Yeşeriyorum

Kentte Kadın Olmak

Size bilmediğiniz bir sorundan söz etmiyorum. Ancak hayata miyop baktığımız alanlar vardır. Ya da biri söylediğinde bildiklerimizi çeşitlendiren, kategorilere ayırarak kafamızda biçimlenmesini sağlayan şeyler…

Ne zaman kadın hareketinden söz etsem ya kaderden söz edilir ya da “kadın hakları, erkek hakları yoktur! İnsan hakları vardır” diye söylenen bir replikle karşılaşırım. Bu bana her söylendiğinde aklımdan olmadık sorular geçer hep…

Erkek evde karısından dayak yiyor da biz sessiz mi kalıyoruz;

Erkek çocukları sırf erkek oldukları için okula gönderilmiyor da biz alkış mı tutuyoruz,

Erkek gece sokağa çıktığında ya da karanlık bir sokakta tacize uğrama kaygısı ile korkular içinde yürüyor da biz ohh olsun, bu saatte sokağa çıkılır mı hiç, çıkarsan bu gelir başına mı diyoruz.

Erkekler tacize veya tecavüze uğruyor da ve biz kıyafetinden dolayı tahrik ettin mi diyoruz.

Namus ya da töre nedeniyle öldürülüyor ya da berdel için ailenin küçük oğlu veriliyor da görmezden mi geliyoruz.

Tersine çevirdiğimiz zaman bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıveriyor; insan hakkı var kavramının kadın haklarını kapsayamadığı.

Eğer bir yerde mağdur edilen biri ya da birileri varsa orada hak ihlalleri vardır. Ve bu ihlaller sonucunda insan başlığının tanımlamaya yetmediği bir hareketin ortaya çıkması da kaçınılmazdır.

Hepimizin aslında pekiyi bildiği, hissettiği ama çoğumuzun görmezden geldiği ya da bilmek istemediği bir gerçekle yaşıyoruz biz kadınlar. Bugün tüm dünyada biz kadınlar, kadın olmayanlar için sorun olarak dahi düşünülmeyecek pek çok haktan mahrum yaşıyoruz. Bu nedenledir ki kadın hakları kavramı var ve insan hakkı kavramını kullanarak bunlara dikkat çekmek mümkün değil.

Bu anlamda biz kadınların da engellenmişliklerin etkisiyle konuşmaktan korktuğumuz korkularımız, açmazlarımız var. Biz kadınların yapmaktan hatta hayal etmekten korktuğumuz arzularımız var.

Kentte yaşayan kadınlar için ulaşım, iletişim sorunları; bazen hangi otobüse bineceğimizi bilmemekten, hangi devlet dairesinde işlemlerimizi yapmayı bilmediğimize, öğrendiğimiz zamansa işlemlerin nerede ve hangi sırayla yapılacağını bilmemeye kadar uzanan kâbus dolu bir süreç.

Kamusal alandan uzaklaştırılmış olmamız, bu kabus dolu sürecin temel kaynağı iken, kamusal alanda yaşadığımız bu sıkıntılar kendi kendimizi de kamusal alandan uzak tutmanın bir mazereti haline dönüşüyor. Biz kadınlar bir kısır döngü yaşıyoruz.

Biz bu kadar sorunu neden yaşıyoruz?

Temel sorun nedir?

Binlerce yıldır kamusal alanın kurallarının belirlenmesinde hemen hemen hiçbir fonksiyonumuz olamadı. Orada yer almak demek kurallarının belirlenmesinde, paylaşılmasında yani karar mekanizmalarında yer almak demek. Oysa bütün kurallar kadının olmadığı bir dış dünya için oluşturulmuş ve erkekler için gayet güzel işliyor.

Kadının sokağa çıkması demek alışılagelmiş bütün kuralların sorgulanması, dönüşmesi, bu güne kadar kendine hizmet etmek için gelmiş olan bu ikinci cinsle sokakları paylaşmak anlamına geliyor. Bu anlamda kasıtlı olarak kamusal yaşamı bize zorlaştırmak için karşımıza çıkan engeller var. Bir de kadın dostu kentlerin nasıl olabileceğini bilmemekten kaynaklanan engeller var.

Kasıtlı olarak yaşadığımız en önemli sorunlarımızdan birisi günün herhangi bir saatinde, herhangi bir yerde maruz kaldığımız tacizler. İş yerlerimiz, parklar, otobüsler, duraklar, kaldırımlar, pazar yerleri, eylem alanları, aklınıza gelebilecek her yer. Ama özellikle ıssız veya karanlık sokaklar kadınlara haddinin bildirileceği en elverişli alanlar. Araç kullanan kadınlar içinde son derece yaratıcı uygulamalarla karşılaşıyoruz.

Yani kadın işyerinde, evinde kısaca her yerde kendine bir şans yaratmaya karar verdiğinde hele bir de bunu hayata geçirmeye başladığında çevresinde bulunan hemen herkes tarafından haddi bildirilir. Bu konuda yelpaze üşütecek kadar geniş…

Kasıtlı olmayan, bilmemekten kaynaklanan sorunlarımız da azımsanamayacak kadar çok.

Toplu taşıma araçlarının basamakları son derece yüksektir. Etekle otobüse binmeye çalışan kadın için, yaşlı ve zor yürüyen bir insan, engelli veya çocuklar için de son derece sıkıntılıdır toplu taşıma araçları.

Üst ve alt geçitler sorunu tüm bu insanlar için büyük sorunlardan birisi. Kadınlar ev işlerinden sorumlu tutuldukları için alışveriş yapmak, çocukları okula/kreşe götürüp getirmek, son dönemlerde banka ve fatura işlemleri de kadının yükü haline gelmeye başlamıştır. Ücret karşılığı çalışan kadın ev işi olarak tanımlanan angaryaları da üstlendiği için ulaşım daha bir önemli hale geliyor. Elindeki yükler, çocuğu ve günün yorgunluğu ve eve ulaştıktan sonra yemek, sofra kurma, bulaşık gibi angaryaları da yerine getirecek kadın için durak aralarındaki uzaklık, alt/üst geçitler, kaldırımların darlığı, yolların araba park yeri olarak kullanılması gibi sorunlar kadınların yaşamını son derece zorlaştıran sorunlar.

Kadınlar kentsel yaşama katılmakta türlü problemlerle karşı karşıyayken bir başka trajedi kentsel dönüşüm projeleri.

Bu projeler ne anlama geliyor;

Evleri yıkılmış kent yoksullarının barınma hakkı kentten oldukça uzak ücra ve alt yapısı oluşturulmamış alanlara sürülmesi ile zaten vahim olan yaşam koşullarının daha yaşanmaz hale dönüştürülmesi demek oluyor.

Yani kentsel dönüşüm gerçekte para sahipleri ile fakir insanlar arasındaki bir mücadele alanı olarak karşımıza çıkıyor. Kadınların kentsel yaşama ve hizmetlere erişimi zaten hayli zor iken, bu süreçle birlikte artık kent merkezleri ve zaten az olan imkânları kadınlara daha da uzak hale geliyor. Kent merkezlerinden uzaklaştırılan kadınların iş yerlerine, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişebilmeleri çok daha zorlaşıyor. Yani kadınlar eve hapsediliyor.

Bir başka sorunumuz su, kanalizasyon ve yollar ile ilgili altyapı eksiklikleri. Tüm bu eksiklikler karşımıza iş yükü olarak çıkıyor. Yolların bozuk, çamurlu olması ev temizliğini ve çamaşır angaryasını aynı zamanda su sarfiyatını ikiye katlıyor.

Peki biz ne istiyoruz?

Sıraladığımız yapısal ve fiziksel sorunlar aslında bizim için birer talep. Kentler kadınların yurttaş ve kentli olarak görüldüğü, kısa, orta ve uzun vadede ihtiyaçlarımıza cevap verebilen bir donanım ile düzenlenmelidir.

Şiddet gören kadınlar için sığınma evleri istiyoruz; nüfusu 50 bini geçen her belediye sığınma evi açmak zorunda.

İnsanca yaşanabilir konutlar istiyoruz, konutlar kadınların kolayca kullanabilecekleri mimari özelliklere ve donanıma sahip değil.

Nitelikli ve ulaşılabilir sağlık ve eğitim kurumları istiyoruz; kolay ulaşılabilir ve cinsiyetçi bakış açısından uzak, kadınların gittiklerinde kolayca işlerini yürütebilecekleri altyapıya sahip…

Ücretsiz ve güvenilir dolaşım özgürlüğü; tacize uğramamak için oturma koltukları daha fazla, basamakları düz ayak başlayan, engelli vatandaşlar için kolaylaştırıcı donanıma sahip ve basamak aralıkları kolayca çıkılabilir nitelikte…

Angaryalarımız arasında bulunan çocuk ve yaşlı bakımının yerel yönetimler tarafından üstlenilmesini istiyoruz.

Ucuz ve sağlıklı besinlere ulaşabilecekleri kent pazarları istiyoruz.

Evde üreten kadınlar için sosyal güvence ve örgütlenme ve ürünlerini güvenle satabilecekleri mekanlar istiyoruz.

Kentin tüm sokaklarının kadınlar için daha güvenli ve nitelikli hale getirilmesi; karanlık sokakların aydınlatılması, yüksek kaldırımların, kadınların kolayca yürüyebileceği hale getirilmesi, sokakların araba park mekânları olmaktan çıkartılması, alt geçit ve üst geçit yerine düzayak yürünebilecek bir trafik mekanizmasının uygulanabilmesi için gerekli önlemlerin alınması

Özgürce gidebileceğimiz yeşil alanlar

Kadınların bir araya gelebileceği mekânlar beklenen taleplerimiz.

Tüm il ve ilçeler kadın dostu haline getirilmeli. Hamilelik, kemik erimesi, kucakta çocuk, evde çocuk ve bebek arabası ile bir kadın, tekerlekli sandalyesi ile ulaşmaya çalışan bir engelli, yaşlısı, hastası ile bu insanlar için tasarlanmış bir kent arzuluyoruz.

Bütçeyi hazırlarken, kadını toplumun yarısı olduğunu gözeterek hizmet noktası olarak görülmek istiyoruz.

Çözüm önerilerimiz;

Yerel yöneticilerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eğitmesi gerekiyor,

Yerel yönetimlerin yerel kadın sorunlarını bilmesi için bizi dinlemesi gerekiyor, bu nedenle mahalle meclislerinin yolunun açılması ve tüm meclislerde kadın kotasının uygulanması gerekiyor.

Yerel hizmet sunum raporu ve eylem planın hazırlanması ve kadın örgütleriyle işbirliğine ilişkin çalışma başlatması gerekiyor.

Sonuç;

Biz kadınlar erkeklerin yaşarken farkına bile varmadıkları ama bizim için hayati önem taşıyan şeyleri istiyoruz.

Dünya’da bize de ait olan şeyleri istiyoruz.

Yani bizden çalınan hayatlarımızı, umutlarımızı, mutluluğumuzu, insan olduğumuz hissinin hatırlanmasını istiyoruz.

Korkmadan yaşamak istiyoruz

Bizden çalınan geceleri ve sokakları istiyoruz.

Sokakta sakız çiğnemeyi istiyoruz.

Kararlarımızı kendimiz vermek istiyoruz.

Birilerinin bacısı, anası, karısı olarak anılmak değil kendi adımızla anılmak istiyoruz.

Satılmaktan, dövülmekten, tecavüz edilmekten kurtulmak istiyoruz.

Bütün bunlar kadar önemli olan! KARAR MEKANİZMALARINDA YER ALMAK İSTİYORUZ.

Nursel Şengür

Bursa, Kasım 2009

Kategori: Yeşeriyorum