Hafta SonuManşet

Hindistan’ın en masalsı yanı: Hinduizm – Seran Vreskala

Trimurti

9 yıl evvel Hindistan’a taşındım ve 2 yılım orada geçti. Oraya taşınmadan bir kaç gün evvel arkadaşlarımla Teşvikiye’de bir kafede oturmuş, Hindistan hakkında neler bildiğimizi gözden geçiriyorduk. Laf döne dolana inançlarına geldi tabii. Bu onları en ilginç kılan konulardan biri değil miydi zaten? Hani ineğe tapınmaları, binlerce tanrılarının olması vs. Bunların dışında bildiğimiz öyle pek fazla bir şey yoktu inançları hakkında. Bu yüzden buraya gelir gelmez ilk öğrenmeye çalıştığım konulardan biriydi Hinduizm. Halbuki Hinduizm’in sadece kendisi o kadar renkle dolu ki. Sadece kitapları değil, karakterleri, tanrıları ve masalları da rengârenk. Eğer benim gibi masallara, efsanelere, öykülere, kahraman hikâyelerine çok düşkünseniz bu yazıdan çok keyif alacağınıza eminim.

İnsan maalesef en büyük hatayı bilmediği konularda ahkâm keserken yapıyor; sadece kulaktan dolma bilgilere dayanarak. Öyle ya, en azından bir şeyler söyleyebilmek ‘bilmiyorum’ demekten daha önemli değil midir bizler için? Ama işin aslını öğrenmeye gelince, kapılarımızı nedense kapatıyoruz. Kurbağaların sindirim sistemleri gibi ‘hayatın neresinde’ kullanacağımızı düşünüyoruz bu bilgiyi. Bence Hintlilerin inançları da bu göz ardı ettiğimiz, hayatın neresinde kullanacağımızı bilmediğimiz ve genelde dalga geçtiğimiz bilgilerden biri.

Bu yüzden bir şeyi açıklığa kavuşturalım önce; Hintliler öyle sanıldığı gibi ineklere, öküzlere tapmıyorlar, ama hayvanların etinden, sütünden, derisinden ve gücünden yararlandıkları için onları kutsal sayıyorlar. Sadece Tanrı Şiva’nın üzerine bindiği için ana tanrılardan sayılan Nandi isminde bir boğa tanrıları var ama bu bütün ineklere aynı muameleyi gösteriyorlar demek değil. Trafikte caddenin ortasında oturan ve bu yüzden bütün trafiği alt üst eden bir sürü inek, bufalo, öküz vs. görebilirsiniz. İnsanlar onları rahatsız etmektense etraflarından dolanmayı tercih ederler ama bu onlara taptıkları için değil, kutsal saydıkları içindir.

Brahma-Vishnu-Shiva

Hinduizm gerçekten son derece renkli, ilginç ve masalımsı öğeleri olan bir din.  Aslında din değil de bir yaşam biçimi diyebiliriz buna. Diğer dinlerden farklı olarak bir kurucusu, peygamberi veya bir otoritesi yok. Başlangıcı belirsiz. Bundan dolayı en eski ve çok tanrılı dinlerden biri sayılır. Milyonlarca tanrısı olduğu için de ibadet şekilleri ve törenleri konusunda çok esnektir.

Brahma, her biri pusulanın yönlerine bakan, dört başlı tanrı olarak sembolize edilir.

Hindular reenkarnasyona, yani yeniden doğuma inanırlar. Birçok tanrıya sahip olmalarının nedenlerinden biri de budur. Yaklaşık olarak 330 küsur milyon tanrıları olmalarına rağmen her şey, kısaca başlangıç aslında tek bir enerjiden yola çıkmıştır. O da Brahma’dır (tek gerçeklik) ve Tanrı Brahma evrenin yaratılışında büyük bir rol oynar. Ondan sonraki her tanrı da aslında Brahma, Vişnu ve Şiva’dan üremiştir. Tanrılar bir önceki tanrı ya da tanrıların reenkarnasyonu olduğu ve hiçbiri birbirinden ayrılmadığı için, -her ne kadar Hinduizm çok tanrılı bir din olmasına karşın- aslında başlangıcı tek bir tanrıdan oluşan bir din; yıllar geçtikçe de reenkarnasyonla birlikte birçok tanrılı dine dönüşmüş.

Her kral ve kral soyundan gelen savaşçılar ancak yıllarca meditasyon yaparak ve çile çekerek Brahma tarafından verilen özel güçler kazanmışlar ve tanrı unvanı almışlar. Brahma soyundan gelenler Brahman olarak adlandırılır ve en üst kast sayılır. İnanışları çilekeşlik üzerine yoğunlaşır. Yaşadıkları hayatta ne kadar çile çekerlerse, bir sonraki hayatta daha iyi bir başlangıç yapacaklardır.

Trimurti

 ‘Shiva’ ve ‘Vishnu’ da aynı zamanda Brahma kadar önemli tanrılardır ve bu üçü birbirine eşittir. Bu üçlüye de ‘Trimurti’ adı verilir.

Vişnu

Vişnu doğru davranışla özdeşleştirilir. Dünyadaki her iyi ve doğru şeyin koruyucusudur. Dört kolludur. Ganj Nehri’nin ayaklarının ucundan çıkıp aktığına inanılır.  Vişnu’nun tam 22 reenkarnasyonu var ve bunların en önemlileri ve en bilinenleri Kral Rama ile Tanrı Krişna’dır. Bazı yerlerde İsa Peygamber’in de Vişnu’nun bir reenkarnasyonu olduğuna inanırlar, bu yüzden İsa Peygamber’in Hindistan’da Hıristiyanlar dışında da pek çok takipçisi var.

Şiva, mavi renkte ve boynuna yılan dolanmış olarak sembolize edilir.

Vişnu koruyucu, Brahma yaratıcı, Şiva hem yok edici hem yaratıcıdır. Her ne kadar yok ediciliği ile bilinse de, kötülüğü de yok ettiği için olumlu bir güç olarak görülür. Şiva’nın yaratıcı gücü, cinsel organını temsilen ‘Lingam’ adı verilen sembolle anılır. 1008 adet ismi vardır ve birçok değişik formda karşımıza çıkar. Şiva’ya tapanlara ‘Şaivitler‘ denir ve bu kişiler Şiva’nın ‘Nihai Gerçek’ olduğuna inanırlar.              

                                                  Hinduizm’in kutsal kitapları

Hinduizm’in Kuran, İncil ya da Tevrat gibi bir kitabı olmamasına karşın onların İncil’i sayılan, ‘Ramayana ve ‘Mahabharata’ isimli destanları var. Bunları okumadan Hinduizm’i, Hintlilerin inandıkları yaşam biçimini anlayabilmek neredeyse imkansız… Her ikisi de diğer din kitapları gibi iyiyle kötünün savaşını anlatıp, mucizelere yer verir.

Shiva, eşi Parvati ve oğlu Ganesh

Vişnu’nun reenkarnesi olan Tanrı Krishna hakkındaki Mahabharata destanı ilk kitap olarak kabul edilir; yazarı Şiva’nin oğlu fil kafalı Tanrı Ganeş, şansın tanrısı olarak da bilinir. Hemen hemen tüm ev, araba ve ofislerde şans getirmesi için Ganeş’in resimleri ya da heykelleri kullanılır. Ganeş’in fil kafalı olmasının sebebi; bir efsaneye göre Şiva uzaktayken eşi Parvati, Ganeş’i dünyaya getirir. Şiva eve döndüğünde bu yabancı çocuğu görünce kafasını uçurur. Sonra gerçeği öğrendiği zaman pişman olup karşısına çıkan ilk hayvanın başını oğlunun gövdesine yerleştirir. Tahmin ettiğiniz gibi bu hayvan fildir. Babasının ilk gördüğü hayvanın kuş ya da gergedan olmaması da Ganeş’in şansı…

Ganeş

Bebek Krishna

Krişna ve Radha

Kitapta bahsedilen Tanrı Krişna aşkın, müziğin, dansın tanrısıdır ve dünyaya iyiliği koruyup kötülükle savaşması için gönderilmiştir. Doğduğu andan itibaren ‘Bebek Tanrı’ unvanını alır ve tanrı ve genç bir prens olarak çocukluğundan beri yol gösterici kabul edilir. Çoban kızlara olan yakınlığı ve Radha’ya olan ölümsüz aşkı birçok şarkıya ve resme ilham kaynağı olmuştur. Krişna her yerde mavi renkte sembolize edilir. Bilinen Krişna’ya adanmış en ünlü tapınaklardan biri olan Iskcon Tapınağı, Bangalore’dadır.

Prens Rama ve Sita

Diğer kutsal kitap Ramayana, içinde masalsı her türlü ögeyi barındıran, iyilikle kötülüğün savaşını anlatan bir kitap… Kitabın kahramanı yine Vişnu’nun reenkarnesi olan Rama isimli yarı tanrı yarı ölümlü bir prenstir. Rama her şeyin en iyisine, en güzeline ve bir kahramanın sahip olabileceği tüm güçlere ve bilgiye sahiptir. Veda’ların (bilgi) hepsini bilen prens, tabii ki hem son derece yakışıklı hem de çok kuvvetlidir. Hikâye üvey annesinin kral babasını kandırarak, Rama’yı dağlara sürdürmesiyle başlar. 9 yaşındaki karısı Sita ise Rama’yı yalnız bırakmaz ve onunla birlikte sürgüne gider. Fakat Sita 10 başlı kötü canavar Tanrı Ravana tarafından kaçırılır ve iyiyle kötünün savaşı böylece başlamış olur.

Kral Hanuman

Maymun Kral ‘Hanuman’ bu hikâyenin başkahramanlarından biridir. Yarı tanrı, yarı maymun olan Hanuman, aynı zamanda şekil değiştirme ve uçma yeteneğine de sahip… Savaşçılığı, cesareti, kuvveti, sadakati ve dürüstlüğü ile bilinir. Ramayana destanında Prens Rama’nın sağ kolu ve en güvendiği kişilerden biridir. Çok da iyi bir aşıktır. O kadar sevilir ki, Hintli kızların çoğu eşlerinin aynen Hanuman gibi olmasını diler.

Bu anlattıklarım Hinduizm’in en bilinen ve ünlü tanrıları. Yukarıda belirttiğim gibi Hinduizm’in tam 330 küsur milyon tanrısı var ve hepsi Trimurti’nin reenkarneleri, eşleri, çocukları ya da çocuklarının çocuklarıdır. Bu yüzden de çok tanrılı bir din haline gelmişlerdir. Her birine % 100 inanırlar ve aynı derecede saygı duyarlar.

 

Seran Vreskala

Kategori: Hafta Sonu