Köşe Yazıları

İki günde savaştan ne anladığımdır – Gizem Kastamonulu

0

Bodrum’dan yola çıkan Barışa Yürüyorum İnisiyatifi grubuna Urfa’dan katılan Gizem Kastamonulu, Sur‘daki iki gününü yazdı

***

Urfa’dan katıldım yola. Birbirini pek de tanımayan ama bir haftalık yolculukta iyice yakınlaşmış, sabahın 4’ünde Harran otelin önünde Diyarbakır’a gitmeye hazırlanan, bir kısmı halay çekerek ısınmaya çalışan 70 kişiydik, Sur’u dinlemeye gitik, Bodrum Barış’a Yürüyorum İnisiyatifi’yle.

Sur’un 6 mahallesinde abluka sürüyordu, yeni yıl gecesi de sürdü. Surlu bir büfeci arkadaşımız patlama seslerinin yeni yıl gecesi 12’ye doğru başlayıp 12’yi geçe bittiğini yani 2016’ya bomba sesleri altında girdiklerini anlattı. Sigara almak için girdiğimiz büfede 2 saat kalakalmıştık. Zaten kime dokunsak karşısında kalakalıyorduk. Zaten bir şey yapamıyoruz bari dinleyelim demiştik ama dinledikçe bir şey yapamamanın yükü ağırlaştı da ağırlaştı. Bu dinlediklerinizi dönünce anlatın diye sıkı sıkı tembihlediler bizi. İşte bir haftadır bunları anlatamamanın bu yazıyı yazamamanın yüküyle oturdum durdum.

Hiçbir zaman Kürtler kadar dirençli olmadık direnişçi çıkmadık biz. Gezi’den sonra Diyarbakır’a bir gidişimde, ben heyecanlı heyecanlı Gezi’de ‘neler’ çektiğimizi anlatırken bir barış annesi “oh olsun” demişti şöyle göğsünü sıvazlayarak. Nasıl oturduysa içime, gözümden gitmez hala. O zaman da anlamıştım ne demek istediğini artık daha bi’ iyi anlıyorum.

31 Aralık’ta bir gün önce öldürülen sağlıkçı Aziz Yural için düzenlenen yürüyüşe katılacaktık. Misafiriz diye eylemin gözdesi de bizdik elbette. Belediyenin önünde toplandık. Kalabalıktan gelen sloganların yarısına katlıyor yarısına katılamıyorduk. Gençlik, Apo’nun fedaisiydi mesela, ya da ‘yabancı’ dildeydi sloganlar anlamıyorduk. Sloganlarla Sur’daki gerillanın direnişi selamlandı. Genel izlenim ‘barış isterseniz barışırız, savaş isterseniz savaşa da hazırız’ kıvamındaydı. Derken bir ses bombası patladı. Polis İstanbul’da da ses bombası patlatırdı ama Diyarbakır’da patlayınca insanın dizleri titriyormuş. Eyleme müdahale edileceği açıktı ama yine de yürüme kararı alındı.

21

Dağkapı’ya varmadan durdurulduk. Misafirler olarak en önlerde saf tutmuştuk, “hani belki bize vurmazlar diye” misafiriz ya. Figen Yüksekdağ basın açıklamasını okurken, bir bomba sesi daha geldi ve saniyeler sonra müdahale başladı. Gördüğümden, duyduğumdan, kokladığımdan çok daha kuvvetlisinden. Gazın da tazyikli suyun da tadı bir başka, kıvamı tam yerindeydi. Artık tam öldüm diyecekken bulduğun azıcık oksijenle hayata bağlandığın cinsten. Galeria İş Hanı’na saklandık. Ben oturup ağlamaya başladım korkudan. Karşıdan bir anne geldi ağlayarak yüzümü, gözümü paltosunun tersiyle temizleyip ağzıma bir küp şeker koydu. Ağlamamı kesmek zorunda kaldım. Yine misafirperverlikleri tutmuş, misafire böyle müdahale edilir mi diye kızıyorlardı polise. Siyah rangerların içinden kar maskeli uzun namlulu adamlar çıktı gözaltı yapmaya ve 5 arkadaşımız dahil 25 kişiyi aldı bizden.

Amed’de daha önce 2013 Newrozuna katılmıştım, barış sürecini başlatan mektubun okunduğu newroz. Orada da newroz ateşi o kadar büyüktü ki, izdiham olur da ölürüz diye korkmuştuk Sevil’le de protokole kaçmıştık. Bu son gelişimde ise o koca newroz ateşi çoktan söndürülmüştü. Korkmamız gereken de onu söndürenlerdi.

Sonra Sur’daki barış nöbetine gittik akşam, götüm götüm. Bizden önceki gün aydınlar grubu gitmişti Sur’a. Herhalde onlar gelecek diye Dağkapı’dan girilen o birkaç caddeyi açmışlar. Biz de oradan girdik. Bir sobanın etrafında nöbetçiler. Hala barış diyen. Onları da dinledik.

Fırat Anlı demişti, “Artık bıçak kemiğe dayanmayı geçti, kemiği kesiyor” diye. Öyle bir abluka ve saldırı altında ki Sur ama öyle de inatçı barış derken. Kucağında çocuğu öldürülen insanın barış diye ağladığını anlatıyorlar anlamıyoruz.

Bu safça bir barış talebi değil. Affedilecek bir devlet yok ki artık karşında barışasın. Bu barış sadece bir silahlar sussun talebi de değil. Adaletin sağlanmasından belki geçmişlerdir, böyle kıyımların tazmini olamaz. Haklar garanti altına alınmadıkça bu mücadele bir statüyle sonuçlanmadıkça savaşmaya devam diyen bir haklı barış talebi bu ve öyle Sur’da çatışan 100 – 150 kişinin değil Kürt halkının mücadelenin başından beri dile getirdiği talebin aynısı.

PKK veya HDP ile Kürt halkının arasındaki mesafe konuşuluyor, halkın onlara desteği azaldı mı diye. Benim insanların sözlerinden anladığım, orada 100 – 150 gerilla var ise onların arkasında barikata çay götüren anneler var, babalar var, çocuklar var. Çünkü onların çocukları ve şehitleri onlar. Eğer Kürdistan’daki her Kürdü öldürmeye ant içmediyse bu devlet, bu operasyonlarla sorunun çözülmeyeceğini artık herkes biliyor.

Sur’da, Cizre’de, Silopi’de bir tecrit uygulanıyor. Sur kapıları kapatılmış, kale içinde hapishane. Bu taraftan bakınca çok tehlikeli, ‘bu aralar gidilmez oralara’, keyifle kahveni yudumlayamazsın hanlarda dediğin; gidince de o insanlar orada yaşıyorlarsa bu şiddeti ve eşitsek eğer biz, gidip bir çaylarını içeriz diye ufak bir cesaret getiren insana. Ama çok değil. Dönüşte Sur’dan yalnız çıkamıyoruz mesela.

Gitmek bize iyi geldi orası kesin, onlara nasıl geldi emin değilim ama belki bu tecrit duygusunu biraz olsun hafifletmiştir diye umuyorum.

İleride umarım “beyaz suçluluğu” gibi “Türk tipi suçluluk” diye literatüre geçer şu hissettiklerimiz.

19-Gizem-Kastamonulu

 

Gizem Kastamonulu

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.