Köşe Yazıları

İnanmamak ve Yalnızlık

Bir kurban bayramı daha geçti gitti. Üzerine bir de İsviçre’deki minare inşaatı yasağı eklenince inanç özgürlüğü gündeme ucundan da olsa girmeyi başardı.

Türkiye inandığını beyan edenlerin ezici çoğunlukta olduğu bir ülke. Dini pratiklerin hiç de bireysel ölçekte algılanmadığı bir toplumsal geleneğe sahibiz. Ancak faturayı islam dinine kesmek bence kolaycılıktır.

Benim sorunum Türkiye’nin dindar bir ülke olması değil. Benim derdim Türkiye Cumhuriyeti’nin sünni bir devlet oluşuyla ilgili. Kastettiğim şey de AKP iktidarı değil, yerleşik devlet pratikleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı. Tanıdık bir söylemi tekrarlıyorum fakat bu onu daha az doğru yapmıyor.

Nüfus cüzdanlarımızda din hanesi var. Okullarda zorunlu islam dersi var. Askerlikte yemek duası diye bir garip ibadet zorunlu. Devlet adına fetva veren müftülerimiz var. Her yerleşim birimine doktordan, öğretmenden önce imam atanıyor. Cemevleri ibadethane sayılmıyor. Diyanet işlerinde sünni islam dışında bir din ya da mezhebin temsilcisi yok vs…

Buraya kadar yazdıklarım hep söylenen şeyler. Türkiye’nin anayasasıyla çeliştiği yüzlerce noktadan biri.

Türkiye’de ne kadar tanrıtanımaz olduğunu bilemiyoruz. (Türkiye’deki insan yakma pratiği göz önüne alınırsa bilinmese daha da iyi olabilir.) Fakat sayıdan bağımsız olarak var olduğu bilinen bu insanların inanmama özgürlüğü için neler yapılabileceği hiç düşünülmüyor.

Toplumsal dışlanmışlıkta bir numara olan tanrıtanımazlar (her türlüsü) Türkiye’de örgütlense demokrat müslümanların ne kadarı onlara destek olur acaba? Hangi özgürlükçü siyasal hareket bağrına basar ve “sen de bizim bir parçamızsın” der?

İnanç özgürlüğünün tartışıldığı şu günlerde tartışmaların bir boyutuyla azınlık tartışması olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü iddaa ediyorum: Türkiye’deki en yalnız ve görmezden gelinen azınlık tanrıtanımazlardır.