yanı başında ki savaşa sessiz kalamamış YPG savaşçısının cenazesi idi. Cenaze için köyde bulunan herkes yolara döküldü.  Tabutu kadınlar sırtladı. Annesi ağıtlar yakıyordu. Erkeği kadını herkes, doyasıya yaşanmamış bir yaşam için acı çekiyordu. Ne denileceğinin bilinmediği bir andaydık. Hiçbir şey televizyonda izlendiği gibi değildi. Hatta hiçbir şey –bir kilometre ötende canlı canlı izlediğin savaş dahi- cansız kansız tabutta yatan bir kadın bedeni kadar yakıcı değildi.

Tohum ekmek için kazılması gereken toprağa IŞİD canilerin katlettiği canı gömdük. Cenazedeki herkes öfkeliydi ve de kahır doluydu. Bir gazeteci haberine yazmak için önüne gelene ölenin ismi ne diye soruyordu. Kimse ölen kişiyi tanımıyor, ismini bilmiyordu ama neredeyse hepimiz ağlıyorduk.

IŞILTILI BİR KENTİN SAVAŞ ALANINA DÖNMESİ

Gün sonunda Diyarbakır’a jandarma veya polis tarafından engellenmeden gidebilmek için köy yollarını kullanarak dönen bir minibüsteydik. Yaklaşık dört saatlik yolculukta neredeyse kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Diyarbakır girişinde şoförü arayan bir arkadaşı yolların kapalı olduğunu söyledi. Şoför bu telefon sonrası bizi Diyarbakır girişine bırakacağını belirtti.

İkinci cenaze bir genç bir kadınındı. Yeni bir dünya düşleri kurmuş, yanı başında ki savaşa sessiz kalamamış YPG savaşçısının cenazesi idi.

İkinci cenaze bir genç bir kadınındı. Yeni bir dünya düşleri kurmuş, yanı başında ki savaşa sessiz kalamamış YPG savaşçısının cenazesi idi.

Bir gece öncesinden beri okuduğumuz haberlerden kentin alt üst olduğunu bilmemize rağmen şoförün yalan attığını kentte dolaşmak istemediği için böyle davrandığını dillendirdik. Bölgenin merkezi konumunda bulunan, her yıl ortadoğunun en büyük alışveriş merkezi sloğanlarıyla açılan alışveriş merkezleriyle dolu bir kentin yollarının tümden kapalı olmasına biz dahi inanamazdık. Durdurduğumuz on taksiden ancak biri bizi aracına almayı kabul etti.

Caddeler ateş içindeydi. Kimi dükkanlar yanıyordu. Beş noktada durdurulduk. Dördünde bizleri durduran zafer işareti yapan gençler ve çocuklardı.  Birinde ise dehşet verici yüz ifadeleriyle elli silahlı Hüdapar’lılardı. Her caddede birkaç dükkân yanıyordu ve tüm kent duman altındaydı. Her yerden silah sesleri geliyordu. Polis, bir iki köşe başı dışında kentten çekilmişti.

Her ne kadar inanmakta zorluk çeksek de iki gün önce sokakları karınca yuvası kadar hareketli olan ışıltılı kent savaş alanına dönmüştü. Ve bizler içten içe hala sınır hattında çanhıraş çalışan karıncanın aksine yanı başımızdaki savaşın hayatımızı alt üst edebileceğini öğrenmiştik.

 

Fotoğraflar: İhsan Gümüşten, Barış Işık

Miraz Ruspi

 

 

Miraz Ruspi

mirazruspi.blogspot.com.tr/